tarihle ilgili ilginç bilgiler

Konu 'Tarih - İnkılap Tarihi Ders Notları' bölümünde Persephone tarafından paylaşıldı.

  1. Persephone

    Persephone Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Kasım 2008
    Mesajlar:
    1.543
    Beğenileri:
    492
    Ödül Puanları:
    83

    :307: Avrupa Tarihinden:eek:

    Kim demiş tarih sıkıcıdır diye...
    Bir dahaki sefer ellerinizi yıkarken suyun
    sıcaklığı tam istediğiniz
    gibi değilse eskiden İngiltere'de bu işlerin
    nasıl yapıldığını düşünün,
    1500'lerde İngiltere'de işler şöyle
    yapılıyordu:


    İnsanların çoğu Haziran'da evleniyordu
    Çünkü senelik banyolarını Mayıs
    ayında yapıyorlar, Haziran'da hala çok
    kötü kokmuyorlardı . Ama yine de
    kokmaya başladıkları için gelinler
    vücutlarından çıkan kokuyu bastırmak
    amacıyla ellerinde bir buket çiçek taşıyordu.

    Banyolar içi sıcak suyla doldurulmuş büyük bir
    fıçıdan meydana geliyordu.
    Evin erkeği temiz suyla yıkanma imtiyazına
    sahipti. Ondan sonra oğulları
    ve diğer erkekler, daha sonra kadınlar, sonra
    çocuklar ve en son olarak
    ta bebekler aynı suda yıkanıyordu. Bu esnada su
    o kadar kirli hale
    geliyordu ki içinde gerçekten bir şeyleri
    kaybetmek mümkündü.
    İngilizce'deki 'banyo suyuyla birlikte
    bebeği deatmayın'
    (Don't throw the baby out with the bathwater)
    deyimi buradan gelmektedir.

    Evlerin çatıları üst üste yığılmış
    kamıştan yapılıyor, kamışların altında
    tahta bulunmuyordu. Burası hayvanların
    ısınabilecekleri tek yer olduğu
    için bütün kediler, köpekler ve diğer küçük
    hayvanlar (fareler, böcekler)
    çatıda yaşıyordu. Yağmur yağdığı zaman
    çatı kayganlaşıyor ve bazen
    hayvanlar kayarak çatıdan aşağı düşüyordu.
    İngilizce'deki 'kedi-köpek
    yağıyor' (It's raining cats and dogs)
    deyimi buradan gelmektedir.

    Yukarıdan evin içine düşen şeyleri
    engelleyecek hiçbir şey yoktu.
    Böceklerin ve buna benzer nesnelerin yatakların
    içine düşmesi büyük bir
    sıkıntı oluşturuyordu. Etrafında yüksek
    direkler ve üstünde örtü bulunan
    İngiliz usulü yataklar buradan gelmektedir.


    Zemin topraktı. Sadece zenginlerin zemini
    topraktan başka bir şeyden
    yapılmıştı. Toprak kadar fakir (dirt poor)
    tabiri buradan çıkmıştır.
    Zenginlerin ahşaptan yapılmış zeminleri vardı.
    Bunlar kışın ıslandığı
    zaman kayganlaşıyordu. Bunu önlemek için yere
    saman (thresh)
    seriyorlardı. Kış boyunca saman sermeye devam
    ediliyordu. Bir zaman
    geliyordu ki kapı açılınca saman dışarıya
    taşıyordu. Buna mani olmak
    üzere kapının altına bir tahta parçası
    konuyordu ki bunun adı 'thresh
    hold' (saman tutan; Türkçesi eşik idi.

    Yemek pişirme işlemi her zaman ateşin üzerine
    asılı durumdaki büyük bir
    kazanın içinde yapılıyordu. Her gün ateş
    yakılıyor ve kazana bir şeyler
    ilave ediliyordu. Çoğu zaman sebze yeniyor, et
    pek bulunmuyordu. Akşam
    yahni yenirse artıklar kazanda bırakılıyor,
    gece boyunca soğuyan yemek
    ertesi gün tekrar ısıtılarak yenmeye devam
    ediliyordu. Bazen bu yahni çok
    uzun süre kazanda kalıyordu. '

    Bezelye lapası sıcak, bezelye lapası soğuk,
    kazandaki bezelye lapası dokuz günlük'
    (peas porridge hot, peas porridge cold, peas
    porridge in the pot nine days old)
    tekerlemesinin menşei budur. Bazendomuz eti
    buluyorlar o zaman çok seviniyorlardı .
    Eve ziyaretçi gelirse domuz etlerini asarak onlara
    gösteriş yapıyorlardı. Birisinin
    eve domuz eti getirmesi zenginlik işaretiydi. Bu
    etten küçük bir parça keserek
    misafirleriyle oturup paylaşıyorlardı . Buna
    'yağ çiğnemek' (chew the fat)
    adı veriliyordu.

    Parası olanlar kalay-kurşun alaşımından
    yapılmış tabaklar alabiliyordu.
    Asidi yüksek olan yiyecekler kurşunu çözerek
    yemeğe karışmasına sebep
    oluyor, böylece gıda zehirlenmelerine ve ölüme
    yol açıyordu. Domatesler
    buna sık sık sebep olduğu için bunda sonraki
    yaklaşık 400 yıl boyunca
    domateslerin zehirli olduğu düşünülmüştü.


    Çoğu insanın kalay-kurşun alaşımından
    yapılmış tabakları yoktu. Onun
    yerine tahta tabaklar kullanıyorlardı . Çoğu
    zaman bu tabaklar bayat ekmekten
    yapılıyordu. Ekmekler o kadar bayat ve sertti ki
    uzun zaman
    kullanılabiliyordu. Bunlar hiçbir zaman
    yıkanmadığı için içinde kurtlar ve
    küfler oluşuyordu. Kurtlu ve küflü tabaklardan
    yemek yiyen insanların
    ağızlarında 'tabak ağzı' (trench
    mouth) denen hastalık ortaya çıkıyordu.
    Ekmek itibara göre bölüşülüyordu. İşçiler
    yanık olan alt kabuğu, aile orta
    kısmı, misafirler de üst kabuğu alırdı.

    Bira ve viski içmek için kurşun kadehler
    kullanılıyordu. Bu bileşim
    insanları bazen birkaç gün şuursuz vaziyette
    tutabiliyordu. Yoldan geçen
    insanlar bunların öldüğünü sanıp defnetmek
    için hazırlık yapıyordu. Bunlar
    birkaç gün süreyle mutfak masasının üstüne
    yatırılıyor¸ aile etrafına
    toplanıp yiyip-içerek uyanıp uyanmayacağına
    bakıyordu. Buna 'uyanma' nöbeti
    deniyordu.


    İngiltere eski ve küçük bir yerdi, insanlar
    ölülerini gömecek yer
    bulamamaya başlamıştı. Bunun için mezarları
    kazıp tabutları çıkarıyor,
    kemikleri bir 'kemik evi'ne götürüyor ve
    mezarı yeniden kullanıyorlardı .
    Tabutlar açıldığında her 25 tabutun birinde
    iç tarafta kazıntı izleri
    olduğu görüldü. Böylece insanların diri diri
    gömüldüğü ortaya çıktı. Buna
    çözüm olarak cesetlerin bileklerine bir ip
    bağlayıp bu ipi tabuttan
    dışarıya taşıyarak bir çana bağladılar. Bir
    kişi bütün gece boyu
    mezarlıkta oturup zili dinlerdi. Buna mezarlık
    nöbeti 'graveyard shift')
    denirdi. Bazıları zil sayesinde kurtulur
    ('saved by the bell') bazıları
    da 'ölü zilci' (dead ringer) olurdu.

    Gerçekler bunlar:

    Kim demiş tarih sıkıcıdır diye:
    Ortaçağda Avrupa'daki rahibelerin yüz ve
    ellerinden başka yerlerini yıkamaları
    kesin olarak yasaklanmıştı. Kastilya Kraliçesi
    İsabella bile 50 yıldan fazla
    süren hayatı boyunca iki kez banyo yapmıştı.
    Kirlilik adeti Amerika'ya da bulaşmış
    Pennsylvania ve Virginia eyaletlerinde
    ''banyo yapmayı yasaklayan'' ya da belirli
    kısıtlamalar getiren kanunlar çıkarılmıştı.
    Philadelphia' da ise kanunla
    bir ay içinde birden fazla banyo yapan insanlar
    cezaevine gönderiliyordu.

    Tuvaletle henüz tanışmayan Avrupa'da
    lazımlıkları sokaklaraboşaltma adeti
    17. yüzyıla kadar sürdü. Fransa krallarından
    14. Louis, gününün belli bir zamanını
    lazımlığında oturarak geçirir, devlet
    işlerini de buradan yürütürdü.
    1600'lerde İstanbul'a gelen İngiliz
    büyükelçiler, lazımlık kullanma
    ve bunu da pencereden boşaltma adetleri yüzünden
    şehirden uzak olan
    Tarabya'yaki bir konağa gönderilmişti. 19.
    yüzyıla gelindiğinde, kesin olarak
    tuvalet kullanma sözü vermeleri üzerine
    Taksim'e taşınmalarına izin verilmişti...
    :ugh:



    ders konularıyla pek alakası yok ama paylaşmak istedim umarım doğru yeri burasıdır..
    ozgrcnk, ermec93 ve e250 bunu beğendi.
  2. Persephone

    Persephone Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Kasım 2008
    Mesajlar:
    1.543
    Beğenileri:
    492
    Ödül Puanları:
    83
    Ankara Savaşı'nda (1402) Timur'a yenilen Yıldırım Beyazit'in 8 ay süreyle bir kafesin içinde Anadolu kasabalarında gezdirilerek teşhir edildiğini, Timur'un bir gün kafesin önünde Yıldırım Beyazit'in karısının ırzına geçmesinden ötürü Beyazıt'ın kafasını parmaklıklara çarpa çarpa intihar ettiğini biliyor muydunuz?

    Önemli bir kanıt: Evlenmek sünnet olduğu halde Yıldırım Beyazıt'tan sonraki padişahlar, Çelebi Mehmet, II. Murat, Fatih Sultan mehmet, II. Beyazıt ve Yavuz Sultan Selim evlenmemişlerdir. Gerekçesi benzeri bir savaşta tutsak düşmeleri ihtimaline karşı namuslarını korumaktır. Evlenmeme geleneği Kanuni Sultan Süleyman'ın Hürrem Sultan ile evliliğiyle bozulmuştur. O dönemde imparatorluk dünyanın en güçlü askeri gücüne sahiptir.
    alıntı


    arkadaşlar bu da ilginç geldi Yıldırım Beyazıt'ın ölümü hakkında buna benzer birkaç hikaye daha var ama bunun kanıt bölümü inandırıcı geldi ve çok şaşırdım:eek::eek::eek:
  3. Persephone

    Persephone Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Kasım 2008
    Mesajlar:
    1.543
    Beğenileri:
    492
    Ödül Puanları:
    83
    7. yüzyıl Meksika yerlileri Toltecler, düşmanlarını öldürmemek için savaşa tahta kılıçlarla gitmişlerdir

    Fransa Kralı 14. Louis sudan nefret ederdi ve hayatında sadece 3 kez banyo yaptı.

    1883 yılında, Endonezya’daki Krakatoa yanardağı patladığında, ortaya çıkan ses Amerika’nın eyaleti Texas’tan duyulmuştu.

    Mısırlılar'da, tırnağı koyu kırmızı başta olmak üzere kırmızının tonlarına boyamak aseletin simgesiydi. Toplumun alt kademelerine dahil olan insanlar ise ancak soluk renkler kullanbiliyorlardı.

    Havadan çekilen ilk fotoğraf, Amerikan İç Savaşı sırasında bir balondan çekilmiştir.

    Türkiye'de ilk uluslararası internet bağlantısı 12 Nisan 1993 tarihinde gerçekleşmiştir.

    Geçtiğimiz son 3500 yılın, sadece 230 yılı savaşsız, barış içinde yaşanmıştır.

    Eski Mısırlıların kullandıkları yastıklar taştandı.

    Tarihteki en kısa savaş 1989 yılında Zanzibar ile İngiltere arasında meydana gelmiş ve sadece 45 dakika sürmüştür.

    Birinci Dünya Savaşı'nda Fransa, ülkedeki tüm taksileri devraldı ve askerler cepheye bu taksilerle taşındı.

    100 Yıl savaşları 116 yıl sürmüştür

    alıntı
    kronik vaka bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş