Sofistler Hakında Bilgi ve Ünlü Sofistler

Konu 'Felsefe' bölümünde intikam tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. intikam

    intikam Üye

    Katılım:
    1 Ocak 2008
    Mesajlar:
    3
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    1

    50 sayfalık özeti olan var mı???
  2. ◊ΘGöKKuŞΘ◊

    ◊ΘGöKKuŞΘ◊ Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Aralık 2007
    Mesajlar:
    915
    Beğenileri:
    649
    Ödül Puanları:
    16
    Arkadaşım kitap yazmıcaksın sanırım.. :) 50 sayfa çok abartılı.. Ben sana sana yetebilecek kadar birkaç parça metin yazacağım...
  3. ◊ΘGöKKuŞΘ◊

    ◊ΘGöKKuŞΘ◊ Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Aralık 2007
    Mesajlar:
    915
    Beğenileri:
    649
    Ödül Puanları:
    16
    Sofistler Nedir?
    Sofistler, M.Ö. 5. yüzyılda para karşılığında felsefe öğreten gezgin felsefecilerdir. Özellikle Atina’da çağın önde gelen bilgeleri var olan değerleri (kritias) eleştirmişlerdir. Göreceli ve kuşkucu düşüncenin köklerini atmışlar ve geliştirici olmuşlardır.

    Etimoloji bakımından ‘sofist’ kelimesi Yunanca sophos (bilge, becerikli, zeki) sözcüğünden türetilen sophistes’ten gelir, öğrenmeyi ve öğretmeyi meslek edinen kişileri belirtmek için kullanılır.Dönemin sosyal değişimleri ve siyasal gelişimleri (5.yy Atina Demokrasisi) sofistlerin etkili olmalarına yol açmıştır. Çünkü sofizmin doğuş nedenleri arasında Atina demokrasisinin tamamen yeni türden bir eğitime, pedagojiye duyduğu pratik gereksinim gerçek belirleyici bir nedendir.Bir anlamda ‘Yunan Aydınlanması’ olarak adlandırılacak gelişmenin yaratıcılarıdır.

    İlk sofistlerin toplumda büyük bir saygınlığı olmasına rağmen felsefe tarihinde ‘sofist’ denildiğinde akla olumsuz bir anlam gelir. Bu anlam başta dönemin en önemli filozofu olan Platon’un, Sokrates’in ve Aristoteles’in sofistlere karşı yürüttüğü mücadeleden ileri gelmektedir.Sofistler sürekli bu düşünürler tarafından eleştirilmiş ve küçük görülmüşlerdir. Bir de para karşılığı ders vermeleri o dönemde yadırganmıştır. Bununla birlikte felsefe tarihi içinde erdemin öğretilir olup olmadığı gibi çok önemli soruların sorulmasında ya da yeni yaklaşımlar geliştirilmesinde sofistler her dönem önemli etkilere yol açmışlardır.

    Sofistlerin Temel Felsefesi
    Birbirlerinden bağımsız olarak çalışan sofistler daha çok etik, siyasal ve toplumsal sorunlar üzerinde durmuşlardır.

    Bunlar;

    - Tek tek insana değer verilmesi
    - Hakim olan dinin devletin geçerlilikte var olan hukukun bağlarından kurtarılması
    - Her türlü yasanın yerine doğanın konulması
    - Zayıf muhakemeyi kuvvetli muhakeme haline getirmektir.

    Kendilerinden önceki doğa filozofları temel maddenin ya da nedeninin ne olduğunu kendilerine sormuşlar; su, hava, ateş, toprak, atom vb. şeklinde cevap vermişlerdi, sofistlerin ilki ve en ünlüsü olan Protagoras ise bu türden bir doğa felsefesinden uzaklaşmış, evreni bilmeyi dışta bırakmış ve temel nedenleri bu yönde arayışlara kuşkuyla yaklaşmıştır, insanı her şeyin ölçüsü kabul etmiş ve çelişmezlik ilkesini inkar etmiştir. Aynı zamanda Heraklitos’un her şeyin değiştiği önermesini Protagoras hiçbir şeyin belirli bir şey olamayacağı ve mutlak bir varlık aramanın anlamsız olduğunu öne sürerek reddeder. Bir diğer önemli sofist düşünür Leontinoili Gorgias var oluşu ve var oluşla ulaşabilmeyi imkansız sayıyordu. Ona göre ne varlık vardır ne de varlığın bilgisi mümkündür, bilginin bir başkasına aktarılması söz konusu değildir. Sofistler insanları yetiştirmek üzere onlara bilgi ve hitabet sanatını öğretmeye çalışmışlardır, onlar aracılığıyla felsefe dış dünyadan insan dünyasına yöneltilmiş olmalıdır. Dil konusunda ilk incelemeler de bir anlamda sofistlere bağlıdır. Gorgias, Prodikos ve Hippias'ın eşanlamlılık, gramer ve biçimsellik konularında açıklamaları olmuştur. Aynı şekilde sofistler mantık üzerinde de durmuşlar ve önermelerin nasıl kanıtlanıp çürütüldüğüyle ilgilenmişlerdir. Felsefenin bir eğitim meselesi olarak uygulanması, toplumsal ayrımların ve eşitsizliklerin insan ürünü olarak değerlendirilmesi, herkesin eşit olduğu düşüncesinin geliştirilmesi, doğal hukukun savunulması, dinin ve tanrının reddedilmesi, sofistlerin belli başlı felsefi konularıdır.Bu şekilde sofistler, otorite ve geleneği (yasa, hukuk, sosyal ve ahlaki normlar vb.) sarsmışlardır.

    Sofistlerin görüşleri konusunda en önemli kaynak Platon diyaloglarıdır. Platon,’Protagoras’ adlı eserinde bir sofist toplantısının renkli betimlemesini verir. "Sophistes" adlı eserinde ise sofistlerin görüşlerini tartışır.

    (Platon,Sofist,231 D = 73 b 2)

    ‘sofist’ sözcüğü önce zengin gençlerin peşinde koşan ve karşılığında ücret alan kişi için, sonra ruhla ilgili bilgiler ithal eden tüccar için, üçüncü olarak aynı bilgileri isteyene satan çerçi için, dördüncüsü manevi ürünlerini bize satan kimse için kullanılmıştır. Beşinci olarak bu tanımlama, söz savaşı sanatında bir yarışmacı, yani yükselme hırsına ‘tartışma sanatı’nı yer seçen bir kimse anl***** geliyordu. Altıncı kullanış şekli çok kuşkuludur; ama bununla, ruhu (gerçek) bilgiye engel teşkil eden kanılardan temizleyen bir kişinin tanımlandığını kabul ederek onu da diğerleri arasına katıyoruz.

    (Xenophon,Sokrates’ten Anılar 1.1, 11 = 73 b 2 a)

    Bilgelik öğretmenlerinden birçoğunun aksine Sokrates evrenin doğası ya da diğer şeyler üstüne,sofistlerin kozmos dediği yerde durumun nasıl olduğunu ve gökyüzündeki süreçlerin hangi zorunluluktan dolayı gerçekleştiğini araştırarak, görüş belirtmedi.

    (Aristoteles,Sofistlerin Çürütülüşü 1.165 a 21 vd. =73 b 3)

    Sofizm gerçek değil, sahte bilimdir ve sofist de gerçek değil sahte bilim taciridir.
  4. ◊ΘGöKKuŞΘ◊

    ◊ΘGöKKuŞΘ◊ Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Aralık 2007
    Mesajlar:
    915
    Beğenileri:
    649
    Ödül Puanları:
    16

    ÜNLÜ SOFİSTLER
    Gorgias Kimdir? (M.Ö. 483-375)

    Gorgias, M.Ö. 5. yüzyılda yaşamış olan önemli sofist düşünür. Gorgias Leontioni'de Sicilya'da doğmuştur.

    Doğa felsefesine karşı düşünceler geliştirmiştir. Rölativizmin ve daha da çok kuşkucu düşüncenin gelişmesinde önemli bir filozof olarak yer almaktadır. Empedokles'in öğrencisi olmuştur ve ondan hem doğa felsefesini hem de hitabet sanatını öğrenmiştir. Bu sanattaki ustalığıyla Atina'da önemli etkilerde bulunmuş ve bu sanatı en önemli geliştiricilerinden biri olmuştur. Elea Okulu'nun diyalektik anlayışı üzerinde derin bir etkisi olduğu belirtilmektedir.

    Yokluk Üstüne ve Helen'e Övgü adlı eserlerin sahibi olan Gorgias, kendisini bir görecelikle sınırlamayarak, gerçek bir hiççiliğin ve kuşkuculuğun savunucusu olmuştur. Hiçbir değerin var olmadığını, bilginin mümkün olmadığını, insanlara ikna yoluyla her şeyin kabul ettirilebileceğini, zira insanların bilgiden yoksun olduklarını söyleyen Gorgias, ikna sanatına, sözün terbiye edilip geliştirilmesine büyük bir önem vermiştir.

    Doğa felsefesinin temel problemi olan varlığı bilme girişimin anlamsız olduğunu öne sürmüş ve bunu kanıtlamanın uğraşı içinde olmuştur. Onun düşüncesinde, ne varlığın var olması, ne bilinmesi ne de bir başkasına aktarılması mümkün değildir. Ünlü üçlü argümanı bu konuda Gorgias'ın rölativizminin ve kuşkuculuğunun kesin bir ifadesini gösterir;

    "Hiç bir şey yoktur; bir şey varsa bile bilinemez; bilinse bile başkalarına bildirilemez."

    Gorgias'ın gerçekten bunu mu kastettiği yoksa bu tezlerin sadece hitabetin insanları en saçma iddiaları kabul etmeye nasıl ikna edebileceğini göstermek üzere yapılan denemelerin başlangıç noktasını mı oluşturduğu tartışılmıştır. Belki de Gorgias, Elea'nın varlık (being), varlık olmayan (non-being), değişim (change) anlayışları ve bizim değişebileni tanıma yetimizin dışında olarak, gerçekten felsefenin umutsuz bir biçimde bizatihi kendini yalanlamak olduğu sonucuna varmıştır.

    Bu yoruma göre, bu 3 itidalsiz noktadaki formülasyon, felsefenin anlamsız olduğunu gösteren bir dizi düşüncenin parçasını oluşturur. Şu halde Gorgias, hitabet uygulamasına sadece bir ikna yöntemi olarak geçmiştir; zira artık doğru bilginin mümkün olduğuna inanmamaktadır. Bu görüşe göre, rasyonel tartışma (discussion) ve rasyonel kanaat (conviction) var olamaz, var olan sadece ikna sanatıdır.

    Gorgias'a göre hitabet (rhetoric), münakaşa ve rasyonel kanaat aracı değil, bir ikna yöntemi olarak geliştirilmek için vardır. Onun için iknanın başta gelen amacı dinleyicilerin görüş ve tutumlarını değiştirmektir. Kısaca belirtmek gerekirse, Gorgtas, dinleyicilerin herhangi bir şeyi kabullenmeleri ve doğru bilgiyi elde ettikten sonra muhtemelen görüşlerini değiştirmeleri için uğraşmıyor. Doğruyu yanlıştan, geçerliyi geçersizden ayırmak gibi bir derdi de yok; sadece dinleyiciyi etkilemeye çalışıyor. Hitabet öncelikli olarak bir kandırmaca aracı haline geldi, en iyi argüman*la ikna olmaya açık katılımcıları olan bir söylem değil.

    Gorgias doğru bilginin imkansızlığını açık seçik ileri sürmekte ve bu sözleriyle de felsefede Septisizm denilen öğretinin başlamasına düşünsel ortam hazırlamaktadır. Platon retoriğin özünü ve değerini araştırdığı Gorgias diyalogunda onun retorikçi yanını över. Gorgias şiire rakip olabilecek etkili bir düzyazı geliştirmeye çalışmış ve bu amaçla üslup çalışmalarını retoriğin önemli bir bölümü haline getirmiştir.

    Ek Bilgiler
    M.Ö. 5.yy.ın ilk çeyreğinde Sicilya’nın Leontinoi kentinde dünyaya gelmiş olan Gorgias, Syrakusalılara karşı yardım istemek için 427 yılında elçi olarak Atina’ya gittiği zaman artık iyice yaşlanmıştı. Olası görünse bile yaşamının üç evreye —doğa filozofu (“öğrencisi olduğu Empedokles’in etkisi altında), diyalektikçi (Elea okulunun etkisiyle) ve retorikçi (Kolrax ile Teisias’ın etkisi altında) — ayrıldığı yine de kesinlikle söylenemez. Retorikle ilgili eserlerinden geniş kapsamlı fragmanlar ve “Helena ile “Palamedes” adlı iki konuşma metni günümüze kalmıştır. Her çeşit ciddi felsefeyi, her gerçek bilimi kökten reddeden “Varolmayan Üstüne” başlıklı eserinden —görünüşe göre yazar bu arada kendini tamamen retoriğe vermişti— uzun ve tipik bir bölüm aşağıya alınmıştır. H. Gomperz ve W. Nestle gibi kimi çağdaş bilgeler, bu eserde yer alan üç sayı ve paralojizme dayalı “argümanları” Gorgias’ın bir ‘oyunu”, içeriğiyle ciddi bir şey kastetmediği sofistik retorik bir gösterişi diye açıklamaktan yanadır.

    Oysa bu görüş, Gorgias’ın argümanlarına temel teşkil eden Zenon’un diyalektiği ile karşılaştırılarak çürütülmüştür. Ayrıca Gorgias’ın üçüncü say için sıraladığı argümanlar, onun burada bilgi kuramının (ve dil felsefesinin) gerçek sorunlarına, nesnenin düşünen özneyle ya da düşünceyle, düşüncenin de kendisini ifade eden sözle ilişkisi sorununa ciddi şekilde eğildiğini göstermektedir. Ve bu Gorgias aslında hiçbir şeye inanmamakta ya da yeryüzünde tek bir şeye inanmaktadır: Sözlerin gücüne, ustalıkla biçimlendirilmiş ve ince bir üslup verilmiş sözlere; o bu sözlerin insanı şaşılacak derecede etkilediği kanısındaydı, hatta yurttaşlarında yarattığı mucizeyi etkileri sanatı sayesinde kendisi görmüş, yaşamıştı, üstelik ciddi şekilde inanmadığı, ne uzmanlığına (meğer ki salt biçimsel retorik alanında olsun) ne de karakterine özgü olmadığı halde.

    Çünkü Gorgias’ın “sanatının amacı gerçeği idrak etmek değil, sadece eleştiriden uzak dinleyici kitlesinin gözünü bağlayan, bir Thukydides’in üslubunu bile derinden etkileyen parlak bir görünüşe ulaşmaktı; ayrıca bu sanat, Delphoi’deki tanrıya kendi adına som altından bir heykel adayabilecek kadar gelir elde etmesi ne de yaramıştır. Ne var ki, Protagoras ile önde gelen diğer sofistlerin insanları eğitme ve onlara ‘erdemi” öğretme konusundaki iddialarını manevi bir değişimden sonra ilkesel olarak terk eden, kendini teori ve pratikte tamamen retoriğe veren Gorgiasın davranışı, Platon’un belirleyici hükmüne göre, bu sofistler için çok tipiktir. Öyle ki günün birinde bu sofistler, Grek ulusunda öncü güç olan her çeşit ciddi felsefeyle rekabete girişecektir. Bu yüzden, gerçek varlığı arayan ve bulan Platon’un, parlak görünüşün ustasıyla, yani retorikle MÖ. 392 yılında “Gorgias” adlı ünlü diyalogunda giriştiği yok edici hesaplaşma, bunun yalnız nesnel bir hak ve yetkiden dolayı değil, üstelik —bir an Platon’un karakterini ve dünya görüşünü düşünürsek— deyim yenindeyse psikolojik bir zorunluluktan dolayı gerçekleştirildiği göz önüne alınırsa anlaşılır.

    KAYNAK

    Sokrates’ten Önce Felsefe II; Hazırlayan Wilhelm Capelle; Kabalcı Yayınevi
  5. ◊ΘGöKKuŞΘ◊

    ◊ΘGöKKuŞΘ◊ Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Aralık 2007
    Mesajlar:
    915
    Beğenileri:
    649
    Ödül Puanları:
    16
    Protogoras Kimdir? (M.Ö. 482-411)
    Sofistler arasında düşünür olarak özgünlüğü nedeniyle kuşkusuz en önemli yeri tutan Abderalı Protagoras tahminen MÖ. 481-411 yıllarında yaşamıştır; Platon’un ifadesine göre o Grek topraklarında ‘bilgelik öğretmeni” olarak 40 yıldan fazla etkinlikte bulunmuştur. Sicilya ve güney İtalya’da, ama özellikle sık sık ziyaret ettiği, uzun süre kaldığı Atina’da da kendisinden övgüyle söz ettirmiştir. Bu kentte bir yabancı için eşi görülmemiş, şaşkınlık verici bir saygınlık kazanmış, hatta Periklesle tanışmış, onun nüfuzu sayesinde, yeni kurulan Thurioi (M.Ö. 444-443) kenti için yasa taslağı hazırlamıştır. Sofist olarak gezgin yaşamında nereye gittiyse, bize adeta masal gibi gelen bir rağbet görmüş, buna uygun olarak yüksek ücretler almıştır (ilk kez bir “bilgelik öğretmeni” olduğunu iddia eden ve bu etkinliği için dinleyicilerinden ücret alan Protagoras’tır). Atina’nın seçkin gençleri üzerinde bıraktığı büyüleyici etkiyi Platon ünlü diyaloGu “Protagoras”ta eşi bulunmaz bir canlılıkla betimler. Ancak ömrünün sonuna doğru “Tanrılar Üstüne’ adlı eserinin başlangıcındaki tanrıtanımaz ifadeler yüzünden, eski inançlara bağlı Atinalılardan bir kişi Protagoras’ı mahkemeye vermiştir; Protagoras idama mahkum edilmiş, eserleri devlet eliyle toplatılmış ve pazar meydanında yakılmıştır. Gerçi kendisi karar infaz edilmeden kaçmış, ama gemiyle Sicilya'ya giderken yolda ölmüştür. Sayısı pek çok olan eserlerinin listesinden bize sadece ek bölüm kalmıştır.

    A. Retorik
    1 Platon, Protagoras 339 A = 74 A 25:

    Sanırım bir kimse için eğitiminin ana konusu, şiir yapıtlarını anlamakta yeteneğini göstermek olmalıdır, yani şairin ne dediğini değerlendirerek hakkında karar verebilmelidir: Neyi yerinde neyi yersiz söylediğini, şiiri analiz etmeyi, yapıda ilgili .sorulara cevap vermeyi iyi bilmelidir.

    B. Felsefe
    1. Diyalektik
    2Aristoteles, Retorik II 24. 1402 a 23 vd. = 74 A 25:

    Ve “zayıf tarafı güçlü hale getirmek” işte budur. Bu yüzden insanlar Protagoras’ın söylediklerine haklı olarak içerlemiştir. Zira bu bir yalandır ve doğru değildir, sadece olasılığın görünüşlerinden biridir, buna retorik ve eristikten başka hiçbir sanatta rastlanmaz.

    4 Diogenes Laertius IX 51 – 74 A ı

    Her konuda birbirine karşıt iki görüş açısının bulunduğunu ilk defa Protagoras öne sürdü. Sorularını da buna dayanarak <dinleyicilerine> yöneltiyordu’; bu, ilk defa onun bulduğu bir yöntemdir.

    5 Clemens, İçeriği çeşitli yazılar VI 65 — 74 A 20:

    Protagoras örneğinden sonra Grekler her savın karşısında başka bir savın bulunduğunu iddia ediyorlar.

    6 Bkz. Seneca, Mektuplar 88,43 = 74 A 20:

    Protagoras der ki insan her konuda aynı hakkı tanıyarak iki yönden de tartışabilir, hatta her konuda iki yönden de tartışılıp tartışılamayacağı konusunda bile.

    7 Diogenes Laertius IX 52 vd. — 74 A 1:

    İlk defa Protagoras 100 Mine tutarında bir ücret talep etmiş ve zamanın bölümlerini ayırt eden de ilk defa o olmuştur. “Tam zamanında”nın anlamı üzerinde düşünmüş ve tartışma müsabakaları düzenlemiştir; tartışanlara sofizmin uygulanışını öğretmiş, adlar üzerinde düşünmeye yönelerek görüşmeler yapmış ve bugün çok yaygın olan eristikçiler sınıfını meydana getirmiştir. Bu yüzden Timon onun hakkında “kavga gürültünün ortasında, tartışmasını çok iyi bilen Protagoras” der. Konuşmanın Sokratesçi biçimini ilk defa uygulayan da odur. Ve aksini iddia etmenin mümkün olmadığına dair An tisthenesin göstermeye çalıştığı argümanı. “Euthydemos’ diyaloğunda Platonun belirttiği gibi, ilk defa bir konuşma biçiminde ele aldı. Ayrıca ortaya atılan bir konu hakkında irtica ten konuşarak hemen cevap vermeyi de ilk defa o bir adet haline getirdi...

    II. Öznelcilik
    8 Sextus Emp VII 60 fr. 1 <varsayımla birlikte>,

    Kimileri Abderalı Protagoras’ı da, bilginin ölçüsünü yok eden filozoflardan saymıştır; çünkü onun savına göre, her tasarım ve düşünce doğrudur, doğruluk göreli şeylere aittir, zira bir kimsenin tasarladığı ve düşündüğü her şey bu bakımlardan <da> gerçekten doğrudur.

    9 Platon, Theaitetos 151 E vd. — fr. 1 <varsayımla birlikte>:

    <Sokrates ile Theaitetos konuşur.> Sokrates: Bilginin özü hakkında yararsız düşünceler değil, Protagorasın ifade etme alışkanlığında olduğu aynı düşünceleri açıkladın gibime geliyor. Ne ki, o aynı görüşü değişik biçimde belirtmiştir. Zira bir yerde şöyle der: “insan her şeyin, var olan şeylerin varlıklarının, var olmayanların yokluklarının ölçüsüdür.’!’ Bunu okumuşsundur herhalde? — Theaitetos: Evet, hem de birkaç defa. — Sokrates: O bununla şunu kastetmiyor mu: Her tekil şey bana nasıl geliyorsa, o benim için <gerçekten> öyledir ve sana nasıl geliyorsa, senin için de öyledir? Oysa sen de benim gibi bir insansın, değil mi? ... Esen aynı rüzgarın kimini üşüttüğü, kimini de üşütmediği, kimine hissedilmeyecek kadar hafif, kimine ise sert geldiği zaman zaman görülmüyor mu? — Theaitetos: Kuşkusuz. — Sokrates: Şimdi rüzgarın kendinde soğuk olduğunu mu yoksa olmadığını mı iddia edeceğiz, ya da Protagoras’a inanarak, üşüyene göre soğuk, diğerlerine göreyse soğuk olmadığını mı söyleyeceğiz?— Theaitetos: Olabilir. — Sokrates: Her iki tarafa da öyle geliyor zaten, değil mi? Evet. — Sokrates: Ancak ‘geliyor sözcüğü o kişinin duyusal bir izlenim edindiğini belirtmiyor mu? — Hiç kuşkusuz. Sokrates: Demek ki sıcaklığı ve buna benzer şeyleri duyumsarken tasarım ile duyusal izlenim tek ve aynı şey oluyor. Çünkü bir kimse bir şeyi nasıl algılı yorsa o şey diğerlerine de öyle gelir

    10 Aynı yerde 161 C <74 B 1de>:

    O öteki konuyu, yani. bir kimseye nasılsa öyle gelen şeyin bunlara göre de gerçekten <öyle> olduğunu,tamamen hoşnut kalmama yetecek şekilde açıkladı. Yalnız konuşmasının başlangıcı beni hayrete düşürüyor; Gerçek” adlı eserinin başında her şeyin ölçüsünün, niçin duyularıyla algılayan bir domuz ya da maymun ya da herhangi garip bir yaratık olduğunu söylemedi; bilgeliğinden dolayı kendisine bir tanrı gibi şaşkınlıkla baktığımızı bize hissettirerek konuşmasına gösterişle ve kibirle başlamıştı; oysa feraseti, değil sıradan bir insanla, küçücük bir kurbağayla kıyaslandığında bile pek de üstün değil.

    11 Platon, Euthydemos 286 c = 74 A 19:

    Sokrates: Birçok kişi tarafından savunulduğunu sık sık duyduğum bu sava her defasında şaşırıyorum. Protagoras ve yandaşları, hatta daha eski düşünürler buna büyük önem veriyorlardı; oysa bu ve diğer bütün savlar bana çok garip geliyor, hatta kendi kendilerini çürütüyorlar.

    12 Aristoteles, Metafizik 111 4. 1007 b 18 vd. <74 A 19’da>:

    Ayrıca, tek ve aynı konuda, birbiriyle çelişen bütün savlar doğruysa, her şeyin tek ve aynı olduğu açıktır. Protagorasın öğretisini savunanlar gibi her konuda bir şeyler öne sürmek ya da yadsımak caizse, o zaman bir savaş gemisi, bir duvar ve bir insan tek ve aynı şeydir. Zira bir kimseye bir insan savaş gemisi gibi gelirse, onun bir savaş gemisi olmadığı bellidir. Bu yüzden, eğer diğer say doğruysa, sözü geçen insan demek ki <aynı zamanda> bir savaş gemisidir.

    13, Platon, Theaitetos 166 D vd. 74 A 21 a

    <Protagorasın savunmasında.> Gerçek söz konusuysa, bunun yazdığım gibi oldu iddia ediyorum: Yani her birimiz varolanın da varolmayanın da ölçüsüyüz, ama bir kimse şu bakımdan binlerce defa diğerlerinden farklıdır: Bir kimseye bir şey başkasına göre değişik gelir ve değişiktir. Bilgeliği ve bilge insanların varlığını yadsımak aklımdan geçmez, ama ben bilge diye, bizden birine kötü gelen ve kötü olan bir şeyi, onun fikrini değiştirerek iyi diye gösteren ve iyi hale getiren kişiye derim ... <167 B:> Ancak, haleti ruhiyesi iyi olan bir kimsenin, haleti ruhiyesinin kötü olmasından dolayı kötü fikirler besleyen bir başkasını, <bunların yerine’> iyilerini düşünmesi bakımından etkileyeceğine inanıyorum; bazıları bu fikirleri bilgisizliklerinden dolayı ‘doğru sayar. Bense, gerçi birini diğerinden daha iyi diye nitelerim, ama hiçbirini doğru diye değil. Ve bilge diye ... insan bedeni söz konusu olunca hekimlere, buna karşılık bitkiler söz konusuysa tanrıcılara derim. Zira iddia ederim ki, bu sonuncular da, tamamen sağlıklı değillerse bitkilerin duyusal yönden kötü izlenimler bırakacak yerde iyi ve sağlıklı, böylece ‘doğru’ izlenimler bırakmasına neden olurlar; ama bilgeler ve iyi hatipler kötünün yerine iyinin devletlere uygun gelmesini sağlarlar. Çünkü bir devlete uygun ve iyi gelen şey, devlet onu böyle gördüğü sürece, —kanıma göre— devlet için uygun ve iyidir. Bilge ‘ise zararlı olan şeylerin insanlara iyiymiş gibi gelmesini ve onlar için iyi olmasını sağlar. işte bu yüzden öğrencilerini bu anlamda eğitebilen bir “sofist” de bilgedir ve eğittiği kişilerin gözünde yüksek bir ücret almayı hak eder. Bu anlamda, bir kişi diğerinden daha bilgedir, ama hiç kimse yanlış bir fikre sahip değildir ve sen de —ister istemez— ölçü olmayı kabul etmek orundasın. Zira’ bu öğreti buraya kadar açıkladıklarıma dayanarak geçerlik kazanır.

    III. Görecelik
    14 Sextus Empiricus, Pyrrhonculuğun Ana Hatları I 216 =74 A 14

    Protagoras sadece, bir kimseye <nasılsa öyle> gelen şeyi doğru diye kabul ediyor ve böylece göreciliği öğretiyor.

    Maddenin akış halinde olduğunu öne sürüyor; sürekli akış halinde olduğu yerlerde ise azalma yerine çoğalmalar meydana geliyormuş; duyusal izlenimler de insanın yaşına ve bedensel durumuna göre dönüşüp değişiyormuş. Ama o, fenomenlerin nedenlerinin maddede bulunduğunu da iddia ediyor, böylece madde, içinde bulunan şeyler insanlara nasıl geliyorsa öyle olabilirmiş. Oysa insanlar değişen durumlarına uygun olarak <bunların> bazen birini bazen de diğerini anlı yormuş. Zira haleti ruhiyesi normal olan insan maddede bulunan <özellikleri> haleti ruhiyesi normal bir insana nasıl geliyorsa öyle anlar, kavrar; buna karşılık haleti ruhiyesi anormal insan bu özellikleri haleti ruhiyesi anormal kişilere geldiği gibi anlar. Değişik yaş gruplarına, insanın uyur ya da uyanık durumda olmasına göre ve genelinde her çeşit <ruhsal> duruma uygun olarak aynı önerme. geçerlidir. Demek ki buradan, Protagore. şeylerin öl insan Olduğu sonucu çıkıyor. Zira insana öyle gelen şeyler gerçekten de öyledir; ama kimseye görünmeyen bir şey asla mevcut değildir. Görüldüğü gibi o, maddenin akış halinde olduğunu, tüm fenomenlerin nedenlerinin maddede bulunduğunu öne sürüyor; bu fenomenleri <aslında> idrak etmemek mümkün değildir ve bunlar hakkında vereceğimiz kararlarda ihtiyatlı davranmak zorundayız.

    Protagoras da Etik Konusunda Acaba Göreceliği mi Savunuyor?
    15 Platon, Protagoras 333 D vd. = 74 A 22:

    Sokrates: İnsana yararlı olan şey demek ki iyidir de? — “Tanrı hakkı için, evet!” diye cevap verdi, “insana yararlı ol masa bile o şeye iyi derim...’ Sokrates: Kimseye yararlı olma yan şeyi mi kastediyorsun Protagoras yoksa genel olarak yararlı olmayanı mı? Bu tür şeylere de iyi der misin? — ‘Hayır, ama ben —<bazı> yiyeceklerin, içeceklerin, zehirlerin ve binlerce başka şeyin— insana yararsız, ama başka bakımdan yararlı olduğunu biliyorum. Buna karşılık insana ne yararlı ne de zararlı, ama atlara yararlı olan başka şeyler vardır “ 2

    IV. Duyumculuk
    16 Hermias, Grek Filozoflannın Hicvedilişi = 74 A 16:

    Ancak diğer tarafta Protagoras duruyor ve şu savı öne sürerek beni kendi tarafına çekmeye çalışıyor: Şeyleri belirleyen hakkında karar veren insandır, sadece duyularının alanına giren’ şeyler mevcuttur; girmeyenler ise töz biçimlerinde asla mevcut değildir.

    17 Aristoteles, Metafizik IX 3. 1047 a 5 vd—74 A 17:

    Cansız şeylerde de aynı durum söz konusudur. Zira duyularıyla kimse algılamıyorsa bir şey ne sıcak ne soğuk ne de tatlı ya da herhangi bir şekilde algılanabilir olacaktır. Bu yüzden onlar bu savla Protagorasın önermesini savunmaktan başka bir şey yapmıyorlar,

    V. Kuşkuculuk
    1. Tanrılar Hakkında

    18 fr. 4 <Varsayımla birlikte. Tanrılar Üstüne’ adlı eserinden>:

    Tanrılar hakkında bir tespitte bulunamıyorum, ne var oldukları ne olmadıkları ne de nasıl bir biçime sahip oldukları hakkında; zira bu konuda bilgi edinmeyi pek çok şey engelliyor: Sorunun müphemliği ve insan ömrümün kısalığı.

    2. Bilgi Hakkında
    19 fr. 7 <Aristoteles, Metafizik II 2. 997 b 32 vd.>:

    Geometrinin görünür ve geçici niceliklerle uğraştığı da doğru değildir. Çünkü bu nicelikler yok olursa, o da yok olurdu. Ama astronomi de görünür nicelikleri ve bu <görünür> gök <kubbeyi> ele almaz. Zira görünür çizgiler, matematikçilerin kastettiği gibi değildir asla Çünkü görünür <çizgilerden> hiçbiri <matematikçilerin düşündüğü gibi> düz ya da eğik değildir. Düz çizgi <görünür> daireye <sadece> bir noktada değil, Protagoras’ın matematikçileri çürütmeye çalışırken öne sürdüğü gibi <tamamen o şekilde> değer. Gökyüzündeki hareketler ve. eğrilen, astronomi tarafından araştırılanlara benzemezler, ve <matematiksel> noktalar <görünür> yıldızlarla aynı nitelikte değildir.

    KAYNAK

    Sokrates’ten Önce Felsefe II; Hazırlayan Wilhelm Capelle; Kabalcı Yayınevi
  6. ◊ΘGöKKuŞΘ◊

    ◊ΘGöKKuŞΘ◊ Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Aralık 2007
    Mesajlar:
    915
    Beğenileri:
    649
    Ödül Puanları:
    16
    Hippias Kimdir?
    Genç sofistlerden biri olan Hippias (Protagoras’tan çok gençtir ve bu nedenle 460 yılından sonra doğmuş olması gerekir) elçi olarak diğer Grek devletlerinde, özellikle de Sparta’da bulunmuş, bu görevinden ve başka vesilelerden dolayı yaptığı konuşmalar hayranlık uyandırmış, bu yüzden yalnız Olympia’da değil, Sicilya’nın en ücra kentlerinde bile yüksek ücretler almıştır. Sofistler arasında Hippias matematik bilimini de öğretim progr***** alan tipik bir ansiklopedicidir. Matematiğin, yeri dokunulmaz pedagojik değerini önceden fark ettiği anlaşılmaktadır. Onun derlemecilere özgü çalışma tarzına fr. 6 karakteristik bir örnek oluşturur. Ayrıca kendisi pratik-teknik anlamda evrensel bir sanatçı olarak göze çarpar; belleğinin güçlü olduğu da söylenir. O “tam anlamıyla bir uomo universale”dir. Kendine özgü düşünceleri olmayan, ama her havadan çalan sıradan sofistlerin tipik bir örneğidir. “Troya Diyaloğu” adlı eseri Prodikos’un meseliyle ahlaksal-pedagojik yönseme bakımından ortak özellikler gösterir. Ancak öte yandan matematikle ilgili sorunlara da ciddi şekilde eğilmiştir.

    Platon’un sofistlerinde (Protagoras diyaloğunda) Hippias zaman zaman küçük bir rol oynamaktadır.

    1 Platon, Protagoras 337 C vd. 79 C 1

    Protagoras’ran sonra bilge Hippias şöyle dedi: “Burada bulunan sizler, sanırım hepimiz —geleneğe göre değil, yaratılıştan-— birbirimizin yakınıyız ve soydaşız, aynı ülkenin yurttaşlarıyız. Zira benzer, yaratılıştan benzerin yakınıdır; ama insanların despotu olan gelenek doğaya aykırı pek çok şeyi zorla yaptırır.’

    Bilgiç ve Evrensel Sanatçı
    2 Platon, Büyük Hıppias 285 B vd, 79 A 11.Sokratesle Hippias arasındaki konuşma>

    Tanrı adına Hippias, Spartalılar seni methediyor ve sözlerini dinlemekten zevk alıyorlar, ama hangi konuda? Görünüşe göre en iyi bildiğin konuda, yoksa yıldızlar ve gökyüzündeki süreçler hakkında mı? —Hippias: Tanrı korusun! Böyle şeyleri hiç dinlemezler! — Sokrates: Ama geon bahsedersen dinliyorlardır seni, değil mi? — Hippias: Hele bu konuyu asld; birçoğu daha sayı saymasını bile bilmez! — Sokrates: O halde senden matematikle ilgili bir konuşma yapmanı istemezler, değil mi? — Hippias: Elbette! — Sokrates: Ama başkalarına göre açıklamasını daha iyi bildiğin şeyleri, örneğin harflerin, hecelerin, ritmin ve uyumun anlamını dinlemek isterler? — Hippias: Azizim, sen hangi ritm ve harften söz ediyorsun? —.

    Sokrates: Peki ama, senden duymak istedikleri ve övdükleri şey nedir? İyisi mi sen söyle, ben tahmin edemiyorum. — Hippias Yarı tanrıların, insanların soyağaçlarını Sokrates, ve yerleşim yerlerini, ilkçağda kentlerin nasıl kurulduğunu, tarih öncesine ait her şeyi, işte bunları dinlemeyi seviyorlar, onların yüzünden bütün bu şeyleri tam olarak araştırıp incele mek zorunda kaldım. — Sokrates: Gerçekten şanslısın Hippias, iyi ki Spartalılar, Solon’dan başlayıp arkhontlarımızı sırayla saymamıza ilgi duymuyorlar! Yoksa hepsini ezberlemek zorunda kalacaktın. — Hippias: Niçin Sokrates? Art arda elli sözcüğü bir defa duyduğum zaman hepsini aklımda tutarım, — Sokrates: Haklısın; senin güçlü bir belleğe sahip olduğunu düşünmemiştim. Spartalıların senden hoşlanmalarının sebebi hikmetini şimdi anlıyorum, çünkü sen çok şey biliyor sun ve yaşlı kadınların çocuklara masal anlatması gibi, sen de onlara çok eski çağlardan sevimli hikayeler anlatmayı seviyorsun.

    3 Platon, Küçük Hippias 3601) vd. = 79 A ı2:

    <Sokrates Hippias’a hitap eder:> Sen sanatların pek çoğunda öteki insanlara göre çok daha maharetlisin, bir defasında, pazar meydanındaki satıcı tezgahlarının önünde gıpta edilesi bilgilerini sayıp dökerken nasıl övündüğünü duymuştum. Günün birinde Olympia’ya geldiğini ve üstünde taşıdığın her şeyin kendi elinden çıktığını söylemiştin: Önce, parmağındaki yüzüğü (sayıp dökmeye bununla başlamıştın) kendin yapmış sın, çünkü kuyumculuktan anlıyormuşsun, sonra damgalamak için bir mühür, ayrıca bir traş bıçağı ve bir yağ kabı da senin elinden çıkmış. Sandallarını kendinin hazırlayıp diktiğini, giy silerini ve iç çamaşırlarını kendi elinle dokuduğunu da söylemiştin. Belindeki kuşak, zengin Perslilerin taktığı kuşağın aynısıymış ve onu kendin örmüşsün; dinleyenleri en çok hayrette bırakan da bu son marifetin olmuştu. Bundan başka beraberinde şiir sanatıyla ilgili kitaplar, destanlar, tragedyalar, dithyramboslar ve değişik konularda birçok düzyazı eser getirmişsin. Yukarıda saydığım sanatlarda herkese taş çıkartırmışsın, ayrıca hatırladığım kadarıyla ritm ve uyum bilgisinde, dilbilgisinde ve daha birçok şeyde senden ustası yokmuş. Ha, az kalsın senin o çok başarılı olduğuna inandığın bellek sanatını (mnemonik) unutuyordum.

    4 fr. 6:

    Buradan belki bir kısmı Orpheus, bir kısmı Musaios tarafından kısaca söylenmiştir, bir kısmından burada, bir kısmından şurada, bazı şeyler Hesiodos, bazı şeyler Homeros ya da başka ozanlar tarafından, bir bölümü düzyazı halinde, kısmen Grekler, kısmen de Barbarlar tarafından. Ama ben bütün bunlardan en önemlilerini <seçtim> ve birbirine ait olanları birleştirdim, şimdi size <buradan> yeni ve tamamen değişik şeyler söyleyen bir konuşma çıkaracağım.

    KAYNAK

    Sokrates'ten Önce Felsefe II; Hazırlayan Wilhelm Capelle; Kabalcı Yayınevi

    Ek Bilgiler
    Hippias ve ya Elisli Hippias, Yunan Sofistlerden biridir. M. Ö. 5. yüzyılda Atina'da doğan Hippias, Protagoras ve Sokrates'in genç akranıdır. Hitabet sanatında etkili olduğu gibi, matematiğe de önem vermiştir. Kendine özgü bir felsefe geliştirmemiş, ancak varolan felsefi düşünceleri etkili bir şekilde değerlendirmiştir. Platon'un diyaloglarında etik konularla ilgili tartışmalarda Hippias yer alır. Kücük Hippias diyalogunda Sokrates ve Hippias arasında yalan üzerine tartışma geçer.

    Bir açıyı üç eşit parçaya bölmek amacıyla icat ettiği quadratriks ile matematiğe katkıda bulunmuştur
  7. ◊ΘGöKKuŞΘ◊

    ◊ΘGöKKuŞΘ◊ Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Aralık 2007
    Mesajlar:
    915
    Beğenileri:
    649
    Ödül Puanları:
    16
    Keoslu Prodikos Kimdir?
    Prodikos, M.Ö. 470’de, Keos Adası'nda doğar. Bu ada Atina'ya yakın olduğu için, sık sık buraya gelir ve kalırdı. Yurttaşları ona birkaç iş sağladıktan sonra; onu büyükelçi olarak, Atina'ya yollarlar. Burada iyi karşılanan Prodikos, şehirde bir retorik okulu açmaya karar verir. Eflatun, onun dilin hoşluklarıyla ilgilenen, bilgiç bir öğretmen olduğunu ve bu okul sayesinde zenginleştiğini söyleyerek eleştirir.

    Prodikos, şehirden şehire dolaşarak, para karşılığı retorik dersleri verirdi. Söylevleriyle, gençleri kendine hayran bırakmıştır. Tüm Yunanistan'da, zengin çocuklarını, kendine getirmekle görevli kuryeleri vardır. Fakir aile çocuklarına nadiren ders verirdi. Fakir gençlerden 1 drahmi; zengin gençlerden ise 50 drahmi ücret alırdı. Derslerin ücretini malvarlığına ve iş düzenine göre ayarlamıştı. Eflatun, bu ücret düzenini: "Sokrates, Prodikos’un, adam başına 50 drahmiye verdiği dersleri almış olsaydı, adların niteliğini söyleyebilirdi. Ama, 1 drahmilik derslerine girdiği için bu konuda bilgisiz kalmıştır." diyerek alaya almıştır. Dersler, özellikle, Thebes ve Lakedaemon’da övgüler almıştır. İnsanlar, akın akın onu dinlemeye geliyordu. Ksenophon, Boeotia'da mahkumken, kendi kefalet parasını ödeyerek, onu dinlemeye gitmiştir.

    Eserleri:
    Prodikos'un önemli eserleri içinde, “Doğa Hakkında” ve “İnsan Doğasına Dair” adlı eserleri vardır. Ancak, bu 2 eser de, günümüze ulaşmamıştır. Onun, diğer önemli bir eseri “Mevsimler”dir. Bu eserde yer alan, “Herakles’in Seçimi” ya da “Rezillikle, Erdem Arasındaki Herakles” adlı öykü, Prodikos’dan sonraki birçok yazara ve hatta, ortaçağ Hıristiyan edebiyatına esin kaynağı olmuştur.

    Bu öykü, Prodikos’un, kendi hayatından bir yansımadır. Prodikos, retorik derslerinden kazandığı parayı, zevk için harcar. Ancak, diğer yandan da, erdem üzerine söylevler verirdi. Öyküye konu olan Herakles de erdem ve kösnü (şehvet) Tanrısı tarafından kışkırtılmaktadır. Herakles, erdemin baskıcı ve zor yolu ile tutku ve ahlaksızlıkların kolay yolu arasında, bir seçim yapmak durumundadır. Herakles, zor olan erdemi seçer. Erdemi öven bu yazı, tüm antikite tarafından beğenilmiş ve Prodikos da, adını ölümsüzleştirmiştir.

    Sanatı:

    Pythagoras’ın öğrencisi olan Prodikos, Protagoras’ın başlattığı,Yunan sofistliği (bilgiciliği)nde, en önemli kişilerden biridir. Ayrıca, Demokritos’un ekolündedir. Cicero, onun bazı öğretilerinin, tüm dinleri yıkıcı nitelikte olduklarını; Sextus Empiricus ise, onun ateist olduğunu söylemiştir.

    Prodikos’a göre; Tanrılar, düşünceden yoksundur. O halde, zaten var olmadıkları açıktır. İnsanlar, yararlı gördükleri her şeyi, Tanrı zannetmiştir. Daha doğrusu, kendilerine yararlı bir etki yapmış olan doğa nesneleri, Tanrı düşüncesinin doğmasına ve onların yaptıkları iyiliklere karşılık olarak, onlara tapınmalarına neden olmuştur. Böylelikle; ekmek Demeter, şarap Dionysos, su da Poseidon gibi adlar almıştır.

    Prodikos, Epikür’den çok daha önce, ölümün korkunç bir şey olmadığını; onun, biz yaşarken ya da biz varolmadığımız zaman, bizi ilgilendirmeyeceğini söyler. Çünkü, yaşadığımız sürece, bize ölüm yoktur; ölümün geldiği andan itibaren de, ölüm için, biz yokuz demektir.

    Prodikos’un dünya görüşü, onun ilk pesimistlerden olduğunu gösterir. Ona göre; varlığın kötülükleri, iyiliklerini aşar. Ancak, onun hayata bakışındaki kötümserlik, insan iradesini ve enerjisini yıkma amacı taşımaz. Prodikos, kiniklerin ve stoacıların ahlak doktrinleri üzerinde etki yapmış olan, “kendinden ilgisiz şeyler” kavramını ortaya atmıştır. Ona göre, bu kavram; aklın gösterdiği yolda ve aşırıya kaçmadan kullanıldığı zaman, bir anlam taşıyabilir.

    Prodikos, erdemin öğretilebileceğine inanır. Ona göre; malvarlığını ne yapmak gerektiğini bilen erdemli insanlar için, zenginlik, bir iyiliktir.Bunu bilmeyen insanlar için ise, kötülüktür.Her şey, kullanmak isteyenin, kullanış tarzına göre değerlenir.

    Prodikos, eşanlamlı (synonyme) sözcükleri toplayarak; bunlar arasındaki, ince anlam farklılıklarını, belirgin bir şekilde ayırmıştır. Synonyme (eşanlamlı olup farklı yazılan) sözcüklerin yanı sıra, homonyme (aynı yazılıp farklı anlamları olan) sözcükleri de incelemiştir. Onun amacı; dili, düşünce aracılığıyla, yetkin bir duruma getirmektir.

    Ek Bilgiler
    Prodikos (ya da Prodicus), (d. M.Ö.465; ö. M.Ö.399), Yunanlı hümanist filozof ve Sofistlerin öncülerinden olan Sokrates öncesi düşünürlerden biridir. Prodikos Atina'ya temsilci göreviyle Keos adasından geldi ve orada öğretmen ve hatip olarak görevler yaptı. Protagoras'ın eğitimde retoriğe önem vermesinin yanında Prodicus etiğe önem verdi. Düşünüşünün pesimist bir boyutu vardı ve genel olarak yaşamın acılarını vurguluyordu. Öğrencileri arasında Theramenes, Euripides ve Isokrates yer almıştır. Platon'un diyaloglarında Prodikos alaysı bir şekilde gösterilir ve Aristophanes oyunlarında onunla dalga geçer.

    KAYNAKLAR

    - The Internet Encyclopedia of Philosophy

    - Philosophenlexikon

    - Filozoflar Ansiklopedisi Cemil Sena; Remzi Kitabevi/1974

    - Felsefe Ansiklopedisi Orhan Hançerlioğlu; Remzi Kitabevi/1985

    - Eski Yunan Edebiyatı Güler Çelgin; Remzi Kitabevi/1990

    - Grek Edebiyatı Tarihi Y. Kenan Yonarsoy; İstanbul Ü. Edebiyat Fakültesi Yayınları/1991

    - Helen-Latin Eski Çağ Bilgisi Hense Leonard/1948

    - Büyük Larousse; Gelişim Yayınları/1986
    Son düzenleyen: Moderatör: 29 Kasım 2008
  8. ◊ΘGöKKuŞΘ◊

    ◊ΘGöKKuŞΘ◊ Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Aralık 2007
    Mesajlar:
    915
    Beğenileri:
    649
    Ödül Puanları:
    16
    SOFİSTLER (Genel Bilgi)

    Yunanca sophîstes kelimesinden gelen "sofist" terimi sonraki yüzyıllarda asıl anla*mından uzaklaşmış olmasına rağmen, fel*sefe tarihi bakımından önemli bir değişim dönemini anlatır. Kelime anlamıyla "sop-histes", "bilen, bilgili kimse" demekse de buradaki gerçek anlamı belli bir alanda te*mayüz etmiş, belli bir konunun uzmanı, ya*ni "üstadı" olmuş kimsenin konumunu an*latır. Bu bakımdan "bilim"de uzmanlaşmış, "üsiad" olmuş kimse seklinde düşünülebi*lir. Nitekim Herodot, sofistleri şair ve bilge kişiler olarak tanıtır. Gerçekte Solon ve Pythagoras'ın bu şekilde anıldığı, ayrıca Ksenofon (Sokrates'in öğrencisi)un eserin*de Sokrates ve Antisthenes'e, hatta Sokra*tes'in eserinde Platona bu unvanın verildiği bildirilmektedir. Ancak bu Sofist teriminin geniş anlamda kullanılmasıdır.

    Dar anlamda Sofist, Atina'da kent kent dolaşarak sadece seçkin kişi veya zümrelere değil herkese yönelen ve hitabet, pratik bilgi, yapma hüneri öğreten öğretmenler olarak hareket eden kimselere verilen isim*dir.

    Öte yandan sofist teriminin mecazi ola*rak günümüze kadar gelen bir anlamı daha vardır ki, o da Türkçe'deki "safsata" keli*mesiyle ifade edilir. Sofist teriminin bu an*lama çekilmesinde, karşıtları olanların, özellikle Sokrates, Platon, Aristoteles ve komedya yazan Aristophanes'in etkileri sözkonusudur.

    M.ö. V. yüzyıla kadar geçen dönemde felsefe ve bilim, dar, kapalı zümrelerin uğ*raş alanı iken, bu yüzyılda bu niteliğinden sıyrılarak günlük hayatın içine girecektir. Gerçekte bu dönemde Yunanistan'da, özel*likle Atina Site-devletinde siyasî hayat gö*rülmemiş bir şekilde gelişme kaydetmiştir. Persler'in durdurulmaları ve kovulmalarry-la da ilgili olarak ulusal kültür hayatının ge-lişmesi her alanda etkisini duyurmuştur. Atina, siyasi alanda olduğu kadar ekono*mik, bilimsel ve sanat alanında da merkez durumuna girmiştir. Atina site-devleti siya*si rejim olarak demokratı, dolayısıyla hal*kın siyasi iktidar üzerinde ilgi ve etkisi gi*derek yoğunlaşacak ve güçlenmiş, buna bağlı olarak da halkın eğitim, öğretim, sanat konularında düşünce ve isteği artmıştır. Toplumsal ve siyasal alanda yükselmek is*teyen kimse, belli soylu bir aileden gelmiş olmaya, kişisel kahramanlık göstermeğe ih*tiyaç duymuyordu. Buna karşılık teorik bil*gi ve söz söylemek sanatına ihtiyacı vardı. Senatoda, halk meclislerinde, mahkeme*lerde basan elde etmek için "söz" birinci derecede önem kazanmıştı. İşte sofistler bu isteğe cevap vermeğe, bu alanda istekli olanları tatmin etmeğe çalışmışlar ve bundada belli bir noktaya kadar başanlı olmuşlar*dır.

    Sofistlerden Önceki doğa filozoflannın temel konusu ve sorunu evren ve onun ilk maddesi olmuştur. Felsefenin inceleme alanlanndan olan bilgi teorisi, etik, ruhiyat vb. başlangıçlannı görüyoruz. Oysa sofist*ler bu durumu bütünüyle değiştirdiler. Bun*lar için artık varlığın ve oluşun, evrenin oluş ve yokoluşunun değişmez ilkesini araştır*mak gerekmemekledir. Hele evreni küllî-felsefî açıdan veya matematik ya da doğa bilimleri bakımından incelemek olumlu bir sonuca da götürmez. Nitekim doğa filozof*ları bu konuda ortak bir bilgiye ulaşama*mışlardır. Öyleyse, yapılması gereken insa*nı, algı ve düşüncesiyle irade ve eğilimle*riyle, davranışları ve pratik yaşayışıyla in*celemektir. Böylece dil, mantık, bilgi teori*si, ahlâk alanında ileri sürülen görüşler ile uğraşmak daha yararlı olmalıdır. Üstelik sofistler ilk olarak küllî hakikat var oyup ol*madığı sorusunu ortaya atarak bunu kuram*sal alandan pratik ahlâk alanına kadar ge*nişleteceklerdir. Bu nedenle onlar Atina si-te-devletinin siyasi ve toplumsal, maddî ve manevi hayatının, Özetle toplumun kurum*ları, ahlâk, din, gelenek, yasa konulanndaki düşünüş ve uygulanış tarzlan üzerinde şüp*he uyandıracaklardır. Çünkü sofistler gerek bilim, gerek irade konulan dolayısıyla fel*sefeye sübjektiviteyi getiriyorlardı. Bunun asıl kaynağı, çıkış noktası ise, ferdi olanın tanınmasında ortaya çıkıyordu.

    Sofistlerin ilki olan Protagoras bu görüşü ünlü yargısıyla şöyle ifade ediyor: "İnsan bütün eşyanın ölçüsüdür, varolanların var*lığının, yokolanlann yokluğunun." Burada sözkonusu edilen "insan"ın genel olarak in*san değil, değişken algıları ve izlenimleriyle ferdi insan, kısacası birey olduğu, bugün için açık olarak anlaşılmıştır. Protagoras'a göre, her eşyanın, algılayan insan için, algı*nın bağlı olduğu şartlara bağlı bir hakikati vardır ve genel olarak geçerli bir hakikat yoktur. Sözgelimi belli sıcaklıktaki su hasta olan kimseye farklı, sağlıklı olana farklı ge*lir. Herakleitos gibi Protagoras da sürekli değişimi, oluşu kabul ediyorsa da ulaştıkla*rı sonuç aynı değildir. Böylece relativizme ulaşan Protagoras duyumlardan gelen algı*yı tek bilgi kaynağı olarak kabul eder, dola*yısıyla duyumcu (sensualist)dur. Buna bağ-b olarak da Protagoras olsun, Öteki sofistler olsun, insanların teorik alanda düşünmele*rini yararsız görürler ve hayatın pratik yö*nüne ağırlık verirler. Dolayısıyla doğal, toplumsal, özellikle siyasî durum ve şartla*rın öğrenilmesi, bunlara egemen olunması önemlidir. Bu anlayış bakımından Protago*ras insanların ve toplumun inandığı tanrıla*rın var olup olmadıklarının bilinemiyeceği-ni de ileri sürer. Çünkü bu konuda kesin bîr bilgiye ulaşmada insan hayatının kısalığı, bizzat konunun kapalılığı birer engeldir. Nitekim tanrıları inkâr ettiği gerekçesiyle yargılanacaktır. Kısacası o relativizmi ve duyumculuğuyla bütün bilimlere karşı bir şüphe içinde oldu.

    Gorgias ise bu anlayışı daha ileri götüre*rek görüşlerini üç noktada yoğunlaştırdı

    : 1) Hiçbir şey mevcut değildir.

    2) Eğer mevcut olsaydı, biz onu bilemezdik.

    3) Bilseydik bile, başkalarına bildiremezdik. Böylece şüpheciliğe (sceptisisme) ulaşır. Yani Pro-tagoras'ın her görüşün doğruluğunu Öne sürmesine karşılık Gorgias her görüşün yanlış olduğu sonucuna ulaşarak felsefe ta*rihinde "bilimsel nihilist" nitelemesine hak kazanacaktır.

    Sokrates'in habercisi olarak da anılan bir başka sofist Prodikos (Perudikus), Protago*ras ve Gorgias'in dil, gramer ve kelimelerin düzenlenmesi çalışmaları paralelinde, eşanlamlı kelimeler ve gramer üzerinde in*celemeler yapü. Fakat asıl görüşü dinin olu*şumunu akli ve aynca çıkar esasıyla açıkla*maktır. Ona göre eski insanlar yararlı bul*dukları her şeyi tann sembolleriyle anlat*mışlardır. Meselâ ekmek Demeler, şarab Dionysos, su Poseidon, ateş Hephaistos gi*bi. Ahlâk alanındaki düşünüşü Antikçağ ve ilk hıristiyan edebiyatı üzerinde etkili ol*muştur.

    Hippias ise, yasanın insana musallat bir zorba olduğunu, zecir ile insana doğaya ay*kırı birçok şeyleri yerleştirmeye yönelttiği*ni ileri sürer. Toplumsal düzeni oluşturan değer normları, meselâ ahlâk, hukuk, ve örf böyledir. Platon bunun için Hippias'ı anar*şizmin öncülerinden sayar. Ne var ki, başka sofistlere bakıldığında Hippias ılımlı kalır. Sofistler'in "doğa hakkı" şeklinde ifade edi*len teorilerine göre, "doğa" neyi belirlemiş ve gerekli kılmışsa o "hak"tır. Bu nedenle insanlık tarihinin başlangıcından beri in*sanların koyduğu hukuk ve kanunlar sınırlı bir değere sahiptirler. Çünkü konulan bu kanunlar, kanun koyucunun çıkarını koru*mak için düzenlenmişler, ortaya konulmuş*lardır.

    Bu kanunlara boyun eğmek ****liktir, hatta *****lıktır. Çünkü her şahıs kendi eği*limlerine göre davranır. Başka bir söyleyiş-le sofistler "doğada olan" (physei) ile "insa*nın koyduğu" (ıhese) arasındaki karşıtlığı savunurlar. Bu nedenle insanların koyduk*larına değil, doğada olana uygun davran*mak gerekir. Nitekim sofist Antiphon doğal hukuk ile pozitif hukuk, yani insanın koyduğu hukuk ayrımını yapar. Pozitif hukuk insanların eğilimlerine, kanaatlerine (doxa) dayandığından güçsüzdür. Ayrıca insanla*rın doğada eşit olduklarını da savunur. Top*lumdaki ayrıcalıklar, soyluluk unvanları, sınıf ayrılıkları, doğadan değil, insanın koymalarından dolayıdır. Thrasymakhos ise adaletin, güçlü olanın arzusu ve irade*sinden başka bir şey olmadığını söyler. Onun için "adalet güçlüye yarayan, güçsüze zararlı olan şeydir". Kallikles bunun tam tersini savunarak, adalet, güçsüzlerin, za*yıfların kendilerini korumak için güçlülere karşı kurdukları bir tuzaktır der. Çünkü do*ğa güçlüye hakim olma hakkını vermiştir, güçlü olan da bu hakkını dilediğince kullan*dığında mutlu olabilir, dolayısıyla adaleti sağlar. Böylece sofistler, "doğal olan" in (physei) "toplumsal olan"dan (thesei) yani doğal hukukun pozitif hukuktan üstün ol*duğunu savunmuşlardır.

    Doğal olan ile konulmuş olan karşıtlığını Kritias, din alanında da düşünür. Kritias tanrıların, zeki devlet adamlarının insan ve toplumun itaati altına alma için, tanrıları koyduklarını ve bunun da gerçekte bir ku*runtu olduğunu söyler.

    Kısacası sofistlerin İnsan, toplum, dev*let, doğru ve küllî düşünce ve bilgi, ahlâk, hukuk, dîn, lanrı vb. konularında İleri süre*rek geliştirdikleri relativizm, sübjektivizm ve şüpheciliklerle yıkıcı bir rol oynamışlar*dır. Ancak öte taraftan bu konular üzerinde geniş bir tartışma açarak değişik görüşlerin ortaya çıkmalarını da hazırlamışlar ve ayrı*ca bilginin pratik hayatta kullanılır seviye*de ele alınmasını sağlamakla topluma ya*rarlı olmuşlardır. Yine Grek dilinin, keli*melerin ve dilbilgisinin düzene kavuşturul*masını, hitabet sanatının gelişmesini hazırlamışlardır. Yeni çağda, Özellikle Aydın*lanma felsefesinde sofistlerin görüşlerinin ele alınmasıyla, doğal hukuk, devlet, ahlâk alanlarında önemli gelişmeler sağlanmış*tır.
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.

Sayfayı Paylaş