Spor Ve Politika

Konu 'Beden Eğitimi Dersi' bölümünde etutcan tarafından paylaşıldı.

  1. etutcan

    etutcan Üye

    Katılım:
    25 Kasım 2010
    Mesajlar:
    3
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0

    Arkadaşlar. Spor ve politika, spor politikası konusu hakkında bildiklerinizi veya araştırdıklarınızı paylaşırsanız sevinirim.
  2. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113
    ATATÜRK’ÜN SPOR POLİTİKASI

    Büyük Atatürk'ün ölümünü takip eden günlerde, o zamanlar yalnız Avrupa'nın değil, dünyanın en güçlü günlük spor gazetesi olan ve Fransa'da yayınlanan "L'Auto", yayınladığı geniş bir makalede Atatürk'ün spora verdiği büyük önemi uzun uzun överken şu satırlara da yer verdi:
    "Dünyada ilk defa beden eğitimini mecburi kılan devlet adamı o oldu. Yalnız kağıt üzerinde ve nutuklarda değil, bunu bilfiil yerine getirdi. Stadyumlar ve çeşitli spor merkezleri tesis ettirdi. Halkevlerinin spor kollarını bizzat mürakabe etti ve milletin mukadderatına hakim olduğu günden itibaren Türkiye'de spor, gittikçe artan bir önem ve değer kazandı..."
    Atatürk gerçekten, dünyada beden eğitimini ülkesinde mecburi kılan ilk devlet adamıydı. Hiç kuşkusuz, onun "Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur" sözü de, oluşturduğu genç Türkiye devletinin geleceği için düşündüğü ana esaslardan biriydi. Nitekim daha Cumhuriyetin ilanından önceki günlerde hazırlanan hükümet programlarında da bunu bulmak ve görmek mümkündür.
    18 Ağustos 1923 tarihli hükümet programında bu konuda şu satırların yeraldığı dikkati çeker:
    "...Maarifin terbiyevi vazifelerinden birincisi, çocukların terbiye ve talimi, ikincisi terbiye ve talibi, üçüncüsü milli güzidelerin yetiştirilmesi için lazım gelen vasıtaların izhar ve teminidir. çocukların terbiye ve talimi bittabil mektepler vasıtasıyla temin edilecek ve mekteplerin asri tekemmulata mazhar olabilmeleri için muallimlerin daha iyi yetiştirilmesine ve tatil zamanında açılacak derslerle tevsi-i malımat etmelerine, binaların islahına, alat-ı dersiyenin ikmaline çalışılacaktır.

    Halkın talim ve terbiyesi için gece dersleri ve çırak mektepleri tahsis olunacak, halk lisanı ile halkın ihtiyacına muvafık milli güzidelerin yetiştirilmesi için istidat ve kabiliyeti tebarüz eden ve ailesinin kudret-i maliyesi müsaid olmayan gençler orta ve yüksek mekteplerde suret-i mahsusada himaye ve muavenete mazhar olacakları gibi ihtisas peyda etmeleri için Avrupa'daki irfan mekteplerine gönderileceklerdir. Muhtelif şuabat-ı ilmiye ferdin bedeni ve fikri kabiliyetleri gibi ahlaki ve içtimati kabiliyetleri de inkişaf ettirilecektir. Bu maksada vusul için bir Terbiye-i Bedeniyye Darülmualilmini açılacak, izcilik teşkilatına ehemmiyet-i mahsusa verilecek, programlar ile mektepler teşkilatı tedricen içtimai esasata tevcih olunacaktır..."

    Nitekim, hükümet programında bahsi geçen "Terbiye-i Bedeniyye Darülmualilmini" çok geçmeden kurulup "Gazi Terbiye Enstitüsü" adı altında Ankara'da hizmete girmişti.

    "Atatürk, Türk sporunun ilk öğreticilerinin yetiştirilmesi konusunda da acele göstermişti. Beden Eğitimi öğretmeni yetiştirecek okul tesis edilmeden önde Çapa Muallim Mektebi'nde bir kurs açılmış ve bunun başına da Avrupa'da beden eğitimi öğrenimi yapmış bulunan Selim Sırrı Bey (Tarcan) getirilmişti. Bu arada bayan beden eğitimi öğretmeni yetiştirmek üzere de İsveç'ten iki bayan öğretim üyesi getirtilmiş, bunlar da Çapa Muallim Mektebi'ndeki özel kurslarda görev alarak kız öğrencileri yetiştirmişlerdi.
    Atatürk bu konunun üzerinde büyük bir titizlikle durduğundan bunu da yeterli görmedi. Öğretmen adayları arasında dokuz aylık kursta başarı gösterenler ihtisasta bulunmak üzere Avrupa'ya gönderildiler. Atatürk bu kurslara subayların da katılmalarını özellikle arzulamıştı. Bu nedenle kursa katılıp başarı sağlayan subaylar da askeri okullarda modern beden eğitiminin ilk tatbikatçıları olabilmeleri için Avrupa'ya ihtisas eğitimine yollanmışlardı.

    8 Ocak 1925 tarihli "Vatan" gazetesinin birinci sayfasında yayınlanan bir haber fotoğraf bu konuda değerli bir kanıttır. "Avrupa'ya Tahsile Gidecek Gençlerimiz" başlığı altında yayınlanan bu haberin sadeleştirilmiş hali şöyledir:
    "Maarif Vekaleti tarafından muallimlik tahsil edilmek üzere birkaç gencin Avrupa'ya gönderilmesinin kararlaştırıldığını yazmıştık. Yapılan müsabaka imtihanında muvaffak olan gençlere dün yollukları verilmiştir. Bunlar üç güne kadar Avrupa'nın muhtelif şehirlerine gideceklerdir. Bu gençlerden Vildan Aşir ve Suad Hayri Beyler BedenEğitimi tahsili için Belçika'nın Gand şehrine; Ulvi Cemal ve Cezmi Rıfkı Beyler Musiki tahsili için Paris'e, Sadi Bey Ulum-u Tabiiye Tabii Bilimler tahsili için Berlin'e, Muhiddin Sebati ve Refik Bey'ler de Resim tahsili için Paris'e gideceklerdir."

    Bu gençlerden Sadi Irmak ve Suad Hayri Ürgüplü daha sonra tarafsız Başbakan olarak devlet hizmetinde bulunan kişiler olacaklardı; Vildan Aşir Savaşır da uzun yıllar Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü yapacaktı... Ankara'da kurulan "Gazi Terbiye Enstitüsü"nün beden eğitimi bölümü için Almanya'dan Kurt Dainas adına bir uzman öğretmen getirilmişti. Kurt enstitünün Beden Eğitimi bölümünü faaliyete geçirdi. Bu sırada ihtisas için Avrupa'ya gönderilmiş bulunan asker ve sivil beden eğitimi öğretmenleri de yurda döndüklerinden genç Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Beden Eğitimi öğretim kadrosu oluşmuş oldu.

    Türk sporunun temelini oluşturacak bu beden eğitimi ve spor uzmanları konusunun bu yolla halline çalışırken Türk sporu da ciddi olarak ele alınmıştı. "Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı", Türk sporunun ilk resmi örgütü olarak faaliyete geçmiş durumdaydı. Bu örgütün durumu Bakanlar Kurulu'nun 16 Ocak 1924 tarihli toplantısında ele alındı. Ali Sami Bey (Yen) tarafından örgüt adına verilen dilekçe üzerinde görüşmelerde bulunan Atatürk başkanlığındaki Bakanlar Kurulu, 170 sayılı kararıyla Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı'nı "Türk gençliğinin terakki ve tealisine hadim ve kayd-ı menfaatten tamamen azade olduğu ve her memlekette İdman Cemiyetleri'nin bu surette telakki edilerek her türlü himayeye mazhar bulundukları cihetle" kaydı ile "menafii umumiyeye hadim cemiyet (kamu yararı dernek)" kabul edilmişti. Bu kararla Türkiye'de devlet ilk kez spora ve sporcuya yardım eli uzatmış oluyordu.
    Böylece Başvekil İsmet Paşa'nın kısa bir süre önce Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı Reisi Ali Sami Bey'e: "Hükümete güvenin, bütçeye spor için tahsisat konulacaktır" şeklinde verdiği sözün ilk bölümü de yerine getirilmiş oluyordu.

    Türk sporunun iki büyük örgütünün "Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı" ile "Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi"nin başında bulunan iki değerli spor adamı İttifak Başkanı Ali Sami (Yen) ile Komite Genel Sekreteri ve Uluslararası Olimpiyat Komitesi'nin Türkiye Temsilcisi Selim Sırrı (Tarcan) biraraya gelip Türkiye'nin 1924 Paris Olimpiyat Oyunları'na katılmasının gerektiğine karar verdikleri zaman Türkiye Cumhuriyeti henüz ilk aylarını yaşıyordu. Avrupa'nın en güçlü devletlerine karşı yaptığı savaştan yeni çıkmış muzaffer Türkiye'nin spor dünyasının bu en büyük gösterisine katılmasında yalnız sportif açıdan değil, politik bakımından da büyük yarar olacağı muhakkaktı.
    Ancak ne İttifak, ne de Komite böylesine bir masrafı karşılayabilecek parasal güce asla ve asla sahip değillerdi. İkisi biraraya gelseler bile bu masrafın altından kalkabilmelerine imkan yoktu. Bu konuda hükümetten yardım istenmesini uygun gördüler. Genç Türkiye Cumhuriyeti de parasal yönden ciddi bir sıkıntı içindeydi. Böyle olmasına rağmen Atatürk'ün emir ve direktifleriyle Türk sporu için bu yardım yapıldı. Yine aynı tarihi (16 Ocak 1924) taşıyan Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile, 1924 Olimpiyat Oyunları hazırlıkları için ve "şimdilik" kaydıyla 17 bin lira Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı Merkez-i Umumisi emrine verildi. Bu kararnamenin altında Bakanlar Kurulu üyeleriyle birlikte Cumhurbaşkanı olarak da Gazi Mustafa Kemal'in imzası bulunuyordu.

    Böylece genç Türkiye Cumhuriyeti, 1924 Paris Olimpiyat Oyunları ile en büyük spor organizasyonunda ilk kez temsil edilmiş oldu. Türk sporcuları atletizm, bisiklet, eskrim, futbol, güreş ve halter dallarında dünyanın en seçkin sporcularıyla yarışmak ve dünya sporunu yakından görüp tanımak imkan ve fırsatını buldular.
  3. ~//ColourFul\\~

    ~//ColourFul\\~ Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    28 Nisan 2010
    Mesajlar:
    614
    Beğenileri:
    218
    Ödül Puanları:
    0
    Spor ve Politika

    Güneş bu konuda adeta tek başına savaşım verdi.
    Vermeğe de devam ediyor..
    Biz ne diyoruz.?
    Ülkenin sporunu, SPOR ADAMLARI yönetecek, politikacılar değil.
    Bu, tüm çağdaş Avrupa Ülkelerinde böyledir.
    Kıbrıs Türk Sporu, ‘politikadan’ ve ‘politikacılardan’^ çok çekti.
    Bunları hep gördük ve yaşadık.
    Hangi Kulübe politika girdiyse, sonu hüsran oldu, o Kulüp darmadağın oldu.
    Bunları gördük ve yaşadık.
    Bu nedenle bizim hassasiyetimiz bundan.
    Bu nedenle tepkilerimiz bundan.
    Spor yazarı arkadaşlarımız bunları görmediler mi.?
    Bunları, bizimle beraber yaşamadılar mı ?
    Bu nedenle ülkenin sporunu ‘militan ‘ bir kadroya teslim edecek, bu anlayışa onların da karşı çıkmalarını bekliyorduk.
    Çağdaş Avrupa Ülkelerinde SPOR’un patronu Milli Olimpiyat Komiteleridir.
    Bu ülkelerin politikacıları, Devlet adamları, Olimpiyat Komitelerine fazla karışmaz.
    Daha doğrusu karışamaz.
    Ülkelerin Milli Olimpiyat Komiteleri, Uluslarararası Olimpiyat Komitesi (IOC) ile işbirliği içerisinde, ülkelerinin sporunu yönetir, enternasyonal düzeyde organizasyonlara imza atar.
    Dünya’nın en büyük spor kuruluşları dev organizasyonlara politik müdahalelerin olmaması için son derece duyarlı ve etkindirler.
    IOC, Olimpiyatlara politika sokmak isteyen ülkelerin canını fena yakar.
    FİFA ve UEFA bu konuda son derece hassas ve duyarlıdır.
    Ülke sporunun başına getirilen Sayın Müsteşar bunları bilmeyebilir.
    Ama bizlerin görevi Sayın Müsteşara, ülkenin sporuna politika sokmanın, bu ülke sporuna zarar vereceğini kendisine anlatmaktır.
    Uyarılarımız üzerine Spor Federasyonlarımızın yavaş yavaş bazı gerçekleri görmeğe başlamaları bizi umutlandırmağa başladı.
    Sporu yönetenler, spord söz sahibi olanlar, eğer ülkenin sporuna politikanın girmemesi konusunda gerekli hassasiyeti göstermezlerse, sporumuz bundan büyük zarar görür.
    Bugün takımlarımızda her siyasi partiye gönül vermiş gençler futbol oynuyor.
    Spor Kulüplerimizde ayrı ayrı siyasi partilere gönül vermiş insanlar birlikte görev yapıyorlar.
    Başka hangi kurum ve kuruluşlarda, bu güzelliği görmek mümkün.
    Spor Federasyonlarımız uyandı.
    Gerçekleri görmeğe başladı.
    Uyanma sırası, galiba spor basınına geldi.



    -----------------------------------------------------------------------



    Böyle bir şey buldum fakat sanırım istediğin tam olarak bu değil .)
  4. etutcan

    etutcan Üye

    Katılım:
    25 Kasım 2010
    Mesajlar:
    3
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Evet tam olarak bu değil...ATATÜRK’ÜN SPOR POLİTİKASI na gelince bende araştırıp buldum ve dahada araştırıyorum ama bulamıyorum :D yinede sağolun
  5. etutcan

    etutcan Üye

    Katılım:
    25 Kasım 2010
    Mesajlar:
    3
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Bulduklarım buyrun...başkalarıda yararlanır diye koyuyorum...


    TÜRKİYE’NİN SPOR POLİTİKASI

    Türk sporunun yönetim bazında en etkili kurumu kuşkusuz
    Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü (GSGM)’dür. Profesyonel futbol
    dışındaki tüm spor branşlarının faaliyetlerinde hem maddi, hem de idari
    anlamda söz sahibi olan GSGM, en büyük sıkıntıyı büyük
    organizasyonlarda yaşamaktadır. Özellikle Avrupa ve Dünya
    şampiyonalarında gözlenen temel sorun, kurumun içerisinde örgütlü bir
    organizasyon biriminin bulunmayışının yanı sıra, insan kalitesindeki
    kapasite sıkıntısı yüzünden, iletişimde yaşanmakta olduğu
    gözlenmektedir.
    Devlet, her Türk vatandaşının beden ve ruh sağlığını geliştirmek
    amacıyla sportif hizmet ve faaliyetleri yürütmek, geliştirmek ve yurt
    sathına yaygınlaştırmak görevini merkezi idareye bağlı GSGM
    vasıtasıyla üstlenmektedir. Devletin bu sorumluluğu bizzat üstlenmiş
    olması, sporun bir devlet politikası olarak ele alındığını göstermektedir.
    Ancak devlet, sporu bir kamu görevi ve devlet tarafından yerine
    getirilmesi gerekli bir hizmet olarak görmesi yanında, bu hizmetin
    devamının sağlanmasında gerekli mali kaynağı hazine yardımları
    dışında temin etmektedir.
    Türkiye’de spor, merkeziyetçi bir anlayışla devlet eli ile sevk ve
    idare edilmektedir. Oysa Fransa, Yunanistan, İngiltere, Danimarka ve
    Hollanda gibi bazı Avrupa ülkelerinde sporun sevk ve idaresi federatif
    örgütler ve gönüllü kuruluşlarca yapılmaktadır. Bu durumda devlet,
    sporun finansmanını sağlamak durumunda kalmaktadır. Ancak, devlet
    bütçesinden Türk spor kuruluşu GSGM’ye aktarılan kaynakların yeterli
    olmadığı ve GSGM’nin makro planlama ve hedefleri gerçekleştiremediği
    gibi verilen sportif hizmet ve faaliyetlerin de yeterli düzeyde yerine
    getirilmediği bilinmektedir.

    ANAYASA VE YEREL YÖNETİM YASALARINDA SPOR
    Yürürlükte bulunan Anayasanın 58. Maddesiyle gençliğin
    korunması hüküm altına alınmıştır. Buna göre; Devlet, İstiklal ve
    Cumhuriyetin emanet edildiği gençlerin müspet ilmin ışığında, Atatürk
    ilke ve inkılapları paralelinde ve Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez
    bütünlüğünü ortadan kaldırmayı gaye edinen görüşlere karşı yetişme ve
    gelişmelerini sağlayıcı tedbirleri almakla mükelleftir. Devlet, gençleri
    alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve
    benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli
    tedbirleri almak durumundadır. Belirtilen yönde alınacak tedbirlerin
    birisi de sporun geliştirilmesinden ve her yaşta kimseleri boş
    zamanlarını değerlendirmek itibariyle spora çekmekten geçmektedir. Bu
    nedenle “Sporun geliştirilmesi” başlığını taşıyan 59. Maddede de
    “devlet, her yaştaki Türk vatandaşlarının beden ve ruh sağlığını
    geliştirecek tedbirleri alır, sporun geniş kitlelere yayılmasını teşvik eder.
    Devlet başarılı sporcuyu korur.” şeklinde hükme yer verilmiştir.
    Belediyeler halkın spor ihtiyacını karşılamada önemli sorumluluklar
    üstlenmişlerdir. Yukarıda bahsi geçen Anayasanın 59. maddesinde
    belirtilen “devlet” kavramı ile belediyelere anayasal sorumluluklar
    verilmiştir. Çünkü devletin yerel düzeyde temsilcilerinden birisi de
    belediyedir. Bunun yanında çeşitli kanunlarda Belediyelere sporla ilgili
    görevler verilmiştir.


    YEREL YÖNETİMLERLE İLİŞKİLER - YEREL SPOR EĞİTİM
    POLİTİKALARI

    Kent insanının spor yönünden bilgilenmesi eğitim yolu ile
    olabileceği gibi, kültürleşme spor aracılığı ile de gerçekleşebilir, insanın
    eğitim kavramı ile açıklanan davranış değişikliği, hoşlandığı ortamda,
    sevdiği, hoşlandığı etkinliklerde ve yine sevdiği ve hoşlandığı kişilerle
    gerçekleşmektedir. Spor, insanın isteyerek ve severek katıldığı gönüllü
    katılımı olan etkinliklerdir. Böyle olunca sporun, insan davranışlarının
    olumlu değişiminde en büyük kolaylık ve fırsatlara sahip bir araç
    olduğu söylenebilir. Bir toplumun eğitiminde sporun, sadece bir sağlık
    aracı olarak değil, bir eğitim aracı olarak da düşünülmesi
    gerekmektedir.

    Bugünkü anlayışın esası olarak, toplumu spora yakınlaştıracak en
    önemli unsurlar, okullar ve yerel yönetimlerin oluşturacağı sporda
    tesisleşme ve spor eğitimine yönelik çağdaş politikalarıdır. Gelişmiş batı
    ülkelerinde olduğu gibi, yerel yönetimlerin sporu temel görevleri
    dışında görmesi söz konusu olamayacağı gibi, toplumun esas istek ve
    ihtiyaçlarına uygun tespitleri ortaya koyması; sporun istenilen düzeye
    getirilmesi, niteliğinin arttırılması yönündeki hizmetleri ve çalışmaları
    daha doğru ve akılcı yol olacaktır.
    Yerel yönetimler ise spor, hizmetleri için gerekli yatırımları
    yapmamış kent imar planlarında spor alanlarına yeterince yer
    verilmemiştir. Yerel yönetimler, anlayış ve uygulamada spor kulüpleri
    bazında sporun içinde yeni yeni yer almakta, ancak ağırlıklı olarak
    futbol desteklenmektedir. Son yıllarda, spor tesisi yapımına da, yetersiz
    de olsa kaynak aktarılmaktadır.
    Türkiye'de yerel yönetimlerin yapılanması içerisinde yöre halkının
    spor istek ve ihtiyaçlarını karşılayacak bir sistem bulunmamaktadır.
    Yerel yönetimler kendi politik kaygıları doğrultusunda, performans
    sporuna hizmet edecek şekilde yapılanmakta ve yatırım yapmaktadırlar.
    Yerel düzeyde spor organizasyonlarının ve hizmetlerinin yürütülmesini
    üstlenecek, yerel kaynakların ve tesislerin kullanılması ve
    koordinasyonunu üstlenecek, yörenin tesis planlaması ve yatırımı
    ihtiyaçlarını belirleyecek "Spor Kurulu" gibi bir yapı bulunmamaktadır.
    Yerel yönetimlerin spor tesisleri yapmalarını teşvik etmek ve
    kolaylaştırmak için kamu arazilerinden yararlanmalarını sağlayacak
    tedbirler yoktur.
    Yerel yönetimlerin "herkes için spor" ve "çok amaçlı spor" tesisleri
    ve yatırımlar yapması için gerekli olan hukuki düzenlemeler
    yapılmalıdır. Bu düzenlemelerle kentsel alanlarda yürüyüş, koşu ve
    bisiklet yolları ve rekreasyon alanları düşünülmelidir. Yerel
    yönetimlerin, özel ve tüzel kişilerin Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü
    denetiminde spor tesis ve yatırımı yapmalarını sağlamak için teşvik
    tedbirleri alınmalıdır.
    Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de spor tesislerini yerel
    yönetimler, spor kulüpleri, özel teşebbüsler ve okul koruma dernekleri
    yapmalıdır. Kendi tesisini yapmak isteyenlere vergi muafiyeti
    getirilmeli, ilk 10 yıl süreyle teknik hizmet verilmeli, ayrıca tesis
    maliyetinin belirli oranlarında katkı yapılmalıdır. Uygun kredilerle
    teşvik edilmelidir.
    Yapılacak hukuki düzenlemelerle, yerel yönetimler yükseköğretim
    kurumlarının beden eğitimi ve spor yüksekokullarından ve
    bölümlerinden mezun olan (spor yöneticisi, antrenör, rekreasyon lideri,
    tesis işletmecisi) kalifiye elemanları istihdam etmelidir. Yerel
    yönetimlerin spor hizmetlerinde faaliyet alanları, organizasyonları ve
    düzeyleri hakkında "il spor kurulları" planlayıcı ve denetleyici
    olmalıdır.
    Yerel yönetimlerin spor tesisi yapmak için kamu arazilerinden
    yararlanması kolaylaştırılmalı ve öncelikle yöre halkının ilgi, istek ve
    beklentilerine uygun "yaygın ve herkes için spor" ihtiyacını karşılamak
    için çok amaçlı tesisler yapmalı ve spor programlan üretmelidir.
    Spor yapmaya elverişli atıl durumda bulunan kamu yapı ve
    binalarının (tren istasyonu, depo, okul v.b.) yerel yönetimler tarafından
    spor ortamı olarak düzenlenmesi ve yöre halkının hizmetine sunulması
    için ilgili mevzuat uygun duruma getirilmelidir.
    Yerel yönetimler, "herkes için spor", "yaşam boyu spor" ilkelerine
    bağlı olarak, yöredeki herkesin (aileler, okullar, özel kuruluşlar,
    öğrenciler, çalışan ve çalışmayan gençlik, engelliler v.b.) katılımını
    sağlayacak organizasyonlar planlamalıdır.
    Geleneksel atlı sporların yapıldığı illerde cirit ve rahvan
    biniciliğine yönelik yatırımlar yerel bütçeden desteklenmeli, gösteri ve
    müsabakalarda atların nakli için "van"lar temin edilmelidir. İllerde
    öncelikleri belirlenmiş spor yatırımları için il özel idaresi bütçesinde
    havuz oluşturulmalı, bu kaynaklar yatırımcı kuruluşlarıyla belirlenen
    "kıstaslara göre ortaklaşa kullanılmalıdır.
    Yerel yönetimlerin spor yatırımları için izleyecekleri bir politika
    belirlenmediğinden, yerel yönetimler politik kaygı ve siyasi amaçlarla
    spora yatırım yapmakta, "herkes için spor" ilkesine dayalı tesisler ve
    yatırımlar yerine, futbol başta olmak üzere, daha çok performans
    sporuna hizmet etmektedirler. Ayrıca, bu tesislerin planlaması ve
    yapımında Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ile koordinasyon kurma
    gereği duymamaktadırlar ve bu konuda bağlayıcı bir mevzuat da
    bulunmamaktadır. 3289 sayılı Kanun'un 26'ncı maddesinin 2'nci
    fıkrasında getirilen, "yerel yönetimler kent planlarını hazırlarken, spor
    tesislerine tahsis edecekleri yerlerin tespitinde Gençlik ve Spor Genel
    Müdürlüğü'nün görüş ve teklifini esas alırlar" hükmüne ve diğer ilgili
    hükümlere de uymamaktadırlar.
    Yerel yönetimler, 3289 sayılı Kanun'un kendilerine yüklediği
    sorumluluk ve görevleri yerine getirmemekte, kent planlarında spor
    tesisleri için düzenlemeler yapmamakta ve daha önce de vurgulandığı
    üzere, bütçelerinden ayrılması gereken yüzde 1'lik ödeneği bile spor
    hizmetlerine aktarmamaktadırlar.

Sayfayı Paylaş