ŞiirLerde / ÖyküLerde Mustafa KemaL ATATÜRK..

Konu 'Atatürk'ün Hayatı' bölümünde Moderatör Güleda tarafından paylaşıldı.

  1. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113




    ÖYKÜLERDE ATATÜRK..





    Mustafa Kemal ATATURK
    ANZAC Memorial, 1934.

    Atatürk'ün bahçe mimarı Mevlüt Baysal anlatıyor:

    Çankaya Köşkü'nün bahçesini yapıyordum. Bir gün Atatürk, yaveri ve ben bahçede dolaşıyorduk. Çok ihtiyar ve geniş bir ağaç Ata'nın geçeceği yolu kapatıyordu. Ağacın bir yanı dik bir sırt, diğer yanı suyu çekilmiş bir havuzdu. Ata, havuz tarafındaki kısma yaslanarak karşıya geçti. Derhal atıldım:

    - Emrederseniz derhal keselim Paşam!

    Bir an yüzüme baktı, sonra:

    - Yahu, dedi, sen hayatında böyle bir ağaç yetiştirdin mi ki keseceksin!

    ***

    Atatürk, 1936'da bir lise öğrencisine şunları yazdırmıştır: "Garb senden, Türk'ten çok geriydi. Manada, fikirde, tarihte bu böyleydi. Eğer bugün garb, nihayet teknikte bir tefevvuk gösteriyorsa ey Türk çocuğu, o kabahat da senin değil, senden evvelkilerin affolunmaz ihmalinin bir neticesidir."

    ***

    Birgün Müslüman memleketlerinden birinde (Mısır'da) bağımsızlık davası için çalışan liderlerden biri, Mustafa Kemal'i görmeye gelmişti. Kendisine:

    -"Bizim hareketin de başına geçmek istemez misiniz?" diye sordu.

    Olabilecek şey değildi ama insan yoklamalarını pek seven Mustafa Kemal:

    -"Yarım milyonunuz bu uğurda ölür mü?" diye sordu.

    Adamcağız yüzüne bakakaldı.

    -"Fakat Paşa Hazretleri yarım milyonumuzun ölmesine ne lüzum var? Başımızda siz olacaksınız ya..."

    -"Benimle olmaz beyefendi hazretleri, yalnız benimle olmaz. Ne vakit halkınızın yarım milyonu ölmeye karar verirse, o zaman gelip beni ararsınız."

    ***

    Düşman 18 Mart 1915' te donanma saldırısında başarısızlığa uğraması üzerine karadan zorlama yapmak üzerine boğaz dışındaki adalara yığınak yapmaya koyuldu. Bu haber alındıktan sonra 22 Mart 1915' te Çanakkale bölgesinde beşinci ordu kuruldu. Bütün kuvvetler ordu emrindeydi. Ordu onbeşinci kolorduyu Maydos çevresinde bırakarak 19. tümeni 19 Nisan' da yedek alarak Biga' ya geldi. 25 Nisan 1915' te tanyeri ağarırken Arıburnu ve Seddülbahir bölgesine ilk düşman birlikleri çıktı. Arıburnu' na cıkan kuvvet gözetleme taburunu püskürterek, sonradan Kemalyeri adı verilen yere kadar ilerledi burada arkasından koşup gelen 27. Türk alayı ile karşılaştı. Düşman çıkarmasını haber alan Mustafa Kemal, Conkbayırı yönünde yürüyen düşmana karşı ordudan emir almayı beklemeden kuvvetlerini harekete geçirdi. Birliklerine kendisi yol bularak Kocaçimen tepesine vardı. Askerlerine orada kısa bir dinlenme vererek, Alata gidilmediği için yanındakilerle yaya olarak Conkbayırına geldi. Orada cephaneleri bittiği için ve düşmanca kovalanan bir gözetleme bölüğüne rastladı: - Niçin kaçıyorsunuz? Dedi. - Efendim düşman... - Nerede düşman? - İşte... diye 261 rakımlı tepeyi gösterdi. Gerçekten de düşman birinci avcı hattı 261 rakımlı tepeye yaklaşmış, serbestçe ilerliyordu. Askerleri dinlenmeleri için bırakmış ve düşman da bu tepeye gelmişti. Düşman ona kendi askerlerinden daha yakındı. Bulunduğu yere gelseler kuvvetleri pek kötü duruma düşeceklerdi. O zaman bir mantıkla mı yoksa içgüdüsel olarak mı bilinmez kaçan erlere: - Düşmandan kaçılmaz, dedi. - Cephanemiz kalmadı, dediler. - Cephanemiz yoksa süngümüz var, dedi. Ve bağırarak: - Süngü tak! Dedi. Yere yatırdı. Aynı zamanda Conkbayırı' na doğru ilerleyen piyade alayı ile Cebel bataryasının erlerini marş marşla bulunduğu yere gelmeleri için emir subayını yoladı. Erler yere yatınca, düşmanda yere yatmıştı. İşte savaşın kazanıldığı an bu andı...

    ***

    YENİ TÜRK ALFABESİNİN KABULU Atatürk 1928 yılı Haziran' ında, yeni Türk Alfabesi' nin tespiti ile ilgili bir komisyon kurulmasını istedi. Çalışmaların sonucu olan alfabeyi Ata'ya Falih Rıfkı Atay getirdi. Atatürk bunları uzun uzun inceledi ve sordu:

    - Yeni yazıyı uygulamak için ne düşündünüz?

    Falih Rıfkı: - Bir onbeş yıllık uzun, bir de beş yıllık kısa süreli iki öneri var dedi.

    Öneri sahiplerine göre ilk zamanlar iki yazı bir arada öğrenilecekti. Gazeteler yarım sütundan başlayarak yavaş yavaş yeni yazılı kısmı artıracaklardı. Daireler ve yüksek okullar içinde bazı yöntemler düşünülmüştü. Atatürk Falih Rıfkı'ya baktı: -

    Bu, ya üç ayda olur ya da hiç olmaz, dedi.

    Hayli radikal bir devrimci iken Falih Rıfkı dahi şaşırmış ve bakakalmıştı. Atatürk devam etti ve:

    - Çocuğum, dedi, gazetelerde yarım sütun eski yazı kaldığı zaman dahi herkes bu eski yazılı parçayı okuyacaktır. İşte bu yüzden olmaz, dedi.

    ***

    ÇANAKKALE GEÇİLMEZ

    10 Ağustos 1915. Conkbayırı' nı almak ve bütün boğaza hakim olmak için İngilizler 20.000 kişilik bir kuvvetle günlerce kazdıkları siperlere yerleşmişler, hücum anını bekliyorlardı. Gecenin karanlığı tamamen kalkmış, tan ağarmak üzereydi. 8. tümen komutanı ve diğer subaylarını çağırdım:

    - Mutlaka düşmanı yeneceğinize inanıyorum ancak siz acele etmeyin, evvela ben ileri gideyim, size ben kırbacımla işaret vediğim zaman hep birlikte atılırsınız. Bu durumdan askerlerini de haberdar etmelerini istedim. Hücüm baskın şeklinde olacaktı. Sakin adımlarla ve süzülerek düşmana 20-30 metre yaklaştım. Binlerce askerin bulunduğu Conkbayırı' ndan ses çıkmıyordu. Dudaklar sessizce bu sıcak gecede dua ediyordu. Kontrol ettim. Kırbacımı başımın üstüne kaldırıp çevirdim ve birden aşağı indirdim. Saat 4.30 da kıyametler kopmuştu. İngilizler neye uğradıklarını şaşırmıştı. ^^Allah Allah^^ sesleri bütün cephelerde, karanlıkta gökleri yıkıyordu.

    Her taraf duman içinde ve heyecan her yere hakim olmuştu. Düşmanın topçu ateşi büyük çukurlar açıyor, her tarafa şarapnel ve kurşun yağıyordu. Büyük bir şarapnel parçası tam kalbimin üzerine çarptı, sarsıldım, elimi göğsüme götürdüm, kan akmıyordu. Olayı Yarbay Servet Bey'den başka kimse görmemişti. Ona parmağımla susmasını emrettim. Çünkü vurulduğumun duyulması bütün cephelerde panik yaratabilirdi. Kalbimin üzerinde bulunan saat param parça olmuştu. O gün akşama kadar birliklerin başında daha hırslı olarak çarpmıştım. Yalnız bu şarapnel vücudumla kalbimin üzerinde aylarca gitmeyen derin bir kan lekesi bırakmıştı.

    Aynı günün gecesi, yani 10 Ağustos günü, beni mutlak ölümden kurtaran ve parçalanan saatimi Ordu Komutanı Liman von Sanders Paşa' ya hatıra olarak verdim. Çok şaşırmış, heyecanlanmıştı. Kendisi de alıp cep saatini bana hediye etti. Bu hücumlarda İngilizler binlerce ölü bırakarak tamamen geri çekildi ve Çanakkale' nin geçilmeyeceğini iyice anlamış oldular.

    ***

    SAVARONA

    Atatürk' ün İstanbul' daki mutluluklarından biri Florya' yı keşfetmesi oldu. Birkaç gidip gelmeden sonra buradaki plajı canlandırmaya karar verdi. Deniz köşkü, alaturka deniz hamamı gibi birşeydi. Atatürk denize o kadar ihtiraslı bağlanmıştı ki yıllarca yaz aylarını adeta su içinde geçirdi. Yüzme ve kürek idmanları yapar ve burada da halktan ayrılmazdı. İlk projeye göre Atatürk Köşkü kumsalın sonundaki bir tepecik üstüne yapılacaktı, aşağıda da bir banyo yeri hazırlanacaktı. Kalabalıktan uzaklaşmayı istemedi. Yine ilk projeye göre demir yolu geriye alınacaktı:

    Canım, dedi. Ankara' da dağ başında yaşıyorum, İstanbul' da Saraya hapsoluyorum; bırakın burada gelenleri gidenleri, hiç olmassa tren gürültüsü duyayım.

    Son zamanlarda Şile' yi görmüş, pek sevmişti yaşasaydı orasını da canlandıracaktı.

    Büyükçe tekne olarak emrinde Ertuğrul Yatı vardı. Marmara için yapılmış bu yatla bir defa Karadeniz' e çıkmıştı. Sert bir havada yat az daha batıyordu. Memleket kıyılarını dolaşmak üzere İstanbul' dan uzaklaşınca Denizyolları' nın bir yolcu gemisini seferden alıkoymak gerekiyordu. İşte Atatürk' e yeni bir yat alınması bu gereksinimden doğmuştu.

    Amerikalı bir milyoner kadının yaptırmış olduğu Savarona, ileri sürülen bir düşünceye göre Amerika' ya sokulmadığı için, ucuza almıştı. Planlarını görmüş ve yatı çok beğenmişti. Ne yazık ki yat geldği zaman Atatürk'ün ölümcül bir hastalığı vardı. Pek sevdiği bu yatta çok zamanı yatakta geçirdi. Bir gün şöyle dedi:

    -Bir çocuk oyuncağını bekler gibi bu yatı beklemiştim. Mezarım mı olacak bu tekne benim? Atatürk' ü ölüm yatağına Savarona' daki kamarasından bir koltuğun içinde ancak götürebildiler. Yat Dolmabahçe Sarayı önünde boynunu bükerek Atatürk'ü boşuna bekledi
  2. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113




    ŞİİRLERDE ATATÜRK




    KEMAL PAŞA'YA

    Yüzünü görmek istedim
    Selanik' te birşey sormadan
    Kuyumcularla kebapçılara
    Deniz kıyısına gittim
    Sesin duyuluyordu
    Liman boyunca
    Bütün deniz kabuklarında
    Bir vapurda
    Dalgalanıyordu
    Adının hayali
    Ne güzel şey "Türk dostuyum " demek
    Samsun' a çıkacağız yarın sabah

    Ord.Prof.Dr.Anna Masala (İtalyan)

    MUSTAFA KEMAL' İ DÜŞÜNÜYORUM

    Mustafa Kemal' i düşünüyorum
    Yeleleri alevden al bir ata binmiş
    Aşıyor yüce dağları, engin denizleri
    Altın saçları dalgalanıyor rüzgarda
    Işıl ışıl yanıyor mavi gözleri
    Mustafa Kemal' i düşünüyorum;
    Yanmış, yıkılmış savaş meydanlarında
    Destanlar yaratıyor cihanın görmediği,
    Arkasından dağ dağ ordular geliyor
    Her askeri Mustafa Kemal gibi.
    Mustafa Kemal' i düşünüyorum;
    Gelmiş geçmiş kahramanlara bedel
    Hükmediyor uçsuz bucaksız göklere.
    Al bir ata binmiş yalın kılıç
    Koşuyor zaferden zafere...
    Mustafa Kemal' i düşünüyorum;
    **memiş bir kasım sabahı!
    Yine bizimle beraber biryerde,
    Yaşıyor dört köşesinde vatanın.
    Yaşıyor damar damar yüreklerde.
    Mustafa Kemal' i düşünüyorum;
    Altın saçları dalgalanıyor rüzgarda
    Mavi gözleri ışıl ışıl, görüyorum
    Uykularıma giriyor her gece.
    Ellerinden öpüyorum.

    ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

    BİR RESİMDE ATATÜRK

    İzmir' e girişini Atatürk' ün
    Bir kahve duvarındaki resimde gördüm
    Bir ılık güz öğlesinde
    Şanlı haki urbası üzerinde
    Koymuştu kılıcını içine kınının
    Yürüyordu arasına sevgili halkının
    Ayağında Anadolu' dan getirdiği toz
    Bir inanç gözlerinde tükenmez
    Alabildiğine insan kalabalığı ardı
    Bir aydınlık geleceğe bakıyordu
    Işıktı sevinçti türküydü
    Görseydiniz o resimde Atatürk' ü

    Sabahattin Kudret Aksal

    SİSTEN SONRA

    Ne kadar uyudunuzsa, karalardan uyanın aklara
    Evler sokaklar Mustafa Kemal' lerle kalkın
    Bir çelenk örün başınıza mutluluklardan
    Davranın avlulara ağaçalarla
    Meydanlara davul zurnalarla koşun
    Çekin bayramlıklarımızı sıkıntılardan
    Türkiye bir geçmiş değil gelecektir
    Işıklarla sabahlarla dostluklarla
    Koç yiğitler sıra sıra kılıçlardan
    Çıkın dağlara bayraklarla
    Ne kadar bunaldınızsa dumanlardan
    Fırlayan sularla topraklarla kuşlarla
    Günaydın hepinize Türk ordusundan
    Toplanın meydanlara marşlarla
    Özgürlük Mustafa Kemal' li bir çiçektir
    Kalkın umutlara sevgilere selamlarla

    UYUYOR

    Alev olmuş yanıyor gözyaşımız
    Bu hazin meş'aleler üstünde.
    Uyuyor en yüce can yoldaşımız,
    Böyle hicranla tutuşmuş günde.
    Uyuyor uykusu hiç bitmeyecek
    **ü bir milleti var eyliyenin
    Onu makber bile incitmeyecek
    Ruhu tunçtur, gece yoktur diyenin
    Geceden doğdu ışıklar saçarak
    Vatanın gündüzü Türkün özü O
    **emez böyle sabah, böyle şafak
    Tarihin şan dolu en son sözü O.

    O' NSUZ

    Ah, işte duyuyorum mesut günler içinden,
    Sana ^^sevimli yüzün asla solmasın^^ diyen,
    Bütün adınla dolu o coşkulu şarkılar.
    Sen öldüğün için mi bayraklar yarı!...
    Görüyorum, ilk defa seni gördüğüm günü.
    Altından, alkışlarla geçiyorsun bir takın.
    O gün bana gelmiştin babamdan daha yakın.
    Meğer duyacakmışım bir sabah öldüğünü...
    Meğer görecekmişim bir sabah gidişini, günü.
    İstanbul'un önünden son defa geçişini,
    Bizler seninle nasıl, ne kadar beraberdik,
    Bizler ki sıkılsak ^^O başımızda^^derdik;
    Nasıl yok bileceğiz o güzel güneş yüzü?
    Ana,baba değil bu, bizler Ata öksüzü..
    Tatmadık, bilmiyoruz bu bambaşka yarayı,
    Öğret bize ya Rabbim ah
    ^^O^^nsuz yaşamayı!..

    GAZİ

    Ey sen ki alev saçlı zafer küheylaniyle
    Kurtardığın vatanda en yüce şehsüvarsın.
    Bir şimşek ağlıyanı halinde Türk kanıyle
    Aldığı şana layik tarihte bir sen varsın. Erişemez vasfına hiç bir rebabın sesi
    Sen yükseksin ilhamın yıldızlı göklerinden. Dehadan kanatlanan kılıcının şulesi
    Ebediyette olmuş bir murassa kasiden.
    Kızıl gökte parlayan ay-yıldızın nurusun.
    Sen en büyük milletin, Türklüğün gururusun.
    Bu yurdun timsalisin bugün bütün cihanda.
    Gözler, gönüller senin, senin şeref de şan da...

    İSTİKLAL SAVAŞINDAN

    Ağlamakla gözlerin kızarmıştı akların, Büyük yas karartmıştı kırmızı bayrakları. Boyunlar bükülmüştü, başlar durmuyordu dik,
    Kendi vatanımızda vatansızlar gibiydik. Anayurda dört yandan saldırmıştı düşmanlar,
    Türk' ün büyük derdini Türk olmayan ne anlar?
    Halife olanlarla bir, Sultan olanlarla birlik;
    Prensleri ediyor düşmana habercilik.
    O günlerde bir ünlü ayak bastı Samsun' a. Yürüdü, etrafına umutlar suna suna;
    Bu ateşler içinden geçip gelmiş bir erdi, Göğsünde toplanmıştı milyonla Türkün derdi.
    Bu milyonlarla dert ona veriyordu başka hız
    Yürüyordu: arkasında genç, ihtiyar, kadın, kız....
    O kimdir? Bakışları deniz kadar yumuşak, Saçı, güneşi emmiş bir demet başak.
    O kimdir? Bir ulusun sesi var ağzında, Onbeş milyonun nabzı çarpıyordu nabzında.
    O kimdir? Gözlerinde, bir tılsım gizleniyor Bastığı topraklardan bahar filizleniyor... Alev saçlı bir volkan, bazı bir dağ başında Bazı beliriyordu bir damla göz yaşında. Güneşten birer oktu ondan gelen her emir, Bu okların altında eriyor dağ, taş, demir. O kimdir?.. milyonla Türk birleşip bir tek olmuş.
    Yıkılan memlekete kolları destek olmuş... Öz yurdun içlerinde düşman kurarken pusu
    Bir yandan da yürüdü halifenin ordusu. Birisi gök yüzünden bombalar atıyordu, Öbürü ^^tekbir^^ çekip ^^fetva^^ dağıtıyordu.
    Bunların karşısında göğsü acık bir dölen, Süngüye, topa diyor : -biz olacağız yenen! Vatan sürüklenirken bir uçurum ucuna, Dağılan kuvvetleri topladı avucuna. Kurşunlar gülle oldu, sopalar süngü oldu, sınırlar baştan başa bir çelik örgü oldu. Bir kale heybeti var vatanın her taşında, Her işin başında o, her iş onun başında. ulusun iradesi, azmi ona verilmiş,
    bütün yöney elinde bir yay gibi gerilmiş.

    MUSTAFA KEMAL SESLENSE

    Yüzyıllar öncesinden
    Yüzyıllar sonrasından sesleniyorum size Ben Mustafa Kemal' im heyy...
    Ben Mustafa Kemal' im
    Büyük büyük denizlerim vardır benim Hürriyeti içmiş dalgalarım,
    Hürriyetle kabarmış dalgalarım vardır benim
    Ulusumun yanında sevincim
    Ben Mustafa Kemal' im heyy...
    Karanlığı deler gözlerim
    Dalgalara binip gelmiş kahraman,
    Gökçe gözlerine türküler yaktığımız... Hani bir güneş doğmuştu ya Samsun' dan İşte benim... Ben... Mustafa Kemal... **mek yaşamaktır vatan uğrunda
    Deyip, öyle girdim savaşa
    Komut verdim
    Şahlandı cümle vatan
    Boğdum kör talihi zindanında.
    Bahtı gülen anaları yurdumun
    Gökleri, dağları, denizleri
    Yarınları, güvenipte uyuduğum
    Aslan yeleni ışığı sınırlarımın Mehmetleri
    Tutun ellerinizden yüreklerinizden Sevgilerinizle beni yıkayın.
    Yüzyıllar öncesinden
    Yüzyıllar sonrasından gelir sesim
    Sevdim
    Bir tanem
    Türkiyelim
    Sen var olukça belli ki
    Ben Mustafa Kemalim

    Behçet Kemal Çağlar


    ATATÜRK' ÜN YAZDIĞI TEK ŞİİR

    Gafil, hangi üç asır, hangi asır,
    Tuna ezelden Türk diyarıdır.
    Bilinen tarih söylememiş bunu,
    Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak,
    Dinleyin sesini doğan tarihin,
    Aydınlıkta karaltı, karaltıda şafak.
    Yaşanan tarihi gömüp doğru tarihe gidin.
    Asya'nın ortasında Oğuz oğulları,
    Avrupa' nın Alpler' inde Oğuz torunları,
    Doğudan çıkan biz, batıda yine biz;
    Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz.
    Hep insanlar kendini bilseler,
    Bilinir o zaman ki hep biriz.
    Türk sadece bir milletin adı değil
    Türk bütün adamların birliğidir.
    Ey birbirine diş bileyen yığınlar!
    Ey yığın yığın insan gafletleri!
    Yırtılsın gökteki gafletten perde,
    Hakikat nerede?

    Mustafa Kemal ATATÜRK (bu şiir Serdar Yaycıoğlu tarafından sitemize yollanmıştır)

    MUSTAFA KEMAL

    Mustafa Kemal' i gördüm düşümde
    Daha, diyordu.
    Uğruna şehit olasım geldi hemen,
    Sabaha, diyordu.
    Al bir kalpak giymişti, al bir ata binmişti,,
    Zafer Irak mı dedim
    Aha, diyordu.

    Fazıl Hüsnü Dağlarca

    ATATÜRK

    Sen karımda namus
    Kısrağımda hilal
    Sen mataramda su, torbamda ekmek
    Sen mavzerimde fişek
    Ben ondokuzuncu fıkra
    Yetmişbirinci alaydan Mehmet

    Ayhan Hünalp

    İZİNDEYİZ

    Temsil, talebeyim
    Yoksulum ama duydum
    Atatürk' ü mutluyum
    Çimentepeler' e düşman ayak basar da
    Ben daha dururmuyum?
    Kimin kızıyım kimin oğluyum
    Yitmiş gitmiş, atam dedem
    Hürriyetler uğruna
    Ben daha dururmuyum?
    Düşebilir körpe fidan hain baltalarla. Düşebilir yeni yıldız
    Ama nedir hürriyet
    Hiç unuturmuyum?...
    Düşer ömrün katı kırağılarda
    Düşer elimden kitap
    Sonsuz geleceklere geçer benden kan Dirilten kim, bu yurt artık nasıl çöker İzindeyiz, biz varken

    GİDİYOR

    Gidiyor, rast gelmez bir daha tarih eşine; Gidiyor, onyedi milyon kişi takmış peşine Gidiyor, onsuz olan kudreti sığmaz akla
    Gidiyor, göğsünü çepeçevre saran bayrakla Gidiyor, izleri üstünde birikmiş yaşlar;
    Gidiyor, yerde kılıçlarla eğilmiş başlar.
    Gidiyor, harbin o korkulu aslan yelesi
    Gidiyor, sulhün ufuklarda yanan meş'alesi..
    Yine bir devr açacakmış gibi ne başta o var Hıçkıran seste o var, sesiz akan yaşta o var Siliyor, ruhunun ülviği fani etini,
    Çiziyor ufka batan bir güneşin heybetini Büyüyor, gökten inip toprağa yaklaştıkça; Büyüyor, gitgide gözlerden uzaklaştıkça.

    Orhan Seyfi Orban

    25 YIL SONRA

    ****ler gibi pişmanız
    Ne yaptık biz
    Neden hala buralardayız?
    Neden kurtulup yürüyemedik
    Gösterdiğin yere varamadık
    Neden bu kadar oyalandık?
    Atatürk bağışla bizi
    Sana layık olamadık.
    Kendimiz kendimize ettik.
    Ne güzeldi ne, ne düzdü yollar
    İniş aşağı, kayar gibi
    Tuttuk yokuşa sürdük
    Şimdi ****ler gibi pişmanız
    Ne yaptık biz?
    Neden hala buradayız?

    ATATÜRK' Ü ANKARA' DA KARŞILARKEN

    Gene onbeş sene evvel gibi Gazi geliyor
    Gene onbeş sene evvelki gibi yükseliyor
    Gene başlarda oturmuş, gene göklerde başı Yıldırımlar gene bir eski silah arkadaşı
    **ümün bitmeyen ufkunda yatarken gene sağ;
    Bir avuç toprak olurken gene yüksek, gene dağ.
    Gene memleketin satveti bir tek emeli;
    Koca bir yurdu tutarken gene sapasağlam eli.
    Çürüyen göğsü için tak-ı zaferler gene dar;
    Gene sağdır, gene sağlamdır
    O, hem dünkü kadar.
    O' na matemle... hayır, sade taabbütle eğil; **üdür, doğru, fakat öldüğü hiç belli değil.

    ATATÜRK' Ü DÜŞÜNÜRKEN

    Ne şairane mevsimdi eskiden sonbahar Bahçeli talan eden bir **** rüzgardı
    Kırılan dal düşen yaprak şaşkın uçan kuşlar
    Eskiden sonbaharın bir güzelliği vardı
    Gel gör ki Atatürk' ün ölümünden bu yana Sonbahar dahi bir tuhaf bir başka geliyor Vatan gerçeklerini hatırlatıp insana
    Türk yüreklerimizi burka burka geliyor.

    ÜLKÜ TANRIMIZA

    Bir güneş gibi, yalnız
    Sensin ülkü tanrımız,
    Ey Türk' lüğün bütünü!
    Uğruna feda canlar...
    Kelimeden cihanlar,
    Almaz büyüklüğünü!
    Şu güzel bayrağımız,
    Taşımız toprağımız,
    Üzerine titriyor
    Dağların hür rüzgarları,
    Denizin dalgaları,
    ^^Yaşasın Gazi^^ diyor.
    ^^Ne mutlu Türk olana^^
    Ne mutlu Gazi sana!
    Armağanın bu ülke!
    Ne mutlu göz yaşında,
    Kalbinde ve başında, Gazi'si olan Türk'e!

    ATATÜRK'Ü DİNLERKEN

    Söylüyor birer güneş yakarak bağrımızda, Bir tarihi yolundan çevirecek sözleri Ülküsünün koruyla ışıldıyor gözleri, Haykıran bütün yurdun sesi var bu ağızda. Bir kan gibi gezerek yurdun damarlarını
    Bu ses, bir nabız gibi hep birlikte atıyor,
    Bu ses yurdu sevgiden bir kolla kuşatıyor. Anlatıyor inançla bize büyük yarını.
    Aşacak bir ok gibi çağların üzerinden,
    Bu sesin yankısıyla dolacak en uzaklar.
    Bu sesi dinleyecek sarsılarak derinden
    Bin yıl sonra bu toprak üstünde doğacaklar.

    ATATÜRK

    Türk tarihi insanlığa kök olmuştur, evrenseldir,
    Türk Milleti, ta Asya' nın ortasından kopup gelen,
    Yeryüzünün dört yanına kol atan bir çoşkun seldir.
    Hep o selin ayakları: Sümer, Elam, Mısır, Eti.
    Türkiye' dir bir kolu da, en yenisi, en gürbüzü:
    Tarih yeni yazmaktadır böyle güçlü bir devleti.
    Bu devleti kuran kimdir?
    Sensin bilir bunu cihan
    Adın Kemal Atatürk' tür, büyük, küçük tanır seni.
    Sensin Türk' e yol gösteren, sensin bize ulu başkan.
    Damarında akan kanda milletin öz kanı var,
    Bileğinde milletin yenilmeyen öz kuvveti. Yüreğinde, bütün Türklük tarihinin volkanı var.
    Görüşünle vatanını ölümlerden sen kurtardın;
    Düşmanları bu topraktan denizlere sensin döken;
    Yıkık yurdu can verici ellerinle sen onardın. Uzak, yakın geçmişlerde hiçbir eşi bulunmayan
    Eserini, yarın için,Türk gencine inanladın.
    Biz de onu korumaya ant içmişiz, buna inan.
    Çalışmakta, iş yapmakta, yurt sevmekte örnek sensin
    Bizler senin çocuğunuz, atamızsın ey Atatürk,
    Kurtaransın, koruyansın, Türklüğe can verensin...

    Hasan-Ali Yücel

    MUSTAFA KEMAL'MİŞ

    **ümsüzlük,
    Göz olmuş,
    Kaş olmuş,
    Baş olmuş,
    Şekillenmiş,
    **ümsüzlük,
    Mustafa Kemal' miş

    Cenab OZANKAN

Sayfayı Paylaş