Tanzimat Edebiyati ile Divan Edebiyati Benzerlikleri ve Farkılıkları lazım

Konu 'Edebiyat 11.Sınıf' bölümünde yusuf9059 tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. yusuf9059

    yusuf9059 Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    2
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0

    selamün aleyküm arkadaslar bana acil Tanzimat Edebiyati ile Divan Edebiyati Benzerlikleri ve Farkılıkları lazim bazı sıtelerde bakdım cok uzun sanki roman gibi yazmıslar bana tane tane lazim madde madde verebilirsenız cok sevinirim... şimdiden teşekkür ederim saygilarimla...
  2. Dreamer*

    Dreamer* Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    13 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    2.551
    Beğenileri:
    1.972
    Ödül Puanları:
    0
    Tanzimat Edebiyatının Genel Özellikleri

    a. Tanzimat edebiyatı sanatçıları, Divan edebiyatında bulunan şiir, tarih, mektup, v.b gibi edebiyat türlerini Batı anlayışına göre yenileştirmişler; ayrıca, Divan edebiyatında hiç bulunmayan makale, Tiyatro, roman, hikaye, anı, eleştirme, v.b. gibi yeni edebiyat türleri getirmişlerdir.

    b. Tanzimat edebiyatının özellikle ilk devirlerinde yetişen sanatçıların çoğu (Ziya Paşa, Namık Kemal, v.b...) Montesquieu, Rousseau, Voltaire, v.b. gibi Fransız devrimci yazarlarının etkisi altında kalarak, makale ve şiirlerinde zulme, haksızlığa, hırsızlığa. geriliğe karşı şiddetli bir dille mücadeleye girişmişler; vatan, millet, hürriyet. hak, Adalet, kanun, meşrutiyet. v.b. gibi kavramları memlekete yaymaya çalışmışlar, “toplum için sanat” anlayışını benimsemişlerdir. Tanzimat edebiyatının ikinci devrinde yetişen sanatçılar ise (Recai-zâde Mahmut Ekrem, Abdülhak Hâmit, Sami Paşa-zâde Sezai v.b.) toplum işlerine daha az karışmışlar, “sanat için sanat” anlayışını benimser görünmüşlerdir.

    c. Çoğu Fransız edebiyatını örnek olarak alan bu sanatçıların bir kısmı Klasisizm (Şinasi, Ahmet Vefik Paşa, Ali Bey, v.b.).bir kısmı da Realizm (Recai-zâde Mahmut Ekrem, Sami Paşa*zâde Sezai, Nabi-zâde Nâzım, v.b.) akımlarının etkisi altında eserler vermişlerdir.

    ç. Tanzimat edebiyatı, Divan edebiyatının tersine olarak, seçkin kişiler için değil, halk için meydana getirilen bir edebiyat olmak iddiasıyla ortaya çıkmıştır. Bu görüşü benimseyen sanatçılar (Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal, Ahmet Mithat, Ali Bey, v.b.) özellikle makale, tiyatro, anı, kısmen de roman türlerinde bu yolda eserler vermişlerdir. Tanzimat edebiyatının ikinci devrinde yetişen bazı sanatçılar ise (Recai-zâde Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit, v.b.) bu amaçtan uzaklaşmış görünmektedirler.

    d. Bu görüşün bir sonucu olarak, dilin sadeleşmesi, konuşma dilinin yazı dili haline gelmesi düşüncesi savunulmuştur. Tanzimat edebiyatının başlıca sanatçıları (Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal, Ahmet Mithat, Ahmet Cevdet Paşa, Şemseddin Sami, v.b.) dil konusunda böyle düşünmekle birlikte, hiçbiri eski alışkanlıklarından kurtulup da büsbütün konuşma diliyle yazmış değildir. Sade dil, daha çok, tiyatro; anı, mektup, bir dereceye kadar da makale ve romanlarda kullanılmıştır. Tanzimat edebiyatının ikinci devrinde yetişen sanatçıların bir kısmı ise ( Recai-zâde Mahmut Ekrem, Sami Paşa-zâde Sezai, özellikle Abdülhak Hamit) konuşma dilinden epey uzaklaşmışlardır.

    e. Tanzimat edebiyatında en önemli yenilik, nesirde, anlatımın kuruluşunda görülmüştür. Bu edebiyatta söz hüneri göstermek değil, birtakım düşünceleri halka yaymak amacı güdüldüğünden, “seci” ler atılmış, asıl düşünce ile ilgisi bulunmayan doldurma sözlere yer verilmemiş, düşünceler sayfalarca süren uzun cümleler yerine kısa cümlelerle anlatılmaya çalışılmıştır.

    f. Tanzimat edebiyatı nazmında şiirin konusu genişletilmiş, günlük hayatla ilgili her türlü olay, duygu ve düşünce şiir konusu olarak seçilmiştir.

    İlk zamanlarda Divan edebiyatı nazım biçimlerinin dışına pek çıkılmamış, yeni düşünceler eski biçimler içinde söylenmiş (Ziya Paşa, Namık Kemal v.b.) ise de sonraları eski biçimler büsbütün bırakılarak yeni biçimler kullanılmaya başlanmıştır (Recai-zâde Mahmut Ekrem, özellikle Abdülhak Hamit, v,b.) ; yeni nazım biçimleri ilkin Fransızca'dan yapılan manzum çevirilerde görülmüş, telif şiirlerde çok sonra kullanılmıştır; beyitlerin başlı başına birer bütün olmasıyla yetinilmeyip, bütün mısralar aralarında bir anlam bağı bulunmasına, Divan şiirindeki “parça güzelliği” anlayışı yer yine şiirin baştan sona kadar belli bir düşünce etrafında gelişmesine; yani “konu birliği” ne ve “bütün güzelliği” ne önem verilmiştir: genel olarak Aruz vezni kullanılmakla birlikte, Türk'lerin tabiî ve ulusal vezninin hece vezni olduğu anlaşılmış, bu vezinle yazmaya tarafçılık edilmiş (Ziya Paşa, Namık Kemal, Ahmet Cevdet Paşa v.b), fakat bu istek geniş bir akım halini alamamış, sadece birkaç sanatçı (Ethem Pertev Paşa, Ziya Paşa, Namık Kemal, Ahmet Vefik Paşa, Abdülhak Hâmit, Recai-zâde Mahmut Ekrem v.b.) tarafından girişilen birkaç deneme ile yetinilmiştir.
  3. Dreamer*

    Dreamer* Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    13 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    2.551
    Beğenileri:
    1.972
    Ödül Puanları:
    0
    DİVAN EDEBİYATININ GENEL ÖZELLİKLERİ

    1. Nazım birimi genellikle beyittir ve cümle beyitte tamamlanır. Beyit, cümleye egemendir.
    2. Nazım ölçüsü “aruz“dur.
    3. Dili Arapca, Farsça, Türkçe karışımı olan Osmanlıca”dır.
    4. Şiirlerde tam ve zengin uyak kullanılmıştır.
    5. Şiirlerin konuyu içeren başlıkları olmadığı için nazım biçimlerine göre adlandırılmışlardır.
    6. Klişe bir edebiyattır. Duygu ve düşünceler değişmez sözlerle (Mazmun) anlatılır.
    7. Anlatılan şey değil, anlatış biçimi ön plandadır.
    8. Soyut bir edebiyattır. İnsan ve doğa gerçekte olduğundan farklı ele alınmıştır.
    9. Aydın zümrenin edebiyatıdır. Medrese kültürü hakimdir. Genellikle saraya ve çevresine seslenir.
    10. Sanatlara bolca yer verilmiş, sanat yapmak amaç durumuna gelmiştir.
    11. Ulusal bir edebiyat olmayıp dinin etkisiyle şekillenmiştir. Arap ve İran edebiyatının etkisi çok fazladır.
    12. Şiirde daha çok aşk, sevgili, içki, din ve kadercilik gibi konular işlenmiştir.
    13. Nazım ön planda tutulmuş, nesre pek az yer verilmiştir.
    14. Nesir alanında tezkireler (edebiyat tarihi görevini gören biyografik eser), münşeatlar (mektuplar), tarihler, dini metinler ve nasihatnamelere de rastlanmaktadır. Bunlarda da sanat yapma amacı ön plandadır.
    15. 13.yüzyılda gelişmeye başlamış 16. ve 17. yüzyıllarda en olgun dönemini yaşamış, 19.yüzyılın sonlarına kadar sürmüştür.
  4. cannac

    cannac Üye

    Katılım:
    28 Ekim 2010
    Mesajlar:
    4
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Türk edebiyatı başlangıçtan bu güne gelinceye dek kültür, sanat, siyasî ve sosyal alanda pek çok aşamalar geçirmiştir. Bunlar arasında en önemlisi İslamiyet’in kabulü ve Batı uygarlığına dönüş hareketidir. Bu iki olay toplumun yaşamında sosyal, siyasî kültürel ve ekonomik değişikliklere neden olmuştur. Başlangıçtan bu güne dek gelişen Türk edebiyatı şöyle sınıflandırılır

    --------------- Ekleme ---------------

    A-HALK EDEBİYATI
    Halk edebiyatı, İslâmiyet Öncesi Dönemde başlayan ve geniş halk kitleleri arasında varlığını sürdürerek günümüze dek yaşayan bir edebiyattır. Bu edebiyatta halkın özlemi, üzüntüleri sevinçleri dile getirilmiştir. Şairler (ozanlar) eserlerini saz eşliğinde söylemişlerdir.
    Halk edebiyatının özellikleri şunlardır:
    1. Dil, halkın kullandığı konuşma dilidir. İslâmiyetin etkisiyle Arapçadan, Farsçadan bazı sözcükler ve bu dillere ait kurallar dilimize girmiştir. Ancak bu tutum genel yapıyı bozacak ölçüde olmamıştır.
    2. Ulusal ölçümüz olan hece ölçüsü kullanılmıştır.
    3. Nazım birimi dörtlüktür.
    4. Ürünler, saz şairi ya da aşıklar tarafından bağlama adı verilen saz eşliğinde söylenmiştir.
    5. Genel olarak, yarım ya da cinaslı uyak kullanılmıştır. Rediflere çokça yer verilmiştir.
    6. Genelde; aşk, doğa güzellikleri, ayrılık, yiğitlik, özlem gibi konular işlenmiştir.
    Halk edebiyatı üç ayrı koldan gelişmiştir.
    a. Dinî Tasavvuf halk edebiyatı: Din ve tasavvuf konularını işleyen bir edebiyattır.
    Başlıca ürünleri; ilâhî, nefes, sathiye, hikmet, nutuk, deme ve devriyedir.
    b. Anonim halk edebiyatı: Kimin tarafından söylendiği belli olmayan, halkın ortak
    malı olan bir edebiyattır. Başlıca ürünleri; türkü, mâni, ninni, tekerleme, bilmece,
    masal, atasözü, fıkra, halk öyküsü, karagöz ve orta oyunudur.

    c. Âşık edebiyatı: Din dışı konuları, aşk, ayrılık, doğa güzellikleri, yiğitlik vb konuları işleyen ve aşıklar (saz şairi) tarafından oluşturulan bir edebiyattır. Bu edebiyatta ürünlerin kimin tarafından söylendiği bellidir. Koşma, semâi, varsağı, destan vb. başlıca ürünleridir.
    1-DİNÎ TASAVVUFÎ HALK EDEBİYATI

    TASAVVUF ŞİİRİNİN ÖZELLİKLERİ
    1. Dil halkın dilidir. Bu edebiyat üzerinde İslamiyetin etkisi olduğundan, din yoluyla giren Arapça ve Farsça gibi sözcüklere de rastlanmaktadır.
    2. Genel olarak hece ölçüsü kullanılmakla birlikte az da olsa aruz ölçüsü kullanılmıştır.
    3. Nazım birimi dörtlüktür. Fakat bazı şairler beyiti de kullanmışlardır.
    4. Daha çok yarım uyak kullanılmıştır.
    5. Bu edebiyat, yaratılış felsefesine (düşüncesine) dayandığı için sürekli olarak Tanrı
    ve Tanrı'ya karşı duyulan “aşk” temalarını işlemiş; bir takım felsefî ve sırlı konular üzerinde durmuştur.
    6. Tasavvuf edebiyatı işlediği konular bakımından; hikmet, ilâhî, nefes, sathiye, devriye ve nutuk gibi türlere ayrılır.
    7. Bu edebiyatın şairleri arasında şiirlerini saz eşliğinde söyleyenler de vardır. Ayrıca bazı şairler eski geleneğe bağlı kalarak raksa (oyun) da önem vermişlerdir. Böylece destan devri edebiyatımızın şiir-müzik-raks biçimindeki üçlü geleneği daha canlı bir durumda yaşatılmıştır.
    Şairlerine; Ahmet Yesevi, (12. yy), Yunus Emre (13. yy. sonu-14 yy. başı), Nesimî (14. yy), Kaygusuz Abdal (14. yy), Abdal Musa, Süleyman Çelebi (14. yy), Pir Sultan Abdal, Teslim Abdal örnek verilebilir.
    İlahi:Tasavvuf Edebiyatı'nda Tanrı sevgisini dile getiren şiirlere ilâhî denir. İlâhîler, 7-8 ya da ll’li hece ölçüsüyle yazılır. Bu arada az da olsa aruz ölçüsüyle söylenmiş ilâhîlere de rastlanır. Nazım birimi dörtlük olmakla beraber beyit birimiyle yazılan ilâhîler de vardır. Kendine özgü bir besteyle söylenir. Türk edebiyatında ilâhî adı genelde Yunus Emre’nin şiirlerine verilir. Koşma tarzında uyaklanır.
    Tasavvuf edebiyatının diğer nazım türleri şunlardır:
    Nefes: Tasavvuf Edebiyatı'nda Bektaşî şairlerinin tarikatlarıyla ilgili konularda yazdığı şiirlere nefes denir. Nefesler ilâhîler gibi hecenin 7, 8 ve ll’li ölçüsüyle yazılır. Nazım birimi dörtlüktür ve koşma tarzımda uyaklanır. Kendine özgü bir bestesi vardır.
    Hikmet: Din konularını şairin anlayış ve sezgisine göre işleyen nazım türüne hikmet denir. Bu ad genellikle Ahmet Yesevî’nin şiirlerine verilmiştir. Kendisi de meydana getirdiği divanına “Divan-ı Hikmet” adını vermiştir. Şiirlerini genellikle aruz ölçüsüyle yazmıştır. Hece ölçüsüyle yazdıklarında 14’lü kalıbı kullanmıştır.
    Nutuk: Tasavvuf Edebiyatı mürşitlerin (tarikatta yol göstericiler) müritleri (tarikata yeni giren dervişler) aydınlatmak amacıyla söyledikleri şiirlere nutuk denir.
    Devriye: Varlığın Tanrı'dan çıkarak evreni dolaştıktan sonra (önce cansız cisimlere, bitkilere, hayvanlara ve sonra da insan-ı kamile olgun insana, geçerek) tekrar Tanrı'ya dönmesini anlatan şiirlere devriye denir.
    Sathiye: Tasavvuf edebiyatında Tanrı'yla şakalaşır, konuşur gibi yazılan şiirlere sathiye ya da şathiyat-ı soffiyane denir.
    Deme:Alevi tarikatında söylenen ilahi türündeki şiirlere deme adı verilir.
    __________________
    2-ANONİM HALK EDEBİYATI
    Anonim Halk Edebiyatı kimin tarafından söylendiği belli olmayan, halkın ortak malı olan bir edebiyattır. Kuşkusuz bu edebiyatta başlangıçta ortaya konan ürünlerin bir yaratıcısı, söyleyeni vardı. Ancak kuşaktan kuşağa geçtikçe ve ağızdan ağıza yayıldıkça söyleyenleri unutulmuştur. Böylece bölgeden bölgeye farklılıklar göstermiştir.
    Anonim halk edebiyatının özellikleri şunlardır:
    1. Sözlü bir geleneğe dayandığı için yöresel özellikleri yansıtır.
    2. Ürünler halkın anlayabileceği bir dilde söylenmiştir.
    3. Şiirlerde ulusal ölçümüz olan hece ölçüsü kullanılmıştır. En çok 7, 8 ve 11’li hece ölçüsü kullanılmıştır.
    4. Nazım birimi dörtlüktür.
    5. Genellikle yarım ya da cinaslı uyak kullanılmıştır. Dize sonlarında rediflere çokça rastlanmaktadır.
    6. Eserlerde Türk halkının duygu düşünce, hayal gücü, mizah anlayışı ve kıvrak zekası ortaya konmuştur.
    7. Belli başlı ürünleri; türkü, mâni, ninni, bilmece, masal, atasözü, fıkra, halk öyküsü, karagöz ve orta oyunudur.

    NİNNİ
    Ninni, Anonim Halk Edebiyatı ürünlerindendir. Annelerin çocuklarını uyuturken veya emzirirken nazım veya nesir hâlinde söyledikleri sözlere denir. Çocukların ağlarken susması veya daha çabuk uyuması için özel bir ezgiyle söylenir. Ezgi bebeğin ağlamasına, gülmesine ve konuşmasına göre ayarlanır.
    Ninnilerde anneler, bebeklerin uslu durmasını, kısa zamanda büyümesini, iyi bir meslek edinmesini, kız ise gelin olmasını isterler. Bunun için din büyüklerinin çocuklarını koruyup kollaması yolunda dileklerde bulunurlar.
    Ninnilerin söyleyeni belli değildir. Diğer anonim ürünlerde olduğu gibi ağızdan ağıza yayılır, kuşaktan kuşağa aktarılır. Hece ile söylenir; ölçü, uyak ve rediflerle ahenk sağlanır.
    BİLMECELER
    Bilmeceler Anonim Halk Edebiyatı'nın en sevilen türlerindendir. Genellikle kimin söylediği belli değildir; söyleyeni belli olan bilecemeler de vardır. Ağızdan ağıza, kuşaktan kuşağa aktarılarak yüzyıllar boyu varlıklarını korumuşlardır. Bir kısmı nazım, bir kısmı da nesir hâlindedir.
    Nazım hâlinde olanlar 4, 5, 7, 8’li hece ölçüsü kalıplarıyla söylemiştir. İki, üç, dört ya da daha fazla dizelerden oluşabilirler. Hatırda kalması için genelde dizeler birbiriyle uyaklıdırlar.
    Bilmeceleri insanlar, çevrelerinde gördükleri varlıkları, benzerlik, ilgi, tat vb. özelliklerinden yararlanarak yaratırlar. İki varlık arasındaki ilgi, üstü örtülü sözcüklerle tasvir edilir ve dinleyenden cevabı bulması istenir. Bilgide, zekâda, muhakemede , dikkatli ve hızlı olmayı ölçer.
    Anadolu’da uzun kış gecelerinde bir eğlence aracı olarak kullanılır. İki kişi veya topluluk karşılıklı bilmece sorar. Cevabı bulamayan taraf “Yenir mi, içilir mi, nerede bulunur vb.” sorularla ipucu ister. Cevabı bulamayan tarafa ceza verilir.
    Bilmecelerde günlük yaşamda karşılaştığımız tüm varlıklar (hayvanlar, eşyalar, bitkiler vb.) konu olarak ele alınır. Kolay söylenmesi, bazı iç uyaklarla desteklenmesi “Ya bunu bileceksin ya bu diyardan gideceksin vb.” tekerlemeye benzer sözlerin bulunması bu türün yaygınlaşmasında etkili olmuştur.

    MANİ
    Düz mâni: Ozanı belirsiz halk edebiyatı ürünlerindendir. Başlı başına dört dizeden oluşur ve 7’li hece ölçüsü kalıbıyla söylenir. Dizeler 4+3 duraklıdır. Uyak düzeni şöyledir: aa x a. Dörtlükte 3. dize serbest, diğerleri kendi aralarında uyaklıdır.
    Mâniler genellikle aşk, doğa sevgisi ve ayrılık gibi değişik konuları işlerler.
    Mânilerin genellikle birinci ve ikinci dizeleri doldurmadır. Bunlarda pek anlam aranmaz. Asıl anlam son iki dizede belirtilir. Bazı mânilerde ilk iki dize (I. ve 2. dize) ile son iki dize (3. ve 4. dize) arasında gizli bir anlam bağıntısı kurulabilir. Bu anlam bağıntısı ne kadar güçlü olursa mâni de o ölçüde güçlü olur; sevilir ve dilden dile dolaşır.
    Cinaslı mâni: Dizelerinde cinas bulunan mânilere cinaslı ya da kesik mâni denir. Bu tip mâniler kesik bir dizeyle başladıkları için kesik mâni adı verilir.
    Yedekli mâni: Düz mânilerin sonuna iki dize eklenmesiyle meydana gelen 6 dizelik mânilere yedekli mâni denir. Eklenen dizeler ya dört dizelik düz mâninin anlamını pekiştirir ya da kendi arasında bir bütün oluşturur. Yedekli mânilerin uyak düzeni şöyledir : aaxaxa ya da axaxax.

    TÜRKÜ

    Türkü, Anonim Halk Edebiyatı nazım türlerindendir. Besteyle söylenir. Hece ölçüsünün 7, 8 ve 11’li kalıplarıyla yazılır.
    Türk halkı sel, yangın, deprem, ölüm, ayrılık gibi değişik olaylar karşısında türkü yakar. Türkü yakmak, türkü söylemek demektir. Türk halkının yaşantısında her türkü bir olaya dayanır.
    Türkülerdeki dörtlük sayısı kesin olarak belli değildir. Çünkü ağızdan ağıza geçtikçe şekillenir, çeşitlenir ve dörtlük sayısı da artar. Türkülerin başında ya da sonunda “ah”, “aman” gibi ünlemler bulunur.
    Türkülerin koşma ve mâni biçiminde uyaklanan çeşitleri vardır. Uyak düzeni şöyledir: aaab (aaabb), cccb (cccbb)...
    Ozanı belirsiz türküler olduğu gibi ozanı belli tüküler de vardır. Türkülerde sonradan eklenen dizeler, her dörtlüğün sonunda aynen tekrar edilir. Bunlara nakarat ya da kavuştak adı verilir

    3-ÂŞIK EDEBİYATI
    Âşık Edebiyatı; din dışı konuları, aşk, ayrılık, doğa güzellikleri, yiğitlik vb. işleyen ve âşıklar (saz şairi) tarafından oluşturulan bir edebiyattır. Bu edebiyatta ürünlerin kimin tarafından söylendiği bellidir.
    Âşık Edebiyatı, İslâmiyet Öncesi Dönemde var olan sözlü edebiyatın devamı niteliğindedir. 16. yüyıldan sonra daha da gelişip güçlenmiştir. Karacaoğlan, Kul Mehmet, Hayâlî, Gevherî, Kayıkçı Kul Mustafa, Âşık Ömer, Seyranî, Dertli, Dadaloğlu, Erzurumlu Emrah, Âşık Veysel vb. bu geleneği günümüze dek sürdürdü.
    Aşık edebiyatının belli başlı özellikleri şunlardır:
    1. Bu edebiyat sözlü bir edebiyattır. Aşık, ozan ya da saz şairi adı verilen kişiler ürünlerini saz eşliğinde söyler.
    2. Ürünler sade bir dille halkın anlayacağı biçimde ortaya konmuştur.
    3. Nazım birimi dörtlüktür.
    4. Ölçü olarak hece ölçüsü kullanılmıştır. Ancak çok az da olsa bazı şairlerce aruz ölçüsünün kullanıldığı da görülür.
    5. Belli başlı nazım türleri; koşma, semaî, varsağı, taşlama, destan ve güzellemedir.
    6. Âşk, ayrılık, ölüm, kahramanlık, doğa güzellikleri, gurbet, sıla özlemi gibi din dışı konular ve temalar işlenmiştir.
    7. Genellikle yarım ya da cinaslı uyak kullanılmıştır.
    8. Şairler son dörtlükte adını ya da mahlasını (takma ad) kullanırlar. (Böylece şiirlerin diğer şairlerin şiirleriyle karışması önlenmiş olur.
    Halk edebiyatında şiirler, cönk adı verilen, meraklılarınca tutulan defterlerde toplanmıştır.

    KOŞMA
    Koşma, Halk Edebiyatı nazım biçimlerindendir. Konusu aşk ve doğa güzellikleridir. En az üç, en fazla beş dörtlükten oluşur. Şair son dörtlükte adını ya da mahlasını kullanır. Uyak düzeni şöyledir: abab (aaab, aabcb), cccb, dddb...
    Dörtlüklerin son dizeleri aynen tekrar edilebileceği gibi, kendi arasında uyaklı da olabilir.
    Koşma, hece ölçüsünün 11’li kalıbıyla yazılır. Durakları 6+5 ya da 4+4+3’tür. Bütün dizelerde aynı duraklar kullanılmaz.
    Koşma, konu bakımından İslâmiyet Öncesi Dönem Sözlü Edebiyat ürünlerinden koşuk ile Divan Edebiyatındaki gazele karşılık sayılabilir. Çünkü üçü de aynı konuları işler.
    Bazı halk şairleri koşma yazarken Divan Edebiyatı'nın etkisinde kalarak ağır bir dil kullanmışlardır. Fakat bu tutum, halk şiirinin genel özelliğini bozacak ölçüde olmamıştır.
    Halk edebiyatında koşma biçiminde yazılan şiir türleri şunlardır:
    Koçaklama: Halk edebiyatında yiğitlik ve savaş duygularını coşturmak amacıyla yazılan şiirlere koçaklama denir. Biçim olarak aynen koşmaya benzer, özel bir beste ile söylenir.
    Koçaklama ile destan çoğu kez birbirine karıştırılır. Koçaklamalarda konunun duygusal yönü işlenirken destanlarda öyküye ve betimlemeye önem verilir. Dörtlük sayısı koçaklamalarda azdır, oysa destanlarda çok daha fazladır. Ayrıca koçaklama ile destanın besteleri de birbirinden farklıdır. (Koçaklamaların besteleri daha gümbürtülü ve daha heyecan vericidir.)
    Destan: Savaş, kahramanlık ile toplumsal olayları işleyen şiirlere destan denir. Destanlarda; savaş, ayrılık, yangın, sel baskını gibi çeşitli olaylar işlenir. Bu destanları İslâmiyet Öncesi Dönemdeki destanla karıştırmamak gerekir. Halk Edebiyatı'ndaki destanlar, o destanların ancak çok küçük bir bölümünü oluşturabilir.
    Destanlar biçim olarak koşmaya benzese de ölçüsü, ezgisi ve konuyu işleyişi bakımından farklılıklar gösterir. Destanlar ll’li ve 8’li hece öylçüsü kalıbıyla söylenmiştir.
    Güzelleme: Sevgiliyi ya da doğada görülen güzel bir varlığı övmek amacıyla yazılan şiirlere güzelleme denir.
    Taşlama: Toplumun ve kişilerin yanlış davranışlarını ortaya koymak, onları eleştirmek amacıyla yazılan şiirlere taşlama denir. Taşlamalara halk arasında, mizahî (alaysı) destan da denir.
    Ağıt: Ölen bir kişinin arkasından onun iyiliklerini, yiğitliklerini anlatan şiirlere ağıt denir.

    SEMAİ
    Semaî Halk Edebiyatı nazım türlerindendir. Konusu koşmada olduğu gibi aşk ve doğa güzellikleridir. Dörtlüklerden oluşur ve 8’li hece ölçüsüyle yazılır. 4+4 ya da 5 + 3 duraklıdır. Dörtlük sayısı sınırlı değildir. Uyak düzeni koşmaya benzer (abab, ccb, dddb vb.).
    Özel bir besteyle söylenir. Koşmadan dörtlük sayısı ölçüsü ve bestesi bakımından ayrılır.
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.

Sayfayı Paylaş