TARİHTEKİ ÖNEMLİ GÖÇLER

Konu 'Tarih - İnkılap Tarihi 10. Sınıf' bölümünde ♥mooŋ_girℓ♥ tarafından paylaşıldı.

  1. ♥mooŋ_girℓ♥

    ♥mooŋ_girℓ♥ Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    5 Aralık 2007
    Mesajlar:
    960
    Beğenileri:
    63
    Ödül Puanları:
    16

    TARİHTEKİ ÖNEMLİ GÖÇLER HANGİLERİDİR???:confused::confused::confused:

  2. ♥mooŋ_girℓ♥

    ♥mooŋ_girℓ♥ Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    5 Aralık 2007
    Mesajlar:
    960
    Beğenileri:
    63
    Ödül Puanları:
    16
    LÜTFEN BİLEN VARSA YAZABİLİRMİSİİZ ŞİMDİDEN ALLAH(cc)RAZI OLSN
  3. nurgül

    nurgül Üye

    Katılım:
    29 Ekim 2007
    Mesajlar:
    83
    Beğenileri:
    3
    Ödül Puanları:
    6
    KAVİMLER GÖÇÜ

    Çiçi'ye bağlı Batı Hunları Çin'in ve Doğu Hunları'nın baskısıyla Aral Gölü civarına göç etmişlerdi.
    Burada 200 sene hayatlarını sürdüren Batı Hunlarının nüfusları arttı. Toprakları yetersiz kalmaya
    başladı. Ve başka Türk Boylarının katılmasıyla güçlendiler. MS. 374 yılında VOLGA (İTİL) nehrini aşarak
    Batı'ya (Avrupa'ya) doğru ilerlemeye başladılar. Türklerin bu ilerlemeleri karşısında önlerinde bulunan
    Vizigot, Ostrogot, Vandal, Sakson, Frank, Germen gibi bir çok kavim hareketlenerek Türklerden kaçmaya
    başladılar.
    Böylece Batı Hun Türklerinin, sebep olduğu bu olaya tarihte KAVİMLER GÖÇÜ adı verilir.(375)

    KAVİMLER GÖÇÜNÜN SONUÇLARI

    1)- Roma İmparatorluğu; Doğu ve Batı Roma İmparatorluğu olmak üzere ikiye ayrıldı.(395). Batı Roma
    İmparatorluğu 476 yılında bu Germen kavimleri tarafından yıkıldı.
    2)- Avrupa'nın ETNİK yapısı değişti. (Germen kavimlerinin Avrupa'daki yerli kavimlerle karışması
    sonucu yeni milletler ortaya çıktı.)

    3)- Türkler Avrupa'da BATI HUN DEVLETİ'ni(AVRUPA HUN) kurdular.
    4)- İngiltere, Fransa gibi Avrupa devletlerinin temeli atıldı.
    5)- Avrupa'da FEODALİTE (DEREBEYLİK) rejimi ortaya çıktı.
    6)- İlk çağ kapandı, Ortaçağ başladı.
  4. ♥mooŋ_girℓ♥

    ♥mooŋ_girℓ♥ Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    5 Aralık 2007
    Mesajlar:
    960
    Beğenileri:
    63
    Ödül Puanları:
    16
    selamün aleyküm nurgül cüm ALLAH razı olsn ALLAH a emanet ol canım
  5. ♥mooŋ_girℓ♥

    ♥mooŋ_girℓ♥ Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    5 Aralık 2007
    Mesajlar:
    960
    Beğenileri:
    63
    Ödül Puanları:
    16
    :eek:yalnız diğerleride var bilen varsa yazarsa çok ii olur
  6. aylin_özge

    aylin_özge Üye

    Katılım:
    18 Şubat 2008
    Mesajlar:
    413
    Beğenileri:
    6
    Ödül Puanları:
    16
    KAVIMLER GOCU

    4. yüzyılın ortalarında Hunlar Aral Gölü ile Hazar Denizi arasındaki

    bölgeden Don ve Volga nehirleri arasındaki bölgeye kaymışlardır.

    Orta Asya’daki Avar Devleti’nin egemenliğinden kurtulmak için 350 yıllarında batıya hareket eden Hun grubu, Volga-Don nehirleri arasında yaşayan Hunların daha batıya göçmelerine neden oldu. O tarihlerde Karadeniz’in kuzeyindeki düzlüklerde Cermen kavimlerinden olan Gotlar yaşamaktaydı. 375 yılında Hunlar, Gotların yaşadıkları bu bölgeye girdi.

    Hunların bu bölgede daha fazla yaşayamayan ve çoğunluğu Cermen olan Ostrogotlar, Vizigotlar, Gepitler ve Vandallar batıya doğru göç etmeye başladılar. Romalıların barbar olarak adlandırdığı bu kavimler önlerine çıkan diğer kavimleri yurtlarından atarak İspanya’ya hatta Kuzey Afrika’ya kadar ilerlediler. Yıllarca süren bu olaya Kavimler Göçü denir. Kavimler Göçü, günümüz Avrupa devletlerinin temellerini atan çok önemli bir olaydır.


    Kavimler Göçü'nün sonuçları Avrupa'nın bugünkü siyasi ve sosyal yapısı ortaya çıkmıştır.
    Kavimlerin birleşmesi ile yeni milletler ortaya çıkmıştır.
    Roma İmparatorluğu ikiye ayrılmıştır.
    Göçlere dayanamayan Batı Roma İmparatorluğu 476'da yıkılmıştır.
    Avrupa'da derebeylik sistemi ortaya çıkmıştır.
    İlk çağ sona ermiş, Orta çağ başlamıştır.
  7. фуля

    фуля Forumdan Uzaklaştırıldı

    Katılım:
    2 Kasım 2007
    Mesajlar:
    804
    Beğenileri:
    474
    Ödül Puanları:
    0
    TÜRKLERİN ORTA ASYADAN ÇIKIŞI VE GÖÇLER



    Türklerin tarih içerisinde çok geniş bir coğrafyaya yayıldıkları ve göç ettikleri bölgede güçlü devletler kurduklarını biliyoruz. Bu Türk göçleri, atalarımızın ilkel göçebe bir toplum yapısına sahip oldukları gibi, yanlış ve haksız bir iddianın da mesnedi olarak gösterilmeye çalışılmıştır. Halbuki bu göçlerin sebep ve sonuçları göz önüne alındığında, Türklerin ilkel göçebe bir anlayışla değil, aksine, kendine has yüksek bir kültür ve medeniyetin sahibi ve yayıcısı olarak göç ettikleri görülür. Dünya üzerinde atı ilk kez ehlileştiren ve onu binek hayvanı olarak kullanan Türkler, atın sağladığı hız ile yüksek devlet ve toplum telâkkilerini geniş coğrafyalar üzerinde hâkim kılmıştır. Konar göçer, atlı yaşantının temelinde büyük oranda hayvancılık ve kendine yeterli bir ziraat kültürü yer alır. Dolayısıyla, Türk göçleri bu yaşantıya uygun olan sahalara doğru olmuştur. Hem Türk tarihi hem de Dünya tarihi üzerinde çok büyük tesirleri olan bu göçlerin birçok sebepleri vardır. Bu sebepleri şöyle sıralayabiliriz:

    1-GÖÇLERİN SEBEPLERİ
    İktisadî ve Sosyal Sebepler: Daha çok hayvancılıkla geçimlerini sağlayan Türkler, kuraklık, salgın gibi tabiî olayların etkisiyle göç etmek zorunda kalmışlardır. Otlakların yetersiz kalması veya nüfusun artması, Türkleri, iklimi ve coğrafyası müsait yeni bölgelere sevk etmiştir. M.S.IV. yüzyıldaki Hun göçlerinde, Orta Asyada hüküm süren "kuraklık"ın etkili olduğunu biliyoruz.
    Toprağın artan nüfusu besleyemez hâle gelmesi veya hayvanlar için yeterli otlakların kalmaması, iktisadî düzeni sarstığı zaman, Türkler, kendi yaşantılarına uygun, tabiatın zengin ve nispeten nüfusun az olduğu bölgelere yönelmişlerdir. Selçuk Bey ve Arslan Yabguya bağlı Türkmenlerin Horasan ve Harezme göçmeleri veya XI.-XII. yüzyıllarda, Anadolunun Selçuklular tarafından fethinde bu durumu görebiliriz. Siyasî Sebepler: Yabancı kavimlerin baskısı veya kendi aralarındaki hâkimiyet mücadelesi göçlerin diğer bir sebebidir. Meselâ XI. yüzyıldaki Kitanların hücumu Türklerin batıya göçlerini beraberinde getirmiştir. Orhun-Yeniseydeki Uygur Devletinin 840 yılında yine bir Türk kavmi olan Kırgızlar tarafından ortadan kaldırılması, Kutlu yurt Ötügenin elden çıkmasıyla neticelenmiş ve Uygurlar, Turfan, Kansu, Tarım Havzası gibi daha güneydeki bölgelere göç etmek zorunda kalmışlardır. Belki de Uygurların meşhur "Göç" destanı bu olayın hatırasını taşımaktadır.
    Destanda vatanı sembol eden "Kutlu Dağ"ın Çinlilere verilmesi ve Çinliler tarafından dağın parçalanarak Çine götürülmesi, ülkede felâket ve kuraklığa sebep olur ve bütün canlı cansız mahlûkat "göç, göç" diye inler. Bu ilâhî emre uyan Uygurlar, Beşbalıgın olduğu yere gelerek beş ayrı şehir kurarlar. İlkel göçebelerde görülmeyen bu mukaddes vatan anlayışı, istiklâl ile perçinlenmektedir. Türkler, istiklâlini kaybetmektense göç etmeyi yeğlemişler ve kendilerine yeni vatan aramışlardır. Türklerdeki bu güçlü vatan oluşturma ve devlet kurma geleneği, atalarımızı yeni fetihlere sürükleyen diğer önemli bir sebeptir. Zaman içerisinde, dünyayı huzur ve sükûna kavuşturmayı, insanları adalet ve eşitlik içinde yönetmeyi töresinin bir hususiyeti olarak hedefleyen bu fütuhat anlayışı, Türklerde, "Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi"nin doğmasını sağlamıştır.
    Dolayısıyla Türk göçleri ilkel göçebe anlayışından farklıdır. Göçebeler vatan kavramını tanımayan, nerede duracağı belli olmayan ilkel topluluklardır. Türkler ise vatan kabul ettikleri ülkede, belirli yaylak ve kışlaklar arasında yaşayan "töreli" bir millettir. Bu sebeple eski Türkler konar göçer bir hayat yaşamaktaydılar.
    2-TÜRKLERİN YAYILDIKLARI BÖLGELER
    Milâttan Önce Türklerin Yayıldıkları Sahalar: Altay-Sayan dağlarının kuzey-batı kesimlerinde yaşayan Andronovo kültürü insanı, M.Ö.1700lü yıllarda Altay, Tanrı dağları ve Maverâünnehir e kadar olan bölgelere uzanmaktaydı. M.Ö. 1100 yıllarında aynı kültür Çinin kuzeyindeki Ordos ve Kansu bölgesinde görülmekteydi. M.Ö. IV. yüzyıldan itibaren Hazar ve güney Rusya da Türklerin yaşadıkları bölgeler arasına girmiştir. Bu duruma en iyi örnek mühim bir kısmını Türk kabilelerinin oluşturduğu, konar göçer, atlı kültüre sahip bir kavimler topluluğu olan İskitler (Sakalar)dir. İskitler, M.Ö . VIII. yüzyılda, Orta Asyanın Tanrı dağları ile Hazar denizi arasında kalan geniş bozkırlarında yaşarlarken, daha sonra göç ederek, Karadenizin kuzeyinde, İtil ve Tuna nehirleri arasındaki düzlüklere yayılmışlardır. M.Ö. VI.-IV. yüzyıllar
  8. aylin_özge

    aylin_özge Üye

    Katılım:
    18 Şubat 2008
    Mesajlar:
    413
    Beğenileri:
    6
    Ödül Puanları:
    16
    Beyin göçü, yetiştirilmesi için büyük kaynak gerektiren veya yetiştiği halde ilgisizlik ve imkansızlık sebebiyle istihdam edilemeyen bilim adamı, hekim, mühendis vb. gibi vasıflı insan gücünün daha gelişmiş bir ülkeye göç etmesi.

    Beyin göçünden bahsedilebilmesi için terk edilen ülke ile göç edilen ülke arasında gelişmişlik ve imkan açısından az da olsa bir fark bulunmalıdır. Beyin göçü temelde gelişmiş ülkelere yönelik bir kaynak aktarımı olarak değerlendirilebilir. Az gelişmiş ülkelerin bu yüzden uğradığı kayıp gelişmiş ülkelerden bu ülkelere gönderilen geçici uzman ve teknik personel yardımıyla kapatılamayacak kadar büyüktür. Gelişmiş ülkelerce gönderilen uzmanların vazife müddetinin sınırlı olmasına karşılık, gelişmiş ülkelere giden uzmanlar göç ettikleri ülkelere büyük çoğunlukla yerleşmektedirler. Gelişmiş ülkelere göç eden, hekim, mühendis, bilim adamı ve diğer uzmanların yetişmesi için harcanmış olan milli kaynaklar toplamı, göçü kabul eden gelişmiş ülkelerin, göç veren az gelişmiş ülkelerdeki kalkınma programları için yaptıkları yardımları çok aşmaktadır.

    "Yetişmiş insan gücü hareketi" olarak değerlendirilen beyin göçünün geçmişi çok eski devirlere dayanır. Çeşitli dini, siyasi, ilmi ve ideolojik sebeplere dayanan beyin göçü ilk ve ortaçağlarda mevcuttu. İkinci Dünya Savaşından önce çok sayıda bilim adamları Hitler'den kaçıp ABD'ye yerleştiler. Bu gelişmelerde Amerikanın gelişmesinde büyük ölçüde rol oynadı Amerika gibi emperyalist ülkeler böyle durumlardan hep faydalanmıştır.

    Günümüzde ise genellikle ekonomik, sosyal sebeplerle ve siyasi baskının fazla olduğu ülkelerden, diğer ülkelere doğru insan gücü akımı devam etmektedir. Ülkemizden de çeşitli Avrupa ülkelerine ve bilhassa ABD'ye beyin göçü sürmektedir. Gerek ülke imkanlarının sınırlı olması gerek kanuni düzenlemelerdeki karmaşıklıklar ve devlet yetkililerinin ilgisizliği, gerekse iç ve dış menfaat gruplarının baskıları sebebiyle yetişmiş insan gücüne sahip çıkılamamaktadır. Bilim ve teknoloji sahasında ilerlemiş ülkeler ise bu yetişmiş insan gücüne her türlü imkanı hazırlayarak ülke menfaatlerine göre istihdam etmektedirler. Gelişmiş ülkelerin geliştirdiği ve uyguladığı projelerdeki Türk bilim adamı, hekim, mühendis gibi yetişmiş elemanın bulunması Türkiye'den olan beyin göçünün durumunu göstermektedir.

    Türkiye Cumhuriyeti devleti ve yetkilileri gerekli kanuni düzenlemeleri yapıp, bilim ve teknolojinin gelişmesini teşvik edici ve özendirici tedbirler alırlarsa ve gerekli maddi imkanlar hazırlarlarsa beyin göçü önlenecek, yetişmiş elemanlar, milli menfaatler doğrultusunda kullanılacak ve ülkemizin kalkınmasında büyük mesafeler kat edilecektir. Türkiyede beyin göçü yüzünden her yıl onlarca başarılı gencimiz yurt dışına okumak için gidip oraya yerleşmektedir.

    "http://tr.wikipedia.org/wiki/Beyin_g%C3%B6%C3%A7%C3%BC"'dan alındı
  9. aylin_özge

    aylin_özge Üye

    Katılım:
    18 Şubat 2008
    Mesajlar:
    413
    Beğenileri:
    6
    Ödül Puanları:
    16
    Türkiye'den isçi göçü.

    1960'larda baslayan isci göcü son zamanlarda karsimiza degisik nitelikle çikmaktadir.Aradan geçen sürede görülen o dur ki,avrupa'da yasayan türkler kendilerini orada pek de geçici görmemektedirler.Artik yurt disinda yasayanlar,yasadiklari ülkelerin tabiiyetine geçmeye,hem ekonomik hem de demokratik hak ve özgürlüklerinden yararlanmaya çalismaktadirlar.Çifte vatandaslik sorunu Türkiye'nin duyarliligi ile çözülmüstür.
    Almanya 60'li yillardan beri ülkesine gelenlere "geçici misafir" muamelesi yapmis, onlari gün gelip de gereksinim kalmayinca kolayca ülkelerine geri dönmelerini saglamaya özen göstermistir.
    Bu nedenle Türkiye'den dil ve din hocalari getirtilmis,almanya'daki okullarda bu isçilerin çocuklarina özel programlar uygulanmistir.
    Bu politika beraberinde iki büyük sorun getirmistir.

    isçi Türklerin çocuklari ne alman toplumuna ayak uydurabilmis ne de türk toplumuna uyum saglamistir. Çünkü almanya'daki 1.kusak Türkler ile 2.kusak Türkler ve 3.kusak Türklerin kültür gereksinmeleri çok farklidir. Ikinci kusak, bilhassa üçüncü kusak Türk kültürünü tanimamaktadir. Böylece her iki toplum açisindan da uyumsuz, toplumsal basarida zorlanan kusaklar ortaya çikmistir.
    Almanya'nin özellikle uyguladigi egitim politikasi, bir anlamda da "ghetto politikasi" sonunda hem birinci hemde ikinci ve üçüncü kusak Türklerin büyük bir bölümü soven milliyetçilige ve banaz dincilige kayan bir yapiya sarilmislardir. Bu gelisme, hem Almanlari hem de Türkleri düsündüren ve Avrupa'da yasayan Türk isçilerin ve ailelerinin toplumsal,kültürel ve siyasal uyumlari açisindan sorun yaratan bir durum olarak ortaya çikmistir.
    Almanya'daki Türk nüfusunun artisi ve niteligi, Türklerin birörnek isçi toplumundan farlilasmis bir azinlik grubuna dönüsmelerini getirdi.
    Almanya uyguladigi politikanin yanlis oldugunu fark edince, çocuklarin elme yasini 16'a düsürdü. Geri dönüs özendirilmeye çalisildi. Sadece 1984 senesinde geri dönenler 200'000 kisiyi asmistir.
    Iste 21.Yüzyila gelindiginde, Almanya'da 10 Milyar Marka yakin yatirimi olan, cirosu 40 Milyar Marka ulasan bir "Almanya'li Türkler" azinlik grubu ortaya çikmistir.
    Bu insanlara daha halen "göçmen isçi" olarak bakmak fevkalade yanlistir.
    Almanya'da emekli olmus ve halen Almanya'da yasayan Türklerin sayisi 50'000' i asmistir. Türkler arasinda yapilan anketlerde, Almanya'da yasayanlarin % 80'den fazlasi geri dönmeyi düsünmediklerini ifade etmislerdir. Almanya'da yasayan Türkiye'lilerin % 10'u kendi sahipleri olduklari gayrimenkullerde ikamet etmektedirler. Türkiyeli mütesebbislerin kurduklari isyerlerinde 200 binden fazla kisi istihdam edilmekte, bu isyerlerinin Almanya ekonomisine katkilari ise 70 Milyar Marki asmaktadir. Kisacasi:
    Almanya'nin disinda AB ülkelerinde yasayan Türkiyeliler artik yasadiklari ülkelerin bir parçasi olmuslardir.
    Yavas yavas Alman Politikasi da, istese de istemese de,Türkiyelilerin kaliciligini kabul etmek zorunda kalmistir.
    Türkiye AB ülkesi olsa da olmasa da, Avrupali Türk-Nüfusu ile Avrupa'nin bir parçasi olmustur.
  10. aylin_özge

    aylin_özge Üye

    Katılım:
    18 Şubat 2008
    Mesajlar:
    413
    Beğenileri:
    6
    Ödül Puanları:
    16
    Yeni Dünya'ya Göçler
    Yeni keşfedilen topraklardaki kaynakların işlenmesi ve bu kaynakların ticari potansiyeli, bölgede Avrupalı ticaret kolonilerinin kurulmasına sebep oldu. Özellikle İngilizler ve Fransızlar Kuzey Amerika'da, İspanyollar da Güney Amerika'da ticari koloniler kurdular.
    Bütün bu göç hareketleri sonucunda Amerika Kıtası'nda yeni devletlerin kurulması, bütün Avrupa ve Dünya tarihini değiştirecek önemli gelişmelerin başlamasına neden olmuştur.
    Yeni Dünya olarak adlandırılan Amerika'ya yapılan bu göç hareketi özellikle 19. yüzyılın ilk yarısında büyük bir hız kazandı.
    Avrupalı göçmenlerin çoğu; siyasal baskılardan kaçmak, dinsel inançlarını özgürce yerine getirebilmek, maceraya atılmak ya da ülkelerinde kendilerine tanınmayan fırsatlardan yararlanabilmek için vatanlarından ayrıldılar.
    Sanayi Devrimi'yle gelişen teknoloji ve seyahat imkânları, bu göç hareketinin hızlanmasında en önemli etken oldu. 15. yüzyılın sonuna doğru
    Kristof Klomb, Macellan Vasco dö Gama'nın yaptığı seyahatlerle artık dünyada bilinmeyen yer kalmadı, özellikle Amerika Kıtası'nın keşfedilmesi ile bu kıtaya Avrupa'dan göçler başladı. 60 milyon insanın yer değiştirdiği bu göçler, 20 yüzyılın kadar sürdü.



    bu kadar yapabıldım özgecım umarım işine yarar canım;):)

Sayfayı Paylaş