Tanri'nin Muhtirasi

Konu 'Kitap Özetleri' bölümünde karamelek tarafından paylaşıldı.

  1. karamelek

    karamelek Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    26 Ekim 2007
    Mesajlar:
    2.692
    Beğenileri:
    458
    Ödül Puanları:
    36

    TANRI'NIN MUHTIRASI

    Beni dinle! Ağladığını duyuyorum…
    Sesin karanlığı geçip bulutlardan süzülüp yıldızların ışığında parlayıp güneşin ışığında kalbimin yolunu buluyor. Kapana kısılmış bir tavşanın çığlığı annesinin yuvasından düşmüş bir serçe bir gölde umutsuzca çırpınan çocuk bana acı verir. Seni duyduğumu bil. Huzurlu ol. Sakin ol. Acının sebebini ve ilacını biliyorum ve sana kurtuluşunu getiriyorum. Yıllar içinde dağılan çocukluk hayallerine ağlıyorsun. Başarısızlıkla yıkılan özgüvenine ağlıyorsun. Harcanan yeteneklerine ağlıyorsun. Acıyla kendine bakıyorsun ve havuzda gördüğün aksine dehşetle sırtını dönüyorsun. Utancın kansız gözleriyle sana bakan bu insanlığın yüz karası da kim ?
    Tavrının asaleti bedeninin güzelliği zihninin açıklığı dilinin zekası ? Kim çaldı onları ? Hırsızın kim olduğunu biliyor musun benim gibi ?
    Babanın tarlasında başını çimenden yastığına koyduğunda ve bulutlar katedraline baktığında Babil'in tüm altınlarının bir gün senin olacağını düşünmüştün. Kitaplardan okudukça tabletlere yazdıkça Süleyman'ın tüm bilgeliğinin sana geçeceğine inanmıştın. Ve mevsimler yıllara dönüşürken kendi Cennet Bahçe 'nde yüce hükümranlığını sürdürecektin. O planları hayalleri umut tohumlarını içine kimin ektiğini hatırlıyor musun? Hatırlayamazsın. Annenin rahminden çıktığın ve benim elimi yumuşak alnına dayadığım o anı hatırlayamazsın. En iyi dileklerimin senin olması için kulağına fısıldadığım sırrı hatırlayamazsın. Geçen yıllar anılarını yok etti zihnini korku şüphe endişe nefretle doldurdu. O canavarların barındığı yerde artık neşeli anılara yer yok.
    Ağlama artık. Ben seninleyim… ve bu an yaşamının dönüm noktası. Her şey tıpkı annenin rahminde geçirdiğin zaman gibi geçip gitti. Geçmiş öldü. Bugün sen yaşayan ölü olmaktan kurtuluyorsun.
    Bugün ağzımı ağzına koyuyorum gözlerimi gözlerine ellerimi ellerine ; ve etin sıcak yine.
    Bugün sana gelmeni emrediyorum. Mahşerin mezarından çıkıp yeni bir hayata başlayacaksın.
    Bugün senin doğum günün. Bu senin yeni doğum günün. İlk yaşamın. Tıpkı bir tiyatro oyunu gibi öncekiler yalnızca provaydı. Bu kez perde kalktı. Bu kez dünya izliyor ve alkışlamak için bekliyor. Bu kez kaybetmeyeceksin. Mumlarını yak. Pastanı kes. Yeniden doğdun. Kozasından çıkan bir kelebek gibi uçacaksın…dilediğin kadar yüksekten uç. Başında benim elimi hisset.
    Benim bilgeliğime katıl. Doğarken duyup unuttuğun sırrı seninle yine paylaşmama izin ver.

    SEN BENİM EN BÜYÜK MUCİZEMSİN. SEN DÜNYANIN EN BÜYÜK MUCİZESİSİN.

    Bunlar duyduğun ilk sözcüklerdi. Sonra ağladın. Herkes ağladı. O zaman bana inanmadın…ve bu inançsızlığını giderecek hiçbir şey olmadı bunca yıldır. En basit işleri bile beceremediğini düşünürken nasıl bir mucize olabilirsin ? En önemsiz sorumluluklarla yüklenmişken ve kendine güvenini kaybetmişken nasıl bir mucize olabilirsin ? Borç içine batmışken ve yarınki ekmeğini nasıl kazanacağını düşünerek uyuyamazken nasıl bir mucize olabilirsin ?
    Yeter. Olan oldu artık. Oysa kaç peygamber kaç bilge kaç şair kaç ressam kaç besteci kaç bilim adamı kaç filozof ve mesih gönderdim hepsi de ilahiliğinden tanrısal potansiyelinden ve başarının sırlarından bahsediyorlardı. Onlara nasıl davrandın ?

    Hala seni seviyorum ve şu anda bu kelimelerle seninleyim. Tanrı 'nın insanların yaralarını iyileştirmek için elini ikinci kez onların üzerine koyacağını söyleyen peygamberi doğrulamak için.
    Elim yine üzerinde. Bu ikinci kez. Sen benim kalıntımsın. Bunu söylemeye gerek yok bilmiyor muydun duymamış mıydın en başında sana söylenmemiş miydi ; dünyanın yaradılışından anlamamış mıydın ? Bilmiyordun duymamıştın anlamamıştın.
    Sana özel bir eser olduğun söylenmişti ; sebepleri asil şekil ve hareketleri etkili hayranlık verici ve meleksi Tanrı gibi anlayışlı. Sana toprağın tuzu olduğun söylenmişti. Sana dağları bile oynatmanın sırrı verilmişti imkansızı başarmanın. Sen kimseye inanmadın. Mutluluk haritanı yaktın zihninin huzurundan vazgeçtin zafere giden kaderinin yolundaki mumları söndürdün sonra tökezledin kayıp ve korkmuş bir halde kendine acımanın karanlığında kendi yarattığın cehenneme düşene dek..

    Ağladın sonra. Seni düşüren talihine küfür edip göğsüne vurdun. Kendi miskin düşüncelerinin sonuçlarını kabul etmedin tembelliğinin ve başarısızlığının sorumluluğunu yükleyecek bir günah keçisi aradın. Hemen de buldun. Beni suçladın. Engellerinin başarısızlığının fırsat bulamamanın Tanrı'nın isteği olduğunu haykırdın. Yanılıyordun !
    Elimizdekilere bir bakalım. İlk önce engellerine bakalım. Araçların olmazsa yeni bir yaşam kurmanı nasıl isterim?
    Kör müsün? Güneşin doğup battığına şahitlik etmiyor musun ? Hayır görüyorsun… ve gözlerine yerleştirdiğim yüz milyonlarca alıcı yaprağın büyüsünden bir kar tanesinden bir gölden bir kartaldan bir çocuktan bir buluttan bir yıldızdan bir gülden bir gökkuşağından ve aşk dolu bir bakıştan zevk almanı sağlıyor. Hayır duası et.
    Sağır mısın ? Bir bebek sen duymadan gülüp ağlayabilir mi ? Hayır. Duyuyorsun…kulaklarına yerleştirdiğim yirmi dört bin tel ağaçlardaki rüzgarla titreşiyor; kayalıklardaki gelgitle operanın haşmetiyle bülbülün çığlığıyla oyun oynayan çocukların cıvıltısıyla ve "seni seviyorum"sözcükleriyle.
    Dilsiz misin ? Dudakların ileri geri oynayıp yalnızca tükürük mü üretiyor ? Hayır. Konuşabiliyorsun…diğer hiçbir yaratığımın yapamadığı bir şey bu. Sözcüklerin sinirliyi sakinleştiriyor umutsuza umut veriyor vazgeçeni heveslendiriyor yenilmişe destek veriyor cahile öğretiyor..ve "seni seviyorum" diyor. Tekrar şükret.
    Sakat mısın? Muhtaç vücudun yer mi işgal ediyor ? Hayır. Hareket edebiliyorsun. Sen ufak bir alana hapsolmuş rüzgar ve dünya tarafından rahatsız edilen bir ağaç değilsin. Gerinebilirsin koşup dans edip çalışabilirsin sana beş yüz kas iki yüz kemik ve yedi mil sinir teli verdim hepsini ben ayarladım senin için. Yine şükret.
    Sevilmiyor ve sevmiyor musun ? Gece ve gündüz yalnızlık mı sarmalıyor seni ? Hayır. Artık değil. Artık sırrını biliyorsun sevgiyi alabilmek için onu karşılık beklemeden vermelisin. Kendini iyi hissetmek tatmin olmak ya da gurur için sevmek sevmek değildir. Sevgi karşılığı beklenmeyen bir ödüldür. Bencil olmadan sevmenin artık başlı başına bir ödül olduğunu biliyorsun. Sevgi karşılık bulmasa da kaybolmaz verdiğin sevgi sana geri döner kalbini temizler ve yumuşatır. Bir daha şükret.
    Kalbin mi zayıf ? Kanıyor mu ya da yaşamını sürdüremiyor mu ? Hayır. Kalbin güçlü. Göğsüne dokun ve ritmi hisset. Kalbin saatlerce günlerce gecelerce atıyor. Her sene otuz altı milyon vuruş yapıyor. Altmış bin damardan yılda altı yüz galon kan pompalıyor. Tekrar şükret.
    Ciğerlerin mi kirli ? Yaşamın nefesi vücuduna girerken zorlanıyor mu ? Hayır. Yaşama açılan lombarların kendi yarattığın en pis ortamlarda bile sana destek oluyor ve sana yaşam veren oksijeni getirip vücudunu artık gazlardan arındırıyorlar. Bir daha şükret.
    Kanının içinde yirmi iki trilyon kan hücresi her hücrede milyonlarca molekül ve her molekülün içinde her saniyede on milyon defadan fazla titreşen bir atom var. Her saniye iki milyon kan hücren ölüyor yerine iki milyon yeni hücre geliyor ve bu doğduğun günden beri oluyor. Her zaman içinde olan şimdi dışında da oluyor. Bir kez daha şükret.

    Aklını kullanamıyor musun ? Artık kendi kendine düşünemiyor musun ? Hayır. Beynin evrendeki en karmaşık yapı. İçinde on üç milyar sinir hücresi var dünyadaki insan sayısından çok daha fazla. Her gördüğünü her sesi her tadı her kokuyu her hareketini doğduğundan beri dosyalıyor.
    Hücrelerinin içine bin milyar protein molekülü yerleştirdim. Yaşamındaki her olay yalnızca hatırlanmayı bekliyor orada. Ve beynine vücudunun kontrolünde yardımcı olsunlar diye vücuduna dört milyon acı hissini sağlayan yapı beş yüz bin dokunma detektörü ve iki yüz binden fazla ısı detektörü koydum. Hiçbir devletin altını senden daha iyi korunmuyor. Hiçbir antik harika senden daha yüce değil. Sen benim en iyi eserimsin. İçinde dünyanın en büyük şehirlerini yok edebilecek ve yeniden kurabilecek güçte atom enerjisi var.

    Fakir misin? Cüzdanında hiç altın ya da gümüş yok mu ? Hayır. Sen zenginsin. Şimdi servetini birlikte daha iyi hesapladık. Listedekileri tekrar say ve iyice öğren.
    Neden kendine ihanet ettin? Neden tüm hayır dualarının elinden alındığını düşünüp de ağlıyorsun ? Neden güçsüz olduğuna ve hayatını değiştiremeyeceğine inanarak kendini aldatıyorsun? Yeteneğin duyuların zekan zevklerin içgüdülerin hislerin ve onurun yok mu? Umudun yok mu ? Neden gölgelerde sürünüyorsun cehennemin rutubetine çağrılmayı bekleyen yenik bir dev gibi ?

    Çok şeyin var. Hayır duaların bardağından taşıyor. Onları sana öyle bir cömertlik ve sıklıkla verdim ki lüks içinde şımarmış bir çocuk gibisin onların farkında değilsin. Cevap ver bana. Kendine cevap ver.
    Yaşlı hasta sakat muhtaç ama zengin bir adam senin hafife aldığın o kutsallığa sahip olabilmek için kasasındaki tüm altını verirdi. O halde mutluluk ve başarının ilk sırrını öğren. Bu senin hazinen bugünden başlayarak yeni ve daha iyi bir gelecek kurmana yarayacak araç gereç.
    O yüzden şimdi sana diyorum ki şükretmen gerekenleri gör ve şimdiden benim en büyük eserim olduğunu bil. Bu yaşayan bir ölü olmaktan kurtulmanı ve dünyanın en büyük mucizesini gerçekleştirmeni sağlayacak ilk kural.

    Yoksulluk içinde öğrendiğin derslere şükret. Çünkü az şeyi olan fakir değildir ; yalnızca çok isteyen fakirdir. Gerçek güvenlik insanın sahip olduklarında değil sahip olmadıklarındadır. Başarısızlığına sebep olan engellerin nerede ? Onlar yalnızca senin zihnindeler. Şükretmen gerekenleri gör.

    İkinci kural da birinciye benziyor. Nadi****ğini ilan et ! Kendini ufak tefek şeylerle uğraşmaya mahkum ettin ve orada başarısızlığını affedemeyerek kendi nefretinle kendini yok ederek kendini cezalandırarak kendine karşı ve başkalarına karşı işlediğin suçlardan iğrenerek öylece yatıyorsun.
    Şaşkın değil misin ? Sen kendini affedemezken benim seni nasıl olup da affettiğimi günahlarını ve acınacak halini nasıl bağışladığımı anlayamıyorsun. Şimdi sana üç neden sayıyorum. Bana ihtiyacın var. Sen sıradanlığın gri yığını içinde yok oluşa doğru giden bir hayvan sürüsü değilsin. Ve sen bir nadidesin ! Sen dünya üzerindeki en değerli hazinesin çünkü seni kimin yarattığını biliyorsun ve sen yalnızca bir tanesin. Dünya kurulduğundan beri senin tıpatıp aynın bir kişi daha olmamıştır. Dünyanın sonu gelene kadar da asla senden bir tane daha olmayacaktır. Özelliğinin ve tekliğinin hiçbir zaman farkına varmadın. Yine de dünyadaki en nadide varlıksın.
    Yüce aşk anında babandan sayısız aşk tohumu aktı dört yüz milyondan fazla. Hepsi annenin içinde yüzerken öldü. Bir tanesi hariç ! Sen. Annenin sevgi dolu sıcaklığında yaşadın diğer yarını annenden tek bir hücre iki milyon tanesi ancak bir meşe palamudunu dolduracak kadar ufak bir hücre arayarak.
    Yine de sen tüm imkansızlıklara rağmen o karanlık ve felaket okyanusunda yaşadın o ölümsüz hücreyi buldun onunla birleştin ve yeni bir yaşama başladın. Senin yaş*****.

    Sen geldin her çocuk gibi henüz insandan umudumu kesmediğim mesajını getirdin. İki hücre bir mucizede birleşti. İkisinde de yirmi üç kromozom ve her kromozomda yüzlerce gen olan her biri gözlerinin renginden davranışlarına beyninin ölçüsüne kadar senin özelliklerini taşıyan iki hücre.

    Tek buyruğumla babanın dört yüz milyon sperminden biriyle annenin ve babanın kromozomlarındaki yüzlerce genden birini birleştirip her biri diğerinden farklı üç yüz bin milyar insan yaratabilirdim.
    Ama kimi yarattım ? Seni ! Tek bir tür. En nadide. Paha biçilmez bir hazine. Zihni konuşması görünüşü hareketleri davranışları yaşamış yaşayan ve yaşayacak hiç kimseye benzemeyen.
    Bir kralın hazinesine bedelken kendini niye kuruşla ölçüyorsun ? Seni aşağılayanları neden dinledin ? Daha da kötüsü onlara neden inandın. Artık nadi****ğini karanlıkta saklama. Onu göster. Nadi****ğini dünyaya göster ve onlar seni altınla yıkasınlar. İşte bu da ikinci kuraldır. Hiçbir engelin yok. Sen sıradan değilsin. Kendini aldattığını kabul et.

    Sıradaki şikayetin ne ? Hiç mi fırsat çıkmıyor önüne ? Öğüdümü dinle. Hepsi geçecek çünkü sana her türlü işte başarının kuralını veriyorum. Yüzyıllarca önce bu kural atalarına bir dağın tepesinde verilmişti. Bazıları kurala uydu ve yaşamları mutluluğun meyveleriyle başarıyla altınla ve huzurla doldu. Çoğu dinlemedi büyülü yollara başvurdular garip yollara girdiler ya da yaşamın zenginliklerine kavuşmak için şans denen şeytanı beklediler. Ümitsizce beklediler… tıpkı senin gibi sonra ağladılar senin ağladığın gibi şanssızlıklarını bana bağlayarak.

    Kural basit. Genç ya da yaşlı dilenci ya da kral siyah ya da beyaz erkek ya da dişi… hepsi sırrı kendi yararlarına kullanabilirler. Başarının tüm o kuralları sözleri yazıları içinde yalnızca bir metot hiç başarısız olmamıştır… Onunla bir mil gitmek için çaba gösteren iki mil gider. Bu üçüncü kural… bu zenginlikler yaratan ve rüyalarından bile daha öteye giden bir sır. Bir mil daha git !

    Eğer aldığın gümüşten fazlasını vermişsen aldatıldığını düşünme. Verdiğin güzelliklerin bir terazisi vardır ; eğer bugün karşılığını almazsan yarın mutlaka on katını alırsın. Sıradanlık bir mil bile gitmez neden kendimi aldatayım diye düşünür. Ama sen sıradan değilsin. Bir mil daha ilerlemek kendi rızanla elde edeceğin bir ayrıcalıktır. Yapamazsın onu engellememelisin. Eğer bırakırsan diğerleri kadarıyla yetinirsen başarısızlığının tek suçlusu sen olursun. Sebep ve sonuç araç ve hedef tohum ve meyve bunlar ayrılamaz. Sonuç sebepten doğar ; hedef araçların içinde vardır ve meyve her zaman tohumundadır. Bir mil daha git. Ödülün zamanında gelmeyecek diye endişelenme. Ödeme ne kadar gecikirse senin için o kadar daha iyi. Başarıyı çağıramazsın ancak onu hak edersin ve artık onun az bulunan ödülünü almanın sırrını biliyorsun. Bir mil daha git.

    Sen benim en büyük mucizemsin. Sen dünyanın en büyük mucizesisin. Başarı ve mutluluğun üç kuralı var. Şükretmen gerekenleri gör ! Nadi****ğini ilan et ! Bir mil daha git ! Yeni hayatına başlarken korkma. Her soylu başarı risklerini de beraberinde taşır. Birini kazanmaktan korkan daha fazlasını hiç kazanamaz. Artık bir mucize olduğunu biliyorsun ve mucizede korku olmaz.

    Gururlan. Sen dikkatsiz bir yaratıcının bir laboratuardaki deneyinin ürünü değilsin. Anlayamadığın güçlerin esiri değilsin. Sen yalnızca benim gücümün özgür bir dışa vurumunun yalnızca benim sevgimin ürünüsün. Sen bir amaçla yapıldın. Elimi hisset. Sözlerimi duy. Seni dev bir dalgadan alıp çaresizce kumlara çarptığım günden beri sana olan inancımı hiç kaybetmedim. Sen bir mücevherdin ve ben de memnun olmuştum. Sana bu dünyayı ve hakimiyetini verdim. Sonra tam potansiyeline ulaşman için bir kez daha sana elimi verdim evrendeki hiçbir yaratığa bahşedilmeyen güçler verdim.

    Sana düşünme gücü verdim. Sana sevme gücü verdim. Sana seçme gücü verdim. Sana gülme gücü verdim. Sana hayal etme gücü verdim. Sana yaratma gücü verdim. Sana plan yapma gücü verdim.
    Sana konuşma gücü verdim. Sana dua etme gücü verdim. Seninle sınırsız bir gurur duyuyorum. Sen benim son eserimsin benim en büyük mucizemsin. Tam bir yaşayan varlık. Her iklime her güçlüğe her zorlamaya uyum sağlayabilen. Benden yardım beklemeden kendi kaderiyle başa çıkabilen. Kendisi ve insanlık için en iyiyi içgüdüleriyle değil düşünceyle gösterebilen.
    Böylece başarı ve mutluluğun dördüncü kuralına geldik ; hiçbir meleğime vermediğim bir güç bu.
    Sana seçme gücü verdim. Bu armağanla seni meleklerimden de üst seviyeye koydum; çünkü meleklerin günahı seçme hakları yoktur. Sana kaderinin tüm kontrolünü verdim. Kendi özgür iradenle kendi yaradılışının doğasını belirlemene izin verdim. Ne cennete ne de dünyaya ait olmak zorundasın kendini istediğin şekle sokmakta özgürsün. En düşük yaşam biçimini benimsemekte özgürsün ya da ruhunun değerlendirmesiyle en yüce formda yeniden doğabilirsin ki onlar ilahidir.

    Senin yüce gücünü seçme gücünü elinden almadım hiç. Bu inanılmaz güçle ne yaptın ? Kendine bak. Yaşamında yaptığın seçimleri düşün ve hatırla şimdi o acı anları yaşamamak için bir şansın daha olsaydı dizlerinin üzerine çökerdin. Geçmiş geçmiştir. Şimdi dördüncü büyük kuralı biliyorsun mutluluk ve başarının dördüncü kuralını. Seçme gücünü akıllıca kullan.
    Sevmeyi seç…nefreti değil. Gülmeyi seç…ağlamayı değil. Yaratmayı seç…yok etmeyi değil.
    Azmi seç…vazgeçmeyi değil. Yüceltmeyi seç…dedikoduyu değil. İyileştirmeyi seç…yaralamayı değil.
    Vermeyi seç…ertelemeyi değil. Büyümeyi seç…bozulmayı değil. Dua etmeyi seç…küfretmeyi değil.
    Yaşamayı seç…ölmeyi değil.

    Artık şanssızlıklarının benim isteğime bağlı olmadığını biliyorsun tüm güç senin içindeydi ve seni insanlıktan çıkaran davranışların ve düşüncelerin senin yaptıklarının sonucuydu benim yaptıklarımın değil. Senin küçük doğan için benim güç armağanlarım çok fazlaydı. Artık büyüdün akıllandın ve
    toprağın meyveleri senin olacak. Sen harikalıklarla dolusun. Potansiyelinin sınırı yok.
    Bir daha asla kendini aşağılama. Hiç bir zaman yaşamın kırıntılarıyla yetinme. Bugünden itibaren asla yeteneklerini gizleme. Bugünden zevk al…ve yarından yarınlardan. Sen dünyanın en büyük mucizesini gerçekleştirdin. Sen yaşayan bir ölü olmaktan kurtuldun. Artık asla kendine acımayacaksın ve her yeni gün senin için başarı ve neşe olacak. Sen yeniden doğdun…Daha önce olduğu gibi başarısızlık ve mutsuzluğu ya da başarı ve mutluluğu seçebilirsin. Seçim senin. Seçim tamamen senin.

    Ben ancak önceki gibi izleyebilirim…gururla…ya da acıyla. O halde mutluluk ve başarının dört kuralını anımsa. Şükretmen gerekenleri gör. Nadi****ğini ilan et. Bir mil daha git. Seçme gücünü akıllıca kullan. Diğer dördünü gerçekleştirebilmek için bir şey daha yap. Her şeyi sevgiyle yap…kendini severek başkalarını severek ve beni severek.

    Gözyaşlarını sil. Uzanıp elimi tut ve dik dur. Bugün sana şu bildirildi;

    "Sen Dünyanın En Büyük Mucizesisin"

    OG MANDINO; Dünyanın En Büyük Mucizesi Adlı Kitabından

Sayfayı Paylaş