Tanzimat tiyatrosu'na genel bakış...

Konu 'Edebiyat 11.Sınıf' bölümünde fc525 tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. fc525

    fc525 Üye

    Katılım:
    14 Eylül 2008
    Mesajlar:
    4
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    1

    TANZİMAT TİYATROSU’NA GENEL BAKIŞ
    Türk tarihindeki dramatik türün geçmişine ilişkin elimizde kesin bir bilgi
    olmamasına rağmen tiyatronun roman gibi beşeri bir ihtiyaç olduğunu düşünerek
    başlangıcının çok eski dönemlere rastladığını ileri sürebiliriz.
    Eski Yunan’dan batı dünyasına miras kalan zengin tiyatro türü ve tiyatro
    edebiyatı bizim kültürümüzde olmasa bile; “seyretme” ihtiyacını karşılayan
    Karagöz ve Ortaoyunu bu alandaki boşluğu büyük ölçüde doldurmuştur. Nihayet
    tanzimatla birlikte bu türün kapıları Türk milletine açılmış; Türk Edebiyatına da
    yeni bir soluk gelmiştir.
    Tanzimat Edebiyatı’nın hazırlık döneminde tiyatro, türk halkının batı
    medeniyetini tanımasına oldukça yardımcı olmuştur. Tanzimattan önce
    Avrupa’dan gelen bazı tiyatro topluluklarının İstanbul’da bir takım temsiller
    verdikleri bilinmektedir. Bu topluluklar 1839’dan sonra yurdumuzda uzun süre
    kalmaya ve kendi tiyatro binalarını yapmaya başlamışlardır. Daha çok İtalyan ve
    Fransız grupların faaliyet göserdikleri bu ilk yıllarda tiyatronun hemen her çeşidi
    Türk seyircisine sunulmuştur. 1846’dan itibaren yerlilerin kurduğu Hacı Naum,
    Hasköy, Şark ve Ortaköy tiyatrolarını 1867’de Güllü Agop tarafından Gedik
    Paşa’da kurulan Tiyatro-yı Osmani takip etmiştir.
    Osmanlı Tiyatrosu yarı resmi olmasının yanı sıra -Türk tiyatrosunda ilk
    kez- edebi heyete sahip olmasıyla da dikkatleri çekmektedir. Bu modern
    tiyatroda Namık Kemal, Ali Bey, Ahmet Mithat, Ebuzziya Tevfik, Şemseddin
    Sami gibi Türk yazarları ile tanınmış batılı yazarların tiyatro eserleri ve yine
    batının başlıca operaları ile ilk Türk operaları büyük bir ciddiyetle sahneye
    konulmuştur. Sonraları Gedik Paşa Tiyatrosu adıyla tanınan bu tiyatro 1884’te
    Abdülhamit tarafından yıktırılmıştır. Böylece 1908 yılına kadar Türk sahnesi
    “batılı anlamda tiyatro”dan uzak kalmıştır.
    Tanzimatın ilk döneminde büyük bir canlılık taşıyan sahne hayatı kısa
    sürede meyvesini vermiş ve Batılı Türk Tiyatro Geleneği’nin temelleri atılmıştır.
    Batılı edebi türler içinde ilk olarak tiyatroyu tanıyan Türk aydınları batılı
    anlamdaki ilk denemelerini bu türde yapmışlardır. Diğer türlerdeki ilk denemeler
    1860’dan sonra karşımıza çıkarken tiyatroya bu tarihten daha önce rastlarız.
    İlk türkçe piyesin ne zaman ve kim tarafından yazıldığı konusu hala
    netleşmemiştir. Yeni belgeler ele geçinceye kadar Abdülhak Hamid’in babası
    Hayrullah Efendi tarafından 1844te yazıldığı tahmin edilen; ancak ilk kez
    1939’da yayınlanan “Hikaye-i İbrahim Paşa be-İbrahim-i Gülşeni” oyunu ilk
    örnek olarak kabul edilmiştir.
    Bu oyun dört perdeden oluşan bir dramdır. Bağdat seferi(1534) sırasında
    ordu defterdarı İskender Çelebi’yi haksız yere idam ettirdiği ve saltanat hırsına
    kapıldığı için Kanuni tarafından 1536’da idam edilen Sadrazam İbrahim Paşa ile,
    aynı devirde Mısır’da büyük ün salmış mutasavvuflardan İbrahim Gülşeni’nin ve
    Mısır valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşanın oğlu İbrahim Paşa’nın şahsiyetleri
    birbirine karıştırılarak Osmanlı İmparatorluğu için asıl tehlikenin sonuncusundan
    geleceği söylenmek istenen bu piyeste tarihi atmosferi tamamlamak için dil ve
    üslup 16. yüzyıla uydurulmaya çalışılmıştır. Piyes tekniği oldukça basit olduğu
    için olayda bir takım aksaklıklar göze çarpmaktadır.
    Bu oyun ve sonrasındaki tanzimat dönemi oyunları incelendiğinde dilin
    ilk eserlerde sade ve anlaşılır olduğu fakat zamanla ağırlaşarak diğer türler gibi
    yabancı kelime ve terkiplerle dolduğu gözlenir. Özellikle Abdülhak Hamit’in
    dili bir süre sonra aydınlar tarafından bile anlaşılamayacak duruma gelmiştir.
    Dönemin eserlerine piyes tekniği açısından yaklaşınca pek çok eksikle
    karşılaşılır. O yılların, Çağdaş Türk Tiyatrosu’nun kuruluş yılları olması teknik
    hakimiyetin yetersizliğine neden olmuş fakat asıl Osmanlı Tiyatrosu’nun
    yıkılmasından sonra “oynamak” için değil “okumak” için kaleme alınan piyesler
    Türk Tiyatro Edebiyatı’nın ilerlemesini durdurmuştur.
    Çağdaş Türk Tiyatrosu’nun ilk ürünleri konu bakımından tanzimatın
    prensiplerine uygunluk göstermişlerdir. Batılı-doğulu ikiciliğini ve onunla gelen
    çelişme ve tartışmaları kendinde barındırmış olan Tanzimat Tiyatrosu genellikle
    fert, aile ve toplum hayatını düzeltmeyi amaçlamıştır. Tanzimat tiyatro yazarları
    “milli tiyatro” adını verdikleri bir tiyatro çeşidi çıkarmış kahramanlık
    duygularını, vatan ve millet sevgisini geliştirip idealist bir sanat anlayışı
    benimsemişlerdir.
    Bu dönemde oyunlar genellikle komedi, trajedi, dram ve melodram
    niteliği taşımıştır. Komedilerde klasisizm akımının, dramlarda ise romantizm
    akımının etkileri görülmüştür.
    Batı tiyatrosu örnek alınmıştır. Yoğun biçimde Moliere, Corneille,
    Goldoni, Shakespeare etkisi görülmüştür. Çeviri ve adapte çalışmaları yaygınlık
    kazanmıştır.


    ŞİNASİ VE TİYATRO…

    Tanzimat devri türk edebiyatının kurucusu.
    1826 yılında istanbul’da doğdu.
    1871 yılında beyin tümöründen öldü.
    1860 yılında Tercüman-ı ahval adlı ilk özel gazetesini çıkardı.
    Noktalama işaretlerini düz yazıda ilk kez o kullanmıştır.
    21 Kasım 1860'da ilk makaleyi yazmıştır.(Tercüman-ı Ahval mukaddimesi)
    İlk tiyatro eserini yazmıştır.
    Şiirlerinde yeni kavramları işlemiş, genç kuşaklara öncülük etmiştir.
    en önemli eseri Şair Evlenmesi 'dir

    Diğer eserleri::
    tercüme-i manzume,durub-u emsali osmaniye,müntehabat-ı eş'ar,mühtebat-ı tasviri efkar


    NAMIK KEMAL(1840-1888)


    Şair ve yazar.
    Batı edebiyatının yazın türlerini ilk kez Türk toplumsal
    yaşamına sokmuştur. 21 Aralık 1840’ta Tekirdağ’da doğmuş, 2 Aralık 1888’de
    Sakız Adası’nda ölmüştür. Asıl adı Mehmed Kemal’dir.
    Tiyatro türüne özellikle önem veren Namık Kemal, altı oyun yazmıştır. Bir
    yurtseverlik ve kahramanlık oyunu olan Vatan Yahut Silistire yalnız ülke için
    değil, Avrupada’da ilgi uyandırmış ve beş dile çevrilmiştir.
    Namık Kemal’in ilk romanı olan İntibah 1876’da yayımlanmıştır.
    Namık Kemal’in yaşamı boyunca ilgi duyduğu alanlardan birisi de tarihtir.
    Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş ve yükseliş dönemlerini anlattığı Devr-i
    İstila yayımlandığında büyük ilgi görmüştür.
    Namık Kemal romanı ve tiyatroyu toplumsal yaşama soktuğu gibi, edebiyat
    eleştirisini de Türkiye’ye ilk getiren kişilerden biri olmuştur. En önemli eleştiri
    yapıtları Tahrib-i Harâbât ile Takip’tir.
    İlk makalasını Tasvir-i Efkar Gazetesinde yazmıştır.
    Namık Kemal gazeteci olarak da Türk kültürü içinde önemli bir yer alır.
    Döneminin hemen hemen bütün yenilik yanlısı ve ilerici gazetelerinde yazmıştır.
    Siyasal ve toplumsal sorunlardan edebiyat, sanat, dil ve kültür konularına dek
    çok çeşitli alanlarda yazdığı makalelerin sayısı beş yüz kadardır. Bunlarda
    düzyazıdaki üstün yeteneğini ortaya koyduğu ve çok etkili bir üslup yarattığı
    kabul edilir.Edebi türlerin hepsinde eserleri vardır. Yurt,ulus,özgürlük,adalet kavramlarını çok iyi işleyen ve 'Vatan Şairi' diye adlandırılan Nanmık Kemal Türk edebiyatında 'romantizmin' ilk temsilcisi sayılmaktadır.

    BAŞLICA ESERLERİ:

    Oyun: Vatan Yahut Silistire,
    Zavallı Çocuk, Akif Bey,
    Celaleddin Harzemşah,Kara Belâ,
    Roman:
    İntibah,Cezmi,
    Eleştiri:
    Tahrib-i Harâbât, Takip, Renan Müdafaanamesi,
    İrfan Paşa’ya Mektup, Mukaddeme-i Celal,
    Tarihsel Yapıt: Devr-i İstila,Barika-i Zafer, Evrak-ı Perişan,
    Kanije, Silistire Muhasarası,



    ALİ BEY (1844-1899)


    Tanzimat döneminin yazar ve tiyatrocularındandır.
    Bir diğer adı direktör Ali Bey’dir. Bunun nedeni Duyun-u
    Umumiye idaresinde direktör olarak görev yapmıştır. Yazılarını genellikle
    Diyojen adlı dergide yayınladı. Mizah ve tiyatro edebiyatına bağlılıkta eserler
    vermiş ve piyes sahneye koyulmasına çok önem vermiştir. Piyesleri günümüzde
    de sahnelenmeye devam etmektedir.
    Eserleri::
    Kokona yatıyor,Ayyar Hamza,misafiri İstiskal,lehçetü'i Hakayık.


    AHMED VEFİK PAŞA

    3 Ağustos 1823'te İstanbul'da doğdu. 3 Nisan 1891'de İstanbul'da yaşamını yitirdi.
    Tahsiline istanbulda başladı.Pariste bir Fransız lisesinde devam etti.istanbula dönüşünde Tercüme Odasına girdi.Tahran ve Paris elçisi,Maarif Nazırlığı,Meclis-i Mebusan Reisliği,Bursa valiliği ve iki kere Sadrazamlık yaptı.
    Avrupada gelişen Türkolojı çalışmalarına paralel olarak bizde dil,tarih ve folklor çalışmalarını sürdürdü.Tanzimat devrinde milliyetçi akımın ilk büyük temsilcisidir.moliereden çok çeşitli çeviri ve adapteler yaptı.Bursa'da vali iken bir tiyatro kurmuştur.


    RECAİZADE MAHMUT EKREM

    İlk piyesi olan Afife Anjelik’i 1870 de yazdı. Yazar gerek dil ve üslup ve
    gerekse teknik bakımlardan çok zayıf olan bu denemesindeki acemilikten , ikinci
    piyesi olan Vuslat-yahut-Süreksiz sevinç’te kurtulur.
    Fransız romancısı Chateaubriand’dan çevirdiği Atala adlı romanı da aynı
    isimle piyes haline getirdi (1874). Bu piyes Türkçe’de, romanı piyese
    çevirmenin de ilk örneğidir. Namık Kemal’in Zavallı Çocuk dramındaki
    ‘evlilikte ana-babanın değil, çocukların söz sahibi olması gerektiği’ görüşünü
    savunan Ekrem, karakterler, olay ve davranışlar bakımından yerli hayatı aks
    ettirdiği için bir ‘milli piyes’ olarak vasıflandırdığı Vuslat’tan başka, dram
    yazmamıştır.
    Onun ölümünden sonra yayınlanan Çok Bilen Çok Yanılır (1914) adlı bir de
    komedisi vardır. İçindeki olayları Bin Bir Gece’nin bir hikayesinden alan eser,
    gerek piyes tekniği gerekse dil ve üslup yönlerinden Tanzimat devri tiyatro
    edebiyatının en başarılı eserleri arasındadır.


    ABDÜLHAK HAMİD ve TİYATRO ESERLERİ

    Tanzimat Devri Edebiyatının en büyük şairi olarak bilinen Abdülhak
    Hamid’in tiyatro türündeki eserleri, şiirlerinden daha geniş bir yer tutar.
    . Hamid’in tiyatroları, fikri tiyatro çeşidinin Türkiye ölçüsündeki
    üstün eserleridir: Zengin hayalli şairin tarihin en eski maceralarından gelecek
    yılların muhtemel hayatına kadar; çeşitli tarih ve hayat; olay ve tasavvurlarını
    sahneye koyması insanlığın uzak ve yakın macerasından edindiği fikirlere bir
    hayat hareket sahası bulmuş olmasındandır: Bunun içindir ki Hamid
    tiyatrolarının kendi zamanında Türk sahnesine konulabilmesi için bir kayıt altına
    girmemiş; eserlerini; zaman; mekan; dekor ve diğer sahne imkanlarını dikkate
    almadan yazmıştır:
    Hamid eserlerinin bir kısmını aruzla bir kısmını hece vezniyle manzum
    olarak yazmış; bir kısmını da nesirle kaleme almıştır: Bir kısmında da nazımla
    nesri bir arada kullanarak; bu eserlerinin bazı yerlerini nazımla; daha büyük
    kısımlarını nesirle yazmıştır: Eserlerinin bir kısmında; olduğu gibi temsil
    edilebilecek sahneler ve hatta doğal bir sahne lisanı vardır: Fakat birer bütün
    olarak Hamid’in eserlerini sahneye konmaktan uzak tutan en önemli engel; bu
    tiyatrolarda çok zor; aşırı derecede yabancı kelime ve tamlamalarla yüklü ve
    çetin Türkçe’dir.
    Hamid’in ilk tiyatro eseri Macera-yı Aşk’dır (1873) .
    Türk Edebiyatında bir şöhret
    kazanmasını sağlayan ilk sahne eseri Duhter-i Hindu, ilk manzum tiyatro denemesi Sardanapal ,alegorik bir eseri de Liberte dir.
    ESERLERİ

    ŞİİR:
    Sahra (1879)
    Ölü (1886)
    Hacle (1886)
    Bir Sefilenin Hasbihali (1886) ...

    OYUN:
    İçli Kız (1874)
    Sabr ü Sebat (1875)
    Duhter-i Hindu (1875)
    Eşber (1880, 1945)
    Zeynep (1908)
    Macera-yı Aşk (1910)
    İlhan (1913)
    Tarhan (1916)
    Finten (1918, 1964)
    İbn Musa (1919, 1928)
    Yadigar-ı Harb (1919)
    Hakan (1935) ...

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.

Sayfayı Paylaş