Tasavvuf İlmi

Konu 'İslam' bölümünde Moderatör Taner tarafından paylaşıldı.

  1. Moderatör Taner

    Moderatör Taner Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Ocak 2009
    Mesajlar:
    3.361
    Beğenileri:
    3.519
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Ankara

    Tasavvuf bir ilimdir. Hem de başlıbaşına bir ilim.


    Tasavvuf, kalbin ve nefsin iyi ve kötü hallerini bilip, kötü hallerden temizlenmeyi ve iyi hallere bezenip Allahü Telâyı yakın olmayı öğretir.

    Tasavvufun hedefi insandır ve insanı islahtır. Bu sebeple, tasavvufun insana nasıl baktığını bilmek lazımdır:
    İnsanın iki cephesi vardır.
    1- Maddi vücut
    2- Manevi vücut.
    Maddi vücut herkes tarafından bilinen ve görülen vücuttrur. Manevi vücut ise gözle görülmez. Kur'an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde isimleri geçen, Kalb, ruh, Akıl, Nefs gibi unsurlar hep manevi vücudun azalarıdır.

    İnsanın maddi vücudunun yaşaması için yemeye, içmeye, teneffüs etmeye ihtiyacı olduğu gibi, manevi vücudun da gıdaya ihtiyacı vardır. Manevi vücudun gıdası ise nurdur. Nur, Allahü Teâla Hazretlerinden gelir. Peygamber ve onun varisi Mürşid-i kamil denilen büyük velilerin manevi kalblerinden dağıtılır. Manevi vücut ancak, bu nuru aldığı takdirde sıhhatli yaşayabilir. Nur alamayan manevi vücut önce hastalanır, sonra da ölür. Bu manevi ölümdür. Bu duurmdaki insan, yaşayan ölü gibidir.



    "Celalim hakkı için cin ve insandan bir çoğunu Cehennem için yarattık. Onların öyle Kalbleri vardır: anlamaz, öyle gözleri vardır ki, görmez, öyle kulakları vardır ki, işitmez. Dikkat edin onlar, hayvanlar gibidir. hatta ondan daha şaşkındırlar. İşte bunlar hep o gafiller." (Araf -7/179) ayeti kerimesi gibi bu gibi manen ölü kimseleri tarif eder.

    Cenâbı Hak, Kur'an-ı Kerimin; 191 yerinde "manevi kalb"den, 49 yerinde "nur"dan, 59 yerinde "akıl"dan, 9 yerinde de "tan ve pek çok yerinde de "nefs"ten bahseder. Tasavvuf, işte bu: kalb, ruh, akıl ve nefs gibi manevi unsurlarla alakalıdır.

    Tasavvufun hedefi, insanın manevi vücudunu, manevi ölüm ve manevi hastalıklardan korumak, dünya ve ahirette insanı manen, huzurlu ve sihhatli yaşatmaktır.






    İşte din ve tasavvuf, insanın içindeki bu habis ve kötü varlığın terbiyesi ve temizlenmesi ile alakalıdır. Başta peygamberler, sonra da peygamberleri n varisi olan alimler ve evliyâullah = Mürrşid-i Kâmiller hep insandaki bu kötü varlığın temizlenmesi, nefsin mağlup olup ruhun galip gelmesi için çalışırlar.



    İlk Adım

    Hakiki bir mürşid-i kâmile gelip bu ilmi öğrenmek isteyen bir mümin, nefsinin terbiyesi için ilk adını atmış olur. artık o mürşide kendini teslim etmiş ve manen biat etmiş olur. Bu maksatla bir mürşide gelip bağlanan kişiye mürüs (Allah'ı isteyen kişi) denir.

    Mürid, geçmiş günahlarına tövbe etmiş, farzlarını yapmaya ve haramlardan sakınmaya kesin olarak söz vermiştir. Artık bu kişinin nefsi sıkı bir takip ve kontrol altına girmiş demektir. Sonra mürüd kalbine ve ruhuna Allahü Teâla Hazretlerinden gelen nuru almayı öğrenir. Allah^dan gelen bu nuru almakta vasıta, başta peygamberler sonra da onun varis ve vekili olan mürşid-i kâmillerdir.

    Nurun Alınışı

    Mürid tenha ve temiz bir yerde kıbleye dönerek oturur. Gözlerini yumar. Mürşidinin tarif ettiği sûre ve duaları okuduktan sonra dilini damağına yapıştırır. sonra aklından ve kalbinden (masivayı) mahlukatı düşünmeyi çıkarır. Bütün dikkatini nurun çıkış ve dağıtım merkezine toplar. Ve oradan manevi kalbine Allah'dan gelen nurun geldiğini düşünür. bir müddet sonra da dilini hiç oynatmadan sırf lalbinden "Allah" ismi şerifini zikreder. Bu, Allah'a yakın olmanın ilk adımıdır. Artık insana nur geldikçe ruh kuvvetlenir. Nefs de böyle bir ruha galip gelemez ve vücut idaresini eline geçirmez.

    Kutub ve Kutublar

    Velilin en üst derecesindeki zatlara"kutub" denir. Kutublar, her devirde bir veye iki, en fazla üç kişi olur. Bunlara; üçler denir; Kutbü'l aktab, Gavsü'l âzam, Kutbü'l ûlâ diye isimlendirilirler. Üçlerin en yüksek decede olanı Kutbü'l-aktab'tır.Kutbü'l-aktab, kutubların kutbu demektir. Bu zât, Peygamber Efendimizin tam varisidir.
    Velayet derecelerinin en yüksek mak***** çıkmış bu zatlara, Mürşid-i kamil, insan-ı kâmil, Şeyh veya vâris-i Resül ismi verilir. Bu zatlar, Resülüllahın manevi vücudundan aldıkları Allah'ın nurlarını kendi mânevi vücutları vasıtasıyla, isteyen insanların mânevi vücutlarına dağıtırlar. Yaşadıkları devrin insanlarını irşad ederler.

    Silsile-i Sâdât

    Bu büyük veliler, Yemen'den Kudüs'e, göz açıp kapayıncaya kadar kısa bir zamanda Belkıs'ın sarayını getiren Süleyman aleyhisselamın veziri (Asaf bin Berhaya) gibi büyük salâhiyet ve tasarruflara sahiptirler.

    Sahabe-i Kiram bu hususta en öndedir. Bu yüksek hallerin sahibi dostları Sahâbe-i Kiram'dan sonra da devam etmiştir. Hatta, birbirlerine bağlı zincir halkaları gibi bir silsile halinde, biri diğerine vazifesini devrederek günümüze kadar gelmişlerdir.

    Tasavvufta iki silsile mevcuttur. Biri, Zikr-i Hafi = Gizli Zikir Silsilesi, diğeri Zikr-i Cehri = Açık Zikir Silsilesi.
    Gizli zikir silsilesi Hazreti Ebubekir Efendimize dayanır. Açık zikir silsilesi de Hazreti Ali Efendimize dayanır. Tasavvuf erbabı her fert, mutlaka bu iki silsileden birine bağlanır.Bütün tarikatlar=yollar, bu iki ana koldan gelmişlerdir. Daha sonraları bu iki kol,

    1. Nakşi Silsilesi
    2.Kaadiri Silsilesi diye anılmıştır.

    Bu silsilere Silsil-i Zeheb (Altun Silsile), Silsile-i Kibrîti Ahmer isimleride verilmiştir.

    Altun Silsil'yi teşkil eden zevat-ı kiram'ın adedi 33'dür. bu sırlardan bir sırdır.

    Mürşid-i Kâmilin Vasıfları

    Her şeyin hakikisi ve sahtesi bulunduğu gibi mürşidi kamilinde hakikisi ve sahtesi mevcuttur.

    Sahtesinin şerrinden kotrunmak ve hakikisine kavuşmak için Cenâb-ı Hakka çok iltica etmek lazımdır. Çünkü her devirde sahteleri, hakikilerinden çok fazla olmuştur.

    Sahtesinde bulunan en açık vasıflar şunlardır:

    1- Sahte mürşid, en başta dinin emirlerine ve Resülüllah Efendimizin sünnetine uymaz.
    2- Her devirde görülen en açık misali kadın erkek münasebetlerindedir.Kadın cemaatle bir arada bulunur. Kadınlara elini öptürür.
    3- Sahte mürşidin, sohbetlerinde ve toplantılarında rüyaya çok geniş yer verilir.
    4- Hadis-i şeriflere ve ayeti kerimelere ulemanın verdiği manaların dışında manalar verilir. Sünnetler yanlış yorumlanır.
    5- Dinin yayılması için değil, kendi tarikatının yayılması için çalışılır.
    6- İnsanların hidayete ermeleri için çalışmaktan ziyade istikameti düzgün insanlarla uğraşır ve onlarla meşgul olur.
    7- Mekruhlara ehemmiyet vermez.
    8- Nafile ibadetleri insanların gözü önünde yapar.
    9- Zamanlı zamansız, yerli yersiz insanların gözü önünde ağlar.
    10- Çoğu Vahdet-i vücud'a inanır.
    11- Namazını hep Mekkede kılıyor diye ve buna benzer nice şeyleri şakşakçılarına yaydırır.İlk zamanlar buna tabi olanlar büyük bir zevk duyar, huzur alır, ibadete bağlılığı artar. Şeytan o kimseyi sahte mürşide bağlamak için ondan vesveseyi kaldırır, o kimsenin kolayca ve zevkle ibadet etmesini sağlar. Fakat daha sonra onu daha büyük ve delalete sokar.
    13- Erkek ve kadın mürüdlerine bol keseden halifelikler vererek onları dünya menfaatiyle kendilerine bağlar.


    Gerçek Mürşid


    "Ağaç nasıl ki, gövdesinden değil de, meyvesinden iyi anlaşılırsa, mürşid-i kâmil olan kişilerde, gösterişli zahir hallerinden değil, meyve ve mensuplarından yani yetiştirdikleri kimselerin güzel hallerinden anlaşılır. Ve bu süretle kendilerine tabi olmak, manevi feyzinden her hususuta istifade etmek caiz ve sahih olur. şöhreti arşa çıksa, hakiki mürşidin misali, meyvesidir." (2)

  2. melihtumer96

    melihtumer96 Üye

    Katılım:
    12 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    256
    Beğenileri:
    78
    Ödül Puanları:
    29
    Yazın güzel olmuş.Güzelce açıklamışsın.Ama bir yerde bir kusur/hata/yanlış artık ne dersen.İlk adım bölümünde Allah Teala Hazretleri yazmışsın.Biz Hz.Ömer diyoruz,Hz.Osman diyoruz,tarikattakiler şeyhlerine diyor ...............hazretleri(k.s) tarzında.Şimdi bunlar varken Allah Teala Hazretleri demek uygun olur mu?Allah(c.c) daha uygundur.Açıklama yada düzeltme bekliyoruz.Saygılarımla.
  3. ayceNuR

    ayceNuR Üye

    Katılım:
    21 Ekim 2010
    Mesajlar:
    701
    Beğenileri:
    867
    Ödül Puanları:
    0

    Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...

    Yazın güzel olmuş.Güzelce açıklamışsın.Ama bir yerde bir kusur/hata/yanlış artık ne dersen.İlk adım bölümünde Allah Teala Hazretleri yazmışsın.Biz Hz.Ömer diyoruz,Hz.Osman diyoruz,tarikattakiler şeyhlerine diyor ...............hazretleri(k.s) tarzında.Şimdi bunlar varken Allah Teala Hazretleri demek uygun olur mu?Allah(c.c) daha uygundur.Açıklama yada düzeltme bekliyoruz.Saygılarımla.
    Genişletmek için tıkla...

    Belki haklısındır mesajını pek okumadım ..
    Ama genel olarak forumda hep hata arıyorsun.
    Bu hiç hoş değil.
  • Moderatör Taner

    Moderatör Taner Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Ocak 2009
    Mesajlar:
    3.361
    Beğenileri:
    3.519
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Ankara
    Melihtumer boş işlerle uğraşıyorsun.
    Hazreti bir isim vermez. bir sıfattır , Allah (c.c)'da verilebilir peygamberlerede .
    Burda ne bir kusur ne bir hata vardır.
    ayceNuR bunu beğendi.
  • melihtumer96

    melihtumer96 Üye

    Katılım:
    12 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    256
    Beğenileri:
    78
    Ödül Puanları:
    29
    Bana her zaman hata aradığımı söylemişsiniz.Şimdi bu durumda o moderatör diye hataya sessiz mi kalmam gerekir?Allah'ın muhalefetün lil havadis ve vahdaniyet sıfatlarını biliyorsunuz.

    Hazret:Yüce kabul edilen kimselerin adlarının başına saygı, övme, yüceltme amacıyla getirilen ünvandır.Peygamberlere ,meleklere, velilere,sahabilere vs.kullanılır.Lakin Allah(c.c) eşsiz benzersizdir.Yarattığı hiçbir şeye benzemez.İbn-i Abbas(r.a)'ın rivayet ettiği bir hadise göre mealen:Allah'ın yarattıkları hakkında düşünün. Allah'ın zatını düşünmeyin.
    Allah'ın şahsı hakkında düşünmeye güç yetiremezsiniz.
    Hal böyle olduğunda hadis gereğince yaratılanlara verdiğimiz sıfatı Yüce Yaratıcı'ya vermek uygun olur mu?Allah(c.c) deyin,Allah-u Teala deyin,Allah azze ve celle deyin...Allah-u Zulcelal hepimizi affetsin.
    Son düzenleyen: Moderatör: 29 Ekim 2011
  • Moderatör Taner

    Moderatör Taner Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Ocak 2009
    Mesajlar:
    3.361
    Beğenileri:
    3.519
    Ödül Puanları:
    113
    Yer:
    Ankara

    Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...

    Bana her zaman hata aradığımı söylemişsiniz.Şimdi bu durumda o moderatör diye hataya sessiz mi kalmam gerekir?Allah'ın muhalefetün lil havadis ve vahdaniyet sıfatlarını biliyorsunuz.
    Genişletmek için tıkla...
    Hatayı yazım yanlışında forum kurallarına aykırı bir durumda arayacaksın.
    Anlatım bozukluğu ile değil tamammı?
    Orda bi hata yoktur , üsteleme artık !
  • Sayfayı Paylaş