Simyacı

Konu 'Kitap Özetleri' bölümünde karamelek tarafından paylaşıldı.

  1. karamelek

    karamelek Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    26 Ekim 2007
    Mesajlar:
    2.692
    Beğenileri:
    458
    Ödül Puanları:
    36

    KİTABIN ADI:SİMYACI

    KİTABIN YAZARI:pAULO COELHO
    YAYIN EVİ:CAN YAYINLARI-İSTANBUL
    BASIMYILI:1999




    1) KİTABIN KONUSU:

    İspanya’dan kalkıp Mısır Piramitlerinin eteklerinin hazinesini aramaya gelen Endülüslü çoban Santiago’nun masalsı yaşamının felsefi öyküsü.
    2) KİTABIN ÖZETİ:


    Romanın kahramanı Santiago’nun anne ve babası rahip olması için onu papaz okuluna göndermiştir. On altı yaşına geldiğinde rahip olmak istemediğini okuldan ayrılmayı ve gezginci olmak istediğini babasına söyler. Bunun üzerine babası da oğluna içinde üç adet altın İspanyol parası olan bir kese vererek oğluna “git kendine bir sürü al ve en iyi şatonun bizim şatomuz ve en güzel kadınların bizim kadınlarımız olduğunu öğreninceye kadar dünyayı dolaş” der ve oğlunu kutsar. Önce babasının vermiş olduğu parayla bir koyun sürüsü alır ve yaşamının büyük düşünü gerçekleştirmeye başlar; artık geziyordur.

    Akşam yattığında uykusunda gördüğü rüyaların da etkisinde kalarak; gördüğü bir düşün gerçekleşme olasılığının yaşamını ilginçleştireceğini düşünür ve o şekilde hareket eder. Romanın ana konusunu teşkil eden Mısır Piramitleri’ne gitmesi ve orada hazine bulacağı ona rüyasında söylenir. Romanın kahramanı rüyasını gerçekleştirmek için önce bir falcı kadına rüyasını anlatır. Falcı kadın Salem kralı olarak tanıtan yaşlı adamla konuşur kendi amaçlarını anlatır. Yaşlı adam hayatın gizemleri hakkındaki bilgiye karşılık Santiago’dan sürüsünün onda birini vermesini ister. Yaşlı adam Santiago’ya biri beyaz diğeri siyah olmak üzere iki adet gizemli taş verir ve siyah olanı “evet” beyaz olanı “hayır” anlamını taşıyan bu taşları “zora düştüğün zamanlarda kullanırsın ancak kendi kararını kendin vermeye çalış” der.

    Mısır’a gitmek için önce koyun sürüsünü satar ve parasını cebine koyarak yola çıkar. Arap çocuğu ile tanışır beraber pazara giderler. Fakat Arap paralarla birlikte kaçarak Santiago’yu bu şehirde parasız pulsuz bırakır. Bunun üzerine Santiago para kazanmak için bir billuriyeci dükkanında çalışmaya başlar. 6 ay kadar burada çalıştıktan sonra Santiago yeterli parayı kazanarak tekrar yola koyulur. Yolda bir İngiliz’le karşılaşır. Yolda karşılaştıkları güçlüklerde kendi kişisel menkıbelerini aramak üzere yola çıktıklarını söylerler.

    Santiago yüreğinin söylediklerini dikkatle dinleyerek çölde ilerlemesine devam eder. Karşılaştıkları güçlükler karşısında hep kendi kişisel menkıbesine güvenir ve sonunda kumullar tepesine ulaşır. Piramitler bütün görkemiyle karşısında yükseliyordur. “Gerçekte kendi kişisel menkıbesini yaşayan kimseye karşı hayat cömerttir” diye düşünür. Sabah uyandığında gerçekten bulunduğu yeri kazmış ve içi mücevher dolu bir sandık bularak rüyasında gördüğü ve Mısır’a piramitlere kadar gidip bulmayı arzuladığı hazineye kavuşmuştur

    3) KİTABIN ANA FİKRİ:

    Hayattaki mutluluğumuz bazen bize uzak gibi görünse de çok yakınımızda olabilir. Bunu geç de olsa anlamak bize hayatın tadına varmamızı sağlayacaktır.

    ) KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

    Santiago: İhtiraslı çalışkan bir kişiliğe sahiptir. Çevredekilere çabuk uyum sağlayabilen şıpsevdi bir kişidir. Tek arzusu dünyada mutlu olmak ve kendi dilediği gibi yaşamaktır.

    İngiliz: Kitap okumayı çok seven akıllı ve macera seven bir kişiliğe sahiptir. Kişisel menkıbesini aramak üzere yola çıkan bir gezgindir.

    5)KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

    Kitap çok etkileyici ve sürükleyici bir yapıt felsefi konulara yer verilmiştir. Yalın ve sade bir dille yazılmıştır. Herkesin okurken kendisinden ve hayattan bir şeyler bulacağı bir kitaptır.

    )KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:




    Paulo Coelho




    Rio de Janeiro’da doğdu. Roman yazarlığına başlamadan önce oyun yazarı tiyatro yönetmeni ve sevilen bir şarkı yazarıydı. Coelho gençliğinde bir hippiydi. 1986 yılında Hıristiyanların Batı Avrupa’dan başlayıp İspanya’da Santiago de Compostela kentinde sona eren geleneksel bir hac yolculuğu yaptı; bu deneyimini 1987’de yayımladığı The Pilgrimage adlı kitabında anlattı. 1988 yılında yayımlanan ikinci kitabi Simyacı Coelho’yu en çok okunan çağdaş yazarlardan biri yaptı. .Öteki kitapları; Brida Valkürler ve son yazdığı Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum Ağladım’dır. Simyacı 42 ülkede yayımlandı. 26 dile çevrildi.
  2. Okeanus

    Okeanus Forumdan Uzaklaştırıldı

    Katılım:
    26 Ocak 2010
    Mesajlar:
    901
    Beğenileri:
    635
    Ödül Puanları:
    0
    Alıntılar

    Bir tüccar mutluluğun gizini öğrenmesi için oğlunu insanların en bilgesinin yanına yollamış. ****kanlı bir çölde kırk gün yürüdükten sonra, sonunda bir tepenin üzerinde bulunan güzel bir şatoya varmış. Söz konusu bilge burada yaşıyormuş.
    Bir ermişle karşılaşmayı bekleyen bizim kahraman, girdiği salonda hummalı bir manzarayla karşılaşmış: Tüccarlar girip çıkıyor, insanlar bir köşede sohbet ediyor, bir orkestra tatlı ezgiler çalıyormuş; dünyanı dört bir yanından gelmiş lezzetli yiyeceklerle dolu bir masa da varmış. Bilge sırayla bu insanlarla konuşuyormuş ve bizim ****kanlı kendi sırasının gelmesi için iki saat beklemek zorunda kalmış.
    ****kanlının ziyaret nedenini dikkatle dinlemiş bilge, ama Mutluluğun Gizi’ni açıklayacak zamanı olmadığını söylemiş ona. Gidip sarayda dolaşmasını, kendisini iki saat sonra görmeye gelmesini salık vermiş.
    “Ama sizden bir ricada bulunacağım” diye eklemiş bilge, ****kanlını eline bir kaşık verip sonra bu kaşığa iki damla sıvı yağ koymuş. Sarayı dolaşırken bu kaşığı elinizde tutacak ve yağı dökmeyeceksiniz.
    ****kanlı sarayın merdivenlerini inip çıkmaya başlamış, gözünü kaşıktan ayırmıyormuş. İki saat sonra bilgenin huzuruna çıkmış.
    Güzel demiş bilge. Peki yemek salonumdaki acem halılarını gördünüz mü? Bahçıvan Başı’nın yaratmak için on yıl çalıştığı bahçeyi gördünüz mü? Kütüphanedeki güzel parşömenleri fark ettiniz mi?
    Utanan ****kanlı hiç bir şey göremediğini itiraf etmek zorunda kalmış. Çünkü bilgenin kendisine verdiği iki damla yağı dökmemeye çabalamış, başka bir şeye dikkat edememiş.
    Öyleyse git, evrenimin harikalarını tanı, demiş ona bilge. Oturduğu evi tanımadan bir insana güvenemezsin.
    İçi rahatlayan ****kanlı kaşığı alıp sarayı gezmeye çıkmış. Bu kez duvarlara asılmış, tavanları süsleyen sanat yapıtlarına dikket ediyormuş. Bahçeleri, çevredeki dağları, çiçeklerin güzelliğini, bulundukları yerlere yakışan sanat yapıtlarının zarafetini görmüş. Bilgenin yanına dönünce, gördüklerini bütün ayrıntılarıyla anlatmış.
    Peki sana emanet ettiğim iki damla yağ nerede? diye sormuş bilge.
    Kaşığa bakan ****kanlı iki damla yağın dökülmüş olduğunu görmüş.
    Peki, demiş bunu üzerine bilgeler bilgesi “sana verebileceğim tek bir öğüt var: Mutluluğun Gizi dünyanın bütün harikalarını görmektir ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan. (42)

    Parası olan insan hiç bir zaman yalnız değildir. (48)

    ****kanlı bu soruyu biraz tuhaf buldu. Ama onun, yaşlı adama güveni vardı ve yaşlı adam ona, gerçekten bir şey yapmak istiyorsanız, bütün evrenin sizin yararınız için işbirliği yapacağını söylemişti. (49)

    ‘Ben de herkes gibiyim: Dünya gerçeklerine oldukları gibi değil de olmalarını istediğim gibi bakıyorum.’ (52)

    - Peki Mekke’ye şimdi neden gitmiyorsunuz? diye sordu ****kanlı.
    - Beni hayatta tutan Mekke’dir. Hepsi birbirine benzeyen günlere, raflara dizilmiş şu vazolara, iğrenç bir aşevinde öğle-akşam yemek yemeye katlanacak güç veriyor bana. Düşümü gerçekleştirmekten korkuyorum, çünkü o zaman yaşamak için bir sebebim olmayacak. (66)

    Değeri bilinmeyen her lütuf felakete dönüşüyor. (68)

    Aşk, sevilen nesnenin yanında bulunmayı zorunlu kılıyordu. (107)

    Deveci bir savaşçı değildi ve şimdiye kadar kahinlere danıştığı olmuştu. Aralarından çoğu kendisine doğru şeyler söylemişlerdi; kimileri de yanlış şeyler söylemişlerdi. Bir gün en yaşlı (ve en ürkütücü) kahin, deveciye neden bu kadar gelecekle ilgilendiğini sormuştu.
    - Birşeyler yapabilmek için, diye yanıtlamıştı deveci. Ve olmasını istemediğim şeyleri tersine çevirmek için.
    - O zaman bu senin geleceğin olmaz ki, diye yanıtladı kahin.
    - Ama belki de olacaklara kendimi hazırlamak için geleceği öğrenmek istiyorum.
    - Bunlar iyi şeylerse hoş bir sürpriz olacaklar, dedi kahin. Kötü şeylerse daha gerçekleşmeden acı çekeceksin. (110)

    Aşkın, bir erkeğin kendi Kişisel Menkıbe’sinin peşinden gitmesine engel olmadığını anlaman gerekiyor. Böyle bir şey söz konusu olduğu zaman bil ki Evrenin Dili’ni konuşan Aşk değildir bu, yani gerçek Aşk değildir. (126)

    - Ben gidiyorum, dedi. Ve geri geleceğimi bilmeni istiyorum. Seni seviyorum, çünkü…
    - Hiçbir şey söyleme, diyerek sözünü kesti Fatima. İnsan sevdiği için sever. Aşkın hiçbir gerekçesi yoktur.
    Ama, gene de yanıtladı ****kanlı:
    - Seni seviyorum, çünkü bir düş gördüm, sonra bir krala rastladım, billuriye sattım, çölü geçtim, kabileler savaşa tutuştular ve bir simyacının oturduğu yeri öğrenmek için bir kuyunun yanına geldim. Seni seviyorum, çünkü bütün Evren sana ulaşmam için işbirliği yaptı. (127)

    - Yüreğimizi neden dinlemeliyiz? diye sordu, mola verdikleri akşam.
    - Çünkü yüreğin neredeyse hazinen de oradadır.
    - Yüreğim sıkıntılı, çalkantılı, dedi ****kanlı. Düşler görüyor, heyecanlanıyor ve bir çöl kızına aşık. Bana bir yığın şey soruyor, çöl kızını düşündüğüm zaman, geceler ve gündüzler boyu beni uykusuz bırakıyor.
    - Ne ala! Demek ki yüreğin canlı. Onun söylediklerini dinlemeye devam et. (133)

    - Öyleyse neden yüreğimi dinlemek zorundayım?
    - Çünkü onu susturmayı hiçbir zaman başaramazsın. Hatta onu dinlemiyormuş gibi yapsan da o gene de oradadır, göğsündedir; hayat ve dünya hakkında ne düşündüğünü sana tekrarlamayı sürdürecektir.
    - Bir hain olsa da mı?
    - İhanet, senin beklemediğin bir darbedir. Ama sen yüreğini tanıyacak olursan, sana baskın yapmayı hiçbir zaman başaramayacaktır. Çünkü onun düşlerini ve arzularını tanıyacaksın ve onları hesaba katacaksın. Hiç kimse kendi yüreğinden kaçamaz. Bu nedenle en iyisi onun söylediklerini dinlemek. Böylece, kendisinden beklemediğin bir darbe indirmeyecektir kesinlikle sana. (134)

    Gözümüzün önünde büyük hazineler olduğu zaman asla göremeyiz onları. Peki, neden bilir misin? Çünkü insanlar hazineye inanmazlar. (138)

    - Adamlara bakışınızla boyun eğdirdiniz, dedi.
    - Gözler ruhun gücünü gösterirler, diye yanıtladı Simyacı. (140)

    - Başkasının Kişisel Menkıbe’sine burnunu sokan kimse kendi Kişisel Menkıbe’sini kesinlikle keşfedemez. (141)

    - Bir düşün gerçekleşmesini bir tek şey olanaksız kılar: Başarısızlığa uğrama korkusu. (145)

Sayfayı Paylaş