şizofren-i,belirtileri,önlenebilmesi

Konu 'Psikolojik Destek' bölümünde Moderatör Gül tarafından paylaşıldı.

  1. Moderatör Gül

    Moderatör Gül Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    2.216
    Beğenileri:
    973
    Ödül Puanları:
    0

    Şizofreni kişilik bölünmesi, zayıf kişilikli olma, zeka geriliği veya tembellik değildir. Önemli ruhsal hastalıklarından birisidir.
    Hastalarda genelde gerçekle hayal dünyasını ayırt edememe, mantıksal düşünme yeteneği kaybı, normal duygusal tepkiler verememe ve toplumsal kurallara uyamama görülür.Aynı zamanda hatırlama ve normal konu?ma yeteneği genelde kaybolur. Diğer bedensel ve ruhsal hastalıklarda olduğu gibi organik nedenleri vardır.Bu gün şizofreninin ortaya çıkışında rol oynayan dopamin ve serotonin sistemi gibi beyinde yer alan taşıyıcı (nörotransmitter) sistemlerin rol oynadığı araştırmalarla gösterilmektedir. Toplumda %1 oranında şizofreni görülmektedir. Sıklıkla 15-25 yaşları arasında ortaya çıkmaktadır. 12 yaşından önce ve 40 yaşından sonra görülmesi enderdir.

    Günümüzde kullanılan ilaçlar belirtileri büyük oranda kontrol altına alabilmekte ancak bazı semptomlar çoğu hastada yaşam boyu sürmektedir. Bu hastalığı tümüyle atlatan hasta sayısı tüm hastaların ancak 1/5’idir. Bazı hastalar sadece bir defa atak geçirmekte, bazı hastalarda ara dönemleri normal olan ve tekrarlayan ataklar olmakta, bazı hastalarda ise belirtilerde
    artma ve azalma ile giden ancak hiçbir zaman normale dönmeyen bir seyir görülebilmektedir.

    İlaç kullanımı ile çoğu belirti kontrol altına alınabilmektedir, buna karşın bazı hastalar halen var olan ilaç tedavilerinden faydalanamamakta, ekonomik nedenlerle ilaçları temin edememekte veya ilaç yan etkileri nedeni ile tedaviye
    devam etmek istememektedir.

    ŞİZOFRENİ NEDENLERİ NELERDİR ?
    Şizofreninin kesin nedeni tam olarak bilinememektedir. Bu konuda değişik teoriler ileri sürülmektedir. Klinik izlemelerde kan bağı olan kişilerde genetik yatkınlığın olduğu başka nedenlerin de araya girmesi ile hastalığın ortaya çıktığı görülmektedir.
    Tek yumurta ikizlerinin birinde şizofreni görülmesi durumunda diğerinde şizofreni ortaya çıkma olasılığı %50, anne babanın ikisinin birden şizofren olması durumunda çocuklarda şizofreni görülme olasılığı %40, anne veya babanın şizofren olması
    durumunda çocuklarda görülme olasılığı %8, kardeşlerden birinin şizofren olması durumunda diğer çocukta hastalığın görülme olasılığı %12’dir. Genetik geçişten sorumlu tutulan bazı genler vardır ancak bu konu henüz tam olarak aydınlatılamamıştır.

    Şizofren hastaların beyin tomografisi ve MR gibi radyolojik incelemelerinde beynin bazı bölgelerinde değişiklikler tespit edilmektedir ancak bu değişikliklerin şizofreniye özgü olmadığı bilinmektedir. Yine ölen şizofren hastaların beyin
    biyopsilerinde beyinde bazı doku değişiklikleri görülmektedir. Bu değişikliklerin de hastalık oluşmadan önce mi olduğu veya hastalığın ortaya çıkşıyla mı geliştiği bilinememektedir.
    Beyin biyokimyası ile ilgili araştırmalarda beyinde haberci rolü üstlenen (nörotransmitter) maddelerden biri olan dop*****n aktivite artışının hastalığa yol açtığı bilinmektedir.
    Son yıllarda dopamin yanında serotonin ve norepinefrin gibi diğer habercilerinde şizofreni oluşumunda rol oynadığı belirtilmektedir. Kullanılan ilaçlar da bu sistemler üzerinden etki etmektedir. Her hastada aynı belirtilerin ortaya çıkmaması,her ilacın her hastaya yaramaması hastalığın ortaya çıkışında bu maddelerle ilgili kişiden kişiye değişen özelliklerin olduğunu düşündürmektedir. Hastalığın ortaya çıkış nedeni olarak bazı hastalarda dopamin sistemi daha etkin olurken bazılarında sorun daha çok serotonin sisteminde olabilir.
    Bağışıklık sisteminin bu hastalığa yol açtığı öne sürülen teoriler arasındadır.
    Gebelik sırasında grip enfeksiyonu geçiren annelerin çocuklarında bu hastalığın ortaya çıktığı ileri sürülmüştür, ancak araştırmalar bunu desteklememektedir.

    Çevresel bazı etkenler hastalığın ortaya çıkışında rol oynamaktadır. Kalp hastaları nasıl çevresel stres yaratan durumlardan olumsuz etkileniyorsa veya stresli bir yaşam olayı nasıl hastalığın ortaya çıkmasında rol oynuyorsa şizofrenlerde
    de aynı durum geçerlidir. Bu hastalarda tek başına ilaç tedavisi genelde yeterli olmaz, stres yaratan durumların da ele alınması gerekir. Bazı aile yapılarının şizofreniye yol açtığı öne sürülmüş ve şizofren aileler mo**** geliştirilmeye çalışılmıştır, ancak sonra yapılan araştırmalar bu teoriyi desteklememiştir.

    Şizofrenlerde hormonlarda bazı değişiklikler olduğu ve bunun da hastalığa yol açtığı belirtilmektedir.
    Bazı yapısal ve kimyasal bozuklukların şizofren hastaların algılarında bozulmalara yol açtığı ve hastaların algılarında seçicilik olmaması dolayısıyla beynin çok fazla uyaranla karşılaştığı öne sürülmektedir. Örneğin normal kişilerde bulundukları ortamda aynı anda ortaya çıkan seslere karşı bir seçicilik vardır, televizyonun sesini dinlerken dışarıda bağıran satıcının sesini algılamayabilir, oysa şizofrenlerde bu seçiciliğin olmadığı aynı anda var olan tüm seslerin algılandığı ve beynin
    fazla uyaranla karşı karşıya kaldığı belirtilmektedir.
    Stres-diyatez teorisine göre bünyesel olarak yatkın olan kişilerde stresli bir durumla karşılaşıldığında şizofreni ortaya çıkmaktadır. Şizofreninin ortaya çıkışında biyolojik, psikososyal ve çevresel etkenlerin birlikte rol oynadığı, stres yaratan bir durumla karşılaşıldığında hastalığın ortaya çıktığı ve stres yaratan durumun da bu etkenlerden biri ile ilgili olabileceği belirtilmektedir.Örneğin ortaya çıkarıcı etken enfeksiyon gibi biyolojik bir neden veya bir yakınını kaybetme veya sorunlu bir ailede yaşama gibi psikolojik bir neden olabilir. Her enfeksiyon hastalığı olan veya her yakınını kaybeden şizofreni olmaz, bu
    hastalığın ortaya çıkışı için bünyesel yatkınlığın da bulunması gerekir.
    Özel Üye Esra bunu beğendi.
  2. Moderatör Gül

    Moderatör Gül Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    2.216
    Beğenileri:
    973
    Ödül Puanları:
    0
    ŞİZOFRENİ BELİRTİLERİ NELERDİR ?Şizofreni hastaları dünyayı değişik algılar. Normalde çevrede varolan uyaranlar dışında olmayan sesler, hayaller, garip kokularla dış dünya karışık ve anlaşılmazdır.
    Bu ortamda hastalarda anksiyete artışı, heyecan ve korku sıktır. Bu duygularla genelde normal olmayan davranışlar sergilerler.
    Şizofreninin ortaya çıkışı değişik şekillerde olabilir. Bazı hastalarda aniden ortaya çıkabileceği gibi çoğu hastada sinsice yavaş yavaş gelişir. Yavaş seyir gösteren şizofrenide başlangıçta dikkat toplama güçlüğü, toplumsal ilgiyi kaybetme, içine kapanma, kendine bakımda azalma, dini uğraşılarda artma veya kara sevdaya tutulma gibi belirgin olmayan ve ilk bakışta şizofreniyi düşündürmeyen belirtiler görülebilir ve sıklıkla başka psikiyatrik hastalıklarla karıştırılır. Bu başlangıç belirtilerinin ardından birkaç ay veya yıl içinde de tüm belirtileri ile hastalık ortaya çıkar. Hastalar sıklıkla garip davranışlar ve konuşmalar sergilerler.Gerçekte olmayan sesler işitmeye ve hayaller görmeye başlarlar. Bazı hastalarda garip pozisyonlarda uzun süre durma, bazılarında hiç hareket etmeksizin uzun süre sessiz kalma veya aşırı hareketlilik görülebilir. Yavaş seyir gösteren şizofreninin yanında hızlı seyir gösteren şizofreni de olabilir. Bu hastalarda ise belirtilerin çoğu bir arada aniden ortaya çıkar.Bazı hastalarda belirtiler hafif seyrederken bazılarında şiddetli semptomlar olabilir ve bu durumda hastaları kontrol etmek güçleşebilir. Şizofrenide görülen belirtiler iki başlık altında toplanır: pozitif belirtiler ve negatif belirtiler. Her hastada bu belirtilerin tümü bir arada görülmez.
    Şizofreninin tipine göre belirti kümeleri de değişir. Örneğin paranoid şizofrenide şüphecilikle ilgili belirtiler baskındır. Paranoid şizofrenlerde sık görülen temalardan bazıları şunlardır: kendisine kötülük yapmak isteyen kişiler veya güçler vardır, bununla ilgili sesler işitmektedir, bu nedenle evde perdeleri kapatıp oturmakta, yemek yerken zehirlenme riski olduğunu düşünerek yemeği kendi
    önünde hazırlatmakta veya kendi yaptığı yemeği yemektedir. Odasına dinleme cihazları yerleştirilmiştir, bu nedenle odasında temkinli konuşmaktadır, eşi kendisini aldatmaktadır, v.b. Basit şizofrenide ise toplumsal çekilme, içine kapanma, sosyal aktivitelerde azalma, kendine bakımın düşmesi gibi belirtiler dışında fazla bulgu olmayabilir. Pozitif belirtilerde; şüphecilik, işitme varsanılar ve garip davranışlar sıktır.Hastalarda düşünce ve konuşmada kopukluk görülebilir. Konuşurken konudan konuya atlama, içerik olarak bir anlam ifade etmeyen sözcükleri birbiri ardına sıralama sonucu dinleyenler tarafından bir anlam ifade etmeyen sözcük salatası dediğimiz içeriği boş, anlamsız ve karmaşık konuşma biçimi görülebilir. Bazende hastalar kendileri kelime uydururlar, bu kelimeler kendilerince bir anlam ifade etmektedir.Aslında anlamsız gibi görülen konuşmaya dikkat edilirse çokta anlamsız olmadığı içeriğinin olduğu görülebilir. Bu konuşma biçimi kişinin çağrişimlarının hızlanması ile ilgilidir. Düşüncede bu hızlanmanın yanında duraklamalar da görülebilir.
    Hastalar konuşurken ani duraklamalar, bloklar genelde buna bağlıdır. Düşünceler genelde çocuksu ve büyüseldir. Hastalarda gerçekle bağlantısı olmayan inanışlar görülebilir. Bu hastalarda görülen bazı düşüncelere şu örnekler verilebilir; telefonları dinlemekte, insanlar kendisini takip etmekte, herkes düşüncelerini bilmektedir, kötülük yapmak isteyen kişiler vardır, hatta ev içindeki yakınları bile kötülüğünü istemekte ve kendisine zarar vermek için planlar yapmaktadır,televizyondan mesajlar almakta, herkes kendisine manalı manalı bakmaktadır, iç organları parçalanmış ve yok olmuştur, telepatik güçleri vardır, uzaylılar kendisi ile bağlantı kurmaktadır v.b.
    Gerçekle bağlantısı olmayan sesler işitilebilir. Bazen bu sesler bazı komutlar vermekte, alay etmekte veya kötü sözler söylemektedir. Yine gerçekte olmayan hayaller görülür. Garip şekiller, korkunç yaratıklar olabilir. Hastalar bu ses ve görüntülerin gerçekte olup olmadığını ayırt edemez. Çoğu zaman bunlardan rahatsız olurlar ve korkarlar. Bunları kendi beyinlerinin bir ürünü olarak kabul etmez ve genelde dışarıdan birileri tarafından yapıldığını düşünürler. Bazen bu seslere yanıt verir, konuşmaya başlarlar veya görüntüleri takip ederler. Hastaların bu hareketleri dışarıdan gözlendiğinde kendi kendine konuşuyormuş veya sabit bir noktaya bakıyormuş gibi gelir.
    Negatif belirtilerde; toplumsal çekilme, içine kapanma, ilgi ve istek azlığı, kendine bakımda azalma, konuşma ve hareketlerde azalma gibi belirtiler görülür.

    Duygulanımda azalma görülür. Hastaların jest ve mimiklerinin azaldığı görülür.Olaylara uygun tepkiler veremezler. Çoğu zaman yüzlerine maske giymiş gibi tepkisiz bir görünüm sergilerler. Bazen de uygunsuz tepkiler verdikleri görülür, ağlanacak yerde güler veya gülünecek yerde ağlayabilirler. Genelde hareketler azalmıştır.
    Harekete başlama güçlüğü görülür. İleri evrelerde hareketsiz uzun süre durdukları görülebilir. Bu hareketsizliğin nedeni sıklıkla ileri derecede kararsız kalmakla ilgilidir. Bazen bu uzun süreli hareketsizliğin ardından ani beklenmeyen bir hareketlilik olabilir, hasta yaydan fırlamış ok gibi eyleme geçebilir. Hastalar toplumsal olaylara ilgi ve isteklerini genelde kaybederler. Toplumsal çekilme, okul ve işe devam edememe, arkadaşlardan uzaklaşma, yalnız kalmayı tercih etme sık görülür. Dikkat toplama güçlüğü vardır, hastalar bir konuya odaklanamazlar.
    Şizofreni hastalarında saldırganlık sık görülen belirti değildir. Ancak şizofreni belirtileri ortaya çıkmadan önce saldırgan kişiliği olanlarda hastalık ortaya çıktıktan sonra saldırganlık görülebilmektedir. Bunun dışındaki hastalar genelde içine kapanıktır. Şüpheciliği olan hastalar ilaç kullanmıyorlarsa saldırgan olabilirler. Genelde aile içinde veya arkadaş ortamında saldırgan davranışlar gösterirler. Yine alkol ve madde bağımlılığı olan şizofrenlerde saldırganlık görülebilir. Şizofrenide intihar riski normal topluma göre fazladır. Hastaların %10’unda intihar girişimi görülebilmektedir. Hangi hastanın intihar edeceğini önceden kestirmek genelde güçtür.
    Özel Üye Esra bunu beğendi.
  3. Moderatör Gül

    Moderatör Gül Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    2.216
    Beğenileri:
    973
    Ödül Puanları:
    0
    ŞİZOFRENİ TEDAVİSİ

    Şizofreni oldukça değişik şekillerde kendini gösteren ve neden ortaya çıktığı bilinmeyen bir hastalıktır. Bu nedenle tedavide amaç semptomları yatıştırmaya ve hastalığın tekrar ortaya çıkışını önlemeye yöneliktir.

    Şizofreni tedavisinde kullanılan antipsikotik ilaçlar ilk olarak 1950 yıllarında ortaya çıkmıştır. Bu ilaçlar hastalarda ortaya çıkan belirtileri yatıştırmakta hastanın günlük yaşama uyumunu artırmakta, iş verimini yükseltmekte ve hastalığın tekrar ortaya çıkışını önlemektedir ancak hastalığın tam olarak ortadan kalkmasına yardımcı olamamaktadır.

    İlacın seçimi ve doz ayarlaması hastaya ve hastanın belirtilerine göre değişir. Hangi ilacın, ne dozda kullanılacağı ancak deneme ve yanılma yolu ile anlaşılmaktadır. Her ilaç her hastaya yaramamakta, bazı hastalarda bazı ilaçlar ufak dozlarda bile şiddetli yan etkiler çıkarabilmektedir. Bazı hastalarda yüksek doz ilaç kullanımına rağmen belirtiler azalarak devam etmekte, nadir de olsa bazı hastalar halen var olan hiçbir ilaç tedavisinden faydalanamamaktadır.

    Son on yılda atipik antipsikotikler olarak adlandırılan yeni bir grup ilaç şizofreni tedavisinde kullanılmaktadır. Bu grup ilaçlardan ilki ve en etkili olanı Clozapine’dir. Etkinliği yanında kandaki beyaz hücrelerde ani düşme gibi hayatı önemi olan bir yan etkisi olması dolayısıyla doktor kontrolünde ve dikkatli kullanılması gerekir. Bu grupta yurdumuzda halen kullanılan diğer ilaçlar Risperidone, Olanzapine ve Quetiapine’dir. Bu ilaçların yan etkileri Clozapine göre daha az olmasına rağmen yine de değişik yan etkiler görülebilmektedir. Bu grup ilaçlar klasik ilaçlara göre oldukça pahalıdır. Bunlar dışında halen yeni ilaçlar geliştirilmeye çalışılmaktadır.

    Şizofreni tedavisinde kullanılan ilaçlar özellikle ses işitme, hayal görme, şüphecilik gibi bazı belirtileri kolayca ortadan kaldırabilirken, ilgi, istek azlığı ve duygulanımda azalma gibi bazı belirtilere fazlaca etkili olamamaktadır.

    Haloperidol gibi klasik antipsikotiklerin uygulanmasında ilave ilaç kullanımını gerektirecek yan etkiler sıkça görülürken atipik antipsikotiklerle bu yan etkiler çok nadirdir.

    Hastaları ve yakınlarını en çok kaygılandıran konu hastalarda bu ilaçlara bağımlılık gelişmesidir. Ancak bu ilaçların bağımlılık yapıcı yan etkisi kesinlikle yoktur.
    Özel Üye Esra ve Red94 bunu beğendi.
  4. Moderatör Gül

    Moderatör Gül Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    2.216
    Beğenileri:
    973
    Ödül Puanları:
    0
    İlaçların Etki Mekanizması Nedir?
    Şizofrenide beyinde varolan ve düzenleyici, haberci gibi işlevleri olan dopamin, serotonin ve glutamat gibi nörotransmitterlerde işlev bozukluğu olduğu ve hastalığın bu nedenle ortaya çıktığı düşünülmektedir. Her hastada bu maddelerle ilgili ortaya çıkan işlev bozukluğu farklı şekillerdedir ve buna bağlı olarak ortaya çıkan belirtilerde hastadan hastaya değişir. Bazı hastalarda sorun ağırlıklı olarak dopamin sistemindedir ve bu hastalar dopamin sistemini etkileyen klasik nöroleptiklerden daha çok faydalanır. Bazı hastalarda ise sorun daha çok serotonin sistemindedir ve bu hastaların klasik ilaçlara yanıtı azdır ve yeni grup ilaçlar bu hastalarda oldukça etkili olmaktadır.

    Her hastaya uygun ilaç, uygun doz ve kullanım şekli farklıdır. Hastalığın belirtilerinin ani ortaya çıktığı ve şiddetli olduğu vakalarda kas içine verilen iğne formları kullanılabilir. Yine hastanın durumuna göre ağızdan damla, şurup veya hap şeklinde uygulama yapılır.

    İlaçlara ne kadar devam etmek gerekir?
    Bu ilaçlar hastalığı kontrol altına aldığı gibi tekrarlama şansını da düşürürler. Bazı hastalarda ilaç kullanımının devam etmesine rağmen hastalık tekrarlayabilir. Ancak ilaçların kısa süreli kullanılıp kesilmesi ile hastalığın tekrarlama şansı daha fazladır. Hastalığın alevli olduğu dönemde ilacı daha yüksek dozda kullanılmalı, belirtiler yatışınca doz azaltılmalıdır. Bazı hastalarda dozun azaltılması ile hastalık tekrarlayabilir, bu durumda dozun tekrar artırılması gerekir. İlaçların uygun dozda uygun sürede kullanılması, düzenli doktora gitme hastalığın kontrol altında tutulması yönünden önemlidir. Bu hastalar tedavilerini düzenli sürdürme konusunda genelde güçlük çekerler. Hasta yakınlarının bu konuda hastalara yardımcı olması önemlidir.

    Hastaların düzenli ilaç kullanmamasının çeşitli nedenleri vardır:

    1. Bazıları hasta olduğunu kabul etmez ve ilaç kullanmaya ihtiyacının olmadığını düşünür
    2. Düşüncelerinde dağınıklık olduğu için düzenli ilaç alamayabilir
    3. Hasta yakınları hastalığın tam bilincinde olmadığı için hastayı ilaç kullanımı konusunda olumsuz yönde etkileyebilir
    4. Yan etkiler nedeni ile hasta ilaç kullanmak istemeyebilir, tedavi eden hekim bu konuyu dikkate almaz ise hastanın tedaviye uyumu bozulabilir
    5. İlaç kullanımı uzun süreli olduğunda hastanın ekonomik gücü dikkate alınmalıdır. Alım güçlüğü içinde olan hastalara pahalı ilaçların başlanması tedaviye devamı güçleştirebilir
    6. Tedavinin kolay uygulanabilir olması önemlidir. Çok sayıda ve gün içinde değişik zamanlarda uygulanan çok sayıda ilacın kullanılması tedaviye uyumu bozabilir

    Tedavide uyum güçlüğü olan hastalarda uyumu artırıcı önlemler alınabilir: Yan etkisi çok olan ilaçtan az yan etkili ilaca geçme, ilacın en etki ve en düşük dozda kullanımı, ağızdan alınan ilaçlar yerine iğne ile kas içine vurulan depo ilaçların kullanımı v.b.

    Bazı hastalar bir günde kullanacağı ilaçları bir kutuya koymakta ve oradan alarak ilaç alıp almadıklarını kontrol etmektedir. Hasta yakınlarının da bu konuda hastalara yardımcı olmaları önemlidir.
    Özel Üye Esra bunu beğendi.
  5. Moderatör Gül

    Moderatör Gül Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    2.216
    Beğenileri:
    973
    Ödül Puanları:
    0
    İlaçların yan etkileri nelerdir?Klasik nöroleptiklerin en sık görülen yan etkisi kaslarda kasılma, sertlik hissetme, ayakları sürekli hareket ettirme ihtiyacı, hareketlerde yavaşlamadır. Daha seyrek olarak ağız kuruluğu, bulanık görme,kabızlık, sersemlik hissi, kadınlarda adet düzensizliği ve memelerden süt gelmesi, erkeklerde ejakülasyon güçlüğü görülebilir. Daha çok sakinleştirici ve uyutucu etkisi olan ilaçlarla ağız kuruluğu, tansiyon düşmesi, bulanık görme, kabızlık gibi yan etkiler daha fazla görülürken, sakinleştirici ve uyutucu etkisi az olan belirtileri daha iyi kontrol altına alan haloperidol gibi ilaçlarda kaslarda kasılma, yerinde duramama gibi yan etkiler daha fazladır.

    İlaçların uzun süre kullanımı ile kalıcı yan etkiler ortaya çıkabilir. Bu yan etkilerin başında ağız, dudak, yüz ve beden kaslarında görülen istemsiz hareketler gelir.

    Atipik antipsikotikler olarak adlandırılan yeni grup ilaçlarla bu tip kalıcı yan etkiler çok nadiren ortaya çıkmaktadır. Özellikle genç hastalarda daha az yan etkisi olan ve kalıcı yan etkiler ortaya çıkarma olasılığı düşük olan ilaçlar tercih edilmektedir.

    Atipik antipsikotiklerden clozapine kullanan hastaların %1’inde kandaki beyaz kürelerde düşme olabilmektedir. Bu durumda ilacı kesmek gerekir. Bu yan etkiyi kontrol edebilmek için hastaların düzenli kan kontrollerine gelmeleri uygundur. Bunun dışında sersemlik, uyku hali, yorgunluk, tansiyon düşmesi, salya artışı gibi yan etkiler görülebilir.

    Risperidon, ketiapin ve olanzapin de kan beyaz küresinde düşme gösterilmemiştir. Ancak bu ilaçlarla da tedavinin başında sersemlik, yorgunluk, tansiyon düşmesi olabilir. Hastanın tolere edemeyeceği kadar yan etki ortaya çıktığında dozun yavaş yavaş artırılması uygundur. Bu ilaçlar içinde en az yan etki çıkaran olanzapindir. Risperidon ile kas kasılması gibi yan etkiler olabilir. Bu durumda klasik ilaçlarda olduğu gibi antiparkinson ilaç kullanımı gerekebilir. Özellikle clozapin ve ketiapinde doz yavaş yavaş artırılmalıdır.

    İlaçların yan etkilerinin ortaya çıkışı hastaların duyarlılığına da bağlıdır. Aynı ilacın aynı dozu bir hastada hiçbir yan etki ortaya çıkarmazken başka bir hastada şiddetli yan etkiler görülebilir. Hastanın tolere edemeyeceği yan etkiler ortaya çıktığında ilaç dozunu azaltmak, ilacı değiştirmek veya yan etkileri gidermeye yönelik başka ilaçlar başlamak uygundur. Bu ilaçların kullanımı genelde uzun sürelidir, bazen ömür boyu ilaç kullanmak gerekebilir. Hastalığın alevli olduğu dönemde yüksek doz ilaç kullanımı gerekirken belirtiler kontrol altına alındıktan sonra doz azaltılmalıdır. Doz azaltılmasını doktor kontrolünde yapılması gerekir. Bazen doz azaltılması sırasında hastalık belirtileri tekrar alevlenebilir. Bu durumda tekrar doz artışı yapılmalıdır.

    Kas kasılmasını önlemeye yönelik antiparkinson ilaçlar kullanılmaktadır. Bu ilaçların ne amaçla kullanıldığını bilmeyen hastalarda bu ilaçlar bazen yanlış anlaşılmalara yol açmaktadır. Psikozlarda bu ilaçların kullanımı sadece yan etkiyi önlemeye yöneliktir.

    Yine yan etkileri kontrol altına almak amacı ile anksiyete giderici ilaçlar, antihist*****kler,duygu durum düzenleyicileri kullanılabilir. Bazen hastalığın belirtilerinin yatışmasının ardından depresyon görülebilir veya yeni grup ilaçların kullanımı sırasında obsesif belirtiler görülebilir, bu durumda antidepresan ilaç kullanımı gerekebilir.
    Özel Üye Esra bunu beğendi.
  6. Moderatör Gül

    Moderatör Gül Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    2.216
    Beğenileri:
    973
    Ödül Puanları:
    0
    Şizofrenide Kullanımı Önerilmeyen İlaçlar Neledir?Şizofreni hastaları ve diğer psikozlarda hastalar ilaç tedavisi altında iken bazı ilaç ve maddelerin kullanımı önerilmez. Bunlar tedavi amacıyla kullanılan ilaçların etkisine ters etkide bulunarak tedaviyi olumsuz etkiler.

    * Madde kullanımı: LSD, kokain, amfetamin gibi bağımlılık yapan bazı maddelerin kullanımı sırasında şizofeniye benzer belirtiler ortaya çıkar. Psikiyatrik hastalığı olan kişilerde bu durum istenmeyen sonuçlara yol açabilir. Marihuana gibi bilinci bulandıran ilaçlarda antipsikotik ilaçlarla etkileşir ve hastalığın tekrar alevlenmesine yol açabilir.
    * Alkol kullanımı: Uzun süre alkol kullanımı da şizofreniye benzer belirtiler ortaya çıkarabilir. Ayrıca alkol ilaçlarla etkileşerek ilaçların beyin üzerindeki etkisini artırır ve bu bazen tehlikeli sonuçlara yol açabilir.
    * Kafein: Kahve, kola, çay gibi kafein içeren içecekler kişide kaygıyı artırıcı yönde etki eder. Yerinde duramama, sinirlilik ve gerginlik gibi belirtilerde artışa yol açar. Akşamları fazla alındığında uykuya geçmeyi güçleştirebilir. Bu nedenle fazla miktarda tüketiminden kaçınılmalıdır.
    * Antiasitler: mide asidini gidermeye yönelik kullanılan ilaçlar veya şuruplar nöroleptiklerin emilimini güçleştirebilir. Bu nedenle aynı zamanda alınmaması uygundur.

    * Diyet yapıcı ilaçlar: Kilo vermek amacı ile kullanılan bu ilaçların sinir sistemini uyardığı veya kaygıyı artırıcı yönde etki ettiği görülebilmektedir. Bu nedenle bu hastalarda kullanımı pek önerilmemektedir. Gerektiğinde doktora danışılarak kullanımı uygundur.

    Psikososyal tedaviler nelerdir?
    Şizofreni yoğun olarak 18-35 yaşları arasında görülür. Bu yaşlar aynı zamanda okul yaşamı, meslek edinme ve evlenme gibi yaşamı önemli ölçüde etkileyen olayların geliştiği evredir. İlaçlar hastalardaki belirtileri ortadan kaldırmakta ancak hastanın toplumsal uyumuna yardımcı olamamaktadır. Hastalar kendi bakımını üstlenme, insanlarla ilişki kurma ve ve bu ilişkiyi sürdürmede güçlükler yaşamaktadır. Bütün bu güçlükleri ortadan kaldırabilmek için psikososyal tedaviler şarttır. Ailenin hastalık konusunda bilgilendirilmesi ve eğitilmesi gerekir. Hastaların dayanışma içine girdiği destek grupları bu açıdan oldukça faydalıdır. Bireysel psikoterapilerle hastanın ilişkilerini düzenlemesine ve sosyal ilişkilerini geliştirmesine yardımcı olunabilir.

    İstanbul’da hastalara ve ailelerine destek amacıyla kurulmuş olan “Şizofreni Dostları Derneği” bu alanda aktif olarak hizmet vermektedir. Şizofreni hastaları bu dernek yardımı ile grup çalışmalarına katılabilmektedir. Derneğin çıkardığı yayınlarla hasta yakınlarının bilgilendirilmeleri amaçlanmaktadır.

    Aile ve çevrenin yardımı nasıl olur?

    Hastalara en büyük destek aileden gelmektedir. Bunun yanında akrabalar, arkadaşlar, komşular ve sosyal yardım kurumlarının desteği göz ardı edilemez.

    Bazı durumlarda şizofreni hastalarının sosyal destek ihtiyacı artmaktadır. Örneğin tedavi olmak istemeyen ve tedavi olmayı reddeden hastaları doktora gitmeye razı etmek gerekir. Hastalığın doğası gereği başlangıçta hastalar hasta olduklarını kabul etmeyebilirler. Bazen de hastalar kendilerine veya çevreye zarar verecek ölçüde saldırgan olabilirler. Bu durumda hasta doktora gitmeyi kabul etmiyorsa doktora götürebilmek için emniyet güçlerinden yardım istenebilir.

    Muayene sırasında hastalar bazen belirtileri doktorla paylaşmak istemeyebilirler. Doğru tanının konup, tedavi takibinin iyi yapılabilmesi için hasta ile bir arada yaşayan hasta yakınlarının hastanın durumu konusunda doktoru bilgilendirmeleri önemlidir.

    Tanının erken dönemde konup tedavinin erken başlanması tedavide başarı şansını artırmaktadır. Tedavi olmayan hastaların kendine bakımı azalmakta, sosyal uyumu bozulmakta yalnız başına kaldığında çoğu kendi bakımını üstlenemez hale gelmektedir. Ailesi yakını olmayan ve düzenli tedavi göremeyen hastalar ya suç işleyerek hapishaneye düşmekte veya açlık ve yoksulluk içinde sokaklarda yaşamaya mahkum olmaktadır.

    Hastalarda olmayan sesleri işitme veya olmayan hayaller görme gibi belirtiler olabilir. Bazen de “bana kötülük yapacaklar, beni zehirleyecekler” gibi yanlış inanışlar gelişebilir. Bu algılar ve inanışlar hasta tarafından kesinlikle doğru kabul edilir, tartışma ile bunları değiştirmeye çalışmak pek fayda etmez. Bazen hastalar yakınlarına ses işitip işitmedikleri veya hayal görüp görmediklerini sorar bu durumda duymadığını veya görmediğini, bu belirtilerin hastanın hastalığının bir parçası olduğunu söylemek gerekir.

    İyileşmiş hastalarda hastalığın tekrarlaması durumunda belirtilerin ortaya çıkışı hasta yakınları tarafında gözlenebilir. Bu durumu fark edip tedaviye erken başlamak hastalığın kısa sürede kontrol altına alınmasını kolaylaştırır. Hastanın daha önce faydalandığı ilaçları kaydetmek ve yeni atakta bunu doktora iletmek, günlük hayatta ortaya çıkan değişimleri aktarmak doktorun tedavi planı yapmasında oldukça faydalıdır.

    Hasta ailesi ve çevresinin bu desteklerinin yanında hastanın daha önce var olan yeteneklerini tekrar ortaya çıkarmasına yardımcı olması gerekir. Hastanın hastalıklı yönlerini vurgulamak yerine sağlıklı yönlerinin ele alınması hastanın kendine olan güvenini kazanması açısından önemlidir. Örneğin yazma veya resim yeteneği olan bir hastanın bu yönlerinin desteklenmesi ve yeteneklerini geliştirmesi amacıyla ortam sağlanması sürekli hastalığı üzerinde durulmasından daha olumlu bir etki yapar
    Özel Üye Esra bunu beğendi.
  7. Moderatör Gül

    Moderatör Gül Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    2.216
    Beğenileri:
    973
    Ödül Puanları:
    0
    ŞİZOFRENİ TANISI NASIL KONUR ?
    Şizofrenide görülen belirtiler başka psikiyatrik hastalıklarda da görülebilir.
    Hiçbir belirti tek başına tanı koydurucu değildir. Tanı psikiyatri uzmanı tarafından hastanın ruhsal muayenesi, hasta yakınları ile görüşme ve çoğu zaman hastanın klinik izlenmesi sonucu konur.
    Şizotipal kişilik bozukluğu, şizoaffektif bozukluk, bipolar duygulanım bozukluğu şizofreni ile sıklıkla karışan bozukluklardır.
    Bazı bedensel hastalıkların seyri sırasında da benzer belirtiler görülebilir, bu nedenle ayırıcı tanıyı yapabilmek için fizik muayene ve kan tahlillerinin yapılması gerekir.
    Alkol ve madde bağımlılığı olan veya bazı ilaçları kullanan kişilerde de benzer belirtiler olabilir. Hastanın öyküsünün alınması sırasında buna dikkat edilmeli ve öyküde bu durumlardan bahsediliyorsa buna yönelik tetkiklerin yapılması gerekmektedir.
    Özel Üye Esra bunu beğendi.
  8. Moderatör Gül

    Moderatör Gül Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    2.216
    Beğenileri:
    973
    Ödül Puanları:
    0
    Şizofrenide psiko-sosyal tedavi ne anlama gelir?
    Şizofrenide ilaç tedavisi dışında kalan diğer tedavi yöntemlerini tanımlamak için "psiko*sosyal tedaviler" terimi kullanılır. Psiko-sosyal tedaviler, düzenli ilaç kullanmakta olan ve rahatsızlığın alevlenme döneminde bulunmayanlar için geçerlidir.

    Psiko-sosyal tedavilere neden gerek duyulur?

    Şizofreni, kişinin dünyayı algılama tarzını, düşünce ve duygularını etkileyerek başkalarından farklı davranışlar göstermesine yol açan bir rahatsızlıktır.

    Şizofrenisi olan kişi düşünce dizgesinde ortaya çıkan gerçek dışı, benliğe yabancı değişikliklerin etkisinde yoğun bir bunaltı yaşar. Yaşadığı bunaltı nedeniyle kişiler arası ilişki kurmayı sağlayan basit işlevleri bile yerine getiremeyebilir. Benlik bütünlüğünü koruyamadığı için başkalarına karşı kendisini savunmasız hisseder. insanlara güveninin kaybolmasıyla birlikte kendi dünyasına çekilmeye, ilişkilerini asgariye indirmeye başlar. bu farklılaşma aile ilişkileri, kişiler arası ilişkiler, okul, iş ve sosyal uyum üzerine olumsuz bir şekilde yansır.

    Bu değişikliklere şizofrenisi olan kişinin yakınları bir anlam veremeyip kaygılanarak ne yapacaklarını, nasıl davranacaklarını bilemez hale gelirler. Şizofrenisi olan kişilerin yakınlarında öncelikle gözlenen tepki rahatsızlığın yadsınması ve değişikliklerin kapris, tembellik, bencillik olarak değerlendirilmesidir.

    Rahatsızlık süreci ilerledikçe toplumsal ortamdan uzaklaşma, kendi dünyasına kapanma artar. Aile fertlerinin bu uzaklaşmaya tepkisine bağlı olarak da "kopma" süreci şekillenir. Şizofrenisi olan kişinin kendine özgü dünyasını anlama çabasında olmayan ön yargılı yaklaşımlar sorunu iyice çözümsüz hale getirebilir. Gerçeği algılamadaki farklılıklar, çevreye ilgide azalma, sorumluluk almakta ve yerine getirmekte güçlük gibi şizofreni ra*hatsızlığının doğasına ilişkin sorunlar nedeniyle kişi belirgin uyum sorunları yaşamaya başlar.

    İşte bu noktada hem rahatsızlığı olan kişinin iç dünyasındaki karışıklığı düzeltecek hem de toplum içindeki yalnızlığını ortadan kaldıracak, giderek yitirmekte olduğu yetenek ve becerilerini ona yeniden kazandıracak, bozulmuş iletişimi yeniden kurabilmesine olanak verecek tedavi yaklaşımlarının devreye girmesi gerekli olmaktadır. Bu nedenle şizofreni tedavisinin önemli bir bölümünü psiko-sosyal yaklaşımlar oluşturmakta
    Özel Üye Esra bunu beğendi.
  9. Moderatör Gül

    Moderatör Gül Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    2.216
    Beğenileri:
    973
    Ödül Puanları:
    0
    ÇOCUKLUK ŞİZOFRENİSİ (ERKEN BAŞLANGIÇLI ŞİZOFRENİ)
    Kişinin, gerçeklikle alakasını koparan akıl hastalıklarına psikoz denilmektedir. Şizofreni ise, bireyin dış dünyayla ilişkilerinin koptuğu, içe kapandığı, gerçeklik algısının bozulduğu, kendine ait bir dünyada yaşadığı, duygu ve davranış bozukluklarının görüldüğü bir psikozdur. Sebebi tam olarak bilinmemektedir.Ancak biyokimyasal etkenler önemlidir.Ailede şizofren olması bir risk faktörüdür.

    Eğer kişi de biyolojik bir yatkınlık varsa çevresel etkenler şizofreninin ortaya çıkmasını tetikler. Bu hastalık toplumun yaklaşık %1’inde görülmektedir. Şizofreni her toplumda görülebilir ve ülkemizde de yaklaşık 600 bin şizofreni hastası vardır. Kadın ve erkeklerde görülme sıklığı aynıdır ancak kadınlarda başlangıç yaşı daha geç olur. Kadınlarda 30, erkeklerde 20 yaş civarında başlar.
    Şizofreni çocuklarda çok sık görülmemektedir. Kız ve erkek çocuklarda görülme oranı aynıdır. Önceleri yaşamın ilk yıllarında anne-bebek ilişkisindeki bozuklukların şizofreninin oluşumunda etkili olduğu düşünülmekteydi.Ancak sadece annenin etkili olduğunu düşünmek hatalı olabilir. Bebek doğuştan genetik bir yatkınlığa sahipse anneyle olan ilişkideki problem sadece bir tetikleyici olabilir.5 yaşından önce nadiren görülür ve genellikle ilk belirtiler ergenlik dönemi sonunda ortaya çıkar. Çocukluk şizofrenisi otizm ile karıştırılabilir. Ancak otizm belirtileri 3 yaşından önce ortaya çıkar, şizofreni ise 5 yaşın üstünde görülür.

    Çocuklarda ve ergenlerde de yetişkinlerdeki belirtiler görülür. Hastalığın belirtileri şöyle sıralanabilir:

    · Halüsinasyon (varsanı) ve ilüzyonlar (yanılsama) görülür. Halüsinasyon aslında olmayan sesler duymak, görüntüler görmek(hayaller) gibi durumları ifade eden idrak bozukluğudur. İşitsel halüsinasyonlar daha fazla görülür.Mesela birilerinin sürekli kendisine hakaret ettiğini söyler. İlüzyon ise varolan bir uyarıcıyı yanlış algılamadır. Örneğin yerdeki bir ipi yılan zannetmek gibi. Sağlıklı insanlar da ilüzyon görebilir ancak şizofrenlerdeki ilüzyonlar korkutucu ve tuhaftır.
    · Sanrı adı verilen ve gerçekle ilişkisi olamayan ancak mantıklı açıklamalarla da değiştirilemeyen düşünceler. Şizofrenide görülen sanrılar şunlardır:
    -Düşünce okunması: Kişi, çevresindekilerin kendi düşüncelerini okuduğunu ya da kendisinin çevresindeki insanların düşüncelerini okuyabildiğini söyler.
    -Düşünce sokulması: Birilerinin onun kafasına çeşitli düşünceler soktuğu ve davranışlarını kontrol etmeye çalıştığını düşünür.
    -Alınma sanrıları: Birilerinin sürekli kendisiyle ilgili konuştuğu ya da onu gözlediklerini düşünür.
    -Büyüklük sanrıları: Kendisini toplum içinde çok önemli birisi olarak algılar.
    -Erotomanik sanrılar: Tanımadığı insanların kendisine aşık olduğu ve cinsel şeyler söylediğini düşünür
    · Duyguların iki zıt yönde beraber gelişmesi (ambivalans) görülür. Sevmek-nefret etmek, istemek-istememek gibi.
    · Konuşmada dağınıklık ve tuhaflıklar ortaya çıkar ve anlaşılmaz hale gelebilir.
    · Dış dünyanın gerçeklerinden uzaklaşma görülür.
    · Soyut düşünce bozulmaya başlar. Örneğin sayı sayamaz.
    · Garip pozisyonlarda hiç hareket etmeden uzun süre sessiz durabilirler.
    · Dikkat toplama , problem çözme, plan yapma gibi yetilerde yetersizlik görülür.
    · Tepkisizlik ve duygularda azalma ortaya çıkar.
    · Garip yüz ifadeleri, tekrarlayan hareketler ve saldırganlık görülebilir. Ancak şizofrenlerde saldırganlık çok sık görülen bir belirti değildir.

    Başlama yaşı ne kadar erkense belirtiler o kadar davranış bozukluğu şeklini alır; tükürme, küfretme, kendi kedine mırıldanma, gülme gibi.

    Şizofreni tanısı konulabilmesi için bu belirtilerin tamamının bir arada olması gerekmez. Kişi 6 aydan uzun bir süre psikoz belirtileri gösteriyorsa şizofren tanısı konulabilir.



    Gösterilen davranış bozukluklarına göre şizofreni 5 ayrı tipte incelenir:
    1. Paranoid Tip: Kuşku ve suçlayıcılık içeren düşünceleri ve halüsinasyonlar vardır. Normal insanlardan zor ayırt edilirler çünkü hezeyanları ile ilgili davranışlar dışında çok fazla garip davranışları yoktur. Garip konuşmalar görülmez.
    2. Katatonik Tip: Uzunca bir süre belli bir pozisyonda heykel gibi durabilirler. Bazen de aşırı hareketli olabilir ve bu durumlarda çevrelerine zarar verebilirler.
    3. Dağınık (Desorganize) Tip: Dış dünyayla bağlantı kesilmiş ve kişi içe kapanmıştır. Öz bakım becerilerinde problem yaşanmaya başlar, bu beceriler yerine getirilemez. Duygular sık sık değişebilir, saçma davranış ve konuşmalar görülür. Donuk bir yüz ifadeleri ve bulundukları durumla ilgisiz duygulanımları vardır. Örneğin çok üzücü bir durumda neşeli görünebilirler.
    4. Ayrışmamış (Farklılaşmamış) Tip: Tanı konulma sürecinde yukarıdaki alt tiplerin belirtilerinin tümü görülebilir ancak hiç biri tam olarak ayırt edilemez. Zamanla belirtiler bu üç tipten birine yakınlaşır.
    5. Rezidüel Tip: Davranış bozuklukları çok belirgin değildir ve genelde duygulanımla ilgili davranış bozuklukları vardır.

    Hastalığın belirtilerinin çok yoğun olarak görüldüğü alevlenme dönemlerinde kişi günlük işlerini yürütemez hale gelebilir. Öz bakım becerilerinde azalmalar ortaya çıkar. Örneğin banyo dahi yapmak istemezler.


    Ergenlik döneminde şizofreninin başlangıç belirtileri çok belirgin olmayabilir ve aile tarafından yanlış değerlendirilebilir. Bu durum hastalığın ilerlemesine neden olur. Şizofreninin başlangıç döneminde çocuğun okul başarısında bir düşüş görülür. Arkadaşlarından kopmaya ve odasına kapanmaya başlar. Bu belirtiler ergenlik döneminde de görüldüğü için aile bu belirtileri dönemsel ve geçici olarak algılayabilir. Bu belirtilere ek olarak çocuk her şeye karşı ilgisini de kaybetmeye başlar, zamanla hırçınlaşır, ailesine-arkadaşlarına başkaldırmaya başlar. Ayrıca gündüz düşleri, emir ve eleştirilmeye duyarlılık, fizik etkinliklerde azalma görülür. Algı ile ilgili bozukluklar başlangıçta net değildir zamanla belirgin olur.





    Şizofren çocuklar için sosyal kuralların bir anlamı yoktur çünkü doğruyu ve yanlışı ayırt edemeyebilirler.
    Çocukluk şizofrenisindeki davranış bozuklukları her çocukta aynı değildir. Bazısında daha fazla davranış bozukluğu görülürken bazısında birkaç davranış bozukluğu görülür.

    Hastalık şu özellikleri olan çocuklarda daha iyi seyreder: —Ailenin sosyo-ekonomik düzeyinin yüksek olması
    —Hastalık öncesi toplumsal ilişkiler ve işlevselliğin iyi olması
    —Başlangıç yaşının geç oluşu
    —İlk hastalanma sonrası düzelmenin iyi derecede olması
    —Aile ve çevre desteğinin iyi olması
    —Ailede genetik yatkınlık olmaması
    —Zekânın normal sınırlarda olması
    —Başlangıcın bir olayı izleyerek olması
    —Hastalığın yavaş yavaş değil, aniden başlaması
    —Tedaviye başlama için geçen sürenin kısa olması


    Erken başlangıçlı şizofrenide aile fazlaca etkilenir ve çocuklarıyla ilişkileri bozulur. Bu durum hastalığın belirtilerini artırır.

    Tedavisi

    Şizofreninin tam olarak düzelmesi söz konusu değildir. Tedavi süresince belirtiler azalır ancak tedavi sonlandırıldığı durumda yeniden ortaya çıkar. Hafif belirtilerin olduğu pek az çocukta iyileşme gözlenir. İlaç tedavisiyle (antipsikotik ilaçlar) birlikte destekleyici terapi, grup terapileri ve aile terapisi yapılır. İlaç tedavisinin hastaların çoğunda ömür boyu devam etmesi gerekir. İlaçlar doktorun tavsiye ettiği şekilde düzenli olarak kullanılmalıdır. İlaçların düzenli alınmadığı durumlarda belirtiler tekrar ortaya çıkar. Bu nedenle ilacı keserek belirtiler çıktığında kullanmak yanlıştır. Halk arasında yaygın olan, ilaçların uyuşturucu etkisinin olduğu, bağımlılık yaptığı yönündeki inanış doğru değildir. Belirtilerin yoğun olarak yaşandığı her alevlenme döneminden sonra hasta bir önceki dönemden daha az iyileşir. Bunun için de alevlenme dönemlerinin engellenmesi gerekir. Alkol ve madde kullanımı düzenli ilaç kullanımını engeller ve aynı zamanda da belirtilerin şiddetini artırır. Bu nedenle engellenmelidir.

    Şizofreni erken yaşlarda başlamışsa bir takım sosyal ve mesleki beceriler kazanılamamış olabilir ya da hastalık nedeniyle bu becerilerde azalma olabilir. Bu becerilerin kazandırılması açısından psikososyal tedaviler önemlidir. Ancak hastalığın alevlenme dönemlerinde psikososyal tedavi uygulanamaz. İlaç tedavisi ile belirtiler azaltıldıktan sonra bu tedavi uygulanabilir.
    Tedavide aile büyük önem taşımaktadır, çocuğu sahiplenerek desteklemesi gerekir. Bu nedenle de aile, şizofreni ve tedavisi konusunda bilgilendirilmelidir. Çocuklar sosyal ortamlara sokulmalıdır. Çevreye zarar vereceği düşüncesiyle ya da onun durumundan utanarak toplumdan soyutlamak, eve kapatmak doğru değildir. Zaten şizofreni tedavisinde amaç hastalığın belirtilerini azaltarak toplumsal uyumu artırmaktır.
    Özel Üye Esra bunu beğendi.
  10. Moderatör Gül

    Moderatör Gül Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    2.216
    Beğenileri:
    973
    Ödül Puanları:
    0
    Şizofreni Hastalarının Anıları

    “Sizofreni tecrübesi kimsenin, özellikle de bu şizofreni tecrübelerini kendisi yasayan kisinin anlayamayacagi cilginlik dunyasinda dehset verici bir seyahattir. Insanin yaratilisindaki düzene aykırı, bombos ve gercekle hic ilgisi olmayan bir dünyada yapayalnız yapılan bir seyahattir bu.Kendinizi cok yalniz hissedersiniz. Fantazi dünyanıza uymayan realiteyle/gerçekle mücadele etmektense, kendi kabuğuna çekilmek daha kolaydır. Algılamanizdaki ciddi problemler nedeniyle işkence edilircesine duygular yaşarsınız.Ne gercek, ne degildir ayirt edemezsiniz. Şizofreni hayatinizin her yonunu etkiler.Düşünceleriniz yarisir ve parcaciklara ayrilmis hissedersiniz kendinizi ve “ cildirmisliginizla” basbasa o kadar yalnizsinizdir ki….” (Janice Jordan)


    Bölüm 1 : Lisa şizofren mi?
    “Sevgili Hatira Defterim, Bende birseyler yolunda gitmiyor;birseyler yanlış!Bu gerceği şimdi kabul etmek zorundayım. Aylardir bu problemi inkar ediyorum;yokmus var sayiyorum;bahaneler buluyorum, bunlari ben hayalimde yaratiyorum diyorum,ya da gidecekler,yok olacaklar diyorum.Ama bu dogru degil.Ben konusurken bazen insanlar bana garip sekilde bakiyorlar.Annem sadece *****ca seyler konustugumu söylüyor ve babam kafasını salliyor surekli ben konusurken. Sozler,cümleler ağzımdan çıkıveriyorlar ama nedir bunlar? Artik hic bilemiyorum.
    Okulda da bazi cocuklarin benim pesimde olduklari,beni okuldan attirmak, uzaklastirmak icin planlar yaptiklari,hatta benim canimi yakacaklari gibi dusuncelerim var. Arkadaslarim bunlarin dogru olmadigini soyluyorlar ama ben hala aksini dusunuyorum ve kendi dusunduklerime inaniyorum. Yemek yiyemiyorum;herseyin tadi bir garip ve ben cok kilo kaybettim.Aynaya bakiyorum ve goz kirpmadigimi goruyorum.Bu dumduz gozunu dikmis bakan, ifadesiz bana bakan yüzü görüyorum aynada. Bazen uyuyamiyorum;ve hersey beni endiselendirmege yetiyor. Baska zamanlarda ise 12,hatta 14 saat uyanmadan dumduz uyuyorum ve hicbirsey umurumda degilmis gibi hissediyorum.Erkek kardesim bir kitap oku veya TV seyret diyor ama ben konsantre olamiyorum.Camdan disari bos bos hicbirseyi seyretmeden bakiyorum oylece.Her zaman hep yanlis seylere guluyorum.Belki de hep yanliş zamanlarda da ağlıyorum.Sevgili hatıra defterim,benim neyim var? “


    Bölüm 2 : Şizofreni Benim İçin Ne mi?“Şizofreni benim için ne mi? Yorgunluk ve kafamın karmakarışık olması, yaşadıklarımı gerçek mi değil mi ayırdetmeğe çalışmak ve bazen sınırlarının ne olduğunu bile farkedememek. Aklına binlerce şey aynı anda girerken,düzgün duşünmeğe çalışmak demek, düşünceler bu arada devamlı beyninden emilip alınıyor ve sen toplantılarda konuşmağa utanıyorsun. Şizofrenide bazen de kafanın içindesin ve beyninin üstünde yürüyorsun veya bir kızı senin elbiselerini giymiş görüyorsun ve o anda hem de onu senin düşündüklerini yapıyor görmektir.Şizofreni demek devamlı “birilerinin seni gözetlediğini bilmek” demektir ve asla hayatta basarılı olamayacağını bilmektir çünkü tüm kanunlar sana karşıdır ve sonunda tamamen yok edilmen uzak değildir, bilirsin”


    Bölüm 3 : Beynimin içindeki?
    “Son zamanda tüm gürültülerin daha da gürültülü olduklarını fark ettim.Sanki birisi sesi açmış gibi…Arkadan da ayrıca sesler gelmekte- ne demek istediğimi biliyorsunuz, bu sesler hep vardır da farketmezsiniz.Şimdi bu sesler her zamankinden daha yüksek gürültülü hatta ana seslerden de daha gürültülü.Bazen dehşete kapılıyorum çünkü kendini dinlemekten alıkoyamadığın bu kadar çok gürültü varken,aklını/zihnini birseye toplamak,konsantre olmak çok zor oluyor
    Şimdi renkler daha da parlak, sanki fosforlu tablo gibi. Dokununcaya kadar objeler gerçek mi anlamıyorum.Artistik kafalı olmadığım halde eskiye göre renkleri gittikçe daha çok farkediyorum. Herşeyin rengi daha net şimdi ama sanki birşey eksik. Baktığım şeyler dümdüz, sanki sadece yüzey gibi. Belki de herşeye çok fazla uzun süre bakıyorum ve ondan bu kadar fazla detayı fark ediyorum. Sadece renkleri değil beni büyüleyen,küçük şeyler, yüzeydeki lekeler, noktalar, işaretler de dikkatimi çekiyor
    Hersey çok canlı renkte görünüyor, özellikle de kırmızı: insanlar şeytanımsı görünüyor, siyah dış çizgileriyle ve beyaz parlayan gözleriyle; her türlü objeler-sandalyeler, binalar, engeller, kendi canlari var; tehdit eden davranışlar yapıyorlar, hayvanımtrak görünüyorlar
    İnsanlar deforme olmus görünüyorlar, sanki plastik ameliyat olmuşlar, sanki farklı kemik yapılarıyla makyaj yapmışlar. İnsanların korkutan yüzleri var.”


    Bölüm 4 : Vorteks“Hiçbir şeyle özel olarak ilgilenmedigim halde hersey dikkatimi çekiyor. Şu anda sizinle konuşuyorum, ama yan evin kapısındaki, ya da apartman koridorundaki gürültüyü de duyuyorum. Bunlari susturamıyorum beynimde, ve bu da size ne söyleyeceğime konsantre olmamı çok zorlastırıyor. Genelde en *****ca küçük şeyler ilgimi cekiyor. Bu bile dogru değil, ilgimi cekmiyorlar ama onlara dikkat ediyorum ve çok vakit harcıyorum böylece”


    Bölüm 5 : Acı ve özdeşimlik“Insanlar konusurken laflarin/sozlerin ne oldugunu uzun uzun dusunmem lzim.Dusunmem lazim ve zaman aliyor.Insanlar konusurken tum dikkatimi vermem lazim yoksa karisip kaliyorum ve onlari hic anlayamiyorum.Yabanci bir lisan gibi
    Kafamda herseyi bir araya koymam lazim.Mesela saatime bakinca kayisi,saati, yuzunu, akrebi, yelkovani vs vs goruyorum, ve sonra bunlari tek parca yapabilmek icin bir araya koymak zorundayim.Hersey minnacik parcalar halinde.Resmi parcaciklar halinde beynine yerlestiriyorsun.Yirtilmis ve tekrar bir araya getirilmis fotograf gibi.Eger hareket ettirirsen korkutucu,hepsi dagilir.Kafandaki resim hala orada ama kirilmis.Eger hareket edersem yeni bir resim var ve ben onu yeniden bir araya koymak zorundayim
    TV ye konsantre olamiyorum cunku hem ekrana bakip hem de soylenenleri ayni anda dinleyemiyorum.Eger ozellikle de biri seyretme otekisi dinleme ise, iki seyi ayni anda yapamiyorum.Oteki taraftan da devamli cok fazla sey aliyorum surekli ve basa cikamiyorum,ne oldugunu, mantikla bulamiyorum
    Dairemde oturup kitap okudum;kelimeler pekala tanidikti, yuzlerini hatirladigim ama isimlerini hatirlamadigim eski arkadaslar gibi; bir paragrafi on kere okudum,hic bir sey anlamadim,kitabi kapattim.Radyoyu dinlemege calistim,ama sesler beynime elektrikli testere gibi geldi..Trafigin icinden dikkatlice sinemaya gittim, bircok insan sinemada geziniyor,konusuyorlardi.Sonunda gunlerimi parkta göldeki kuslari seyrederek gecirmege karar verdim”


    Bölüm 6 : Zihinsel karmaşa

    [Linkleri Sadece Üyeler Görebilir.];Bazen insanlar konustuklarinda kafam almiyor.Ayni anda hepsini kafamda tutamayacak kadar cok geliyor.Geldigi gibi gidiyor laflar.Tam o anda ne duydugunu unutuyorsun cunku yeterince uzun dinleyemiyorsun.Insanlarin yuzune bakip anlayabilirsem ne dediklerini belki, yoksa laflar havada asili kalan harfcikler oluyor=anlamsiz.”


    Bölüm 7 : Hopes not will die (Ümitler bıtmeyecek)“25seneden fazladır çekiyorum şizofreniden.Hatta halusinasyonlar,delüzyonlar ve paranoyasız geçen günümü hatırlamıyorum.Böyle zamanlarda beynimdeki santralci gerekli mesajları doğru kisilere vermiyor. Kafamın icindeki değisik kişilerle uğrasmak çok zihin karıstırıcı, zor. Düşüncelerimde parçacıklara bölündüğünde, en kötü problemlerim baslıyor. Hastalığım nedeniyle bircok defa hastahaneye yatırıldım, hatta bazen 2 –4 ay kadar uzun.
    Sanırım iyileşmeğe basladığım an şizofreni ile başa çikabilmek için yardım istediğim andı. Uzunca bir süre ciddi bir mental hastaliğim olduğunu inkar ettim. Gençlikte büyüme yaşlarımda kendimi garip zannediyordum. Her zaman korkuyordum. Kendi fantezi/hayal dünyam vardı ve orada günlerce kayboluyordum.
    Özel bir arkadaşım vardı. Ona “kontrol eden” diyordum. O benim gizli arkadaşımdı . Tüm kötü duygularımın sorumlusuydu .Toplam tüm negatif duygularımın ve paranoyamın toplamıydi o. Onu görebiliyordum, duyabiliyordum ama başka hiç kimse onu göremiyor ve duyamıyordu.
    [Linkleri Sadece Üyeler Görebilir.]
    Problemler üniversiteye gittiğimde artti. Aniden kontrol eden tüm zamanımı ve enerjimi almaya başladı. Onun istemediği bir şey yaptığım da beni cezalandırıyordu . Bana sürekli bağırıyordu ve kendimi ahlaksız, kötü, aşağılık vs hissetmemi sağlıyordu. Onun bana avaz avaz bağırmasını ve varlığımı yönetmesini nasıl durduracağımı bilmiyordum. Öyle bir noktaya geldi ki kontrol edenin çığlıklarından realiteyi anlayamaz, kavrayamaz oldum. Ve bu nedenle gerçeklerden ve cemiyetten elimi eteğimi çektim. Kimseye neler olduğunu anlatamazdım çünkü beni “ ****” diye damgalamalarından korkuyordum. Kafamın içinde neler oluyor anlayamadım . Gercekten öteki “normal” insanların da kontrol edenleri oldugunu düşünüyordum.
    Kontrol eden en güçlü ve belirgin durumdayken, ben de çaresizce okulu bitirmeğe calısıyordum. Kontrol eden günlük problemlerle uğraşmamı , halletmemi engelliyordu. Bu hastaliğı herkesten saklamaya çalıstım, özellikle de ailemden. Aileme kafamın içindeki, sürekli bana ne yapmam, ne düşünmem ve ne söylemem gerektiğini emreden bu insanı nasıl söyleyebilirdim ki? Derslere katılmak ve dersleri anlamak gitgide daha zorlaşıyordu. Zamanımın çoğunu kontrol edeni ve emirlerini dinleyerek geçiriyordum. Gercekten okulda ihtisası nasıl bitirebildigimi bilmiyorum..
    Uzmanlık alanım eğitimdi, üçüncü sınıf ögretmeni olarak iş buldum. Bu üç ay sürebildi, 4 ay psikiyatri hastahanesinde yatmak zorunda kaldım. Dışardaki dunyada hic fonksiyonel olamiyordum iste!Cok deluzyonlu ve paranoyaktim ve zamanimin cogunu fantazi/hayal dunyamdave kontrol edenle basbasa geciriyordum.
    Ilk terapistim beni konusturmaga,acmaga calisti,ama… ona guvenmedim ve ona kontrol edeni soyleyemedim.”****”diye damgalanmaktan hala cok korkuyordum. Gercekten hayatimda cok buyuk bir kotuluk yaptigima ve bu nedenle kafamin icindeki bu cilginliklarin olduguna inaniyordum. Olurcesine korkuyordum ailemdeki intahar eden uc amcam gibi olacak sonum diye.
    Kimseyeguvenmedim.Normalin otesinde, belki de hayatta ozel bir gorevim vardiye dusundum. Kontrol eden zamanin cogunda emirlerini bagirsa da ,garip bir sekilde kendimi sansli sayiyordum galiba.Kendimi “ normalinustunde” hissediyordum . Saniyorum en buyuk zorlugum ise kontrol edeninsadece benim dunyamda yasadigini ve herkesin dunyasinda yasamadiginikabul etmekti. Gercekten, durustlukle herkesin onugorebildigini,duyabildigini dusunuyordum…Tum dunyanin benimbeynimdekileri okuyabildigini ve tum dusunduklerimin,hayal ettikleriminde tum dunyaya TV den vs yayinlandigini dusundum.Etrafta korkudan felcolmus vaziyette yuruyordum…
    Psikozlarim her zaman vardi. Bazen is arkadaslarima bakardim ve yuzleri sekil degistirirdi.Disleri beni parcalayacak ve yiyecekler gibi, cok uzundu vahsi hayvanlarinki gibi.Cogunlukla beni yutacaklar korkusuyla, kimsenin yuzune bakmaga guvenemezdim kendime. Bu hastaligin sebep oldugu bu aci ve dehsetten hic nefes alamiyordum, hic ara yoktu. Birseylerin yolunda olmadigini biliyordum ve kendimi sucladim. Kardeslerimin hicbirinde bu hastalik yok, kotu olanin ben olduguma karar verdim.
    Sanki daireler seklinde kosuyormusum gibiydi, hicbir yere varamiyordum, sadece“cilginlik” kara ****ginden asagiya dusuyordum. Neden bu hastalikla yasamak zorunda oldugumu anlayamiyordum.Tanri neden bunu bana yapsin ki? Etrafimdaki herkes suclayacak birisini veya birseyi ariyor. Ben kendimi sucladim. Eminim benim sucumdu cunku biliyorum ben kotu, ahlaksizim. Baska cozum ve ihtimal goremiyorum.
    Ailemin,terapistimin, arkadaslarimin sevgisi ve destegi olmadan bugun oldugum durumda olabilir miydim bilmiyorum. Beni bu kahredici hastaliktaki seyahatte tasiyan, onlarin benim bunu yenecegime olan inanclariydi.
    …Mental hastaliklarin semptomlarini hafifleterek dayanilmasi daha kolay hale getirecek bircok cok guzel ilac var simdi.Biz sizofrenili hastalara kalmis sabirli olmak ve guvenmek.Yarinin baska bir gun olduguna inanmaliyiz- belki de sizofreniyi tamamen anlamaga, nedenlerini bilmegeve kesin tedavisini bulmaga bir gun daha yakin oldugumuza…”
    Özel Üye Esra bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş