Seralarda gÜbreleme

Konu 'Fen Bilgisi 7. Sınıf' bölümünde sema55 tarafından paylaşıldı.

  1. sema55

    sema55 Üye

    Katılım:
    1 Kasım 2009
    Mesajlar:
    254
    Beğenileri:
    683
    Ödül Puanları:
    0

    ;)Seralarda gübreleme.....
  2. gamze_gamze

    gamze_gamze Üye

    Katılım:
    22 Ekim 2009
    Mesajlar:
    47
    Beğenileri:
    68
    Ödül Puanları:
    0
    Dünya üzerinde yaşayan bitkileri, yaşama başladığı andan itibaren incelemeye alan insanoğlu, tohumların toprak yüzeyine düştüğünü, sonra toprağa karıştığını, orada su alarak şiştiğini, kökçük ve kök mey¬dana getirdiğini, bu sırada kotiledon yaprakları oluşturup, toprak yüzüne çıktığını, yaprak ve sürgün verdiğini, sürgünün boyuna ve enine büyümesiyle gövdenin, dalların meydana geldiğini, sonra çiçeklerin or¬taya çıkarak, açarak, meyve vererek, tekrar tohum oluşturduğunu görmüştür. Meydana gelen olayın nasıl olduğunu çözmek için, başlangıçta gözlemler yapmış ve bitkileri, çevresini incelemiştir. Bitki çevresinde meydana gelen olayların, bitkileri etkilediklerini belirleyerek, bunun nasıl bir etki olduğunu bulmaya çalışmıştır. Bu çalışma şekline baktığımızda, bitki gelişmesi üzerindeki ilk bilgilerin daha çok gözlem ve kurguya dayalı olduğunu saptarız. Gözlem ve kurgu dönemi, orta çağa kadar uzanan oldukça uzun bir süreyi kapsamaktadır. Daha sonraki yıllarda denemeler kurulmuş, bitki ve toprakta analizler yapılmış, bu¬lunan sonuçlara göre yorum yapma tekniği geliştirilmiş, planlı - pro¬gramlı ve bilimsel içerikli yayınlar yapılmıştır.
    Bitki besleme ve gübrelemesine ait ilk bilgiler, milattan 384 yıl öncesine gitmekte ve filozof ARİSTOTELES' ten gelmektedir. Aristo bit¬kilerin gelişmeleri için gereksinim duyduğu maddeleri çaba göstermeden topraktan, doğrudan doğruya aldıklarını ileri sürmüştür. Aristo' nun en önemli bulgusu, bitkide bulunan maddelerin dışarıdan alınmasıdır.
    Aristo' nun görüşleri uzun süre kullanılmıştır. Ancak daha sonra bu görüş yerini 1579-1603 yıllarında yaşayan A. CESALPINO' nun " Bitkiler gereksinim duydukları maddeleri topraktan suyla birlikte alır görüşüne bırakmıştır. 1560' lı yıllarda PALISSY, bitki büyümesinde tuzların önemine ait çeşitli gözlemler yapmış ve "Çeşitli Tuzların Kullanılması " isimli bir kitap yayınlamıştır. Bu bilim adamının düşünce ve yayını onun yaşadığı zaman içinde ve çevresinde pek yankı uyandırmamışsa da, daha sonraki yıllarda bu düşünceleriyle ün kazanmıştır.
    FRANCIS BACON (1561-1624) bitkilerin asal besin maddesinin su olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca bitkileri fazla soğuk ve sıcaktan koru¬mak gerektiğini savunmuştur.

    Bitki beslemede ilk araştırma Belçikalı fizikçi ve kimyager JAN BA-PISTE VAN HELMONT (1577-1655) tarafından yapılmıştır. Araştırıcı yaptığı denemede, dışarıdan içine hiçbir şeyin giremeyeceği galvaniz saksıya, 90.7 g toprak koymuş ve sonra saksıya 2.3 kg ağırlığında bir söğüt fidanı dikmiştir. Bitkiyi 5 yıl süreyle sadece yağmur suyuyla su-lamıştır. Beş yıl sonunda ağacın 77.1 kg olduğunu ve toprağın 57 g düştüğünü saptamıştır. Ağaç çok fazla ağırlaştığı halde, toprakta çok az bir azalma meydana gelmiş, topraktaki bu azalma araştırıcı tarafından deneme hatası olarak yorumlanmış ve ağaçtaki gerçek ağırlık artışının dışarıdan verilen suyla ortaya çıktığı savunulmuştur. Bu görüş de uzun yıllar gündemde kalmıştır.
    ROBERT BÖYLE (1627-1691) kabak bitkisiyle yapüğı denemede bit¬kilerden aldığı örnekleri damıtmaya tabi tutmuş ve sonunda bitkilerin sudan oluşturduğuna inandığı tuz, maden oksit, alkol ve yağ gibi mad¬deleri içerdiğini açıklamıştır.
    Bitki ile ilgili olarak MARCELLO MALPIGHI (1628-1694) ve EDME
    MARIOTTE (1620-1684), " bazı maddeler topraktan kök aracılığı ile suy¬
    la alınır, yapraklara gelen bu maddeler orada yararlı şekilde işlenir, bit¬
    kiler de hayvanlar gibi solunum yapar şeklinde fikirler ortaya atmıştır.
    Böylece bitkiye alman maddelerin kimyasal değişime uğradığı ilk kez
    vurgulanmıştır. Aynı yıllarda STEPHAN HALES (1677-1761) yaprakların
    sadece kimyasal değişiklik yapmadığını, aynı zamanda transpirasyon
    olayını da gerçekleştirdiğini, böylece köklerle aldığı suyu yapraklarda
    kaybettiğini açıklamıştır. ^
    Alman kimyager J.R. GLAUBER (1604-166 sığır dışkısında po¬tasyum nitratın bulunduğunu, bunun bitki tarafından alınabildiğini, bitki gelişmesinde suyun değil, potasyum nitratın rol oynadığını sa¬vunmuştur.
    İngiliz araştırıcı JOHN MAYOW (1643-1679), Glauber gibi düşünerek yeni bazı deneylerle bitkilerin büyümesinin durduğu soğuk dönemlerde toprakta potasyum nitratın çoğaldığını, bitkilerin canlanıp büyümeye başladığı yaz döneminde bitki tarafından bu maddenin alınmasıyla mik¬tarının azaldığını ortaya koymuştur.
    Bu döneme kadar atmosfer üzerinde fazla durulmamıştır. K. W. SCHEELE (1742-1786) atmosferde oksijen bulunduğunu, bitkilerde yanma sonucu oksijen çıktığını ve beslenmede oksijenin yeri bu¬lunduğunu vurgulamıştır.
    İngiliz JETHRO TULL (1674-1741) bazı ilginç bilgiler vermiştir. Aslında politikacı olan Tull çiftliğinde birçok denemeler yapmıştır. Bu denemelerde elde ettiği sonuçlar şunlardır:

    a. Bütün bitkiler özdeş gıda, yani toprak parçaları ile beslenir,
    b. Köklerin gelişmesiyle oluşan basınç, köklerin topraktan bu
    parçaları almasını sağlar,
    c. Toprak işlemesi toprağı ufalar ve bitkiler ufalanmış topraktan daha
    çok besin maddesi alır,
    d. Bitkileri nöbetleşe yetiştirmek daha iyidir,
    e. Sıcaklık ve nem iyi durumda ise, herhangi bir toprak herhangi bir
    bitki için en iyi gelişmeyi sağlar,
    f. Ahır gübresi toprağı inceltir. Kolay parçalanmasını sağlar ve işlenir
    hale getirir,
    h. Bitkiler serpme yerine sıraya ekilmelidir.
    Bu zamana kadar bitki gelişmesinde tek bir temel maddenin olduğu görüşü hakimdi. 1775 senesinde FRANCIS HOME bitki gelişmesinde bir temel maddeden çok, birden fazla maddenin bulunduğunu ileri sürmüştür. Hava, su toprak, çeşitli tuzlar, yağ ve depolanmış enerjinin bitkinin temel maddeleri olduğunu açıklamıştır.
    Organik yapıya sahip bitkisel ve hayvansal atıkların parçalanmasıyla oluşan humusun bitki besin maddesi olduğuna J.G.VALLERIUS (1796) dikkati çekmiştir. Böylece " Humus Kuramı " nı ortaya koymuştur. Bu kuram içinde, humusun kireç ve kimi mineral tuzların çözünürlüğünü arttırdığını, bitkilerin humustan dolaylı olarak yararlandığını vur¬gulamıştır.
    Hayvanlarda solunum olayı üzerinde çalışan PRIESTLEY (1775), hay¬vanların solunumla kirlettiği havayı gelişmekte olan nane bitkisinin te¬mizlediğini deneysel olarak ortaya koymuştur. JEAN SENEBIER (1742-1809), Priestley'in tezini daha da ileri götürerek bitkilerin havayı yap-raklarıyla çevreden aldıklarını açıklamıştır.
    1800' lü yıllardan sonra geçmişte yapılan çalışmalar dikkate alınarak tarımda, tarımsal kimyanın kurulması zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Böylece THEODERE DE SAUSSURE (1767-1845) yeni yöntemler geliştirerek kapalı bir ortamda, miktarı bilinen karbondioksit ile hava karışımında bitki yetiştirmek suretiyle karışımda ve bitkide oluşan değişiklikleri incelemiştir. Solunum sırasında oksijenin değil kar¬bondioksitin alındığını, fotosentezde kullanıldığını, sonuçta oksijenin ve¬rildiğini ve bitkilerdeki karbon kaynağının toprak değil hava olduğunu ileri sürülmüştür. Araştırıcı yaptığı çeşitli deneme sonuçlarını aşağıdaki şekilde maddeler halinde sıralamıştır:

    a. Bitkiler gelişmelerinde kullandıkları maddelerin bir bölümünü to¬
    praktan alır,
    b. Bitkiler azotu havadan değil topraktan alır,
    c. Mineral maddelerin topraktan alınmasında köklerin seçici özelliği
    vardır,
    d. Mineral maddeler topraktan suda çözünmüş halde, suyla birlikte
    ve her biri tek tek alınır,
    e. Bitkiler yandığında kül oluşur,
    f. Su içersinde tohumdan yetiştirilen bitkilerde tohumda bulunan
    miktarda kül bulunur,
    g. Daha önce ortaya atılan ve bitkilerin tuz oluşturduğu kavramı
    yanlıştır. Tuzlar topraktan seçilerek bitki tarafından alınır.
    Özel bir çiftlik kuran, ancak çok gezen ve gören bir bilim adamı ola¬rak BAPTISLE BOUSSINGAULT (1802-1887) tarla denemeleri yapmıştır. Bitki besin maddelerini tartarak bunları belli büyüklükteki parsellere vermiş, parselden alman ürünlerin ağırlığını tespit ederek bitkilerdeki çeşitli besin maddelerinin ne kadarının topraktan, ne kadarının hav¬adan ve sudan geldiğini çizelgeler yaparak ortaya koymuştur. Ayrıca ahır gübresi verilmesi ve verilmemesi, ekim nöbeti (münavebe) yapılıp yapılmaması durumunda bitkilerde ortaya çıkan farklılıkları açıklamıştır.
    Bu dönemlerde Alman kimyager JUSTOS VON LIEBIG1 in (1803-1873) sunduğu rapor büyük ilgi toplamıştır. Liebig1 in raporundaki ana noktalar sırasıyla şunlardır:
    a. Bitkilerde bulunan karbon kaynağının humus olarak düşünülmesi
    hatadır,
    b. Humusun parçalanması ve karbondioksitin oluşması, kimi mine¬
    ral maddelerin çözünmesine yardım eder. Yaprakları henüz yeteri kadar
    karbondioksit absorbe edemeyecek düzeydeki genç bitkilerde kar¬
    bondioksitin kökler aracılığı ile topraktan alındığı varsayılabilir,
    c. Bitkiler gereksinim duyduğu karbonu havadan yaprakları vasıta¬
    sıyla alır,
    d. Bitkiler oksijen ve hidrojeni sudan akr,


    a. Bitkiler gelişmelerinde kullandıkları maddelerin bir bölümünü to¬
    praktan alır,
    b. Bitkiler azotu havadan değil topraktan alır,
    c. Mineral maddelerin topraktan alınmasında köklerin seçici özelliği
    vardır,
    d. Mineral maddeler topraktan suda çözünmüş halde, suyla birlikte
    ve her biri tek tek alınır,
    e. Bitkiler yandığında kül oluşur,
    f. Su içersinde tohumdan yetiştirilen bitkilerde tohumda bulunan
    miktarda kül bulunur,
    g. Daha önce ortaya atılan ve bitkilerin tuz oluşturduğu kavramı
    yanlıştır. Tuzlar topraktan seçilerek bitki tarafından alınır.
    Özel bir çiftlik kuran, ancak çok gezen ve gören bir bilim adamı ola¬rak BAPTISLE BOUSSINGAULT (1802-1887) tarla denemeleri yapmıştır. Bitki besin maddelerini tartarak bunları belli büyüklükteki parsellere vermiş, parselden alman ürünlerin ağırlığını tespit ederek bitkilerdeki çeşitli besin maddelerinin ne kadarının topraktan, ne kadarının hav¬adan ve sudan geldiğini çizelgeler yaparak ortaya koymuştur. Ayrıca ahır gübresi verilmesi ve verilmemesi, ekim nöbeti (münavebe) yapılıp yapılmaması durumunda bitkilerde ortaya çıkan farklılıkları açıklamıştır.
    Bu dönemlerde Alman kimyager JUSTOS VON LIEBIG' in (1803-1873) sunduğu rapor büyük ilgi toplamıştır. Liebig' in raporundaki ana noktalar sırasıyla şunlardır:
    a. Bitkilerde bulunan karbon kaynağının humus olarak düşünülmesi
    hatadır,
    b. Humusun parçalanması ve karbondioksitin oluşması, kimi mine¬
    ral maddelerin çözünmesine yardım eder. Yaprakları henüz yeteri kadar
    karbondioksit absorbe edemeyecek düzeydeki genç bitkilerde kar¬
    bondioksitin kökler aracılığı ile topraktan alındığı varsayılabilir,
    c. Bitkiler gereksinim duyduğu karbonu havadan yaprakları vasıta¬
    sıyla alır,
    d. Bitkiler oksijen ve hidrojeni sudan ai^r,
    e. Bitki organlarında oluşan asitlerin nötrleşmesi için alkalilere ge¬
    reksinim vardır,
    f. Tohumların oluşması için magnezyum ve fosfatlara, çayır ve
    tahılların gelişmesi için potasyum silikatlara, diğer bitkilerin gelişmesi
    için de belli minerallere mutlak gereksinim vardır,
    g. Bitkiler ayrım gözetmeksizin çözünebilir haldeki her şeyi topraktan
    absorbe eder, gereksiz olanlarını kökler aracılıyla dışarı atar,
    h. Bitkiler çeşitli besin maddelerine gereksinim duyarlar. Gereksinim duyulan bu maddeler içinde 10 tanesi bitkiler için mutlak gerekli ele¬mentlerdir. Bunlar karbon, hidrojen, oksijen, azot, fosfor, potasyum, kalsiyum, magnezyum, kükürt ve silisyumdur. Bu maddelerin alınma¬sında minimum yasası uygulanır,
    i. Bitkiler azotu, hava veya topraktan amonyak şeklinde alır.
    Bu bilgiler ışığı altında Liebig, "Patent Gübre " hazırlamıştır. Ancak karışımı yaparken fosfor ve potasyum tuzlarını kireçle karıştırıp ısıtmış ve bilmeden suda çözünmeyen bileşikler oluşturmuştur. Bu yüzden hazırladığı patent gübrenin yetiştiriciler tarafından kullanılması bit¬kilerde olumsuz etki meydana getirerek büyük tepkiler almasına yol açmıştır. Liebig' in yazdığı ve yayınladığı "Kimyanın Tarıma ve Fiz¬yolojiye Uygulanması " kitabında, bitkiler için gerekli olan elementler¬den birinin noksan yada yok olması durumunda topraktan kaldırılan ürün miktarının, bu minimumdaki besin maddesinin durumuna göre belirleneceği açıklayan " MİNİMUM YASASI ortaya atılmıştır. Bu yasa sonraki yıllarda bitki besleme ve gübreleme konusundaki çalışmaların temel dayanağı olmuştur.
    1843 senelerinde J.B. LAWES ve J.H. GILBERT İngiltere1 de Ro-thamsted Tarım Araştırma İstasyonunu kurmuştur. Bu istasyonda alman ilginç sonuçlar diğer ülkelerde de buna benzer araştırma is¬tasyonlarının kurulmasını gündeme getirmiş ve bir çok ülkede tarım araştırma istasyonları kurulmuştur.
    Rothamsted Tarım Araştırma İstasyonu kuruluşundan 12 yıl sonra yaptığı deneme sonuçlarını açıklamış ve bu açıklamada aşağıdaki bil¬gilere yer verilmiştir:
    a. Fosfor ve potasyumun., her ikisi de.bitkilerin gereksinim duyduğu
    maddelerdir,
    b. Bitki külü kapsamında bulunan mineral madde miktarı bitki ta¬
    rafından alınması gereken miktarın tam ölçüsü olamaz,

    c. Baklagil olmayan bitkiler ayrıca azota gereksinim duyar. Toprakta
    yeteri kadar azot, fosfor ve potasyum bulunmaması halinde ürün mik¬
    tarı arttırılamaz, . . -r
    al •}/ fftnys'înîuiin İTIOİ ;?J?JLÎÇ!;İC ıiifBİniutiöı ,1
    d. Atmosferden yağışlarla toprağa gecen amonyak, bitkilerin azot ge-
    reksinimini tam karşılayamaz, . ,
    e. Toprak verimliliği kimyasal gübrelerin kullanılmasıyla uzunca bir
    süre korunabilir,
    f. Nadasın görevi, toprakta bulunan organik azot bileşiklerini
    parçalamak ve azotun bağımsız hale geçmesini sağlamaktır,
    g. Kimyasal gübreleri kullanmakla nadassız tarım yapılabilir.
    Bu düşüncelerin çoğu, halen birçok kişi tarafından benimsenmekte
    ve kullanılmaktadır. ,...-,.
    1852 senesinde İngiliz araştırıcı THOMAS WAY, bir çiftçinin çiftliğinde ahır gübresiyle yaptığı denemeyi yorumlayarak bitkilerin top¬raktan besin maddelerini alırken ortaya çıkan katyon değişimine ait ilk bilgileri vermiş ve toprakta bulunan kilin katyon değişmesinde önemli rol oynadığını vurgulamıştır. Ancak bu görüş de zamanında pek ilgi görmemiştir.

    Serlerde Gübreleme

    Prof Dr Atila GÜNEY - Doç Dr Cihat KÜTÜK


    umarım aradığın budur.. :)
    sema55 bunu beğendi.
  3. gamze_gamze

    gamze_gamze Üye

    Katılım:
    22 Ekim 2009
    Mesajlar:
    47
    Beğenileri:
    68
    Ödül Puanları:
    0
    devamı ;

    Azotun, toprak ve bitki ile olan ilişkisi u/uıı süre aydınlığa kavuşturulamamıştır. 1878 senelerinde iki Alman bakteriyologu TE-ODERE SCHLOESING ve ALFRED MÜNTZ, lağım suyunu kum ve kireçten yapılmış filtreden defalarca geçirerek temizlemişlerdir. Bu süzükte başlangıçta sadece azotun bulunduğu belirlenmiştir. Ancak 28 gün sonra süzük incelendiğinde içinde nitratların oluştuğu, nitrat oluşan süzüğe dezenfektan bir madde olan kloroform karıştırıldığında nitrat oluşumunun durduğu, bu süzüğe tekrar biraz süzülmüş lağım suyu katıldığında ise tekrar nitrat oluşumu meydana geldiği sap¬tanmıştır. Böylece nitrifikasyon olayının süzükte bulunan bazı canlılar tarafından yapıldığı sonucuna varılmıştır. Bu buluş, ROBERT WAR-RINGTON tarafından geliştirilerek amonyağın önce nitrite ve sonra nit¬rata dönüştüğü ve nitrifikasyonun iki aşamada meydana geldiği şeklinde yorumlanmıştır. Daha sonra 1885' de TED BERTHELOT belli organizmaların havanın bağımsız azotunu özümlediğini bulmuştur. 1892' de BEIGRINGK nitrifikasyonda yer alan bu özel organizmaların "Bacillus radicicola" olduğunu bakterileri izole ederek kanıtlamıştır.;



    Yirminci yüzyıla girildiğinde bir çok alandaki yenilikler, bitki beslen¬me konusunda da kendisini göstermiştir. Bu yenilikleri şöylece özetleyebiliriz:
    a. Kültür topraklan süresiz olarak bitki gelişmesini sağlar,
    b. Toprak ana kayaların parçalanmasından oluşmuştur,
    c. Parçalanıp dağılma, tekrar birleşme ve çökelmeler toprakların
    özelliklerinde önemli farklılıkların ortaya çıkmasına etki yapar,
    d. Bitki gelişmesi için toprakta yeteri kadar mineral madde bu¬
    lunmalıdır,
    e. Bitkiler gereksinim duydukları mineral maddeleri topraktan alır,
    f. Kök hücrelerinin osmotik özellikleri bitkilerin topraktan su alma
    güçleri ile yakından ilgilidir,
    g. Bitkiler tarafından alınan mineral madde miktarı toprakta bu¬
    lunan mineral madde miktarından ayrımlıdır,
    lı. Bitki gelişmesi yağış ve çevre sıcaklığı ile ilgilidir.
    ı. Toprağa karıştırılan maddeler çoğunlukla bitki gelişmesini olumlu yönde etkiler,
    i. Topraklan sadece parça büyüklüğüne göre kumlu, tınlı ve killi ola¬rak ayırmak büyük önem taşımaz,
    j. Toprağın geçmişi; üzerinde yetiştirilen değişik bitkiler, toprak işlemesi ve gübrelemesi, çevre koşullan dikkate alınarak ortaya konur.
    1918 yılında GEDROIZ tarafından yapılan çalışmalar sonucu top-raklann iyonları ayrımlı bir biçimde absorbe ettikleri bulunmuştur. Örneğin potasyumun yer değiştirme gücü, sodyuma göre daha kuv¬vetlidir. Kil tarafından potasyum daha kuvvetle tutulur.
    Bitkilerin beslenmesinde çok değişik elementler yer alır. Bunların bir kısmı ana maddeleri oluştururken, bir kısmı minör elementler olarak kalır. Mangan, bor, çinko, molibden, klor, sodyum, demir gibi ele¬mentler bitkiler tarafından az bile almsalar, aynen potasyum, fosfor ve azot gibi mutlak bitki besin elementleridir.
    Yirminci yüzyılda radyo izotoplannın devreye girmesiyle etiketlenmiş besin maddelerinin topraktaki hareketleri, bitki tarafından nasıl, ne miktarda ve ne formda alındıkları, bunlann bitki içinde nasıl taşındığı,

    nerelere götürüldüğü, asimilatların oluşumu ve bunların depo edilişleri, depo maddelerinin değişimi ve tekrar kullanımı rahatlıkla ortaya ko¬nulmuştur.
    Günümüzde değişik koşullarda, değişik bitkilerin beslenme düzenleri üzerindeki çalışmalar halen devam etmektedir. Kontrollü üretim koşullarında bazı bitkilerin neredeyse sınırsız derecede ürün verecekleri ortaya çıkarılmaktadır. "Su Kültürü " ve "Topraksız Yetiştiricilik " artık her anlamda pratikte kullanılır hale gelmiştir. İnsanoğlu uzayı tanıma ve keşfetmek üzere başlattığı çalışmalarda, çok uzun süreli uzay yolculuklarında insanların beslenmeleri için yeni yeni yetiştirme yöntemleri denemekte, tüpler ve cam fanuslar içinde günlük yetiştiricilik yaparak kütle üretim planları üzerinde durmakta ve buna uyum gösterecek bitkilerin seçilmesine çalışmaktadır. Bu olağanüstü çalışmalara rağmen dünyada artan insan nüfusunun besin gereksinimi sağlamak için toprak verimliliği ve bitki yetiştiriciliği konusundaki olağan araştırmalar halen sürdürülmekte ve bu çalışmalar sayesinde yeni yeni birçok yöntem devreye sokulmakta ve daha ileri düzeyde çalışmalar, planlar yapılmaktadır. "İlmin Sonu Yoktur" sözü yapılan çalışmaların şu an olduğu gibi gelecekte de devam edeceğini en güzel ve en anlamlı şekilde özetlemektedir.

    Serlerde Gübreleme

    Prof Dr Atila GÜNEY - Doç Dr Cihat KÜTÜK

Sayfayı Paylaş