Sessiz Gemi Adlı Şiirinin Tahlili

Konu 'Edebiyat 12.Sınıf' bölümünde sementa.38 tarafından paylaşıldı.

  1. sementa.38

    sementa.38 Üye

    Katılım:
    17 Kasım 2009
    Mesajlar:
    646
    Beğenileri:
    363
    Ödül Puanları:
    64
    Yer:
    kayseri

    Yahya Kemal'in Sessiz Gemi Adlı Şiirinin Tahlili

    SESSİZ GEMİ

    Artık demir alma günü gelmişse zamandan,
    Meçhûle giden bir gemi kalkar bu limandan.

    Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
    Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

    Rıhtımda kalanlar bu seyâhatten elemli,
    Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli,

    Bîçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
    Hicranlı hayâtın ne de son mâtemidir bu!

    Dünyâda sevilmiş ve seven nâfile bekler;
    Bilmez ki giden sevgililer dönmiyecekler.

    Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,
    Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden.

    SESSİZ GEMİ ŞİİRİNİN TAHLİLİ


    Artık demir almak günü gelmişse zamandan
    Meçhûle giden bir gemi kalkar bu limandan.

    Şairin, bu kısa ama anlamlı şiirinin giriş beyti gerek ses ahengi gerekse de zihnimizde canlandırdığı resim itibariyle bizi hemen kendisine çekiveriyor.
    Daha ilk beyitte hemen hemen bu şiiri okuyan herkesin gözünün önüne bir liman, bir gemi resmi çıkıverir. Bu da bu şiirin tasvir konusunda da ne kadar güçlü olduğunu devamındaki beyitlerde ispatlayacaktır. Başta da söylediğimiz gibi sembolizmin Türkiye’deki öncü şiirlerinden biri olan Sessiz Gemi şiiri için kelimelerle çizilen resimdir de diyebiliriz.


    Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
    Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol.

    Bir gemi düşünün ki hiç yolcusu olmayacak ve giderken onu uğurlayan kişiler el sallayamayacak. Hele bu işin içinde ölüm varsa bu hareketler oldukça garip kaçacaktır. Gerçi günümüzde hiçbir dinde tasvip edilmeyen alkışlama, şarkı söyleme gibi çağ dışılıktan da öte yobazlıkla ilişkilendirebileceğim tutumları göz ardı ederek bunları söylüyorum.
    Şiirimizin ikinci beytinde resme biraz daha renk katıldığını görürüz. Bu beyitte de yine o ses ahengi devam eder. Okurken sanki bir ritim size eşlik eder. Bu da şiirin müzikal bir yönünün olduğunu gösterir. Ki bu şiirin şarkı olarak diller de dolanması da bunu ispatlamaktadır.

    Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
    Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli,

    Bir de yolculuk düşünelim. Ama bu şiirin sembolize ettiği ölüm yolculuğu olmasın. Bir annenin oğlunu askere uğurlamasını göz önüne getirin. Evladını asker ocağına kim bilir ne düşüncelerle gönderiyor. O anın resmini çizmek istese bir ressam acaba o elemi nasıl çizerdi? Bunu çok merak ediyorum. Hele hele ülkemizdeki gibi evlatlar askere kurbanlık niyetine yollanıyorsa…
    Türk analarındaki bu yüksek düşünce bizleri belki de binlerce yıldır ayakta tutan nedenlerden bir tanesi. Onun içindir ki her ana, yavrusunu asker ocağına gönderirken büyük bir keder içindedir. Ve o askerlik süresi boyunca gözü hep kapıdadır. Oğulcuğu her an çıkıp geliverecek gibidir. Ama yüreğinin bir köşesinde hep kara bir düşünce de vardır.. “Ya gelmezse!” diye..

    Bu örneği size şiirin her beyitine onlarca anlam yüklenebilir olduğunu göstermek için verdim. Aslında ölüm tasvir ediliyor ama bakın burada ben bu düşünceye de hasıl oldum. Zaten bir şiiri veya nesri önemli kılan ve onu büyük eser eden özelliklerden bir tanesi de o eserin her okunduğunda zihnimizde yeni bir çağrışım uyandırmasıdır.

    Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
    Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

    Bu beyitte ise şair artık asıl maksadını işaret etmeye başlıyor ve resme bir fırça darbesi daha atıyor. Bu beyitte şairin karamsarlığını da görmek mümkün. Aslında şiirin tümünde olan bu karamsarlık, burada çaresizliği de yanına alarak karşımıza çıkıyor. Aruz şiirinin yalnızca Osmanlı Türkçesi ile yazıldığını sananlar Mehmet Akif Ersoy ve Yahya Kemal Beyatlı’nın şiirlerini okuduğunda bu düşüncenin yanlışlığını apaçık görmektedirler. Hele hele İstiklal Marşı’nı bile hece şiiri sanıp parmak hesabına düşenleri de gördükten sonra Türkçe aruz şiirinin ülkemizde yeterince anlaşılamadığını düşünmeye başlıyorum.

    Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
    Bilinmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.

    Aslında bu şiiri sevgililerine aşk şiiri diye gönderenleri önceleri yadırgıyordum ama yukarıdaki beyitlerde söylediğim gibi “her okuyanda farklı düşünceler meydana getirmelidir” sözüm yüzünden bunu söyleyemiyorum Çünkü bu beyit beni bu yadırgamamdan alıkoyuyor. Bu beyiti sevgilisinden ayrılmış birinin sevgilisine gönderdiğini hayal ediyorum.. Ne kadar anlamlı bir beyit… Bu şiiri pek çok şiirsever gibi öyle üstün körü okusaydım ben de elbet ayrıldığım sevgilime bu beyiti hiç sakınmadan gönderirdim..

    Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,
    Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden.

    Şiirimizin son beyitinde şiire anlamlı bir nokta konduğu gibi zihnimizde oluşan tablo da öyle yarım bırakılmıyor. Bilakis tabloyu şiiri okuyanın tamlaması için eline bir fırça ve boyalar veriliyor. Şiiri okuyan ister siyaha boyar ister maviye…

    Şimdi şiir yazma gayretinde olan insanların şapkalarını önlerine koyup bir kere daha düşünmelerini istiyorum. Böylesine şiirler yazmak elbette her kişinin harcı değil ama en azından yazılan şiirleri ya da okunan şiirleri böylesine farklı bir bakış açısıyla irdelemek gerektiğine inanıyorum. Yani her alt alta gelen dizenin şiir olmayacağı düşüncesi herkeste oluşmalıdır. Günümüzde ne yazık ki aruz şiirinden daha zor bir tür olan serbest şiir almış başını gidiyor. Böyle binlerce şiircik okumuş biri olarak şiirleri üzerinde emek vermeyen, onları her açıdan akıl ve hayal süzgecinden geçirmeden başkalarıyla paylaşan insanların biraz daha titiz olmalarını ümit ediyorum.
    Biçim Yönünden inceleme
    Ölçü : Şiirde aruz ölçüsü kullanılmıştır.
    Kafiye ve redifleri
    Artık demir alma günü gelmişse zaman dan, -dan >redif -man> zengin kafiye
    Meçhûle giden bir gemi kalkar bu liman dan.

    Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır y-ol; -ol > tam kafiye
    Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir k-ol.

    Rıhtımda kalanlar bu seyâhatten el-em-li, -li > redif -em> tam kafiye
    Günlerce siyah ufka bakar gözleri n-em-li,

    Bîçare gönüller! Ne giden son gemi-dir bu! -dir bu > redif -emi> zengin kafiye
    Hicranlı hayâtın ne de son mâtemi-dir bu!

    Dünyâda sevilmiş ve seven nâfile b-ekler; -ekler> zengin akfiye
    Bilmez ki giden sevgililer dönmiyec- ekler.

    Bir çok gidenin her biri memnun ki yer-inden, -inden >redif -er> tam kafiye
    Bir çok seneler geçti; dönen yok sefer-inden.
    Şiirde zengin bir kafiye redif örgüsü vardır. Ahenk hem aruz ölçüsü hem de kafiye rediflerle zenginleştirilmiştir. Ayrıca şiir iç ahenk bakımından da zengindir.
    Bazı ses ve sözcükler tekrar edilerek bu zenginlik sağlanmıştır.
    Birinci beyitte gemi- giden, günü –gelmişse sözcüklerinde g sesi tekrar edilmiş.
    İkinci beyitte yolcusu- yol, yokmuş sözcüklerinde “y “ sesi tekrar edilmiş.
    Diğer beyitlere bakıldığında onlarda da bu iç zenginliğin olduğu görülecektir. Yahya Kemal, şiirde musikiyi en iyi işleyen şairlerimizdendir.
    Üslup:
    Şair dile o kadar hâkimdir ki. Şiirden bir sözcük çıkarsanız şiirin büyüsünün bozulduğunu göreceksiniz. Türkçeyi ustalıkla aruza uygulamıştır. Şiir oldukça sade bir Türkçe ile yazılmıştır. Manasını bilmediğimiz bir sözcük yoktur. Ölüm temasını hiç ölüm sözcüğü kullanmadan ustalıkla işleyebilme maharetini gösteren şair insanı adeta mest eder. Kullandığı sözcükler musikinin eşliğinde adeta dans ederek ağızdan dökülür kulaklarda hoş bir seda bırakır. Şair şiirle resim çizme maharetini de göstermiştir. Şiiri okuduğunuz zaman gözünüzde bir tablo canlanıverir hemen.
    Tema:
    Ölüm.
    Hayatı ve Edebi Kişiliği
    Yahya Kemal Beyatlı(2 Aralık 1884-2 Kasım 1958)
    Yahya Kemal Beyatlı (gerçek adı: Ahmed Agâh) (d. 2 Aralık 1884 - ö. 1 Kasım 1958), Türk şair ve yazar.
    1884 yılında Yenimahalle Üsküp'te dünyaya gelmiştir. Annesinin ismi Nakiye, babasının ise İbrahim Naci'dır. Asıl adı Ahmed Agâh'tır. İlköğrenimini Üsküp'te gördü. İstanbul Vefa Lisesi mezunudur. Başlangıçta Sultan II. Abdülhamit yönetimine karşı muhaliflerin safında yer alarak 1903'te[1] Paris'e gitti. Fransa'da siyasal bilgiler okurken hocası Albert Sorel'in etkisinde kaldı ve düşüncelerinde değişmeler oldu.
    Fransa'da 9 yıl kaldı. Fransız edebiyatını ve edebiyatçılarını yakından tanıma imkânı buldu. Onlardan etkilendi. Doğu Dilleri Okulu'na devam ederek Arapça ve Farsça'sını geliştirdi. Divan şiiri üzerinde yoğunlaştı.
    1913 yılında İstanbul'a döndü. Darülfünûn'da tarih ve edebiyat dersleri okuttu. Gazete ve dergilerde yazılar yazdı. Lozan Konferansı'na katıldı. 1923'te Urfa Milletvekili seçildi. Çeşitli ülkelerde diplomatik görevler alarak Türkiye'yi temsil etti. Yozgat, Tekirdağ ve İstanbul Milletvekilliği yaptı. Pakistan Büyükelçiliği görevindeyken 1949 'da emekli oldu ve yurda döndü.
    Tedavi için Paris'e gitti. Bir yıl sonra 2 Kasım 1958'de öldü. Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin en büyük temsilcilerinden biridir.
    Türk edebiyatı tarihi içinde "Dört Aruzcular"dan biri olarak kabul edilir. (Diğerleri Tevfik Fikret, Mehmet Âkif Ersoy ve Ahmet Haşim'dir.) Şiirlerinde aruz ölçüsünü kullanmış olmasına rağmen tek bir şiiri bu konuda istisna olmuştur: O da, 11'lik hece vezniyle yazdığı "Ok" şiiridir.

    Eserleri
    Yahya Kemal'in sağlığında hiçbir kitabı yayımlanmamıştır, onun vefâtından sonra Nihad Sami Banarlı, şairin eserlerini büyük bir titizlikle okuyucuya kazandırmıştır.
    Kendi Gök Kubbemiz (1961)
    Eski Şiirin Rüzgârıyla (1962)
    Rubailer ve Hayyam’ın Rubailerini Türkçe Söyleyiş (1963)
    Aziz İstanbul (1964)
    Eğil Dağlar
    Bitmemiş Şiirler
    Gönderen Hanifi Bilmez
    Moderatör Sümeyye bunu beğendi.
  2. Moderatör Bünyamin

    Moderatör Bünyamin Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    9 Ocak 2012
    Mesajlar:
    523
    Beğenileri:
    364
    Ödül Puanları:
    63

Sayfayı Paylaş