Şu Hortumlu Dünyada Fil Yalnız Bir Hayvandır

Konu 'Kitaplar, Yazarlar, Entellektüel' bölümünde Moderatör Bünyamin tarafından paylaşıldı.

  1. Moderatör Bünyamin

    Moderatör Bünyamin Tekirdağ Yönetici Moderatör

    Katılım:
    9 Ocak 2012
    Mesajlar:
    523
    Beğenileri:
    365
    Ödül Puanları:
    63

    Arkadaşlar kitabı 2 sene önce okudum. Güzel bir kişisel gelişim kitabıdır. Sürekli okuyun. Motivasyonunuzu arttırır.


    ÖNSÖZ

    Bu kitabı niye yazdım?
    Karshen diye bir Amerikalı dilbilimci, seminerinde İngiltere'de Güzin Abla benzeri bir köşe yazarına giden bir mektubu anlatmıştı. Mektup şöyleydi:

    Sevgili Kathy,

    Biriyle ilişkim var, fakat onunla evlenip evlenmemek konusunda kararsızım. Beni çok kıskanıyor. Birkaç kere şiddet uyguladı. Kavgacı. Ayrıca bana hiç güveni yok. Bir gün beni eve bıraktıktan iki saat sonra telefon açtı, amacı benim evde olup olmadığımı anlamaktı. Bir sabah onu kapının önünde uyurken buldum. Ayrıca çok asabi; bu da kararsızlığımı arttırıyor. En ufak bir şeyden parlayabiliyor. Aslında düşünüyorum da beni sevdiğini gösteren hiçbir şey yapmıyor, niye onunla birlikteyim ki? Evet doğruyu söylemek gerekirse, yanlış kişiyle birlikteyim. Evet kararımı verdim. Neyse Kathy umarım sen iyisidir!''

    Yazmak sadece bildiklerinizi aktarmanızı sağlamaz ayrıca kafanızda uçuşan fikirleri somuta indirirsiniz ve kendiniz de çokça öğrenirsiniz. Ben bu kitabı yazarken çok şey öğrendim, kendimle ilgili ve daha doğru yapmam gerekenlerle ilgili. Hayata daha fazla dokunmamı sağladı bu kitap.

    İlk defa bir kitabı niçin yazdığımı bilmeden, fikirler kafamda uçuşarak yazdım. Çok ilginç oldu, kitabı bir arkadaşıma bir öğle arası bir bölümünü okuması için verdim, akşamüstü beni aradı : Şerif, bir bölüm diye başladım, kitabı bitirdim, öğleden sonraki görüşmelerimi iptal ettim, bu büyülü bir kitap, adını ''Büyülü Kitap'' koy dedi. Çok sevindim.

    Peki kitabın adı niye '' Şu hortumlu dünyada Fil Yalnız Bir Hayvandır''? 1987 yılı Nejat, Oğuaz ve bülü okulundan kıkırdayarak geldiler. Bir çeviri imtihanı... Olay, onların okulu Dil Tarih'te mi yoksa, Açıköğretim imtihanında mı olmuşorasını hatırlamıyorum. Cümle şu : ''Elephant is the only animal in the world with a trunk'', yani ''Fil Dünyada hortumu olan tek hayvandır''. Öğrencilerden biri bunu ''Şu hortumlu dünyada fil yalnız bir hayvandır.'' diye çevirmiş, yıllarca aklıma geldi, pıh pıh güldüm.

    Sonra bir gün fark ettim ki hepimiz aslında ''Şu hortumlu dünyada birer yalnız canlıyız. 'Eh' dedim, kitabın adı bu oldun. Durum bu, nasıl okuyucularsanız, her şeyi anlatmak zorunda kalıyorum, neyse.

    Ben Edebiyattan biraz anlıyorum, çok da okuyorum, dili de iyi kullandığım söylenilebilir, oysa kitapta edebi hiçbir şey göremeyeceksiniz. Nasıl konuşuyorsan öyle yazdım. Kitabı kalabalığa yazmadım, sadece yanımda en sevdiğim küçük kuzenlerimden birisi ya da biraz büyümüş kızım varmış da; hayatın bana öğrettiklerini anlatıyormuş gibi yazdım. Siz de okurken bizim yanımızda oturuyormuş gibi yapın, pek de konuşmayın, sadece dinleyin… Kitap bitince ise lütfen konuşun, web sitemden elektronik posta gönderebilirsiniz.
    Bu kitapta diğerlerinde yapmadığım bir şey yaptım; kendimle ve hayatla ilgili örnekler de anlattım ve yaşadıklarımdan bahsettim. Diğer kitaplarımda bunu yapmaktan özellikle kaçındım, bu sefer öyle bir şansım olmadı, çünkü hayatla ilgili gördüklerinizi anlatırken, kendinizi dışarda tutarsanız, keçiboynuzu yedirirsiniz insanlara, bal dolu bir sepet bayır inciri yerine. O yüzden diğer kitaplarımın aksine bu kitabın fazla içindeyim.

    Bu kitabı niye yazdım?

    Birinci nedeni, ailemin geleceğini sağlamak.
    İkinci nedeni ise , etrafımda amaçsız, sevgisiz, yollara bira şişelerini atan insanların çoğaldığını gördüm. Televizyon ekranlarında, boyalı gazette sütunlarında kandırıldığımızı gördüm.

    “Bu kitabı niye yazdım?
    Okullarda hayatla ilgili gerçek hiçbir şey öğretilmediğini gördüm. Öğretmenlerinve öğrencilerin ideallerini kaybettiğini, insanların sadece para için yürüyüş
    yaptıklarını gördüm.
    Elimizde yapay Amerikan markalı mısır cipsleriyle arabaların içinde sıkışan
    yaralı insanları, televizyondan doğallıkla seyredebilmeye başladığımızı gördüm.
    Etrafımdaki gençlerin bomboş bilgilerle ve ülkelerine herhangi bir sevgi
    taşımadan büyüdüklerini gördüm.
    Ülkenin adının ticari indirim kampanyalarına alet edildiği markaların “Türkiye
    için seve seve” %20 indirim yapabildiklerini gördüm.
    Köprülerden atlayanları, kameraların zevkle çektiğini gördüm. Binanın üstüne
    çıkmış bir adama aşağıdan “Atla atla” diye tezehürat yapan acımasızlığı gördüm.
    Hukuksuzluğun, rüşvetin tavana vurduğu bir ülkede birbirini tokatlayan boyalı,mini etekli, silikonlu göğüsleri ekranı kaplayan kadınları küçük kızımın
    hayretle seyrettiğini gördüm.
    Bu ülkede 400.000 kahvehane, 15.000 meyhane ve 131 kütüphane olduğunu gördüm.
    Kişi başına yıllık kitap harcamamızın 3 dolar, Batı’da ise 500 dolar olduğunu gördüm.

    En üzücüsü, Yunanistan ‘da beş yaşına kadar 1.000 çocuğun 6 ’sının öldüğünü,
    Türkiye’de ise 61 çocuğun öldüğünü gördüm.

    Öyleyse gördüklerimi yazayım dedim.

    Kitabın binlerce satmasını, en çok satanlara girmesini beklemiyorum. Tek beklediğim; okuyan size derinden etkilemesi, hayatınızla ilgili önemli değişiklikler yaratması.
    ‘’Herkes kendi evinin önünü süpürürse sokaklar tertemiz olur.’’diye bir laf var ya, sakın inanmayın,silin kafanızdan. Eğer bu ilkede kendi evinizin önünü süpürürseniz görevinizi yapmıyorsunuz demektir. Çıkın ve bütün sokağı süpürün, çünkü herkes evinde sokağını ve ülkesinş televizyondan izliyor ve çöpünü sokağa atıyor.

    İşin acı tarafı televizyondan gösterdikleri sokak sizing gördüğünüz kirli sokaklar değil.

    İnin ve sokağı süpürün,

    Kafanızı kaldırıp size bir çöp ve laf atanlara bakmadan…

    Hayallerinize sıkı sıkı sarılın.

Sayfayı Paylaş