Skeç Örnekleri

Konu 'Türk Edebiyatı Ders Notları' bölümünde selcukk_1907 tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. selcukk_1907

    selcukk_1907 Üye

    Katılım:
    31 Ekim 2008
    Mesajlar:
    2
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0

    Skeçler

    Son düzenleyen: Moderatör: 8 Haziran 2009
  2. SERİ SERSERİ

    SERİ SERSERİ Üye

    Katılım:
    9 Şubat 2009
    Mesajlar:
    91
    Beğenileri:
    64
    Ödül Puanları:
    0
    BİR GARİP DAVA

    MUHAFIZ :padişahım üç adam geldi. Bir davaları varmış. Huzurunuza çıkmak istiyorlar.
    PADİŞAH :Gelsinler bakalım.
    MUHAFIZ : Geçin bakalım şöyle. Padişahımız sizi bekliyor.
    PADİŞAH :Hoşgeldiniz ağalar. Anlatın bakalım derdinizi.
    SAKALLI :Efendim biz üç arkadaştık. Üçümüz beraber bir iş yaptık. Ve iyice bir para kazandık. Birbirimize de hiç güvenmiyorduk.
    PADİŞAH :Ee...
    PALABIYIK: “Paramızı hepimizin güveneceği birine verelim” dedik ve bu arkadaşa teslim ettik.
    PADİŞAH : Sonra ne oldu peki?
    SAKALLI : Parayı bu arkadaşa emanet ederken « üçümüz birlikte gelmedikçe parayı hiçbirimize verme » diye sıkı sıkı tembih ettik.
    PALABIYIK: Tembih etmemize rağmen emanete ihanet etti bu adam.
    SAKALLI :Evet ihanet etti. Parayı tek başına gelen diğer arkadaşımıza verdiğini söylüyor.
    PADİŞAH : Doğru mu söylüyor bunlar efendi?
    KESE : Doğru efendim ama eksik anlattılar.
    PADİŞAH :Nasıl yani?
    KESE :Evet, bunlar bana bir kese para bıraktılar. „Üçümüz birlikte gelmedikçe parayı hiçbirimize verme.“ dediler.
    PADİŞAH :E niye verdin o zaman paraları diğer adama?
    KESE :Ama padişahım, henüz elli adım bile gitmemişlerdi ki içerden biri geri geldi ve paraları istedi. Bu ikisine uzaktan bağırdım. “Bakın bu arkadaşa veriyorum.” dedim.
    PADİŞAH : Bunlar ne yaptı peki?
    KESE :Vallahi ikiside kafa sallayıp “Tamam ver” dediler.
    PADİŞAH :Siz söyleyin bakalım, bu beyefendi doğru mu söylüyor?
    SAKALLI :Valla padişahım, keseyi emanet edip gidiyorduk ki şimdi burada olmayan arkadaşımız aniden durdu. “Akşam yiyeceğimiz yemeğin parasını alalım.” dedi. Biz de “yemek parası al gel, bekliyoruz dedik..” Meğer adam tüm parayı almış.
    PADİŞAH : Demek arkadaşınız parayı alıp kaçmış ha?
    PALABIYIK :Evet ama bu emanetçiye “Biz üçümüz birlikte gelmezsek, hiçbirimize parayı verme” demiştik. O da kabul etmişti.Vermeseydi. Versin bizim paramızı...
    PADİŞAH :Ne diyorsun efendi? Adamlar paralarını istiyorlar.
    KESE : Doğru, paralarını vermem gerekiyor ama anlaşmaya bağlı kalıyorum ben. Bu yüzden şu an paralarını vermem.
    PADİŞAH :Ne demek o?
    KESE :Şu demek padişahım. Anlaşmaya göre, bunlara parayı vermem için üçünün birlikte gelmesi gerekiyordu. Getirsinler diğer arkadaşlarını da vereyim paralarını!
    PADİŞAH :Doğru. Hadi bakayım, getirin üçüncü arkadaşınızı, alın paranızı!Bir daha da güvenmediğiniz insanlarla iş yapmayın.
  3. SERİ SERSERİ

    SERİ SERSERİ Üye

    Katılım:
    9 Şubat 2009
    Mesajlar:
    91
    Beğenileri:
    64
    Ödül Puanları:
    0
    KAYBOLAN SİLAH

    PAŞA :FirdevsBacı!
    FİRDEVS BACI : Buyrun efendim.
    PAŞA : Herkese söyle,saat 10´da salonda hazır bulunsunlar!
    FİRDEVS BACI :Başüstüne efendim.
    PAŞA . : Unutma çok önemli!
    FİRDEVS BACI : Unutmam efendim.
    (Ev halkı gelir)
    PAŞA : Oturun, ayakta kalmayın.Şimdi beni iyi dinleyin. Hepimiz bir tabancam olduğunu bilirsiniz. Her zaman çekmecemde durur.
    EV HALKI : Biliyoruz Paşa Hazretleri!
    PAŞA : Bu sabah tütün tabakamı almak istediğimde tabancam yerinde yoktu.Ev boş kalmadığına göre ve hırsız giremiyeceğine göre mutlaka biriniz aldınız.
    EV HALKİ : Estağfirullah paşa hazretleri!
    PAŞA : Susun! Bu evden ve sizden ben sorumluyum. Bir cahillik etmenizden korkuyorum.Ben sağ oldukça kimse kılınıza bile dokunamaz.Allah büyüktür.Bu günler de geçer.Karanlık gecelerin sabahı yakındır.
    EV HALKI : İnşallah paşa hazretleri!
    PAŞA : Zeynel Çavuş sen mi aldın?
    ZEYNEL ÇVŞ. : Paşam, eski bir asker olarak hemen belirteyim ki, eğer tabancayı ben almış olsaydım, hiç çekinmeden söylerdim.
    PAŞA :Ya sen Firdevs bacı, sakın sen almış olmayasın?
    FİRDEVS BACI :Niye alayım ki paşam?
    PAŞA :Hemen alınma öyle! Hani demez miydin "Bu düşman askerlerini bir kaşık suda boğasım geliyor. Bunların ne işi var vatanımızda?" diye?
    FİRDEVS BACI :paşam, paşam, elbette öldüresim geliyor.eğer iş bana kadar düşerse cephedeki nişanlımdan geri kalmam.Fakat yemin ederim ki ben almadım.
    PAŞA :peki, peki sana inanıyorum. Sen işinin başına dönebilirsin.Bırak ağlamayı! Betül kızım, bak gelinimsin.Şehit kocanın hatırı için doğruyu söyle.Sen mi aldın tabancayı?
    BETÜL : Paşa Hazretleri, hani geçen akşam kapı çalınmıştı ya...
    PAŞA : Evet.
    BETÜL : Düşman subayları kapıya dayanmıştı ya...
    PAŞA : Eee...
    BETÜL : Konağı boşaltmamızı istemişlerdi hani...
    PAŞA : İyi ama daha sonra vaz geçmişlerdi.
    BETÜL : Biliyorum. Ama ben sokaklarımızı pis çizmeleriyle kirleten düşmanların evimize göz dikmeleri yüzünden üstlerine bütün kurşunları boşaltmayı düşünmüştüm.
    PAŞA :Ve bunun için aldm silahı öyle mi?
    BETÜL : Hayır Paşa hazretleri! Alacaktım ama yerinde yoktu.Benden önce birisi almış.
    PAŞA :Allah aşkına kim aldı öyleyse?Kızlarım, sadece siz kaldınız.Hadi getirin şu silahı!
    KIZLAR : Biz mi?
    PAŞA :Tabii ki siz.Başka kim kaldı?Hadi utanmayın, inanın affedeceğim.
    BÜYÜK KIZ : Fakat baba ben almadım. KÜÇÜK KIZ : Ben de!
    PAŞA : Tepemi attırmayın.Güzellikle getirin şunu çabuk!
    KIZLAR : Seni nasıl inandırabiliriz?
    PAŞA : Tabancayı getirmekle...
    KIZLAR : Ama biz almadık ki...
    PAŞA : Hanım, ne dersin sen bu işe?
    HANIM : Vallahi Paşam, benim de aklım karıştı.Alsalardı açık verirlerdi.
    PAŞA : Yahu herkes sorguya çekildi mi?
    HANIM : Tabi bey, hepimiz buradayız.
    PAŞA : Tabi ya, nasıl da unutmuşum.Şimdi hatırladım.
    HANIM : Gördün mü bey, herkesin boş yere günahını aldın.Demek tabancayı koyduğun yeri hatırladın.
    PAŞA : Hanım, hanım! Yine mı bana "unutkan"dıyorsun7
    HANIM : Canım sen demedin mi ´hatırladım"diye?
    PAŞA : Dedim ama sandığın gibi değil!
    HANIM : ***!
    PAŞA . : Herkes salonda toplansın dememiş miydim?
    HANIM : Demiştin.
    PAŞA : Peki sevgili torunum niye gelmedi?
    HANIM : Ne? Şimdi de el kadar çocuğa mı iftira ediyorsun?
    PAŞA : Göreceğiz, çabuk çağır gelsin!
    HANIM : Tamam tamam, sakin ol.Şimdi çağırırım.
    PAŞA : Sizler gidebilirsiniz.
    FAZIL : Bir şey mi var dedeciğim? Beni istemişsiniz.
    PAŞA : Hanım, sen de çıkabilirsin.
    FAZIL : Dedeciğim, neden dik dik bakıyorsun?
    PAŞA : Gel yanıma şöyle. Nasılsın bakalım?
    FAZIL : Babama ve ordumuza duacıyım dedeciğim.
    PAŞA : Aferin sana. Bak oğlum, sonunda İstanbul işgal edildi.
    FAZIL : Defolup gitsinler!
    PAŞA : Merak etme geldikleri gibi gidecekler zaten.
    FAZIL : Ne zaman?
    PAŞA : Her şeyin zamanı var oğlum. Hele bir Anadolu kurtulsun.Ondan sonra inşallah.
    FAZIL : İnşallah dedeciğim.
    PAŞA : Fazıl!
    FAZIL : Buyur dede.
    PAŞA : Tabancamı sen mi aldın?
    FAZIL : Şey,neden alayım ki?
    PAŞA : Ne bileyim, baban gibi şehit olmak isterdin hep.
    FAZIL : İsterim tabi!
    PAŞA : Bunun için silah gerekmez mi?
    FAZIL : E-e-evet!
    PAŞA : Tabancamı sen aldın değil mi?
    FAZIL : Evet!
    PAŞA : Hala getirmeyecek misin şu tabancayı?
    FAZIL : Ama dedeciğim, ben onunla düşmanları vuracaktım!
    PAŞA : Aslan oğlum benim. Sen henüz küçüksün. Önünde vatana hizmet edecek uzun yıllar var. Kuvayı milliye boş durmuyor. Adım adım zafere gidiyoruz. Sabırlı olmalıyız. Bütün Anadolu, başlarında Mustafa Kemal ile şahlandı.
    FAZIL : İyi ama dedeciğim, onlar koştururken biz burada eli kolu bağlı...
    PAŞA : Oğlum, İstanbul da boş durmuyor. Burada herkesin kalbi Anadolu için atıyor. Hadi artık ağlamayı bırak.
    FAZIL : Peki dedeciğim.
    PAŞA : Aferin sana. Hadi şimdi getir tabancayı...
    (Sızıntı Dergisi´nden Uyarlanmıştır.)
    gfbeda123 ve crazy_gençlik bunu beğendi.
  4. SERİ SERSERİ

    SERİ SERSERİ Üye

    Katılım:
    9 Şubat 2009
    Mesajlar:
    91
    Beğenileri:
    64
    Ödül Puanları:
    0
    KIZ İSTEME

    (Maho, Haso, Bilo aileleriyle birlikte Gülo’yu istemeye giderler. Gülo’nun evinde girer ve babasının yani Ramo’nun eline öperler ve yerlerine otururlar. Babaları yanlarında, arkalarında anneleri ayaktadır. Annelerin boynu bükük elleri bağlıdır.)

    RAMO : Hoş gelmişseniz agalar, bacılar.

    AİLELELER : Hoş bulmışag agam.

    SÜLO (Maho’nun babası) : Agam biz hayırlı bir iş için gelmişek. Allah’ın emri peygamberin gavliyle kızınız Gülo’yu olgumuz Maho’ya istiyek.

    DİĞER BABALAR (Hep bir ağızdan) : Hooop Hooop! Önce biz gelmişek.

    (Aralarında tartışma başlar. Her kafadan bir ses çıkar.)

    RAMO : Agalar, agalar! Durun noli? Bizim Gülo’yo almah öyle kolay değil. Ne yapak (Düşünür.)? Şindi damat adayları arasıb-nda bir yarışma yapah. Yarışmayı kaz***** Gülo’yo almış sayah.

    (Bu arada Gülo süslenmiş olarak sahneye getirilir. Gülo’yu iki erkek iki kadın getirir. Bu arada iki erkek de İşte Hendek İşte Deve şarkısıyla şalvarlarıyla birlikte göbek atarak sahneden geçerler.)

    RAMO : Eveeet! Yarışmaya başlayak. Yarışmada birinci gelen, iki eliyle çapa çapalayan, dört beygir gücündeki Gülo’yu kazanacak. Haso, ilk soru sana. Sec bakalım. Hangi konudan istiyon? Edibiyat, gene gültüü, mözih.

    HASO : Edibiyat agam.

    RAMO : Ula hıbo! Edibiyat senin neyine loo. Neyse sorumu soriyem. Eyi dinle, bi difada anla, eyi civab vir. Divan Edibiyatı nedi?

    HASO (Düşünür ve cevap verir.) : Bah şindi agam! Gülo’yo alacan, divana oturacan, dizine yatıran ona şiirler okuyacan. Aha işte divan edibiyatı budur.

    RAMO : Bilmemişsen aha sana zıfır puan. Hem edibiyat senin neyine Bu arada Hasonun arkada duran annesi Haso’ya durur. Diğer anneler sevinir.)

    HASO : Agam bari bir iki puvan virin. Gidiş yolim dogrudir.

    RAMO : Sus ulan sus. Bah gız mız vermiyem sana. Hem sen gızı dizinde oturhmayı rüyanda görisen ancah.

    (Şalvarlı erkekler İşte Hendek İşte Deve eşliğinde oynayarak sahneden geçerler.)

    RAMO : Maho! Sana galdı gene gültü ve mözih. Hangisini seçiysen?

    MAHO : Iıı. Mözih agam.

    RAMO : Ula hayvan! Mözihden ne anlasın sen?

    MAHO : Agam bugüne bugün köyün çobanıyem. Gavalımın sesini duyan davarlar bile baleri yapii.

    RAMO : Baleri mi? O da ne ki? Dur şindi. Gafamı garıştırma. Sorumu soriyem. Üflenerek çalınan estoraman nedir?

    MAHO : Ney demişsen agam?

    RAMO : Bilmişsen hayvan.! On puvan almışsen.

    (Şalvarlı erkekler İşte Hendek İşte Deve eşliğinde oynayarak sahneden geçerler.)

    RAMO (Bilo’ya dönerek) Bilo bir teh sen galmışsen. Sana galdı gene gültü. Sen de gültüden peh anlarsın ya!

    BİLO : Agam! Geçenlerde bir iki saatlik bir iş için şehre gitmişem. Galan zamanda da azıcıh gültü gapmışam.

    RAMO : Eyi, tamam! Soruyu soruyem. Gültü ni dimeh?

    BİLO : Ney?

    RAMO :Bilemedin loo!

    BİLO : Niden agam. Maho’nun neysı gabul edili, benim neim neden gabul edil mi?

    RAMO : Sus lo davar! Gızı Maho almışdır

    (Şalvarlı erkekler İşte Hendek İşte Deve eşliğinde oynayarak sahneden geçerler.)

    BİLO – SÜLO : Eee, biz napik agam?

    RAMO : Haftaya Cano için yarışırsınız.

    GÜLO (sahnenin ortasına gelerek) : İyki beni Maho aldı. Ben de onu çoh beğenirem.
    yildiz1997, crazy_gençlik ve anur bunu beğendi.
  5. SERİ SERSERİ

    SERİ SERSERİ Üye

    Katılım:
    9 Şubat 2009
    Mesajlar:
    91
    Beğenileri:
    64
    Ödül Puanları:
    0
    ASKER KIZLAR EĞİTİMDE
    Asker kızlar tam teçhizatlı olarak koşar adım giderler. başlarında erkek bir çavuş vardır.
    ÇAVUŞ : Ay akşamdan ışıktır.
    KIZLAR : Ay akşamdan ışıktır.
    ÇAVUŞ : Yaylalar yaylalar
    KIZLAR : Yaylalar yaylalar
    ÇAVUŞ : Yüküm şimşir kaşıktır, dilo dilo yaylalar.
    KIZLAR : Yüküm şimşir kaşıktır, dilo dilo yaylalar.
    ÇAVUŞ : Komşu oğlunu zapteyle.
    KIZLAR : Komşu oğlunu zapteyle.
    ÇAVUŞ : Bizim kızlar aşıktır, dilo dilo yaylalar.
    KIZLAR : Bizim kızlar aşıktır, dilo dilo yaylalar.
    ÇAVUŞ : Takım dur!
    Asker kızlar dururlar ve çavuş ne derse onu yaparlar.
    ÇAVUŞ : Dirsek teması hizaya geç. Yat... Kalk... Yat... Sürün... Kalk... Baş parmağını uzat... Saçını çek... Dilini çıkar... Kulağını çek.
    VİLDAN : (Kendi kendine) Niye yapıyoruz bunları.
    ÇAVUŞ : Kim konuştu... KİM KONUŞTU... KİM KONUŞTU.
    Çavuş tek tek asker kızların suratlarına bakar, titremekte olan Vildanı'ın yanında durur.
    ÇAVUŞ : Sen... Çömez.
    VİLDAN : (Bir adım öne çıkar.) Birinci bölük, üçüncü takım, ikinci manga, Salih'ten olma, Halime'den doğma, er Vildan Cıngıl, Sinop, Emret Komutanım.
    ÇAVUŞ : Niye konuştun?
    VİLDAN : Ben konuşmadım komutanım.
    ÇAVUŞ : Ben yalan mı söylüyorum?
    VİLDAN : Hayır komutanım.
    ÇAVUŞ : Niye titriyorsun?
    VİLDAN : Titremiyorum komutanım.
    ÇAVUŞ : Ulan ben yalan mı söylüyorum.
    VİLDAN : Evet komutanım. Yani... Hayır komutanım.
    ÇAVUŞ : Asker konuşmaz, asker titremez, asker üşümez, asker kupon biriktirmez, as-ker, ask-mez. Hepiniz istirahatlisiniz. Sen kal çömez.
    Asker kızlar çıkar, Vildan ile Çavuş kalırlar.
    ÇAVUŞ : Gel benimle!
    Sahnenin bir köşesine giderler. Orada bir kazan vardır. Kazanın başında dururlar.
    [​IMG]ÇAVUŞ : Sen bu kazanın başında nöbetçisin.
    VİLDAN : Başüstüne komutanım.
    ÇAVUŞ : Bu kazan cezalıdır.
    VİLDAN : Başüstüne. Bu kazan mı cezalı komutanım.
    ÇAVUŞ : Evet! Geçen sene bu kazanda pişen yemekten iki erimiz zehirlendi. Bu yüzden bu kazan cezalıdır. Bir yere kaçarsa yakarım askerliğini.
    VİLDAN : Başüstüne komutanım. (Komutan gidecekken) Komutanım, doğurursa vurayım mı?
    ÇAVUŞ : Ne?
    VİLDAN : Böyle doğuracak gibi bir hali varda... Doğurursa vurayım mı diyorum.
    ÇAVUŞ : Ulan kazan doğurur mu?
    VİLDAN : Kazanın kaçacağına inanıyorsunuz da, doğuracağına niye inanmıyorsunuz.
  6. SERİ SERSERİ

    SERİ SERSERİ Üye

    Katılım:
    9 Şubat 2009
    Mesajlar:
    91
    Beğenileri:
    64
    Ödül Puanları:
    0
    KABADAYI OKULU

    KAHRAMANLAR:
    Kabadayılar Kralı Uğur
    Çakal Semih
    Tilki Volkan
    Karabela Halil
    Baba Oğuz
    Domdom Bayram

    Kabadayı okulu öğrencileri sınıfta beklemektedir. (Jenerik müziği çalmaktadır.) Kabadayıların bazıları volta atmakta bazıları ise tespih çekmektedir. Bu sırada kabadayılar kralı Uğur sınıfa girer.

    K. Uğur: Selamun Aleyküm kardaşlar!
    Sınıf: Aleyküm Selam ağabeyimiz!
    K. Uğur: Eyvallah, oturun.
    (Sınıf oturur. Kabadayılar kralı Uğur yoklama alır. Adı okunan “eyvallah” der.)
    K. Uğur: Bugün kabadayı duruşlarını öğreneceğiz.
    Sınıf: Eyvallah!
    K. Uğur: Evet, Çakal Semih kardeşimiz, ayağa kalk!
    Ç.Semih: Eyvallah!
    K. Uğur: Bize göster bakalım, kabadayı nasıl bakar?
    (Semih seyirciye doğru Küçük Emrah gibi bakar.)
    K. Uğur: Olmadı olmadı! Öyle mi bakılır! Bana bakın şimdi.
    (K. Uğur sert bir şekilde seyirciye bakar.)
    K. Uğur: Anladınız mı?
    Sınıf: Eyvallah!
    K. Uğur: Tilki Volkan kardeşimiz, ayağa kalk!
    T. Volkan: Eyvallah!(ince seslidir)
    K. Uğur: Bize göster bakalım, nasıl nara atılır?
    T. Volkan: Hieeeeeeyyyyyytttttt!!!
    K. Uğur: Olmadı olmadı! Bu sesle kimse korkmaz.Bana bakın şimdi.(Nara atar.)
    K. Uğur: Anladınız mı?
    Sınıf. Eyvallah!
    K. Uğur: Baba Oğuz kardeşimiz, ayağa kalk!
    B. Oğuz: Eyvallah!
    K. Uğur: Bize göster bakalım nasıl tespih çekilir?
    B. Oğuz: (Tespihi cebinden çıkarır) Bismillah, bismillah, bismillah…
    K. Uğur: Allah kabul etsin! Yahu beni ****rtmeyin! Kabadayı öyle mi tespih çeker?
    Bak şimdi: (Nasıl tespih çekileceğini gösterir.)
    K. Uğur: Anladınız mı?
    Sınıf: Eyvallah!
    K. Uğur: Domdom Bayram karedeşimiz, ayağa kalk!
    D. Bayram: Eyvallah!
    K. Uğur: Bize göster bakalım, nasıl bıçak çekilir?
    D. Bayram: Hiiieeeeeyyyyt! (Cebinden tırnak makası çıkarır.)
    K. Uğur: Olmuyor olmuyor! Ulan o ne? Sen nasıl kabadayısın?
    K. Uğur: (Cebinden bıçağı çıkarır, tam bağırırken dışarıdan bir kadın sesi gelir.)
    Kadın: Uğuuurrr!
    K. Uğur: Eyvah hanım çağırıyor! Buyur gülüm! (Heyecanlı bir şekilde sahneyi terk eder.)
    Kabadayılar ayağa kalkar, hep beraber:
    EYVALLAH…
    -SON-
    crazy_gençlik bunu beğendi.
  7. SERİ SERSERİ

    SERİ SERSERİ Üye

    Katılım:
    9 Şubat 2009
    Mesajlar:
    91
    Beğenileri:
    64
    Ödül Puanları:
    0
    ACİL HASTA

    Hasta insan mo**** sedye içinde iki hasta bakıcı tarafından nani nani dîye ses çıkararak doktor odasına getirilir.

    Hasta sıra üzerine yatırılır. iki hemşire hastanın yanına gelerek.

    1 HEMŞIRE Hastanın durumu kötü görünüyor

    2. HEMŞIRE: Evet hemen doktor beye haber verelim.

    (ikinci hemşire haşlanın yanından ayrılarak doktora seslenir)

    2 HEMŞIRE: Doktor bey, doktor bey ‘ Acil hasta var!

    (Doktor gelerek kısa bir inceleme yapar)

    DOKTOR: Hastayı ameliyat edeceğiz hemen hazırlıkları yapın.

    HEMŞÎRE:peki doktor hey.

    (iki hastabakıcı masa örtüsü î/e perdeleme yaparlar.doktor ameliyat için araç gereç isten

    DOKTOR: Hemşire hanım çekiç

    LHEMŞ1RE; Buyurun Doktor Bey

    DOKTOR : Takoz ve testere

    HEMŞIRE: Buyrun Doktor Bey

    (Alın.an malzemelerle çeşitli sesler çıkarılarak hastanın kesildiği izlenimi

    verilir. Doktor hastanın akciğerlerini alarak gösterir)

    DOKTOR : Gençliğinde çok sigara içmiş vah zavallı akciğerler fabrika bacası

    gibi olmuş, at çöpe gitsin. (Der, ciğerl eri çöpe atar.Bir hemşire kenarda çöp

    DOKTOR : Maaşallah maaşallah, mide değil ambar sanki içinde bir ben

    yokum ne bulduysa yemiş Bu mide iş yapmaz. Al çöpe gitsin. ( Der. mideyi çöpe atar. Karaciğeri a!ır , gösterir ) _

    DOKTOR : Vah karaciğer vah, senden organ bağışı bile olmaz/ ( Der, çöpe atar, kalbi eline alır. )

    DOKTOR : Bu kalp kan yerine alkol pompalamış, pompalamaktan yorulmuş iş yapmaz al çöpe gitsin. Der çöpe atar. bağırsakları gösterir )

    DOKTOR : Şu bağır sak! arın haline bakın. Kördüğüm olmuşlar. Bu bağırsaklardan kokoreç bile olmaz. At çöpe gitsin (der çöpe atar,sonunda hastayı iki eliyle havaya kaldırarak )

    DOKTOR . Bu adam fazla bite yaşamış .Af çöpe gitsin {der adamı çöp kovasına atarlar Kova sedyeye konulur hasta bakıcılar nani nani diye bağırarak oradan uzaklaşırlar.

    OYUNCULAR

    2 Hasta bakıcı : Önlük

    2 Hemşire : Beyaz etek yada pantolon , beyaz gömlek .kep
    Doktor : Beyaz gömlek . steteskop gözlük
  8. SERİ SERSERİ

    SERİ SERSERİ Üye

    Katılım:
    9 Şubat 2009
    Mesajlar:
    91
    Beğenileri:
    64
    Ödül Puanları:
    0
    KARIN AĞRISI(KOMEDİ)

    (Bir per****k komedi)
    ŞAHISLAR
    ZEYNEP (Hizmetçi kız, 17 yaşında) -ORHAN (Evin oğlu, 11 yaşında) -TÜRKÂN (Evin kızı, Orhan’ın kardeşi, 10 yaşında) - FATMA KADIN (Apartmanın kapıcısı, 50 yaşında).
    (İyi döşenmiş güzel bir oda, dipte kapı görünür. İki yanda birer kapı vardır. Solda bir kanepe, sağda büyük bir koltuk. Ortada bir masa, yanlarında sandalyeler vs.)

    1. SAHNE
    Orhan — Türkân — Zeynep — Sonra Fatma Kadın
    Perde açıldığı zaman iki kardeş, soldaki kanepede oturmuşlar kitap okumaktadırlar. Zeynep, elinde bezle odanın tozunu almakta, bir yandan da türkü söylemektedir:
    ZEYNEP (Köylü ağzıyla türkü söyler):
    Sarı zeybek şu dağlara yaslanır, Yağmur yağar, silâhları ıslanır, **** gönül bir gün olur uslanır. Yazık oldu telli duru şanına, Eğil bir bak mor cepkenin kanına!
    ORHAN — TÜRKÂN (Nakaratı baştan tutturarak): Yazık oldu telli duru şanına, Eğil bir bak mor cepkenin kanına!
    ZEYNEP — A! Siz de mi türkü çağırmaya başladınız çocuklar! Siz dersinize bakın. Sonra anneniz darılır.
    ORHAN — Sen bizde ders çalışacak kafa bırakmıyorsun ki!
    TÜRKÂN — öyle ya, sen avaz avaz türkü söylerken biz nasıl çalışabiliriz!
    ZEYNEP — Vallahi bilmem ama, ben türkü çağırmadan çalışamıyorum.
    TÜRKÂN — Neden?
    ZEYNEP — Bilmem, hemencecik canım sıkılıyor, işe elim varmıyor. Bir türkü tutturdum mu iş görmek daha tatlı geliyor.
    ORHAN — Ne iyi şey vallahi! Keşke biz de senin gibi, bir yandan türkü söyleyip bir yandan çahşabilseydik, ne iyi olurdu! Halbuki bizim söylememizi bırak, senin söylemen bile kafamızın içini altüst ediyor, çalışabilirsen çalış!
    ZEYNEP — Madem öyle, ben de söylemem, ne yapayım! Zaten artık işim bitti. Bütün tozlar alındı. (Bu sırada kapı çalınır) Kapı çalınıyor, gideyim bakayım kim geldi. (Dipteki kapıdan çıkar.)
    ORHAN (Zeynep çıktıktan sonra tatlı tatlı gülerek) — Hoş bir kız doğrusu şu Zeynep! İnsanı amma eğlendiriyor!
    ZEYNEP (Çıktığı kapıdan girer. Arkasından da Fatma Kadın gelmektedir.) — Postacı gelmiş de, Fatma Kadın size haber vermeye çıkmış.
    ORHAN — Gel bakalım, Fatma teyze. Nasılsın?
    FATMA — Eksik olma oğlum, iyi diyelim de iyi olalım.
    TÜRKÂN — Nasılsın, Fatma teyze, ne haber?
    FATMA — İyilik, sağlık güzel kızım.
    ORHAN — Hani mektuplar?
    FATMA — Mektup yok.
    ORHAN — Hani postacı geldi diyordun?
    FATMA — Postacı gelmesine geldi, geldi amma, size mektup falan getirmedi.
    TÜRKÂN — öyleyse bize ne haber vermeye geldin?
    ORHAN (Gülerek) — Yani, size mektup yok demek için geldin ha?
    FATMA (Biraz sıkılmış gibi) — Evet yavrum.
    ORHAN — Pekâlâ, iyi ettin de geldin. Annem evde yok. Bizim de derslerimiz bitti, canımız sıkılacaktı.
    ZEYNEP — Aşkolsun sana, Orhan!
    ORHAN — Ne var Zeynep!
    ZEYNEP — Darıldım doğrusu (Başım öbür yana çevirir.)
    TÜRKÂN (Zeynep’e) — Ne var? Ne oldu? Orhan’a niye darıldın? Ne dedi ki sana?
    ZEYNEP — Daha ne diyecek! Fatma teyze gelmese, canı sıkılacakmış. Demek ki ben can sıkıcı bir insanım!
    ORHAN — Oho! Nerden nereye? Buluttan nem kapan adam gördüm ama, senin gibisini görmedim.
    ZEYNEP (Anlamamış gibi bakarak) — Bulut mu? Ne bulutu? Ben bulut falan kapmadım…
    TÜRKÂN (Gülerek) — öyle derler. Zeynep, sen aldırma.
    ORHAN (Fatma Kadınla konuşarak) — E, anlat bakalım, Fatma teyze, ne var, ne yok?
    FATMA (Elini karnına bastırıp iki büklüm olarak) — Of! Aman… Yine karnım ağrıyor. TÜRKÂN — Ne o? Hasta mısın Fatma teyze? Nen var?
    FATMA — Vallahi bilmem kızım, ne zamandan beri karnımda kımıl kımıl bir şey kımıldayıp duruyor. Sanki bir hayvan var…
    TÜRKÂN — Hayvan mı?
    ORHAN — Hah hah ha! Amma yaptın sen de Fatma teyze!
    ZEYNEP (Atılarak) — Olur olur! İnsanın karnında hayvan bulunduğu çok görülmüştür.
    (Orhan’la Türkân Zeynep’e bakışırlar. Zeynep onlara, Fatma Kadın »örmeden, gizlice bir işaret yapar.)
    ORHAN (Zeynep’in işaretini gördükten sonra) — Ya! Ya! Evet! İnsanın karnında solucan olur, böcek, olur, neler olmaz !
    FATMA (Korkarak yerinden fırlar) — Aman Allahım! Ne söylüyorsun? Benim karnımda şimdi solucan mı var? Ne yapacağım ben şimdi!
    ZEYNEP — Bunda korkulacak bir şey yok, Fatma teyze! Çıkarırız.
    FATMA — Çıkarır mısınız? Çıkar mı hiç?
    ORHAN — Çıkar elbette! Bir çocukta (Şahadet parmağını göstererek) nah bu kadar solucan vardı da çıkardılar.
    TÜRKÂN —- Hem belki solucan değildir de…
    FATMA — Nedir?
    TÜRKÂN — Böcektir.
    FATMA — Böcek mi? Aman Allahım! Gördünüz mü başıma gelenleri! (Yerinden fırlamak ister. Zeynep onu tutup yeniden oturtur.)
    ZEYNEP — Telâş etme, meraklanma sen. Biz onu şimdi çıkarırız.
    FATMA — Nasıl çıkaracaksınız?
    ZEYNEP — Senin nene lâzım canım! Sen onu bize bırak.
    ORHAN — Girdiği gibi çıkması da kolaydır.
    FATMA — Peki, böcek midir, solucan mıdır, her ne ise, bu hayvan benim içime nasıl girdi acaba?
    ORHAN — Nasıl girecek! Ağzından girdi. Yani, yediğin şeylere dikkat etmemişsin. Meselâ, salatayı iyice yıkamadan yemişsin….
    FATMA — Tövbeler tövbesi öyleyse! Bundan sonra bir daha salata yemem!
    TÜRKAN — Yo! Yemin etme! Salata yersin, niçin yemeyeceksin! Yalnız, iyice yıkadıktan ve üzerinde hiç bir toz, kir kalmadığını gördükten sonra yersin. Salatanın, iyice temizlendiğine inanmadığın yerlerde, meselâ, lokantalarda falan yemezsin.
    FATMA — Lokantada yemek yediğim yok ki zaten! Ondan yana hiç merak etme. (Biraz durduktan sonra) Demek karnımda bir hayvan bulunduğu muhakkak ha!
    ZEYNEP — O muhakkak. Fakat solucan mı, yoksa böcek mi, bunu da şimdi anlayacağız. FATMA — Nasıl anlayacaksınız?
    ZEYNEP (Orhan’a) — Ne diyorlar ona, söylesene! Hani canım arkasından bakıyorlar da bir şeyin içinde ne var ne yok görüyorlar?
    ORHAN — Röntgen, yani doktorluk dilinde radyografya.
    ZEYNEP — Hah işte! Radyo, radyo! Bizde radyo var. Dur gideyim ben içerden getireyim… (Koşa koşa soldaki kapıdan çıkar.)
    FATMA (Başını ellerinin arasına alarak iki yanına sallanır) — Gördün mü başıma gelenleri! Şimdi ben ne yapacağım! (Orhan’a dönerek) Bana baksana kuzum…
    ORHAN — Buyur Fatma teyze?
    FATMA — Gelin biz bu işten vazgeçelim…
    ORHAN — Hangi işten?
    FATMA — Canım işte bu, solucan mıdır, kurt mudur, böcek midir, her ne karın ağrısı ise…
    ORHAN (Bir kahkaha atarak) — Hah ha! Karın ağrısı! İyi buldun teyze! Eh ne yapalım diyorsun sen?
    FATMA — Onu çıkarmaktan vazgeçelim diyorum.
    TÜRKÂN — Neden?
    FATMA — Korkuyorum kızım… Olduğu yerde bıraksak olmaz mı?
    TÜRKÂN — Sen bilirsin amma, Fatma teyze, o zaman bu karın ağrısından bir türlü kurtulamazsın.
    ORHAN — Hem bu kadarla kalsa iyi!
    FATMA — Ya daha ne olacak?
    ORHAN — Ne olacak! Karnındaki böcek veya solucan gittikçe çoğalacak. Bir seneye kalmaz, karnının içinde böcekler, solucanlar, kıvıl kıvıl oynaşmaya başlar.
    FATMA (Yerinden fırlayarak) — Aman Allah! Aman Allah! (Dipteki kapıya doğru gider.) ORHAN — Ne o nereye gidiyorsun?
    TÜRKÂN —- Kaçıyor musun yoksa?
    FATMA (Kapıdan çıkarken) — Hayır, hayır, şimdi geleceğim. Odamı açık bırakmıştım, kapıyayım da geleyim. Solucan mıdır, böcek midir, ne karın ağrısı ise şunun bir çaresine bakalım… (Çıkar.)

    2. SAHNE Orhan — Türkân — Zeynep

    (Fatma Kadın dipteki kapıdan çıkarken soldaki kapıdan radyoyu kucaklamış olarak, Zeynep içeri girer.)
    ZEYNEP (Kucağındaki radyoyu masanın üzerine bırakarak) — Of! Canım çıktı! Amma da ağırmış! ORHAN (Yerinden kalkıp onun yanına yaklaşarak) — Peki, ne yapacaksın şimdi?
    ZEYNEP — Ne yapacağım! Fatma Kadını radyonun arkasına geçirip, içini seyrediyormuş gibi yapacağım… Sonra…
    TÜRKÂN — Eh, sonra?
    ZEYNEP — Sonra, “Senin kanımda; böcek var!” diyeceğim. “Hani kırmızı-siyah benekli bir böcek vardır ya, işte ondan!” diyeceğim. Sonra, ağızdan böceği çıkarır gibi yapacağım ve “bak işte çıktı!” diye göstereceğim!
    ORHAN — Peki amma, ne göstereceksin?
    TÜRKÂN — öyie ya, Fatma Kadının karnında böcek olmadığına, olsa bile bizim onu çıkaramayacağımıza göre, ona “bak işte çıktı!” diye ne göstereceğiz.
    ZEYNEP (Duralar) — Bak işte bunu düşünmemiştim.
    TÜRKAN (Bir kahkaha atarak) — Yalancı doktorun mumu işte böyle yatsıya kadar yanar! Şimdi ne yapacaksın, söyle bakalım?
    ZEYNEP — Vallahi bilmiyorum. Ne yapacağımı bilmiyorum amma, muhakkak bir şey yapmalı! Hem de çabuk! (Odanım içinde telâşla gezinmeye başlar.)
    ORHAN (Ona uzun uzun bakıp alaylı alaylı gülümsedikten sonra) — Merak etme, Zeynep. Ben sana böcek bulacağım!
    ZEYNEP (Ellerini çırparak Orhan’ın yanına koşar) — Sahi mi söylüyorsun? Nereden?
    ORHAN — Senin nene lâzım! Bulacağım işte. Hemen tıpkı senin istediğin böcekten!
    TÜRKÂN (Ağabeyine doğru gelerek) —- Nerden bulacaksın o böceği?
    ORHAN — Unuttun mu canım? Hani dün tabiat bilgisi gezintisinde kırlarda böcek toplamadık mı idi? Benim topladıklarım arasında üç tane de o böcekten var. Hava alsınlar da ölmesinler diye, üzeri ****kli bir kutuya koymuştum. İkisi ölmüş bile olsa biri herhalde canlıdır. Dur getireyim. (Koşa koşa sağdaki kapıdan çıkar.)

    3. SAHNE
    Türkân — Zeynep — Fatma Kaduı — Sonra Orhan

    (Orhan sağdaki kapıdan çıkarken dipteki kapıdan Fatma Kadın içeri girer. Korka korka ilerler. Etrafına bakımı:)
    ZEYNEP (Bir sandalye çekerek) — Gel otur bakalım Fatma teyze. Radyo hazır. Şimdi karnının içini gözden geçireceğim. Kıvıl kıvıl kımıldayan ve içinde cirit oynayan o yaramaz hayvan kimmiş anlayacağız.
    FATMA — Peki sonra?
    ZEYNEP — Sonra da mübarek mahlûku çıkaracağız.
    FATMA — Nasıl çıkaracaksınız? Canım acımasın sakın?
    TÜRKÂN — Amma da tatlı canım varmış ha, Fatma teyze!
    FATMA — Demek acıyacak ha?
    ZEYNEP — Merak etme teyze, tereyağından kıl çeker gibi çekip çıkaracağım onu senin haberin bile olmaz. Hadi gel otur bakalım.
    (Fatma Kadın, korka korka sandalyeye yaklaşır. Eli ayağı titreyerek oturur.)
    ZEYNEP (Onu sandalyeye iyice oturtmaya çalışarak) — Şöyle otur, Fatma teyze. Arkana iyice yaslan… Hah şöyle. Serbest dur. Başını dik tut. Tamam. Şimdi hiç kıpırdama. Böcek ürkmesin.
    (Bu sırada sağdaki kapıdan Orhan girer.)
    ZEYNEP (Radyoyu getirip Fatma Kadın’in kucağına koyarak) — Dikkat! Muayene başlıyor. Bir, iki, üç… (Eğilir, radyonun kafesinden içeri bakar.) Gördüm, gördüm!
    ORHAN (Radyoya yaklaşarak) — Dur ben de bakayım… FATMA — Aman durun ben de göreyim.
    TÜRKÂN (Güler) — Sen nasıl görebilirsin ki teyze! İnsan kendi kamının içini görebilir mi? FATMA — O da doğru ya.
    ORHAN (Radyonun kafesinden içeri bakarak) — Hani nerede? Ha! Gördüm. Uzun kırmızı siyah benekli, teşbih tanesi kadar bir böcek, oynayıp duruyor!
    FATMA — Aman! Üzerime fenalıklar basıyor! Şimdi bayılacağım.
    ZEYNEP — Aman bayılma! Sonra böcek de seninle beraber bayılır, çıkaramayız. Biraz daha sabret. Sonra sevincinden düşüp bayılacaksın!
    TÜRKAN (Orhan a) — Dur bir de ben bakayım da tamam olsun. (Radyoya yaklaşır. Kafese gözünü uydurarak bakar.) Aman ne güzel hayvan! Tıpış tıpış da bir yürüyüşü var!
    FATMA — Çabuk olun çocuklar. Çıkaracaksanız çıkarın. Yoksa şimdi hafakanlar basacak. Çabuk olun diyorum size? Hem de bakmadan da çıkaramaz mı idiniz sanki?
    ORHAN — Nasıl çıkarabilirdik ki!
    FATMA — Neden?
    ORHAN — öyle ya. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır. Solucanı dışarı çıkarmak için kullanacağımız yol başka, böceği çıkarmak için yine başka! Doktorlar da ilâç vermeden önce hastalığın ne olduğunu inceden inceye gözden geçirmezler mi?
    ZEYNEP — Değil mi ya!
    TÜRKÂN — Hadi şimdi tedaviye başlayalım. Hastalığın mikrobunu bulduk…
    ZEYNEP — Sen radyoyu kaldır masanın üzerine koy Orhan. Sen de arkana iyice yaslan ve başını yukarı kaldır, ağzını aç Fatma teyze.
    FATMA — Ağzımı mı açayım? Sakın ağzımdan içeri başka böcekler girmesin?
    TÜRKÂN — Merak etme, ağzını açar açmaz böceği çıkaracağız. O çıkar çıkmaz da sen hemen ağzını kapatırsın.
    FATMA — Hadi ağzımı açıyorum, çıkarın bakayım böceği… (Ağzını açar, sonra tekrar kapar.) Durun, bir şey soracağım:
    Böceği nasıl çıkaracaksınız? Maşa ile mi, yoksa cımbızla mı?
    TÜRKÂN (Gülerek) —- Maşa ile olur mu hiç?
    ORHAN (Gülerek) — Cımbızla olur mu hiç?
    FATMA — Ya ne ile?
    ZEYNEP— Türkü ile!
    FATMA — Türkü ile mi?
    ZEYNEP — Sen hele ağzını aç bakayım… Nasıl çıkaracağımızı böcek çıktıktan sonra görürsün! Başını kaldır, ağzını aç! Tamam!
    (Zeynep, Fatma Kadının sağına, Türkân da soluna geçerler ve omuzlarından tutarlar. Orhan, bulundurduğu kutuyu elinde tutarak Fatma Kadının arkasında durur ve hep bir ağızdan “Palandöken Dağında” makamından, türküye başlarlar.)
    Hey böcek, güzel böcek, Hemen uçup gelecek. Fatma teyze yaslanmış, Şimdi rahat edecek. Gel bakalım dışarı, Seni gidi haşarı, Geçsin artık şu ağrı, Haydi çık güzel böcek.
    ORHAN (Bağırarak) — Çıktı, çıktı!
    TÜRKÂN — Aman tutalım!
    ZEYNEP — Durun ben tutayım!
    FATMA (Yerinden fırlar) — Hani bakayım, nerede yezit? (Zeynep, Orhan’ m kutuyu açıp yere bıraktığı böceği yakalar.) İşte! Vay hınzır vay! Demek sen Fatma teyzenin karnını gıdıklayıp duruyordun ha! Şimdi sana nasıl bir ceza verelim?
    ORHAN — Onu sonra düşünürüz. Şimdi Fatma teyzeye geçmiş olsun diyelim.
    ZEYNEP ve TÜRKÂN (İkisi beraber) — Geçmiş olsun, Fatma teyze!
    FATMA — Eksik olmayın yavrularını. Oh! öyle rahat ettim ki! Artık şu karın ağrısından kurtuldum…
    ZEYNEP — İnşallah bir daha böcek yutmazsın!
    FATMA — Tövbeler tövbesi! Bir daha hiç bir şeyi iyice yıkamadan, temiz olduğuna güvenmeden yemeyeceğim… Bu bana iyi bir ders oldu. (Zeynep’e bakarak) Amma, Zeynep kız. Sen de usta bir hekimmişsin de benim haberim yok! Ne duruyorsun burada? Git bir muayenehane aç, doktorluk et! Dünyanın parasını kazanırsın. Ben artık seni önüme gelene methedeceğim…
    ZEYNEP (Onun sözünü keserek) — Sakın ha!
    FATMA — Neden?
    ZEYNEP — Neden olacak! Benim diplomam yok! Diplomasız doktorluk etmek yasaktır. Hem zaten, benim doktorluk etmeye de hiç niyetim yok. Bunun gibi, elimden daha ne işler gelir amma, ben halimden memnunum. Benim işim bu evde iş görmek. Bu bana yetişir.
    ORHAN — öyle ya. Her insanın bir işi vardır. Ondan başka daha birçok şeyler bilir amma, tuttuğu işi bırakmaz. O bilgilerinin yardımıyle asıl işinde ilerlemeye çalışır. Bizim Zeynep’in de bilgileri onu bize daha faydalı yapacak ve kendisini daha çok sevdirecek. Aferin Zeynep! ZEYNEP (Fatma’ya) —- Ha, sonra bir şey daha var.
    FATMA — Ne o?
    ZEYNEP — Sakın kimseye karnından böcek çıktığını söyleme.
    FATMA — Neden?
    ZEYNEP — Neden olacak! Kimse inanmaz. Sonra senin kafanın içinde böceklerin yuva yaptığını söyleyip seninle alay ederler. Karışmam bak! O zaman senin de beyninin içine kurt girer. Karın ağrısından kurtuldun, bu sefer baş ağrısına tutulursun. Karnından böceği kolayca çıkardım amma, kafanın içinden böcek çıkarması pek o kadar kolay değildir. FATMA — Aman Allahım! Sonra kafamı kesmeye kalkarsınız! Tövbeler tövbesi! Allah göstermesin! (Kapıdan dışarı fırlar.)
    (Perde iner.)
    Vahdet GÜLTEKİN
  9. SERİ SERSERİ

    SERİ SERSERİ Üye

    Katılım:
    9 Şubat 2009
    Mesajlar:
    91
    Beğenileri:
    64
    Ödül Puanları:
    0
    AVUKAT VE DAVACILAR

    (Avukat bürosu dekoru. Kişiler: Avukat, Şinasi Bey, Eski Karısı, Yeni karısı, Şinasi’ nin annesi, sekreter)

    Avukat: Şuraları da temizle.

    Sekreter: Temizledim ya!

    Avukat: Olsun kızım bir daha temizle, elinde mi kalır yani!

    Sekreter: Yok da buralara bal döküp yalayacaksın herhalde, bu kadar temizlettiğine göre…

    Avukat: Temizle be! Allah Allah ne kadar geveze oldun sen.

    Sekreter: Avukatın yanında başka ne olur zaten. Avukatın yanında sekreterlik yaparak doktor olmam her halde geveze olurum.

    Avukat: (Seyircilere) Ya bir sekreteri altı aydan fazla tutmayacaksın, sürekli değiştirmek gerekir bu sekreterleri başa bela bunlar…

    Sekreter: Ah bir zamanlar, yani çocukken astronot olup uzaya gitmek isterdim. Şu düştüğüm hale bakın, ola ola sekreter oldum.

    Avukat: Ne olmak istiyordun?

    Sekreter: Astronot olmak istiyordum. Uzaya gitmek isterdim.

    Avukat: Astronot olacaktın. Ne güzel ülkemizin ilk astronotu olmak istiyordun, ama ömrün yetmeyecek herhalde.

    Sekreter: Nedenmiş o?

    Avukat: Yürüyerek Aya gidebilir misin?

    Sekreter: Hayır.

    Avukat: O zaman astronot da olamazsın. (Kapı çalar)

    Sekreter: Buyrun hoşgeldiniz.

    (İçeri Şinasi ve eski karısı girer.) ( Şinasi’nin ceketi omzundadır)

    Avukat: Hoş geldiniz.

    Şinasi: Hoş bulduk.( Avukatla tokalaşır.) (Eski karısı da tokalaşmak için avukata varır Şinasi kızarak)

    Şinasi: Geri çekil elin avukatıyla bu ne samimiyet?

    Eski karısı: Sana ne! Biz boşandık ve aramızda bir bağ kalmadı.

    Şinasi: Olabilir. Sen yine de çekil otur şuraya.

    Avukat: Boşandınız. Umarım böyle daha mutlusunuzdur.

    Şinasi: mutluluk ne demek avukatcığım. Dünyalar meleği bir kadınla evlendim ve bu kadınla geçen hayatım boşa geçmiş.

    Eski karısı: Öyle mi senin hayatın içmek dışında zaten hep boştu.

    Şinasi: Sen konuşma gürültü oluyor. Bak millet rahatsız oluyor.

    Avukat: Hanımefendi siz ne yaptınız? Boşandıktan sonra hayat nasıl?

    Eski karısı: Ben de evlendim ve şu anda çalışıyorum. Oldukça mutluyum şu anda çalışıyorum. Allah kurtarmış.

    Şinasi: buldun tabi hafif bir koca adamı iç güveysi aldın. O ***** da erkeğim diye geziyor ortalıkta.

    Eski karısı: Seni de gördük. Koca olmak dayak atmak değildir. Umarım bunu öğrenmişsindir.

    Şinasi: Kim, ben mi? Ulan beni layt erkek mi sanıyorsun sen. Biz bu güne bu gün memleketin has erkeği, esas oğlanıyız. Karıya kıza yüz vermek bize yakışmaz. Vücut kabul etmez, bünye atar yani.

    Avukat: Sizin bir de çocuğunuz vardı değil mi?

    Eski karısı: Evet şu anda çocuğum okumayı ve yazmayı öğrendi. Çarpım tablosunu da babasından iyi biliyor.

    Şinasi: Bırak onları da çocuğa şimdiden bir top ver çocuk futbotcu olsun.

    Eski karısı: Ne futbolcusu?

    Şinasi: Futbol oynasın çocuk, eline bir tesbih ver benim gibi olsun. Hafif olmasın , karısından korkmasın çocuk.

    Eski karısı: Şinasi Bey hatırlarsan bizim çocuğun hiç karısı olmayacak.

    Şinasi: Niye? Çocuğun bir problemi mi var?

    Eski karısı: Bizim çocuğumuz zaten kız.

    Şinasi: Ha! Öyle miydi ya! Bende akıl mı kaldı sanki?

    Eski karısı: Sende akıl hiç olmadı ki zaten…

    Avukat: Şimdi sorununuz nedir? Size nasıl yardımcı olabilirim.

    Sinasi: Efendim sorun miras meselesi. Mirası paylaşamadık galiba.

    Avukat: Biliyorsunuz yeni medeni kanuna göre evlilikte kazanılan mallar boşanma halinde ortak olarak paylaşılır.

    Eski karısı: Ben de aynı şeyi söyledim. Ama beyefendi meseleyi buralara kadar getirdi.

    Şinasi: Avukatçığım pardon konuyla ilgisi yok galiba ama kusura bakma bu sekreter senin mi? Yoksa ödünç mü aldın?

    Avukat: ödünç almak ne demek ya?

    Şinasi: Bizim eve bir sekreter lazım da. Sekreter hanım ben size “merhaba” demiş miydim?

    Sekreter: Evet demiştiniz.

    Şinasi: “Nasılsınız” demiş miydim?

    Sekreter: Hayır, demediniz.

    Şinasi: Diyorum o zaman, nasılsınız?

    Sekreter: Tamam ben de cevap veriyorum: “Size ne?”

    Şinasi: Ulan bu karı milletine de yüz vermeye gelmiyor. Zaten karı dediğin nedir ki? Elinin kiri, yıkayınca çıkar gider.

    Eski karısı: Evet ama çıkmayanları da var.

    Şinasi: Neyse ne diyorduk.

    Eski karısı: Paylaşamadığımız mirastan bahsediyorduk.

    Şinasi: Arkadaş elimde bir araba var onun da yarısını almak istiyorsun. Olmaz ki ya!

    Eski karısı: Bu en doğal hakkım, sen para kazanıp bu arabayı alırken kendi başına mıydın? Sen birisiyle evleneceksin, canın sıkılınca, kafan esince onu kapının önüne koyacaksın. Yok öyle! Ben kendi hakkımı istiyorum. Senin olanları değil, kendime ait olanları istiyorum. O arabayı alırken bütün altınlarımı aldın. Ben hakkımı istiyorum.

    Şinasi: Ulan boşandık, her şeyi paylaştık. Her şeyin yarısını sana verdim. Ulan çorapların bile birer tanesini almışsın. Ulan bu çoraplar çifter çifterdir, birini alırsan diğerini nasıl giyeceğim?

    Eski karısı: Evet her şeyi adilce paylaştık.

    Avukat: Evet, çok doğru ve adilce paylaşmışsınız. Hayat müşterektir.

    Şinasi: Sen karışma lan avukat bozuntusu.

    Sekreter: Lütfen avukat beye hakaret etmeyin, yoksa!

    Şinasi: Yoksa ne olur. Sen avukatın avukatı mısın? İşine bak. Bu kadar da olmaz ki! Benim çoraplarımın birer tanesini aldığı yetmemiş gibi bir de tutmuş kendi kendi çoraplarının birer tanesini bırakmış. Ulan ben senin çorabını ne yapayım. Bu yaştan sonra adımı mı çıkaracaksın? Zaten kahvede falan rezil oluyorum, çoraplara baksana ( çorapların rengi farklıdır.) Fenerbahçe forması gibi.

    Eski karısı: Ne güzel, yakışmış da.

    Şinasi: Ne yakışması be! Sekreter hanım ben size “nasılsınız” demiş miydim?

    Sekreter: Evet demiştiniz, ben de cevabınızı vermiştim.

    Şinasi: Ne güzel, demek bana cevap veriyorsunuz. Tamam bu cevabınızı karşılıksız bırakmayacağım.

    Sekreter: Çattık ya! Sizin bir probleminiz mi var?

    Şinasi: Evet havuz problemi var çözebilir misiniz?

    Eski karısı: Ne diyorduk, ben arabanın da değerinin yarısını istiyorum. Yoksa dava açacağım.

    Avukat: Evet hanımefendi doğru söylüyor.

    Şinasi: Ulan siz ortak mı çalışıyorsunuz? Her şeyin yarısını verdim. Her şeyi paylaştık. Hatta çamaşır makinesini aldın, fırını bıraktın. Ama ne yazık ki fırında çamaşır yıkayamıyoruz sayende. Tek araba var. Yarısını nasıl vereceğim sana? Çorap değil ki bu meret, birini versem. (Kapı çalar)

    Eski karısı:Ben anlamam bu konuda da hakkımı istiyorum.

    (bu sırada kapı yine çalınır)

    Avukat:Git kapıya bak Her kimse içeri alma,dışarıda beklesin

    (sekreter çıkarken)

    Şinasi:Sekreter hanım cevabınızı unutmadım.Unutmayacağım.

    (sekreter sinirle çıkar)

    Şinasi:Ulan bu karı milletinin aklı yok.Sen şimdi arabanın yarısını ne yapacaksın.Araba kullanmayı bilmezsin hatta oturmayı bile bilmezsin

    Eski karısı:Evet,hiç binmediğim bir arabamız vardı.Ama yarısını istiyorum.

    Şinasi:Ah ulan burada kimse olmayacaktı.Ben sana bir dayak atacaktım.Bak o zaman araba falan istiyor muydun?

    (sekreter girer)

    Sekreter:Avukat bey bir hanımefendi geldi ısrarla içeri girmek istiyor.

    Avukat:Beklesin ya!

    Şinasi:İşte karı milleti içeri girmek istiyormuş.Sizin sopanız falan yok mu?Kov gitsin kimse ya!

    (yeni karısı sinirle içeri girer)

    Yeni karısı:Kimi kovuyorsunuz sayın şinasi beyler!

    Şinasi:Karıcığım!Sen miydin?Ben başka birisi sanmıştım. (ayağa kalkar,korkmuştur.)Seni kovabilir miyim?Gel buyur şöyle otur!(kendi yerini verir)

    Eski karısı:Hoş geldiniz.Ben Şinasi Bey’in eski karısıyım.

    Şinasi:Evet tanıştırayım.Yeni karım.Hatta yeni kocam desem daha doğru olur.

    (şinasi ayakta beklemektedir)

    Avukat:Memnun olduk hanımefendi.

    Yeni karısı:Sorun nedir avukat bey?

    Şinasi:Ben izah edeyim karıcığım.

    Yeni karısı:Ben avukata sordum,sana değil Şinasi.

    Şinasi:Tamam karıcığım.

    Avukat:Şinasi Bey eski karısıyla mal paylaşımı meselesi sebebiyle burada.

    Yeni karısı:Şinasi Bey eski karınızın eşyalarını derhal iade et.

    Şinasi:Tabi karıcığım.İstersen donumun yarısını da kesip vereyim.

    Yeni karısı:Nasıl konuşuyorsun?Hanımefendinin hakkını ver.

    Eski karısı:Lütfen burada tartışmayın.Bu işi sakince halledebiliriz.

    Sekreter:Şinasi Bey bana nasıl olduğumu ısrarla sormayacak mısınız?

    Yeni karısı:Şinasi sekretere nasıl olduğunu mu soruyorsun?Sana ne milletin nasıl olduğundan!

    Sekreter:Karıcığım sekreter,ama bu sekreter erkek.

    Yeni karısı:Erkek mi?Bunu neresi erkek?

    Şinasi:Aaa!(utanır gibi yapar) erkek değilmiş!Karıcığım erkek olmadığını bilseydim sorar mıydım?

    Yeni karısı:Bilmez miyim?

    Şinasi:Karıcığım senden başka kadına bakarsam iki gözüm önüme aksın,sen de ye!

    Yeni karısı:Aferin

    Şinasi:Senden başka bir kadına dokunursam iki elim kırılsın sen de ye!

    Yeni karısı:Ha şöyle hizaya gel!

    Şinasi:Karıcığım senden başka bir kadını verdiği bir şeyi yersem ben kusayım.sende ye!

    Yeni karısı:Saçmalama Şinasi!

    Avukat:Siz ne kadar güzel anlaşıyorsunuz.Şinasi Bey eskiye bakarak çok mantıklı ve hafif olmuşsunuz.

    Şinasi:Hafif sensin,ne demek istiyorsun sen avukat bozuntusu yanındaki sekretere mi güveniyorsun?

    Yeni karısı:Şinasi,yeter artık saçmalama.

    Eski karısı:Şinasi Bey ben artık arabadan da sizin hayatınızdan da pay istemiyorum.Bu gördüklerim benim için yeterli.

    Şinasi:Ne demek bu şimdi?

    Eski karısı:Valla ben sizin bu durumunuzu gördüm ya artık ölmem.

    Şinasi:**me,*****!

    Yeni karısı:Şinasi gereken neyse hallet ve derhal eve gel beni bir daha buraya getirme. Tamam mı?

    Şinasi:Tabi karıcığım inşallah eve gidişin olur da dönüşün olmaz.İnşallah eve sağ salim varamazsın.

    (bu sırada karısı çıkar)

    Şinasi:Tamam sen git ben geç gelebilirim.Bekleme…

    Avukat:Çok mutlu olduğunuz her halinizden belli.yeni evlilik size yaramış.

    Şinasi:Ne demezsin!Bu karı kısmı el kiri yıkadın mı çıkar gider.Ama bizimki yıkasan da çıkmayacak türden.

    Eski karısı:Ben artık sizden bir şey istemiyorum.Gerçekten acınacak haldesiniz. Size hayatınızda sabır ve mutluluklar diliyorum.

    Şinasi:Avukatçığım şimdi ben bu karıyı pencereden atsam da araba çarptı desem kaç yıl yatarım.

    Avukat:Epey yatarsın.

    Şinasi:Ya böyle giderse ben çok layt olacağım.Veya o ev ikimize de dar geliyor.Neyse ben karıcığımı fazla bekletmeyeyim.Ne diyelim etme bulma dünyası!…

    (PERDE)

    YAZAN: Mevlüt DİKMEN
  10. SERİ SERSERİ

    SERİ SERSERİ Üye

    Katılım:
    9 Şubat 2009
    Mesajlar:
    91
    Beğenileri:
    64
    Ödül Puanları:
    0
    YEMEK İÇMEK YASAK

    İki adam karşılıklı oturur. Birinin elinde sigara vardır.

    I. ADAM:Valla, canım kardeşim. Yaşamak istiyorsan önce benim söylediklerimi dinleyeceksin.

    II. ADAM:Abi dinlerim. Sen ne söylersen yaparım. Kelimesi kelimesine senin söylediklerine uyarım.

    I. ADAM:Sağ ol. Senin iyiliğin için. O elindeki nedir o?

    II. ADAM:Sigara.

    I. ADAM:Ha! Önce onu bırakacaksın. Yaşamak istiyorsan sigara içmek kesinlikle yasak.

    II. ADAM:Bırakırım. Sigarayı bırakırım. Elindeki sigarayı önündeki küllüğe söndürür. Buyrun bırakıyorum.

    I. ADAM:Çok güzel!

    II. ADAM:Bak ne yapıyorum bak Allah aşkına söndürdüm bitti. Bıraktım.

    I. ADAM:Bundan sonra da içmeyeceksin.

    II. ADAM:İçmiyorum. Bıraktım. Derin derin nefes alır. Nefesim açıldı yahu! Valla çok iyi geldi sigarayı bırakmak. Zaten sigara önemli değildi.. Ben her zaman içmiyorum ki sigarayı. Daha ziyade içkiyle içiyorum.

    I. ADAM:Amaaaaaan ! İçki de mi içiyorsun?

    II. ADAM:İçiyorum. Haftada bir iki defa bir büyük götürüyorum.

    I. ADAM:Vay vay vay vay vay ! Yani sen gidicisin.

    II. ADAM:Nereye gidiyorum?

    I. ADAM:Aramızdan ayrılıyorsun.

    II. ADAM:Yok ben muhabbetinizden memnunum. İstersen beraber kafayı çekeriz.

    I. ADAM:Hayır yani öyle değil! Terk-i diyar ediyorsun.

    II. ADAM:Efendim?

    I. ADAM:Yani dünya değiştiriyorsun, dünya! Alem-i berzahtan alem-i ervaha göç.

    II. ADAM:Hı?

    I. ADAM:Yolculuk, yolculuk.

    II. ADAM:Neyle gidiyoruz?

    I. ADAM:Dört kolluyla.

    II. ADAM:Nasıl bir şey?

    I. ADAM:Böyle ince, uzun, ahşap, yeşil örtüsü var. Üzerinde ayet-i kerime yazıyor. Eski yazı.

    II. ADAM:Haaaa! Suudi Arabistan Hava Yolları.

    I. ADAM:Güler. Gibi de. Bu benim dediğim karada gidiyor bu.

    II. ADAM:Heee! Bu karayolları bu.

    I. ADAM:Öyle de denebilir. Önünde de böyle siyah cübbe giymiş, beyaz sarıklı bir bey gidiyor. Nur yüzlü böyle. Huşu içersinde son vazifesini yerine getiriyor.

    II. ADAM:pilot.

    I. ADAM:Eh! Bir bakıma o da onun pilotu doğru. Geniş bir alana geliyorsunuz.

    II. ADAM:Hava alanı.

    I. ADAM:Çukura iniliyor. Çukura yumuşak iniş yapıyorsun. Kıbleye doğru yatıyorsun, üzerini örtüyorlar. Herkes gidiyor. Bir tek o senin pilot kalıyor. Pilot kalıyor, o talkın veriyor. Talkın veriyor. Sesi alınca o da duasını yapıyor, gidiyor. Birinci kısmın sonu. İkinci kısmın başında bir kız çocuğu bakkala gidiyor. Bakkaldan şeker alıyor, yağ alıyor, irmik alıyor, fıstık alıyor. Eve gidiyor. Evde bakır tencerede yağ kızıyor. Fıstıklar pembeleşene kadar pişiriliyor. Orada şerbetimizi yapıyoruz. İrmiği salıyoruz. Haydaaaaaaaa! Karıştırır gibi yapar.

    II. ADAM:Abi yoksa sen benim öleceğimi mi ima etmeye çalışıyorsun?

    I. ADAM:Nasıl anladın bunu tebrik ederim ya! Elini sıkar. Yani şu kadarcık ima ettim. Havada kapıyorsun be! Helal olsun.

    II. ADAM:Sigarayı bırakmak iyi geldi ya! Zihnim açıldı zihnim.

    I. ADAM:***a! Anladın.

    II. ADAM:İçki kötü oldu ama.

    I. ADAM:Ne yönden?

    II. ADAM:Eğlencelerde bir iki duble çok iyi gidiyordu abi ya!

    I. ADAM:Amaaan! Eğlence falan diyorsun. Yoksa senin gece hayatında mı var?

    II. ADAM:Gece hayatım da var.

    I. ADAM:O kulüp senin bu kulüp benim gidiyorsun.

    II. ADAM:Yok benim klubüm yok. Başkasının klubüne gidip oturuyorum.

    I. ADAM:Heee öyle değil yani taaaa sabaha kadar içilip oturuluyor.

    II. ADAM:İçiyorum sabaha kadar içiyorum.

    I. ADAM:Artık içilmeyecek. Yaşamak istiyorsan içki, sigara, gece hayatı kesinlikle yasak.

    II. ADAM: İçmeeeem. Evden dışarı çıkmam. Otururum evimde ***aa!

    I. ADAM: Ohhhhh!

    II. ADAM: Aaaaaaaa! Yakarım mangalımı caz caz iki parça et.

    I. ADAM: Eyvah eyvah eyvah eyvah ızgara et?

    II. ADAM: Izgara et.

    B ADAM: Naaaptın sen. En iyisi intihar et.

    İ ADAM: Niye, intihar et ızgara etten daha mı lezzetlidir?

    B ADAM: Hayır değil. Et diye bir şey yok.

    İ ADAM: Var bizim kasapta ağzına kadar dolu.

    B ADAM: Öyle var da yani senin için yok.

    İ ADAM: Heee geçen ayki parayı vermedik diye vermiyor hain adam.

    B ADAM: Öyle demiyorum. Sen eti unut.

    İ ADAM: Efendim?

    B ADAM: Bu bir yooook.

    İ ADAM: Nasıl yok?

    B ADAM: Et yok. Varsayım bu.

    İ ADAM: Heeeeee

    B ADAM: Yok farzet.

    İ ADAM: Heeee masusçuktan masusçuktan.

    B ADAM: Et yokmuş gibi davran. Sen et obur olarak yaratılmamışsın. Sen ot obursun ot obur.

    İ ADAM: Neyim?

    B ADAM: Ot obur. Sen yeşile yayıl.

    İ ADAM: Ben biraz geç anlıyorum diye sen bana inek mi demek istiyorsun?

    B ADAM: Estağfurullah. Ben sana otla demiyorum. Topla. Mevsimine göre ebe gümeci, kuzu kulağı, radi kusa, hindibağ, labada.

    İ ADAM: Et yok.

    B ADAM: Et yooook.

    İ ADAM: Bundan sonra iyisi mi tereyağ, reçel, peynir yerim.

    B ADAM: Yiyemezsin. Sen adamı **** edersin. Sende mantık da yok be kardeşim. Sen hem yaşamak istiyorsun. Hem neler yemek istiyorsun. Bunları yiyemezsin.

    İ ADAM: Bunları yiyemiyorum ki abi zaten. Bizim hanımdan fırsat kalıyor mu? Geliyor önümde ne doluysa hepsini hüpletiyor. Kendi götürüyor, yiyor . Biz kalıyoruz işte .

    B ADAM: Yenge obur mu?

    İ ADAM: Yok hamile.

    BİRİNCİ ADAM: Ha! Tamam o zaman. Benim söylediklerime aynen uyacaksın. Bu söylediklerimin hepsi yasak. Ben sana yaşaman için yapman gereken şeyleri söylüyorum.

    İ ADAM: Hayır efendim yapmamam gereken şeyleri söylüyorsun. İçki, sigara, gece hayatı, tereyağı, reçel, peynir, sucuk.

    B ADAM: İşte bütün bunlar yasak.

    İ ADAM: Yaşamanın ne anlamı kaldı o zaman? Yeme, içme, eğlenme. Ya sen ne biçim doktorsun be?

    B ADAM: Ben doktor değilim ki.

    İ ADAM: Nesin sen?

    B ADAM: Ben mahallenin yeni muhtarıyım kardeşim.
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.

Sayfayı Paylaş