Tevfik Fikret'in şiirleri

Konu 'Edebiyat 11.Sınıf' bölümünde billelcin tarafından paylaşıldı.

  1. billelcin

    billelcin Üye

    Katılım:
    7 Mart 2010
    Mesajlar:
    3
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0

    Tevfik Fikret'in Şiirinin konusu ve dil anlatım özellikleri nelerdir?
    Şiirlerinden örneklerle açıklar mısınız? (şiirlerinden tespit edilecek)






    Teşekkürler !
  2. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113
    Dersten hatırladığım kadarıyla ; Tevfik Fikret Türk şiirine birçok yenilik getirmiştir. Şiirlerinde kendinden önceki şairlerde bulunmayan iç ve dış yenilikler , biçim , kafiye serbestliği , ustalıklı bir aruz görülür. aruzu büyük bir ustalıkla kullanmıştır.

    Ayrıca şiirin konu alanını genişletmiş ve anlamı bir mısta yerine birden çok mısraya yaymıştır.
    İlk dönem şiirlerinde sanat sanat içindir görüşünü benimsemiş ve bireysel konular işlemiş. Fakat ikinci meşrutiyet ilanıyla şiirde toplum için sanat anlayışını benimsemiştir. Ve toplumsal konuları ele almış II. Abdülhamit'i eleştirmiştir.

    Tevfik Fikret aruzla yazdığı şiirlerinde Arapça ve Farsça sözcüklerle ağır bir dil kullanmıştır. Daha sonra hayatının sonlarına doğru heceyle yazdığı ve Şermin adlı kitabında çocuk şiirlerini toplamış konuşulan Türkçe ile yazmıştır.

    Umarım işine yarar .. :)
  3. billelcin

    billelcin Üye

    Katılım:
    7 Mart 2010
    Mesajlar:
    3
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    BAHAR-I TERANEDAR

    Saba eser gusun-ı ter
    Ki, mürg-i aşka lanedir
    Fısıldaşır süküt eder...
    Bu bir güzel teranedir.

    Akar çağıl çağıl o su
    Ki bağlara revanedir;
    Meler başında bir kuzu
    Bu bir güzel teranedir.

    Çoban kaval çalar anın
    Hayatı şariranedir;
    Güler perisi tarlanın...
    Bu bir güzel teranedir.
    (Rübab-ı Şikeste Eski Şeyler)

    BALIKÇILAR

    -Bugün açız yine evlatlarım, diyordu peder,
    Bugün açız yine; lakin yarın ümid ederim,
    Sular biraz daha sakinleşir...Ne çare, kader!
    -Hayr sular ne kadar coşkun olsa ben giderim,
    Diyordu oğlu, yarın sen biraz ninemle otur;
    Zavallıcık yine kaç gündür hasta...
    -Olur.
    Biraz da sen çalış oğlum,biraz da sen çabala;
    Ninen, baban, iki miskin, biz artık ölmeliyiz...
    Çocuk düşündü şikeyetli bir nazarla: -Ya biz,
    Ya ben nasıl yaşarım siz ölürseniz?
    Hala
    Dışarda gürleyerek bir ordu gibi
    Döverdi sahili binlerce dalgalar asabi
    -Yarın sen ağları gün doğmadan hazırlarsın,
    Sakın yedek biraz ip, mantar almadan gitme...
    Açınca yelkenini, hiç bakma, oynasın varsın;
    Kayık çocuk gibidir, oynuyor mu kaydetme,
    Dokunma keyfine; yalnız tetik bulun, zira
    Deniz kadın gibidir: hiç inanmak olmaz ha!
    Deniz dışarıda uzun sayhalarla bir hırçın
    Kadın gürültüsü neşr’eyliyordu ortalığa.
    -Yarın küçük gidecek yalnız, öyle mi balığa?
    -O gitmek istedi sen evde kal diyor!” diyor
    -Ya, sakın
    O gelmeden ben ölürsem?
    Kadın bu son sözle
    Düşündü kaldı;
    ...................................
    -Yarın yavrucak nasıl gidecek?
    Şafak sökerken o, yalnız, bir eski tekneciğin
    Düğümlü, ekli çürük ipleriyle uğraşarak
    İlerliyordu; deniz aynı şiddetiyle şırak
    Şırak dövüp eziyor köhne teknenin şişkin
    Siyah kaburgasını...Ah açlık, ah ümid!
    Kenarda, bir taşın üstünde bir hayal-i sefid
    Eliyle engini güya işaret eyleyerek
    Diyordu: “Haydi, nasibino dalgalarda, yürü!”
    Yürür zavallı kırık teknecik, yürür; “Yürümek,”
    “Nasibin işte bu!...Hala gözün kenarda...Yürü!”
    Yürür, fakat suların böyle kar-ıhiddetine
    Nasıl tahammül eder eski, hastaa bir tekne?...
    Deniz ufukta, kadın evde muhtazır...ölüyor:
    Tehi, kaza-zede bir tekne karşısında peder
    Uzakta bir yeri yumrukla gösterip gülüyor;
    Yüzünde giryeli, muzlim, boğuk şikayetler...
    (Rübab-i Şikeste)


    MİLLET ŞARKISI

    Çiğnendi, yeter, varlığımız cehl ile kahre;
    Dağrandı mübarek vatanın bağrı sebebsiz.
    Birlikte bulmalıyız derdine çare;
    Can kardeşi, kan kardeşi, şan kardeşiyiz biz.

    Millet yoludur, hak yoludur tuttuğumuz yol,
    Ey hak yaşa, ey sevgili millet yaşa, varol!

    Gel kardeşim, annen sana muhtaç, ona koşmak...
    Koşmak ona, kurtarmak o bi-bahtı vazifen
    Karşısında göğüs bağr açık ölgün, yatıyor bak;
    Onsuz yaşamaktansa beraber ölüş ehven!
    Her an o güzel sineyi hançerliyor eller;
    İmdadına koşmazsak eğer mahvı mükarrer.
    Zülmün topu var, güllesi var, kul’ası varsa,
    Hakkında bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır;
    Göz yumma güneşten, ne kadar nuru kararsa
    Sönmez edebi, her gecenin gündüzü vardır.
    Millet yoludur, hak yoludur tuttuğumuz yol;
    Ey hak yaşa, ey sevgili millet yaşa, varol!
    Vaktiyle baban kimseye minnet mi ederdi?
    Yok, kalmadı haşa sana zillet pederinden.
    Dünyada şereftir yaşatan milleti, ferdi;
    Silkin, şu mezellet tozu uçsun üzerinden.
    İnsanlığı pa-mal eden alçaklığı yık, ez
    Billah yaşamak yerde sürüklenmeğe değmez.
    Haksızlığın envanını gördük...Bu mu kaanun?
    En gamlı sefaletlere düştük...Bu mu devlet?
    Devletse de, kanunsa da, artık yeter olsun
    Artık yeter olsun bu deni zulm ü cehalet...
    Millet yoludur, hak yoludur tuttuğumuz yol;
    Ey hak yaşa, ey sevgili millet yaşa, varol!
    ( Rübab-i Şikeste)



    Tevfik Fikret'in bu şiirlerinin konusu ve dil anlatım özellikleri nelerdir? Açıklar mısınız?
    Bir de anlatılmak istenen (verilen mesaj) nedir ?



    Teşekkürler :)
  4. billelcin

    billelcin Üye

    Katılım:
    7 Mart 2010
    Mesajlar:
    3
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    ????????????????????
  5. ayse_gul

    ayse_gul Üye

    Katılım:
    5 Mart 2009
    Mesajlar:
    83
    Beğenileri:
    70
    Ödül Puanları:
    0
    1896'ta, hocası Recaizade Ekrem onu Servet-i Funun dergisinin sahibi Ahmet İhsan ile tanıştırdı. Fikret, derginin tahrir ve tashih işlerine bakmaya başladı. Sanatta hem içerik hem de biçimde bir atılım yapıp batılılaşmayı ilke edinen Servet-i Funun topluluğunun hareketine Edebiyat-i Cedide adı verilmiştir. Bu ekolde, Fikret'in yanısıra Halit Ziya, Cenap Şahabettin, İsmail Safa, Mehmet Rauf, Samipaşazade Sezai, Hüseyin Cahit, Ahmet Şuayip, Hüseyin Siyret gibi isimler bulunuyordu. Ondokuzuncu yüzyılın son dört yılında, Fikret'in şiirlerinde toplumsal boyutun arttığı, karamsarlığın üste çıktığı gözlenir. 1897 Osmanlı-Yunan savaşı sırasında yurt ve ulus sevgisini dile getiren şiirler yazdı. Aynı zamanda, Abdülhamit'in baskısı ile sansür ve jurnalcilik arttı. Özgürlük ve adalet özlemi ile ilgili şiirler yazarken 1898'de birkaç gün için göz altına alındı ve bundan sonra sürekli izlendi.

Sayfayı Paylaş