SOĞUK SAVAŞ

Konu 'Tarih - İnkılap Tarihi (Soru-Cevap-Konu Anlatım)' bölümünde karamelek tarafından paylaşıldı.

  1. karamelek

    karamelek Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    26 Ekim 2007
    Mesajlar:
    2.692
    Beğenileri:
    458
    Ödül Puanları:
    36

    Soğuk savaş;’’ikinci dünya savaşından sonra savaştan galip çıkmış iki büyük devlet ve bu devletlerin çevresinde kümelenmiş küçük devletler arasında anlaşmazlık, ve çatışmaların doğrudan birbirlerine karşı silah kullanılmadan sürdürüldüğü belli bir tarihsel döneme verilen addır’’.1
    Soğuk savaş, aynı zaman da ülkeler arasında anlaşma kuralları yaratılmasına ve ilişkilerin bir düzen içinde gücün sınırlanılarak yürütülmesine olanak sağlayacak temel yöntem olan diplomasinin, iki blok arasında hemen ortadan kaçtığı bir dönemdi. Kuralları oluşturacak , ve işletecek diplomasi, yerini güç ilişkilerine bırakmıştı. Gerçi karşıt blok ülkeleri arasında diplomatik ilişkiler vardı ve her iki blok üyelerinin karşı tarafta diplomatları bulunuyordu, ama diplomasi bir yöntem olarak gerçek işlevini yitirmişti. Soğuk savaş henüz düzeni kurulamamış savaş sonrası Avrupa’sının karışıklık ortamının bir ürünü durumundaydı. İşte bloklar arasında ki bu güç ilişkisi ve karışıklı ortamı, ikinci dünya savası sonrası döneminin ilk yirmi yılının temel özelliği dır. 2
    İkinci dünya savası tarihin gördüğü en kötü savaşlardan biri olmuştur ülkeler yanmış, yıkılmış. Ve milyonlarca insan ölmüştür. Savaşın etkilerini hissetmeyen hiçbir ülke ve toplum kalmamıştır . fakat nevam ki altı yıllık bu dönemden sonra dünyanın ve insanlığın barışa hemen kavuşması mümkün olmamıştır. Milletler arası mücadeleler, büyük devletlerin çatışması ve yerel savaşlar insanlığı zaman zaman üçüncü bir dünya savaşının eşiğine getirmiştir. böyle bir sıcak savaş patlak vermemiştir, ama barış ta olmamıştır. Dünya bir soğuk savaş atmosferi içinde heyecanlı bir on beş yıl geçirmek zorunda kalmıştır.
    Soğuk savaşın ayrıntılarına girmeden önce,bir başka önemli noktaya değinmek gerekiyor.Bu da II.Dünya savaşından sonraki dünyanın aldığı yeni şekil ve dünyayı şekillendiren yeni faktörlerdir.
    Nasıl ki I.dünya savaşından sonraki dünya,19yy’ın dünyasından farklı olmuş ise 1945’ten sonraki dünyada 1918’in dünyasında çok farklı bir yapıda olmuştur.bu faktörler,bundan sonraki uluslar arası ilişkilerin zeminini oluşturacaktır.3
    1-savaştan sonra dünya politikasına iki yeni kuvvet’’süper devlet(super power)’’denen ABD ile SSCB hakim olmuştur.savaştan sonra ABD 1823 yılında Monroe Doktrini* ile gizlendiği yalnızcılık politikasını terk ederek bir dünya devleti olmuş ve milletler arası politika da birinci plana geçmiştir.
    1917 İhtilalinden sonra II.Dünya savaşına kadar çekingen bir politika takip eden Rusya da bu tarihten sonra takip ettiği aktif,yayılmacı ve emperyalist politikanın dışında gerçekleştirdiği teknolojik gelişme ile de o da birinci plana geçmiştir.Daha önce uluslararası ilişkilerin başlıca ağırlık noktaları olan galip devletler İngiltere ve Fransa ile yenik devletler İtalya,Almanya ve Japonya’nın kendilerini toparlamaları uzun zaman alacaktır.Toparlandıkları zamanda ikinci planda kalacaklardır.
    Kısacası,savaştan sonra uluslar arası politikanın yapısı değişmiş ve ikili bir yapı ortaya çıkmıştır.
    2-Sovyetlerin sivrilmesinin bir önemli sonucu da ilk olarak uluslar arası ilişkilere doktrin ve ideoloji unsurlarının girmesidir.Sovyet sistemi Dünya Proleter İktidarı gibi Komünizmin bütün dünya da hakim kılmak isteyen bir doktrine dayandığından savaştan sonra Sovyet dış politikası tamamen bu hedefe yönelmiş ve bu da uluslar arası politikaya doktrin ve ideoloji unsurlarının girmesine sebep olmuştur.Bu düzenin karşısında olan ülkeler Rusya’nın Komünizmi tüm dünyaya yayma çabalarına karşı koyunca uluslar arası ilişkilerin konusu,farklı dünya görüşlerinin çatışması ve hürriyet düzeni ile otoriter Komünist düzenin mücadelesi haline gelmiştir.Böyle bir durum ilk defa ortaya çıkmaktaydı.
    3-Günümüz Dünyasının en önemli gelişmelerinden biriside Sömürgeciliğin tasfiyesidir.1956 da Afrika da bağımsız devlet sayısı 6 iken günümüzde 50’yi aşmaktadır.Sömürgelerin bağımsızlıklarını kazanmaları ise Milletlerarası politikaya üçüncü blok,üçüncü dünya ülkeleri veya bağlantısızlar bloku denen yeni bir kuvvetin girmesi sonucunu vermiştir.
    1-ORAL SANDER “Siyasi Tarih 1918-1994’’sayfa (202) 7.baskı.İmge kitapevi.1998 Ankara
    2-FAHİR ARMAOĞLU’’20.Yüzyıl Siyasi Tarihi’’ (1914-1980) Cilt I sayfa (419) 8.baskı.İş Banksı Kültür Yayınları 1992 Ankara
    3-FAHİR ARMAOĞLU a.g.e. sayfa(419)
    *MONROE DOKTRİNİ:Başkan Monroe ye göre ABD Avrupa’nın işlerine karışmamaktadır ve Avrupa ile hiçbir politik ilgisi yoktur.buna karşılık Avrupa da Amerika kıtasının iç işlerine karışmamalıdırlar ve bu kıtadan uzak durmalıdırlar.Eğer Avrupa buna uymazsa bu düşmanca bir hareket sayılacak ve karşılarında ABD’yi bulacaklardır(1823)

    4-II.Dünya Savaşının en önemli sonuçlarından biride Uluslararası Politikanın alanının genişlemesidir.1945’e kadar bu alanın ağırlık noktası Avrupa idi.Avrupa politikası demek Dünya Politikası demekti Asya ,Afrika ve Latin Amerika 20.yy’ın ortalarına kadar Uluslar arası Politikanın bağımsız alanları değildi.Bu kıtalar ancak Avrupa çerçevesi içinde yer alıyorlardı.
    Halbuki bu gün artık böyle değildir.Çin Halk Cumhuriyeti ve Hindistan gibi geniş ülkeli ve büyük nufüslu iki ülkenin ortaya çıkışı ve Japonya’nın Asya da tekrar sivrilmesi ile bu kıta son derece önemli bir Uluslar arası Politika alanı haline gelmiştir.
    Afrika ise artık sömürgeciliğin kara Afrikası olmayıp Uluslararası İlişkilerin yeni bir ağırlık noktasıdır.
    Latin Amerika 19.yy daki durumundan kurtulmaya başlamıştır.1982 de Arjantin’nin Falkland Savaşı ile İngiltere’ye kafa tutabilme cesaretini kendinde görebilmesi ve diğer Latin ülkelerinin tepkileri küçümsenemez.
    5-II.Dünya Savaşı uluslar arası mücadeleyi yeryüzünden atmosfere çıkardı.Nihayet füze teknolojisi büyük bir gelişme gösterince büyük devletler atmosferi de aşarak uzaya intikal etmişlerdir.
    6-Savaşın ortaya çıkardığı en önemli sorunlardan biride ekonomik problemlerdir.Tarihin hiçbir döneminde ekonomik olaylar bu kadar ağırlık kazanmamıştır.

    İKİ KUTUPLU SİSTEM
    Avrupa’nın bir güç merkezi olarak dünya politika sahnesinden .ekilmesinden sonra,dünya en az 20 yıl kesin çizgileriyle ABD ve Sovyetler Birliğinin çevresinde’’iki kutuplu’’bir nitelik kazandı.Savaştan her bakımdan yenik çıkan Avrupa devletleri bu iki süper devletin çevresinde kümelenmiştir.Bu iki kutuplu denge yeni karşılaşılan bir olgu değildir 18.yy da İngiltere ve Fransa,1890 ile 1914 yılları arasında üçlü ittifak ve üçlü itilaf ve 1945 ile 1990 arasında ABD ve Sovyetler Birliği arasında olagelmiştir.Tarih boyunca iki kutuplu denge iki büyük devlet ve bunları çevresinde kümelenen küçük devletleri gerektirmiştir.Bu zamanla yerini çok kutuplu dengeye bırakabilir ve bırakmıştır da.Bu olgu,küçük devletlerin,başat devletler arasındaki çekişmeden kurtulmak istemeleri,böylece iki karşıt blokun,çok kutupluk içinde çözülmesi ile ortaya çıkar.Çok kutupluluğun tarihteki örnekleri arasında en belirgin olanları 1648 West Phalia Antlaşması sonrası dönem ile I.Dünya Savaşının 1914’te başlamasına kadar olan dönemde İngiltere,Rusya,Fransa,Almanya ve Avusturya arasındakidir.iki kutuplu denge çok kutuplu dengeye dönüştüğü kadar çok kutuplulukta iki kutupluluğa dönüşebilmektedir.19.yy’ın çok kutuplu olan ve ‘’Avrupa Uyumu’’ adı verilen dengesi 1890 dan sonra üçlü ittifak ve üçlü itilaf arasındaki iki kutupluluğa dönüşmüştür.Aynı biçimde iki savaş arası dönemde batı demokrasileri,Faşist ve Komünist devletler arasındaki üç kutupluluk ikinci dünya savaşı sonrası iki kutupluluğa dönüşmüştür Kutupluluk,uluslararası sisteme kaç blok ya da devlet kümesinin etki yaptığıdır.Burada büyük ve orta büyüklükteki devletlerin hemen hepsi iki blok içinde toplanmış durumdadır.
    İki kutuplu sistemin uluslar arası hukuk ve kurallara tam uyularak yönetimi ve düzenlenmesi çok zordur.Bütün Bağlantısız devletler bir araya gelseler bile her iki kampa etkide bulunamaz çözümler kabul ettiremezler.Resmi olmayan düzenleyiciler olarak iki blok bir birini denetler,karşı tarafın gücünü güçle dengelemeye çalışır.Bu sistemin avantajı bozucu davranış ve bu davranışın yol açtığı sonuçların kolaylıkla görünüp tedbir alınabilmesidir.Bloklardan biri güçlenir ya da etki alanını genişletirse bunun kime karşı olduğu konusunda bir duraksama yoktur.Dolayısıyla tehdidin yöneldiği blok derhal durumu dengeleyici tedbir almaya başlar ve böylece sistemde ortaya çıkan bozukluk düzeltilmiş olur.

    SOĞUK SAVAŞIN GELİŞİMİ
    RUS YAYILMACIĞININ CANLANMASI:
    ‘’Sovyet Rusya’nın elindeki bütün araçlarla nüfuzunu yayma niyetinde olmasına rağmen dünya devrimi artık bu ülkenin programının bir parçası değildir ve birliğin içsel koşullarında eski devrimci geleneğe dönüşü teşvik edecek hiçbir şey yoktur.Savaştan önceki Alman tehdidi ile bu günkü Sovyet tehdidi arasında yapılacak her kıyaslamanın...temel farklılıkları hesaba katması gerekir...bu nedenle Ruslarla ani bir çatışma tehlikesi Almanlarla olandan sonsuz bir biçimde daha azdır.’’ *
    4-Eric Hobsbawm ‘’Kısa 20. yüzyıl 1914-1991 Aşırılıklar Çağı’’sayfa(273) I.baskı Sarmal Yayınevi 1996 İstanbul

    *Frank Roberts.Britanya’nın Moskova Büyük Elçisi,Londra 1946

    Komünizmin evrensel tatbikçisi olarak ortaya çıkmış bulunan Sovyet Rusya için Avrupa’nın II.Dünya savaşı sonrası içinde bulunduğu kaos ortamı bulunmaz bir fırsattı.Bu nedenle savaşın hemen sonrasında üç istikamette faaliyete geçti.Bunlar Avrupa,Orta Doğu ve Uzak Doğudur.
    Sovyetler savaşın son yılları olan 1944-45’te Alman işgalinden kurtulmak bahanesi ile askerlerini soktukları Polonya,Çekoslovakya,Romanya,Macaristan ve Bulgaristan da Komünist rejimlerin kurulması için faaliyetlerine hız verirken uzak doğuda da milliyetçilere karşı Mao’nun komünistlerine yardımlarını arttırmak Çin’i komünizmin kontrolü altına almak için harekete geçmişlerdir.
    Tüm bunların yanında Türkiye,İran ve Yunanistan üzerinde de çeşitli baskılara ve oyunlara girişerek ,Basra Körfezi ve Hint Okyanusunu ve öte yandan Doğu Akdeniz’e inmek için çaba harcamışlardır.
    Bu istikametlerden sonuncusu,uluslar arası politikayı en fazla hareketlendirip ABD ve SSCB ilişkilerinde krize sebep olmuştur.5
    Almanya’nın 22 haziran 1941 de Rusya ya savaş açması üzerine İngiltere ve Amerika Rusya ya askeri yardım yapmaya karar verdiler,fakat bu yardımın İran dışında her hangi bir yolla yapılması imkansızdı.Çünkü kuzey denizi,Baltık Denizi,balkanlar ve ege denizi de Almanların denetimi altındaydı.Bu yüzden Türk Boğazlarından da Rusya ya yardım gönderilemezdi.Geriye bir tek Basra Körfezi ve İran kalıyordu.İran’ın Almanya yanlısı bir politika izlemesi işleri zorlaştırsa da bu durum Rusya,İngiltere ve İran arasında yapılan ittifakla aşılmıştı.Bu anlaşmaya göre savaşın sona erdiği tarihten itibaren 6 ay içinde bu ülkeler İran dan askerlerini çekeceklerdi.Savaş sona erdiğinde İngiltere ve Amerika askerlerini İran dan çektikleri halde Rusya bunu yapmadı.Bunun üzerine İran sorunu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine götürdü.ABD ve İngiltere BM’nin prestijini korumak için İran’ı desteklemediler.Ancak ABD Rusya’nın savaş sonrası niyetini anlamıştı ve SSCB’nin karşısına dikilmeye karar verdi.ABD İran’ın toprak bütünlüğünü koruma teminatı verdi.Bunun üzerine bir çatışmadan korkan Rusya Geri çekilmek zorunda kaldı.
    Rusya’nın Türkiye Politikası:
    19 Mart 1945’te Sovyet Dışişleri Bakanı Molotov Sovyet Hükümetinin Türkiye ile Sovyetler Birliği arasında 17 Aralık 1925’te imzalanan ve süresi 7 Kasım 1945’te bitecek olan dostluk ve saldırmazlık anlaşmasının II.Dünya savaşı sırasında ortaya çıkan derin değişikliklerden dolayı yenilenmemesi konusundaki isteğini Türkiye’nin Moskova Büyük Elçiliğine bildirdi.
    Türkiye,20 yıldır dış politikasının temeli olan ve iki devlet arasındaki dostluğun simgesi haline gelmiş olan bu pakta çok önem vermekteydi.Bu yüzden Türk Hükümeti 7 Nisanda verdiği cevapta,Sovyet Hükümetinin ne gibi önerileri olduğunu sordu ve iki tarafında çıkarlarına uygun yeni bir pakt yapılabileceğini bildirdi.Türk Hükümetinin bu girişimine haziran ayına kadar bir cevap gelmedi.Haziran da Türkiye’nin Moskova Büyük Elçisi ile Molotov arasındaki bir görüşmede,Molotov yeni bir paktın imzalanmasından önce iki ülke arasındaki bazı sorunların çözülmesi gerektiğini söyledi.Bunlar şöyle sıralanmıştı:
    -Türk Sovyet doğu sınırının değişmesi
    -Herhangi bir saldırı karşısında ortak savunmayı sağlamak üzere Boğazlarda Sovyetlere üs verilmesi ve
    -Montrö Sözleşmesinin yeniden gözden geçirilmesi ilkesi üzerine iki ülke arasında bir anlaşma yapılması.
    Türk hükümeti bu istekleri reddetmiştir.6
    Sovyetlerin bu isteklerinden sonra TBMM’de de bu isteklere karşı tepki büyüyordu.TBMM’de Dışişleri Bakanlığının Bütçesi görüşülürken İstanbul Milletvekili Kazım Karabekir yaptığı konuşmada ‘’Boğazlar,milletimizin hakikaten boğazıdır.Oraya el saldırtmayız.Fakat şu da bilinmelidir ki,Kars yaylası da milletimizin bel kemiğidir.Kırdırırsak yine mahvoluruz.*’’Demiş ve Meclis ve Kamuoyu tarafından heyecanla alkışlanmıştır.
    5-Eric HOBSBAWM.A.g.e sayfa(269)

    6-Oral SANDER.A.g.e sayfa(227)

    *Kamuran GÜRÜN.’’Dış İlişkiler ve Türk Politikası’’sayfa(139)Ankara Üniversitesi SBF Yayınları.1983 Ankara



    Türk Sovyet ilişkilerinin bu gereğin durumu 1946 yazına kadar devam etti..Fakat bu tarihte yeniden şiddetini arttırarak bir buhrana girdi.Potsdam Kararlarına* uygun olarak Sovyetler Boğazlar hakkındaki görüşlerini Türk Hükümetine 7 Ağustos 1946’da verdikleri bir nota ile açıkladılar.
    Notada Türkiye’nin II.Dünya Savaşı sırasında Boğazlarda ki yetkilerini kötüye kullandığını ve Mihverin savaş gemilerine geçiş verdiği belirtildikten sonra yani Boğazlar rejiminin olması gereken şeklin esasları olarak şunlar belirtiliyordu:
    1-Ticaret gemilerinin barışta ve savaşta tam geçiş serbestisine sahip olması.
    2-Karadeniz’e kıyısı olan devletlerin savaş gemilerine her zaman geçiş serbestisi tanınması,
    3-Karadeniz’e kıyısı olmayan devletlerin savaş gemileri için-istisnai bazı haller dışında-barışta ve savaşta geçiş yasağı konulması.
    4-Yeni Boğazlar rejiminin yalnız Karadeniz’e kıyısı olan devletler tarafından düzenlenmesi.
    5-ticaret ve geliş-geçiş serbestliği ile Boğazların güvenliğinin bu işe en liyakatlı devletler olan Türkiye ve Rusya ile ortak vasıtaları ile sağlanması.
    Sovyetlerin bu notasına karşılık Amerika ve İngiltere 4 ve 5. maddelerin kabul edilemez olduğunu belirtip Boğazların bölgedeki tek kara kuvvetine sahip Türkiye’nin hakimiyeti altında kalması gerektiğini bildirdiler.Türk Hükümeti de Sovyet Rusya ya 22 Ağustosta bir nota ile cevap verdi.
    Bu nota da;II.Dünya Savaşında Boğazlar statüsünün Türkiye tarafından iyi korunmadığına dair ithamlar çürütüldükten sonra 4. ve 5. maddeler reddedilerek 5.madde hakkında bu Sovyet teklifinin Türkiye’nin hiçbir bakımdan feragat edemeyeceği ve bunun kabul edilemeyeceği bunun egemenlik haklarına ve güvenliğine aykırı olduğunu bildiriyor ve bunun ülkenin güvenliğinin imhası olacağını belirttikten sonra şöyle deniliyordu.’’Tarih Türkiye’nin dahil olup Türk Milletinin memlekete karşı vazifesini yapmadığı hiçbir savaş konusu yazmamıştır7.’’ Bu Türkiye’nin Sovyet tehdidine karşı açıkça bir meydan okumasıydı.Bununla denilmek istenen eğer Rusya Boğazlar üzerindeki ihtiraslarını gerçekleştirmek için kuvvete başvuracak olursa Türkiye’nin buna aynı şekilde karşı vereceğidir.Sovyetler 24 Eylül 1946 da verdikleri ikinci bir nota da ilk notadaki isteklerini tekrarlamaktaydılar.Bunun üzerine Amerika ve İngiltere’nin Rusya ya sert çıkması ile Boğazlar konusundaki tartışma sona erdi.
    AVRUPA’NIN DURUMU:
    I.Dünya Savaşı bittiğinde Avrupa’nın yeryüzü sorunlarındaki etkinliği son derece zayıflamış bulunuyordu.Bu süreç 1914-1918 Savaşında başlamış ve iki savaş arası dönemin belirgin özelliklerinden olan ekonomik bunalım ve siyasal anarşi ile hızlanmıştı.Ancak II.Dünya Savaşının sonuna kadar Avrupa her şeye rağmen Dünya Politikasının merkezi olma durumunu sürdürmüş ve Avrupa’nın aldığı kararlar tüm dünyadaki olayların akışını etkilemiştir.Uzun ve yıkıcı savaş yılları bu durumu temelinden değiştirdi.Savaş bittiğinde Avrupalılar sorumluluklarını büyük bir şaşkınlıkla ABD ve SSCB’ye devrettiler.8

    ABD-SOVYET ÇATIŞMASI VE NÜKLEER STRATEJİLER:
    Soğuk Savaşın özelliği Dünya Savaşı tehlikesinin yakın oluşu değildi dahası vardı:iki tarafın özellikle ABD tarafının kıyamet retoriğine rağmen her iki süper gücün hükümetleri savaş sonunda ortaya çıkan oldukça eşitsiz ancak kimsenin meydan okuyamadığı bir güç dengesine yol açan ‘’küresel güç dağılımını’’kabul ettiler.
    Gerek Roosevelt,Churchill ve Stalin arasında yapılan çeşitli zirve toplantılarında varılan anlaşmalarla gerekse kızıl ordunun Almanya’yı fiilen yenilgiye uğratabilmesi gerçeğinden hareketle Avrupa’nın sınır çizgileri 1943-45’te çizilmişti.Daha çok Almanya ve Avusturya konusunda belirsizlikler vardı .Bunlar Almanya’nın doğulu ve batılı işgal güçlerinin oluşturdukları hatlar boyunca bölünmesiyle ve bütün savaşçı güçlerin Avusturya dan çekilmesi ile giderildi.

    *POTSDAM KONFERANSI:Almanya’nın savaştan çekilmesi sonrası mevcut problemlere bir çözüm bulmak için 17 Temmuz-2 Ağustos 1945 Berlin yakınlarındaki Potsdam kentinde ABD,İngiltere ve Rusya arasında yapılmıştır.Polonya meselesi,Almanya da tekrar demokratik bir rejimin kurulması
    italya ile ilgili barış,Avusturya’nın işgal bölgelerine ayrılması,İran’ın boşaltılması,İspanyanın durumu,Boğazlar,Tuna nehrinde gidiş geliş serbestliğinin
    sağlanması,Rusya’nın uzak doğu savaşına katılması gibi meseleler ele alınmıştır.
    7-Kamuran GÜRÜN.A.g.e sayfa(172)

    8-Haluk GERGER.’’Soğuk Savaştan Yumuşamaya’’sayfa(136).Işık Yayıncılık.Ankara 1980

    Washington ‘’Dünyadaki istikrarı toplumsal,siyasal ve ekonomik zayıflatan’’savaş sonrası büyük sorunlar bekliyorsa bunun nedeni savaşın sonunda ABD dışında savaşa katılan ülkelerin hem ABD’nin hem de Dünyanın sayesinde kurtulacağı küresel özgür girişim,serbest ticaret ve yatırım sistemi ile bağdaşmayan ekonomik siyasetlere ve toplumsal devrime kulak verebilecek aç,umutsuz ve belki de radikalleşmiş halkların yaşadığı bir yıkıntılar alanı olmasıydı.Üstelik savaş öncesi uluslar arası sistem ABD’yi Avrupa’nın geniş bölgeleri hatta Avrupa dışındaki dünyanın daha geniş bölgeleri boyunca son derece güçlü bir komünist SSCB ile yüz yüze bırakarak çökmüştü.Bu bölgeleri siyasal geleceği tamamen belirsizdi.Belli olan tek şey bu patlayıcı ve istikrarsız dünya da ortaya çıkan her olayın ABD’yi ve Kapitalizm zayıflatmaktan çok devrimin gene devrim içim ortaya çıkardığı gücün daha da artmasına yol açacağıydı.
    Ne varki Sovyet plancıları aslında savaşın sonunda Kapitalizmi kriz içinde görmüyorlardı.Kapitalizmin serveti ve gücü muazzam bir artış kaydeden ABD’nin hegemonyası altında uzun süre varlığını koruyacağından hiçbir kuşkuları yoktu.Aslında SSCB’nin kuşkulandığı ve korktuğu şey tam da budur.Savaştan sonraki temel duruşları saldırıya değil savunmaya yönelikti.
    Kısaca anlatmak gerekirse ABD gelecekte muhtemel bir Sovyet Dünya üstünlüğü tehlikesinden endişelenirken,Moskova yer kürenin Kızıl Ordunun işgalinde olmayan tüm bölümlerinde fiili ABD hegemonyasından endişeleniyordu.Tükenmiş ve yoksul düşmüş bir SSCB’nin ABD ekonomisi için o sırada Dünya’nın geri kalan kısmının tamamından daha güçlü olan bir başka müşteri bölgesine dönüşmesi kısa süre içinde gerçekleşebilirdi.En mantıklı taktik uzlaşmamaktı.Moskova’nın blöfüne aldırmadılar.Böylece her iki tarafta kendisini karşılıklı yıkım için çılgın bir silahlanma yarışına Nükleer generaller ve nükleer entellektüellere bağlanmış durumda buldu.
    SSCB bir kez nükleer silahları edindiğinde-atom bombasında Hiroşima dan 4 yıl sonra (1949),Hidrojen Bombasında ABD’den 9 ay sonra (1953)-her iki süper güç savaşı birbirine karşı siyaset aracı olarak kullanmaktan vazgeçtiler.Çünkü bu karsılıklı intihardan farksızdı.*
    Üçüncü taraflara karşı-1952’de Kore’de ve 1954’te Vietnam da Fransızları kurtarmak için ABD:1969 da Çin’e karşı SSCB –Nükleer eylemi ciddi bir biçimde düşünüp düşünmedikleri tam olarak bilinemez.Ancak bu silahlar kullanılmadı.Ne var ki her ikisi de bazı durumlarda kullanma niyeti kesinlikle olmasa da nükleer tehdide baş vurdu.Kore ve Vietnam da Barış görüşmelerini hızlandırmak için ABD, Britanya ve Fransa’yı 1956 da Süveyş’ten çekilmeye zorlamak için-SSCB,ne yazık ki ,her iki süper gücün de nükleer düğmeye basmak istememesi,her iki tarafı da öteki tarafı bunu istemediği düşüncesini verdiği güvenle müzakere amaçları için ya da ABD de iç politika hedefleri uğruna nükleer jestler yapma yönünde ayartı.Bu güvenin haklı olduğu kanıtlandı. Ancak kuşakları sinirlerini harap etme pahasına.1962 de Küba da çıkan füze krizi bu tür de bir egzersiz olarak birkaç gün için dünyayı gereksiz bir savaşın eşiğine getirdi ve en üst düzeyde karar alanları bile bir süre için haklı olarak korkuttu.
    DOĞU VE BATI BLOKUNUN OLUŞMASI:
    Rusya,Yalta Konferansı** biter bitmez oradaki kararları yok saymaya başlamış askeri konulardaki konuları tatbik etmediği gibi Mihver işgalinden kurtulacak ülkelerde demokratik ve açık seçimler yapılarak bunların bağımsızlıklarının temin edilmesi yolundaki anlaşma ile yok saymıştı.
    Almanya’nın teslim oluşu sırasında Avrupa da ki Müttefik kuvvetlerin sayısı ile gene 1945 yılının sonunda terhislerden sonraki rakamlar şunlardır9.

    Terhisten önce Terhisten sonra
    ABD 3.100.000 391.000
    İngiltere 1.321.000 488.000
    Kanada 299.000 0

    *Bu görüşler Uluslar arası Politika teorisinde ki Birim Veto sistemine benzer.Buna göre her ülke nükleer silahlara sahiptir.Bunu kullanırsa silahsız kalacak ve savunma kabiliyetini yitirecektir.Bu nedenle ülkeler nükleer silahları kullanmak istemezler.

    **YALTA KONFERANSI:4 Şubat tan 11 Şubat 1945 e kadar sürdü.Uzak Doğu,Almanya,tamirat boçları,birleşmiş milletler,polonya,kurtarılan Avrupa hakkında demeç,İran,Boğazlar konuları ngörüşülmüştür.Konferans ABD nin istediği yönde geçmiş İngiltere ise umduğunu bulamamıştır.Yalta büyük
    ittifakın sonuydu.İşbirliği sona eriyor rekabet ve mücadele başlıyordu
    .
    9-Kamuran GÜRÜN.A.g.e.sayfa(211)



    Avrupa kıtasında kalan bu 800.000 civarındaki Müttefik kuvvetlerinin karşısında ordusunu terhis etmemiş olan Rusya’nın 4 milyon kadar bir kuvveti bulunuyordu.Batıdan Almanya Doğuda Japonya ortadan çekildikten sonra Japonya’yla savaş başlarken Çin ile bir anlaşma yapılarak o bölge emniyet altına alındıktan sonra Avrupa da Rusya ya karşı koyabilecek bir kuvvet kalmamıştı.Yegane kuvvet ABD idi.Rusya daha savaş süresinde Baltık devletlerinden,Finlandiya dan ve Romanya dan bir kısım arazi ilhak etmişti.Savaşın bitişinden sonrada bir kısım araziyi daha topraklarına katmıştı.Fakat bununla da bitmiyordu,Almanya dan kurtulup Rus işgaline giren devletlerin ne olacağı da belli değildi(Bulgaristan ,Romanya,Polonya,Macaristan,Çekoslovakya ve Almanya da 18.8 milyon nüfüslu bir işgal bölgesi.)
    Nihayet müşterek işgal altında tutulan Avusturya ile durumunun ne olduğu bilinmeyen Finlandiya ve Rusya ile yakın ilişkide bulunan Yugoslavya ve Arnavutluk da ayrı bir konuydu.Bunlara Yunanistan da başlayan iç harbi,Rusya’nın İran da ki tutumu,Türkiye ye karşı davranışı ilave edilirse Avrupa’nın o günkü görünüşü hakkında daha genel bir fikir edinilebilir.Rusların bu girişiminden sonra komünistlerin hükümetleri tamamen ele geçirdikleri görüldü.Çünkü çeşitli olaylar ve baskılar yüzünden diğer partiler muhalefete geçmek zorunda kaldılar.Böylece hükümetler bir süre sonra tamamen Komünistlerden meydana gelmiş oluyordu.
    1949 yolu sonunda Dünyanın Global stratejisi batılıların açık bir şekilde aleyhinedir.Rusya nın Avrupa da ki bu açık üstünlüğünün yanında Asya da Çin gibi komünist bir dev ortaya çıkıyordu.Nato’nun kurulması ile birlikte Avrupa belki dengelenmişti ama Rusya açık bir şekilde üstündü.
    TRUMAN DOKTRİNİ:
    Temeli Amerikan yöneticilerinin sürekli ve ağır bir Sovyet tehdidi altıda bulundukları korkusudur.Bu korku ise savaştan sonra Avrupa da ortaya çıkan olaylardan ve ABD’nin bunları yorumlayış biçiminden doğmuştur.
    Başkan Truman 12 Mart 1947 de Kongre de kendi adıyla anılacak mesajını okudu.’’Amerikan dış politikasının kendilerini boyunduruk altına almak için silahlı azınlıklarca harcanan çabalara(Yunanistan kastediliyor.)ve dış baskılara karşı koymaya çalışan özgür ulusları(Türkiye kastediliyor)destekleme amacına yönelmesi gerektiği kanısındayım.’’10
    Diyen Truman kongreden hükümete bu ülkelere 400 milyon$ lık askeri yardım yapma yetkisinin verilmesini istemiştir.Bu istek kabul edilmiş ve 22 Mayıs 1942 de 300 milyonu Yunanistan’a 100 milyonu da Türkiye ye verilmiştir.
    Truman Doktrini bir yandan dünyanın iki blok’a ayrıldığını ve Sovyet-Amerikan mücadelesinin başladığını ilan edip 1990’a kadar artan tempolarla sürecek olan Soğuk savaşın ilk adımlarını oluştururken öte yandan da Doğu Avrupa ve Balkanlarda ki bölünmeyi daha kesin çizgiler ile ortaya koymuştur.Bundan sonra özellikle Balkanların komünist devletleri arasında başlamış olan ittifak görüşmeleri hız kazanmış ve 1947 yılı sonunda ABD’nin hem askeri hem de ekonomik bakımdan desteklediği Türkiye ve Yunanistan’a karşı Balkanlarda ki ittifak şebekesi tamamlanmıştır.ABD daha sonra bu doktrini Orta Doğu ya da genişletmek için İngiltere ile birlikte girişimlerde bulunmuştur.
    MARSHALL PLANI:
    ABD Dışişleri Bakanı George Marshall’ın bir söylevinde ortaya attığı ve Avrupa’nın ekonomik kalkınması ile ilgili olan bu plan Truman doktrinin den ayrı bir anlam taşımaktaydı.Avrupa ülkelerinin ekonomilerinin kötü durumunu ve Nazilerin yıkıcı yönetimleri altıda nasıl boş yere tüketildiğini hatırlatarak yiyecek maddeleri karşılığında Avrupa kentlerinin çiftçilere gerekli olan malzemeyi veremediklerini söyledi.Bu durumun ise Avrupa hükümetlerini ellerinde bulunan sınırlı döviz ve dış krediyi başka ülkelerden yiyecek maddeleri almaya zorladığını ekledi.Ona göre;bu kısır döngü ABD’nin Avrupa ya daha çok yardım etmesi ile kırılabilirdi.Ayrıca Avrupa’nın bu sıkıntılarını uzun süre de ABD için de köyü sonuçları olurdu ve bu yüzden ABD söz konusu yardımı yapmak durumundaydı.Ancak böyle bir yardımın yapılabilmesi için önce Avrupa ülkelerinin girişimde bulunması gerekiyordu ve toplumsal sistemi ne olursa olsun yardım programına katılacak Avrupalı ülkeler önce ortak bir program hazırlamalıydılar.Marshall Planı adı verilen bu Avrupa kalkınma projesinin ilk hazırlığı 12 Temmuz 1947 de Paris’te toplanan 16 devletin konferansı ile başladı.

    10-Oral SANDER.A.g.e.sayfa(231)

    Bu çağrı Doğu Avrupa ve SSCB’yi de içine almaktaysa da bu devletler katılmayı reddettiler.Avrupa ekonomik işbirliği konferansı adı altında çalışan konferans ABD’ye gönderilecek raporun hazırlanmasına temel olacak bilgilerin derlenmesi yani her devletin ne kadar yardıma ihtiyacı olduğunu ortaya çıkarılması için söz konusu 16 Avrupa Devletine soru cetvelleri gönderilmiş ve gelen bilgiler ışığında genel bir rapor hazırlayarak ABD ‘ye yollamıştır.Böylece 1947-1951 arasını kapsayan Marshall Yardımı başlamıştır.SSCB ise bunu Truman Doktrini’nin uygulanması biçiminde yorumlamış kendi katılmadığı gibi Doğu Avrupa ülkelerine de katılmaması için baskı yapmıştır.

    NATO(KUZEY ATLANTİK ANTLAŞMASI):
    Nato antlaşması tüm üyeler için ortaklaşa savunma ilkesine dayanmıştır ve en önemli özelliği budur. 5. nci maddesinde şöyle bir anlatım bulmaktadır.” Taraflar içlerinden birine ya da birkaçına karşı Avrupa da ya da Kuzey Amerika da ortaya çıkacak silahlı bir saldırının tüm taraflara yöneltilmiş sayılması ve dolayısıyla taraflardan her birinin böyle bir saldırı durumunda B.M. anlatmasının 51.Maddesiyle tanınan tek tek ya da ortak meşru savunma hakkını kullanarak Kuzey Atlantik bölgesinde güvenliği yeniden kurmak ve sürdürmek için silahlı kuvvetler kullanımı da dahil olmak üzere gerekli göreceği harekete tek tek ve öteki taraflarla anlaşma halinde hemen baş vurmak yoluyla saldırıya uğrayan taraf ya da taraflara yardım etmesi konusunda anlaşmışlardır. Bu nitelikte olan her silahlı saldırı ve bunun sonucunda alınana her önlem hemen güvenlik konseyinin bilgisine sunulacaktır. Bu önlemler B.M. güvenlik konseyinin uluslar arası barış ve güvenliği yeniden kurmak ve sürdürmek için gerekli önlemleri almasıyla son bulacaktır.
    Nato’nun önemli özelliklerinden biri A.B.D. nin barış zamanlarında Avrupa ülkeleri ile yaptığı ilk askeri ittifak olmasıdır, ayrıca savaş sonrası kargaşa ortamında batı Avrupa ile A.B.D arasında ki ilişkilere belli bir düzen ve kurallar getirmiş öte yandan iki blok arasında ki soğuk savaşı doruk noktasına ulaştırmıştır. Sovyetler birliği 1955 yılında NATO’nun karşılığı olan Varşova Paktı nı kurunca iki blok kesin çizgileri ile ortaya çıkmıştır. Ne var ki Avrupa’nın soğuk savaş döneminden sonra gireceği yumuşama havası da bu iki karşıt blok arasında ki güç eşitliğine dayanacaktır ve bunu sağlayan başlıca unsur Nato ile Varşova düzenlemeleri ile olmuştur.S.S.C.B Nato’nun kuruluşuna büyük bir tepki gösterdi ittifakı Avrupa da Anglo Amerikan grubunun bir silahı ve bu bokun yer yüzü egemenliğinin ilk adımı olarak nitelendirdi.
    VARŞOVA PAKTI :
    14 Mayıs 1955 te S.S.C.B Varşova Paktı’ nı oluşturdu. Bu devletin yanında Çekoslovakya, Bulgaristan, Macaristan, Polonya, Doğu Almanya ve Arnavutluk ( 1968’de çekildi ) örgütün üyesi oldular.Rus yöneticilerin anlatımı ile: Varşova Paktı bir Nato saldırısına karşı Doğu Avrupa ülkelerini savunmak amacıyla kurulmuştur. Bu paktın kuruluş antlaşması üyeler arasında birleşik bir askeri komutanlık kurulmasını ve Doğu Avrupa ülkelerinin topraklarına Sovyet Ordu birliklerinin yerleşmesini öngörüyordu.
    1989 ‘ da Komünizmin çökmesi ve çok partili parlamenter rejime geçilmesi Avrupa’nın iki bloklu yapısını siyasal bakımdan ortadan kaldırdı. Varşova Paktı 1 Nisan 1991 de dağıtıldı ve böylece savaş sonrası Avrupa’sının iki kutuplu yapısı askeri bakımdan da tarihe karıştı.

    UZAK DOĞU ÇATIŞMALARI ( 1950 - 1954)
    Avrupa'da NATO'nun ve dolayısı ile Doğu ve Batı blokları arasın- da dengenin kurulması üzerine, bu iki blok arasındaki çatışmalar ve soğuk savaş gelişmeleri, Avrupa'dan Uzak Doğuya intikal etmiştir. Daha doğrusu, Sovyetler, yayılma faaliyetlerini Uzak Doğuya intikal ettirmişlerdir.
    Bunun iki sebebi vardır : Birincisi, şimdi Uzak Doğu' da kuvvetler dengesinin, tıpkı 1945 te Avrupa'da olduğu gibi, Sovyetlerin fevkalade lehine olması idi. Çünkü, Japonya'nın yenilmesinden sonra meydana gelen kuvvet boşluğunu Komünist Cin doldurmuş ve böylece milletlerarası komünizm Asya'da büyük bir ağırlığa sahip bulunmaktaydı. Yalnız Asya'da Sovyet Rusya ile Komünist Cin' i .rahatsız eden iki husus vardı. Bunlardan biri, Amerika'nın güney Kore'de bulunması, diğeri de Fransa'nın da halâ güney-doğu Asya'da, yani Hin- di Çin'inde bulunması ve Amerika'nın da Fransa'yı desteklemesi idi. Bunun içindir ki, 1950-54 arasında Uzak Doğu Çatışmalarının iki temel gelişmesi Kore Savaşı ile Hindi-çini Savaşı olmuştur.11

    11-Fahir ARMAOĞLU.A.g.e.sayfa(453)
    Doğu-Batı çatışmalarının Uzak Doğuya intikal etmesinde, Sovyetler için ikinci bir sebep de, Batılıların Uzak Doğu' da NATO gibi herhangi bir ittifak sistemine sahip olmayışları idi. Böyle bir kollektif ittifak sistemi olmayınca, Sovyetlerin hesabına göre, Batılılar hep birlikte karşı koyamayacaklardı. Lakin bu hesap yanlış çıktı.






















































    SONUÇ:
    ikinci Dünya Savaşı sonrasının uluslararası politika açısından belki de en önemli özelliği, o zamana kadar uluslararası ilişkilerin odaklaştığı Avrupa'nın ikinci plana düşmesi ve dünya güç dengesini, ABD ile toprakları esas itibariyle Asya kıtasında bulunan Sovyetler Birliği'nin saptamasıdır. Kısacası, dünya güç odakları, sanki "merkezkaç" kuvvetiyle kanatlara" kaymıştır. Avrupa ve özellikle Batı Avrupa, Birinci Dünya Savaşı'na kadar kesin bir biçimde, iki savaş arası dönemde ise kısmen yürüttüğü dünya politikasındaki ağırlığı İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra tümüyle yitirmiştir. Gerçekten, 1945'i izleyen ilk on beş yılı "iki büyük devletin, bir mıknatıs gibi, bozulan güç dengesi içinde oraya buraya yalpa vuran öteki devletleri ve özellikle Avrupa ülkelerini çevrelerinde toplama ve sıkı bir biçimde merkeze bağlama çabalarının başarıya ulaştığı dönem" olarak tanımlamak yanlış olmaz. Bu yeryüzünün özellikle yirminci yüz- yılın ikinci yarısında kesin olarak globalleştiği döneme uygun bir durumdu.
    Aslında Soğuk Savaş gibi bir olguyu 9-10 sayfaya sığdırmak gerçekten aşırı zor bir olay.Çünkü I.Dünya Savaşından zeminini alan bu olgu 21.yy’a kadar sürekliliğini az çok koruyan ve Dünya Siyasal Sistemini ve Uluslararası politikayı belirleyen belki de hiçbir zaman terk edemeyecek bir nitelik arz etmektedir.Bu gün içinde bulunduğumuz Küresel Dünya da bile Soğuk Savaş döneminde tüm devletleri etkisi altına alan çıkar ilişkileri devam etmekte.Özellikle 11 Eylül olaylarından sonra bu ilişkiler açıkça kendini göstermeye başlamıştır.Düşünün ki Soğuk Savaş döneminde hatta bu dönemi de aşan bir düşmanlık bağına sahip olan iki süper devlet olan ABD ve bugünkü adıyla Rusya kendi çıkarları doğrultusunda kesinleşmemiş bir davanın cezasını birlikte veriyorlar.Oysaki onlar değil miydi dünyayı savaşa ve yıllarca sürecek bir eziyet ve bölücülüğe sürükleyen.Aslında bur da anlamsız kalıyor bütün bilimsel kuramlar,şimdi ve tarih boyunca önemli olan çıkar değil miydi onlar için.SSCB dağıldıktan sonra özellikle yeniden değişen ‘’Yeni Dünya Düzeni’’ durumu bu sefer iki kutupluktan yana değil tek kutupluktan yana kullandı ve ortaya çıkan yeni sistem’’Tek Kutuplu Sistem’’belki de hiçbir teoriye uygun düşmüyor ama bu günkü sistem bunu gösteriyor.Neden mi tek kutup;Bu günkü sistemde eskinin süper güçlerinin yerini tek başına Amerika aldı.Tek başına ‘’Dünya Jandarması’’ pozisyonunu yüklenen ABD gücüne güvenerek yüklendiği pozisyon icabı dünyanın her tarafını etkisi altında bulunduruyor.Afganistan’a eskiden Rusya’yı engellemek için Yeşil Kuşak projesi ile destek sağlayan Amerika bugün yalnızca duygusal çıkarlar uğruna bombalar yağdırıyor.(yalnızca duygusal!!!)Buna ayak uyduran da bir zamanların ABD düşmanı Rusya.Oysaki bombalar altında ölen masum siviller sadece öldükleriyle kalıyor ve politikanın ana kuralı sanki tekrarlanıyor gibi;Ekonomi ve Egemenlik....
    Sonuç olarak barışçıl bir dünya ya ancak ve ancak çok uçlu ve taraflı bir sistem ile değil ,gelir adaletsizliğinin azaldığı, küresel bölüşümün gerçekleştiği,ülkelerin bağımsızlıklarına saygı gösterildiği bir sistem çerçevesinde gerçekleşir.Bu da günümüz kapitalist ülkelerinin insafına kalmış bir olgudur.Önemli olan bağımsız bir çaba ile dünyanın bölünmesine engel olmaktır.Bu da ortak bilinçle gerçekleşir.

Sayfayı Paylaş