Şu Sorulara Bkarmısınız

Konu 'Sosyal Bilgiler 8. Sınıf' bölümünde atsmurat tarafından paylaşıldı.

  1. atsmurat

    atsmurat Üye

    Katılım:
    6 Aralık 2010
    Mesajlar:
    5
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0

    Merhaba Bize Hoca Şu Soruları Cevaplarını Bulun Dosyalayın Getirin Dedi Bütün Sınıfa Bende Birazını Buldum Yarına LAzım Lütfen Bi Bakarmısınız:

    1-) Saltanatın kaldırılmasını açıklayın ve neden halifelikle beraber kaldırılmadığını yazın
    2-)lozan barış antlaşmasında çözüme ulaşmayanlar
    3-)izmir İktisat kongresi
    4-)Tevhid-i Tedrisat kanununu açıklayın
    5-) çok partili hayata geçişte hangi partiler kuruldu neden kapatıldı
    6-)Medeni kanun neleri kapsıyor yazın
    7-)tekke ve Zaviyeler neden kaldırıldı
    :cool:Şu ana kadar kaçtane anayasa çıkmıştır tarihleri ile yazın
    9-)kabotaj kanunu
    10-)şeh sait ayaklanması ve sonucunda neler oldu
  2. atsmurat

    atsmurat Üye

    Katılım:
    6 Aralık 2010
    Mesajlar:
    5
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
  3. tekses

    tekses Üye

    Katılım:
    13 Mart 2011
    Mesajlar:
    46
    Beğenileri:
    6
    Ödül Puanları:
    0
    3) 11 bakandan oluşucak hükümetin kurulması ile ilgili 3 numaralı kanunu kabul etmişti. Bu hükümette bir de İktisat Bakanlığı bulunmaktaydı.

    Tasarlanmasında ve örgütlenmesinde İktisat Vekili Mahmut Esat'ın (Bozkurt) belirleyici rolü olan İzmir İktisat Kongresi, Mustafa Kemal'in açılış konuşmasıyla başladı, çalışmaları daha sonra Kâzım Karabekir yürüttü.

    Bu kongrede Mustafa Kemal tarafından harf inkılabı için nabız yoklanması amacıyla; Kongre başlıkları içine latin harflerine geçilmesi de konulmuş; ancak Kazım Karabekir Paşanın, başlığın üzerini çizerek "Maarif Vekaletine Sevk" yazarak o günkü Milli Eğitim Bakanına sevketmesiyle bir süre daha gündeme gelmemiştir.[kaynak belirtilmeli]

    Hükümetin programında mali ve ekonomik meseleler üzerinde önemle durulacağı da belirtilmişti. Ancak 1920-1922 yıllarında Türkiye, Kurtuluş Savaşı içinde bulunduğundan, TBMM'nin bu dönemdeki başlıca amacı yurdu istiladan kurtarmaktı. Savaşın gerektirdiği nedenlerle de, hükümet o sıralarda üretim ve endüstriye yatırım yapacak durumda değildi. Ancak yönetici kadro zaferden sonra ilke olarak siyasi ve ekonomik bağımsızlığı öngörmüştü.

    Lozan Konferansı'na ara verildiği sırada, İzmir İktisat Kongresi 1135[kaynak belirtilmeli] delege ile 17 Şubat-4 Mart 1923 tarihleri arasında toplandı. İzmir İktisat Kongresi'nde yeni Türkiye'nin ekonomik sorunları tartışıldı. Ayrıca, Lozan'da devamı istenen kapitülasyonlar ve diğer imtiyazların kabul edilmeyeceği ifade ediliyordu.

    Sonuç olarak İzmir iktisat kongresi, Osmanlı İmparatorluğu döneminde gelir vergisinin yüksek oranlı olması ve özel mülkiyetin olmaması sebepleriyle oluşmamış, kapitalizmin 2 temel sınıfından biri olan burjuvazinin devlet eliyle yaratılması konusunda karar alınmıştır.[kaynak belirtilmeli]

    ALINAN KARARLAR...

    Hammaddesi yurt içinde olan endüstri kollarının kurulması,
    Özel girişimcilerin desteklenmesi,
    Yatırımcılara kredi sağlayacak bankaların kurulması,
    Günlük tüketim mallarına öncelik verilmesi,
    Özel teşebbüsün(Liberalizm) gücünün yetmediği durumlarda devletin(devletçilik) öncülük etmesi,
    Önemli kuruluşların ulusallaştırılması,
    Yerli malı kullanımı teşvik edilecek,(milliyetçilik)
    Yerli malların kara ve deniz taşımacılığında ucuz tarife ile taşınması sağlanacak,(Yerli malının rekabet gücü artırılıyor.)
    Gümrük vergileri yerli sanayiyi koruyacak şekilde düzenlenecek,
    Demir yolu yapımı programa bağlanacak,
    İşçi hakları genişletilecek. Sendikal haklar verilecek,(KPSS 2010 cıktı.)
    Teknik eleman yetiştirilmeye önem verilecek,
    Aşar vergisi kaldırılacak.
    İzmir İktisat Kongresi'nin 2.si 1983, 3.sü 1992, 4.sü ise 2004 yılında yapılmıştır.

    17 Şubat - 4 Mart 1923 tarihleri arasında İzmir'de eski Banka-Han olan binada yapıldı.İktisat vekili Mahmut Esat (Bozkurt) Bey'in 13 Şubat 1923 tarihinde verdiği beyanata göre Türkiye İktisat Kongresi "Hükümetin Delaleti" ile toplanmıştır. Anadolu Ajansı 13 Şubat 1923'de Mahmut Esat (Bozkurt) Bey, aynı beyanat da Kongrenin amacını şu şekilde belirtmektedir: "Bu Kongreyi millet ve memleketimizin kabiliyet ihtiyacat-ı iktisadiye sini elbirliği ile tetkik ederek ona göre bir ittila usulü vaz ve tetkik eylemek aynı zamanda memleketimizin muhtelif ve şimdiye kadar yek diğerine yabancı kalmış iktisat amillerinin birbiri ile tanıştırmak için açıyoruz".

    Kongrede ele alınacak sorunlardan bazılarını Kongre Heyeti;Türkiye'de kredi meselesi,İstihsalin tanzimi,Gümrük meselesi,Vergiler,Vesait-i Nakliye başlıkları altında ayrıntılı bir rapor şeklinde işleyerek; 23 Şubat 1923'de yayınlamıştır. Türkiye'nin çiftçi, tüccar, sanayi ve işçi zümrelerinden seçilen 1135 üyenin katıldığı bu kongrede bir Misak-ı iktisadi ile çiftçi, tüccar, sanayi ve işçi gruplarının hazırladıkları "İktisadi Esaslar" tartışıldı ve kabul edildi.

    İzmir'in kurtuluşundan 5 ay sonra ve Lozan Antlaşması'nın imzalanmasından 4 ay önce toplanan Türkiye İktisat Kongresi Anadolu kurtuluş hareketinin iktisadi yönünü göstermesi bakımından, son derece önemlidir. Anadolu Ajansı'nın 5 Mart 1923 tarihli bir haberinde; "tab ve neşredilecek bilumum kitapların ilk sahifelerinde Misak-ı İktisadi esasları gayet okunaklı bir surette yazılacaktır. Kongre Divanınca bu babda alakadarına tebligat icrasına karar verilmiştir" denilmesine rağmen iktisat kongresi ile ilgili tebliğler sadece Osmanlıca "İktisat Esaslarımız" adlı bir kitapçık ta yayınlanmıştır. Kongreye her kazadan gönderilen sekiz kişi Atatürk'ün açılış nutkunda belirttiği üzere milleti temsil ediyor ve delegelerin söyleyeceklerine itibar edeceklerini bildiriyordu. Tüm bunlara rağmen,toprağa sahip olmadan çalışan ortakçı ve yarıcının kongrede tam olarak temsil edilemediği de aşikardır.

    Öte yandan işçi grubunun iktisat esaslarının 34. maddesi tarım işçilerinin ve toprağa sahip olmayan köylünün kongrede temsil olunmadığı kanısını doğrulayacak niteliktedir. Bu maddeye göre "Ziraat işlerinde kullanılan işçiler yukarıdaki (işçi grubunun iktisat esaslarını içeren) maddelerin ahlakından müstesnadır." Bir başka deyimle ,Kongrede sanayi ve işçilerini temsil edenler,tarım işlerinde çalışıp Kongrede temsil edilemeyen işçilerin çıkarlarını savunmayı düşünmemişlerdir.

    Eldeki belgelerden anlaşıldığına göre Kurtuluş Savaşı'nın sürüp gittiği yıllarda bile Ankara Hükümeti imkanlar ölçüsünde sosyo-ekonomik konularla ilgilenir ve uğraşırken, bu arada madencilik konusuyla da ilgilenmiş,özellikle Zonguldak Kömür Havzası'ndaki durum gözden kaçmamıştır. Kongrede bu duruma da değinilmiştir.

    Bu kongrede alınan kararların çoğu zamanla tatbik edilmişse de, özellikle tarımla ilgili maddeler günümüzde dahi tam anlamıyla amacına ulaştırılamamıştır. Netice itibariyle, İzmir İktisat Kongresi ile başlayan bir fikri gelişmenin oluşması, ekonomik envanterlerin belirlenmesi, model arayışları ve belli ölçüde uygulamaya başlama dönemidir. Bu dönemde ekonominin sahip oldukları ve olmadıkları belirlenmiş, ekonomik hedefler tayin edilmiş, karma ekonomi modelinin temelleri hazırlanmıştır.

    17 Şubat - 4 Mart 1923 tarihlerinde İzmir'de toplanan Türkiye İktisat Kongresinin en önemli kararlarını şöyle sıralamak mümkündür.

    Hammaddesi yurt içinde yetişen veya yetiştirilebilen sanayi dalları kurulması gerekmektedir.
    El işçiliğinden ve küçük imalattan süratle fabrikaya veya büyük işletmeye geçilmelidir.
    Devlet yavaş yavaş iktisadi görüşleri de olan bir organ haline gelmeli ve özel sektörler tarafından kurulamayan teşebbüsler devletçe ele alınmalıdır.
    Özel teşebbüslere kredi sağlayacak bir Devlet Bankası kurulmalıdır.
    Dış rekabete dayanabilmek için sanayinin toplu ve bütün olarak kurulması gerekir.
    Yabancıların kurdukları tekellerden kaçınılmalıdır.
    Sanayinin teşviki ve milli bankaların kurulması sağlanmalıdır.
    Demiryolu inşaat progr***** bağlanmalıdır.
    İş erbabına amele değil, işçi denmelidir.
    Sendika hakkı tanınmalıdır.
    Saat 10'da başlayıp, 11.15'te kapanan ilk oturumda alınan aşağıdaki genel kararlar, şöyledir;

    Madde-1: Türkiye, milli hudutları dahilinde, lekesiz bir istiklal ile, dünyanın sulh ve terakki unsurlarından biridir.

    Madde-2: Türkiye halkı hakimiyetine, kanı ve canı pahasına elde ettiğinden, hiçbir şeye feda etmez;ve milli hakimiyete müstenit olan meclis ve hükümetine daima zahirdir.

    Madde-3: Türkiye halkı, tahribat yapmaz; imar eder. Bütün mesai iktisaden memleketi yükseltmek gayesine matuftur.

    Madde-4: Türkiye halkı, sarf ettiği eşyayı mümkün mertebe kendi yetiştirir. Çok çalışır, vakitte, servette ve ithalatta israftan kaçar. Milli istihsali temin için icabında geceli gündüzlü çalışmak şiardır.

    Madde-5: Türkiye halkı, servet itibarile bir altın hazinesi üzerinde oturduğuna vakıftır. Ormanlarını evladı gibi sever, bunun için ağaç bayramları yapar ; yeniden orman yetiştirir. Madenleri kendi milli, istihsali için işletir ve servetlerini herkes den fazla tanımağa çalışır.

    Madde-6: Hırsızlık, yalancılık, riya ve tembellik en büyük düşmanımız; taasubdan uzak dindarene bir selabet her şeyde esasımızdır. Her zaman fa ideli yenilikleri severek alırız. Türkiye halkı mukaddesatına, topraklarına, şahıslarına ve mallarına karşı yapılan düşman fesat propagandalarından nefret eder ve daima bunlarla mücadeleyi bir vazife bilir.

    Madde-7: Türkler, irfan ve marifet aşığıdır. Türk, her yerde hayatını kazanabilecek şekilde yetişir; fakat her şeyden evvel memleketinin malıdır. Maarife verdiği kutsiyet dolayısıyla ( Mevlûdu şerif) Kandil günü, aynı zamanda bir kitap bayramı olarak tes'id eder.

    Madde-8: Birçok harpler ve zaruretten dolayı eksilen nüfusumuzun fazlalaşması ile beraber sıhhatlerimizin, hayatlarımızın korunması en birinci emelimizdir. Türk mikroptan, pis havadan, salgından ve pislikten çekinir, bol ve saf hava, bol güneş ve temizliği sever. Ecdat mirası olan binicilik, nişancılık, avcılık, denizcilik gibi bedeni terbiyenin yayılmasına çalışır. Hayvanlarına da aynı dikkat ve himmeti göstermekle beraber cinslerini düzeltir ve miktarlarını çoğaltır.

    Madde-9: Türk, dinine, milliyetine, toprağına, hayatına ve müessesatına düşman olamayan milletlere daima dosttur; ecnebi sermayesine aleyhtar değildir. Ancak kendi yurduna kendi lisanına ve kanununa uymayan müesseselerle münasebette bulunmaz. Türk, ilim ve sanat yeniliklerini nerede olursa olsun doğrudan doğruya alır ve her türlü münasebette fazla mutavassıt istemez.

    Madde-10: Türk, açık alın ile serbestçe çalışmayı sever; işlerde inhisar istemez.

    Madde-11: Türkler, hangi sınıf ve meslekte olurlarsa olsunlar, candan sevişirler. Meslek, zümre itibarile el ele vererek birlikler, memleketini ve birbirlerini tanımak, anlaşmak için seyahatler ve birleşmeler yaparlar.

    Madde-12: Türk kadını ve hocası, çocuklarını iktisadi misaka göre yetiştirir.

    Musatafa Kemal'in Kongreyi Açış Konuşması'ndan:

    “ ...EFENDİLER!
    Tarih, milletlerin, yükseliş ve çöküş nedenlerini ararken birçok siyasi, askeri, içtimai sebepler bulmak da ve saymaktadır. Şüphe yok, bütün bu sebepler, sosyal olaylarda da etkilidir. Fakat bir milletin doğrudan doğruya hayatıyla, yükselişiyle alakadar ve münasebetdar olan, milletin iktisadiyatıdır. Hakikaten Türk Tarihi tetkik olunursa bütün yükseliş ve çöküş nedenlerinin bu iktisat meselelerinden başka bir şey olmadığı anlaşılır.

    EFENDİLER!

    Tarihimizi dolduran bunca muvaffakiyetler, zaferler ve yahut mağlubiyetler yıkılış ve felaketler bunların kaffesi vukua geldikleri devirlerdeki ekonomik durumumuzla münasebatdar ve alakadardır. Yeni Türkiye' mizin layık olduğu mertebeye ulaştırabilmek için behemehal iktisadiyatımıza birinci derecede önem vermek mecburiyetindeyiz. Çünkü zamanımız bir iktisat devresinden başka bir şey değildir.
  4. tekses

    tekses Üye

    Katılım:
    13 Mart 2011
    Mesajlar:
    46
    Beğenileri:
    6
    Ödül Puanları:
    0
    4) Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitim birliği bir sistem olarak benimsenmiş bulunmaktadır. Yeni Türkiye'nin kültür hayatında büyük bir aşamayı gerçekleştiren Tevhid-i Tedrisat Kanunu, geniş çaplı bir kültür hamlesidir. Eğitimin birleştirilmesi ile, özellikle 19. yüzyıl sonlarından beri Türk eğitiminde görülen medrese ve okul (mektep) diye devam eden ikililiğe son verilmiştir. "Tevhid-i Tedrisat Kanunu" ile öğretim ve eğitim birliği sağlanarak milli kültür birliğine yönelmek istenmiştir. Öğretim ve eğitime milli ve laik bir karakter veren Tevhid-i Tedrisat Kanunu, bir inkılabın da adı olmuştur.

    3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile medreseler kaldırılmıştır. Keza 3 Mart 1924 tarihli, Şer'iye ve Evkaf Vekaletlerinin kaldırılmasına dair kanunla da, vakıfların bağlı bulunduğu vekalet (bakanlık) kaldırıldığından ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun üçüncü maddesi ile de Şer'iye ve Evkaf Vekaleti bütçesinde mektepler (okullar) ve medreseler için ayrılan ödenek Maarif Vekaletine (Milli Eğitim Bakanlığına) devredildiğinden, medreselerin kaderini tayin Maarif Vekaletine bırakılmıştır. Böylece, öğrenim birleştirilerek ikilik ortadan kaldırılımış ve devlet, eğitim işlerinin tek sorumlusu olmuştur. Cumhuriyet hükümeti, bir kısım dinî kurumları kapatarak bunların yerine yeni sistemde eğitim veren İlahiyat Fakültesi ve İmam Hatip Okullarını açtı. Medreseler, türbeler, tekkeler kapatıldı. Böylece, eğitimde birlik sağlanarak devletin öğretmenleri tarafından dinî derslerin yanında diğer dersler de verilmeye başlandı.

    2 Mart 1926'da kabul edilen Maarif Teşkilatı Hakkında Kanun, Tevhid-i Tedrisat (Öğretimin Birleştirilmesi) Kanunu ilkelerinin ışığı altında eğitim hizmetlerini düzenlemiştir. Devletin izni olmadan hiçbir okulun açılmayacağını öngören Maarif Teşkilatı Hakkında Kanun aynı zamanda çağdışı olduğu düşünülen derslerin okul müfredat programlarından kaldırılmasını da sağlamıştır.

    Maddeler [değiştir]Kanun No :430 Kabul Tarihi :3.3.1340 (1924) R.Gazete'de Yayımı :6.3.1340 (1924) Sayısı :63

    Madde 1-Türkiye dahilinde bütün müessesatı ilmiye ve tedrisiye Maarif Vekaletine merbuttur.
    Madde 2- Şer'i ve Evkaf Vekaleti veyahut hususi vakıflar tarafından idare olunan bilcümle medrese ve mektepler Maarif Vekaletine devir ve raptedilmiştir.
    Madde 3- Şer'iye ve Evkaf Vekaleti bütçesinde mekatip ve medarise tahsis olunan mebaliğ Maarif bütçesine nakledilecektir.
    Madde 4- Maarif Vekaleti yüksek diniyat mütehasısları yetiştirilmek üzere Darülfünunda bir İlahıyat Fakültesi tesis ve imamet ve hitabet gibi hidematı dineyinin ifası vazifesi ile mükeelef memurların yetişmesi için de ayrı mektepler küşat edecektir.
    Madde 5-Bu kanun neşri tarihinden itibaren terbiye ve tedrisatı umumiye ile müştegil olup şimdiye kadar Müdafaai Milliyeye merbut olan askeri rüşti ve idadilerle Sıhhiye Vekaletine merburt olan darüleytamlar,bütçeleri ve heyeti talimiyeleri ile beraber Maarif Vekaletine raptolunmuştur.Mezkür rüşti ve idadilerde bulunan heyeti talimiyelerin ciheti irtibatları atiyen ait olduğu ve Vekaletler arasında tahvil ve tanzim edilecek ve o zamana kadar orduya mensup olan muallimler orduya nispetlerini muha-faza edecektir. (637 sayılı 22.4.1941 Tarihli kanunla eklenen fıkra). Mektebi Harbiyeye menşe teşkil eden askeri liseler bütçe kadroları ile Müdafaai Milliye Vekaletine devrolmuştur.
    Madde 6-İşbu kanun tarihi neşrinden muteberdir.
    Madde 7-İşbu kanunun icrayı ahk***** İcra Vekilleri Heyeti memundur.
    İlamların ve matbu muamelat cetvel ve defterinin 1929 Haziran iptidasına kadar eski usulde yazılması caizdir.Verilecek tapu kayıtları ve senetleri ve nufus ve evlenme cüzdanları ve kayıtları ve askeri hüviyetve terhis cüzdanları 1929 Haziranı iptidasından itibaren Türk harfleriyle yazılacaktır.

    Madde 4- Halk tarafından vaki müracatlarda eski arap harfleriyle yazılı olanlarının kabülü 1929 Haziranının birinci gününe kadar caizdir.1928 senesi kanunun evveli iptidasından itibaren Türkçe hususi,resmi levha,tabela,ilan,reklam vesinema yazıları ile kezalik Türkçe hususi,resmi bilcümle mevkut,gayrı mevkut gazete,risale ve mecmuaların Türk harfleriyle basılması ve yazılması mecburidir.
    Madde 5- 1929 Kanunusanisi iptidasından itibaren Türkçe basılacak kitapların Türk harfleriyle basılması mecburidir.
    Madde 6- Resmi ve hususi bütün zabıtlarda 1930 Haziranı iptidasına kadar eski Arap harflerinin stenografi makamında istimali caizdir. Devletin bütün idare ve müeseselerinde kullanılan kitap,kanun,talimatname,defter,cetvel,kayıt ve sicil gibi matbuların 1930 Haziranı iptidasına kadar kullanılması caizdir.
    Madde 7-Para ve hisse senetleri ve bonolar ve esham ve tahvilat ve pul ve sair kıymetli evrak ile hukuki mahiyeti haiz bilcümle eski vesikalar değiştirilmedikleri müddetçe muteberdirler.
    Madde 8-Bilumum bankalar,imtiyazlı ve imtiyazsız şirketler,cemiyetler ve müesseselerin bütün Türkçe muamelatına Türk harfleri tatbiki 1929 Kanunusanisinin birinci gününü geçmez. Şu kadar ki halk tarafından mezkûr müeseselere 1929 Haziranı iptidasına kadar eski Arap harfleriyle müracaat vaki olduğu taktirde kabul olunur. Bu müesseselerin ellerinde mevcut eski Arap harfleriyle basılmış defter,cetvel katolog, nizamname ve talimatname gibi matbuaların1930 Haziranı iptidasına kadar kullanılma-sı caizdir.
    Madde 9-Bütün mekteplerin Türkçe yapılan tedrisatında Türk harfleri kullanılır Eski harflerle matbu kitaplarla tedrisat icrası memnudur.
    Madde 10-Bu kanun neşri tarihinden muteberdir.
    Madde 11-Bu kanunun ahkamını icraya İcra Vekilleri Heyeti memurdur.
    Bu kanun;1982 Anayasası'nın 'İnkılap kanunlarının korunması' başlığı altındaki 174.maddeyle, güvencesi altında saydığı kanunlar arasında yer almıştır.
  5. tekses

    tekses Üye

    Katılım:
    13 Mart 2011
    Mesajlar:
    46
    Beğenileri:
    6
    Ödül Puanları:
    0
    5)

    Çok Partili Hayata Geçiş Denemeleri

    19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışıyla başlayıp, kongreler dönemini geçirdikten sonra Ankara’yı yönetim yeri seçen ve orada ulusal istenci yansıtacak olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni kuran Anadolu ulusal eylemi ve bu eylemin önderi seçkin, tutarlı, uyumlu bir “kadro” ile yola çıkmamıştır. Böyle bir kadroyu bulmak, seçmek hem olanak dışıydı, hem de gereksizdi. Her konunun, her sorunun başında gerçekleştirilmesi gereken bir amaç vardı: Anayurdu düşmandan kurtarmak, ulusu bağımsızlığa kavuşturmak. Onun için de herkesin, her düşüncenin, her kesimin, her grubun bu ulusal savaşımda yer alması, bir araya gelmesi, birbirine destek ve yardımcı olması ön koşuldu. Eylem böyle başlamış, böyle sürdürülerek sonuca gidilmek istenmiştir. Fakat daha sonuca ulaşılmadan ayrılık belirtileri başlamış, siyasi kümelenmeler kendini göstermiştir.İşte bu kümelenmeler sonucunda kurulacak partiler, Türkiye Cumhuriyeti’nin çok partili rejime geçişini sağlayacaktır.

    A. Kurulan Partiler

    • Cumhuriyet Halk Fırkası
    Mustafa Kemal devriminin atılımlarını gerçekleştirmek, toplumda, devlet yaşamında köklü değişiklikler yapmak, bunları yaparken de uygulaması yıllarca sürecek bir izlence hazırlamak, bu izlencenin gerçekleştirilmesini amaç edinecek bir siyasal partiye gereksinim duyduğunu, bunların doğal sonucu olarak bir siyasal parti kurmak kararında olduğunu 6 Aralık 1922’de gazetelere verdiği bir demeçle açıklamıştır. Kurulacak partinin adı “Halk Fırkası” olacak, partinin izlencesi “halkçılık” ilkesine dayanacaktır.

    Gazi, bu kararını açıkladıktan sonra tüm aydınları, bilim adamlarını göreve çağırmış, ülkenin, ulusun her yönden tam bağımsız hale getirilmesi için nelerin yapılması, parti izlencesinde nelerin yer alması gerektiğini ayrıntılarıyla düşünmelerini, kendisine göndermelerini istemiştir.

    Mustafa Kemal, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin başkanıdır. Meclis, 1 Nisan 1923’te seçimlerin yenilenmesini kararlaştırmıştır. Seçimlere giderken “Dokuz Umde” adlı bildirgeyi yayınlanmış, derneğin milletvekili adaylarının adları açıklanmıştır. Seçmenler sandık başında milletvekillerini seçerken açıklanan dernek adaylarına oy vermeleri halinde bu bildirgeyi ayrıca Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin Halk Fırkası’na dönüştürülmesini kabul etmiş olacaklardı. Seçimler yapılmış, seçimi dernek adayları kazanmış, yayınlanan Dokuz umde, yeni siyasal partinin ilk seçim bildirgesi ulusça benimsenmiştir.

    Yeni milletvekilleri ilk toplantılarını 8 Ağustos 1923’te grup olarak yapmış, burada yeni partinin tüzüğü okunup milletvekillerine dağıtılmış, 9 Eylül 1923 tarihli grup toplantısında da tüzük kabul edilmiş ve böylece Halk Fırkası kurulmuştur. Fırkanın Genel Başkanı Gazi Mustafa Kemal’dir. Bundan sonraki atılımlar bu partinin meclisteki çokluğu, izlencesi ve önderinin uyarılarıyla gerçekleştirilecektir. Halk Fırkası adı, 1924’de Cumhuriyet Halk Fırkası’na, 1935’te de Cumhuriyet Halk Partisi’ne dönüştürülmüştür.

    Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası:

    Cumhuriyetin başlangıç döneminde, ulusal kurtuluş savaşı boyunca yurdu, ulusu işgalden, tutsaklıktan kurtarmak, bağımsızlığa kavuşturmak için birlikte çalışan komutanlar, ulus temsilcisi milletvekilleri arasında saltanatın, hilafetin kaldırılması, cumhuriyetin ilanı ve ulusal eylem sadece yurdu düşmandan temizlemek için girişilmiş bir savaş olmadığından ilk devrimci atılımların uygulamaya konmasından sonra düşünce ayrılıkları baş göstermiş, yollar, yöntemler ayrılmıştır. Ayrılıkların gerçek nedeni ulusal eylemin bir devrimci eyleme dönüşmesi, Mustafa Kemal ve onunla birlikte olanların ulusu, Türk toplumunu çağdaşlaştırma yönünde değiştirmek istemeleri, sürekli bir devrim başlatmalarıdır. Bu gerçek nedenin yanında kişisel çekemezlikler, İttihatçılıktan gelen eski birikimler, başa geçme tutku ve özlemi de kuşkusuz bazı kişilerin davranışlarında, karşı devrim eylemlerinde yer alışlarında etkili olmuştur; fakat asıl neden inanç ayrılıklarıdır. Bunun en içten, en gerçekçi yorumunu başından beri Mustafa Kemal’le birlikte çalışan Rauf (Orbay) Bey yapmıştır Rauf Bey bu içten itirafını padişahlığın kaldırılmasının hazırlıklarının yapıldığı günlerde Ankara’da Keçiören’deki Refet (Bele) Paşa’nın evinde Mustafa Kemal, Refet ve Fuat (Cebesoy) Paşaların bulunduğu bir gece görüşmesinde yapmıştır. Rauf Bey, Mustafa Kemal’in padişahlık ve hilafet konusundaki görüşlerinin ne olduğunu sorması ile şunları söylemiştir: “Ben, padişahlık ve halifelik katına gönül ve duygu bakımından bağlıyım. Çünkü benim babam padişahın ekmeğiyle yetişmiş, Osmanlı Devletinin ileri gelen adamları arasına geçmiştir.Benim de kanımda o ekmekten vardır. Ben iyilik bilmez değilim ve olamam. Padişaha bağlı kalmam borcumdur. Halifeye bağlılığım ise görgümün gereğidir. Bunlardan başka, genel görüşlerim vardır. Bizde kamunun birliğini korumak güçtür. Bunu ancak, herkesin erişemeyeceği ölçüde yüksek görülmeye alışılmış bir kat sağlayabilir. O da padişahlık ve halifelik katıdır. Bu katı kaldırmak, onun yerine başka nitelikte bir kat koymaya çalışmak, yıkıma yol açar ve büyük acı doğurur; bu hiç uygun bir iş olmaz.” Mustafa Kemal bu sözler üzerine Refet Paşa’nın düşüncesini sormuş, “Rauf beyin bütün düşünce ve görüşlerine katılırım. Gerçekte bizde padişahlıktan, halifelikten, başka bir yönetim biçimi söz konusu olamaz.” Yanıtını almıştır. Fuat Paşa ise, Moskova’dan henüz döndüğünü, durumu gereğince inceleme zamanı bulamadığını, bu yönden de bu konuda bir düşünce ve görüş bildiremeyeceğini belirtmiş ve Atatürk’e göre bunu yaparak gerçek düşüncesini söylemekten kaçınmıştır.

    Bu gerçek neden ve onu besleyen ikinci nedenler Halk Fırkası kurulduktan sonra parti içinde ve dışında yeni bir karşı akımın gerçekleşmesine yol açmış, sonunda partiden ayrılan milletvekilleriyle ordudaki komutanlıklarını bırakan milletvekilleri birlikte yeni bir partide bir araya gelmişlerdir.Yeni partinin adı Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası dır. Parti 17 Kasım 1924’te kurulmuştur. Partinin başkanı Kazım Karabekir Paşa dır. Parti genelde Cumhuriyet ilkesini, liberalizmi ve demokrasiyi benimsediği izlencesinde belirtmekte. Aynı izlencede düşünce ve dinsel inançlara olduğunu açıklamaktadır. Parti örgütünde o dönemin devrimci atılımlarına karşı çıkanlar, eski ittihatçıların çoğu, aşırı tutucular bir araya gelmiş, İstanbul’un Vatan, Son Telgraf, Tevhidi Efkâr, İstiklâl gazeteleri partinin yeni destekçisi olmuştur. Gerçi partinin meclisteki üyeleri otuz kişi kadardır, bunların oylamalarda etkili olmaları olanak dışıdır. Yalnız meclisteki çıkışları , yoğun çabaları, ülkede yeni umutların doğmasına, karışıklıkların çımasına neden olmuştur.11 Şubat 1925’te Doğuda patlak veren Şeyh Sait Ayaklanmasına yardım ve yataklık ettiği görülen parti, Bakanlar Kurulu kararıyla 5 Haziran 1925’te kapatılmıştır.

    • Serbest Cumhuriyet Fırkası

    Cumhuriyet döneminin, Atatürk zamanında iki çok partili siyasi yaşama geçiş denmesi olmuştur. Bunlardan biri Şeyh Sait ayaklanması ve partinin kapatılmasıyla sonuçlanan 1924’lerin Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, öbürü 12 Ağustos 1930’da kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası’dır.Birincisi Mustafa Kemal ve yakın arkadaşlarına karşın, gerçekten karşıt düşünceleri uygulamak, Mustafa Kemal ve yakın arkadaşlarını eleştirmek, onların yönetimini değiştirmek, yönetimi ele geçirmek amacıyla kurulmuş; ikincisi ise Mustafa Kemal’in isteği, bu partinin de birinci karşıt parti gibi kapatılmayacağı güvencesini vermesi ve ilk yöneticilerinin kimler olacağını söylemesi üzerine ortaya çıkmıştır. Bu haliyle bir ölçüde kurulduğu gün Mustafa Kemal’in dolayısıyla Cumhuriyet Halk Fırkası’nın gündeminde bir parti olarak görülmüştür. Mustafa Kemal, bu partiyi o günlerde Paris’te büyük elçi olarak bulunan eski başbakanlardan Ali Fethi (Okyar) Bey’i yurda çağırarak Ona kurdurtmuş; yanına da o güne kadar C.H.F.’li olan bazı milletvekillerini yönetici olarak vermiştir. Partiye 13 milletvekili katılmıştır. Mustafa Kemal’in kız kardeşi Makbule Atadan da bu partide görev alanlar arasındadır.

    Mustafa Kemal, Serbest Cumhuriyet Fırkasının kuruluşuna her türlü kolaylığı göstereceğini söylemiş, fakat devrim uygulamalarından kesin olarak ödün verilmemesini de ön koşul olarak istemiştir. Bu dönemde dünya ekonomik bunalımı, aslında savaştan yoksul ve yıkıntı içine çıkan, bu yoksullukları, yıkıntıları gidermeye, onarmaya çalışan Türk ekonomisini de etkisi altına almış, halkın sıkıntılarının çoğalmasına, yakınmalarına yol açmıştır. Yeni partinin genel başkanı Ali Fethi (Okyar) Bey, ekonomide özel girişimci görüşlere sahiptir; ticaretin, sanayinin, ekonominin devlet yönetiminden uzak tutulması istemekte, böylece gelişmenin özlenen düzeye ulaşacağına inanmaktadır. Yeni partinin kurulduğu günlerde bir engeli vardır: Mustafa Kemal Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra C.H.F.’nin başkanlığını bırakmış, partinin yönetimini genel başkan vekili İsmet (İnönü) Paşa’ya vermişse de, partinin gerçek önderi, asıl sorumlu ve yetkilisi yine kendisidir; bunu herkes bilmektedir. Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın engeli, güçlüğü bundan kaynaklanmaktadır, partinin genel başkanını ve yöneticilerini bu durum kuşkulandırmaktadır. Ancak Mustafa Kemal, bunun bir sakınca yaratmayacağını, kendisinin Cumhurbaşkanı olarak, devrimlerde verilebilecek ödünler dışında, tarafsız kalacağını söylemiş, bu yönden güvence içinde olmaları gerektirdiğini bildirmiştir.

    Yeni parti, izlencesinde laik düşünceye yandaş olduğunu, cumhuriyete bağlılığını kesinlikle belirtmiş, bu doğrultuda çalışacağını açıklamıştır. Fakat parti kurulduktan sonra Cumhuriyet önemin her çok partili yaşama geçiş aşamasında görüldüğü gibi girilen özgür ortamı fırsat bilen tutusu, cumhuriyet ve laik düşünce karşıtı kişiler, eski kırgınlar, imparatorluk artıkları, mezhepçi, tarikatçı çevreler Serbest Cumhuriyet Fırkası’yla ortaya çıkmışlar, partinin yerel örgütünde görev almaya başlamışlardır. Partinin genel başkanının ve yöneticilerinin çabalarına karşın, tutucuların girişimlerini önlemek olanaksız hale gelmiştir. Serbest Cumhuriyet Fırkası ile Cumhuriyet Halk Fırkası arasında en büyük çatışma mecliste 1930’da yapılan belediye seçimleri nedeniyle bu partinin açtığı gensoru önergesi üzerinde çıkmıştır. Tartışmalarda her iki partinin sözcüleri çok sert biçimde birbirini eleştirmiş, karşılıklı ithamlar birbirini izlemiştir. Bu tartışmalar ve bunların tutucuları yüreklendirmesi sonucu bazı yerlerde Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’in fotoğrafları yırtılmış, karşı devrime yönelik davranışlara baş vurulmuştur. Bazı yerlerde özellikle İzmir’de C.H.F. il merkezine ve bu partiyi destekleyen gazeteye karşı girişilen saldırılar Mustafa Kemal’in uyarıda bulunmasına neden olmuş, Cumhurbaşkanı kendi durumunu ve davranışını Cumhuriyet Gazetesi’ne verdiği bir demeçle açıklığa kavuşturmuş, böylesine saldırılara girişenlerin yasal kovuşturulmadan kurtulamayacaklarını söylemiştir.
    Bu olaylar ve demeçten sonra Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal bir yurt gezisine çıkmış, durumu bir kez de kendisi incelemiştir. Bu olaylar Gazi’ nin özellikle devrim ve devrim uygulamaları konusunda takındığı kesin tavır üzerine Serbest Cumhuriyet Fırkası 17 Kasım 1930’da kendisini kapatma kararı almış ve böylece bu ikinci deneme de sonuçsuz kalmıştır.

    B. Doğu İsyanı

    Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın kurulmasıyla oluşan, yoğun, mecliste var oluş çabaları ülkede karışıklıkların , devrime ve ülke bütünlüğüne karşı yeni ayaklanmaların çıkmasına neden olmuştur. Bu yoğun ve aşırı davranışların sonucu dış etkilerin de yardımıyla 11 Şubat 1925’te doğuda Şeyh Sait Ayaklanması patlak vermiş, ayaklanma kısa sürede Elazığ ve Diyarbakır yörelerine yayılmıştır.

    Şeyh Said. Doğuda halkı ayaklanmaya iter ve etrafında toplarken dinin elden gittiğini yaymış, halkın dinsel, mezhepsel inançlarına karşı devrimin amaçları doğrultusunda kullanmıştır. Kendisi Nakşibendi tarikatının şeyhlerindendir. İngilizlerle ilişki kurduğu, destek gördüğü saptamıştır. İngilizlerin amacının ne olduğu baştan beri bilinmektedir. Doğu da budunsal ayrılıkları körüklemek, yeni Türk devletinin başına bir sorun yaratmaktır. Ayaklanmanın ilk başındaki yayılma ve gelişme içte ve dıştaki devrim düşmanlarını umutlandırmıştır. İngilizler bölgede bir Kürt devletinin kurulacağı umuduna kapılmıştır. İngilizlerle iş birliği içinde olan ve ayaklanmanın perde arkasındaki önderliğini yapan İstanbul’da oturan Şeyh Abdülkadir’dir. Bu ayaklanma yurt dışında sürgünde bulunan son padişah Vahdettin’i de umutlandırmış, yabancı gazetelere demeç vererek, Türkiye’ye dönüp tahta geçeceğini söyleyecek kadar yüreklendirmiştir. Doğuda bölgesel seferberlik kararı alınmış, ayaklanmanın bastırılması görevi orduya verilmiş, vatana hainlikle ilgili yasaya yeni ekler getirilmiş, Takrir-i Sükun yasası çıkarılmış, istiklal mahkemeleri kurulmuştur. Ayaklanma hükümetin ve ordunun kesin kararı ve uygulaması sonucu 15 Nisan 1925’te tamamen bastırılmış ve Haziran başında ayaklanma bölgesindeki devlet gücü bütün ağırlığıyla yönetimi eline almıştır.

    1925’lerin Şeyh Sait ayaklanması bir gerçeği tüm açıklığıyla gözler önüne sermiştir. Türkiye’de her karşı devrimci eylem siyasal ödünlerin sonucu halkın dinsel inançlarına el atılarak başlatılacak; mezhep ayrılıkları budunsal ayrılıklar, toplumsal, ekonomik, ekinsel geri kalmışlıklar öne sürülerek konunun içyüzünü bilmeyen halk karşı devrim eyleminin destekçisi durumuna düşürülecektir.

    C. Mustafa Kemal’e Suikast

    Doğudaki ayaklanmanın bastırılması, karşı devrimci eylemin tüm destekçilerinin yasalarla susturulması Atatürk devrimine bir dizi yeni devrimci atılımı artarda gerçekleştirme olanağı sağlamıştır. Fakat tüm umutlarını yitiren karşı devrimciler bu sefer de Mustafa Kemal’ in fiziksel varlığını ortadan kaldırmak, böylece devrimi sona erdirmek umuduna kapılmışlardır. Mustafa Kemal’i İzmir’de öldürmek amacıyla yapılan suikast girişimi, cinayet örgütüne alınmak istenen bir yurttaşın zamanında kendilerini ele vermeleri üzerine önlenmiş ve elebaşılarının hepsi İstiklâl Mahkemeleri’nde yargılanarak asılmışlar, ağır cezalara çarptırılmışlardır. Bu olaylardan sonraki yıllar tutucuların sustuğu, yani bir ortamın bekleyişi içine girdiği dönemlerdir.

    Bu ortama girişte, Mustafa Kemal’in orduyu siyaset dışında tutmak, kendi görevi içine çekmek karar ve uygulaması, ordu yönetimini kendisine ve devrime inanan komutanlara vermesi, böylece orduyu devrimin en büyük destekçisi durumuna getirmesi kuşkusuz en tutarlı, en akıllıca davranışlarından biridir. İttihat ve Terakki dönemini, o dönemin tümüyle siyasete bulaşmış ordusunu ülkeyi hangi sorunlarla karşı karşıya getirdiğini, devleti ve ulusu ne sorunlarla karşı karşıya bıraktığını gören, bilen ve yıllar boyu bunun acısını çeken komutan Mustafa Kemal için en geçekçi karar ve uygulama orduyu kuruluş amacı ve görevi içinde tutmak, siyasete karıştırmamaktı. Mustafa Kemal bunu gerçekleştirmiş, tüm yaşamında buna özen göstermiştir.

    D. Menemen Olayı

    Cumhuriyetin ilk yıllarında, çok partili yaşama geçişi sağlamak için girişilen iki denemenin de sonunda tutucu, bağnaz, cumhuriyet ve devrim düşmanı kişiler ile çevreler büyük bir olaya, bir başkaldırıya, ayaklanmaya girişmişlerdir. 1924’lerin Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının yarattığı ortam içinde doğuda Şeyh Sait silahlı ayaklanması çıkmış, ayaklanma ordu gücü ile bastırılabilmiş, bunun sonucu hem bu parti kapatılmış, hem de ülkede birkaç yıl sürecek yasal bir suskunluk dönemine girilmiş, sıkı önlemler alınmıştır. İkinci deneme olan Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kuruluşu ve bu partinin çatısı altında tutucu, bağnaz devrim karşıtı kişilerin, parti yöneticilerine karşı yer almaları ve bunların yarattığı ortam da İzmir’de, Menemen’de bir başka kanlı olayın çıkmasına neden olmuştur. Bu partinin genel başkanı tarafından kapatılmasını izleyen günlerde, 23 Aralık 1930’da Nakşibendi tarikatına bağlı Derviş Mehmet çevresine topladığı yandaşlarıyla birlikte “şeriat isteriz” bağırtılarıyla olay çıkartmış, halktan bazı kimseler de kendilerine katılmış, önlerine çıkan ve küçük bir birliğe komuta eden asteğmen Kubilay vurulmuş, bu yetmiyormuş gibi başı bıçakla kesilmiştir. Şeriatçı baş kaldırıcılar Kubilay’ın kesik başını yeşil bayrak asılı sopanın ucuna geçirmiş, Menemen sokaklarında tüm halkı ayaklanması için kışkırtmaya başlamıştır. Bu kanlı devrim düşmanı devrim düşmanı eyleme karşı Mustafa Kemal’in davranışı çok sert ve kesin olmuş, kışkırtıcı caniler yakalanarak toptan yok edilmişlerdir. Bu kesin davranış, bu ivedi cezalandırma, tutucuları, devrim düşmanlarını uzun süre susturmuş Mustafa Kemal döneminde 1933’te Bursa’da bazı kişilerin Arapça Ezan okumaya kalkışması dışında bir başka gerici olay görülmemiştir.
    Serbest Cumhuriyet Partisi’nin dışında 1930’larda bir ikinci yeni parti kurulmuş, üçüncü bir parti kurulmak istenmişse de hükümet komünizm yanlısı olduğu gerekçesiyle bunun kuruluşunu yasaklamıştır. Adana’da Abdülkadir Kemali (Öğütçü) Bey tarafından 29 Eylül 1930’da kurulan Ahali Cumhuriyet Fırkası bölgesel olmaktan ileri gidememiş, 4 aylık bir yaşamdan sonra Bakanlar Kurulu kararı ile kapatılmıştır. Başlangıçta kurulması Bakanlar Kurulunca engellenen öbür parti Türk Cumhuriyet Amele ve Çiftçi Partisi, Mimar Mühendis Kâzım Bey tarafından Edirne’de kurulmak istenmiştir. Partinin yayımlanan tüzüğünde işçi ve çiftçi sınıfı yararına sosyalist bir düzen ön görülmüştür. Bakanlar Kurulu bu partinin açılmasını, komünizm yanlısı olması gerekçesiyle sakıncalı görmüştür.
    Bu denemelerden sonra Türkiye’de 1945’e kadar başka partilerin kurulmasına olanak verilmemiş, Mustafa Kemal ve yakın devrimci arkadaşlarının tek partili düzeni egemen olmuştur.
  6. tekses

    tekses Üye

    Katılım:
    13 Mart 2011
    Mesajlar:
    46
    Beğenileri:
    6
    Ödül Puanları:
    0
    6) Medeni Hukuk SözleşmesiContract law in the United States of America covers the regulation of the obligations agreed to under contract (written or unwritten) between private individuals. Amerika Birleşik Devletleri Sözleşme hukuk yükümlülüklerinin düzenlenmesi özel kişiler arasında sözleşme (yazılı veya yazısız) altında kabul kapsar. Contract law on the sale of goods has been standardized throughout the nation as a result of the adoption of the Uniform Commercial Code of the United States (Uniform Commercial Code). malların satış sözleşmesi hukuk ABD'nin Tekdüzen Ticaret Kanunu (Uniform Commercial Code) kabul edilmesi sonucunda ülke çapında standardize edilmiştir. However, there is still significant diversity in the interpretation of other contracts, depending on the degree of codification of common law in each state and the adoption of the doctrine and jurisprudence on the subject. Ancak yine de bu konuda her devletin ortak hukuk ve kanun şeklinde doktrinin benimsenmesi ve hukuk derecesine bağlı olarak diğer sözleşmelerin yorumlanmasında önemli çeşitlilik vardır.

    The parties are entitled to agree to arbitration for those disputes that may arise from their contractual relationship. Taraflar, sözleşme ilişkisi doğabilecek uyuşmazlıkların tahkim için kabul etmek hakkına sahiptir. Under the Federal Arbitration Act of the United States (which has been interpreted to cover all born under the contracts under federal or state law), arbitration clauses are exercisable unless the party opposing arbitration can show unconstitutional, fraud or any cause of nullity of the contract itself. (Tüm federal veya eyalet yasalarına göre sözleşmeleri kapsamında doğmuş kapsayacak şekilde yorumlanmıştır) Amerika Birleşik Devletleri Federal Tahkim Kanununa göre, tahkim hükümleri tahkim muhalif partinin anayasaya aykırı, dolandırıcılık ya da sözleşmenin iptali herhangi bir sebep göstermek sürece azınlık vardır kendisi.


    The liability is the obligation imposed on a person to repair the damage caused to another. Sorumluluk hasar başka neden onarmak için bir kişinin empoze yükümlülüğüdür. In particular, the rules concerning the tort liability covers any type of civil action between private parties arising as a result of damage caused by an unlawful act of another person and this act unrelated to a contract between the parties. Özellikle, haksız fiil sorumluluğuna ilişkin kurallar başka bir kişi ve bu hareket taraflar arasında bir sözleşme ile ilişkisiz bir yasadışı eylem nedeniyle hasar sonucunda ortaya çıkan özel partiler arasında sivil eylem her türlü kapsar. Therefore covers the full spectrum of damage that people can be caused each other and, of course, also be connected to the criminal law in cases where the damage has been caused by the commission of a felony or misdemeanor. Bu yüzden insanlar birbirlerine neden olabileceği hasar tam spektrum kapakları, elbette zarar bir suç veya kabahat bir komisyon tarafından neden olmuştur durumlarda ceza hukuku bağlanabilir.

    Although the American Law Institute has attempted to standardize the law applicable to torts through the development of multiple versions of the Restatements of the Law (law treaties published by the organization), many states have chosen to adopt only some sections, rejecting others. Amerikan Hukuk Enstitüsü Hukuk Farkları birden çok sürümünü (kuruluşu tarafından yayınlanan yasa antlaşmalar) geliştirilmesi yoluyla hukuk tazminat için geçerli standart girişiminde olmasına rağmen, birçok devlet diğerleri reddederek sadece bazı bölümleri kabul seçtiniz. For that reason, and given its size and diversity, can not easily summarize the law on American tort. Bu nedenle, ve onun büyüklüğü ve çeşitliliği, kolayca Amerikan haksız fiil hakkındaki kanunun özetlemek olamaz verildi.

    For example, a few jurisdictions allow legal action for moral damages inflicted by negligent conduct, even in cases where physical injuries are not seen on the plaintiff, but most do not. Örneğin, birkaç yargı fiziksel yaralanmalar davacı üzerinde görmedim, ama en çok olmadığı durumlarda bile, ihmalkar davranış açtığı manevi tazminat dava sağlar. The states differ as to the causes that enabled to exercise every action, the types and amounts of compensation, laws of limitation, and the level of specificity with which it must file the claim. Devletlerin her eylem, türleri ve tazminat tutarları, sınırlama yasaları ve hangi ile dava dosyası gerekir özgüllük düzeyi egzersiz etkin nedenleri olarak farklılık gösterir. In almost all aspects of this branch of law can find a "common rule" followed by most states, while several "special rules" adopted by only one or several states of the Union. yasanın bu dal hemen her alanında en devletlerin ardından "ortak bir kural", bulabilirsiniz, Birlik sadece bir veya birkaç devlet tarafından kabul edilen bazı "özel kurallar" ise.

    Notably, one of the most important innovations in the law on civil liability of the United States was the rule on strict liability for defective products, which caused all jursiprudencia warranty information. Özellikle, Amerika Birleşik Devletleri hukuki sorumluluğa ilişkin yasa en önemli yeniliklerden biri tüm jursiprudencia garanti bilgileri kaynaklanan arızalı ürünler için sıkı sorumluluk kuralı idi. In 1963, Judge Roger John Traynor of the California Supreme Court abolished the legal fiction based on guarantees and imposed strict liability for defective products as a matter of public interest in the case of Greenman v. Yuba Power Products. 1963 yılında, Kaliforniya Yüksek Mahkemesi Yargıç Roger John Traynor garantiler ve Greenman v. Yuba Güç Ürünleri durumunda kamu yararı meselesi olarak kusurlu ürünler için uygulanan sıkı sorumluluk dayalı yasal kurgu kaldırıldı. The American Law Institute adopted a different version of the standard Greenman in Section 402A of the Restatement (Second) of Torts, which was published in 1965 and was influential throughout the United States. Amerikan Hukuk Enstitüsü 1965 yılında yayımlanan ve Türkiye genelinde etkili oldu Haksız Fiiller ve Düzeltme (İkinci), Bölüm 402A standart Greenman farklı bir sürümünü kabul etti. [19] abroad, the standard was adopted by the European Economic Community in its Directive on product liability July 1985 in Australia in July 1992, and in Japan in June 1994. [19] yurt dışında, standart, Temmuz 1992 yılında Avustralya'da Temmuz 1985 ürün sorumluluğu üzerine Direktifi Avrupa Ekonomik Topluluğu tarafından kabul edildi ve Japonya Haziran 1994 içinde.

    In the 90's, the flood of cases resulting from the standard Greenman and Section 402A was so complicated that we had to make a new amendment, which resulted in the publication of Restatement (Third) of Torts: Product Liability at 1997. 1997 Ürün Sorumluluğu: 90's, standart Greenman ve Bölüm 402A kaynaklanan olgu sel yüzden Haksız Fiiller Düzeltilmesi yayın (Üçüncü) sonucunda yeni bir değişiklik yapmak zorunda olduğu karmaşık olduğunu da.
  7. tekses

    tekses Üye

    Katılım:
    13 Mart 2011
    Mesajlar:
    46
    Beğenileri:
    6
    Ödül Puanları:
    0
    1,2,7,8,9,10 yok ama 3,4,5,6 bunları buldum tamam

Sayfayı Paylaş