Tanzimat Dönemi Edebiyati

Konu 'Türk Edebiyatı Ders Notları' bölümünde Murat AKSOY tarafından paylaşıldı.

  1. Murat AKSOY

    Murat AKSOY Türkçe Sevdalısı Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    49.558
    Beğenileri:
    886
    Ödül Puanları:
    38

    TANZİMAT DÖNEMİ EDEBİYATI

    Bu dönem ilk özel gazete olan Tercüman-ı Ahval gazetesinin yayın hayatına atılmasıyla başlar. Bundan önce yayınlanan Takvim-i Vekayi (1831) resmi bir gazeteydi.
    Ceride-i Havadis (1840) ise yarı resmi bir gazete sayılırdı. İlk özel gazetenin çıkışıyla Batılı edebiyatı benimseyen sanatçılar bir yayın organına kavuşmuş oldular ve fikirlerini halka daha kolay anlatıp, savundukları görüşlere uygun eserler vermeye başladılar. Bundan sonra meydana gelen değişiklikleri türlere göre inceleyelim.

    ŞİİR
    Tanzimat edebiyatı sanatçıları her şeyden önce şiirin konusunu ve anlatımını değiştirdiler. Namık Kemal, “Lisan-ı Osmani’nin Edebiyatı Hakkında Bazı Mülahazalar” isimli uzun makalesinde şiirin, fikrin gelişmesine ve halkın eğitilmesine olan büyük hizmetinden söz eder. Divan edebiyatının gerçekle ilgisizliğine, yapmacıklığına, boşluğuna şiddetle hücum eden Namık Kemal, edebiyatın yeniden düzenlenmesini ister. Bunun için de her şeyden önce yeni bir anlatım yolu, yeni bir dil bulunmasını gerekli görür. Dilin bir an önce konuşma diline yaklaştırılması gerektiğini savunur. Buna rağmen Tanzimat şiirinin dilinin sade olduğunu söylemek zordur.
    Tanzimat şiirinin Divan şiirine bağlı kaldığı unsurlar daha çok biçim alanındadır. Bu dönemde hece veznine olan ilgi biraz artmışsa da aruz eski hakimiyetini sürdürmüş, Divan şiirinin nazım şekilleri aynen kullanılmıştır.
    Şiirin konusu değişmiş, aşk, hasret, ayrılık gibi kişisel konular bir yana bırakılmış, eşitlik, özgürlük adalet, hukuk gibi toplumsal konulara önem verilmiştir. Ancak bu, daha çok
    I. Tanzimatçılar denen Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal gibi sanatçılarda görülür.
    II. Tanzimatçılar denen Recaizade Mahmut Ekrem, Hamit, Sezai’de ise kişisel konular yeniden ele alınmıştır.

    TİYATRO
    Tanzimat dönemine gelinceye kadar edebiyatımızda Batılı anlamda sahne tiyatrosu görülmez. Ancak halk arasında Karagöz ile Hacivat, ortaoyunu, meddah gibi seyirlik oyunlar vardır.
    Karagöz bir kukla oyunudur. Değişik söz oyunlarıyla yanlış anlaşılan sözlerle güldürü unsuru sağlanır. Eğlendirme amacı taşır. Karagöz adlı cahil biriyle Hacivat adlı bilgili geçinen biri arasındaki atışmalarla sürer gider. Klişeşmiş bölümleri vardır. Kuklaları oynatan kişi konuşmaları tek başına yapar.
    Ortaoyunu ise şehir meydanlarında ya da kendileri için hazırlanan yerlerde Pişekar, Kavuklu, Zenne gibi sabit tiplerle oynanan güldürü amaçlı seyirlik oyundur. Şive taklitleri üzerine kurulu olan bu oyunda da kalıplaşmış konuşmalar ve bölümler vardır. Oyuncuların yeteneğine göre hazırlıksız, oyunun gelişine göre değişik konuşmalar da görülür.
    Meddah tek kişilik bir oyundur. Yüksekçe bir yere çıkan meddah, değişik şivelerle konuşarak anlattığı bir olayla güldürü oluşturur.
    Yukarıdaki sözü edilen oyunlar belli bir metne dayanmayan, oyuncuların oyun esnasındaki konuşmalarıyla oluşan oyunlardır. Eğitici bir amaç taşımaz. Tanzimat tiyatrosu ise bir okul sayılmış, halkın eğitilmesinde araç olarak kullanılmıştır. Bunlarda sosyal eğitim ön plandadır. Toplumda görülen aksaklıklara doğrudan doğruya dokunmak veya tarihin ibret verici olaylarını ele alıp onlardan ahlaki sonuçlar çıkarmak amaçlanmıştır.
    Tanzimat tiyatrosunda dil ve üslup konuşma diline ve üslubuna çok yaklaşmıştır. Fakat ikinci dönem Tanzimatçılarda bilhassa Hamit’in eserlerinde doğallığını gittikçe kaybetmiş, süslü, yapmacıklı bir hale gelmiştir.
    Tanzimat döneminin yayınlanan ilk tiyatro eseri Şinasi’nin Şair Evlenmesi adlı tek perdelik bir komedisidir. Tiyatro alanındaki en eğitici eserler ise Namık Kemal tarafından verilmiştir.

    ROMAN ve HİKAYE
    Tanzimat döneminin edebiyatımıza kazandırdığı en önemli tür şüphesiz roman ve hikayedir. Bundan önce edebiyatımızda böyle bir tür yoktu. Nesir alanında daha çok tarih, seyahatname gibi türler verilmiş, olay kaynaklı tür olarak mesneviler kullanılmıştır.
    Tanzimat, nesir alanında bir çığır açmış, onu şiirden daha etkili bir tür haline getirmiştir. Süsten, özentiden uzak, halkın okuması, bilgilenmesi amacıyla eserler ortaya koyulmuştur.
    Türk edebiyatında roman, çevirilerle başlamıştır. Bu alanda ilk eser Yusuf Kamil Paşa’nın Fenelon adlı Fransız yazardan çevirdiği Telemak adlı romandır. Birçok teknik kusurlarla dolu olan bu eserin, kahramanlarının yabancı olması, olayların yabancı bir ülkede geçmesi yüzünden halka yabancı olmasına rağmen büyük ilgi gördüğü söylenebilir. Bu ilgiyi, çevirinin büyük bir devlet adamı tarafından yapılmasına bağlayabiliriz.
    Konusuyla, kahramanlarıyla ilk Türk romanı ise Şemseddin Sami’nin yazdığı Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat adlı bir aşk romanıdır. Bu da birçok kusurla dolu basit bir eserdir.
    Edebi sayılabilecek ilk romanı ise Namık Kemal vermiş, İntibah adlı romanıyla roman türüne asıl kimliğini kazandırmıştır. Ancak bu romanın Batılı roman ölçülerinde olduğunu söylemek de pek doğru olmaz.
    Hikaye alanında ise yine ilk eserlerin Tanzimatla verildiğini söyleyebiliriz. Gerçi hikayecilik halk arasında oldukça yaygındı. Özellikle Dede Korkut Hikayeleri ile başlayan gerçeğe yakın olaylar, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin gibi halk hikayeleriyle gelişmiştir. Bunlar kişinin ve toplumun gerçek hayatına oldukça bağlıdır. Dil ve üslup bakımından da, seslendikleri topluluğun konuşma diline ve üslubuna çok yakındır.
    Tanzimat yazarları karşılarında; bu hikayeleri okuyan ve seven geniş bir halk topluluğu buldu. Özellikle Ahmet Mithat halk hikayeleriyle Batılı hikaye tekniğini birleştirmeye çalıştı. Halk hikayelerini modernleştirmeye çalışan hikayeleriyle halkı okumaya alıştırmaya çalıştı. Letaif-i Rivayat adlı hikaye serisi bu alandaki ilk Batılı eserdir.
    Ancak modern anlamda hikayecilik, ikinci Tanzimatçılar döneminde Sami Paşazade Sezai’nin “Küçük Şeyler” adlı eseriyle başlar.

    • • •

    Tanzimat edebiyatında görülen bu türlerden sonra bu dönem sanatçılarını inceleyebiliriz. Tanzimat sanatçıları sanat anlayışlarına göre iki grupta incelenir.

    I. DÖNEM TANZİMATÇILAR
    Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal’in oluşturduğu bu dönemde, sanat halka ulaşmakta bir araç olarak görülmüş, onun asıl görevinin “faydalı olmak” olduğu savunulmuştur.
    Faydalı olmayan sanatın boş bir uğraş olduğu düşüncesiyle güzellik ikinci plana itilmiştir. Tanzimat anlayışı dendiğinde çoğu zaman I. dönem kastedilmektedir. Bu dönem sanatçılarını inceleyelim:

    ŞİNASİ
    Tanzimat edebiyatının ilk sanatçısı Şinasi’dir. Mustafa Reşit Paşa’nın Batıya gönderdiği ilk öğrencilerdendir. Bir kısım fikirleri edebiyatımıza ilk getiren, kurduğu gazetelerde bu fikirlerini yayarak, yeni edebiyatın temellerini atan odur. Gençliğinde Doğu ilimlerini öğrenmiş, Fransa’da kaldığı yıllarda da Batı edebiyatını tanımıştır. Fransa’dan geldikten sonra edindiği yeni fikirleri yaymak için gazeteciliğe atılmıştır.
    Şinasi aslında çok yetenekli bir sanatçı değildir. Onun edebiyatımızdaki önemi, sanatçılığından çok, yeni fikirlerle dolu olması ve bunu etrafındakilere yayarak yeni bir edebiyatın temellerini atmasındandır.
    Şiirlerinde halk dilini kullanmaya büyük özen göstermiş, dönemine göre oldukça sade şiirler yazmıştır. Tamamen yeni fikirlerle doldurduğu bu şiirlerinde Divan edebiyatı nazım şekillerini, aruzu kullanmıştır.
    Şiir alanındaki ilk eseri Tercüme-i Manzume adını verdiği küçük bir kitaptır. Fransız şiirinden özellikle Racine, La Fontaine ve Fenelon’dan çeviriler yaptığı bu eserle Klasik Fransız şiirini tanıtmayı amaç edinmiştir. Şiirlerinde akıla ve sağduyuya verdiği önemi ifade etmesi “Vahdet-i Zatına aklımca şahadet lazım” dizesi onun Klasisizmden etkilendiğini gösterir.
    Şiir alanında ikinci eseri Divan şiiri tarzındaki şiirlerini topladığı Müntehebat-ı Eş’ar adlı kitaptır. Bu kitapta bulunan “Milletim nev-i beşerdir vatanım ruy-ı zemin” dizesi, şairin ideolojisini de ortaya koyar.
    Şinasi’nin tiyatro alanındaki eseri ise Şair Evlenmesi’dir. Batılı tarzda yazılan bu ilk tiyatro eserinde görücü usulüyle evlenmenin eleştirildiği görülür. Eser tek perdelik bir komedidir. Eserde Batı tiyatro tekniğiyle halk tiyatrosunun birleştirildiği görülür.
    Şinasi’nin ayrıca Türk atasözlerini derlediği Durub-ı Emsal-i Osmaniye adlı eseri de edebiyatımız açısından önemlidir.

    Ziya PAŞA
    Başlangıçta Divan edebiyatı kültürüyle yetişen ve o yolda şiirler söyleyen Ziya Paşa önce fikirleri yönüyle Batı’yı benimsedi. Ancak onun bu hareketlere sürekli bir bağlılık gösterdiği söylenemez. En güzel şiirlerini Divan tarzında söyleyen şair, Batılı tarzda pek başarılı değildir. Bu nedenle eskiden ayrılamayan, yeniyi ise tam bir benimseyişle uygulamaya fırsat bulamayan, ikilem içinde kalan bir sanatçı olmuştur.
    Ziya Paşa Tanzimat edebiyatının hemen bütün vasıflarını kendi sanatında toplamıştır. Tanzimat edebiyatını meydana getiren dört önemli etki onun şiirinde ve nesrinde görülür: Divan şiiri, mahallileşme cereyanı, aşık tarzı ve Batı etkisi.
    Çoğu şiiri hem şekil hem dil bakımından Divan şiiri sayılabilir. Bunun yanında bazı şiirleri halk şiirinin ölçü, şekil ve kafiyeleriyle söylenmiştir.
    Ziya Paşa’nın dil ve edebiyat hakkındaki görüşleri birbirini tutmuyordu.
    Londra’da Hürriyet Gazetesi’ne yazdığı “Şiir ve İnşa” adlı makalesinde Baki, Necati, Nef’i divanlarında görülen şiirleri Türk şiiri saymayan ve Nedim ve Vasıf’ın şarkıları da dahil Divan edebiyatını kişiliksiz, melez bir edebiyat olmakla suçlayan Ziya Paşa, Halk şairlerini gerçek Türk şairi ve onların şiirlerini de gerçek Türk şiiri saymıştır. Daha sonra yazdığı Harabat adlı antolojide ise Türk şiirinin temelini Ahmet Paşa’nın, Necati’nin, Baki’nin attığını, halk şairlerinin şiirlerinin ise bir eşek anırması gibi olduğunu söyleyecek kadar birbirine ters düşünceleri savunmuştur.
    Ziya Paşa Aşık tarzında da Divan tarzında da başarılıdır. Özellikle terkib-i bent ve terci-i bend’leri Divan şairlerinin yazdıklarından daha başarılıdır. Birçok beyiti vecize olacak niteliktedir.
    Ziya Paşa nesir alanında da birçok eser vermiştir. Nesir dili başlarda biraz süslü, secili iken zamanla daha sade ve oturaklı olmuştur.
    En önemli eseri hiciv tarzında yazdığı Zafername adlı manzumedir. Önce kaside şeklinde yazılan sonra tahmis şekline getirilen ve son olarak nesirle açıklanan bu eser devrin sadrazamı Ali Paşa aleyhine yazılmıştır.
    Diğer önemli eser, Ziya Paşa’nın Avrupa’dan döndükten sonra yazdığı Harabat isimli Divan edebiyatı antolojisidir. Üç cilt tutarındaki eserde Arap, İran, Türkiye ve Ortaasya Türkçesi şairlerinden seçilmiş şiirler vardır.
    Nesir alanındaki en önemli eserleri ise şüphesiz makaleleridir. Çoğu derlenmeyen bu makalelerde devrin Siyasi manzarası hakkında önemli bilgiler vardır. Ayrıca önceden de söz ettiğimiz Şiir ve İnşa adlı makalesi onun ününü artırmıştır.
    Nesir tarzındaki eserlerinden biri Rüya adlı küçük bir eserdir. Edebiyatımızda ilk röportaj sayılabilecek bu eser karşılıklı konuşma tarzında yazılmıştır. Yer yer sade bir dille yazılan eserde yine Sadrazam Ali Paşa’nın kötü idaresinden bahsedilmiş ve görevden alınması gerektiği vurgulanmıştır.
    Ziya Paşa’nın diğer nesir eseri Defter-i Amal Mukaddimesi’dir. Jean Jacque Rousseau’nun “İtiraflar” adlı eserinden ilhamla yazıldığı anlaşılan bu eser Batılı anı türünün ilk örneklerindendir.

    Namık KEMAL
    Batılı Türk edebiyatına kesin bir zafer sağlayan, sanatçı yönü oldukça güçlü şairdir. Kalemini yalnız bir sanat aracı olarak değil, aynı zamanda milli mücadele aracı olarak kullanan şairin amacını şöyle açıklayabiliriz: Türk halkına milli benliğini ve kendi değerlerini tanıtmak; ona hürriyet aşkı vermek ve özellikle ecdat kanıyla yoğrulmuş vatan topraklarını, uğrunda şuurla can verebilir bir seviyede sevdirmek. Bu yönüyle şair haklı olarak Vatan şairi diye şöhret kazanmıştır.
    Namık Kemal, eski edebiyata aşırı, hatta çoğu zaman haksız bir şekilde saldırmış yeni edebiyatın yerleşmesine çalışmıştır.
    Çocukluğu ve ilk gençliği Divan şairlerinin arasında geçmiş ve bu dönemde güçlü şiirler yazmıştır.
    Namık Kemal’de vatan fikri çok güçlüdür. Ona göre vatan, sadece üzerinde doğulan ve yaşanan bir yer değildir. Vatan, kendi çocukları olan insanlar arasında dil birliği, menfaat birliği, fikir ve sevgi kardeşliği yaratan, mukaddes bir topraktır ki her taşı için bir can verilmiştir.
    Bütün insanları bir millet, dünyayı da tek vatan sayan Şinasi’ye ilk itiraz böylece Namık Kemal’den gelmiş oldu.
    Halka halk diliyle seslenmeyi amaçlayan I. Tanzimatçılar içinde, bunu geniş ölçüde gerçekleştiren Namık Kemal’dir. Özellikle tiyatro eserlerinde konuşma dilini kullanmıştır. Dilin kurallarının belirlenmesi gerektiğini, halkın kullandığı sözcüklerin, kullanıldığı gibi yazıya geçirilmesini, dilin doğal olması ve külfetli sanatlardan sıyrılması gerektiğini savunmuş, bu arzusunun gerçekleşmesi milli edebiyata nasip olmuştur.
    Namık Kemal hece ölçüsünü savunmakla beraber bunu şiirlerinde çok az kullanmıştır. Onu övmesi büyük ölçüde Divan şiirini eleştirmek içindi, yoksa Harzemşah piyesinin önsözünde heceye parmak hesabı deyip, onun ahenk sağlamaktan uzak olduğunu açıklamıştır. Kafiyeyi de pek gerekli görmeyen Kemal aksine, şiirlerinde güçlü bir kafiye düzeni kurmuştur.
    Divan edebiyatını gerçek dışı suçlamalarla kötülemiş, onu çok renkli bir parça bohçasına benzetmiştir. İdealize edilmiş güzelleri ise gulyabanilere benzetmiştir. Bunları samimi olmaktan çok, sırf kötülemek için söylenmiş sözler olarak görebiliriz.
    Namık Kemal’in gerek şekil gerek içerik bakımından eski tarzda şiirleri önemli bir yer tutar. Onun eski şekillerle yeni fikirleri işlediği şiirleri büyük sevgi ve şöhret kazanmıştır. Gazellerinden oluşan Divan’ı o hayatta iken yayınlanmıştır. Asıl vatan şiirleri bu Divan’ın içinde değildir.
    Namık Kemal’in nesri şiirinden daha üstündür. Sağlam bir nesir dili, hareketli, bilgili, fikir ve heyecan cümleleri, delilli, mantıklı ve inandırıcı bir üslup, yazılmaktan çok haykırılmak içinmiş gibi seslendirilen dil, nesrinin ayırıcı nitelikleridir.
    Onun nesrinde süs, tumturak, seci devam etti. Ancak bu, onun okunmasına engel olmadı.
    Nesir alanında en önemli eserleri şüphesiz romanlarıdır. İlk romanı İntibah adını taşır. Eser “Son Pişmanlık” adıyla Magosa’da yazılmış; bu ad sonra değiştirilmiştir.
    Bu romanda bir aile konusu ele alınmıştır. Kötü kadınların ihtiras ve entrikalarına kapılarak hem kendilerini hem başkalarını mahveden gençlerin romanıdır bu.
    Roman oldukça sade bir dille yazılmıştır. Olayların akışı, kahramanların tek yönlülüğü, iyilerin hep iyi kötülerin hep kötü gösterilmesi yönüyle yazarın Romantizm’in etkisinde olduğu söylenebilir.
    Cezmi adlı ikinci romanında ise yazar tarihi bir olayı anlatır. II.Selim zamanında İranlılarla yapılan bir savaşın anlatıldığı romanda, roman kahramanı Cezmi vatansever bir askerdir. Roman onun başından geçen olayları anlatır. Bu esere ilk tarihi roman diyebiliriz. Eserde yine Romantizm’in tesirleri görülür.
    Namık Kemal’in bol eser verdiği diğer bir tür, tiyatrodur. “Bir milletin güzel söyleyiş kudreti, edebiyatında; edebiyatın da en canlı ifadesi, tiyatrosunda belli olur.” diyen yazar, bu türe özel bir önem vermiştir.
    En önemli tiyatro eseri Vatan Yahut Silistre adlı oyunudur. 4 perdelik olan bu eser Tuna kıyısındaki Silistre kalesini Ruslara karşı bir buçuk ay koruyan ve sonunda Rusları yenen Türk askerlerinden ilhamla yazılmıştır. Oynandığı zaman büyük yankı uyandıran bu eser, yazarın Magosa’ya sürülmesine neden olmuştur.
    Diğer tiyatro eserleri istibdat ve zulme karşı çıkışı anlatan Gülnihal, bir aile dramının anlatıldığı Zavallı Çocuk, kötü bir kadının topluma zararlarını anlatan Akif Bey, Harzemşahlar Devleti’nin son hükümdarının hayatını anlatan Celalettin Harzemşah, Hindistan’da bir sarayda geçen bir olayın anlatıldığı Kara Bela adlı eserleridir.
    Bunların dışında, gazetelerde yayınlanan birçok eleştiri yazısı, makaleleri, mektupları da vardır yazarın. Özellikle Ziya Paşa’nın Divan şiirini öven Harabat antolojisini eleştirdiği Tahrib-i Harabat ve Takip adlı eleştirileri ünlüdür. Edebiyata ait fikirlerini anlattığı Mukaddime-i Celal adlı önsöz yazısı da önemlidir. Bunların dışında Bahar-ı Daaniş Mukaddimesi, Renan Müdafaanamesi adlı çevirileri de vardır.

    II. DÖNEM TANZİMATÇILAR
    Halk için sanat, sade dil için sanat, vatan için, hürriyet için sanat amacıyla çalışan birinci tanzimatçılar sanatı memleketin siyasi hayatıyla birleştirme yoluna gitmişlerdi. II. Dönemdekiler ise sanat için sanat anlayışına daha yakın ve daha bağlı bulunuyorlardı. Mümkün olduğunca siyasi ideolojilerden uzak duruyor, hiç olmazsa bu sahada aktif faliyette bulunmuyorlardı. Bunlar Batılı edebiyatın vasıflarına daha uygun eserler veriyorlardı. II. dönemin sanatçıları olan Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit Tarhan ve Sami Paşazade Sezai’yi ayrıntılarıyla görelim.

    Recaizade Mahmut EKREM
    Ekrem, yeni ve eski tarz şairliği, tiyatro ve roman yazarlığının yanında, devrinin genç nesillerine edebiyatı öğretmesiyle tanınmış bir Tanzimat yazarıdır.
    Onun şiir ve düzyazı eserlerini oluşturan dil, sanat ve söyleyiş unsurlarında Divan şiirinin devamı, halk söyleyişinin akisleri ve bunların üstünde gibi görünen bir Fransız edebiyatı etkisi vardır.
    Bir şiir ve edebiyat eleştirmeni olduğu ve edebi bilgiler kitabı yazdığı halde onun şiirlerinde nazım tekniği ortadan yukarıda değildir. Dudaklarda kalacak kudrette güçlü dizeleri sayılıdır. Şiirlerinde ölçü ve kafiye gereği uydurulmuş, doldurma dizeler vardır. Şiirde kulak için kafiye görüşünü ortaya atan ve bu yönüyle şiirde çığır açan Ekrem’de nesir dili daha güçlüdür. Nesirlerinde his ve hayal aleminden gerçek hayat sahnelerine kolayca geçebildiği görülür.
    Hemen bütün eserlerinde sanat için sanat görüşünü savunan Ekrem öğrencilerine ve çevresine edebi bilgiler zevki veriyor, edebi eserler üzerinde durma, düşünme yollarını öğretiyor, onları değerlendirme yollarını gösteriyordu.
    Recaizade şiir, hikaye, roman, tiyatro, eleştiri, araştırma alanlarında eser vermiştir.
    Nağme-i Seher, Yadigar-ı Şebap ve üç ayrı cilt halinde yayınladığı Zemzeme adlı şiir kitapları vardır. Bu kitaplara Muallim Naci Demdeme adlı kitapla karşılık vermiş ve aralarında eski ve yeni edebiyatın özellikleriyle ilgili büyük tartışmalar başlamıştır.
    Ekrem’in, ayrıca, ölen oğlu Nijad için yazdığı şiirleri koyduğu, yine onunla ilgili nesir, yazıları da bulunan Pejmürde adlı eseri de önemlidir.
    Recaizade’nin nesir türündeki en önemli eseri Araba Sevdası adlı romanıdır. Eserde bilinçsizce Batıyı taklid eden Bihruz Bey’in ne hallere düştüğü anlatılır.
    Yer yer realist çizgilerle ve ince bir eleştiriyle, böyle insanlar göz önüne serilir.
    Nesir alanındaki bir diğer eseri de Afife Anjelik isimli tiyatrodur. Vuslat yahut Süreksiz Sevinç, Atala diğer tiyatrolarıdır. Bunlar pek başarılı eserler sayılmaz. Bu alandaki en başarılı eseri Çok Bilen Çok Yanılır adlı komedidir.
    Recaizade’nin yazdığı en önemli eser Talim-i Edebiyat adlı edebi bilgiler kitabıdır.
    Ders kitabı olarak hazırlanan eser yeni edebiyat için önemli bilgiler verir. Yazarın ayrıca Takdir-i Elhan adlı eleştiri eseri de vardır.
    Yazar ayrıca birçok Romantik Fransız şairinin şiirlerini Türkçeye çevirmiştir.

    Abdülhak Hamit TARHAN
    İkinci dönem Tanzimatçılar arasında Batıyı daha iyi anlayan ve çok hızlı değişiklikler yapan kudretli, üretken bir şairdir. Büyükelçilik göreviyle hem Doğu hem Batı ülkelerinde görev yaptığından, eserlerinde bu medeniyetlerin dil, kültür, sanat, inanç unsurlarıyla, sosyal hayatlarını, yan yana getirebilmiştir.
    Hamid bazen şiiri tiyatrolaştırmış, bazen tiyatroya hikaye çeşnisi vermiştir. Şekilde ve söyleyişte belli kurallara bağlı kalmak, onun yapmak istediği ama yapamadığı şeylerdendir. Onda ölçü, kafiye hatta dil ve cümle kaygısı genellikle ikinci plana bırakılmıştır. Bu nedenle eserlerinde dil kusurlarına sık sık rastlanır. Şiirde tezata, şaşırtmacaya yer vermiş ve engin bir lirizm oluşturmuştur. Şiirlerinde Romantizm’in tesiri görülür.
    Şiirlerinde, işlediği konular açısından da bir uyum görülmez. Bir kısmında doğa güzellikleri, bir kısmında renkli şehir hayatları, bir kısmında vatan, millet, diğerinde ahlak hocalığı görülen şiirlerinde vazgeçmediği tek yön sanatı sanat için yapmaktır.
    Hamit tiyatro alanında da oldukça bol eser vermiştir. Ancak bunların çoğu sahnelenmek için değil okunmak içindir. Çoğunun dili ağır, üslubu sanatlıdır. Hatta kahramanlar bazen ruhlar, ölüler ya da hayali varlıklardır. Tiyatrolarının bir kısmını aruzla, bir kısmını heceyle kimisini de nesirle yazmıştır.
    Hamid’in ilk tiyatro eseri Mecara-yı Aşk adlı dört perdelik eserdir. Rumeli Türkleri arasında geçen bir olayın anlatıldığı Sabr-u Sebat adlı eserin dili oldukça sadedir. Duhter-i Hindu, Nesteren, Tarık, Eşber, Finten ünlü tiyatrolarıdır.
    Hamid’in birçok şiir kitabı da vardır. Kimisinin Batı şekilleriyle söylendiği, kısmen serbest bir biçimde yazıldığı şiirlerinin bulunduğu Belde adlı şiir kitabında, Fransızca sözcüklerin de şiire girdiği görülür. Pastoral şiirin ilk örneklerinin verildiği, serbest biçimdeki şiirlerin bulunduğu kitaba ise Sahra ismini vermiştir şair. Ölen karısının ardından duyduğu üzüntüyü anlattığı Makber adlı şiir kitabı ise şairin adını ebedileştirmiştir. Şekil olarak daha muntazam, ölçülü, kafiyeli şiirlerin bulunduğu bu eser, musiki yönüyle de güçlüdür. Aynı konuyu işleyen ancak Makber kadar başarılı sayılamayacak Ölü, Bunlar Odur, Hacle gibi şiir kitapları da vardır.
    Hamid’in mesnevi biçiminde yazdığı, Çamlıca’da yaşanmış bir aşk hikayesini anlattığı Garam adlı kitabı da önemlidir.

    Samipaşazade SEZAİ
    Tanzimat döneminin Batılı hikaye yazarıdır. Edebiyatın başka türlerinde de eser vermiş olmasına rağmen o, hikaye ve roman yazarı olarak tanınır. Tanzimat edebiyatının ikinci döneminde Fransız Realizm’ini temsil eden yazarlardandır. Romanında Romantik çizgiler bulunmasına rağmen onun eserlerine Realist anlayışı uyguladığı görülür. Namık Kemal’in Romantik anlayışından Sezai’nin Realist anlayışına geçiş yapan II. dönem Tanzimatçılar, asıl realist olan Servet-i Fünunculara zemin hazırlamışlardır.
    Arada bir küçük şiir denemeleri de olmakla beraber, Sezai daha çok nesirler, siyasi, edebi makaleler, küçük ve büyük hikayeler ve hatıralar yazmakla tanınmıştır.
    Eserlerini sanat için sanat görünüşüne bağlı olarak yazan sanatçının en önemli eseri Sergüzeşt romanıdır. Romanın konusu, o yıllarda devam etmekte olan beyaz esir ticaretidir. Eserde Kafkaslardan kaçırılıp ona buna satılan genç kızlardan birinin başından geçen olaylar anlatılır.
    Sezai’nin diğer önemli eseri Küçük Şeyler adlı hikaye kitabıdır. Eserdeki bazı hikayeler çeviridir.
    Küçük Şeyler’den sonraki hikayelerinden başka, nesirlerini topladığı bir diğer eseri de Rumuz’ül Edep adını taşır.
    İclal adlı eserinde yine değişik yazıları ve şiirleri bulunur.
    Sezai’nin ilk eseri ise Şir adlı bir piyestir. Bu eser, olayın Afganistan’da geçtiği düzyazıyla yazılmış bir trajedidir. Ancak pek başarılı bir eser sayılmaz.
    Tanzimat dönemindeki diğer önemli sanatçıları da şu şekilde görebiliriz:

    Ahmet Mithat EFENDİ
    Tanzimat devrinde, ilmin ve edebiyatın hemen her alanında eser vererek ve bunları halk diliyle yazıp halk seviyesine ve halk zevkine göre düzenleyerek halk için çok faydalı bir edebi hareket yapmayı başarmış ansiklopedist bir yazardır. O yazılarıyla bir halk okulu kurmuş ve bunu hayatı boyunca sürdürmüştür.
    Onun eserlerinde derin bir bilgi veya eserlerin kalıcılığını sağlayacak bir sanat üstünlüğünü aramak boşunadır. Yazdıklarının yaşamasını değilse bile Türkiye’de, okuyan bir halk zümresinin oluşmasını sağlayan Mithat Efendi, görevini yerine getirmiştir.
    Teknik açıdan kusurlu eserlerin okuyucu bulması, onları yazarken yazarın kullandığı, halka hoş gelen sade bir dilin, halkta merak uyandıracak unsurlarla birleşmiş olmasındandır. Yer yer bir ev dili, mahalle dili ve bu dillere ait halk deyimleri, eserlerine ayrı bir tat verir.
    Tarih, coğrafya, felsefe, biyoloji, fizik gibi birçok dilde eser veren yazarın en çok sevdiği tür, hikaye ve romandır. Bu alanda onun 82 eseri vardır.
    Letaif-i Rivayat adlı 24 kitaplık bir hikaye dizisi vardır. Bunların kimileri Batı’daki eserlerden adapte edilmiştir. Bu eserlerde abartılı bir Romantizm görülür. Olması mümkün gözükmeyen olayların hikaye edildiği bu eserler sürükleyiciliği yönüyle kendini okutmuştur. En ünlü romanları, Hasan Mellah, Hüseyin Fellah, Dünyaya İkinci Geliş, Felatun Bey’le Rakım Efendi, Dürdane Hanım v.s. ’dir.
    Ahmet Mithat Efendi bazı tiyatro denemeleri de yapmışsa da bu alanda pek başarılı olamamıştır.

    Nabizade NAZIM
    Tanzimat edebiyatının Servet-i Fünun’a döneceği dönemde yetişen ve arada bir yeni anlayışla şiirler de söyleyen Nabizade Nazım, bu geçiş dönemi yazarları içinde realist hikaye yazmaya özen gösteren bir romancıdır.
    Edebiyatımızda ilk köy ve köylü gerçeklerini anlatan Karabibik adlı eseri vardır. Romandan çok uzun hikaye özelliği gösteren bu eserin diğer bir önemi, yazarın, hikayenin önsözünde de belirttiği gibi Emile Zola, Alphonse Daudet gibi yazmaya özenmesidir. Ayrıca yazar köylüleri, seçtiği çevrenin diliyle konuşturmuştur.
    Yazarın ikinci önemli eseri Zehra adlı romanıdır. Romanda psikolojik tahlillere özellikle yer verildiği görülür.

    Ahmet Vefik PAŞA
    Türk tiyatrosunun oluşmasında çok büyük katkıları olan yazar, özellikle Moliere’den yaptığı çevirilerle tanınır. Çevirilerinde halk diline, yerli ağızlara yer vermiş ve sahnelenen eserlerin halk tarafından sevilmesini sağlamıştır.
    Yazarın en önemli hizmetlerinden biri de Bursa’da kendi adıyla tiyatro açarak, tiyatroyu Anadolu’ya yaymasıdır.
    Moliere’den on altı eser çeviren yazarın Zor Nikah, Zoraki Tabip adlı çevirileri çok sevilmiştir.

    Şemseddin SAMİ
    Tanzimat edebiyatının dil alanında önemli eserler veren sanatçısıdır. Özellikle Fransızcadan Türkçeye, Türkçeden Fransızcaya çevirdiği önemli sözlükleri vardır.
    Birçok dili çok rahat konuşan yazarın dilimize kazandırdığı en önemli eseri ise Kamus-ı Türki adlı sözlüktür.
    Türk dilinin sadeleşmesi yolunda önemli gayretleri olan yazarın, dilin nasıl sadeleştirilebileceği hakkındaki fikirleri kendinden sonrakilerce örnek alınmıştır.
    Avrupalı Türkologların çalışmalarıyla yakından ilgilenen yazar Orhun Abideleri’ni ve Kutadgu Bilig’i Türkiye Türkçesine ilk çeviren kişi olmuştur.
    Bunların dışında teknik olarak çok da başarılı sayılmayan ilk Türk romanı onun, Taaşuk-ı Talat ve Fıtnat adlı eseridir. Yazarın ayrıca tiyatro alanında da eserleri vardır.

    Şimdi Tanzimat edebiyatının genel özelliklerini maddeler halinde belirleyelim.
    1. O güne dek şiire girmeyen eşitlik, özgürlük adalet fikirleri, şiirin temel konusu olmuştur.
    2. Şiirde biçim değişikliğine pek gidilmemiş, aruz ölçüsü, nazım şekilleri, beyit nazım birimi kullanılmıştır. Ancak II. dönem Tanzimatçılarda az da olsa değişmeler vardır.
    3. Dilde sadeleşme istenmiş ancak yeterince başarılamamıştır.
    4. O güne dek edebiyatımızda görülmeyen, roman, hikaye, makale gibi nesir türleri kullanılmıştır.
    5. I. dönemde toplum için sanat; II. dönemde sanat için sanat görüşü hakimdir.
    6. I. dönemdekiler daha çok Romantizm’in, II. dönemdekiler Realizm’in tesiri altındadır.
    7. Tiyatro türü özel bir önem kazanmış, tiyatro bir eğitim yuvası olarak görülmüştür.
    8. Tanzimatçıların çoğu devlet adamıdır. Bu yüzden siyasetle sürekli iç içe bulunmuşlardır. Bu da onların edebi özelliklerini etkilemiştir.
    9. Batı edebiyatına, özellikle Fransız edebiyatına büyük ilgi gösterilmiş, birçok Fransızca eser Türkçeye çevrilmiştir.
  2. Murat AKSOY

    Murat AKSOY Türkçe Sevdalısı Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    49.558
    Beğenileri:
    886
    Ödül Puanları:
    38
    TANZİMAT EDEBİYATI (1860_1896 )
    Tanzimat ve ondan sonra gelen yeniliklerle edebi ve fikir hayatımız , Batı ile tanıştı.1860 yılında Tercüman-ı Ahval gazetesi yayımlanmaya başlanır, ki bu aynı zamanda Tanzimat edebiyatının da başlangıcıdır. Bu dönemde edebiyatımızda birçok yenilik olmuştur.Bunlar :

    1)ROMAN - HİKAYE
    Türk edebiyatı romanla ilk defa Yusuf Kamil Paşa’nın Fenelon’den çevirdiği Telemaque (telemak)tercümesiyle karşılaşır.İlk yerli roman ise 1872 yılında Şemsettin Sami tarafından Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat’tır. İlk hikaye ise Ahmet Mithat Efendi’nin Letaif-i Rivayet isimli eseridir.

    2)TİYATRO
    Yayınlanan ilk tiyatro eseri Şinasi’nin yazdığı Şair Evlenmesi’dir. İki perdelik bir piyestir. Bu eserde görücü usulüyle evlenmeyi yerer. Şinasi eseri yazarken meddah geleneğinden yararlanmıştır.


    GELENEKSEL TÜRK TİYATROSU
    A)KARAGÖZ
    *Bir kukla oyunudur, eğlendirme amacı taşır.
    *Oyunun bel kemiğini Karagöz adlı cahil biriyle , Hacivat adlı bilgili geçinen biri arasındaki diyaloga dayanır.
    *Klişeleşmiş bölümleri vardır.
    *Kuklayı oynatan kişi , konuşmaları tek başına yapar.

    B)ORTAOYUNU
    *Şehir meydanlarında ya da kendileri için hazırlanan yerlerde Pişekar ,Kavuklu ,Zenne gibi sabit tiplerle oynanan güldürü amaçlı seyirlik oyundur.
    *Oyunun bel kemiğini şive taklitleri oluşturur.
    *Metinsiz ,suflörsüz bir oyundur.

    C)MEDDAH
    *Tek kişilik bir oyundur.yüksekçe bir yere çıkan meddah ,değişik şivelerle konuşarak anlattığı bir olayla güldürü oluşturur.


    3)GAZETE
    *İlk defa gazete 1831 yılında çıkarılan Takvim-i Vekayi’dir.bu resmi bir gazetedir.
    *Ceride-i Havadis yarı resmi bir gazete olup 1840 'ta İngiliz William Churchill tarafından çıkarılmıştır.
    *1860’ta Agah efendi ile Şinasi ‘nin birlikte çıkardıkları Tercüman-ı Ahval ‘dir.bu Türklerin çıkardığı ilk sivil gazetedir.
    *1862 de Şinasi Tasvir-i efkar gazetesini tek başına çıkarır.Bir müddet sonra Namık Kemal tarafından yönetilmeye başlanır.
    *Bu gazetelerin dışında Muhbir (1866),Hürriyet (1867),Basiret (1869),İbret (1871) gibi gazeteler de çıkarılmıştır.

    TANZİMAT EDEBİYATININ BİRİNCİ DÖNEMİNİN ÖZELLİKLERİ
    *Sanat toplum içindir görüşü benimsenmiştir.ve bu doğrultuda eserler verilmiştir.
    *Dilde sadeleşmeyi ,ölçüde heceyi savundular ; ama uygulamadılar.
    *Fransız edebiyatından etkilendiler(veremli olma , hastalıklı oluş,duygusallık)
    *Divan edebiyatını eleştirdiler.Halk edebiyatını savundular ;ama uygulamadılar.
    *Şiirde estetik güzellik değil içerik ön plana çıkmıştır.
    *Edebiyatı fikirlerini aktarmak için bir araç olarak görürler.
    *Önceki şiirimizde bulunmayan vatan ,millet hak , hukuk ,hürriyet ve meşrutiyet gibi kavramları şiire taşımışlardır.
    *Eski nazım şekilleriyle yeni kavram ve duyguları işlemişlerdir.
    *Tiyatro ,roman ,hikaye ,makale ve eleştiri gibi yazı türleri bu dönemde edebiyatımıza girmiştir.
    *Noktalama işaretleri ilk defa bu dönemde kullanılmıştır.
    *Bu dönem sanatçıları ,edebiyatın yanında siyasetle de ilgilenmiştir.

    BU DÖNEM ROMANININ ÖZELLİKLERİ
    *Roman tekniği bakımından zayıftır.
    *Uzun tasvirlere ve beklenmedik tesadüflere yer verilir.
    *Zaman zaman romanın akışı durdurularak okuyucuya bilgi verilir.
    *Romanlarda ,cariyelik kurumunun kötülüğü ve yanlış batılılaşma işlenmiştir.
    *Kişiler tek yanlı ele alınır,iyiler ödüllendirilir ve kötüler cezalandırılır.
    *Konular günlük hayattan ve tarihten alınır.

    BİRİNCİ DÖNEM SANATÇILARI

    ŞİNASİ (1826_1871)
    *Yeniliğin öncüsüdür.
    *Tercüman-ı ahval ve Tasvir-i Efkar gazetelerini çıkarmıştır.
    *İlk makaleyi yazmıştır.(Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi)
    *Şiirlerinde konu birliğine ve bütün güzelliğine önem vermiştir.
    *Kısa cümleli ,yeni görüşlere örgülü bir nesir yapısı meydana getirmiştir.
    *Düşüncelerini yalın ve açık bir anlatımla söyler.
    *Konuşma dilini ,yazı dili haline getirmeye çalışmıştır.
    *Şiirlerinde aruz ölçüsü kullanmıştır.
    *Noktalama işaretlerini ilk defa kullanmıştır.
    Eserleri :La fonteine den fabları tercüme etmiştir.Tercümelerini Tercüme-i Manzume isimli eserlerine toplamıştır.
    Atasözlerini derlediği Durub-u Emsal –i Osmaniye
    Şiirleri :Müntebat-ı Eş’ar ,Divan-ı Şinasi
    Batılı anlamda ilk tiyatro :Şair evlenmesidir.

    ZİYA PAŞA (1829_1880)
    *Doğu kültürüyle yetişmiş ,sonradan batıya yönelmiştir.
    *Fikirleriyle yenilikçidir,şiirlerini divan şiiri üslubuyla yazmıştır.
    *Edebi yönüyle eskiye bağlıdır.
    *Şiir ve İnşa isimli makalesinde halk şiirinin bizim gerçek şiirimiz olduğunu ,yazı dilimizin halkın konuşma dili temel almasını savunur.
    *Sade dil savunur,fakat Arapça ve Farsça kelime ve tamlamalarla yüklü bir dil kullanılmıştır.
    *Harabat isimli divan şiiri antolojisinde Şiir ve İnşa makalesindeki fikirlerinin tam tersini söyler.
    *Terci-i Bent ve Terkib-i Bentleriyle ünlüdür.
    *Atasözü haline gelmiş veciz sözleri de vardır.
    Eserleri:Eş’ar –i Ziya ,Külliyat-ı Ziya Zafername:Hiciv türünde kasideleri var,Ali paşayı yermek için yazmıştır.
    Defter-i Amal :Hatıra türü yazılarını toplar.
    Rüya :Nesir olarak yazılmıştır.

    NAMIK KEMAL (1840_1888)
    *Vatan şairi olarak tanınır.
    *Vatan ,millet ,hürriyet ve adalet konularını işlemiştir.
    *Mecazlardan ,manzumlardan arınmış bir şiir dili vardır.
    *Bütün edebiyat türlerinde eser vermiştir.
    *Tiyatro ona göre bir eğlence değil edebi bir okuldur
    *Tiyatro ile ilgili görüşlerini Celalettin Harzemşah isimli yapıtının önsözünde açıklamıştır.
    Eserleri:
    Tiyatroları :Vatan Yahut Silistre ,Akif Bey , Zavallı Çocuk ,Gülnihal ,Kara Bela , Celalettin Harzemşah isimli divan şiiri antolojisine karşı yazılmıştır.
    Tarih alanında ve İslam dini ile ilgili eserler olarak : Renan Mudafanamesi , Kanije Kalesi ve Osmanlı tarihi
    Biyografileri de vardır.
    İlk edebi roman yazmıştır. İntibah eser Son Pişmanlık adıyla Magosa da yazılmıştır.Eserin diğer bir adıda Sergüzeşt-i Ali Bey’dir.
    İlk tarihi roman yazarıdır.Cezmi tarihi bir olayı anlatır.II.Selim zamanında İranlılarla yapılan bir savaşın anlatıldığı romanda roman kahramanı Cezmi vatansever bir askerdir.Romanda onun başından geçen olaylar anlatılır.

    ŞEMSETTİN SAMİ (1850_1904)
    *İlk roman yazarıdır.Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat.Romanda kölelik ve cariyelik konusunu ele almıştır.
    *Kamus-ı Türki isimli sözlük yazarıdır.bu sözlüklerin yanında Kamus-ı alem , Kamus –ı Fransevi isimli sözlüklerin de yazarıdır.
    Victor Hugo ‘nun sefillerini çavirmiştir.
    Robenson Cruzoe ‘u da tercüme edilmiştir.


    AHMET MİTHAT EFENDİ (1844_1912)
    *Asıl gayesi halkı ,yetiştirmek ve bilgilendirmektir.
    *Edebiyat ,tarih,coğrafya ,ziraat ve iktisat alanında otuz altısı roman olmak üzere iki yüze yakın eser vardır.
    *Bazı tiyatro denemeleri yapmışsa da pek başarılı olamamıştır.
    *Dili sade ve düzgündür.
    *Halka okuma zevkini aşılamıştır.
    *Romanları teknik yönden kusurludur.
    *Romanın akışını keserek uzun uzun açıklamalar yapar,bilgi verir.
    Eserleri:Bazı romanları: Felatun Bey'le Rakım Efendi, Hasan Mellah, Hüseyin Fellah, Yeniçeriler, Paris'te Bir Türk Kızı
    Hikaye türünün ilk örneği sayılan Letaif –i Rivayat isimli hikaye kitabıdır.

    AHMET VEFİK PAŞA (1823_1891)
    *Milliyetçilik ve Türkçülük fikirlerinin savunucusudur.
    *Tiyatro alanındaki çalışmaları ile ünlüdür.
    *Halkı tiyatroya alıştırmıştır.Bunun içinde Bursa da bir tiyatro yaptırmıştır.
    *Tarih ve dil sahasında önemli eseri Lehçe-i Osmani
    *Seçere-i Türki adlı eseri Osmanlıca’ya çevirmiştir.
    *Tarih eserleri: Fezleke –i Tarih-i Osmani , Hikmet-i Tarih,
    *Moliere’nın hemen hemen bütün eserlerini tercüme etmiştir.
  3. Murat AKSOY

    Murat AKSOY Türkçe Sevdalısı Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    49.558
    Beğenileri:
    886
    Ödül Puanları:
    38
    TANZİMAT EDEBİYATININ 2.DÖNEMİNİN ÖZELLİKLERİ
    *Sanat sanat içindir anlayışıyla eserler vermiştir.
    *Dil ağırdır.
    *Batı edebiyatının savunmuşlardır.Batı edebiyatı örneklerini başarıyla ortaya koymuşlardır.
    *Romanda realizmin tesiri şiirde ise romantizmin tesiri görülür.
    *Kölelik ,cariyelik ve yanlış batılılaşma bu dönem romanlarında işlenen konulardır.
    *Bu dönem sanatçıları :siyaset ve toplum sorunları ile ilgilenmemişler ,yalnızca edebiyatla ilgilenmişlerdir.
    *Bu dönem sanatçıları :Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit Tarhan , Nabızade Nazım , Sami Paşazade Sezai , Muallim Naci

    2.DÖNEM SANATÇILARI

    RECAİZADE MAHMUT EKREM (1847_1914)
    *Şiir,roman ,hikaye ,eleştiri ,edebi bilgiler ve tiyatro türünde eserler vermiştir.
    *Şiirlerinde hüzün ve elem vardır.
    *Hüzünlü duygular ,ölümü hatırlatan tabiat manzaraları ,solgun güller ,küçük kuşlar şiirinde işlediği konulardır.
    *Şiirde kulak için kafiye görüşünü savunur.
    *Şiir alanında fazla başarılı değildir,nesirde başarılıdır.
    Eserleri:
    İlk realist roman yazarıdır. Araba Sevdası eserde bilgisizce batıyı taklit eden Bihruz Bey’in ne hallere düştüğü anlatılır.Yer yer realist çizgilerle ve ince bir eleştiriye böyle insanlar göz önünde serilir.
    Şiirleri :Nağme-i Seher ,Yadigar-ı Şebap . Zemzeme bir diğer eseri de oğlu Nihat için yazdığı şiirlerini ve nesirlerini de topladığı Pejmürde’dir.
    *Not: Zemzeme’lere karşı Muallim Naci Demdeme adlı kitabında yazmıştır.
    Tiyatroları; Afife Anjelik ,Vuslat, Atala ve Çok Bilen Çok Yanılır.
    Hikaye :Muhsin Bey ve Şemsa
    Eleştiri :Takdir-i Elhan
    Edebi bilgiler:Talim-i Edebiyat
    Ayrıca birçok romantik Fransız şairinin şiirlerini Türkçe’ye çevirmiştir.

    ABDÜLHAK HAMİT TARHAN
    (1852_1937)
    *Divan şiirini sona erdiren sanatçıdır.
    *Batı şiirindeki yenilikleri Türk şiirine uygulamıştır.
    *Divan şiirinin nazım şekilleriyle kafiye düzenini kullanmamıştır.
    *Romantizmin etkisindedir.
    *Şiirinde taşkınlık ve yücelik ,söyleyişte tezat onun şiirinin en büyük özelliğidir.
    *Tezat sanatını çok kullanmıştır.Tezatlar şairidir.
    *Şiirlerinde ve tiyatrolarında tarihi konular önemli yer tutar.
    *Hayat,tabiat,ölüm,ve insanlık gibi konuları işlemiştir.Ölüm şiir estetiğini oluşturur.
    *Önemli şiirleri:Makber, Sahra, Belde, Baladan Bir Ses ,Garam, Ölü ,Hacle
    *Tiyatroları oynamak için değil,okunmak içindir.
    *Tiyatrolarında insanların yanında ölüler ,ruhlar ve hayaletler de yer alır.
    *Tiyatrolarında Milli, İslam Tarihi ile ilgili egzotik konuları işlemiştir.
    *Bazı tiyatrolarında Shakespeare’nin etkileri görülür.Dram türünde eserler vermiştir.
    *Tiyatroları manzum ve düzyazı şeklindedir.
    *Şair-i Azam olarak bilinir.
    Eserleri:Macera’yı aşk ,Tarık ,Finten ,Liberte , Hakan ,Tezer ,Nesteren

    SAMİ PAŞAZADE SEZAİ
    (1860_1936)
    *Batı edebiyatında yazdığı hikayeleri tanınır.
    *Hikayelerinde Fransız realistlerinden izler vardır.
    Eserleri:Sergüzeşt(roman)
    Dilber adındaki esir kızın çalıştığı evin oğluyla aralarında doğan mutsuz aşkı ve acı sonu anlatır.Romanda realizm ve romantizm kendini hissettirir.Gözlemlerden dolayı realist yönü ağır basar.
    İclal:Bu kitapta yeğeni İclal ‘in ölümü üzerine yazdığı mensur şiirlerini bazı düzyazılarını ve hatıralarını anlatır.
    *Şir (Piyestir.)

    NABIZADE NAZIM
    (1862_1893)
    *Realizm ve naturalizm öncüsüdür.
    *Roman ve hikayeleri ile tanınmıştır.
    *Karabibik(ilk köy romanı kabul edilir.) öyküden uzun, roman kısadır.
    *Kahramanlarını yöresel şiveleriyle konuşturur.
    *Gözlem önemli bir tutar.
    *Yazar , tasvir ve tahlilinde son derece başarılıdır.

    MUALLİM NACİ
    (1850_1893)
    *Eski edebiyat taraftarlarının lideri durumundadır.
    *Eski şiirin temsilcisi olarak ün yapmasına rağmen Batılı şiir tarzında da başarılı örnekler vermiştir.
    *Dili sadedir,dili kullanmada başarılıdır.
    *İlk köy şiiri yazarıdır.
    *Eserleri:Şiirleri:Ateş-Pare ,Şerare ,Sümbüle ve fürüzandır.
    Recaizade’nin Zemzemelerine karşılık Demdemesi vardır.
    Edebi bilgiler:Islahat-ı edebiye
    Lugat:Lugat-ı Naci
  4. Murat AKSOY

    Murat AKSOY Türkçe Sevdalısı Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    49.558
    Beğenileri:
    886
    Ödül Puanları:
    38
    TANZİMAT EDEBİYATI

    Türk Edebiyatı, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yönünü Batı’ya doğru çevirir, İslam kültürü etkisinde gelişen Divan edebiyatından uzaklaşır.
    Devlet ve toplumun hayatındaki değişiklikler bir süre sonra edebiyata da yansır; Batı kültürüyle yetişin yeni kuşaklar, eski edebiyatın yeni hayatı anlatmaya elverişsiz olduğunu öne sürerler ve Batı edebiyatlarını örnek alan bir dönemi başlatırlar.
    1839’da Tanzimat, 1856’da Islahat Fermanı’nın ilan edilmesiyle Osmanlı İmparatorluğu her alanda Batı’ya yöneldiğini resmen açıklamış oluyordu. Yeni bir uygarlığa adım atan yetkililer bu uygarlığı özümsemenin ve yaymanın yolunu yeni okullar açmak, gazeteler çıkarmakta görmüşler; Batı ülkelerine bazı gençleri eğitim görmek üzere göndermişlerdir. Aynı dönemde Batılı tiyatro toplulukları için İstanbul’da tiyatro binaları yapılmış, Batı müziği, dansları, çalgıları aydın çevrelere tanıtılmıştır. Bütün bu etkinliklerin gösterildiği zamanlar Tanzimat edebiyatının hazırlık dönemi olarak belirtilebilir. Bu dönemin genelde 1860’a kadar sürdüğü kabul edilir.
    Tanzimat Edebiyatı, 1860’ta Agah Efendi ile Şinasi’nin çıkardığı Tercüman-ı Ahval gazetesiyle başlar. Bu edebiyatın asıl kurucuları Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa’dır.
    Tanzimat Edebiyatını sanatçıların eserlerini ve sanata yaklaşımlarını dikkate alarak, birinci ve ikinci dönem olmak üzere iki bölümde inceleyebiliriz.


    TANZİMAT EDEBİYATININ ÖNEMLİ SANATÇILARI

    1-Şinasi
    2-Namık Kemal
    3-Ziya Paşa
    4-Ahmet Mithat Efendi
    5-Ahmet Vefik Paşa
    6-Şemsettin Sami
    7-Ali Bey
    8-Recaizade Mahmut Ekrem
    9-Abdülhak Hamit Tarhan
    10-Samipaşazade Sezai
    11-Nabizade Nazım
    12-Muallim Naci

    TANZİMAT EDEBİYATININ KAYNAKLARI

    Tanzimat devrinde Batı edebiyatı demek, Fransız edebiyatı demektir. Bütün türlerde ilk tanınan ve örnek alınan yazar ve şairler bu edebiyatın temsilcileridir.gerek Fransız edebiyatını tanıtan yazılar, gerek yapılan tercümeler ve gerekse onu örnek alarak yapılan bütün denemeler bu devrin gazete ve dergilerinde yer almıştır.
    Tanzimat devri edebiyatının ilk safhasında (1860-1876) Avrupalılaşma işlemi, zaruri olarak, “Divan edebiyatına aralıksız saldırıp onu gözden düşürme, yani çağdaş bir Türk edebiyatına alan açma, Fransız edebiyatının başlıca türlerini getirme, bu edebiyatın klasik ve romantik okullarının başlıca yazar ve şairlerini tanıtma, eski nazım ve nesir romantik okullarının başlıca yazar ve şairlerini tanıtma, eski nazım ve nesir dillerinin dışında yeni bir edebi dil yaratma” yönlerinde gelişmiştir.
    Batılılaşmanın sosyal alandaki gelişmesini ise, 1860’dan sonra, basın, roman ve tiyatro birlikte yürütürler. Bu üç mühim vasıta, bir yandan batılı yaşayışı-bazen çok lüzumsuz ayrıntılara kadar inerek-Türk halkına tanıtırlarken, bir yandan da çok çeşitli konular üzerindeki batılı görüş tarzını da getirmek suretiyle yeni bir aydın nesil yetiştiriyorlardı. Sosyal alandaki bu hizmeti ile edebiyat, tamamiyle, Tanzimat’ın getirdiği esaslara bağlıdır. 1860-1875 yılları arasında TÜRK edebiyatı, kendisini bu esasların gerçekleştirilmesine vermiştir ve bu tutumu ile, daha çok, “sosyal” bir karakter gösterir.
    Tanzimat hareketi- bir anlamda- bir “halka iniş” hareketi olduğu için, edebiyatta “halkın anlayabileceği bir dil” üzerinde direnilmesini de tabii karşılamak gerekir. Konuşma diline yaklaştırılacak yeni bir yazı dili yani yeni bir nesir, halka kültür yolu ile sağlanmak istenen “sosyal fayda”nın da en güçlü aracı idi.
    Batı edebiyatını örnek alma kararını veren Tanzimat Edebiyatı’nın, gayesine ve yeni yapısına uygun bir ifade vasıtası yani “yeni bir dil ve üslub” aramak ihtiyacını hemen duymuş olmasıdır. İlk çalışmalar bu noktada toplanarak kısa zamanda açık bir sonuca varılmış, gerek nesirde ve gerekse nazımda yeni bir dile ve yeni bir söyleyişe ulaşılabilmiştir.
    Edebiyatın sosyal hizmete girmesi, çevresindeki her şeyle doğrudan doğruya ilgilenmesi prensibi ili Türk edebiyatı, asırlardan beri ilk defa olarak,hayatla yüz yüze geliyor; olayları ve insanları oldukları gibi görüp göstermeğe başlıyordu. Bu durum, eski edebiyatın her alandaki soyutluğundan kurtuluşun, somuta bağlanışın ifadesidir. Eski edebiyat, bilindiği gibi, kaideler ve klişeler edebiyatı idi: Klişe konu, klişe tabiat, klişe hayal, klişe güzellik, klişe sevgili tipi, klişe aşk, klişe dil… vb. Bütün bu klişelerden kurtulup hayatın karşısına aracısız ve eli kolu bağlı olmadan çıkan Tanzimat devri sanatçısı, her şeyden evvel, hürriyetini duyar ve tek başına bir “şahsiyet” olduğunu anlar. Bu anlayışı yeni bir tabiat görüşü, yeni bir estetik, doğrudan doğruya hayattan alınan yeni konular takip ederler. Tanzimat’ın “ferdin hürriyeti” prensibi ile tam bir uygunluk halinde bulunan “sanatçının hürriyeti” prensibi ile tam bir uygunluk halinde bulunan “sanatçının hürriyeti” prensibi, ona tamamıyla “şahsi sentezler”in yani yaratıcılığın kapılarını açmıştır.
    Fakat 1875 yılına kadar prensip olarak “sosyal fayda” formülüne bağlanan Tanzimat Edebiyatı, bu tarihten sonra,üslub ve konu bakımından kendisini yavaş yavaş Fransız romantizmine kaptırdı.Türk edebiyatının asırlarca süren alışkanlıklarına da uygun düşen bu kaptırış, önce üslubta başlar. Nesrinin esasını Şinasi’den almakla beraber,”sanatkarane üslub” kaygısı ile ondan ayrılan Namık Kemal’in, romanlarındaki tabiat ve insan tasvirlerini daha canlı ve çekici hale getirebilmek için romantik üslubun ihtişamından faydalanmağa kalkışması ile başlayan bu tesir, zamanla, karakterlere, vakaların kuruluşuna ve temalara kadar yayıldı.1980’den sonraki Türk romanında görülen bazı realizm ve natüralizm denemelerine rağmen, Kemal’i takip eden Recai-zade Ekrem ve Abdülhak Hamid’in de ağır basan şahsiyetleri ile, Tanzimat Edebiyatı,-çok geniş ölçüde- romantizme bağlı kalmıştır.
    1860’tan başlayarak şiiri, tiyatrosu ve romanı ile batılı edebiyatın bütün türlerini benimseyen ve denemeğe girişen Türk edebiyatı, teknikte henüz çok yetersiz olmakla beraber, gösterdiği hızlı gelişme ile, tamamıyla batılı bir anlayışa ve bütün türlerde çok verimli çalışmalara sahip olabilmişti.



    TANZİMAT EDEBİYATINDA ŞEKİL ÖZELLİKLERİ

    ROMAN VE ÖYKÜ:
    Tanzimat dönemine gelinceye dek Türk edebiyatında Batılı anlamda roman ve öykü yoktu. Ancak Divan edebiyatındaki mesneviler, bir bakıma bu boşluğu dolduruyordu. Mesnevilerin ele aldığı aşk öyküleri oldukça hacimliydi ve bunlar aydınlara yönelikti. Halk ise Köroğlu, Ferhat ile Şirin, Kerem ile Aslı gibi halk hikayelerini dinleyip okumaktan zevk alıyordu.

    Tanzimat Roman ve Öyküsünün Özellikleri:
    1) Konular günlük yaşamdan ya da tarihten alınmıştır.
    2) Duygusal ve acıklı konular ön plandadır.
    3) Romantizmden etkilenen Ahmet Mithat, Namık Kemal, Şemsettin Sami gibi yazarların eserlerinde rastlantılara çok yer verilmiş; bireyi eğitme, toplumu düzeltme amacı güdülmüştür. Romanın akışı kesilerek okuyucuya bilgiler aktarılır.
    4) Roman kişileri tek yönlü (iyi ya da kötü) olarak ele alınmış ve sanatçılar kişiliklerini eserlerine yansıtmışlardır. Romanlarda genellikle iyiler ödüllendirilmiş, kötüler cezalandırılmıştır.
    5) İlk dönem romanlarında tasvirler çok uzatılmış, ikinci dönemde ise daha ölçülü tasvirler yapılmıştır.
    6) Realist ve Natüralist akımlardan etkilenen Recaizade Mahmut Ekrem, Samipaşazade Sezai, Nabızade Nazım gibi yazarların eserlerinde ise benimsenen akımın gereği olarak “gözlem”e geniş yer verilmiş; olaylar gerçekçi bir açıdan dile getirilmiştir.
    7) Roman ve öykülerin genelinde kahramanlar İstanbul’un aydın çevrelerinden seçilmiştir.Ülke kaç-göç olduğu için, bu dönem romanlarında kadın erkek ilişkileri ancak birbirlerini görmeleri olanağı bulunan yakın akraba arasında, cariyelerle evin erkekleri arasında, Hıristiyan kadınlarla Türk erkekler arasında geçirilmiştir. İlk kez Nabızade Nazım, köy gerçeğine eğilmiş, Anadolu insanının sorunlarını ele almıştır.

    ŞİİR:
    Tanzimat Edebiyatında – nesirden sonra- yenileştirilen ilk tür, şiirdir. Roman ve piyes gibi türler henüz denenmeden, şiir üzerinde bazı yenileştirmelere başlanmıştı. Şiirde de, önce, yeni bir dil ve söyleyiş aranmakla işe girişilir. Bu dil ve söyleyişin yöneldiği kaynak ise, nesirde olduğu gibi, konuşma dili ve üslubudur.
    Tanzimat Edebiyatında şiir de düzyazı kadar önemlidir.Bu dönemin sanatçıları Divan edebiyatı kültürüyle yetiştikleri için eski şiir anlayışından büsbütün kopamamışlardır. Tanzimat şiiri, genelde, biçimsel açıdan Divan şiirinin bir devamı sayılabilir.

    Tanzimat Şiirinin Başlıca Özellikleri:
    1) İlk dönem Tanzimat şiirinde gazel, kaside, terkib-i bent… gibi eski nazım şekilleri kullanılmış, ikinci dönemde Fransızca’dan çevirilerde yeni nazım biçimleri görülmeye başlanmıştır. Kaside türünde bazı değişikliklere gidilmiştir. Kaside türünde bazı değişikliklere gidilmiştir. Şinasi, yazdığı kasidelerde klasik kasidenin biçimsel özelliklerini dikkate almamıştır.
    2) Divan şiirindeki parça bütünlüğü yerine konu bütünlüğü esas alınmış, beyitler arasında anlam birliği sağlanmıştır.
    3) İlk dönemde siyasal ve toplumsal sorunlar, ikinci dönemde bireysel ve duygusal sorunlar şiire yansımıştır. Tanzimatla birlikte şiirin konu alanı sağlanmıştır.
    4) İlk dönemin şiir dili, ikinci döneminkinden daha sadedir. İkinci dönem sanatçıları dili ağırlaştırmış, sanatlı bir söyleyişi benimsemişlerdir.
    5) Tanzimat şairlerinin şiire bakış açıları farklıdır. I, dönem şairleri Divan edebiyatını eleştirerek yıkmaya çalışmışlardır. II, dönem şairleri ise şiiri sanat açısından ele almışlar, estetiğe önem vermişlerdir.
    6) Yeni Türk şiirinde doğa betimlemesinin ilk örnekleri verilmiş; Abdülhak Hamit Tahran ilk pastoral şiirleri yazmıştır.
    7)Tanzimat’ın ilk dönem sanatçılarının üçünün de şair olması, edebiyatımızda ilk yenileşen türün şiir olmasını sağlamıştır. Şiirdeki değişmenin temelini Şinasi atmıştır.

    TİYATRO:
    Tanzimat tiyatrosunda da, Tanzimat’ın prensiplerine uygun olarak, sosyal eğitimin- genellikle- ön planda yer aldığı görülür. Bu gayeye, bazen de sosyal aksaklıklara doğrudan doğruya dokunmak veya tarihin “ibret verici” olaylarını ele alıp onlardan ahlaki sonuçlar çıkarmak suretiyle varılmak istenir. Fakat sosyal meseleler, daha çok, aile çerçevesi içinde kalmıştır. Bu da, yazarların sosyal yaşayışı gözleme ve inceleme alışkanlığına henüz gereği gibi sahip bulunamayışlarındandır. Konuları Doğu ve İslam tarihinden alınmış olan bazı piyeslerde olayların aynı zamanda ihtişamlı oluşlarına gösterilen dikkat ise, romantik tiyatrodan gelen tesirle ilgilidir. Bu tesir 1870’den sonra başladığı için, daha önce komedilerin çoğunlukta olmalarına karşılık, bu tarihten sonra dram çeşidi daha büyük bir yer tuttuklarından, tarihi temalara değer veren Tanzimat tiyatro yazarları, Türk tiyatrosunun – daha çekici olan- ferdi konulara yönelmesini önlemek maksadı ile,”Milli Tiyatro” adını verdikleri bir tiyatro çeşidi çıkarmışlar ve bununla da, konularını “İslam tarihinden veya Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Müslüman azınlıkların hayatından” alan piyesleri kasdetmişlerdir. Türklerce yaşayış özellikleri az bilinen etnik toplulukların yaşayışlarını anlatan bu eserler, böylece, bir yandan hafif bir egzotizme büründükleri gibi, bir yandan da – ister istemez- bir örf ve adet piyesi haline de gelmişlerdir.
    Tanzimat tiyatrosunda dil ve üslubuna çok yaklaşmıştır. Fakat bu tarihten sonra, - diğer edebi türlerde de olduğu gibi- tabiiliğini gittikçe kaybetmiş ve hele Abdülhak Hamid’in eserlerinde, çok yüklü ve yapma bir duruma gelmiştir. Piyes tekniği, bu devrin tiyatrosunun – şüphesiz- en zayıf yönüdür. Bu ise, yeni türdeki bilgi ve deneme yetersizliğinin tabii sonucu sayılmak gerekir. Bununla beraber, bu durumu ile de, eğer devrin siyasi şartları önüne şiddetle geçip onu durdurmasaydı, Tanzimat tiyatrosunun, Türk tiyatrosunun geleceği için çok ümitli olacağı tahmin ve kabul edilebilir. Büyük bir hızla serpildiği sırada bu fidenin kurumaya mahkum edilmesi, Türk tiyatrosunun geleceği üzerinde çok kötü tesirler yapmış ve onun – oldukça uzun bir süre – Türk edebiyatının en zayıf yönü olmasına sebep olmuştur.
    Tanzimat dönemine kadar edebiyatımızda Batılı anlamda tiyatro yoktu. Geleneksel Türk tiyatrosunun türleri olan Karagöz, ortaoyunu gibi türler yazılı bir metne dayanmıyor; sahne, dekor gibi öğeleri içermiyordu.
    Fransa’da bulundukları yıllarda tiyatro sanatını tanıyan ve tiyatronun eski gücünü gören Tanzimat sanatçıları bu türü ülkeye taşımanın gerekliliğine inanmışlardır. Şinasi, ortaoyunu tiplerinden de yararlanarak ilk yerli oyun sayılan Şair Evlenmesi’ni (1860) yazmış; bir töre komedisi olan bu eserinde görücü usulüyle evlenmeyi konu edinmiştir.
    Tanzimat tiyatrosunda sahneye çoklukla aile, gelenek, görenek, vatan… vb. konular çıkarılmış komedilerde Klasisizm, dramlarda Romantizm ekili olmuştur. Tiyatro, doğrudan doğruya halka seslenen ve konuşma temeline dayanan bir tür olduğu için, manzumlar eserler dışındaki oyunlar genelde konuşma diliyle yazılmıştır.
    Tanzimat dönemi eleştirisinin temelini “eski-yeni” mücadelesi oluşturur. Eleştiri türündeki yazılar Tanzimat edebiyatından sonra da sürer.

    ELEŞTİRİ:
    Tanzimat’tan önceki edebiyatımızda Batılı anlamda eleştiri yoktur. Bu alandaki eserler Tanzimat’la birlikte görülür. 1860’tan sonra, edebiyatımızı modernleştirmeyi amaçlayan sanatçılar, eski edebiyatı yıkmaya ve yerine yenisini yerleştirmeye çalışırlar. Eleştiriler de bu yönde yoğunlaşır. Eleştiri türünün öncüleri Ziya Paşa ve Namık Kemal olur.

    MİZAH VE HİCİV:
    Divan Edebiyatı’nda, mizah türü yok denecek kadar azdır. Bu türün örneklerine, Halk Edebiyatı’nda daha çok rastlanır. Buna karşılık, Divan Edebiyatı’nda, hiciv daha çok rağbet görmüştür. Ancak, kişilere yöneltilen bu hiciv bir fikir değerine ve bir ifade zarafetine çok seyrek olarak sahip olabilmiş ve, büyük bir çoklukla, ağır hakaretlerin sıralandığı örneklerden ileriye geçememiştir.
    Espri inceliğine ve ifade zarafetine dayanan gerçek mizah ve hiciv de, Tanzimat devrinde görülmeğe başlar. Bazı şair ve yazarlar daha çok mizaha ve bazıları da daha çok hicve yönelmekle beraber, esasta, yani hedef aldıkları kişiyi veya olayı hırpalamakta birleşirler. Her mizah unsurunun da arkasında bir hiciv maksadının saklı bulunduğu bilinen bir şeydir.

    EDEBİ TENKİD:
    Türk edebiyatında gerçek edebi tenkidin de, Tanzimat’tan sonra başlamış olduğunu söylemek gerekir. Gerçekten, Tanzimat’tan önce edebi tenkide ait eserler İslami edebiyatın yalnız yazı tekniğinden bahseden eserlerden ibarettir ve bunlar, çoğunlukla, Arap ve Acem edebiyatlarında daha önce konulmuş kaideler hakkında bu dillerde yazılmış kitaplardan çevrilmiştir.
    Onlara göre bu edebiyat, “son derecede kaideci, sanatçının kişiliğini boğan, söz oyunlarını ön planda tutan, duyguları, hayal ve düşünceleri ifade unsurları ile klişeleşmiş, hayatla ve gerçekle ilgisiz, devrini tamamlamış, skolastik karakterde bir edebiyattı.
    Kurulacak olan yeni edebiyata genç nesilleri alıştırmak için, önce, onları Divan edebiyatından soğutup uzaklaştırmak şarttı. Bu sebeple, Tanzimat Edebiyatı’nın ilk döneminde, bütün tenkitler Divan edebiyatının esasları ve özellikleri üzerinde toplanır.
    Bu durumu ile Tanzimat devrinde tenkit, daha çok Doğu-Batı edebiyatlarının mücadelesini mihver yapan, Divan Edebiyatı için yıkıcı ve Avrupai Türk edebiyatı için de yapıcı bir karakter göstermektedir.

Sayfayı Paylaş