Toplumların Evrimi - Kültür ve Toplumsal Değişme

Konu 'Sosyoloji' bölümünde zombie tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. zombie

    zombie Üye

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    44
    Beğenileri:
    2
    Ödül Puanları:
    6

    Toplumların Evrimi - Kültür ve Toplumsal Değişme



    Toplumların Evrimi



    Temel Toplum Biçimleri ve Özellikleri



    Bilinebilen ilk insan toplumlarından bugünkü toplumlara gelene dek insanlık çeşitli aşamalardan geçmiştir. Her bir aşama toplumsal kurumların etkileşimine göre biçimlenerek kendine özgü toplumsal yapılar oluşturdu. Emile Durkheim ayrıntılı bir toplumsal Genetik Evrim Sınıflandırması yapmıştır. Durheim’in bu ayrıntılı sınıflandırmasını biraz toparlayacak olursak, şöyle bir sınıflandırma yapabiliriz.

    İlkel toplumlar (klan, boy)
    İlk toprağa yerleşik toplumlar (aşiret, kent)
    Feodal toplumlar (imparatorluklar, derebeylikler)
    İlerlemiş toplumlar (milli devletler)


    Toplum Biçimi
    Din Anlayışı
    Aile ve Akrabalık İlişkileri
    Toplumsal Düzen
    Ekonomik Yaşam

    İlkel Toplumlar (Klan, Boy)
    Totemizm
    Anaerkil
    Tabular
    Üretim bilinmiyor Göçebe

    Aşiret
    Manizm - Naturalizm
    Bölünmez Soy (Asabe)
    Erkeğin Şefliği
    Yarı Göçebe Kapalı Köy Ekonomisi

    Kent
    Politeizm
    Ataerkil
    İlk Yazılı Hukuk İlk Devlet İlk Mahkeme
    İlk Para İlk Tüccar Zümresi

    Feodal Toplum (İmparatorluk, Derebeylik)
    Monoteizm
    Babalık (Germen)
    Teokratik Monarşi
    Örgütlü Tarım Örgütlü Ticaret

    İlerlemiş Toplum (Milli Devlet)
    Laiklik
    Çekirdek
    Demokrasi
    Kapitalizm




    İlkel Toplumlar (Klan, Boy) : Üretmesini bilmeyen, doğada hazır bulduklarını tüketen göçebe toplumlar klan, klanların birleşmesinden oluşan boylar (fratri) ilkel toplumları oluşturur. İlkel toplumların özellikleri :

    Dinsel Yaşam : İlkel toplumların din anlayışları totemizm adını alır. Totemist din anlayışı üç ana unsura dayanır.
    ü Totem : Kutsal sayılıp tapınılan bitki ya da hayvandır. Doğa karşısında son derece güçsüz olan ilkel insan, yaşadığı sorunlar karşısında bir bitki ya da hayvana sığınmak zorunda kalmış ve onları kurtarıcı olarak görmüştür.

    ü Mana : Totemin sahip olduğuna inandıkları gizli güçtür. Totem bu güç sayesinde doğadaki olayları yönetmekte ve insanların iyi ve kötü günlerini biçimlendirmektedir.

    ü Tabu : Totemin koyduğu emir ve yasaklardır. Yaşadıkları olumlu ya da olumsuz olaylarla totem arasında bağlar kuran ilkel insanlar toplumsal düzeni sağlamak üzere kurallar oluşturmuşlardır.

    Aile ve Akrabalık İlişkileri : İlkel toplumlarda genelde anaerkil aile düzeni egemendir. Ailenin sorumluluğu öncelikle kadının üzerindedir. Klan ailesi de denilen bu ailede soy (akrabalık) ana tarafından geçer. Kandaşlığa dayalı akrabalık ilişkileri yerine totemdaşlığa dayalı akrabalık ilişkileri egemendir. Evlilik biçimi olarak ekzogami egemendir. İlkel toplumlarda daha çok monogami egemendir.
    Toplumsal Düzen : Toplumsal düzeni totemist din inancına bağlı olarak tabular sağlardı. Bu yüzden toplumdaki bireylerin tümü egemen sayılırdı; toplumu yöneten kişi ya da zümre egemenliği yoktu. İlkel toplumlarda henüz yöneten-yönetilen ayrımına rastlanmaz. Ancak yaşlı kadınların prestiji biraz fazladır. Klanlar genelde barış içinde yaşarlardı. Klanlar arası savaşa neden olan tek olay cinayettir. Cinayet kolektif bir suçtur ve kolektif cezalandırmanın konusudur.
    Ekonomik Yaşam : İlkel toplumlar üretmesini bilmeyen, doğada hazır olanı tüketen, bun sonucu da göçebe yaşam süren insan topluluklarıdır. İlkel toplumlarda yaşa ve cinsiyete dayalı doğal işbölümü egemendir. Kadınlar toplayıcılık, erkeklerse avcılıkla uğraşırlardı. Klan yaşamında kolektif tüketim vardı. Doğadan ihtiyaçlarını karşılayan ilkel toplumlarda mülkiyet duygusu yoktu.


    İlk Toprağa Yerleşik Toplumlar (Aşiretler ve Kentler)

    Toprağa Yerleşmenin Nedenleri :
    ü Ekonomik Neden : Tarım devrimi adı verilen üretimin öğrenilmesi bitki ve hayvanların çoğaltılmasının denetim altına alınması toprağa yerleşmenin temel nedenidir. Bitkileri üreterek çiftçiliği, hayvanları evcilleştirerek çobanlığı öğrenen insan göçebe yaşamın zorluklarından ve belirsizliklerinden kurtulmuştur.

    ü Dinsel Neden : Totemin resim ve heykellerinin yapıldığı mağaralar ayin ve ibadet yerlerine dönüşmüş, bunun sonucu da o yerler kutsallaşmıştır. Böylece kutsal yerler insanlığın çekim merkezleri olmuştur.

    ü Demografik (Nüfus) Neden : Üye sayıları çoğalan klan ve boyların hem göç etmeleri zorlaşmış hem de doğada hazır olan yiyecekler yetmemeye başlamıştır. Bunun sonucunda insanlar yerleşik yaşama geçmenin çarelerini aramaya başlamışlardır.

    Toprağa Yerleşmenin Sonuçları :
    ü Toprağa yerleşme sonucu uygarlık hızlı gelişme olanağı bulmuştur.

    ü Üretimin öğrenilmesi sonucu doğal iş bölümü yerini mesleki iş bölümüne bırakmıştır.

    ü Totem inancı yıkılmıştır.

    ü Totem inancının yıkılması ile yöneten – yönetilen ayrımı doğmuştur.

    ü Totem inancının yıkılması sonucu totem akrabalığı, yerini kandaşlığa dayalı akrabalık ilişkilerine bırakmıştır.

    ü Bitkilerin ve hayvanların üretilmesinde emek veren insan bunları sahiplenmeye başlamış ve mülkiyet duygusu doğmuştur.

    ü Toprağa yerleşme sonucu kölecilik doğmuş, sınıflar ortaya çıkmıştır.

    Aşiretler (Özler) : Toplumların evriminde ilk yerleşik toplum sayılan aşiretler yarı-göçebe köy yaşamı süren toplumlardır.
    ü Dinsel Yaşam : Aşiretlerin ilk dönemlerinde atanın ve ata ruhunun kutsallaştığı, ata ruhunun canlı ve ölümsüz inancını içeren animist bir din anlayışının bir biçimi olan manizm egemendir. Ancak daha sonra aşiretlerde doğal olay ve varlıklara tapma biçiminde görülen naturalist din anlayışı görülür.

    UYARI : Naturist din anlayışının doğmasında toplumların yaşamında tarımın önem kazanması etkili olmuştur. Tarımı yöneten güneş, dağ, ırmak gibi doğal olay ve varlıklar kutsallaşmıştır.

    ü Aile ve Akrabalık İlişkileri : Aşiretlerde bölünmez soy ailesi egemendir. Totem inancının yıkılması ile kandaşlığa dayalı akrabalık egemen olmuştur. Erkeğin nisbi üstünlüğüne karşılık kadının da klanlardan gelen prestiji devam etmektedir. Akrabalık hem ana hem baba tarafından geçer.

    ü Toplumsal Düzen : Aşiretlerle birlikte toplumu yöneten liderler doğmuştur. Lider, genelde ailenin en yaşlı ya da güçlü erkeğidir. Endogami hala yasaktır. Aşiretlerde başlangıçta kolektif suç ve ceza egemendir ve kan gütme vardır. Ancak aşiretlerin son dönemlerinde bireysel ceza anlayışı oluşmaya başlamış ve suçu işleyen kişi sorumlu tutulmuştur.

    ü Ekonomik Yaşam : Aşiretlerde egemen geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Ancak, mevsime, iklime ve doğa koşullarına bağlı olarak yarı-göçebelik görülmektedir. Üretimin yapısı aşiretin ihtiyacına yönelik kapalı köy (aile) ekonomisidir. Ancak, tarihte ilk kez, ihtiyaç fazlalarını Pazar yerlerinde değiştirmeye dayalı ticaret aşiretlerle birlikte görülmüştür. Aşiretlerle birlikte ulaşım, taşıma ve üretimde hayvan enerjisinin yanı sıra köle emeği de kullanılmaya başlanmış ve toplumda sınıflar doğmuştur.

    Kentler (Siteler): Aşiretlerin birleşmesi sonucu kentler oluşur.
    Dinsel Yaşam : Kentlerin din anlayışı genelde politeism (çok tanrıcılık) dır. Farklı naturist din anlayışına sahip olan aşiretler kentlerde bir arada yaşamaya başlayınca, birbirlerinden etkilenmişler, aşiretlerin farklı tanrıları süreç içinde kentin ortak tanrıları olarak kabul edilmiştir.

    ü Aile ve Akrabalık İlişkileri : Kentlerde ataerkil aile ilişkileri egemendir. Tarımda erkeğin kol gücüne dayalı üretim, ticaretin yaygınlaşması sonucu erkeğin bu alandaki faaliyetlerde etkili rol alması, savaşlarda erkek gücünün kullanılması ve devlet yönetiminde erkek egemenliği ailede de erkeğin tek egemen olması sonucunu doğurdu. Böylece kadının söz, miras ve akrabalık hakkı ortadan kalktı.

    ü Toplumsal Düzen : Özellikleri birbirlerinden farklı olan aşiretlerin bir arada yaşamaları, aşiretler arası sorunların çıkması, kentin gücünü içten zedelemeye başlayınca, aşiretler arası uzlaşmayı sağlayacak hukuk sistemine gereksinim doğmuş ve ilk yazılı hukuk sistemi ortaya çıkmıştır. Kalabalıklaşan ve karmaşıklaşan toplumu denetlemek üzere de devlet aygıtının kurulması zorunlu hale gelmiştir. Kentlerde görülen ilk devlet biçimi genelde aşiretler federasyonu biçimindedir. Yani her aşiretin lideri kendi aşiretinden sorumludur. Ancak aşiret liderlerinin oluşturduğu kurul aşiretler arası sorunları çözmek, savaş kararlarından, ticari ilişkileri düzenlemekten, başka kent devletleri ile olan ilişkilerden sorumludur. Öte yandan kentlerde ilk kez, suç işleyenleri yargılayan mahkemeler kurulmuş, yargıçlar kurulu görevini ise genelde devleti de yöneten aşiret liderlerinin oluşturduğu kurul üstlenmiştir.

    UYARI : Görüldüğü gibi kentlerde tipik bir devlet birliği ilkesi uygulanmaktadır. Yasaları yapan, uygulayan ve uymayanları cezalandıran hep aynı kuruldur. Kentlerle birlikte köle emeği kullanmak, köle alıp satmak yasal hak haline gelmiştir.

    ü Ekonomik Yaşam : Tarım ve hayvancılığın egemen geçim kaynağı özelliğini sürdürmesinin yanı sıra esnaf ve zanaatkarlık gelişti, ticaret yaygınlaştı. Ticaretin yaygınlaşması takasın yetersiz kalmasına yol açtı ve tarihte ilk kez kentlerle birlikte alışverişte para kullanılmaya başladı. Mal takasının zorlaşması, malların alışverişini sağlayan tüccar zümresini doğurdu. Böylece, kendisi üretmediği halde üretenlerin mallarının değişmesinde aracılık eden tüccarlar, ticari yaşamda etkili bir güç oldular.



    Aşiretlerden kentlere geçişin nedenleri :



    ü Ekonomik Neden : Kentler genelde aşiretlerin pazar yeri olarak kullandıkları yerlerde kurulmuştur. Ticaretin yaygınlaşması, zanaatkarlığın gelişmesi pazar yerlerini ekonomik merkezler haline getirmiş ve aşiretler zamanla buralara yerleşmeye başlamışlardır.

    ü Dinsel Neden : Pazar yerlerine alışveriş için gelen aşiretler, işlerin iyi gitmesi için kendi din anlayışlarını simgeleyen heykeller (putlar) yapmışlar, süreç içinde pazar yerleri insanları çeken dinsel merkezler haline dönüşmüştür.

    ü Savaş ve Savunma : Saldırgan ve güçlü aşiretlere karşı kendilerini korumak ve savunmak zorunda kalan aşiretler bir araya gelerek kentleri oluşturmuşlardır.



    Feodal Toplumlar



    Feodal toplumlar kentlerin birleşmesinden oluşan imparatorluklar dil, din, ırk olarak birbirlerinden farklı toplumları içlerinde barındırdıklarından, bu farklı toplumları denetim altında tutabilmek için güçlü merkezi otoriteye sahip olmak zorundaydılar. Merkezi otoritenin zayıflaması sonucu ise imparatorluklar çözülmüş ve derebeyler kendi egemenliklerini ilan etmişlerdir.

    ü Dinsel Yaşam : Feodal toplumlarda monoteist (tek tanrılı) din anlayışı egemendir. Müslümanlık, Hıristiyanlık gibi tek tanrılı dinler bu dönemde görülür.

    ü Aile ve Akrabalık İlişkileri : Feodal toplumlarla birlikte ataerkil ailede görülen babanın mutlak üstünlüğü nisbi üstünlüğe dönüşür. Güçlü merkezi siyasi otoriteler ve toplumları derinden etkileyen tek tanrılı dinler babanın elindeki güçlerin etkisini azaltmıştır. Yani baba yetkilerinin bir kısmını devlete ve dine devretmek zorunda kalmıştır. Babalık (Germen) ailesi adını alan bu ailede yine de babanın gücü ağırlıklı olarak etkilidir.

    ü Toplumsal Düzen : Feodal toplumlarla birlikte devlet toplumda düzeni sağlamada etkili bir güç haline gelmiştir. Tek tanrılı dinlerden de güç alan devlet yönetimi, teokratik bir sistem halini almıştır. Devlet, gücünü dinsel kurallardan almaktadır. Öte yandan, feodal toplumlarda yasama, yürütme, yargı güçleri tek kişinin elinde toplandığından monarşik devlet özelliği taşır. İmparator ya da kral ülkesindeki etkisini, bulundurduğu güçlü ordu ile sağladığından feodal yönetimler militaristtirler. Feodal toplumların son döneminde yargılama, krala ve dine bağlı olmak koşulu ile uzman yargıçlar tarafından yapılmıştır. Bu durum demokrasilerde görülen güçler ayrılığı ilkesinin ilk işaretidir.

    ü Ekonomik Yaşam : Feodal toplumların ekonomik yaşamında egemen olan tarım, siyasi otorite ile iç içe geçmiştir. Sınıfların yapısı ve ilişkisi değişmiştir. Köleliğin yerine serflik doğmuş ve serfler toprak sahibi beyler (vassal) adına üretim yapmaya başlamıştır. Vassal gelirin bir kısmını kendini koruması için derebey ya da imparatora haraç olarak vermiştir. Feodal toplumlarda, tarımdan elde edilen gelir genelde yatırıma dönüştürülmezdi. Gelir lüks tüketimde, halk için yapılan eserlerde ve ordu harcamalarında kullanılırdı. Öte yandan feodal toplumlarda ticari yaşam örgütlü güçler aracılığı ile düzenlenmiştir. Batıda loncalar, doğuda ahilik, ticaret, esnaflık ve zanaatkarlık işlerini organize edip yöneten etkili güçlerdir.

    Feodal toplumlarda devlet de militarist yapısı gereği bulundurmak zorunda olduğu ordunun beslenme, barınma ve savaş araç gereç ihtiyaçlarını karşılamak için ekonomik faaliyetlerde bulunmaya zorlanmıştır.



    İlerlemiş Toplumlar (Milli Devletler) : Sanayi devrimi ile topyekün bir değişim yaşamak zorunda kalan toplumlar, imparatorluklardan, derebeyliklerden milli devletlere geçmişlerdir.
    ü Milli Devletlere Geçiş : Milli devletlere geçiş dünyada üç biçimde gerçekleşmiştir.

    - Ekonomik gelişme : Sanayi devrimi sonucu ekonomik gücü eline geçirip zenginleşen burjuvazi feodal yönetimleri yıkmak için toplumsal desteğe muhtaçtı. Burjuvazi toplumsal desteği sağlamak için millet ve milliyetçilik ideolojisini ortaya atıp kitleleri ayaklandırdı ve yıkılan imparatorluklar ve derebeyliklerin yerine yavaş yavaş milli devletler kurulmaya başlandı. Sanayi devrimi sonucu Avrupa’da pek çok milli devlet bu şekilde kurulmuştur.

    - Siyasal parçalanma : Sanayi devrimini gerçekleştiremeyen, bu yüzden burjuva sınıfına sahip olmayan imparatorluklarda milli devletlere dış etkenlerle geçilmiştir. Farklı özelliklere sahip toplumlar Avrupa’daki milliyetçilik hareketlerinden etkilenerek milli devlet kurmak için isyanlar çıkartmışlardır. Böylece, imparatorluklar parçalanmış ve yerlerini çok sayıda milli devlete bırakmıştır. Osmanlı imparatorluğu’nun içinde yer alan farklı toplumların başlattıkları iç ayaklanmalar, imparatorluk üzerinde çok sayıda milli devletin kurulmasına yol açmıştır.

    - Ekonomik parçalanma : Yeniçağla başlayan coğrafi keşiflerle Avrupa, denizaşırı ülkelerde sömürgeler oluşturmuş ve sömürge imparatorlukları kurmuştur. Sömürge toplumlarda bir süre sonra anti-sömürgeci duygular gelişmiş ve milliyetçilik anlayışı egemen olmuştur. Anti-sömürgeci temelde verilen ulusal kurtuluş savaşları sonucu milli devletler kurulmuştur. Amerika kıtasında, Afrika’da ve Uzakdoğu’da pek çok milli devlet böyle kurulmuştur.

    ü İlerlemiş Toplumlarda Yaşam Biçimleri :

    - İlerlemiş toplumlarda dinsel yaşam : Sanayileşme ile birlikte din ve devlet işlerinin birbirinden ayrıldığı laiklik anlayışı dinde egemen olmuştur.

    - Aile ve akrabalık ilişkileri : Sanayileşme sonucu anne, baba ve evlenmemiş çocuklardan oluşan, kadın ve erkeğin hukuksal eşitliğine dayanan çekirdek aileye geçilmiştir.

    - Toplumsal düzen : Sanayileşme ile birlikte kişi hak ve özgürlüklerini, hukukun üstünlüğünü temel alan, egemenliği halkın belirli süreler için seçtiği kişilerin kullandığı demokratik devletlere geçilmiştir.

    - Ekonomik yaşam : Sanayileşme sonucu üretim araçlarının mülkiyetinin kişi ya da kişilerde toplandığı, kar için üretim yapan, serbest rekabete dayalı kapitalist ekonomik sisteme geçilmiştir.

    ü Millet : Belli bir toprak üzerinde yaşayan, ortak tarih ve ülküleri benimseyen insanların oluşturduğu topluma millet denir.



    Milleti Oluşturan Manevi Unsurlar :

    ü Tarih Birliği : Milleti oluşturan insanların ortak bir tarihi benimsemeleri zorunludur.

    ü Ülkü Birliği : Milletin oluşması için, milleti oluşturan insanların ortak duygu ve düşünceleri paylaşması zorunludur. Kederde ve kıvançta ortak duygular yaşamayan insanlar millet oluşturamaz.

    ü Devlet Birliği : Milletin bir milli devlet çatısı altında yaşaması ve egemenlik hakkını kullanması gerekir.

    ü Din Birliği : Milletin oluşmasında aynı dinsel inanca sahip insanların bulunması tercih edilir, ancak din birliği olmadan da millet oluşur.

    ü Dil Birliği : Milleti oluşturan insanların aynı dili kullanmaları tercih edilir, ancak zorunlu değildir.



    Milleti Oluşturan Maddi Unsurlar :



    ü Toprak Birliği : Bir toplumun millet olabilmesi için yaşadığı toprağa vatan olarak sahip çıkması gerekir.

    ü Ekonomik Yaşam Birliği : Milleti oluşturan insanlar ekonomik yaşamda ortak çıkarlar etrafında birleşip, milli çıkarlarını korumak zorundadır.

    ü Irk Birliği : Milleti oluşturan insanların aynı ırktan gelmeleri milli bağları güçlendirir. Ancak dünyanın yüzyıllardır yaşadığı savaşlar, istilalar ve göçler yüzünden saf bir ırktan söz etmek pek mümkün değildir. Irk birliği milletin oluşması için zorunlu değildir.



    Kültür ve Kültürel Süreçler



    Kültürün Tanımı



    İnsanlığın maddi ve manevi anlamda yapıp ettiği her şeye kültür denir. O halde, insan yapısı olan, insanlar arasındaki ilişkilerden doğan her şey kültürdür. Kültür insanlığın ürünüdür. Doğada hazır bulduğumuz nesne ve olaylar kültürün dışında kalır.

    Kültür Türleri : Kültür ikiye ayrılır.
    ü Maddi Kültür : İnsanların maddi anlamda yaptıkları her şey maddi kültürü oluşturur. Maddi kültür, insanlığın yapıp geliştirdiği araç ve gereçlerdir, kısaca teknolojidir. Irmaktan su getirmek için ağaç kütüklerinin için oyup kova yapan insan maddi kültür oluşturmuştur. Maddi kültür sayesinde insanın yaşamı kolaylaşır.

    ü Manevi Kültür : İnsanların manevi alanda oluşturduğu her şeydir. Manevi kültür insanlar arası ilişkilerden doğmuştur. Ahlak, din, hukuk, gelenek gibi normlar ve değerler, bunların bağlı olduğu kurumlar manevi kültür unsurlarıdır. Manevi kültür insanlar arası iletişimi kolaylaştırır ve toplumsal denetimi sağlar.

    Kültürün Özellikleri :
    ü Kültürsüz toplum olmaz. Kültür toplumsal yaşamın zorunlu sonucudur.

    ü Kültür, öğrenmeyle kazanılır. Birey, kültürü toplumda hazır bulur ve bunu başta aile olmak üzere içinde yer aldığı gruplardan öğrenir.

    ü Kültür, kuşaktan kuşağa aktarılır ve süreklidir.

    ü Kültürün taşıyıcısı dildir. Dil, kültürün sürekliliğini ve gelişmesini sağlar.

    ü Kültür, insan türüne özgü bir özelliktir. Hayvanların kültür yaratma yetenekleri yoktur.

    ü Kültür toplumun gereksinimlerinden doğar.

    ü Kültür toplumlara ve zaman göre değişen dinamik bir yapıdır.

    ü Kültür, manevi kültür aracılığı ile toplumsal denetimi sağlar.

    ü Kültür, manevi kültür aracılığı ile toplumda ortak ülkü ve düşünceler oluşturup toplumun bütünlüğünü sağlar.

    ü Kültür, toplumları birbirinden ayıran temel özelliktir.

    Kültürel Süreçler
    ü Kültürleme : Kültürün toplum içindeki grup ve bireyleri etkileme sürecidir.

    ü Kültürlenme : Bireyin, toplumun kültürünü benimseme sürecidir. Kültürlenme, geniş anlamda toplumsallaşma süreci ile eş anlamlıdır. Kültürleme kültürün bireyi etkilemesi, kültürlenme bireyin kültürden etkilenmesidir.

    ü Kültürleşme : Farklı kültürlerin etkileşimi sonucu bir kültürün başka kültürlerden unsurlar alması ona benzemesidir. Kültürleşme, kültürel yayılma sonucu oluşur. Kültürleşme üç biçimde gerçekleşir.

    a) İki kültür yan yana geldiğinde bir kültür diğer kültürü yok eder.

    b) İki kültür birlikte yaşadığında kaynaşıp senteze gidebilir.

    c) İki kültür, etkileşim sürecinde direnmelerine karşın az da olsa birbirlerinden etkilenerek kültürleşme yaşayabilir.

    ü Kültürel Yayılma : Bir toplumun kültürünün başka toplumları etkilemesi (içten dışa) ya da başka kültürlerden etkilenmesidir (dıştan içe).

    ü Kültürel Gecikme : Maddi kültürün gelişmesinin manevi kültür tarafından önlenmesidir.

    ü Kültürel Şok : Bireyin veya grubun farklı kültürel bir çevreye girdiğinde yeni kültüre uyum sağlamada zorlanmasıdır. Kültür şoku en çok köyden kente göçte ve dış göçlerde yaşanır.

    ü Kültürel Çözülme : Maddi ve manevi kültür öğeleri arasındaki uyumsuzluğun doğurduğu sorunlardır.

    ü Kültürel Çatışma : Dışardan giren kültür unsurlarının toplumun bir bölümü tarafından benimsenip bir bölümü tarafından reddedilmesi sonucu doğan çatışmadır.

    ü Kültürel Yozlaşma : Bir toplumun kültürünün başka toplumların kültürlerine tümüyle açık olması sonucu yaşanan kültür bozulmasıdır.

    ü Kültürel Kapalılık : Bir toplumun başka toplumların kültürlerine tümüyle kapılarını kapatmasıdır. Kültürel kapalılık kültürün gelişmesini önleyerek bir başka biçimde kültürel yozlaşmaya yol açar.

    Kültür Biçimleri
    ü Evrensel Kültür : Tüm insanlığın malı sayılan ve tüm toplumlarca kullanılabilen kültür unsurlarıdır. Örneğin, maddi kültür alanında teknoloji, manevi kültür alanında bilim, insan hakları, Müslümanlık, Hıristiyanlık gibi dinler, demokrasi evrensel kültür unsurlarıdır.

    ü Ulusal Kültür : Bir ulusa özgü olan kültür unsurlarıdır.Örneğin, İspanyolların boğa güreşi, Japonların ulusal giysileri, Türklerin halk oyunları ulusal kültür unsurlarıdır.

    ü Alt Kültür : Bir ulusal kültür içinde yer alan ve yerleşim birimlerine, bölgelere, toplumsal sınıf ve tabakalara göre farklılaşan kültürdür. Türkiye’de Karadeniz, Ege ve Doğu kültürü, köy, kent, gecekondu kültürleri alt kültürlerdir.



    Toplumsal Değişme

    § Toplumsal Değişmenin Tanımı : Toplumsal yapının bir kısım unsurlarının ya da tümünün zaman sürecinde bir durumdan bir başka duruma geçişine toplumsal değişme denir. Sanayi devrimi sonucu baba otoritesinin egemen olduğu geleneksel aileden çekirdek aileye geçiş ailede bir toplumsal değişme örneğidir.

    § Toplumsal Değişmenin Özellikleri

    ü Toplumsal değişme tüm toplumların zorunlu olarak yaşadıkları kaçınılmaz bir süreçtir.

    ü Toplumların değişmesinin yönü ileri doğru da olabilir geriye doğru da. Ancak, toplumlar zaman zaman geriye doğru değişseler de toplumsal değişmenin yönü ileriye doğrudur.

    UYARI : Toplumların yaşadıkları sıkıntı ve sorun yaratan ihtilal, darbe, isyan, savaş, istila gibi olumsuzluklar da birer toplumsal değişmedir.

    ü Toplumsal değişmeler topluma rahatlık, mutluluk, istikrar getirebildiği gibi kargaşa da getirebilir.

    ü Toplumsal değişmenin yönü ve hızlı toplumlara göre ve aynı toplumda zamana göre değişir.

    ü Değişime hazır olmayan toplumlar değişime zorlanırsa sorunlar yaşar.

    ü Toplumsal yapının her hangi bir unsurunda yapılan değişme diğer unsurlarını da etkiler.

    § Toplumsal Değişmeyi Etkileyen Etmenler

    ü Bilimsel buluşlar, teknolojik gelişmeler : Bilim alanında elde edilen bulgular teknolojik araç ve gereçleri etkileyerek değiştirir. Gelişen teknoloji onun kullanımı ile ilgili kural ve değerler doğurur. Örneğin, bilimsel buluşların yansıması sonucu yapılan otomobiller trafik kurallarını doğurmuş, toplumlar otomobillerle ilgili yeni düzenlemeler yapmak zorunda kalmıştır.

    ü Ekonomik gelişmeler : Üretim araçlarının gelişmesi üretici güçlerin konumunu ve üretim ilişkilerini değiştirmiştir. Örneğin, sanayi devrimi sonucu gelişen üretim araçları işçi sınıfı ve burjuvazinin, kapitalist ekonomi sisteminin doğmasına neden olmuştur. Yeni üretim ilişkileri toplumları hukuk sistemlerinden devlet yapılarına, din anlayışlarından aile yapılarına uzanan bir dizi değişime zorlamıştır.

    ü Coğrafya (fiziki) doğal çevre koşulları : Yüzey şekilleri, iklim koşulları gibi coğrafi çevre etmenlerindeki değişmeler toplumsal değişmeye yol açar. Köyden kente göç toplumsal değişmesi yer yer deprem, kuraklık, sel erozyon gibi coğrafi çevrede yaşanan olumsuzluklardan kaynaklanmıştır.

    ü İdeoloji : İdeolojiler toplumların inanç ve düşüncelerinin bileşkesi olarak dünyaya bakış açılarıdır. Yeni ideolojilerin doğması da toplumsal değişmeye yol açar. Örneğin, Rönesans’la birlikte bireyi temel alan hümanizm ideolojisi insan hakları, özgürlükler, demokrasi gibi toplumların yaşamında yeni düşüncelerin yaygınlaşmasına yol açmıştır.

    ü Nüfus bileşimi (Demografi) : Toplumun nüfus yapısındaki değişmeler toplumsal değişime neden olur. Örneğin, toplumda kadın erkek nüfus dengesinin değişmesi evlilik biçimlerinde değişmelere, kır ağırlıklı nüfustan kent ağırlıklı nüfusa geçiş demokrasi anlayışının yaygınlaşmasında etkili olmuştur.

    § Toplumsal Değişme ile İlgili Temel Kavramlar

    ü Evrim : Toplumların doğal gelişme sürecinde ve iç dinamikleriyle uzun bir zaman diliminde yaşadıkları kendiliğinden ve ileri doğru yaşadıkları değişimlerdir.

    ü İlerleme : Toplumsal yapının bir unsurunda yaşanan ileri doğru toplumsal değişmelerdir.

    ü Gelişme : Toplumsal yapının bir çok unsurunda ya da tümünde birbiriyle bağlantılı olarak yaşanan ileri doğru değişmelerdir.

    ü Modernleşme : Gelişmemiş ya da az gelişmiş toplumların gelişmiş toplumları yakalamak için verdiği uğraşın sonucu yaşanan değişmelerdir.

    ü İnkılap : Toplumun isteği sonucu toplumsal yapının kimi unsurlarında gerçekleştirilen barışçıl yenileşmelerdir.

    ü İhtilal : Toplumda yöneticilerin değişemeye direnmesi sonucu halk ayaklanması ile gerçekleşen ve yönetim biçiminin değişmesi ile sonuçlanan zora dayalı değişmelerdir.

    ü İsyan (Ayaklanma) : Başarıya ulaşmayan ihtilal girişimleridir.



    § Toplumsal Değişme Tipleri

    ü Serbest Toplumsal Değişme : Kültürel etkileşim sonucu, planlanmayan ve toplumun farkına varmadan yaşadığı değişmelerdir. Örneğin, bugün Türkiye’de insanların kot pantolon giymeleri, hamburger yemeleri, kola içmeleri başka toplumlarla kitle iletişim araçlarının oluşturduğu etkileşim sonucu öğrenilen alışkanlıklardır.

    ü Müdahale Yoluyla Toplumsal Değişme : Değişimin amacının ve yönünün bilinçli olarak planlanarak değiştirildiği toplumsal değişmelerdir. Müdahale yoluyla toplumsal değişme iki biçimde gerçekleşir.

    - Demokratik Değişme : Değişme, halkın istek ve gereksinimlerine göre ikna yoluyla gerçekleşir.

    - Baskı Yoluyla Değişme : Değişim, direnenlere karşı zor kullanılarak, yukarıdan aşağıya gerçekleşir.

    § Toplumsal Bütünleşme : Toplumda yer alan kurum, grup ve sınıflar arasında uyum bulunmasına ve toplumda düzeni sağlayan norm ve değerlere toplumun benimseyerek uymasına toplumsal bütünleşme denir. Örneğin, toplumdaki kurumlar, gruplar ve bireyler arasında dayanışma, uzlaşma, normları benimseme eğilimleri varsa toplumsal bütünleşme gerçekleşir. Toplumsal bütünleşme yaşayan toplumlarda sağlıklı toplumsal gelişme yaşanır.

    § Toplumsal Çözülme : Toplumda düzeni sağlayan norm ve değerlerin denetim gücünü yitirmesine toplumsal çözülme denir. Toplumsal çözülme yaşayan toplumlarda hukuk, ahlak, din gibi normlar kişi ve gruplar üzerinde etkisini yitirir, bir anlamda toplumda doğa yasaları egemen olur. Durkheim toplumsal çözülmeyi anomi (kuralsızlık) kavramı ile ifade eder. Toplumlar ihtilal öncesi durumlarda genelde anomi yaşarlar.

    § Kentleşme ve Nüfus : Bir bölgede yaşayan, aralarında nisbeten sürekli sosyal, kültürel ve ekonomik ilişkiler bulunan insanların sayısına nüfus denir. Nüfusun sayısı, bileşimi ve hareketliliğini inceleyen bilime demografi (nüfus bilimi) denir.

    UYARI : Bir bölgede bulunan tüm insanlar o bölgenin nüfusunu oluşturmaz. Nüfusun oluşması için insanlar arasında sosyal, kültürel ve ekonomik ilişkilerin bulunması gerekir. Sosyoloji nüfusun toplumsal yaşamı etkileyen yönü üzerinde durur. Çünkü nüfus sayısı, bileşimi ve hareketliliği toplumsal yaşamın biçimlenmesinde ve değişmesinde etkili olur.

    ü Demografinin Konusuna Giren Başlıca Kavramlar :

    - Nüfus Sayısı : Nüfusu oluşturan insanların niceliksel ifadesi nüfusun sayısını oluşturur. Toplumda nüfus sayısının az ya da çok olması toplumsal yaşamı etkiler. Örneğin, nüfus sayısının az olduğu toplumlarda toplumsal değişme genelde yavaş olurken nüfus sayısının çok olması toplumsal değişmeyi hızlandırır.

    - Nüfus Artışı : Bir toplumda nüfusun, belli bir zaman sürecinde oransal artışına nüfus artışı denir. Köylerde, doğurganlığın nedenleri :

    ¨ Üretimde geri teknoloji kullanılması nedeni ile işgücüne duyulan gereksinim.

    ¨ Tarımda sigortanın olmaması, çocukların yaşlılık güvencesi olarak görülmesi.

    ¨ Devletin can güvenliği sağlayamaması nedeniyle kalabalık aile olma dürtüsü.

    ¨ Kırsal kesimde doğum kontrol yöntemlerinin bilinmemesi.

    ¨ Ataerkil yanı ağır basan geleneksel ailelerde erkek çocuk sahibi olma isteği.

    - Nüfus Sayısı ve Nüfus Artışının Yarattığı Sorunlar :

    ¨ Nüfus Patlaması : Bir toplumda beslenme, barınma ve sağlık sorunlarının çözülmesi sonucu çocuk ölüm oranlarının düşmesi ve ortalama ömrün uzaması nedeniyle nüfusun beklenenden fazla artmasına nüfus patlaması denir.

    ¨ Nüfus Baskısı : Geçim kaynaklarının insanca yaşatacağı nüfusun üzerinde nüfus sayısına sahip olan ülkelerde nüfus baskısı yaşanır. Nüfus baskısı genelde nüfus patlaması sonucu yaşanır.

    ¨ Nüfus Yetersizliği : Ülkede var olan ekonomik ve doğal kaynakları işletecek kadar nüfus bulunmaması nüfus yetersizliğine yol açar. Nüfus yetersizliği yaşayan ülkeler doğurganlığı teşvik ederek ve başka ülkelerden nüfus ithal ederek bu olumsuzluğa çözüm ararlar.

    - Nüfus Bileşimi : Nüfusun yaşa, cinsiyete, eğitim durumuna, sınıfsal konumuna göre oransal dağılımına nüfus bileşimi denir. Nüfus bileşimi toplumsal yaşamın anlaşılmasında önemli bir veri olarak değerlendirilir.

    - Nüfus Hareketliliği :Bir toplumda nüfusun tümünün ya da bir kısmının ekonomik, siyasal, kültürel ve coğrafi nedenlerle bir yerden bir yere göç etmesidir. Nüfus hareketliliği sosyolojik olarak iç göçler ve dış göçler biçiminde yaşanır.

    ¨ İç Göçler : Bir ülkede nüfusun bir yerden bir başka yere göç etmesidir. İç göçlerin en yaygın örneği köyden kente göçtür. Köyden kente göç olgusunu inceleyebilmek için öncelikle köyü ve kenti tanımamız gerekir.

    > Köy : Ağırlıklı olarak tarım ve hayvancılıkla geçinen, birincil ilişkilerin yaygın olduğu nüfusu az yerleşim birimleridir. Başlıca köy biçimleri :

    ¨ Toplu Köy : Evlerin birbirine yakın olduğu yerleşim birimleridir. Bu tür köylerde aileler küçük toprak sahibidir, kapalı köy ekonomisi egemendir ve tarlalar köyün uzağındadır. Bu nedenlerle genelde üretimde verim düşüktür. Ancak toplu köylere elektrik, su, yol, eğitim, iletişim, sağlık gibi alt yapı tesislerini götürmek ucuza mal olur.

    ¨ Dağınık Köy : Evlerin birbirinden uzakta olduğu köylerdir. Alt yapı tesisleri açısından dezavantajlı olan bu köylerde, üretimde verim yüksek olur. Çünkü dağınık köyler büyük çiftlikler biçiminde oluşan yerleşim birimleridir. Bu tür köylerde üretim pazar için yapılır ve en gelişmiş tarım araç, gereç ve teknikleri uygulanır. Dağınık köyler bazen coğrafya koşullarının zorlaması sonucu da oluşabilir. Genelde dağlık kesimlerde görülen bu köyler arazi yapısı nedeniyle evlerin birbirinden uzakta kurulmasını zorunlu kılar.

    ¨ Hat Köyü : Eskiden ırmak kıyılarında ve vadilerde günümüzde ise daha çok anayol kenarlarına sıralanan evlerden oluşan yerleşim birimleridir.

    > Kent : Ağırlıklı olarak ticaret ve sanayi faaliyetlerinin görüldüğü, ikincil ilişkilerin yaygın olduğu nüfusu yoğun yerleşim birimleridir. Kentler ekonomik, siyasal, kültürel, eğitsel, sanatsal ve bilimsel merkezlerdir.

    > Köy ve Kent Yerleşimlerinin Karşılaştırılması :

    ¨ Köyde nüfus yoğunluğu az, kentte çoktur.

    ¨ Nüfus köyde doğurganlığın çok olması nedeniyle, kentlerde ise köyden kente göç sonucu artar.

    ¨ Köylerde birincil ilişkiler, kentlerde ikincil ilişkiler yaygındır.

    ¨ Köyler kültürel anlamda tutucu, kentler yenilikçidir.

    ¨ Köylerde egemen geçim kaynağı tarım ve hayvancılık, kentlerde ticaret ve sanayidir.

    ¨ Köylerde doğal iş bölümü, kentlerde mesleki ve teknik işbölümü ağırlıklı olarak görülür.

    ¨ Köyler üretimin doğal koşullara bağlı olması nedeniyle kentlere göre doğal afetlerden daha çok etkilenir.

    > Köyden Kente Göç : Sanayi devrimi sonucu köy ağırlıklı nüfus, kent ağırlıklı nüfus haline dönüşmüş, bu durum toplumsal yaşamın her alanında ciddi değişmelere yol açmıştır.

    ¨ Köyden kente göçün nedenleri :

    · Makineli tarıma geçişle birlikte emek yoğun işgücüne talebin azalması.

    · Kentlerin sanayileşmesi sonucu açılan işletmelerin işgücüne gereksinim duyması.

    · Köylerde doğurganlığın yüksek olmasının yaşattığı nüfus artışı.

    · Kentsel yaşamın sağladığı kolaylıklar, iletişim ve ulaşım olanaklarının artması.

    · Toprağın bölünmesini engelleyen eski geleneklerin yerine hukukun etkinleşmesiyle toprakların miras yoluyla bölünmesi.

    · Coğrafya koşullarındaki kötüleşmeler, kuraklık, sel, çığ, erozyon, deprem gibi doğal afetler.

    · Kırsal kesimdeki siyasal istikrarsızlıkların kan davalarının yarattığı can güvenliği sorunu.

    ¨ Köyden kente göçün sonuçları :

    © Kentlerin sanayileşmesi ve tarımın makineleşmesinin birlikte yaşanması sonucu görülen köyden kente göç olayı ulusal gelirin artmasına neden olmuştur.

    © Tarımda makineleşme ve diğer etkenlerle köyden kente göç yaşanırken kentler yeterince sanayileşmemişse işsizlik kentlerde daha yoğun sorunlar oluşturmuştur.

    © İşsizliğe bağlı olarak suç oranlarında artış yaşanmıştır.

    © Kentlerin göç olayına hazırlıksız olması durumunda altyapı sorunlarının yaşanması gecekondulaşma gibi çarpık kentleşme sonuçlarını doğurmuştur.

    © Köy – kent kültür farklılaşması yüzünden kültürel çatışma, kültür şoku, kültürel yozlaşma gibi sorunlar yaşanmıştır.

    ¨ Dış Göçler : Bir ülkeden başka bir ülkeye doğru yaşanan nüfus hareketliliğine dış göç denir. Dış göçlerin nedenleri :

    © İşsizlik : Nüfus baskısı yaşayan ülkelerde yaşanan işsizlik sonucu nüfus yetersizliği yaşayan ülkelere doğru dış göç yaşanır.

    © Siyasal Nedenler : Savaşlar, iç siyasal istikrarsızlıklar ve azınlıklar üzerindeki siyasal baskılar yüzünden dış göçler yaşanır.

    © Beyin Göçü : Bir ülkedeki yetişmiş uzman elemanların başka ülkelere göçüne beyin göçü denir. Uzman elemana ülkesi yeterince ekonomik olanak sağlayamıyorsa, uzmanlık alanı ile ilgili altyapı yoksa ve ülkede iç siyasal istikrarsızlık yaşanıyorsa beyin göçü görülür.

    ü Nüfusun Toplumsal Yaşam Üzerindeki Etkileri :

    © Çocuk ve genç nüfusun genel nüfus içerisinde oranının yüksek olması genelde toplumsal gelişmeyi olumsuz etkiler.

    © Doğum oranının yüksek olması sonucu nüfus artış hızının yüksek olması toplumsal gelişmeyi olumsuz etkiler.

    © Kentleşme hızı nüfus artış hızının gerisinde kalırsa gecekondulaşma gibi çarpık kentleşme sorunları yaşanır.

    Toplumların gelişmişliğinin bir ölçüsü de nüfusun ortalama ömrünün yüks
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.

Sayfayı Paylaş