Tanzimat öncesi ile Tanzimat sonrasının sosyal hayat,edebiyat,ekonomi ve siyaset alanları

Konu 'Edebiyat 11.Sınıf' bölümünde fenasi1 tarafından paylaşıldı.

  1. fenasi1

    fenasi1 Üye

    Katılım:
    28 Mart 2011
    Mesajlar:
    13
    Beğenileri:
    2
    Ödül Puanları:
    0

    Tanzimat öncesi ile Tanzimat sonrasının sosyal hayat,edebiyat,ekonomi ve siyaset alanlarında karşılaştırınız.
    :shy:
  2. Adam Akıllı

    Adam Akıllı Üye

    Katılım:
    7 Ocak 2011
    Mesajlar:
    142
    Beğenileri:
    138
    Ödül Puanları:
    0
    Tanzimat Öncesi ve Tanzimat Sonrası Zihniyet

    Tanzimat Öncesi

    Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Gazi'nin kökü Anadolu Selçuklu sultanlarına, hatta İlhanlılara dayanır. Osmanlı'da halkın büyük bir kısmını Orta Asya'dan Anadolu'ya göçen Türkmenler oluşturmuştur. Yeni fethedilen topraklarda yaşayan farklı soy ve dinden insanların katılmasıyla, kuruluş döneminde daha çok, I Müslüman Türklerden oluşan toplum, zamanla çok uluslu bir hale gelmiştir. Çok uluslu bu yapı, Osmanlı Devleti'nin yıkılmasına dek sürmüştür.

    Osmanlı Devleti'nde yönetim islam hukukuna dayanır. Ayrıca devlet yönetiminde padişahın ayrı bir yeri vardır, islam inancına göre halk, Allah tarafından hükümdarların yönetimine bırakılmış bir emanettir. Padişah da bu emaneti adaletle yönetmekle, yönetilenler de hükümdara itaat etmekle yüklümlüdür.

    Osmanlı Devleti, toplum barışının ve düzeninin temeli olarak görülen bu mekanizmanın sağlıklı işleyebilmesi düşüncesiyle iki büyük sınıfa ayrılmıştır: Askerî Sınıf ve Reâyâ.

    Askerî Sınıf: Padişahın, kendilerine dinî ya da idarî yetki tanıdığı devlet görevlilerinden oluşuyordu. Bunları saray halkı, seyfiye, ilmiye ve kalemiye gibi gruplara ayırmak mümkündür. Saray halkının başında padişah bulunur. Padişah yalnız saray halkında değil, tüm Osmanlı toplumunda en yüksek otoriteydi.

    Reâyâ: Askerî sınıfın dışındaki, yönetime katılmayan, geçimini tarım ve sanayi alanında üretim ve ticaretle sağlayan, devlete vergi veren kesimdi. Osmanlı'da reâyâ, din, mezhep ve ırklara ait topluluklardan oluşuyordu. Ancak Osmanlı toplumu ırka göre değil, düşünceye ve inanca göre örgütlenmişti. Toplumda Türklerden başka Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, Slavlar vb. vardı. Bu toplumlar Osmanlı hoşgörüsüyle yaşamını sürdürürdü.

    Osmanlı toplumunda günlük yaşam sarayda, şehirlerde ve köylerde sürüyordu. Sarayda günlük yaşamı hem İslam dininin kuralları hem de sarayın kendine özgü gelenekleri belirtiyordu. Saray, Osmanlı Devleti'nin yönetim, nitelikli insan ve moda merkezi durumundaydı. Sarayda üstün bilgili, kültürlü ve zevk sahibi olarak yetiştirilen insanlar, ülkenin dört bir yanında görevlendiriliyordu. Böylece sarayda öğrenilip uygulanan yaşam tarzı hem devletin tüm kademelerine hem halka yayılıyordu.

    Osmanlı'da günlük yaşamın sürdüğü bir diğer önemli alan ise şehirlerdi. Sanayi, ticaret alanındaki faaliyetler, siyasî, askerî ve dinî işler şehirde yürütülüyordu. Osmanlı şehirlerinde yönetici olarak, beylerbeyi, kadı ve eyalet defterdarı bulunuyordu. Bunların içinde "kadfnın önemli bir yeri vardı. Her türlü hukukî ve cezaî anlaşmazlığı çözmek, "kadfnın göreviydi.

    Osmanlı şehirleri, alışveriş yapılan bir pazar merkezi niteliğindeydi. Pazarın yanında kurulan cami, han, hamam gibi kuruluşlar şehirlerin canlanmasını sağlıyordu. Osmanlılar bu şehirlerde cami, medrese, kütüphane, misafirhane vb. birimlerden oluşan külliyeler kurdular. Bunlar topluma hizmet eden vakıflardı.

    Şehirlerde ticaret, esnaflar tarafından yürütülürken, şehirler, bölgeler, ülkeler arası ticaret, tacirlerin elindeydi. Toplumda tüccarların özel bir yeri vardı. Şehirde herkes, mevkiine ve servetine göre giyinirdi. Yemekler bir siniye konan kalaylı tas ve sahanlarda yenirdi. Sudan başka boza, pekmez, balsuyu vb. şerbetler içilirdi. Haram olduğu için Türkler şarap içmezdi.

    16. yüzyılın ortalarında kahve kullanımı yaygınlaşmıştı. 1554'te ilk kahvehane İstanbul'da açılmış, daha sonra bu kahvehane birçok şehirde boy göstermeye başlamıştı. Kahvehaneler, sonraları sohbet yeri olmuştur. Bir dönem kahvehaneler yasaklanmak istenmiş, ancak bu çabalar başarıya ulaşamamıştır.

    işyerlerinde haftalık dinlenme günü cumaydı. Bayramlar, bazı panayır ve şenlikler de yıllık dinlenme günleri olarak değerlendirildi. Bayramlar sarayda çok özel bir şekilde kutlanırdı.

    Devletin en yüksek eğitim - öğretim kuruluşu olan medresenin öğrenci ve hocaları, günün belli saatlerinde, külliye personeli ve şehir halkının önemli kesimiyle iç içe bir yaşam sürüyordu.

    Osmanlı nüfusunun büyük bölümü köylerdeydi. Köylerde yaşayan insanlar çiftçilik ve hayvancılıkla geçiniyordu. Beş altı haneden oluşan ya da daha fazla nüfusa sahip köyler vardı. Müslüman ve Hristiyan köyleri olduğu gibi, iki halkın hoşgörüyle, birlikte yaşadığı köyler de vardı. Köylerde günler, tarım işlerinin temposuna göre geçerdi. Cuma günlerinde, Ramazan ve Kurban Bayramlarında şenlikler düzenlenirdi.

    Osmanlı toplumunda aile düzeni, insanların dinine, inanç ve geleneklerine göre şekilleniyordu. Müslümanlar da yaşamını islam dininin kural ve öğretilerine göre şekillendiriyordu. Müslüman olmayanlar ise aile yaşantılarını kendi cemaatleri içinde ve kendi dinî hukuklarına göre düzenliyorlardı. Aile yaşamında dinin yanı sıra gelenek ve görenekler de etkiliydi.

    Ataerkil bir aile yapısına sahip Osmanlı toplumunda, halk nasıl padişaha bağlıysa, aile bireyleri de babaya bağlıydı. Kadın, evin iç idaresinden sorumluydu. Çocukların terbiyeli bir biçimde yetiştirilmesine özen gösteriliyordu.

    Tüm bunlar da gösteriyor ki Tanzimat öncesi dönemde Osmanlı Devleti'nde hem yönetimde hem toplumsal yaşamda din belirleyici unsur olmuştur. Devletin düzeni islam dininin esasları dikkate alınarak düzenlenmiştir. Osmanlı toplumunun büyük bir kısmı Müslüman olduğu için islam dininin kuralları toplumsal yaşamda uygulanmıştır. Devlet dairelerinde, sokakta, giyim kuşamda, ticarette, okulda islamın etkileri açıkça görülür. Devletin başında padişah vardır; ancak onun belirli konularda kararlar çıkarması için Şeyhülislam'dan fetva (izin) alması gerekir. Sokakta daha çok, erkekler vardır. Ailenin ihtiyacını erkekler karşılar. Kadın ise daha çok, evdedir. Evin günlük ihtiyaçlarını görür, çocuklarına bakar. Medreselerde ise yine din ağırlıklı bir eğitim verilir.
  3. ayse_gul

    ayse_gul Üye

    Katılım:
    5 Mart 2009
    Mesajlar:
    83
    Beğenileri:
    70
    Ödül Puanları:
    0
    TANZİMAT’A DOĞRU



    Aslında Osmanlı Devleti bu tür fikir alanındaki yeniliklere, daha doğrusu Avrupa medeniyeti ile olan temasları çok daha evvelinden sağlamakta gecikmişti. Türk-Avrupa münasebetleri, Kanuni Sultan Süleyman devrinde, Fransa'ya yapılan Osmanlı yardımı nedeniyle, Türk-Fransız dostluğu başlamış ve Fransız kültürünün yayılmasına bir zemin hazırlanmıştır.

    Osmanlı devletinin Avrupalılaşma yolunda atmış olduğu en kesin adım, Abdülmecit'in hükümdar olduğu ve 1839 yılında başlayan "TANZİMAT INKILABI"dır. Tanzimat; Avrupa medeniyetinin Türk toplumuna girmesi gibi görünürse de, aslında Tanzimat İnkılabı Avrupa medeniyetinin; siyasi, askeri ve ekonomik baskılarla kendisini Türkiye'ye kabul ettirmesi ve Osmanlı'nın sömürgeleşmesiyle birlikte yok olması demektir.

    TANZİMAT EDEBİYATI
    Tanzimat Fermanı ile, siyaset, idare ve eğitim alanlarında Batı uygarlığına resmen katıldıktan sonra Batı’yı örnek edinen Avrupai Türk Edebiyatının birinci dönemidir. Tanzimat Edebiyat, siyasi tanzimatın ilanından aşağı yukarı yirmi yıl sonra, 1860’da, Şinasi’nin Tercümanı-ı Ahval gazetesini çıkarmasıyla başlar,1895’e kadar sürer. Tanzimat Edebiyatı; eski kuruluşlarla düşüncelerin karşısına toplumsal ve siyasal düzenlemelerle çıkar. Basımevlerinin gelişmesi, gazeteciliğin Batı’dan geniş ölçüde esinlenmesi, güçlü edebiyatçıların yetişmesi etkili bir kamuoyu yaratır.
    Tanzimat Edebiyatı, Batıya yönelmiş bir Türk Edebiyatıdır. Toplum hayatımızın hızla değişme ve gelişme akımlarının itici fikir gücü Tanzimat’la başlar. Divan Edebiyatı’nın yüzyıllar boyu süren durgunluğu Tanzimat’la ortadan kalkar. Tanzimat’tan sonra orta sınıf teşekkül eder; bu orta sınıf kendi edebiyatını yaratır; yeni bir edebiyat ortaya çıkar. Dil, artık Divan Edebiyatı dili değil, orta tabakanın günlük konuşmaya çok yakın olan dilidir. Tanzimat’tan sonra nesir, roman, tiyatro, büyük bir yer işgal eder. Nesrin gelişmesinde gazeteciliğin büyük rolü vardır.
    Tanzimat Edebiyatı ile topluma yeni bir duyuş, düşünüş ve anlatış tarzı, yeni bir dünya ve insan anlayışı gelmiş; bütün edebiyatımız boyunca önemsenmemiş bulunan düz yazı dönemi başlamıştır. Avrupa düşünüş sistemi Tanzimat’la memlekete yayılır. Sanat toplumun görevinde bir araç olarak kullanılır. Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal, Ahmet Mithat, Recaizade Ekrem, Abdülhak Hamit, Sami Paşazade Sezai bu dönemin en önemli kişileridir.
  4. ayse_gul

    ayse_gul Üye

    Katılım:
    5 Mart 2009
    Mesajlar:
    83
    Beğenileri:
    70
    Ödül Puanları:
    0
    CANLI EDEBİYATA GİRİŞ
    Tanzimat’la edebiyatımıza yeni bir dünya görüşü, yeni bir insan anlayışı girer. Duyuş, düşünüş ve anlatış olanaklarımız genişler. Edebiyatımız cansız dünyayı, cansız insanları anlatmaktan, canlı dünya anlatımına, etli canlı konulaştırmaya Tanzimat’la başlar. Tanzimat öncesi edebiyatımız cansız bir edebiyattır.
    Tanzimat Edebiyatı; toplumcudur, doğrunun, iyinin peşindedir. Bu dönemin şair ve yazarları, edebiyat yolu ile ulusu uyandırıp yükseltmek; gerilik, kötülük ve baskıları yok etmek gayesini taşırlar. Topluma karşı kendilerini sorumlu sayarlar. Tanzimat döneminde yetişen yazarlar, eski edebiyatı yıkarak, yerine, Batı Edebiyatı yolunda yeni bir edebiyat kurmayı gaye edilmişlerdir. Şinasi, Ahmet Refik Paşa, Fransız klasisizminin; Namık Kemal, Ahmet Mithat Fransız romantizminin etkisinde kalarak o yolda eserler vermişlerdir.

    Tanzimat sonrası edebiyatımız uluslaşma, çağdaşlaşma olanaklarını da birlikte getirir. Yazı dilinde konuşulan Türkçe’ye gidilir. Tanzimat ile birlikte eleştiri, hikaye, roman ve tiyatro gelir; gazetecilik başlar. Batı’nın edebiyat akımlarından romantizm, realizm, natüralizm, sembolizm, parnasizm edebiyatımız girer.

Sayfayı Paylaş