Seyfi Baba Şiirİndekİ İsim Tamlamaları

Konu 'Edebiyat 11.Sınıf' bölümünde emre myses tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. emre myses

    emre myses Üye

    Katılım:
    25 Nisan 2011
    Mesajlar:
    4
    Beğenileri:
    2
    Ödül Puanları:
    0

    Seyfi Baba

    Geçen akşam eve geldim. Dediler:
    -Seyfi Baba
    Hastalanmış, yatıyormuş.
    -Nesi varmış acaba?
    -Bilmeyiz, oğlu bilgi verdi geçerken bu sabah.
    -Keşki ben evde olaydım... Esef ettim, vah vah!
    Bir fener yok mu, verin... Nerde sopam? Kız çabuk ol...
    Gecikirsem kalırım beklemeyin... Zîrâ yol
    Hem uzun, hem de bataktır...
    -Daha alâ, kalınız:
    Teyzeniz geldi, bu akşam, değiliz biz yalınız.

    Sopa sağ elde, kırık camlı fener sol elde;
    Boşanan yağmur iliklerde, çamur ta belde.
    Hani, çoktan gömülen kaldırımın, hortlayarak,
    "Gel!" diyen taşları kurtarmasa, insan batacak.
    Saksağanlar gibi sektikçe birinden birine,
    Boğuyordum müteveffâyı bütün âferine.
    Sormayın derdimi, bitmez mi o taşlar, giderek,
    Düştü artık bize göllerde pekâlâ yüzmek!
    Yakamozlar saçarak her tarafından fenerim,
    Çifte sandal, yüzüyorduk, o yüzer, ben yüzerim!
    Çok mu yüzdük bilemem, toprağı bulduk neyse;
    Fenerim başladı etrâfını tektük hisse.
    Vâkıâ ben de yoruldum, o fakat pek yorgun...
    Bakıyordum daha mahmurluğu üstünde onun:
    Kâh olur, kör gibi Çarpar sıvasız bir duvara;
    Kâh olur, mürde şuââtı düşer bir mezara;
    Kâh bir sakfı çökük hânenin altında koşar;
    Kâh bir mabed-i fersûdenin üstünden aşar;

    Vakt olur pek sapa yerlerde, bakarsın, dolaşır;
    Sonra en korkulu eşhâsa çekinmez, sataşır;
    Gecenin sütre-i yeldâsını çekmiş, üryan,
    Sokulup bir saçağın altına gûyâ uyuyan
    Hânüman yoksulu binlerce sefilân-ı beşer;
    Sesi dinmiş yuvalar, hâke serilmiş evler;
    Kocasından boşanan bir sürü bîçâre karı;
    O kopan râbıtanın, darmadağın yavruları;
    Zulmetin, yer yer, içinden kabaran mezbeleler:
    Evi sırtında, sokaklarda gezen âileler!
    Gece rehzen, sabah olmaz mı bakarsın, sâil!
    Serserî, derbeder, âvâre, harâmî, kâtil...
    Böyle kaç manzara gördüyse bizim kör kandil
    Bana göstermeli bir kerre... Niçin? Belli değil!
    Ya o bîçâre de râhmet suyu nûş eyliyerek,
    Hatm-i enfâs edivermez mi hemen "cız!" diyerek?
    O zaman sâmianın, lâmisenin sevgikıyle
    Yürüyen körlere döndüm, o ne dehşetti hele!
    Sopam artık bana hem göz, hem ayak, hem eldi...
    Ne yalan söyliyeyim kalbime haşyet geldi.

    Hele yâ Rabbi şükür, karşıdan üç tâne fener
    Geçiyor... Sapmıyarak doğru yürürlerse eğer,
    Giderim arkalarından... Yolu buldum zâten.
    Yolu buldum, diyorum, gelmiş iken hâlâ ben!
    İşte karşımda bizim yâr-ı kadîmin yurdu.
    Bakalım var mı ışık? Yoksa muhakkak uyudu.
    Kapının orta yerinden ucu değnekli bir ip
    Sarkıtılmış olacak, bir onu bulsam da çekip
    Açıversem... İyi amma kapı zâten aralık...
    Gâlibâ bir çıkan olmuş... Neme lâzım, artık
    Girerim ben diyerek kendimi attım içeri,
    Ayağımdan çıkarıp lâstiği geçtim ileri.
    Sağa döndüm, azıcık gitmeden üç beş basamak
    Merdiven geldi ki zorcaydı biraz tırmanmak!
    Sola döndüm, odanın eski şayak perdesini,
    Aralarken kulağım duydu fakîrin sesini:

    - Nerde kaldın? Beni hiç yoklamadın evlâdım!
    Haklısın, bende kabâhat ki bilgi yollamadım.
    Bilirim çoktur işin, sonra bizim yol pek uzun...
    Hele dinlen azıcık anlaşılan yorgunsun.
    Bereket versin ateş koydu demin komşu kadın...
    Üşüyorsan eşiver mangalı, eş eş de ısın.

    Odanın loşluğu kasvet veriyor pek, baktım
    Şu fener yansa, deyip bir kutu kibrit çaktım.
    Hele son kibriti tuttum da yakından yüzüne,
    Sürme çekmiş gibi nûr indi mumun körgözüne!
    O zaman nîm açılıp perde-i zulmet, nâgâh,
    Gördü bir sahne-i üryân-ı sefâlet ki nigâh,
    Şâir olsam yine tasvîri otur bence muhâl:
    O perîşanlığı derpîş edemez çünkü hayâl!

    Çekerek dizlerinin üstüne bir eski aba,
    Sürünüp mangala yaklaştı bizim Seyfı Baba.
    -Ihlamur verdi demin komşu... Bulaydık, şunu, bir...
    -Sen otur, ben ararım...
    -Olsa içerdik, iyidir...
    Aha buldum, aramak istemez oğlum, gitme...
    Ben de bir karnı geniş cezve geçirdim elime,
    Başladım kaynatarak vemeye fincan fincan,
    Azıcık geldi bizim ihtiyarın benzine kan.

    -Şimdi anlat bakalım, neydi senin hastalığın?
    Nezle oldun sanırım, çünkü bu kış pek salgın.
    -Mehmed Ağanın evi akmış. Onu aktarmak için
    Dama çıktım, soğuk aldım, oluyor on beş gün.
    Ne işin var kiremitlerde a sersem desene!
    İhtiyarlık mı nedir, şaşkınım oğlum bu sene.
    Hadi aktamıyayım... Kim getirir ekmeğimi?
    Oturup kör gibi, nâmerde el açmak iyi mi?
    Kim kazanmazsa bu dünyâda bir ekmek parası:
    Dostunun yüz karası; düşmanının maskarası!
    Yoksa yetmiş beşi geçmiş bir adam iç yapamaz;
    Ona ancak yapacak: Beş vakit abdestle namaz.
    Hastalandım, bakacak kimseciğim yok; Osman
    Gece gündüz koşuyor iş diye, bilmem ne zaman
    Eli ekmek tutacak? İşte saat belki de üç
    Görüyorsun daha gelmez... Yalınızlık pek güç.
    Bazı bir hafta geçer, uğrayan olmaz yanıma;
    Kimsesizlik bu sefer tak dedi artık canıma!
    -Seni bir terleteyim sımsıkı örtüp bu gece!
    Açılırsın, sanırım, terlemiş olsan iyice.

    İhtiyar terliyedursun gömülüp yorganına...
    Atarak ben de geniş bir kebe mangal yanına,
    Başladım uyku teharrîsine, lâkin ne gezer!
    Sızmışım bir aralık neyse yorulmuş da meğer.
    Ortalık açmış, uyandım. Dedim, artık gideyim,
    Önce amma şu fakîr âdemi memnûn edeyim.
    Bir de baktım ki: Tek onluk bile yokmuş kesede;
    Mühürüm boynunu bükmüş duruyormuş sâde!
    O zaman koptu içimden şu tehassür ebedî:
    Ya hamiyyetsiz olaydım, ya param olsa idi!
    ARKADAŞLAR BU ŞİİRDEKİ İSİM TAMLAMASI SIFAT TAMLAMASI NE KADAR TAMLAMA VARSSA YAZARMISINIZ COK ACİL LAZIM LÜTFEN COK ZOR DURUMDAYIM
    bergen_mutluay bunu beğendi.
  2. emre myses

    emre myses Üye

    Katılım:
    25 Nisan 2011
    Mesajlar:
    4
    Beğenileri:
    2
    Ödül Puanları:
    0
    yardım ediiiin
    bergen_mutluay bunu beğendi.
  3. shinem

    shinem Üye

    Katılım:
    24 Ekim 2009
    Mesajlar:
    13
    Beğenileri:
    3
    Ödül Puanları:
    0
    yarısını yaptım bunlardan yola çıkarak diğerlerini de sen bulursun..
    gömülen kaldırım(sıfat tam.)
    diyen taşlar(sıfat tam.)
    mahmurluğu üstünde onun(isim tam.)
    gecenin sütre-i seldası(hem isim hem sıfat tam.)
    sesi dinmiş yuva(sıfat tam.)
    hake serilmiş ev(sıfat tam.)
    hanüman yoksulu(isim tam.)
    kopan rabıtanın darmadağın yavruları(hem z. isim hem sıfat tam.)
    rahmet suyu(isim tam.)
    emre myses ve bergen_mutluay bunu beğendi.
  4. Rüzgar

    Rüzgar Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    31 Ekim 2008
    Mesajlar:
    2.028
    Beğenileri:
    875
    Ödül Puanları:
    113
    Benim bulduklarım:

    - İsim Tamlamaları -
    * Odanın loşluğu - Belirtili İsim Tamlaması
    * Şayak perdesi - Belirtisiz İsim Tamlaması
    * Fakîrin sesi - Belirtili İsim Tamlaması
    * Ekmek Parası - Belirtili İsim Tamlaması
    * Uyku teharrîsi - Belirtili İsim Tamlaması

    . . .
    . .
    .

    - Sıfat Tamlamaları -
    * Boşanan yağmur
    * Bu sabah
    * Gömülen kaldırım
    * Şu fener
    * Zulmetin, yer yer, içinden kabaran mezbeleler

    . . .
    . .
    .
    emre myses bunu beğendi.
  5. emre myses

    emre myses Üye

    Katılım:
    25 Nisan 2011
    Mesajlar:
    4
    Beğenileri:
    2
    Ödül Puanları:
    0
    cok tesekkur ederım arkadasım ne kadar tesekkur etsem azdır allah razı olsun
  6. Rüzgar

    Rüzgar Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    31 Ekim 2008
    Mesajlar:
    2.028
    Beğenileri:
    875
    Ödül Puanları:
    113

    Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...

    cok tesekkur ederım arkadasım ne kadar tesekkur etsem azdır allah razı olsun
    Genişletmek için tıkla...
    Kendi adıma rica ederim : )

    Allah hepimizden razı olsun..


    Konu çözüldüğüne göre, kilit.
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.

Sayfayı Paylaş