telemak kitabı

Konu 'Edebiyat 12.Sınıf' bölümünde ayse_16 tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. ayse_16

    ayse_16 Üye

    Katılım:
    6 Ekim 2008
    Mesajlar:
    14
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    0

    arkadaşlar tercüme-i telemak adlı kitabın çok acil olay örgüsü gerekiyor.İnternette araştırma yaptım ama sadece kısa konusunu vermiş bana lazım olan ise kitabın olay örgüsü sınav için gerekli yardımcı olabilirseniz çok sevinirim lütfen
    bergen_mutluay bunu beğendi.
  2. bergen_mutluay

    bergen_mutluay Üye

    Katılım:
    24 Mart 2010
    Mesajlar:
    68
    Beğenileri:
    37
    Ödül Puanları:
    19
    Yer:
    Trabzon
    Bir 'Roman'ın Romanı (Telemak)
    -


    Roman ve şeytan
    György Lukacs'ın romanın tarihini modern insanın trajik karakterine bağlaması ve Batı düşüncesinde Tanrı kavrayışının solmasıyla eşzamanlı olarak romanın yükseldiğine dikkatimizi çekmesi bana son derece açıklayıcı geliyor. Varlığını nihai olarak bir Tanrı'ya demirlemiş insandan yeryüzünde sonunun nasıl biteceğini kendisinin de bilmediği bir maceraya atılan bireye doğru bir dönüşümün 'destanı'dır roman (Roman Kuramı, Çeviren: Sedat Ümran, İst. 1985, s. 83 ve 100).

    Lukacs'ın üzerine basa basa söylediği bir başka gerçek ise roman kahramanının psikolojisinin şeytani bir kişiliğin psikolojisi olduğudur. Roman, Tanrı'dan koptuğuna inanan, "özgür (!)" ve ruhunda derin çatışmaların cirit attığı trajik bir kahramana yaslanır. Ruhunda bu çatışmaları hissetmeyen ve bütün hayatını "iyi" üzerine tanzim eden modern-öncesi, geleneksel insanın bu romanda yeri yoktur ve olamaz da. Eliot'ın bir yerde dikkatimizi çektiği hususu zikretmenin tam yeridir burası: Orta Çağlarda Dante'nin İlahi Komedyası'nın okuyucusunu en fazla ilgilendireceği ve merak uyardıracağı bölüm olan "Cennet" kitabı, nedense modern okuyucuya çekilmez, heyecansız ve renksiz gelmekte ve genellikle "Cehennem" kitabının tersine okunmadan atlanmaktadır. Demek ki modern okuyucu için bir gerilim, bir heyecan ve zevk kaynağı olamamaktadır "Cennet" bahsi. Cehennemde kafalarından ateş çukurlarına atılmış insanların tasviri, ebediyete doğru yükselme karşısında daha cazip gelebilmektedir bugünkü okuyucuya.

    Bu yüzden modern sanat teorisinde "İyinin trajedisi olabilir mi?" sorusunun ihmal edilmiş bulunması manidardır. İyi'nin katlarını tırmanmak ve summum bonum'a, mutlak iyiye ulaşmak için şeytanın engellerini aşmak romanın konusu olamamıştır bugüne kadar. Ancak bu, romanın sadece trajik insan tipine yaslanması gerektiği gibi bir sonuca vardırılabilir mi? İyi'nin katları arasında bir yükselişe, yani destana, epope'ye daha yatkın bir roman yeniden inşa edilebilir mi? Çelişkilerin insan ile şeytan arasında değil, insan ile melek arasında yaşandığı bir yeni trajediden söz edilebilir mi? Bütün bu soruların hazır bir cevabı yok. Ama soruların sorulmuş olması bile önemli bence. (1996'da Bilgi ve Hikmet dergisinde yayımlanan İyinin trajedisi olabilir mi?" başlıklı yazımda bu meseleleri enine boyuna tartışıyorum.)

    Roman mı siyasetname mi?
    Demek ki romanın ortaya çıkması için Batı insanının kafasının ve ruhunun Tanrı'dan, İlahi ve meleki zevklerden uzaklaştırılması, Weber'in deyişiyle dünyanın büyüsünün bozulması gerekmiştir. Aynı şekilde romanın Osmanlı'ya girmesi için de, geleneksel değer sistemlerinin kısmen erozyona uğradığı Tanzimat sonrasını beklemek gerekmiştir. İlk romanlar büyük ölçüde geleneksel anlatı biçimlerine bağlı kalmışsa da, özellikle tercüme romanlar vasıtasıyla dünyamıza girmeye başlayan Batılı "özgür" birey tipi, yerli versiyonlarını üretmekte pek fazla gecikmeyecektir.

    Romanın Osmanlı kültürüne girmesi için 19. yüzyılın ortalarını beklemek gerekecektir. Önce tercümeler yoluyla giren roman, Şemseddin Sami'nin Ta'aşşuk-ı Tal'at ve Fıtnat'ı ile ilk yerli eserini vermiş ve ardından kendisine mahsus bir çizgi belirlemekte epeyce müşkilat çekse de, toplum ve zihniyetin dönüşümüne paralel bir hızla modern Türk bireyinin 'destanı' şekillenmeye başlamıştır.

    Bu arada bazı kalıp yargılar da yerleşmiştir Türkçeye arz-ı endam edişiyle ilgili olarak. Bu meyanda genellikle dilimize ilk tercüme edilen romanın 'Fransız romancı'(!) Fenelon'un Telemak adlı eseri, müterciminin ise ünlü Zeynep Kamil Hanım'm kocası eski sadrazamlardan Yusuf Kamil Paşa (1808-1876) olduğu kaydedilir; bu eserin yayınından iki ay sonra ise önce bir dergide tefrika edilip sonradan (1862) kitaplaşan Victor Hugo'nun Sefiller'inin özet bir çevirisi olan Hikaye-i Mağdurin (mütercimi Münif Paşa'dır) zikredilirse de Türkçenin şahit olduğu bu ilk romanın merak uyandırıcı bir serüveni vardır; ne ki muhtevası büyük ölçüde meçhul kalmış bir serüvendir bu.

    Telem**ue bir roman mıdır?
    İlkin rahmetli Cemil Meriç dikkatimi çekmişti konuya, "Telemak bir roman değil, bir ahlak kitabı, daha doğrusu bir siyasetnamedir" sözleriyle. Şöyle devam ediyordu Meriç: "Fenelon veliahta devlet idaresini öğretmek için yazar Telemak'ı. Mitolojiyi süs olarak kullanır. Hikaye bir vesiledir." (Kırk Ambar, İstanbul 1980, s. 196) Şaşırmıştım. Meseleyi deştikçe şaşkınlığım artıyordu; edebiyat tarihlerimizde "roman", hatta bazı eseri görme zahmetine bile katlanmadan yazanlarca roman türünün "seviyeli örnekler"i diye tebcil edilen ve dilimize ilk çevrilen roman nitelemesi zamanla klişeleşen bu yargının doğru olup olmadığı hususu, merakımı iyiden iyiye kışkırtmaya başladı. Sonunda aslının da başından ilginç bir sergüzeşt geçen bir kitabın bir başka dildeki, Türkçedeki akla ziyan sergüzeşti çıktı ortaya.

    1859'da Yusuf Kamil Paşa tarafından Sergüzeşt-i Telemak adıyla tercüme edilen (aslında, ileride göreceğimiz gibi onun tercüme ettiği de şüphelidir) lakin ancak 1862'de kitap olarak basılabilen Fransız teologu Fenelon'un (1651-1715) Les Aventures de Telem**ue (ilk basılışı: 1699) adlı eseri, Türkçeye Batı'dan tercüme edilen ilk roman olarak kabul edilir edebiyat tarihi kitaplarında. Cemil Meriç gibi bu eserin aslında romanla alakası olmayan bir siyaset kitabı olduğu veya Mustafa Nihat Özön gibi (Türkçede Roman, 2. baskı, İstanbul 1985, s. 22) hocası olduğu Veliahda (XV. Louis) tahta geçtiğinde tebasına nasıl davranması gerektiği konusunda nasihatlar veren bir eser ('hikaye kılığına sokulmuş yönetim dersi') ile karşı karşıya bulunduğumuz defalarca söylenmişse de, bu galat-ı meşhur halini almış klişe, bugüne kadar dilden dile aktarılmaya devam etmiştir.

    Oysa eser, Cemil Meriç'in deyişiyle düpedüz bir Hümayunname'dir:

    "Kamil Paşa için Telemak bir fetihdi. Batı'dan hikmeti alıyordu mütercim. Bütün olarak, kalıp olarak Batı'yı vermek istemiyordu. Bize en yakın, bizim için en munis taraflarını alıyordu eserin. İlahları perileştiriyordu. Osmanlı, birçok siyasetnameler okumuştu. Kutadgu Bilig'den Hümayunname'ye kadar birçok siyasetnameler. Şimdi de bir Avrupalının yazdığı siyasetname söz konusu idi. Mühim olan zarf değil, mazruftu. Lafız değil, mana idi.." (Kırk Ambar, s. 196)

    Şerif Mardin, Yeni Osmanlı Düşüncesinin Doğuşu (Çev.: M. Türköne-F. Unan- İ. Erdoğan, İst. 1996) adlı eserinde Telemak'ın orijinalinin, yani Les Aventures de Telem**ue'ın yazılış sebebini gayet açık olarak ortaya koymaktadır: "Kitap, kraliyet ailesinden bir prensin yetiştirilmesi ve gelecekteki krallık için en iyi felsefeye, Platoncu (Eflatun) geleneğe uygun olarak hazırlanmasıyla ilgili hayali bir hikaye idi." (Mardin, age, s . 270) [Mardin, ayrıca 1845'lerde Türkiye'de bulunan Mac Farlane'e dayanarak eseri roman olarak kabul etmiyor, ona "fables", yani masal adını veriyordu (s. 239-40)] Burada bir dipnot düşen Mardin, Kinsley Martin'e dayanarak Telem**ue'da dile getirilen felsefenin, Platoncu (Eflatuncu) devlet fikrini bir yeniden canlandırma teşebbüsü olduğunu söylemektedir (age, s. 271). İşin garibi, gerek bizzat yazar, gerek Yusuf Kamil Paşa tarafından yapılan Türkçe tercümesine takriz yazan Kamil Efendi, gerekse o devirde kitap hakkında yazılar yazan Şinasi ve Ahmed Midhat Efendi gibi edebiyatçılarımız eserin bir roman olmayıp bir hikmet (felsefe) kitabı olduğunu söylemiş, buna rağmen sözünü ettiğimiz kanaat edebiyat tarihi kitaplarına, hatta ders kitaplarına kadar girmeyi başarmıştır. (Bu arada Namık Kemal'in bu tercümeyi bir vezirin yapmasına karşı çıktığını ve Yusuf Kamil Paşa'nın bu eserin tercümesine zaman harcayacak yerde birkaç yüksek okul açmış olsaydı ülkesi için çok daha fazla hayırlı bir iş yapmış olacağını söylediğini belirtelim. Bkz. Mardin, age, s. 346).

    Sözünü ettiğimiz takrizde Kamil Paşa tarafından kitap hakkında söylenen,

    Sureta nakl-i hikayet görünür
    Lakin erbabına hikmet görünür

    beyti bu durumu yeterince ortaya koyuyor zaten. Ayrıca Şinasi, eserin "surette efsane-i aşkı nakl [ediyor- MA] gibi" görünse de "ma'nada... tedbir-i mülk kava'id-i külliyesini şamil bir kanun-ı hikemiyye" olduğunu belirtmek suretiyle siyaset felsefesini ilgilendiren asli muhtevasını öne çıkartır. Burada gerçi roman türünün henüz meşru görülmediği bir toplumda eserin ciddiyetini vurgulama gayreti de görülmüyor değildir, ancak Telemak'ın gerçekten "roman" denilebilecek bir kurgu ve tekniğe sahip olmadığı ve kendisinden sonraki romanlara -J. J. Rousseau'nun Nouvel Heloise'ı kadar olsun- bir tesirinin bahis konusu olmadığı konusunda otoriteler tamamiyle müttefiktir. Zaten eserin aslının edebiyat tarihlerinden çok siyaset felsefesi kitaplarına dercedilmesinden de belli değil midir bu?.

    Meçhullere kanat açan bir tercüme
    Telemak'ın yalnız bir roman olup olmadığı değil, tercümesinin gerçekten Yusuf Kamil Paşa'ya ait olup olmadığı da tartışılmıştır. Mithat Cemal Kuntay'a inanmak gerekirse asıl mütercim Giritli Hüseyin Haki Efendi'dir. Size belki garip gelecek ama Hüseyin Haki Efendi'nin Türkçeye çevirdiği metni, Yusuf Kamil Paşa Osmanlıcaya, daha doğrusu klasik inşa üslubuna tercüme etmiştir (!) Kuntay'a göre. Şeyhülislam Karaçelebizade Abdülaziz Efendi'nin Neh-cü'l-Belaga'sından iktibas ettiği secileri kethüdası Haki Efendi'nin tercümesine boşaltmış ve eserin üzerine kendi imzasını atmıştır Yusuf Kamil Paşa.

    Kitap hakkındaki bir diğer klişeleşmiş yargı ise eserin Yunan mitolojisini Osmanlı topraklarına getirdiği, Yunanlıların fuhşiyatını edebiyatımıza taşıdığı ve bunun 'edeb' demek olan edebiyatla herhangi bir alakasının bulunmadığı görüşü olmuştur. Zamanında çeşitli çevrelerce (bu arada Ahmet Hamdi Tanpınar tarafından) "bize Yunan mitolojisinin bir tarafını açmış" olduğu belirtilen eserin asıl derdi ise okuyucuya Yunan medeniyetini örnek olarak takdim etmek değil, tam tersine alanında bir çığır açmış olan Black Athena (Kara Atena) adlı kitabında Martin Bernal'ın da ısrarla vurguladığı gibi 17. yüzyıl sonlarında Avrupa'da parlayan Mısır hayranlığını ortaya koymaktı. Bernal modern çağlarda Yunan ve Mısır medeniyetlerinin Avrupa kültürü içerisindeki dalgalanışlarını, med-cezirlerini büyük bir başarıyla çözümlediği kitabında bu durumu şöyle dile getirmektedir:

    "İlk kez 1699'da yayımlanan Telem**ue, kahramanı olan Ulysses oğlu Telemakhus adlı Yunan prensini anlatmaktadır; ama Mısırlıların maddi zenginliği, büyük bilgeliği, felsefe ve adaleti hakkında görüşlerle doludur. Mısırlıların bu özellikleri Yunanlıların... içinde bulundukları aşağı durum ile özel olarak karşılaştırılmaktadır."

    Böylece Fenelon'un eserinin zannedildiğinin -Yunan mitolojisini propaganda eden bir eser olduğu iddiasının- tersine, bir Doğu ve Afrika medeniyeti olan Mısır'ı yücelten, örnek gösteren ve ulaşılması gereken zirve nokta olarak tanımlayan bir siyasi metin olduğu ortaya çıkmaktadır ki, aslında Doğulu zevkleriyle öne çıktığını bildiğimiz bir Tanzimat Paşasının, Yusuf Kamil Paşa'nm bu eseri tercüme etmeye değer bulmasının sebebi de bir nebze olsun anlaşılmış olmaktadır.

    Eserin dilimize çevrilmesinin bir diğer sebebi ise "roman" oluşundan dolayı değil, örnek denilecek kadar düzgün bir Fransızca ile kaleme alınmış olmasından ileri gelir. Romanın çevrildiği yıllarda İstanbul'da bulunan Fransız diplomat Ubicini'nin anlattıklarından biliyoruz ki, Telem**ue, çevrilmeden önce gerek askeri okullarda, gerekse Pera'daki azınlık okullarında Fransızca kompozisyon derslerinde örnek Fransızcasıyla yardımcı ders kitabı olarak kullanılmaktadır. Dolayısıyla adı geçen çevrelerle sıkı irtibatı olan Tanzimat aydınlarının yabancısı değildir eser.

    Garp dünyasından akan bir kuyruklu yıldız
    Siyaset felsefesi tarihinde Eflatuncu (Platoncu) fikirlerin diriltilmesi çabaları içinde değerlendirilen Telem**ue, yazarı Fenelon'un arzusu hilafına yayınlanmış ve yayınlandığında da başına dert açmıştır. Eser, Kral XIV. Louis'nin mutlakiyetçi yönetiminin bir hicvi olarak değerlendirilmiştir. Ünlü Bossuet ile tartışmaya girecek kadar önde gelen bir papaz-teolog olan ve Kral'ın oğlunun lalası olarak sarayda ders veren Fenelon bunun üzerine gözden düşmüş ve ömrünün son yıllarını sürgünde yalnız başına geçirmek zorunda kalmıştır.

    Edebiyat dünyamıza, yeni yeni sırlarına agah olmaya başladığımız bir dönemde Garp canibinden bir kuyruklu yıldız gibi düşen ve ilk basıldığı yıllarda kendisinden tasavvufi anlamlar istihrac edilmek istenen Telemak'ın Sergüzeşti'nin dilimizdeki renkli sergüzeştine, bir Batılı eserin tercümesine takrizinde Kemal Efendi'nin ebcedle tarih düşmesinden ("bağ-ı iber" 1275) daha iyi bir örnek bulunamaz zannediyorum.


    Böyle bir alıntı buldum.İnşallah işinize yarar..! ;)
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.

Sayfayı Paylaş