Şiirler ve Sanatsal betimlemeleri?

Konu 'Dil ve Anlatım 10. Sınıf' bölümünde Moderatör Sümeyye tarafından paylaşıldı.

  1. Moderatör Sümeyye

    Moderatör Sümeyye Süper Moderatör Yönetici Süper Moderatör

    Katılım:
    25 Mayıs 2012
    Mesajlar:
    5.397
    Beğenileri:
    4.144
    Ödül Puanları:
    113

    Arkadaşlar 2 tane ödevim var yarına yetişmesi gerek.yazıyorum..

    bu yazdığım şiirlerin sanatsal betimlemelerinin bulunması gerek.

    1- Necip fazıl kısakürek- Kaldırımlar
    2-Mehmet Akif- Necid Çöllerinde
  2. Moderatör Bünyamin

    Moderatör Bünyamin Tekirdağ Yönetici Moderatör

    Katılım:
    9 Ocak 2012
    Mesajlar:
    523
    Beğenileri:
    365
    Ödül Puanları:
    63
    Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
    Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
    Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
    Sanki beni bekleyen bir hayâl görüyorum.

    Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
    Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
    İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
    Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.

    İçimde damla damla bir korku birikiyor;
    Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
    Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
    Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.

    Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
    Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
    Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
    Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.

    Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
    Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
    Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
    Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!

    Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
    İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
    Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
    Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.

    Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
    Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
    Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
    Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.

    Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
    Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
    Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
    Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi..



    Bu kaldırımların üzerinde esen rüzgâr ölümün nefesleri, şairi adım adım takip eden de bizzat ölümün kendisidir. Bana, bilmem neden, Necip Fazıl ölümle konuşmuş gibi geliyor. Ölümden bahseden mısraların da insanı, bir elektrik teline tutmuş gibi sarsan bir kuvvet var.
    2. satırda Betimleme örneği var. İlk cümleye bakınca zihnimizde bir şeyler oluşuyor doğal olarak. Kaldırımda sessizce yürüdüğü ve kimsenin olmadığını gecenin geç saatlerinde ürkütücü bir havanın olduğunu anlayabiliyoruz.
    Moderatör Sümeyye bunu beğendi.
  3. Moderatör Bünyamin

    Moderatör Bünyamin Tekirdağ Yönetici Moderatör

    Katılım:
    9 Ocak 2012
    Mesajlar:
    523
    Beğenileri:
    365
    Ödül Puanları:
    63
    Mehmet Akif Ersoy Necid Çöllerinde Şiiri

    Yâ Nebî, şu hâlime bak!
    Nasıl ki bağrı yanar, gün kızınca, sahrânın;
    Benim de rûhumu yaktıkça yaktı hicrânın!
    Harîm-i pâkine can atmak istedim durdum;
    Gerildi karşıma yıllarca âilem, yurdum.
    ” Tahammül et!” dediler… Hangi bir zamâna kadar?
    Ne bitmez olsa tahammül, onun da bir sonu var!
    Gözümde tüttü bu andıkça yandığım toprak;
    Önümde durmadı artık ne hânümân, ne ocak…
    Yıkıldı hepsi… Ben aştım diyâr-ı Sûdân’ı,
    Üç ay “Tihâme!” deyip çiğnedim beyâbânı.
    Kemiklerim bile yanmıştı belki sahrâda;
    Yetişmeseydin eğer, yâ Muhammed, imdâda:
    Eserdi kumda yüzerken serin serin nefesin;
    Akar sular gibi çağlardı her tarafta sesin!
    İrâdem olduğu gündür senin irâdene râm,
    Bir ân için bana yollarda durmak oldu harâm.
    Bütün heyâkil-i hilkatle hasbihâl ettim;
    Leyâle derdimi döktüm, cibâli söylettim!
    Yanıp tutuşmadan aylarca yummadım gözümü...
    Nücûma sor ki bu kirpikler uyku görmüş mü?
    Azâb-ı hecrine katlandım elli üç senedir…
    Sonunda alnıma çarpan bu zâlim örtü nedir?
    Beş altı sîneyi hicrân içinde inleterek
    Çıkan yüreklere hüsran mı, merhamet mi gerek?
    Demir nikâbını kaldır mezâr-ı pâkinden;
    Bu hasta rûhumu artık ayırma hâkinden!
    Nedir o meş’âle? Nûrun mu? Yâ Resûlallâh!

    Sükûn içinde bir an geçti, sonra bir kısa “ah!”
    Ne gördüm, oh! Serilmiş zemîne Sûdanlı...
    Başında, ağlıyarak bir zavallı Seylânlı,
    Öpüp öpüp kapıyor elleriyle gözlerini…
    Bitince harice nakliyle gasli, tekfini
    Baki’a gitti şehidin vücûd-i fanisi
    Harem’de kaldı,fakat, rûh-i cavidanisi.

    Bu şiiri ezbere biliyorum. Bu sene okulda ezberledik :D

    Burada anlamını bilmediğim kelimeler çok fazla. Fakat uzaktan baktığın zaman. Şairin, Peygamber Efendimize olan sevgisini ömrünü İslama adamak istediğini bulabiliriz. Şiirin yarısında sanatsal betimleme var. Bunları görmen çok kolaydır.
    Moderatör Sümeyye bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş