Sürgün ve Sonrası

Konu 'Alıntı Yazılar' bölümünde RoseBeliva tarafından paylaşıldı.

  1. RoseBeliva

    RoseBeliva Üye

    Katılım:
    27 Mart 2011
    Mesajlar:
    14
    Beğenileri:
    3
    Ödül Puanları:
    0

    [FONT=&quot] Sürgün Ve Sonrası[/FONT]
    [FONT=&quot] [/FONT]
    Bugün annemle 35’inci kez psikolog’a gideceğiz.
    Çünkü ben bir şizofrenim. Hastalığım yavaş ama acı bir şekilde vücudumu ele geçiriyor. Günden güne bir parçamı yok ediyor. Ve beni karanlığa sürüklüyor. Bu düşünceleri bir kenara bırakarak annemle yola çıktım. İkimizde tek kelime etmedik. Yolda, herkes bana bakıyordu çünkü artık onlara da zarar vermeye başlamıştım. Bu kötü yolculuktan sonra psikolog’a vardık.1-2 saat psikolog ile konuştuk. İlk önce bana ilaç yazmıştı ama ilaçların bana hiçbir faydası olmamıştı. Psikolog benimle konuşurken bir anda ani bir sinirle psikolog’un üstüne atladım. Kadın hiçbir şey yapmadan yerinde durdu. Sonra kendimi topladım ve kadının üstünden çekilip dışarı çıktım. Ben çıkarken içeri bir adam girdi ona keskin bir bakış attım ve çıktım. Koşarak eve gittim ve odama girdim kapıyı kilitleyip ağlamaya başladım ve daha da fenalaştım çığlıklar atıp kendime zarar vermeye başladım. Masamın üstünde duran meyve tabağındaki bıçağı aldım ve elimi kestim. Tekrar bir çığlık atarak masayı yere devirdim. O sırada kapım da yere devrildi. Birkaç adam içeri daldı ve beni kollarımdan tuttular. Annem kapının girişinde dikiliyordu ve ağlayacak gibiydi. Ve…

    Psikolog’ ta gördüğüm adam da oradaydı. Annem adamın psikolog’ un eşi olduğunu ve onun da bir psikolog olduğunu söylemişti.
    Adam birkaç saniye sonra annemle konuşmaya başladı.
    -Üzgünüm, ama kızınızın hastalığı çok ilerlemiş.
    -Ne yapacağız? Diye sordu annem titrek bir sesle.
    Adam birkaç saniye duraksadıktan sonra;
    -Sürgün edeceğiz.
    Annem bir şey söyleyecekti ama sonra vazgeçti ben de tekrar ağlamaya başladım ve daha yüksek çığlıklar atmaya başladım.
    Adamlar ağzımı kapattılar ve beni aşağı indirdiler. Kapıdan çıktığımda camları simsiyah bir araba beni karşıladı. Beni arabaya bindirdiler.
    Ve 6-7 saatlik bir yolculuktan sonra hastane gibi bir yere geldim. Beni hemen odama soktular ve yalnız bıraktılar. Artık yalnızdım. Beni büyük bir savaşın içine aç, susuz ve savunmasız olarak bırakıp gitmişlerdi.
    Günler, aylar artık çabuk geçiyordu. İyice iyileşmiştim. Doktorlar da artık bundan eminlerdi. Ama bana bu acıyı yaşatan o adamı bulup intikamımı alacaktım. Birkaç gün sonra eşyalarımı topladım ve hastaneden çıktım ve bir otobüsle eve gittim. Annem koltukta oturmuştu kapının açıldığını gördü ve dikkatini kapıya yöneltti. Kapıda beni görünce aniden bana koştu ve sarıldı.
    -İyi misin kızım?
    -Evet anne. Bir şey soracağım
    -Sor.
    -Beni gönderen adam yaşıyor mu?
    -Hayır. O…öldü.
    -Tamam, ben odamdayım
    -Peki.

    Annem çok mutlu olmuştu. Ama ben o kadar mutlu değildim. keşke o adam ölmeseydi ve ondan intikamımı alabilseydim. Günler sonra hayat normale döndü. Bir liseye kaydoldum ve sürekli okula gidip geldim. Ve okulda bir şey öğrendim…

    -O adamın bir oğlu varmış. Evet! Sonunda intikam alacaktım. Oğlu da suçlu sayılırdı. Eve gittim ve aynanın karşısına geçtim. Kendime çeki düzen vermeli ve diğer genç kızlar gibi olmalıydım. Hafif kahverengi saçlarımı lüle yaptım ve mavi bir elbise giydim. Yeşil gözlerim ortaya çıktı. Ayakkabılarımı giyip dışarı çıktım. Bir parka gidip oturacaktım. Bu elbise park için değildi ama bu benim için bir başlangıçtı. Parka gittim ve oturdum. 30 dakika sonra adamın oğlu geldi. Ve ;
    -Oturabilir miyim? diye sordu.
    Artık intikam vaktiydi.
    -Tabi.
    Biraz sessiz kaldıktan sonra konuşmaya başladı.
    -Seni hiç görmedim. Yeni misin?
    -Şey, aslında hayır. Uzun hikaye.
    -Peki. Bir ara dinlerim. E nasılsın?
    -İyiyim. Sen?
    -Bende çok iyiyim.
    Bir an yüzümü ona çevirdim.
    Saçları sarıydı ve mavi gözleri ışıldıyordu. Sonra, o da bana bakmaya başladı. Onun yanında kendimi çok çirkin hissettim. Bana gülümsedi ve;
    -Bir şeye mi bakıyorsun?
    Gözlerimi onun gözlerinden ayırıp cevap verdim.
    -Hayır. Sadece, gözlerin çok güzel.
    -Teşekkür ederim. Seninkiler de çok hoş dedi.
    Ne yapıyordum ben! Ondan intikam alacaktım. Bense onunla flört ediyordum. Ama ona bakmamak imkansızdı.
    Sonra anneme haber vermediğim aklıma geldi ve kalkıp
    -Benim gitmem gerek. Bay. Dedim.
    -Peki. Görüşürüz. Dedi. Arkamı döndüm ve gidiyordum ki bana seslenene kadar.
    -Adın ne?
    -Şey, adım Roselia .
    - Tamam. Sana rose diyebilir miyim?
    -Olabilir. Senin adın ne?
    -Robert. Ama sen bana Rob de. Şey, akşam görüşürüz.
    Gülümsedim ve yürümeye devam ettim. Böyle giderse ondan pek intikam alabileceğim söylenemezdi. Eve gittim. Kapıdan girdiğim anda bir şey aklıma geldi. Robert bana akşam görüşürüz demişti. Akşam ne vardı ki?
    Sonra annem geldi elinde poşetler vardı.
    -Bunlar ne için anne?
    -Hiç. Alışveriş işte. Neyse, sen odana çık ve ders çalış.
    -Tamam.

    Benden ne saklıyordu? Her şeyi boş verip güzel düşüncelere daldım ve ilki artık evde elbise ile dolaşmak istediğim oldu. Mavi elbiseyi dolabıma astım ve Annemin bana gitmeden önce aldığı straplez , mini ve pembe bir elbise aldığını hatırladım. Dolabımda fazla aramadım ve onu en arkada buldum. Hemen onu giydim ve şeker bir makyaj yaptım. Sonra telefonumu alıp birkaç fotoğraf çektim. Birkaç saat böyle geçti. Akşam olmuştu.
    Annem nihayet bana seslendi
    -Roselia. Gel lütfen.
    Odadan çıkıp hemen aşağı indim ama etraf karanlıktı.
    -Anne?
    Birkaç saniye sonra ışıklar açıldı ve konfetiler patladı. Ve karşımda büyük bir yazı vardı.

    ‘’İyi ki doğdun Roselia’’

    Tabi. Bugün benim doğum günümdü. Annem bana sarıldı ve
    ‘’iyiki doğdun ‘’ dedi. Sonra etrafa dikkat ettim. Annem tüm eksi arkadaşlarımı bulmuştu. Ve yenileri de…

    Robert annemin arkasında bana gülümsüyordu.
    Annem kenara çekildi ve Robert öne çıktı.
    -İyiki doğdun roselia. Dedi ve bana sarıldı.
    Birkaç dakika öyle kaldık. Şimdi anladım. Ondan intikam almak istemiyordum. Çünkü… Onu seviyordum. Galiba.
    Sonra geri çekildik ve parti havasına girdik. Ama ben fazla dayanamayıp robert’la bahçeye çıktım. Lafa ilk giren Robert oldu.

    -Elbisen çok tatlı.
    -Teşekkür ederim.

    Gözlerimi yine ona diktim ve kıyafetini inceledim. Mavi çizgili bir gömlek altında bir pantolon giymişti. Mavi ona çok yakışmıştı…

    Gülümsedi ve;

    -Niye bana bakıp duruyorsun. Bakılacak biri varsa bence sensin.
    Bir şey demeden sallanan koltuğu işaret ettim. İkimizde geçip oturduk.
    Ben yıldızları izlerken Robert sessizliği bozdu ;
    -Niye sana iltifat ettiğimde susuyorsun?
    -Susmuyorum.
    -İnkar etme. Susuyorsun. Cevap vermeden konuyu kapatmaya çalışıyorsun.
    -Bana iltifat edilmesini pek sevmem diyelim.
    -İltifat edilmeyecek biri değilsin ama dedi gülerek
    Yine bir şey demedim.
    -Bak yine sustun.
    -Bak, sadece yıldızları izlemek istiyorum.
    -Peki.
    Yan yana oturuyorduk ve kollarımız birbirine değiyordu. Sonra aniden kolunu omzuma attı. Birden titredim.
    -Ne oldu Rose?
    -Hiç.
    - Sanki, korkmuş gibisin.
    -Ben hiç böyle bir şey yaşamadım.
    -Nasıl bir şey?
    -Sen neyden bahsettiğimi anladın.
    -Evet.
    Biraz öyle kaldık ve yıldızları izledik sonra yüzümü ona döndürdü. Çok yakın duruyorduk.

    -Ne oldu? Diye sordum.
    -Ben galiba sana aşığım.
    -Bir günde mi?
    -Hayır.
    Uzun zamandır.
    O anda mutluluğu hissettim.

    Ekli Dosyalar:

Sayfayı Paylaş