Söz Sanatları

Konu 'Edebiyat 9.Sınıf' bölümünde tornacık tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. tornacık

    tornacık Üye

    Katılım:
    11 Kasım 2010
    Mesajlar:
    6
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0

    Teşbih-i beliğ
    İstiare
    Mecaz
    Teşhis
    Telmih
    Mübalağa
    Hüsn-i Talil
    Tevriye
    Tezat
    Tenasüp
    Kinaye ..
    Arkadaşlar Türk edebiyat Hocamız Bunların anlamlarını bulup gelin dedi ve ben biraz araştırma yaptım ama elde edemedim yardımcı olursanız cok severim yarın için. şimdeden teşekkürler. )
  2. Özlem

    Özlem Bu ülke sizi de unuttu(!) - SOMA Özel Üye

    Katılım:
    15 Ekim 2009
    Mesajlar:
    4.040
    Beğenileri:
    3.106
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Konya
    1. TEŞBİH (BENZETME): Aralarında türlü yönlerden benzerlik ilgisi bulunan iki şeyden, benzerlik bakımından güçsüz durumda olanı daha üstün olana benzetmektir. Dört ögesi vardır. (Benzeyen, kendisine benzetilen, benzetme yönü, benzetme edatı).

    Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik.
    Benzeyen benzetilen benzetme benzetme


    Edatı yönü

    Şimşek gibi bir semte atıldık yedi koldan
    Benzetilen benzetme benzetme


    Edatı yönü

    Askerlerimiz aslan gibi kuvvetlidir.
    Benzeyen benzetilen benzetme benzetme


    Edatı yönü

    A) TEŞBİH-İ BELİĞ (GÜZEL BENZETME): Sadece benzeyen ve benzetilen ögelerle yapılan benzetmedir. Benzetme yönü ve benzetme edatı kullanılmaz.

    Gürz ayaklı
    Kalkan elli
    Sancaktar olduğu
    Sancak tutuşundan belli

    F.H.Dağlarca


    * Divan edebiyatındaki mazmunların çoğo teşbih-i beliği sanatına örnektir.
    Servi boy, elma yanak, gonca ağız, kiraz dudak……….


    B) YAYGIN BENZETME: Benzeyenle benzetilen arasındaki birden çok özelliklerin sıralnmasıyla yapılan benzetmedir.

    Aşağıdaki örnekte “vatan” bir çınara benzetilmiştir.

    ÇINAR

    Hani bir gün seninle Topkapı’dan
    Geliyorduk; yol üstü bir meydan
    Bir çınar gördük; Enli, boylu, vakur
    Bir ağaç; hiç eğilmemiş, mağrur
    Koca bir gövde, belki altı asır
    Belki ondan da fazla dalgın, ağır
    Kaygısız bir ömür sürüp gelmiş;
    Öyle serpilmiş, öyle yükselmiş,
    …………………….

    Tevfik Fikret


    2) İSTİARE (EĞRETİLEME): Benzetme sanatının temel ögelerinden benzeyen ve benzetilenden sadece birinin kullanılmasıyla yapılan benzetmeye denir. Diğer bir deyişle, bir şeyi kendi adının dışında türlü yönlerden benzediği başka bir şeyin adıyla anma sanatıdır. Bu bakımdan istiare hem bir benzetme hem de mecaz sanatıdır.
    A) AÇIK İSTİARE: Benzetme ögelerinden yalnızca benzetilenle yapılan istiaredir.

    “Aslanlarımız düşmanı denize döktüler”

    “Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor.
    Bir hilâl uğruna ya Rab ne güneşler batıyor”.


    Yukarıdaki örneklerde altı çizili sözcüklerde, askerlerimizle, “aslan” ve “güneş” arasında birer benzetme yapılmıştır. Burada benzeyen (benzetme bakımından zayıf olan öge, yani askerler) söylenmemiş, kendisinebenzetilen (benzetme bakımından güçlü olan öge, yani aslan ve güneş) söylendiğine göre bu benzetmeler “açık istiare”dir.


    B) KAPALI İSTİARE:
    Benzetme ögelerinden sadece benzeyenin bulunduğu (kendisine benzetilenin bulunmadığı) benzetme sanatına “kapalı istiare” denir.


    “Askerlerimiz, kükreyerek düşmana saldırdı”.

    Yukarıdaki örnekte askerler, aslana benzetilmiştir. Güçlü olan öge yani aslan (benzetilen)söylenmemiş, sadece benzeyen söylenmiş olduğundan bu benzetme bir “kapalı istiare”dir. (Kişileştirme sanatının bulunduğu her dizede kapalı istiare de vardır).

    Kıyı takmış yaprağını gülünü
    Mahzun hudutların ötesinde akan sular
    Boynu bükük adalar, tanıyorsanki bizi.


    C) YAYGIN İSTİARE: Benzetmenin temel ögelerinden yalnız biriyle, çok sayıda benzerlikleri sıralayarak yapılan istiaredir. Örneğin Yahya Kemal’in “Sessiz Gemi” adlı şiirinde “ruh” söylenmemiş (benzeyen), Benzetilen yani “gemi” söylenmiştir.

    3) MECAZ: Bir sözü gerçek anlamının dışında kullanma sanatıdır.Aşkın aldı benden beni
    Bana seni gerek seni
    Ben yanarım dün ü günü
    Bana seni gerek seni


    Yunus Emre

    Yukarıdaki dörtlükte “yanmak”, aşağıdaki dörtlükte de “deynek” sözcüğü mecaz sanatına örnektir.

    Anavarza at oynağı
    Kana bulanmış gömleği
    Kıyman a zalimler kıyman
    Kör karının bir deyneği


    4) MECAZ-I MÜRSEL (MÜRSEL MECAZ): Bir sözün benzetme amacı gütmeden gerçek anlamının dışında başka bir sözün ya da kavramın yerine kullanılmasıdır. Kavramlar arasında benzetmenin dışında, gerçek veya mecazlı anlamlar arasında parça-bütün, özel-genel, neden-sonuç…..gibi ilgiler bulunur.Anadolu, hepimize hınç ve şüpheyle bakıyor.
    Anadoluda yaşayanlar


    Çankaya, bu gelişmelere sessiz kalamazdı.

    Cumhurbaşkanlığı
    makamı


    O, beyaz perdenin en güzel sanatçısıdır.
    Sinema


    Çatma, kurban olayım çehreni ay nazlı hilâl.
    Türk bayrağı


    Sobayı yaktınız mı?
    Odun/kömür


    O, ülkemizin en güçlü raketlerinden biridir.
    Tenis oyuncusu


    Siz, hiç Yaşar Kemal’i okudunuz mu?
    Eserleri


    Son günlerde Vivaldi dinliyorum.
    Eserleri


    Gökten bereket yağıyor.
    Yağmur


    5) KİNAYE: Bir sözü hem gerçek hem de mecaz anlamda kullanma sanatıdır.Ey benim sarı tanburam Ben toprak oldum yoluna
    Sen ne için inilersin Sen aşırı gözetirsin
    İçim oyuk derdim büyük Şu karşıma göğüs geren
    Ben onun’çün inilerim Taş bağırlı dağlar mısın?


    Yunus Emre

    Yukarıdaki dörtlüklerde altı çizili sözcükler hem gerçek hem de mecaz anlamlarını düşündürecek şekilde kullanılmıştır.

    6) TEVRİYE: İki ya da daha çok anlamı olan bir sözün yakın ve uzak anlamlarını birlikte kastetme sanatıdır.Bana Tahir Efendi kelp demiş
    İltifatı bu sözde zâhirdir.
    Mâliki mezhebim benim zirâ
    İtikadımca kelp tâhirdir.


    Tahir: 1) Özel isim;2) Temiz

    Kelp: Köpek

    7) TARİZ: Söylenen sözün ya da kavramın gerçek ve mecazlı anlamı dışında büsbütün tersini kastetmektir. Genelliklebir kişiyi ya da durumu iğnelemek, alaya almak için yapılır.Bir yetim görünce döktür dişini
    Bozmaya çabala halkın işini
    Günde yüz adamın vur kır dişini
    Bir yaralı sarmak için yeltenme
    gonzomusti07 ve nehir ece bunu beğendi.
  3. Özlem

    Özlem Bu ülke sizi de unuttu(!) - SOMA Özel Üye

    Katılım:
    15 Ekim 2009
    Mesajlar:
    4.040
    Beğenileri:
    3.106
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Konya
    8) TEŞHİS VE İNTAK (KİŞİLEŞTİRME VE KONUŞTURMA): İnsana özgü niteliklerin başka varlıklara aktarılmasına, onlara kişilik kazandırılmasına “teşhis”; onların konuşturulmasına da “intak” denir. İntak sanatının bulunduğu her yerde teşhis sanatı da vardır.Toros dağlarının üstüne Batı isteyü haktan ayrıldım
    Ay un eledi bütün gece Boynuz umdum kulaktan ayrıldım.


    (Hârname, Şeyhi)

    Masallar ve fabller, teşhis ve intak sanatına an çok rastlanan türlerdir.
    Kurnaz tilki sesini yumuşatarak, ona
    Dedi ki: ”Kardeşciğim artık dostuz;
    Müjde getirdim sana in de öpüşelim;
    Barış oldu hayvanlar arasında.”


    9) TENASÜP (UYGUNLUK): Bir dize, beyit ya da dörtlük içinde anlamca birbiriyle ilgili sözcükleri birarada kullanma sanatıdır.Lâleyi sümbülü, gülü hâr almış.
    Zevk u şevk ehlini âh u zâr almış.


    Bu beyitte lâle, sümbül, gül, hâr (diken) arasında ayrıca zevk, şevk ve âh, zâr sözcükleri arasında tenasüp sanatı vardır.

    10) LEFF Ü NEŞR: Genellikle bir beyit içinde birinci dizede en az iki şey söyleyip, ikinci dizede bunlarla ilgili benzerlik ve karşılıkları verme sanatıdır.Bâran değil, şafak değil, ebr-i seher değil
    Gözyaşıdır, ciğer kanıdır, dâd-ı ah’tır.


    Bu dizelerde bârana (yağmur) karşılık olarak gözyaşı, şafağa (güneşe batarkenki kızıllık) karşılık olarak ciğer kanı, ebr-i seher’e (sabah bulutu) karşılık olarak dud-ı ah (ah’ın dumanı) verilmiştir.

    Bağ-ı dehrin hem baharın hem hazanın görmüşüz.
    Bir neşatın da gamın da rüzgarın görmüşüz.


    11) TECAHÜL-İ ARİF: Bilinen bir gerçeği bir nükteye dayanarak bilmiyormuş gibi söylemektir.Göz gördü gönül sevdi seni ey yüzü mâhım
    Kurbanın olam var mı benim bunda günahım

    Nahifi


    Ey şuh Nedima ile bir seyrin işittik
    Tenhaca varıp Göksu’ya işret var içinde


    Nedim

    Yukarıdaki dizelerde şairler kendi yaşadıkları olayları bilmiyormuş gibi sorarak tecahül-i arif sanatı yapmışlardır.

    12) HÜSN-İ TALİL (GÜZEL NEDENE BAĞLAMA): Herhangi bir gerçek olayın meydana gelmesini hayali ve güzel bir nedene bağlamaktır.Ancak bu nedenin kesin bir yargıya dayanması gerekir. Hüsn-i talil’de de tecâhül-i arif’te olduğu gibi gerçek bir nedeni bilmezlikten gelme gibi bir durum vardır. Hüsn-i talil’i, tecâhül-i ariften ayıran yön, gerçek bir olayın hayali nedene bağlanmasıdır.“Güzel şeyler düşünelim diye yemyeşil oldu ağaçlar”
    (İlkbaharda doğanın uyanması, ağaçların yapraklanması gibi gerçek bir olay, hayali bir nedenle açıklanmış).
    “Güller ki yüzünün renginden utandıkları için kızardılar”.


    Niçin sık sıkbakarsın öyle mirat-ı mücellâya
    Meğer sen dahi kendi hüsnüne hayran mısın kâfir


    Nedim

    (Mirat-ı mücellâ: Parlak ayna)

    13) MÜBALAĞA (ABARTMA): Bir sözün etkisini güçlendirmek amacıyla bir şeyi ya olamayacağı bir biçimde anlatmak ya da olduğundan pek çok veya pek az göstermektir.Alem sele gitti gözüm yaşından.

    Söyle nâz uykusuna varmış o yâr ey Bâki
    Ki cihan halki figan eylese bidâr olmaz.


    Merkez-i hâke atsalar da bizi
    Kürre-i arzı patlatır çıkarız.


    Namık Kemal

    (Yerkürenin merkezine de atsalar bizi, yerküreyi parçalar yine dışarı çıkarız).

    14) TEZAT (KARŞITLIK): Birbirine karşıt düşüncelerin, kavramların, duyguların bir arada kullanılmasıdır.Ne siyah eylemiş bu nasiyeyi
    Saçımı bembeyaz eden bahtım.


    Abdülhak Hamit

    (Nasiye: alın)

    Ne efsun-kâr imişsin âh ey didâr-ı hürriyet
    Esir-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esâretten


    Namık Kemal

    (Ey özgürlük ne kadar büyüleyiciymişsin, tutsaklıktan kurtulduk ama bu kez de senin tutsağın olduk).

    15) TEKRİR: Sözün etksini güçlendirmek amacıyla anlamın üzerinde yoğunlaştığı sözcük ya da söz öbeklerini arka arkaya yinelemektir.Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
    Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
    Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
    Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.


    Necip Fazıl

    Büyüksün ilahi büyüksün büyük
    Büyüklük yanında kalır pek küçük


    Ali Haydar Bey

    16) NİDA (SESLENME): Şairin çok duygulanması ve heyecanlanması sonucunu doğuran olayları ve varlıkları gözönüne getirip “ey, hey” gibi ünlemlerle onlara seslenmesidir.Ey köhne Bizans, ey koca fertut-i musahhir
    Ey bin kocadan arta kalan bive-i bâkir.


    (Sis, Tevfik Fikret)

    17) İSTİFHAM: Yanıt alma amacı gütmeden, duyguyu ve anlamı güçlendirmek için, anlatılmak istenenlerin soru biçiminde anlatılmasıdır.Beni candan usandırdı cefadan yâr usanmaz mı
    Felekler yandı ahımdan muradım şemi yanmaz mı


    Fuzuli

    Kim söylemiş beni
    Süheyla’ya vurulmuşum diye?
    Kim görmüş ama kim,
    Eleni’yi öptüğümü,
    Yüksek kaldırım’da güpegündüz?
    Melahat’i almışım da sonra
    Alemdar’a gitmişim, öyle mi?
    Onu sonra anlatırım, fakat
    Kimin bacağını sıkmışım tramvayda?

    Orhan Veli

  4. Özlem

    Özlem Bu ülke sizi de unuttu(!) - SOMA Özel Üye

    Katılım:
    15 Ekim 2009
    Mesajlar:
    4.040
    Beğenileri:
    3.106
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Konya
    18) TELMİH (HATIRLATMA): Söz arasında herkesçe bilinen geçmişteki bir olaya, ünlü bir kişiye bir inanca ya da yaygın bir atasözüne işaret etmek, onu anımsatmaktır. Telmih edilen şey uzun uzadıya açıklanmaz, bir iki sözcükle anımsatılır.

    Gökyüzünde İsâ ile
    Tur dağında Musâ ile
    Elindeki asâ ile
    Çağırayım Mevlam seni

    Yunus Emre


    (Birinci dizede “Hz. İsa’nın göğe çıktığı inancı”na, ikinci dizede “Hz. Musa’nın Tur-ı Sinâ dağında Tanrı ile konuşması” olayına ve üçüncü dizede de yine “Hz. Musa’nın yere atınca yılan olan asasıyla gösterdiği mucizelere” telmih vardır).




    SÖZ SANATLARI



    19) CİNAS: Söyleniş ve yazılışları bir, anlamları farklı sözcükleri (sesteş, eşsesli) bir arada kullanma sanatıdır. (Aynı zamanda bir uyak türüdür).


    Kısmetindir gezdiren yer yer seni
    Göğe çıksan âkıbet yer yer seni.


    İbni Kemal

    Her nefeste eyledik yüz bin günah
    Bir günaha etmedik hiç bir gün ah


    Lâedri




    20) ALİTERASYON: Aynı ses ya da hecelerin bir ahenk yaratmak amacıyla tekrarlanmasıdır.

    Dest-busi arzusıyle ölürsem dostlar (“S”)
    Kûze eylen toprağım sunun anınla yâre su


    Fuzuli

    Kara pulat uz kılıcım tartmayınca
    Kara börklü koca başın kesmeyince
    Alca kanın yer yüzüne tökmeyince
    Karındaşım Kayan kanın almayınca
    Komazım……….


    Dede Korkut



    21) SECİ: Nesirde yapılan kafiyeye “seci” denir.

    “İlahi her neyi gülzâr ettinse anı ittim. İlahi elime her ne sundunsa anı tattım. İlahi gönlüm oduna ne yaktınsa o tüter. İlahi vücudum bahçesine ne diktinse o biter.”

    Sinan Paşa




    22) SEHL-İ MÜMTENİ: Söylenmesi kolay göründüğü halde, benzerinin yazılması veya söylenmesi çok güç olan sözlere ya da yazılara denir.

    Ete kemiğe büründüm
    Yunus diye göründüm


    Yunus Emre
  5. Özlem

    Özlem Bu ülke sizi de unuttu(!) - SOMA Özel Üye

    Katılım:
    15 Ekim 2009
    Mesajlar:
    4.040
    Beğenileri:
    3.106
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Konya
    Söz Sanatları ve bunların anlatımlarını cevapladım,
    Eksik varsa söyle canım..

    Konu yanlış yerde / Taşıyorum.
  6. tornacık

    tornacık Üye

    Katılım:
    11 Kasım 2010
    Mesajlar:
    6
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    teşekkür ederim :)
  7. Özlem

    Özlem Bu ülke sizi de unuttu(!) - SOMA Özel Üye

    Katılım:
    15 Ekim 2009
    Mesajlar:
    4.040
    Beğenileri:
    3.106
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Konya
    Rica Ederim , Teşekkür ET butonuna basmanız yeterli ;)
  8. enwy angel

    enwy angel Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    24 Kasım 2010
    Mesajlar:
    526
    Beğenileri:
    547
    Ödül Puanları:
    0
    Bana lazım degildi ablama lazımdı teşekkür ederim arkadaşım :)
    R@Bİ@ bunu beğendi.
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.

Sayfayı Paylaş