Tanzİmat fermani islihat fermani konu anlatim ders notl

Konu 'Sosyal Bilgiler 7. Sınıf' bölümünde sude-naz tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. sude-naz

    sude-naz Üye

    Katılım:
    1 Mart 2010
    Mesajlar:
    401
    Beğenileri:
    309
    Ödül Puanları:
    0

    Tanzimat fermanı ıslıhat fermanı meşrutiyet yasama yürütme yargı konu anlatım ders notları .
  2. Özel Üye Elif

    Özel Üye Elif Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    2.002
    Beğenileri:
    789
    Ödül Puanları:
    0
    Tanzimat Fermanı





    Tanzimat Fermanı Nedir ?

    3 Kasım 1839'da okunan Tanzimat Fermanı, Türk tarihinde demokratikleşmenin somut ilk adımıdır. Aslen II. Mahmut döneminde planlanmasına rağmen, II. Mahmut'un ölümünün ardından oğlu Abdülmecit döneminde dışişleri bakanı Mustafa Reşit Paşa tarafından okunmuştur. (Gülhane Parkı'nda okunması nedeniyle) Gülhane Hatt-ı Hümayunu veya Tanzimat-ı Hayriye de denir.

    Bu fermanla devlet kendisini yenilemesi gerektiğini söylemiştir. Fermanda yer alan başlıca konular:

    •Tüm vatandaşların can ve mal güvenliğinin sağlanması,
    •Yargılamada açıklık,
    •Vergide adalet,
    •Erkeklere dört yıl mecburi askerlik,
    •Rüşvetin ortadan kaldırılması olmuştur.
    Bu ferman sayesinde padişahların yetkileri meclislere ya da kişilere devredilmiştir. Buradaki amaç, iktidarı saraydan alıp bürokrasiye vermek ve devlet yönetiminde merkezileşmeyi sağlamaktı. Fermanda verilen bütün sözlerin tamamen yerine getirilememesine rağmen bu çabalar, çağdaşlaşmaya ve cumhuriyet fikrine önayak olmuştur.
    Tanzimat Fermanı'nın okunmasından I. Meşrutiyet'in ilanına kadar geçen dönem, Osmanlı tarihinde Tanzimat Dönemi olarak anılır

    Anlatımı
    Batılı devletlerin siyasi – idari alandaki tavsiye ve taleplerinin amacı imparatorluğun bütün uyrukları arasında tam bir eşitliğin sağlanması yönündedir. Gerek Mısır sorunu, gerekse imparatorlukta yaşayan Ortodoksların mağduriyetini ileri sürerek nüfuzunu artırmaya çalışan Rusya’yı engelleyebilme amaçlarıyla, İngiltere ve diğer Batılı devlet taleplerine oldukça sıcak bakılmıştır. Bu alanda özellikle Hıristiyan unsurların korunması yönünde gelişmelere tanık olunmaktadır. 1839 tarihli Gülhane Hatt-ı Hümayunu ve 1856 tarihli Islahat Fermanı başta olmak üzere Tanzimat Dönemi uygulamaları bir açıdan, bu bağlamda ortaya çıkmışlardır.[1] II.Mahmut uyruklar arasında eşitliğin sağlanmasında zarardan çok yarar görmekteydi. Bu yolla Batılıların hem ‘’civilisation’’(uygarlık)larına girme hem de Avrupa devletleri genel hukukuna bağlanma isteklerine olumlu cevap vermiş sayılacağını hesaba katıyordu.[2]



    Mustafa Reşit Paşa, II.Mahmut öldüğünde İngiltere’de bulunuyordu. Abdülmecit tahta çıktığında İstanbul’a gelerek Tanzimat hazırlıklarına başladı. “Abdülmecit’in Dışişleri Bakanı Mustafa Reşit Paşa, Batı uygarlığına hayran bir devlet adamıydı. Elçilik yaptığı Paris ve Londra’da bu ülkelerin yönetim sistemlerini inceleyip yakından tanıma imkanı bulmuştu. Mustafa Reşit Paşa, devlet yönetiminin her din ve mezhepten tebaa’nın hak ve hürriyetlerini güvenceye alacak ve kanun hakimiyetini tesis edecek şekilde yeniden düzenlenmesini istiyordu. Bu düzenlemeleri öngören bir ferman yayınlaması halinde, Batılı ülkelerin Hıristiyan tebaanın haklarını bahane ederek, Osmanlı’nın içişlerine karışmayacağına, düzenin yeniden sağlanacağına ve böylece çöküşün durdurulacağına inanıyordu”[3].



    Reşit Paşa, fikirlerini Sultan Abdülmecit’e açarak, ıslahatın gerekliliğini anlattı. “Abdülmecit de, M. Reşit Paşa’nın fikirlerini kabul etti. Fermanın hazırlanmasını M. Reşit Paşaya bıraktı. Bu görevi üzerine alan M. Reşit Paşa, geceli gündüzlü çalışarak, kendi kalemi ile bir ferman sureti hazırladı, Abdülmecit’e okudu. Fermanı beğenen Padişah, temize çektirip imza etti. Padişahın imzasını taşıyan tebliğ ve emirlere “Hatt-ı Hümayun” denildiği için bu ıslahat projesine de “Hatt-ı Hümayun” denildi. Gülhane Parkı’nda okunduğu için de “Gülhane Hatt-ı Hümayun” denildi”[4].



    Şekli bakımından ferman niteliğinde olan Gülhane Hatt-ı Hümayunu, o dönemin bozuklularının nedenlerini sayarak işe başlamakta ve devamında temel amacın mülk ve milleti ihya etmek olduğunu bildirmektedir. Devlet idaresinde yeni bir düzene gidileceğini göstermekte ve padişahın sınırsız hakimiyetini sınırlamaktadır. Padişah’ın Tek yanlı iradesinin ürünü olan bu belge, bizzat kendisinin kanunlara uyacağını taahhüt etmektedir. Eşitlik sorunu da önemli bir konu olarak ele alınmakta ve din, dil, mezhep farkı olmaksızın herkesin yasalar önünde eşit olduğu beyan edilmektedir. Belgede ifade edilenlerin güvencesi ise, padişahın bu esaslara uyacağını bildirip yemin etmesinden ibarettir. Ayrı bir teminat ve denetim müessesesi öngörülmemiştir.[5] Padişah, Ferman’ın sonuna doğru bu esasların bütün ülke halkı için ilan edildiğini belirtmiş ve bu gelişmenin yabancı elçiliklere de duyurulmasını istemiştir.[6]
    Gözde123 bunu beğendi.
  3. Özel Üye Elif

    Özel Üye Elif Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    2.002
    Beğenileri:
    789
    Ödül Puanları:
    0
    Islahat Fermanı





    1839 Gülhane Hatt-ı Hümayunu ile tanınan hakları yetersiz ve verilen sözlerin de gereklerinin gerçekleşmemiş olduğunu iddia eden bazı Batılı devletler, 1856 tarihli Paris Konferansı öncesinde, Osmanlı İmparatorluğunu Rusya’nın müdahalelerine karşı korumanın bedeli ve Avrupa devletleri topluluğuna kabulün şartı olarak, yeni bazı isteklerde bulunmuşlardır.[1] İngiltere, Fransa ve Avusturya kendi aralarında çeşitli görüşmeler yaparak bazı kararlar almıştı. Bu kararların Osmanlı tarafından kabul görmesi için Babıali’nin hükümranlık haklarını bozmayacak bir şekilde, Hıristiyan uyruğun hak ve ayrıcalıklarını belirleyen yeni bir Islahat Fermanı’nın çıkarılması da vardı.[2]



    1856 tarihli Islahat Fermanı, Tanzimat Fermanı’nın eki değil, farklı özelliklere sahip, Müslüman olmayan Osmanlı vatandaşlarına yirmi ana konuda yeni haklar getiren özelliklere sahiptir. 1839 tarihli Tanzimat Fermanı’nın yeterli görülmesi nedeni ile, yabancı devletler tarafından hazırlanıp, Babıali tarafından tasdik edilmiş bir metin olup özellikle dış baskı sonucunda 18 Şubat 1856 tarihinde “Islahat Fermanı” adı ile Abdülmecit tarafından bir Hattı-ı Hümayun şeklinde Paris görüşmeleri öncesinde ilan edilmiştir.[3] İsteklerindeki ana tema, yine Hıristiyan azınlıklara tanınması istenilen haklardır. Taleplerin dış baskı sonucu değil, bir iç hukuk belgesi ile gerçekleştiği görüntüsü verilerek, padişahın konumunu sarsmaması düşüncesiyle, uluslar arası bir antlaşma fikrinden vazgeçilmiştir. Ancak, 1856 tarihli Islahat Fermanının esasları Ali Paşa ile İstanbul’daki İngiliz ve Fransız elçileri tarafından belirlenmiştir.

    3.1. Fermanın Getirdiği Önemli Hususlar

    - Tanzimat Fermanı ile bütün din ve mezheplere verilen hak ve imtiyazlar bu fermanla yenileniyor ve bunun uygulanması için gerekli önlemlerin alınacağı vurgulanıyor.

    - Müslim ve Gayrimüslim Osmanlı tebaası kanun önünde eşit olacaktır.

    - Patrikhanede yeni bir meclis kurulacak, meclisin aldığı kararla Babıali tarafından tasdik edildikten sonra yürürlüğe girecek.

    - Patrikler ömür boyu bu makama seçilecekler.

    - Şehir ve kasabalarda bulunan kilise, manastır, okul ve hastane gibi yerlerin tamir veya yeniden yapılmasına izin verilecek.

    - Irk, din, dil farkı gözetmeden mezhepler arasındaki üstünlük kaldırılıyor, bir başka deyimle hiçbir mezhep diğerinden üstün sayılmayacak.

    - Hiç kimse din değiştirmeye zorlanmayacak.

    - Devlet hizmetine, askerlik görevine ve okullara bütün tebaa eşit olarak kabul edilecek.

    - İmparatorluk içinde bulunan her toplum okul açabilecek.

    - Vergiler eşit alınacak, iltizam usulü kaldırılacak.

    - Bütün tebaanın eşit ve serbest bir şekilde ticari ve ekonomik girişimlerde bulunması sağlanacak.

    - Mahkemeler açık olacak, keyfi cezalar verilmeyecek.

    - Müslümanlar ile Gayrimüslimler arasındaki davaları görmek üzere muhtelif mahkemeler kurulacak.

    - Resmi yazılarda Hıristiyanlar için hakaret manası taşıyan tabirler kullanılmayacak.

    - Rüşvet ve yolsuzluğun kaldırılması için kanun şiddetle uygulanacak.[5]

  4. Özel Üye Elif

    Özel Üye Elif Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    2.002
    Beğenileri:
    789
    Ödül Puanları:
    0
    Meşrutiyet

    Meşrutiyet veya Anayasal Monarşi (İng: constitutional monarchy), hükümdarın yetkilerinin anayasa ve halkoyuyla seçilen meclis tarafından kısıtlandığı yönetim biçimine denir. Meşrutiyet, bir hükümdarın başkanlığı altında parlamento yönetimine dayanan hükümet biçimidir.
    İngiltere'de 1215 yılında Magna Carta ile kurulan siyasi düzen tarihteki ilk meşruti monarşi rejimi olarak anılır. Fransa'da 1830 Devrimi'nden sonra kurulan Anayasal Monarşi, cumhuriyet ile mutlak krallık arasında bir "orta yol" olarak benimsenmiştir.
    Osmanlı Devleti’nde anayasa (Kanun-ı Esasî) ve parlamenter rejim (Meclis-i Mebusan) tartışmaları 1830'larda başlayıp 1860'larda yoğunlaşmış ve nihayet 23 Aralık 1876'da Meşrutiyet ilan edilmiştir. 1878'de II. Abdülhamit tarafından Meclis kapatılmış ve Anayasa'nın bazı bölümleri askıya alınmış ise de, teorik olarak Meşruti rejimin devam ettiği kabul edilmiştir.
    24 Temmuz 1908'de yapılan ihtilalle Kanun-ı Esasi'nin yeniden yürürlüğe konması İkinci Meşrutiyet döneminin başlangıcı sayılır. Bu dönem Osmanlı Devletinin sona erdiği 1 Kasım 1922 tarihine kadar sürmüştür.
  5. Özel Üye Elif

    Özel Üye Elif Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    2.002
    Beğenileri:
    789
    Ödül Puanları:
    0
    Yasama 1982 Anayasasının 87’nci maddesinde sayılan yetkilerdir şeklinde tanımlayabiliriz. Kapsamı.- Bu maddeye göre “yasama yetkisi”nin kapsamında şu yetkilerin bulunduğu söylenebilir:

    1. Kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak.

    2. Bakanlar Kurulu ve bakanları denetlemek.

    3. Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek.

    4. Bütçe ve kesin hesap kanun tasarılarını görüşmek ve kabul etmek.

    5. Para basılmasına karar vermek.

    6. Savaş ilânına karar vermek.

    7. Milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak.

    8. Anayasanın 14’üncü maddesindeki fiillerden dolayı hüküm giyenler hariç olmak üzere, genel ve özel af ilânına karar vermek.

    9. Mahkemelerce verilip kesinleşen ölüm cezalarının yerine getirilmesine karar vermek.

    10. Anayasanın diğer maddelerinde öngörülen yetkileri kullanmak ve görevleri yerine getirmek
  6. Özel Üye Elif

    Özel Üye Elif Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    2.002
    Beğenileri:
    789
    Ödül Puanları:
    0
    Yargı yürütmeyi denetleyen ve vatandaşların yasal haklarını kanun önünde koruması için çalışan erktir. Hukuksal olarak; Yasalara göre mahkemece bir olay veya olgunun doğuşuna etken olan sebeplerin de göz önünde bulundurularak değerlendirilmesi sonucu verilen karardır. Diğer bir ifadeyle; Kavrama, karşılaştırma, değerlendirme vb. yollara başvurularak kişi, durum veya nesnelerin eleştirici bir biçimde değerlendirilmesi.Yani hükümdür
  7. Özel Üye Elif

    Özel Üye Elif Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    19 Aralık 2009
    Mesajlar:
    2.002
    Beğenileri:
    789
    Ödül Puanları:
    0
    Yürütme, yargı ve yasama ile birlikte, güçlerin ayrılığı ilkesine dayanan demokrasi rejimlerindeki üç erkten (güç) biridir.Yürütme, yargıya ve yasalara bağlı olarak ülkenin ve hükümetin icraatını gerçekleştiren erktir
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.

Sayfayı Paylaş