Sessiz Gemi şiiri neden yazılmıştır?

Konu 'Edebiyat 10.Sınıf' bölümünde esma~ tarafından paylaşıldı.

  1. esma~

    esma~ Üye

    Katılım:
    22 Ekim 2011
    Mesajlar:
    42
    Beğenileri:
    63
    Ödül Puanları:
    19

    Arkadaşlar, edebiyat öğretmenimiz bize Yahya Kemal Beyatlı'nın Sessiz Gemi şiirini neden yazdığını sordu. Bende araştırmalarımda Yahya Kemal Beyatlı'nın Sessiz Gemi şiirini Nazım Hikmet'in annesi Celile Hanım'a yazdığını buldum. Ama doğruluğundan emin olamadım. Bilgisi olan yardım edebilir mi? :eek:
  2. Moderatör Bünyamin

    Moderatör Bünyamin Tekirdağ Yönetici Moderatör

    Katılım:
    9 Ocak 2012
    Mesajlar:
    523
    Beğenileri:
    365
    Ödül Puanları:
    63

    Nazım Hikmet'in annesiyle Yahya Kemal arasındaki aşkı farkettiği an…

    "Büyük şair, büyük edip olmaktan daha önemli üç şey var:

    Birincisi evlenip yuva kurmak, ikincisi bir ev sahibi olmak, üçüncüsü bir tarafta kimseye muhtaç olmayacak kadar parası bulunmak…..

    Ben bunların üçünü de yapmadım. Akşam oldu mu dostlar dağılır, evlerine gider. Ben şu otel odasında yalnızlığı bütün dehşetiyle duyarım. Ne şiir ne kitap ve ne de dostlarım beni bu korkunç yalnızlıktan çekip alabilirler"




    Burada durabiliriz. Burası şairin hayatının geri kalan
    bölümünün başlangıcı.

    Otuz iki yaşındaki bir adamın boynunu giyotine uzatır gibi aşka uzattığı yer burası. İçinden Celile Hanım'ın çıktığı Bektaşi Dergahı.

    Ne Celile Hanım ne de Yahya Kemal Bektaşi olmamasına rağmen birbirlerine burada düğümlenirler. Bu dergaha öylesine uğradıkları bir gün de görürler birbirlerini.

    İstanbul sosyetesinin içine daldığınız da görebileceğiniz en güzel kadınlardan birdir Celile Hanım. Babası Polonya ihtilalinde Osmanlı'ya sığınan ve orduya katılan Mustafa Celaleddin (Borcenski) Paşa'nın oğlu Enver Paşa annesi ise Alman asılı Müşir Mehmet Ali Paşa (Magdeburg)'ın kızı Leyla Hanım'dır.

    Celile Hanım "el bebek gül bebek" büyümenin, şımarıklığının, güzelliğinin kefaretini ödeyecekti.

    Yahya Kemal avare günlerinin kefaretini ödeyecekti. Aşk 1916 yılında Bektaşi dergahında karşılanan bu iki insanı sultanlığına aldı.

    Yahya Kemal Celile'sine güvenmiyordu, dişi bir pars'ın gözlerine benzeyen ela gözlerinde sürekli iz sürüyordu. Kıskançlık şairi bir parça çamur gibi parmakları arasına almış şekilden şekle sokuyordu. Bazen tutkulu bir erkek, bazen öfkeli bir aşık, bazen gözü dönmüş bir deli çıkıyordu çamurdan. Oysa Celile kocasından ayrılmış çocuklarını bırakmış evini terk etmiş ve Yahya Kemal'e gelmişti. Belki de bu yüzden güvenmiyordu Celile'ye Yahya Kemal.


    Yahya Kemal 1916 yılında Büyükada'dadır. Sevgilisi Celile Hanım da tüm yazı orada geçirir. Fakat gelen sonbaharla Nişantaşı'ndaki evine yerleşir. Telefonlaşmalar, buluşmalar, bazen şairin İstanbul'a bazen Celile'nin Adaya gelişleri.. Aşk onları hem bir arada tutmakta hem de soludukları havaya kıskançlık tozları savurmaktadır. Celile Hanım'ın uzaktan akrabası olan Berlin Sefiri Hakkı Paşa İstanbul'a gelir.

    Çapkın bir sefir olan Hakkı Paşa İstanbul'a her geldiğinde yaptığı gibi İstanbul'un en güzel kadınlarının davetli oldukları suvareler düzenler. Yahya Kemal Berlin Sefiri'nin İstanbul'a geleceğini duyduğu zaman sevgilisinden bu suarelere katılmaması için söz almıştır. Bir gün Ada Oteli'nde otururken, yanındaki iki kişinin Hakkı Paşa'dan ve o gece vereceği suareden bahsettiklerini duyar.

    "Kirpikleri süzgün o ihanet dolu gözler Dikkatle bakarken bile bir fırsatı gözler"...

    Son vapur çoktan kalkmıştır ve sert bir lodos esmektedir. Yahya Kemal Maltepe'ye geçmek için bir sandalcıyı bol parayla ikna eder. Sandalcının havayı süzen gözlerine cevap olarak da "hastam var" yanıtını verir. Denize açılırlar, bir müddet sonra lodos artar ve deniz şiddetle çalkalanmaya başlar. Sandalcı sürekli küfreder. Ölüm üçüncü bir yolcu olarak aralarına sızmaya çalışıyordur. Şair ise Hakkı Paşa suaresini ve Kirpikleri süzgün o ihanet dolu gözler'i düşünüyordur. Aşk pimpirikli Yahya Kemal'den gözü kara bir Yahya Kemal inşa etmiştir.

    Güç bela Maltepe'ye gelebildik. Dalgalar öyle bir çarpıyordu ki, sahile çıkmak buraya gelmekten daha tehlikeli idi. Zar zor bir hayli uğraştıktan sonra kendimi sahil attım. Sırılsıklam olmuştum. Hemen Maltepe'deki kahvelere uğradım. Bir araba istedim. Yok… yok… Bostancı'ya kadar yaya gitmeye karar verdim. Tren yoluna çıkarak koşmaya başladım. Maltepe'yle Bostancı arasındaki mesafenin uzun olduğunu o zaman fark etmişimdir. Kan ter içinde bostancıya geldim. Vakit hayli geçti. Karakola gittim. "Bana bir araba bulunuz hastam var" dedim. Aradılar taradılar birini buldular.. yine bir sürü para verdim. Arabayla yola koyuldum. Kadıköy, oradan Üsküdar… Karşıya geçtim. Doğru Nişantaşı!

    Sevgilimin oturduğu apartmanın kapıcısı ahbabımdı. Penceresini vurarak onu uyandırdım. "Benim ki evde mi diye sordum?" Adam halime bakıp şaşırdı: "Evde bu akşam çıkmadı!" dedi. "Ne diyorsun diye bağırdım?" Bütün katettiğim mesafe sanki başıma yıkılmıştı. Eve kaçta geldiğini tahkik ettim. Sözüne inanamıyordum. "Çık bir bak! Evde mi?" diye adamı zorladım. Adam çarnaçar çıktı. Bir münasebetle hizmetçisine sormuş: uyuyor! Demiş. Geldi haber verdi. Sanki dünyalar benim oldu.

    Apartmanın karşısında bir arabacı meyhanesi vardı. Orada sabaha kadar içtim. Sabahleyin doğru eve çıktım. Benim halim berbat. Toz toprak içinde olduğumu görünce şaşırdı ve hemen anladı. Sarmaşdolaş olduk . (Dipnot5- Yahya Kemal Eve Dönem Adam, Beşir Ayvazoğlu, ötüken yayınları, ***: 126)

    Evlilik çiftin kapısını çalar. Celile bir genç kız edasıyla kapıya koştururken Yahya Kemal zilin sesini duymazlıktan gelir. Yakup Kadri'yi dinleyelim.


    Yahya Kemal acaba İstanbul'un neresinde oturmak isterdi.? Onun gibi bir büyük şairin zevkine göre, acaba tutacağı evi nasıl döşemek gerekirdi.? (Celile Hanım) Gece gündüz hep bunları düşünürdü. Kendisi aynı zamanda ressam olduğu için duvarların dekorasyonunu kendi eliyle yapmak niyetinde idi. Fakat Yahya Kemal acaba hangi renklerden hoşlanırdı? Bütün bunları Yahya Kemal'e sordukça ondan ne gibi cevaplar aldığını şimdi pek iyi hatırlamıyorum. Fakat Yahya Kemal'in bu evlenme projeleri üzerinde durmadan çekindiğini ve bunlar her bahis konusu olduğu vakit adeta telaşa düştüğünü pek iyi bilirim. Bir gün bu halinin sebebini bana şu sözlerle açıklayacaktı:

    "Bu kadar dile gelmiş bir kadınla ben nasıl evlenebilirim? Sonra herkes bana ne der? Ne gözle bakar?" ( Dipnot6- Yahya Kemal Eve Dönem Adam, Beşir Ayvazoğlu, ötüken yayınları, ***: 127)

    Celile bir kadının uğrayabileceği en ağır hakaretlerden birine uğramak üzere. Onu teselli edecek tek şey ise hakareti edenin kendisinden daha çok acı çekeceği gerçeği.

    Bugün Pazar belki gelirsin diye üç vapurunu pencerede bekledim. Gelmedin mahzun oldum. Verdiğin konferansa gelmedim, kalabalıktır memnun olmazsın diye, fakat hep aklım sende idi.

    Çok çok göreceğim geldi. Beni niye aramadın. Sana gücendim canımın içi, pek göreceğim geldi. Ben o günden beri yani Salı gününden beri evdeyim, dikiş dikiyorum. Evimiz için çalışıyorum.

    Sen ne yapıyorsun benim artık tahammüle sabra mecalim kalmadı. Nikah için annem seni görmek istiyor. Behice Hanım'a gidecek seni bulduracak. Sen ne zaman ararsan evde bulunursun zannediyor. Bize sen gel, mektubumu alır almaz bize gel.

    Benim nikah muamelem oldu. Şimdi senin şer'i bir men'in yoktur diye bir kağıt istermiş. Annem sana söyler. Bir kere nikah olsa bize misafir gelirsin,oturur konuşuruz. Odamız sıcacık soğuklar oldukça hep seni düşünüyorum. Sana arzu ettiğin gibi ne zaman yuva yapacağım. Canımın içi pek göreceğim geldi hemen gel. Binlerce güzel gözlerinden öperim.

    Karıcığın Celile ( Dipnot 7- Yahya Kemal Eve Dönem Adam, Beşir Ayvazoğlu, ötüken yayınları, ***: 128)

    Evlilik hazırlıkları hızla ilerler. Yahya Kemal'in güveylik gömlekleri bile bohçaya konulur. Celile Hanım evi için eşyalar satın almış, perdeler beğenmiş, dikişler dikmiş, arkadaşlarıyla konuşmuş, akrabalarına haber vermiştir. Ve bir sabah kendisiyle yüzleşmeye cesaret edemeyen sevgilisinin mektubunu alır. Sayfalarca süren bir özür mektubuyla salonun ortasında bir kadın. Aşık bir kadın. Yahya Kemal evlenmekten son anda vazgeçmiştir!!

    Yahya Kemal sebebi ne kadar garip olursa olsun Celile'den vazgeçişinin acısını hayatıyla öder. Onunla evlenmediği için başka hiçbir kadınla evlenmemiş ve hayatını otel odalarında tek başına geçirmiştir.

    Yahya Kemal eve dönen adamdı ama ömrünün sonuna kadar bir kadın sıcaklığının ısıttığı bir ev'in hasretini çekti. Ve hayata doğduğu topraklardan çok uzakta, koyu bir yalnızlık içinde veda etti. Gençlik yılarında sevdiği fakat evlenmeye cesaret edemediği Celile Hanım'a bağlılığını sonuna kadar korumuş, bu yüzden müzmin bir bekar olarak, hep geçici kira evlerinde, otellerde ve pansiyonlarda derbederce yaşamak zorunda kalmıştı. Hayatının son dönemlerinde yerleşip iyiden iyiye benimsediği Park Otel'deki odasında, ziyarete gelen dostları "ev" lerine, eşlerine ve çocuklarına gitmek üzere izin isteyip ayrıldıklarında, birden derin ve ürkütücü bir yalnızlığın içine düşer, çocukça bir yalvarışla "Ne olur biraz daha kalın" derdi. ( Dipnot 8- Yahya Kemal Eve Dönem Adam, Beşir Ayvazoğlu, ötüken yayınları, ***: 117)


    Celile Hanım yağlıboya portrecilik sanatını ilerletmek bahanesiyle Paris'e gider. Yahya Kemal İstanbul'da kalır. Üzerlerine soğuk bir kar gibi yağan yıllar içinde şair başka aşklara da dalar. Ama hepsinde Celile Hanım'ın "dişi bir pars" ın gözlerine benzeyen ela gözlerini arayarak.

    Erkek çocuklar sevmeye sevilmekten daha yetenekliler. Sevdiklerini kıskanmaya da. Yahya Kemal Celile Hanım'ın oğlu Nazım Hikmet'in hocasıydı. Bahriye Mektebinin haricinde ona evde özel ders veriyordu. Celile Hanım'la ilişkilerinin henüz başında olmasına rağmen Nazım bu ilişkiyi sezmişti. Ve bir gün gizlice hocasının pardösüsünün cebine "Hocam olarak girdiğiniz bu eve babam olarak giremezsiniz" diye bir not bıraktı.

    Belki de iki insanın mutsuzluğunun nedeni küçük bir çocuğunun duasının kabul oluşudur.

    Ya da bir şairin başka bir şaire ettiği lanetin kabul oluşu….

    Ayşe Sevim / Yazarlar ve Aşkları


    Benim Notum: Okuyunca yanlışlarıyla doğrularıyla güzel gibi geliyor insana.Ancak ben Yahya Kemal' i asla affetmedim.

    Tarihe en vefasız aşık olarak anılması yönünde şerh
    konulsun istiyorum.

    Hiç bir zaman sahip çıkmadığı aşkına, gözleri görmezken ve
    oğlu için açlık grevi yaparken dahi sahip çıkmadığı için
    aşıklar defterinde en kara sayfaya yazılmalı ismi...

    Hikâyeye buradan devam edelim....

    Nazım Hikmet'e Yardım Etmedi...

    Uzun yıllar geçti bu olayın üzerinden...

    Nazım Hikmet büyük bir şair olmuştu...

    Sosyalistti...

    Dönemin iktidarı tarafından hapislerde süründürülüyordu...

    Celile artık yaşlanmıştı...

    O güzelliğinden eser kalmamış üstüne üstlük kör olmuştu...

    Oğlunun hapislerden kurtulması için Galata Köprüsü'nde açlık grevine başlamıştı o görmeyen gözleriyle anne yüreği...

    Tuhaf bir rastlantı sonucu, Celile açlık grevi yaparken, Yahya Kemal Galata Köprüsü'nden geçiyordu...

    Büyük aşkını gördü...

    Ama yanına gitmedi...

    Bir zamanlar "Hocam olarak girdiğin eve babam olarak girmeni istemiyorum" diyen genç Nazım Hikmet'in kurtulması için kör gözlerle açlık grevi yapan Celile'ye destek imzasını vermedi...

    Hızla uzaklaştı oradan...


    ***

    Öldüğünde evraklarının arasından içinde kurumuş iki yaprak bulunan bir zarf çıktı Yahya Kemal'in...

    Şöyle yazıyordu:

    "Bu zarfın içindeki hatıra, 19 Ağustos 1930'da Sirkeci garında gece saat 10'da veda ettiğim aziz bir kadının göğsündeki çiçektendir... Koparıp verdiği bu iki yaprağı daima muhafaza edeceğim..."

    Celile muhtemelen bu aşkın devam etmeyeceğini anladığı gece Paris'e giderken, Sirkeci Garı'nda vermişti YahyaKemal'e göğsünde duran o iki yapraklı çiçeği...

    Sessiz Gemi...

    Yahya Kemal'in Sessiz Gemi'si "hep ölüme yazılmış bir şiir olarak" bilinir...

    Oysa demir alıp bu limandan kalkan gemi...

    Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol dizeleri...

    Yahya Kemal'in hayatındaki en büyük aşkı olan Celile'sinin Ada'dan gemiyle İstanbul'a uzaklaşışı esnasında yaşadığı çaresizliği anlatır...

    Ölümdür elbette Sessiz Gemi'nin konusu...

    Ama aşkta aranan ölümdür ve Celile'nin ardından ada limanında bakakalan Yahya Kemal'den esintiler içerir...


    Artık demir almak günü gelmişse zamandan...
    Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan...
    Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol...
    Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol...
    Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli...
    Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli...
    Biçare gönüller!.. Ne giden son gemidir bu...
    Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu...
    Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler...
    Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler...
    Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden...



    Alıntı.
    esma~ bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş