Simyadan kimyaya

Konu 'Kimya Ders Notları' bölümünde karapiton tarafından paylaşıldı.

?

Güzel mi ? Güzelse Teşekkür Verir misin ?

Anketin kapanma tarihi 19 Ağustos 2014.
  1. Evet

    oy sayısı 4
    100,0%
  2. Hayır

    oy sayısı 0
    0,0%
  1. karapiton

    karapiton Üye

    Katılım:
    21 Aralık 2010
    Mesajlar:
    76
    Beğenileri:
    39
    Ödül Puanları:
    0

    SİMYADAN KİMYAYA

    Fiziksel ve mekaniksel bilimlerin temeli alet ise kimya biliminin temeli ateştir. Dolayısıyla insanların ateşi keşfetmesi ve kontrol altına alması önce simyanın, sonra da kimya biliminin doğmasına neden olmuştur.
    Eski çağlarda insanlar maddenin özelliklerini ve yararlarını sistematik çalışmalar sonucunda değil, daha çok rastlantı eseri keşfetmişlerdir. Örneğin yemek tuzunun keşfi.
    Ateşi keşfeden insan, bundan yararlanma yollarını araştırırken suyu ısıtıp besinleri haşlamayı denemiştir. Kil çamurunun ateşte sertleştiğini bulan insan, çömlekler üretmeye başlamıştır.
    Sınama yanılmayla öğrenilen bazı çalışmalar şunlardır; cevherden metal elde etme, kumaşları boyama, metalleri kaplama, metalleri mineleme.
    Bu çalışmalar kimya açısından incelenirse ürünlerin pek çoğunun rastlantı eseri ve bilimsel olmayan yollarla keşfedildiği söylenebilir.
    SİMYA: Değersiz metalleri altına çeviren felsefe taşını ve tüm hastalıkları iyileştiren hayatı sonsuz yapacak ölümsüzlük iksirini bulma çabalarına SİMYA, bu çalışmaları yapan kişilere de SİMYACI denir.
    Simyacılar metallerin tek tip olduğunu, metallerin farklı görünmelerinin nedeninin metallerin kirlenmesi sonucu olduğunu düşünüyorlardı. Metallerin kaynağının altın olduğunu bu yüzden metallerin altına dönüşebileceğini söylüyorlardı. Altının renginden dolayı soylu olduğunu, diğer metallere ruh katıldığında altına dönüşeceği sanılıyordu.

    Simyanın Kimya Açısından Önemi
    Maddelerin özelliklerini sınama yanılma yoluyla inceleyen simyacılar, bugün kimyada kullanılan bazı araç gereçleri icat etmiş, yeni maddeler keşfetmiştir.
    Kimya bilimine simyacıların en önemli katkısı büyük oranda esans damıtılmasında kullanılan imbik’i geliştirmeleridir.
    Kimyanın gelişimi açısından önemli Türk İslam simyacıları Cabir İbn-i Hayyan , Ebubekir El-Razi, İbn-i Sina ve İbn-i Rüşd’dür.
    Cabir İbn-i Hayyan, “Kralın Kitabı” , “Hafifliğin Kitabı”, “Ağırlığın Kitabı”, “Civanın Kitabı”, “70’in Kitabı”, “112’nin Kitabı” adlı eserleri ile kimyanın gelişmesine öncülük etmiştir.

    İslam simyacısı olan Huneyn Bin İshak, yazdığı “Aristo’nun taşlar kitabı” adlı eserinde yetmişi aşkın minerali tüm özellikleriyle tanımlamış bazı kimyasal maddelerin tedavi amacıyla kullanabileceğini; kurşun ve civanın kükürtle karardığını; bakır ve pirinç alaşımının asitli yiyecekle zehirleme etkisi yaptığını açıklamıştır.
    Sonuç olarak Orta Çağda simyacılar teorik anlamda kimya bilimine çok fazla katkı sağlamasalar da pratik anlamda günümüzde kullanmakta olduğumuz bazı kimyasalların nasıl üretildiğini keşfetmişlerdir.

    Element Kavramının Tarihsel Gelişimi
    Thales (talıs) a göre her şey su’dan meydana gelmitir. Su buharlaşarak havayı ve nemi, donarak toprağı ve taşı oluşturur. Bu dönüşüm içerisinde diğer varlıklar oluşur.
    Anaximenes ‘e göre evren havadan oluşmuştur. Ona göre hava, yoğuşması ve gevşemesiyle çeşitli nesnelere dönüşür. Genişlemesi ve gevşemesiyle ateş olur; yoğuşmasıyla rüzgar, bulut; bulutlardan su ; sudan toprak ve taşlar oluşur.
    Empedokles’e göre evren bir maddeden değil dört ögeden oluşmuştur. Bunlar toprak, su, hava ve ateş’tir. Empedokles’e göre diğer tüm varlıklar bu dört ögenin değişik oranlarda birleşmesiyle oluşur.
    Kimya biliminin tarihinde element kavramı dört öge fikriyle ortaya çıkmıştır. Dört Öge Kuramı, Platon ve Aristo tarafından irdelenmiş yaklaşık 2000 yıl boyunca simyacılar tarafından kullanılmıştır.
    Robert Boyle (rabırt Boyl) element kavramını yeniden tanımladı. Ona göre Element, basit maddelere ayrılamayan madde demekti. Element tanımı yapılmış fakat yanma olayı bir türlü açıklanamamıştır.
    Alman kimyacılar Becher(Beher) ve Stahl(ştal) yanma olayını maddenin içinden ruhun çıkması olarak tanımlayınca, element kavramı hakkında yanlış bilgiler oluşmuştur.
    Nihayet yanma olayını günümüzdeki anlamıyla tanımlayan LAVOİSİER (Lavaziye,Lavzır), Boyle ‘un element tanımını tekrar yaptı. Yazdığı ders kitabında o güne kadar keşfedilmiş bütün elementlerin bir listesini verdi. Element kendinden daha küçük şeye ayrılamayan madde olarak tanımlandı.
    20. yüzyılın başlarında protonun keşfiyle element; aynı proton sayısına sahip atomların oluşturduğu saf madde olarak tanımlandı


    KİMYANIN TEMEL KANUNLARI



    1774 yılında Priestley ve Scheele, Kırmızı Civayı ısıtarak “yakıcı hava” olarak adlandırdıkları gazı keşfetmişlerdir. Bu gaz bugün ki Oksijen’di.
    Priestley ve Scheele deneysel ölçümleri anlaşılır şekilde yorumlayamamıştır. Aynı deneyleri tekrarlayan Fransız Bilim İnsanı LAVOİSİER, yanma olayında maddelerin oksijen gazı ile etkileştiğini ifade etti. Deneysel ölçümlerin ve sonuçların yorumlanması kimyanın bilim olmasını sağlamıştır.
    Bu nedenle günümüzde LAVOİSİER, kimya biliminin kurucusu olarak tanınmaktadır.
    1-KÜTLENİN KORUNUMU KANUNU
    Lavoi***r, yanma olayını açıklarken; madde ve havanın yanma olayından önceki toplam kütlesi ile yanma sonucunda oluşan kül ve dumanın toplam kütlesinin eşit olduğunu tespit etmiştir.
    • Madde yok olmaz, başka maddelere dönüşür.
    • Tepkimeye giren maddelerin toplam kütlesi, tepkime sonucunda oluşan maddelerin toplam kütlesine eşittir.

    H2 + ½ O2 ---------> H2O
    2 g …….. 16 g 18 g
    18 g
    2-SABİT ORANLAR KANUNU
    Proust, yaptığı çalışmalar sonucunda bir bileşiği oluşturan elementlerin kütleleri arasında sabit bir birleşme oranının olduğunu tespit etmiştir.

    H2O 2 g H2 ile 16 g O2 birleşmiştir. O halde; Hidrojen ile Oksijen arasındaki oran:
    H/O = 2 g /16 g = 1/8’dir.
    Dalton sabit oranlar kanununa göre bazı hipotezler geliştirmiştir:

    1. Her element, atom denilen çok küçük ve bölünmeyen taneciklerden oluşmuştur.
    2. Bir elementin bütün atomlarının kütlesi ve diğer özellikleri aynıdır.
    3. Kimyasal tepkimeler atomların düzenlenme türünün ve birleşme şeklinin değişmesinden ibarettir.
    3-KATLI ORANLAR KANUNU ( Dalton )
    İki element aralarında iki bileşik oluşturuyorsa, bu elementlerden birinin sabit miktarları ile birleşen diğer elementin değişen miktarları arasında basit bir oran vardır. Bu orana Katlı Oran denir.

    Örnek; NO2 – N2O4 bileşik çiftinde:

    Aynı miktar N ile birleşen O kütleleri arasında.
    2/ NO2 = N2O4 = 4
    O/O = 4/5
    1/ N2O5 = N2O5 = 5

    Aynı miktar O ile birleşen N kütleleri arasında
    5/ NO2 = N5O10 = 5
    N/N = 5/4
    2/ N2O5 = N4O10 = 4

    Örnek; Fe ile O elementleri arasında; Fe2O3 ve Fe3O4
    gibi bileşikler oluşmaktadır. Bunlar arasındaki katlı oranlara bakacak olursak:
    Fe2O3 ve Fe3O4 bileşiklerinde

    Fe yi sabit tutarsak oksijenler arasındaki katlı oran;
    3/ Fe2O3 = Fe6O9 = 9
    O/O = 9/8 ‘dir.
    2/ Fe3O4 = Fe6O8 = 8

    Oksijeni sabit tutarsak demir arasındaki katlı oran;
    4/ Fe2O3 = Fe8O12 = 8
    Fe / Fe = 8/9 ‘dur.
    3/ Fe3O4 = Fe9O12 = 9
    Katlı oranların uygulana bilemesi için ;
    • Bileşiklerde yalnız iki element olmalı
    • Bileşiklerdeki elementler birbiri ile aynı olmalı
    • Bileşiklerin basit formülleri aynı olmamalı
    • Katlı oran 1/1 olmamalı

    NO – N2O3 Katlı oranlar kanununa uyar
    NO2 – N2O4 Katlı oranlar kanununa uymaz (katlı oran 1/1)
    NaCl – KCl Katlı oranlar kanununa uymaz (elementler farklı)
    H2SO4 – H2SO3 Katlı oranlar kanununa uymaz (bileşikte 3 element var)
    FeO – Fe2O3 Katlı oranlar kanununa uyar

    4-BİRLEŞEN HACİMLER KANUNU ( Gay Lussac)
    Dalton’un yaşadığı dönemde Gazlar, pek çok bilim insanının çalışma konusuydu.
    1787 yılında Fransız fizikçi Charles(çarls) gazların sıcaklıkla hacminin arttığını keşfetmiştir.
    Gay Lussac ‘ın dikkatini çeken gaz halindeki maddelerin tepkimeleriydi. 1 L N2 (azot gazı) ile 3 L H2 (hidrojen gazı) birleşerek 2 L NH3 (amonyak) gazı elde edilebiliyordu.
    N2(g) + 3 H2(g) ------- > 2 NH3(g)
    1 L 3 L 2 L
    Bunun üzerine Gay Lussac Birleşen Hacimler Kanununu tanıttı.

    DALTON ATOM TEORİSİ VE GAZLAR
    Dalton’a göre maddeler birbirinden bağımsız atomlardan oluşuyordu. Belli bir hacimde eşit sayıda atom varsa gazlar ancak birebir oranda tepkimeye girebilirdi. Suyun oluşabilmesi için 1 L H2(hidrojen gazı) ile 1 L O2 (oksijen) gazının tepkimeye girmesi gerekiyordu. Suyun oluşum tepkimesini;

    H(g) + O(g) ------- > HO(g) şeklinde olduğunu düşünüyordu.

    Avagadro Birleşen Hacimler Kanununu yorumlayarak şu sonuca varmıştır. Maddelerin taneciklerinin sadece tek bir atomdan oluşmayacağını, atomların kümeler halinde bulunabileceğini belirtmiştir.
    Bu atom kümelerine molekül denir.

    Dolayısıyla bazı elementler ve bileşikler molekülden oluşmuştur.
    O2 N2 NO2 Cl2 NH3 Br2
    Atomlar arasında kimyasal bağ olabileceği fikri ortaya çıkmıştır.

    KİMYASAL BAĞLAR
    Dalton Atom teorisinde atomlar küre şeklindedir. Atomlar nasıl olur da birbiri üzerinde durarak cisimleri meydana getirir.
    Bağlanma konusunu açıklayamaması Dalton Atom teorisinin en büyük eksikliğidir.
    Benjamin Franklin maddelerde yüklü taneciklerin olduğunu keşfetmiştir. Stone, (-) yüklü taneciklere elektron adını vermiştir.
    Thomson Atom Teorisi, atom içerisinde (-) yüklü taneciklerle (+) yüklü taneciklerin eşit miktarda bir arada bulundukları modelle açıklamıştır.
    Rutherford Atom teorisinde proton olarak adlandırdığı (+) yüklü taneciklerin çekirdeği oluşturduğunu elektronların ise çekirdeğin etrafında bulunduğunu açıklamıştır.
    Bohr Atom Teorisine göre Rutherford Atom teorisinde olduğu gibi çekirdekte (+) yüklü tanecikler bulunur. Elektronlar ise çekirdekten belli uzaklıkta ve hareketlidir. Elektron çekirdekten uzaklaşabilir. Tekrar yaklaşırken ışıma yayar.
    Bohr Atom Teorisi kimya biliminde bir devrim gerçekleştirmiştir.

    Atomlarda elektron veren (+) yüklü iyon, elektron alan ise (-) yüklü iyon halinde olur.
    Oluşan bu iyonlar elektriksel çekim kuvvetleriyle birbirini çeker. Bu çekim kuvveti iyonik bağ olarak adlandırılır.
    Maddelerin pek çoğunda tanecikler iyonik bağlar sayesinde bir arada durmaktadır.
    Kimyasal bağlar, elektriksel itme ve çekme kuvvetlerinden kaynaklanır.

    Kimyasal bağ:

    Bir atomdan diğer bir atoma elektron aktarılmasıyla

    İki atomun ortak elektron kullanmasıyla oluşur.




    1. MgO bileşiğinde magnezyumun oksijene kütlece birleşme oranı Mg/O=3/2 dir. 6 gram magnezyumun yeterince oksijen ile tepkimesinden kaç gr magnezyum oksit oluşur?





    2. Bir miktar hidrojen gazı 16 gram oksijen gazı ile su oluşturmak üzere birleşirken 7 gram hidrojen gazı artıyor. Başlangıçtaki hidrojen gazı kaç gramdır?
    (suyu oluşturan hidrojenin oksijene kütlece birleşme oranı H/O=1/8 dir.)
    muratgüven ve benqiSu bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş