Tefsir ; anlam ve mâhiyeti

Konu 'Kur'an-ı Kerim' bölümünde S. Moderatör Uğur tarafından paylaşıldı.

  1. S. Moderatör Uğur

    S. Moderatör Uğur Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Şubat 2008
    Mesajlar:
    8.241
    Beğenileri:
    6.155
    Ödül Puanları:
    36

    Bir şeyi iyice açıklamak, keşfetmek anlamında "el-Fesr" masdarından tef'il babında bir kelime. Istılâhta beşerî
    takat oranında, Allah Teâla'nın muradına delâlet etmesi yönünden Kur'ân-ı Kerim'i inceleyen bir ilimdir.

    Konusu, Kur'an ayetleridir. Gayesi, iki cihanda selamete ve mutluluğa ulaşmak için Allah Teâla'nın kitabını yine
    O'nun murâdına uygun bir şekilde anlamak, anlatmak ve yararlı hükümler çıkarmaya kudret kazanmaktır.

    Tefsir ilminin şerefi: Bu ilmin şerefi, bilinen bir gerçektir.
    Allah Teâlâ; "Dilediğine hikmeti verir, hikmet verilen kimseye çok şeyler verilmiştir" (Bakara, 269) buyurmuştur.
    İbn Abbas (r.a)'dan gelen bir rivâyete göre ayet-i kerimede geçen "hikmet" kelimesi, Kur'an'ın nasihini, mensuhunu, muhkem ve müteşabihini, ilk ve son inen
    ayetlerini, helâl ve haramını, mesellerini bilmek anlamındadır. Alimlerin İcma'ına göre Tefsir ilmini öğrenmek farz-ı kifayedir.
    Bu itibarla Tefsir ilmi Şer'i ilimlerin en yücelerindendir. Mevzu, gâye ve kendisine duyulan ihtiyaç yönünden de ilimlerin en şereflisidir (Mennâ' el-Kattan, Mebâhis-Ulumi'l-Kur'an, Beyrut, 1408/1987, s. 327).

    Tefsire olan ihtiyaç: Kur'an-ı Kerîm'in tefsirine büyük bir ihtiyaç vardır. Vakıa, Kur'an-ı Kerîm bir belâğat mucizesidir, birçok meseleleri, hükümleri pek açık lafızlarla beyan buyurmuştur.

    Fakat ilmî, edebî, ahlâkî, hukukî, sosyal hakikatlerine kadar açık bir tarzda yazılmış olurlarsa olsunlar; yine bunları herkes gereği gibi anlayamaz; bu hususta şerhlere, izahlara ihtiyaç görülür. Bunun içindir ki, en beliğ ediplerin, en güçlü yazarların eserleri hakkında birçok şerhler, haşiyeler yazılmıştır.

    Bununla beraber, herhangi bir mesele, birçok meselelerle ilgili olabilir. Mütehassıs olmayanlar bu ilgiyi göremezler.
    Bu meseleleri bir arada düşünmeye ve mütalâaya muktedir olamazlar. Müfessirler ise, her meseleyi izah eder ve o mesele ile ilgili olan diğer meseleleri de ortaya koyar.
    Artık bu hususta bilinmesi gereken maddeler bir tablo halinde gözler önüne serilir. Böylece mütalâa sahipleri fazla araştırmalardan kurtulmuş olur; az zamanda çok bilgi sahibi olurlar.

    Bir de herkes, Kur'an lafızlarının, ibarelerinin inceliklerini anlayamaz ve en ibret verici noktasına işaret edilen bir kıssanın, bir
    olayın teferruatına vakıf olamaz. Müfessirler ise, lafızlara ait incelemeleri yaparlar, kelimelerin ve terkiplerin hakiki, mecazî ve kinayeli
    manalarını, işaretlerini, delâletlerini gösterirler, Kıssalara, olaylara dair yeterli derecede bilgi verirler.
    Böylece Kur'an'ın hakikatları, güzellikleri büyük bir açıklıkla ortaya çıkarmış olur.

    Tefsirler başlıca iki kısma ayrılır:
    1- Rivâyet tefsirleri: Bu tefsir, selefden nakledilegelen eserlere dayanan tefsir-i naklîdir ki, buna et-Tefsir bi'l-me'sur veya Bi-Tariki'r-Rivâye Tefsir de denir. Bu tefsirlerde ayetlerin manaları,
    nüzûl sebepleri, nâsıh ve mensuh olanları gösterilir. Böylece rivâyet yolu ile yapılan tefsirlerin başlıca kaynakları, Hadis-i Şerif kitapları ile Siyer ve Tarih kitaplarıdır. Bunlara muhalif, aklın hükmüne aykırı olan rivâyetlere itimat edilmez.

    2- Dirâyet Tefsirleri: Buna rey ile tefsir de denir. Bu tefsirde müfessir, ayet hakkında açıklayıcı bir nakil bulamayınca reye başvurur.
    Yani ictihad eder, ve Lugat, Belâğat gibi lisan ilimlerinden yararlanır. Müfessir bunu yaparken, müfessirde aranan bazı şartları taşıması tabiidir.

    Gerek rivâyet ve gerekse dirâyet sahasında oldukça faydalı birçok tefsir te'lif edilmiştir (Menn'a el-Kattan, a.g.e., s. 347-367; (Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük Tefsir Tarihi, I, 105-107). (4)

    Tefsîr, “Fe-se-ra” veya değişim sûretiyle “se-fe-ra”dan tef’îl bâbında masdardır. “El-fesr” lugatta, “doktorun hastalığı teşhis için bakmış
    olduğu mâyi’ye/sıvıya denir; bu mâyinin idrar olduğu da söylenmiştir; Tefsir, bu sıvıya bakarak hastalığı teşhis etmektir.

    Bu mânâdan başka, tefsir, “mânâsını ortaya koymak ve üzeri kapalı bir şeyi açmak” gibi mânâlara da gelir.
    “Es-sefr” ise, kapalı bir şeyi açmak ve aydınlatmak demektir. “Seferati’l-mer’etü an vechihâ -kadın yüzünü açtı” denilir (İsmail Cerrahoğlu, Tefsir Usûlü, s. 209-210).

    Gerek “fe-se-ra”dan, gerekse “se-fe-ra”dan gelmiş olsun tefsir, maddî ve mânevî açıdan keşfetmek, açıklamak mânâlarına gelir.
    Terim olarak, “anlaşılması zor olan lafızdan, kastedilen mânâyı ortaya çıkarmak” demektir.
    Kur’ân-ı Kerim’le ilgili olaraksa, “Kur’an’ın mânâsını açıklamak, içindeki müşkil ve garip lafızları çözmektir” şeklinde târif olunur
    (İ. Cerrahoğlu, s. 210; Abdurrahman Çetin, Kur’an İlimleri ve Kur’ân-ı Kerim Tarihi, Dergâh Y. s. 270)

    İslâm tarihinde tefsir hareketi erken başlamıştır. Genellikle Hz. Peygamber’den ve sahâbeden gelen nakillere dayalı tefsirlere
    “rivâyet tefsirleri” denilir.
    Bu tefsirlerin en ünlüleri, Taberî’nin Câmiu’l-Beyan fî Tefsîri’l-Kur’an’ı, İbn Kesir’in, et-Tefsîru’l-Kebîr’i, Suyûtî’nin ed-Dürru’l-Mensûr fî Tefsîri’l-Me’sûr adlı tefsiridir. Rivâyet tefsirleri, bazı hususlarda tenkide tâbi tutulmuşsa da, kıymetli bilgiler ihtivâ ettikleri de bir vâkıadır.
  2. S. Moderatör Uğur

    S. Moderatör Uğur Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Şubat 2008
    Mesajlar:
    8.241
    Beğenileri:
    6.155
    Ödül Puanları:
    36
    Rey ile tefsir konusunda âlimler arasında büyük ihtilâflar çıkmıştır.
    Bazı âlimler bu tür tefsirlerin şiddetle karşısında olmuşlardır. Bu konuda hadisler de rivâyet edilmektedir.
    Tirmizî’de şöyle bir hadis-i şerif vardır:

    “Kim benim üzerime kasden yalan söylerse Cehennem’deki yerine hazırlansın. Kim reyiyle Kur’an’la ilgili bir şey söylerse, Cehennem’deki yerine hazırlansın.” Yine bir diğer hadis-i şerifte,
    “Kim Kur’an hakkında görüşüne göre söyler ve isâbet de ederse, yine de yanılmış olur” buyurulmaktadır
    (Naklen, Hadislerle Kur’ân-ı Kerim Tefsiri, Çağrı Y. c. 1, s. 427).
    Buna karşılık, bazı âlimler, bu hadisleri yorumlamışlar ve Kur’an üzerinde düşünüp ibret almaya çağıran âyetlere dayanarak,

    rey tefsirine cevaz vermişlerdir. Aslında, tek bir dönem ve ilim, idrâk seviyesine değil, her zaman ve her seviyeye hitap eden Kur’an,
    özellikle ilimlerin gelişmesiyle mânâ tomurcukları sürekli açan bir gül gibidir. Her zamanın bir hükmü vardır.

    Zaman da bir müfessirdir. Şartlar ve olaylar, gizli kalmış pek çok gerçeği ortaya çıkarır. Kamuoyuna hocalık edecek olan ilmî kamuoyudur.
    Bu sebeple, büyük bir müfessir olan zamanın başkanlığı altında, her bir fende uzman ve hakikat ehli ve
    araştırmacı âlimlerden seçilmiş bir ilim meclisi teşkili ile, bu meclis, meşverete dayalı bir tefsiri te’lif etmekle, diğer tefsirlere dağılmış bulunan güzellikleri daha da güzelleştirerek bir araya getirmelidirler.

    Tabiatıyla, her müfessirin tefsiri, kendi kapasitesi ve zamanıyla sınırlı olacaktır. Ayrıca, Kur’an’da temel gâye, insanların büyük çoğunluğunu oluşturan avâmı irşad olduğundan, bununla birlikte,
    özellikle mecaz, istiâre gibi sanatlarla her seviyedeki ilim erbâbı da ihmal edilmediğinden, onda her türlü temel bilgi, en azından çekirdek
    halinde vardır. Bu çekirdeklerin çimlenip neşv ü nemâ bulması, zamana ve gelişen şartlara bağlıdır.

    Tıpkı Kur’an gibi, rivâyet tefsirlerinin dayanağı olan hadisler de, önce avâvı irşâdı esas aldığı ve zâhirî mânâsıyla kendi zamanına hitap ettiği için, ihtivâ ettikleri derin anlamların anlaşılması da
    yine zamana gerek duyar. Bu sebeple, her asır, hatta ilimlerin ve olayların çok süratli geliştiği günümüzde belki her çeyrek asır, ayrı bir tefsire ihtiyaç göstermektedir.

    Dünyamızda izâfî gerçekler, mutlak hakikatlerden çok daha fazladır.
    Bir gerçeğin duruma göre her kişiye, her şarta, her olaya bakan yönleri vardır. Suyun, girdiği kabın rengini ve
    şeklini alması gibi, çoğu gerçekler zamana, şartlara ve kişilere göre farklı yüzleriyle azr-ı endâm eder. Bu noktada dikkat edilmesi gereken, hevâ, heves ve başka olumsuz niyetlerin işe karışmaması,
    âyetlerin tekellüflü/zorlama te’villere ve akla gelen ve o anda kişiye doğruymuş gibi görünen her düşünceye göre tefsire tâbi tutulmasıdır.

    Rey ile tefsiri men eden hadislerde dikkat çekilen nokta burası olsa gerektir. Bu noktada doğruyu işaret eden,
    Kur’an ve Sünnet’in muhkemâtı, Şeriat’ın kaideleri ve kesinleşmiş ilmî gerçeklerdir. Ayrıca, çok önemli bir husus olarak,
    Kur’an âyetleri birbirini tefsir etmektedir; iyi bir müfessir, bir âyeti tefsir ederken, bütün Kur’an’ı nazara alır.

    Sünnetin Kur’an’ı tefsirde çok önemli bir yeri vardır. Ruhuna ve
    mânâsına nüfuz edilebildiği takdirde,
    Kur’an ve Sünnet, Kur’an’ın tefsiri için yetebilir. Sünnetin de, içerdiği gerçekler veya her zamana bakan mânâsı, zamanla veya
    o zaman ortaya çıkan müteşâbihâtı vardır.
    Dolayısıyla, Sünnet bütün zamanlara ve her seviyeye hitap ederken, kim olursa olsun, herkes zamanın çocuğu olduğundan, kimse, anlayamadığı, mânâsına nüfuz
    edemediği ve hatta o anda kesinleşmiş zannedilen ilmî gerçeklere ters gibi görünen hadisleri inkâr cihetine gitmemelidir.

    Bu konuda hadis âlimlerince tesbit edilen hadis kriterleri çok önemlidir. Kur’an’ı tefsir ederken, Sünnet kesinlikle ihmal edilmemelidir. Bu noktada, rivâyet tefsirlerinin hiçbir zaman eskimeyen bir önemi vardır.
    Kavramlar Ansiklopedisi

Sayfayı Paylaş