Toplumsal Kurumlar

Konu 'Sosyoloji' bölümünde zombie tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. zombie

    zombie Üye

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    44
    Beğenileri:
    2
    Ödül Puanları:
    6

    Toplumsal Kurumlar



    Aile



    Toplumun gereksinmelerinden doğan, toplumsal yapıda yer alan norm ve değerleri korumak açısından zorunlu, nispeten sürekli örgütlenmelere toplumsal kurum denir.



    Örneğin, aileyi toplumsal kurum yapan etmenler nelerdir?

    - Toplumun gereksinmelerinden doğmuştur.

    - Toplumsal yapıda yer alan ahlak, hukuk, din gelenek gibi normları ve bunlara kaynaklık eden değerleri korur.

    - Diğer toplumsal oluşumlara göre toplumların yaşamında sürekli olarak görülür.

    - Ailede yer alan üyeler farklı sorumluluk ve ödevler üstlenerek örgütlü bir yapı oluştururlar.

    “Toplumsal Kurum” kavramı iki anlamda kullanılır :



    Manevi toplumsal kurumlar



    İnsan bilincinde soyut olarak algılanan kurumlardır. Din, ahlak, hukuk, siyaset, demokrasi adını verdiğimiz kurumlar toplumsal yapıda yer alan ilişki ve oluşumların bilinçte birleştirilerek örgütlenmesinden oluşur.



    Maddi toplumsal kurumlar



    Duyu organlarınca somut olarak algılanan kurumlardır. Cami, kilise, adliye, hükümet, siyasi parti, banka gibi kurumlar gözümüzün önünde yer alırlar ve “işte şu” diyebileceğimiz niteliktedirler.



    UYARI : Manevi toplumsal kurumlar, geniş anlamda, maddi toplumsal kurumlar dar anlamda kullanılır. Sosyoloji “kurum” kavramıyla, daha çok manevi toplumsal kurumları anlar ve “kurum” geniş anlamıyla kullanılır.



    Toplumsal Kurumların Özellikleri



    - Toplumsal kurumlar, insanların gereksinmelerinden doğar ve gereksinimlerini karşıladığı oranda varlığını sürdürür.

    - Toplumsal kurumlar, normlar ve değerler aracılığı ile toplumlara süreklilik kazandırır.

    - Toplumsal kurumlar, toplumun gereksinimlerine göre zamanla içinde yer alan birimlerde ve tümünde değişime uğrar.

    - Toplumsal kurumlar, farklı toplumlara göre farklı biçimlerde ortaya çıkar.

    - Farklı toplumsal kurumlar arasında etkileşim vardır.

    - Toplumsal kurumların içinde yer alan öğeler arasında da etkileşim vardır.



    Başlıca Toplumsal Kurumlar



    Aile : Aralarında gerçek ya da varsayımlı kanbağı bulunan, karşılıklı hak ve ödevleri üstlenen insanların oluşturduğu toplumun en küçük birimine aile denir. Durkheim tarafından yapılan bu aile tanımı, aile kurumunun en genel anlatımıdır.


    UYARI : Varsayımlı kanbağı, aralarında gerçek anlamda kanbağı bulunmamasına karşın, aile çatısı altında birlikte yaşayarak kanbağı varmış gibi yakınlaşan insanların durumunu anlatır. Örneğin ilerde de görüleceği gibi totem ailesinde, kandaş olanlar değil, aynı bitki ya da hayvana tapanlar ve ondan türediklerine inananlar aile oluşturuyorlardı. Ayrıca aile içinde yer alan kadın ya da erkeğin veya evlatlık alınan çocukların aynı kandan olmamaları durumunda da aile oluşturdukları kabul edilir.



    - Ailenin İşlevleri :

    ü İnsanlar arasındaki cinsel ilişkileri düzenleyerek, soyun sürmesini sağlamak.

    ü Ailede yer alan çocukların beslenme, barınma gibi maddi gereksinimlerini karşılamak.

    ü Ailede yer alan çocukların eğitim, sağlık gibi gereksinimlerini karşılayarak, üyeleri arasında sıcak ve içten ilişkiler kurarak onların güven içinde yaşamalarını sağlamak.

    ü Toplumun norm ve değerlerini üyelerine aktararak onların toplumsallaşmalarını sağlamak.

    ü Üyelerine farklı görev ve sorumluluklar yükleyerek işbölümü anlayışını geliştirmek.

    ü Diğer toplumsal kurumlara insan kaynağı hazırlamak.



    UYARI : Kurumlar içinde diğer toplumsal kurumlara göre en evrensel olan kurum ailedir. İnsanlık tarihinin her döneminde ve her toplum biçiminde aile kurumu değişik biçimlerde de olsa görülmektedir.



    - Aile Biçimleri : Aile, tarihsel dönemlere ve toplumlara göre özellikle kadın-erkek cinsiyetlerinin egemenlik anlayışının ön plana çıktığı biçimlerde görülür. Aile, aynı toplumda zamanla farklılaştığı gibi, toplumdan topluma da farklılaştırmıştır.

    Tarihsel gelişim sürecinde egemenlik kullanışına göre görülen başlıca aile biçimleri şunlardır:

    ü Anaerkil (Matriyarkal) Aile : İlkel toplumlarda görülen anaerkil ailede, ailenin sorumluluğu birinci derecede kadının üzerindedir. Doğal işbölümü nedeniyle kadınlar toplayıcılık, erkekler avcılık işini üstlendiler. Doğurgan olan ve çocuklara doğal yapısı gereği daha yakın bulunmak zorunda olan kadın, ailenin yaşamını sürdürmesinde daha önemli idi. Sonuç olarak ailenin beslenme, barınma, soğuktan, sıcaktan korunma görevi kadının sorumluluğundaydı. Klanlarda görülen bu aile biçiminde akrabalık bağı kandaşlığa değil, totemdaşlığa dayalıdır. Erkek ve kadın aynı klanda yaşamadıklarından ve çocuklar annenin klanında yaşadığından yalnızca ana akrabalığı vardı.

    ü Ataerkil (Patriyarkal) Aile : Toplumda tarımsal üretimin kökleşmesi ve ticari yaşamın yaygınlaşması sonucu ekonomik gücü, devletin doğuşu ve köleciliğin yaygınlaşması ile siyasi gücü eline geçiren erkek, aile içinde de mutlak güç olmaya başladı ve ataerkil aile doğdu. Ataerkil ailede söz ve miras hakkı erkeklerin elindedir. Erkek ekonomik gücü elveriyorsa birden çok kadınla evlenir. Bu aile biçimi ağırlıklı olarak İlk Çağ köleci toplumlarında görülür.

    ü Çekirdek (Modern) Aile : Sanayi toplumları ile birlikte üretimde iş gücüne talep duyulması kadını aile içinde çalışan birey olmanın dışında, dışarıda da çalışıp para kazanan birey durumuna getirir. Öte yandan felsefede etkinleşen kişi hak ve özgürlükleri, devlette demokratikleşme, dinde laikleşme kadını etkiler ve onları da erkekle eşit bir birey olma mücadelesine zorlar. Böylece anne-baba ve evlenmemiş çocuklardan oluşan, kadınla erkeğin hukuksal eşitliğine dayanan çekirdek aile yerini alır.



    Çekirdek Ailenin Özellikleri :

    ü Ailede üye sayısı azalmıştır.

    ü Aile üzerinde devletin ve hukukun etkisi artmıştır.

    ü Aile laikleşmiştir.

    ü Akrabalık ilişkileri nispeten zayıflamış, aile büyükleri arasındaki bağlar güçlenmiştir.

    ü Akraba içi evlilikleri azalmış, eş seçiminde akraba dışı gruplar yeğlenmiştir.

    ü Aile üretim birimi olmaktan çıkmış, tüketim birimine dönüşmüştür.

    ü Aile demokratikleşmiştir.



    - Ülkemizde Aile Biçimleri : Sanayileşme sürecindeki ülkemizde genelde anaerkil, ataerkil ve çekirdek olarak sınırları çizilen aile ve evlilik biçimlerine saf olarak rastlamak zordur. Geçmişten gelen geleneksel aile biçimleri ile çağdaşlaşma çabalarının getirdiği çekirdek aile özellikleri çoğu yerde iç içedir.

    ü Köy (Kırsal kesim) ailesi : Tarım ve hayvancılığın egemen olduğu köy ailesi daha çok geleneksel aile özelliklerini taşısa da çekirdek aile özelliklerinin de kısmen etkisi altındadır.

    ü Kent ailesi : Ticaret ve sanayinin egemen geçim kaynağı olduğu kent ailesi ağırlıklı olarak çekirdek ailenin özelliklerini gösterir. Ancak yer yer geleneksel aile özelliklerinin de etkisi sürmektedir.

    ü Gecekondu ailesi : Köyden kente göç sonucu doğan gecekondu ailesinde geleneksel aile özellikleri ile çekirdek aile özellikleri bir arada görülür. Bu etkiler yer yer çatışırken yer yer kaynaşıp senteze gider.

    - Evlilik ve Evlilik Biçimleri : Karşı cinsten insan ya da insanların aile oluşturmak amacı ile hukukça ya da toplumca bir arada yaşamalarının onaylanmasına evlilik denir.

    EVLENME BİÇİMLERİ

    Oturulan Yere Göre
    Eş Sayısına Göre
    Eşin Seçildiği Gruba Göre
    Diğer Evlilik Türleri

    Matrilokal
    Monogami
    Endogami
    Lavirat

    Patrilokal
    Poligami
    Ekzogami
    Sororat

    Neolokal
    Poliandri

    Berdel


    Polijini






    UYARI : Genelde anaerkil ailede matrilokal, ataerkil ailede patrilokal, çekirdek ailede ise neolokal evlilik görülür.

    UYARI : Poligami ve monogami biçimi evlilikler toplumlarda kadın erkek nüfus dengesinin bir aleyhine bozulması durumunda görülür. Erkek nüfusun savaşlar yoluyla kadın nüfusa göre azaldığı toplumlarda yaygın olarak polijini görülür. Kadın erkek nüfus dengesinin olduğu toplumlarda ise monogomi görülür. Nüfus dengesinin yanı sıra ekonomik özellikler, ailede ekonomik gücün kimin elinde bulunduğu ya da oluşan gelenekler eş sayısına göre evliliği biçimlendiren diğer etkenlerdir.

    UYARI : Poligamide tarafların aynı anda çok eşle evli olmaları gerekir. Yoksa boşanan ya da eşi ölen bir insanın yeniden evlenmesi poligami değildir.

    UYARI : Eşin seçildiği gruba göre evlilik daha çok ekonomik nedenlerden kaynaklanır. Örneğin; endogamiye daha çok İslamiyet’i benimseyen toplumlarda rastlanır. Çünkü İslamiyet erkeğin yarısı kadar da olsa kadına miras hakkı verir. Böylece evlilik sonucu kız, aile dışındaki gruptan birisiyle evlenirse toprağın parçalanması söz konusudur. Öte yandan İslamiyet’i benimseyen toplumlarda kadınla erkeğin birbirlerini tanımasına olanak sağlayan ortamlar hoş karşılanmamıştır. Bu yüzden karşı cinsler birbirini ancak akraba grubunda tanıyabilmekte dolayısı ile duygusal ilişkiler akraba grubu içinde kurulmaktadır. Batı toplumları ise genelde ekzogamiyi yeğlemektedirler. Çünkü Yahudi ve Hıristiyan toplumlarının geleneğinde kzın evlilik sonucu erkeğe drahoma adı verilen taşınır mal ya da para götürmesi söz konusudur. Bu yüzden batılılar kadının aileye dışardan getireceği drahomayı tercih etmişlerdir.



    Matrilokal : Aile, kadının evinde kuruluyorsa, bu evlilik biçimi matrilokaldır. Erkek evlilik sonucu kadının evine gelir ya da çocuklar kadının yanında kalırlar. Anaerkil ailede de gördüğümüz gibi ilkel toplumlarda erkek kadının ailesiyle oturmaz ama çocuklar kadının yanında ve sorumluluğundadır.



    Patrilokal : Evlilik sonucu kadın erkeğin evine gelir ve aile erkeğin evinde kurulur.



    Neolokal : Evlilik sonucu kadın ve erkek kendi ailelerinden ayrılarak ayrı bir yerde yeni bir aile kurarlar.



    Monogami (tek eşle evlilik) : Bir kadının ya da erkeğin aynı anda tek eşle evlilik yapmasıdır. Dünyada en yaygın görülen evlilik biçimidir.



    Poligami (çok eşle evlilik) : Bir erkeğin birden çok kadınla ya da bir kadının birden çok eşle aynı anda evli olmasıdır.



    Poligami ikiye ayrılır :

    Poliandri (Çok erkekle evlilik) : Bir kadının aynı anda birden çok erkekle evli olmasıdır. Dünyada yaygın olarak görülmeyen bu evlilik türüne kadınların genel nüfus içindeki oranının az olması durumunda başvurulmuştur.
    Polijini (Çok kadınla evlilik) : Bir erkeğin aynı anda birden çok kadınla evli olmasıdır. Ataerkil ve babalık ailesinin etkili olduğu toplumlarda ağırlıklı olarak görülür. Özellikle erkeğin ekonomik gücü yerindeyse, bu tür evliliğe yönelmiştir.


    Endogami (içerden evlilik) : Seçilen eşin akraba grubu içinden olması durumudur.



    Ekzogami (dışarıdan evlilik) : Seçilen eşin akraba grubu dışından olması durumudur.



    Lavirat : Eşi ölen kadının, kocasının kardeşiyle evlenmesidir. Bu evlilik biçiminde kadının kocasından düşen mirası alıp baba evine gitmesi, dul kadına toplumun iyi gözle bakmaması, kadının aileden ayrılması durumunda çocuklardan ayrılması ve kadının aileden ayrılması durumunda ailenin sırlarını dışarıya duyurması kaygıları etken olmuştur.



    Sororat : Erkeğin ölen eşinin kardeşiyle evlenmesidir. Bu evlilikte de annesiz kalan çocuklara en iyi teyzelerin bakabileceği mantığı egemendir.



    Berdel : Farklı akraba gruplarından insanların karşılıklı olarak birbirlerinden kız alıp vermek üzere anlaşarak evlenmeleridir. Bir gruptan bir erkek, başka bir gruptan bir kadınla evlenirken, karşı gruptan bir erkekle o gruptan bir kadını alır. Bu evlilik biçimine ise başlık parasından kurtulmak için başvurulur.



    - Boşanma : Evlilik sonucu oluşan ailede karşı cinslerin, toplumca veya hukukça evlilik bağlarının sona erdirip ayrılmalarına boşanma denir.

    Boşanma da evlilik kadar eski bir kurumdur. Ancak toplumlar evliliği teşvik ederken boşanmayı güçleştiren kurallar koymayı tercih etmişlerdir. Özellikle evlilik bağının dince kutsal sayıldığı toplumlarda boşanma ya yasaktır ya da çok zordur.

    Günümüz çağdaş toplumlarında da hukuk, boşanmayı nispeten güçleştiren önlemler almıştır. Boşanmalar çoğunlukla şu durumlarda görülür.

    - Kadın ve erkek arasında ekonomik sosyal ve kültürel statü farklılarının çok olması durumunda

    - Kadın ve erkek arasında psikolojik farkların olması durumunda

    - Aile kurulmasında önemli rol oynayan soyu sürdürmek isteğinin yerine getirilememesi durumunda

    UYARI : Toplumların evliliği teşvik edip boşanmayı güçleştirmelerinin temelinde, ailenin toplumun temeli ve çekirdeği olmasını bilerek ya da bilmeyerek fark etmeleri yatar.

    Boşanmaya sanayi toplumlarında daha sık rastlanmaktadır. Bunda kadının ekonomik bağımsızlığını elde etmesi ve dul kadınların yeniden evlenme olasılıklarının yüksek olması etkilidir. Oysa erkeklerin egemen olduğu tarım toplumlarında ve köylerde boşanma daha az görülür. Boşanmalara, evliliğin ilk yıllarında daha çok rastlanmaktadır.



    Siyasal Kurumlar (Devlet)



    Toplumu yönetmek amacı ile iktidarı ele geçirme mücadelesi ve iktidarı kullanma araçları siyasal kurumları oluşturur.



    Siyasal kurumlar içinde en büyük ve etkili kurum devlettir.



    Devlet



    Devlet ve Devleti Oluşturan Unsurlar



    Sınırları belirli bir toprak parçası ile bu topraklarda yaşayan insanlar üzerinde egemenlik hakkı kullanan siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik örgütlenmelere devlet denir.



    Devlet ;

    Yaptırım gücü yüksek hukuk normları aracılığı ile toplumda düzeni sağlar.
    İç ve dış güvenliğini sağlamak amacıyla silahlı güç bulundurma ve kullanma yasal yetkisine sahiptir.
    Egemenlik hakkına dayanarak yasama (yasa yapma, değiştirme, kaldırma), yürütme (yaptığı yasalardan güç alarak onları uygulama), yargı (yasalara uymayanları cezalandırma) güçlerini kullanır.
    Çatısı altında yaşayan insanların devlete üyeliğini zorunlu kılar.


    Devleti Oluşturan Öğeler



    Toprak (Ülke) : Devletin egemenlik hakkını kullandığı sınırları belirli toprak parçasıdır.



    Halk : Devletin üzerinde egemenlik hakkını kullanıp yönettiği insanlardır.



    İktidar : Devletin yasama, yürütme ve yargı yetkilerini kullanan yöneticilerdir.



    UYARI : Devlette, yöneten konumunda olanlar iktidarı, yönetilen konumunda olanlar halkı oluşturur.



    Devlet Biçimleri



    DEVLET BİÇİMLERİ

    Devlet-Din İlişkisine Göre
    İç Yapısına Göre
    Ekonomik Yapısına
    Egemenlik Biçimine Göre

    Devletin yetkilerini kullanırken din ve dinsel kurumlarla kurduğu ilişkiye göre iki temel devlet biçimi vardır.
    Devletin yasal egemenliğinin bölgelere göre biçimlenip biçimlenmemesine göre iki temel devlet biçimi vardır.
    Devletin ekonomideki rolüne göre üç temel devlet biçimi vardır.
    Yasama, yürütme, yargı güçlerini, yani devletin egemenlik hakkını kim ya da kimlerin kullandığına göre devlet ikiye ayrılır.

    Teokratik Devlet
    Tek (Üniter) Devlet
    Kapitalist Devlet
    Demokratik Devlet

    Laik Devlet
    Toplu (Federal) Devlet
    Sosyalist Devlet
    Otokratik Devlet



    Karma Devlet
    Monorji




    Oligarşi




    Teokratik Devlet : Teokratik devlette yasama, yürütme, yargı yetkilerinin kaynağı tanrı, din ve kutsal kitaptır. Teokratik devlette tüm düzenlemeler dinsel normlara uygun olarak yapılır.



    Laik Devlet : Laik devlet yönetiminde dinsel kurum ve kurallar dayanak alınmaz. Devlet, tüm din ve mezheplerin ayin ve ibadetlerinin özgürce yerine getirebilmelerinin güvencesidir.



    Tek (Üniter) Devlet : Devletin egemenlik hakkını kullandığı tüm sınırlar içinde aynı yasalar geçerlidir.



    Toplu (Federal) Devlet : Devletin yasal egemenliğinin bölgelere göre değiştiği ancak tüm bölgeler için geçerli merkezi yasaların da olduğu devlettir. Devlet içinde yer alan devletçikler (federe devletler) kendi yasalarını kendileri yaparlar. Ancak tüm devletçikler ulusal savunma, dış ticaret, dış politika gibi konularda merkezi devlete bağlıdırlar.



    Kapitalist Devlet : Üretim araçlarının (fabrika, tarla, maden ocağı, iş atölyesi gibi) mülkiyet hakkının kişi ya da kişilerin elinde bulunduğu, dolayısı ile üretimde kişi ya da kişilerin oluşturduğu kurumların öncelikle etkili olduğu devlet biçimidir.



    Sosyalist Devlet : Üretim araçlarının mülkiyeti ve kullanma hakkı kamu adına devletindir. Devlet, üretimi kamu ihtiyaçlarını temel alarak planlar.



    Karma Ekonominin Egemen Olduğu Devlet : Hem devletin hem de kişilerin üretim araçları üzerinde mülkiyet hakkının bulunduğu devlettir. Karma devlette genelde ihtiyacın olduğu yerde devlet, karın olduğu yerde özel girişim (teşebbüs) üretimde egemendir.



    Demokratik Devlet : Yasama, yürütme, yargı güçlerini kullanan kurumların temsilcileri yetkilerini halktan alırlar ve seçimle belirlenirler. Ayrıca bu güçler birbirlerinden bağımsız organlar tarafından kullanılır.



    Otokratik Devlet : Yasama, yürütme, yargı güçlerini kişi ya da kişiler kullanır. Otokratik devlette yönetici ya da yöneticiler kararları yukardan alırlar ve halka dayatırlar. Halkın yönetime katılma yetkisi ve hakkı yoktur. Otokratik devletler egemenliği kullanma biçimine göre ikiye ayrılır :

    Monarşi : Egemenliği kullanma hakkı bir imparator, monark, ya da padiaşhın elindedir.
    Oligarşi : Egemenliği kullanma hakkı küçük bir azınlık zümrenin elindedir.


    Hükümet : Devlet adına işleri yürüten organ hükümettir. Yani hükümet, devletin kullandığı yasama, yürütme, yargı yetkilerinden yürütme yetkisini kullanan organdır.



    UYARI : Devlet soyut, hükümet somut bir kurumdur. Devlet daha çok insanların kafalarında biçimlenen ve kendini manevi olarak hissettiren bir kurumken, hükümet gerek yetkileri kullanan kişileriyle, gerekse yaptığı işlerle ve uyguladığı yaptırımlarla kendini bireyin ve toplumun yaşamında somut olarak hissettirir.



    Demokrasi : Halkın doğrudan ya da seçtiği temsilcileri aracılığı ile kendini yönettiği yönetim biçimine demokrasi denir.

    Demokrasinin ilk örnekleri ilkçağ Yunan ve Roma toplumlarında görülür. Ancak Yunan ve Roma demokrasileri bugünkü anladığımız anlamda demokrasiler değildir.



    UYARI : Toplumsal yaşamda karşımıza çıkan yeni durumların oluşmasını sağlayan alt yapılar vardır. Demokrasinin doğuşunu ve gelişimini hazırlayan alt yapı ise sanayi devrimidir. Demokratik yönetimlerin kurulmasını sanayi devriminin doğurduğu yeni oluşumlar zorlamıştır.



    Demokrasinin Doğuşu ve Gelişimi



    Demokratik yönetimlerin doğuşunu ve gelişimini etkileyen başlıca faktörler şunlardır :



    Ekonomik Gelişmeler : Demokrasilerin doğuşunda ve gelişiminde temel etken sanayi devrimi ve onun yarattığı yeni üretim ilişkileri ve sınıflar olmuştur. Sanayi devrimi sonucu delişen burjuvazi siyasal olarak da yönetimde söz hakkı sahibi olmak istemiştir. Bu amaçla köylüleri, yeni doğan ve gelişen işçi sınıfını, dolayısıyla geniş halk yığınlarını eşitlik, özgürlük, adalet istemleri ile ayaklandırıp feodal yönetimleri yıktı. Bunun sonucunda yeni bir yönetim biçiminin kurulması gündeme geldi.
    Yeni Düşünce Akımlarının Doğuşu : Batıda yaşanan Rönesans ve Reform hareketleri, ortaçağın kilise merkezli tek sesli düşünce biçimini sarstı. Ortaçağın kitleleri sürü olarak gören, onların insan olarak görülmelerini engelleyen anlayışına karşı yeni çağla birlikte bireyi, bireyin hak ve özgürlüklerini temel alan yeni düşünce akımları ortaya çıktı.
    Kitle İletişim ve Ulaşım Teknolojilerinin Gelişmesi : Matbaanın icadı ve yaygın kullanımı, buharın ulaşım teknolojisine uygulanması, birey hak ve özgürlüklerini savunan görüşleri içeren yapıtların çok sayıda basılmasına ve dünyanın dört bir yanından milyonlarca insanın bu yeni düşünce akımlarını tanımalarına ve etkilemelerine yol açtı.
    Demografik (nüfus) Gelişmeler (Nüfus Hareketleri) : Sanayi devrimi ile birlikte, dünyanın özellikle çalışan nüfus bileşimi değişti. Tarımın makineleşmesi ve kentlerin sanayileşmesi sonucu dünya nüfusu köyden kente yoğun bir göç yaşadı.


    Demokrasinin Öğeleri

    § Eşitlik : Demokratik yönetimler, yurttaşları arasında din, dil, ırk, cinsiyet, sınıf, mezhep ayrımı yapmaksızın tüm insanları yasalar önünde eşit sayar.

    UYARI : Demokrasilerde eşitlik, ekonomik eşitlik değil, yasalar önündeki eşitliktir.

    § Halk Egemenliği : Demokrasilerde yönetimin belirlenmesinde halk, kayıtsız koşulsuz egemendir. Yani kendini yönetecek olanları halk seçer, halk değiştirir.

    § Özgürlük : Demokrasilerde yurttaşların düşünce, düşündüğünü ifade etme yayma ve örgütleme özgürlüğü vazgeçilmez unsurlardır. Yurttaşların ayrıca seçme, seçilme, inanç, ayin, ibadet, iletişim, ulaşım, kendini geliştirme, bilim ve sanatla uğraşma özgürlükleri vardır. Ancak bu özgürlüklerin kullanılması ve sınırları yasalarca belirlenir.

    § Güçler Ayrılığı İlkesi : Demokrasilerde, kişi hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması amacı ile yasam, yürütme, yargı güçleri ayrı organlarca kullanılır. Demokrasilerde yasama gücünü parlamento, yürütme gücünü hükümet, yargı gücünü bağımsız mahkemeler kullanır. Bu güçler arasındaki ilişkilerin sınırları yasalarca belirlenmiş ve özellikle yasam ve yürütmenin (parlamento ve hükümetin) yargıya müdahalesi olabildiğince azalmıştır.

    § Siyasal Partiler : Yurt ve ülke sorunlarını çözmek ve devleti yönetmek için iktidara gelmek amacı ile kurulan örgütlenmelere siyasal parti denir. Bir örgütlenmeyi siyasal parti yapan temel özellik iktidara gelmek amacıyla örgütlenmesidir. Siyasal partiler programlarına göre ikiye ayrılırlar.

    ü Dikey nitelikli partiler : Toplumdaki tüm sınıflar, zümreler ile dinsel, mezhepsel, etkin gruplar adına iktidara aday olan partilerdir.

    ü Yatay nitelikli partiler : Toplumdaki yalnızca bir sınıf, zümre ya da tabaka adına iktidara aday olan partilerdir. Dünyadaki yaygın parti örgütlenmeleri işçi sınıfının iktidarını amaçlayan işçi partileridir.



    UYARI : Tek parti ile demokrasi olmaz. İktidara gelen parti ya da partilerin görevi yönetmek, muhalefet partilerinin görevi iktidarları denetlemektir.

    § Baskı Grupları : Yönetenleri mesleki, sınıfsal, zümresel çıkarları için etkilemek amacı ile kurulan örgütlenmelerdir. İşçi sendikaları, mühendis odaları, barolar, dernekler, vakıflar, kooperatifler, yani tüm sivil toplum örgütlenmeleri baskı gruplarıdır. Baskı grupları da yönetenleri etkilemek için kitle iletişim ve propaganda araçlarından yararlanırlar.

    UYARI : Baskı grupları siyasal partilerle karıştırılmamalıdır. Çünkü siyasal partilerin amacı iktidara gelmek, baskı gruplarının amacı iktidarları etkilemektir.

    § Parlamento : Halkın oyu ile seçilen ve yasam gücünü kullanan milletvekillerinin oluşturduğu meclistir. Parlamentonun temel görevi yasa yapmak, yasa değiştirmek, işlevini yitiren yasaları yürürlükten kaldırmaktır. Bunun yanı sıra parlamento, hükümetleri oluşturur ve çalışmalarını denetler, yaptığı bütçe ile devletin parasını harcama yetkisini hükümete verir.

    § Seçim : Halkın belirli bir süre için kendini yönetecek vekillerini seçmek üzere oy kullanmasına seçim denir. Demokrasilerde seçimler gizli oy, açık sayım ilkesine göre yapılır. Seçimler sonucu çoğunluğun yönetim hakkı doğar. En çok oyu alan parti ya da partiler iktidar olup kurdukları hükümet aracılığı ile yürütme yetkisini kullanırken, diğer parti ya da partiler muhalefet görevini üstlenerek hükümet çalışmalarını denetler. Demokrasilerde iki tür seçim sistemi vardır :

    ü Çoğunluk Sistemi : Bir bölgede en çok oyu alan parti, o bölgedeki tüm milletvekillerini meclise gönderir. Bu sistem, demokrasisi yeni olan ülkelerde tercih edilir. Çünkü, bir parti güçlü bir biçimde iktidar olur ve koalisyonlar engellenir. Ayrıca her bölgeden bir milletvekilinin seçildiği (dar bölge sistemi) durumlarda da dar çoğunluk sistemi uygulanabilir.

    ü Nisbi Temsil Sistemi : Bir bölgede her parti aldığı y oranında milletvekili çıkarır. Dünyanın pek çok yerinde ise, ülke çapında belirli bir oranın altında oy alan partilerin milletvekili çıkarmasının engellendiği barajlı nisbi temsil sistemi uygulanmaktadır.

    § Hükümet : Parlamento tarafından onaylanan ve yürütme işlevini gören organ hükümettir. Demokrasilerde hükümet, başbakan ve bakanlar kurulundan oluşur ve yaptıkları çalışmalar parlamento tarafından denetlenir. Demokrasilerde hükümet üç biçimde oluşur.

    ü Doğrudan Hükümet : Oy verme hakkına sahip tüm yurttaşlar yönetimle ilgili kararlara doğrudan katılır. Bu hükümet biçiminin pratikte uygulanması olası değildir. Örneğin; Türkiye’de böyle bir sistem uygulanırsa yaklaşık 35 milyon seçmenin bir araya gelip yönetimle ilgili kararlara doğrudan katılması gerekir.

    ü Yarı Doğrudan Hükümet : Hükümet halkın kaderini doğrudan etkileyecek konularda kendini yetkili görmez ve kararların sorumluluğunu halkla paylaşır. Yarı doğrudan hükümetin halkla kararları paylaşırken kullandığı temel araçlar referandum ve plebisittir. Referandum, tek konuda çift seçenekli (evet-hayır) halk oyuna başvurmaktır. Plebisit ise birden çok konuda ve çok seçenekli halkoyuna gitmektir. Bu sistem dünyada yaygın olarak uygulanmamaktadır. Çünkü;

    - Halk oylamaları uzun zaman almakta ve masraflı olmaktadır.

    - Halkın yönetim kararları ile ilgili bilinç düzeyi yetersiz olabilmektedir.

    ü Temsili Hükümet : Halkın yönetme yetkisini bir süre için temsilcilerinin oluşturduğu hükümete bırakmasıdır. Hükümet kendine verilen süre içinde halk adına kararlar alır, devleti yönetir.

    § Bağımsız Mahkemeler : Yasalara uymayanları yargılama ve cezalandırma yetkisini bağımsız mahkemeler kullanır. Yargıç ve savcıların oluşturduğu mahkemeler yasama ve yürütmeden bağımsız olarak çalışmalarını yürütür.



    Demokratik Devleti Özellikleri

    § Laik Devlet : Demokrasilerde devlet dinsel kurallara göre yönetilmez. Laik devlette;

    ü Devletin resmi dini yoktur.

    ü Devlet, tüm din, mezhep ve inançlara eşit uzaklıktadır.

    ü Devlet tüm din ve mezheplerin ayin ve ibadetlerinin özgürce yerine getirebilmelerinin güvencesidir.

    § Sosyal Devlet : Demokrasilerde devlet, yurttaşlarının sosyal ve kültürel gereksinimlerini karşılamak zorundadır. Devlet bu görevi yerine getirmek için vergi alır, bütçeden bu etkinlikler için pay ayırır.

    § Hukuk Devleti : İnsan hakları ve kişi hak ve özgürlüklerine dayanan evrensel hukuk kurallarına göre yapılan yasaların, yönetim görevini üstlenen kişi ve organları da bağladığı devlettir. Hukuk devleti “hukukun üstünlüğü” ilkesine dayanır.

    Hukuk;

    ü Yasaları yapan parlamenterlerin,

    ü Yasaları uygulayan başbakan, bakan ve tüm yöneticilerin,

    ü Yasalara uymayanları yargılayan yargıç ve savcıların üstündedir.

    Yönetim görevini üstlenen herkes hukuka ve yasalara uygun davranmak zorundadır.

    Demokrasilerde “hukukun üstünlüğü” yasama, yürütme, yargı güçlerini kullanan organların karar ve eylemlerinin yüksek mahkemelerce denetlenmesi ile somutlaşır. Anayasa mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, ve Sayıştay devlet organlarının işleyişini denetleyen yüksek mahkemelerdir.



    UYARI : Hukuk, devleti ve hukukun üstünlüğünü yüksek mahkemeler aracılığı ile yönetenlerin keyfi davranışlarından korur. Yasarlın anayasaya uygun olması zorunluluğu devlete süreklilik kazandırmak içindir. Nitekim, bunun için anayasalar yasalara göre daha zor değiştirilir. Hatta bazı anayasa maddeleri asla değişmez. Anayasa Mahkemesi ayrıca siyasi partilerin kapatılmasına karar verir ve suç işleyici hükümet üyelerini “Yüce Divan” adı altında yargılar.



    Anayasa Mahkemesi : Parlamentonun yaptığı yasaların anayasaya uygun olup olmadığını denetler. Anayasalar yasalardan üstündür ve yasalar anayasaya uygun olmak zorundadır. Çünkü anayasalar halk oyuyla kabul edilir ve halkın doğrudan yaptığı anayasalar, temsilcilerinin yaptığı yasalardan üstün sayılır.



    Yargıtay (Temyiz) : Bağımsız mahkemelerin yargılamalarının sonucunda aldıkları kararların yasalara uygunluğunu denetler.



    Danıştay : Hükümetle yurttaş arasındaki sorunları inceleyen Bölge İdare Mahkemeleri’ni denetler. Hükümetin gücünü kötüye kullanmasını ve yurttaşına haksızlık yapmasını önler.



    Sayıştay : Parlamento bütçe ile devlet adına para harcama yetkisini hükümete verir. Sayıştay, hükümetin bu paraları parlamentonun belirlediği alanlara harcayıp harcamadığını parlamento adına denetler.



    Demokrasiyi Diğer Yönetimlerden Farklılaştıran Özellikler



    ü Demokrasilerde yönetim gücünü elinde tutanlar belirli bir süre için bu gücü kullandıklarını bildikleri için halkın isteklerini sürekli göz önüne almak zorundadırlar.

    ü Demokrasilerde halk, yönetenlere daha yakındır ve onları eleştirecek ya da istemlerini onlara iletecek ortamı rahatça bulur.

    ü Demokrasilerde görevini yerine getirmeyen, kötüye kullanan yöneticiler değiştirilir.

    ü Demokrasilerde ekonomik yaşamda olduğu gibi siyasi yaşamda da dikey hareketlilik vardır.

    ü Demokrasilerde özgürlüklerin serbestçe kullanılması gizli düşünce akımlarını büyük ölçüde önler.

    ü Demokrasiler yenilik ve değişmelere açıktır. Yenilik ve değişmelere direnen yöneticiler, kolay kolay işbaşında kalamazlar.



    Ekonomi – Din



    Toplumsal Kurumlar



    Ekonomi



    Ekonominin Tanımı : Sınırsız insan ihtiyaçları ile kıt doğal kaynaklar arasında denge sağlamak, var olan kaynakları akılcı biçimde kullanmak üzere yapılan üretim, bölüşüm, değişim ve tüketim uğraşlarına ekonomik faaliyet denir.
    Ekonomi, tarih boyunca insanlığın üretim araçları ile üretici güçler arasındaki ilişkilerini inceleyen bir bilim olarak karşımıza çıkıyor. Ekonomik faaliyetler toplumların yaşam biçimlerini norm ve değerlerini derinden etkilediği için, sosyoloji ekonomi biliminin verilerini dikkate alır, ondan yararlanır.

    İhtiyaçlar : Ekonomik faaliyetlerin temelinde ihtiyaç yatar. İnsanların maddi ve manevi varlıklarını sürdürmek için duydukları yokluk ve eksikliklere ihtiyaç (gereksinim) denir.
    İhtiyaçlar önceliklerine göre ikiye ayrılırlar :

    ü Birincil (Biyolojik) İhtiyaçlar : Organizmanın varlığını sürdürmek için gerekli olan beslenme, barınma gibi ihtiyaçlar.

    ü İkincil (Sosyal ve Kültürel) İhtiyaçlar : Beğenilme, ait olma, kendini geliştirme gibi insanın sosyal ve kültürel bir varlık olarak duyduğu ihtiyaçlar.



    UYARI : Burada, psikolojinin konuları ile bir bağlantı kurmak gerekirse birincil ihtiyaçlar fizyolojik güdüleri, ikincil ihtiyaçlar toplumsal güdüleri karşılar. Yine psikolojideki güdülenme konusu göz önüne alınırsa birincil ihtiyaçlar evrenseldir, yani tüm insanlar için aynı biçimde zorunludur. İkincil ihtiyaçlar görelidir, yani insanlara ve toplumlara göre değişir.

    İhtiyaçların Özellikleri

    ü İhtiyaçlar sınırsızdır.

    ü İhtiyaçların şiddeti birbirinden farklıdır.

    ü İhtiyaçların şiddeti kişilere göre değişir. (Relativdir.)

    ü İhtiyaçlar doyuruldukça şiddeti azalır.

    ü Benzer ihtiyaçlar birbirinin yerine geçebilir.

    Mallar ve Hizmetler : İhtiyaçlar mal ve hizmetlerin tüketilmesi ile karşılanır.
    ü Mallar : İhtiyaçları karşılayan nesnelere mal denir.

    MAL ÇEŞİTLERİ

    Serbest Mal
    Ekonomik Mal


    Tüketim Malı
    Üretim Malı
    Ara Mal


    Dayanıksız Tüketim Malı
    Dayanıksız Üretim malı (Hammaddeler)



    Dayanıklı Tüketim Malı
    Dayanıklı Üretim Malı (Üretim Araçları)





    UYARI : Serbest mallar ekonomi biliminin konusuna girmez. Bir başka deyişle ekonomi serbest malları mal olarak görmez.

    UYARI : Bir mal kullanılış biçimine göre hem serbest mal, hem ekonomik mal, hem üretim malı, hem tüketim malı olabilir. Örneğin, su, çeşmeden içilip karşılığında para verilmemişse serbest mal; bakkaldan şişe suyu olarak satın alınmışsa ekonomik mal; içilerek kullanılmışsa tüketim malı; tarlada ürünleri sulamada kullanılmışsa üretim malıdır.



    Tüketim malı : İnsanların ihtiyaçlarını karşılamak üzere doğrudan kullandıkları mallardır. Kısa sürede kullanıp yok ettiğimiz mallar dayanıksız tüketim malı, uzun süreli kullanıp eskittiğimiz mallar dayanıklı tüketim malıdır.



    Üretim malı : Doğrudan tüketilmeyip bir başka tüketim malının elde edilmesine yarayan mallardır. Başka malları elde ederken kullanılan araç ve gereçler yani üretim araçları dayanıklı üretim malları, başka malları elde ederken kullanılan ham maddeler dayanıksız üretim mallarıdır.



    Ara mal : Üretim mallarının tüketim malı haline dönüştürülürken aldığı yeni biçim ara maldır. Örneğin, un, buğdaydan ekmek elde etme sürecinde ara maldır. Ara mallar da üretim malı sayılır.



    ü Hizmet : İnsanların sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını karşılayan işlere hizmet denir. Hizmetler ikincil ihtiyaçların karşılanmasına yöneliktir. Hizmet, turizm, adalet, ulaşım, eğitim, sağlık, sanat, spor gibi alanlarda insanların ihtiyaçlarını karşılar.

    Değer : İnsanların bir mala ya da hizmete yükledikleri öneme değer denir. Mal ve hizmetlerin değeri iki biçimde ortaya çıkar.
    ü Kullanım değeri : Mal ve hizmetlerin ihtiyacı giderme özelliğine fayda denir. Eğer mal ve hizmetlerin değeri, kullanana sağladığı faydanın derecesine göre belirleniyorsa bu kullanım değeridir.

    ü Değişim değeri : Bir malın değerinin alış-veriş sırasında başka mallarla karşılaştırıldığında ortaya çıkan değeridir.

    UYARI : Bugün ekonomide değerden kastedilen değişim değeridir. Kullanım değeri daha çok ilkel toplumlara özgüdür. Örneğin, ilkel bir toplumda insanların soğuktan korunmak için üzerlerine giydikleri bir kürkü, bir külçe altın vererek almak isterseniz alamazsınız. Günümüz toplumlarında ise kürkün karşılığında bir külçe altın alamazsınız.

    Mal ve hizmetlerin duruma göre kullanım değeri çok, değişim değeri az olabilir ya da değişim değeri çok kullanım değeri az olabilir. Örneğin, havanın, suyun, ekmeğin kullanım değeri çok değişim değeri azdır. Oysa, altının, elmasın, sanat eserlerinin değişim değeri çok kullanım değeri azdır.



    Değeri Belirleyen Etmenler



    Emek : Bir mal ya da hizmetin üretiminde verilen emek değerin belirlenmesinde etkili olur. Örneğin el dokuması halı çok emek verilerek üretildiği için fabrikasyon halıdan daha değerlidir.



    Azlık : Mal ya da hizmetin ihtiyaca göre doğada az bulunması ya da az üretilmesi değeri yükseltir. Örneğin, altın, elmas, uranyum az bulunduğu için değerlidir.



    Toplumsal değer yargıları : Toplumun düşünce ve inanışları mal ve hizmetlerin değerlerinin belirlenmesinde etkili olur. Örneğin; Domuz etinin Müslüman toplumlarda ekonomik değeri yoktur.



    Fayda : Mal ve hizmetin değerini kullanana sağladığı fayda belirleyebilir. Örneğin, araba, ev insanların yaşamlarını kolaylaştırdığı için değerlidir.



    Fiyat (Eder) : Mal ve hizmetlerin birim para insinden değerine fiyat denir. Mal ve hizmetlerin değeri fiyata göre belirlenir. Mal ve hizmetlerin fiyatları piyasalarda oluşur. Piyasalar alıcı ve satıcıların karşı karşıya geldiği yerlerdir.



    Fiyatı Belirleyen Etmenler :



    Arz (Sunu) : Piyasaya sunulan mal miktarıdır.



    Talep (İstem) : Alıcıların bir malı isteme derecesidir.



    Kalite : Bir malın ihtiyacı gideren mallara göre daha kullanışlı olmasıdır.



    Rekabet (Yarışma) : Piyasaya aynı malı süren firmaların mücadelesidir. Bir mal ya da hizmetin arzı çok, talebi azsa fiyatı düşer, arzı az talebi çoksa fiyatı yükselir. Arzın da talebin de çok olması durumunda kaliteli malın fiyatı daha çok olur. Piyasaya aynı malı süren firmaların sayısının az ya da çok olması ve malı piyasaya sürüş biçimleri de fiyatı etkileyen bir faktördür.

    Para : Mal ve hizmetlerin fiyatını belirleyen değişim aracı ve değer ölçüsü olarak kullanılan kıymetli kağıt ya da madenlere para denir.
    UYARI : Para, günlük dilde kullanıldığı gibi yalnızca devletlerin bastığı banknot (kağıt para) ya da madeni paraları anlatmaz. Alışverişe konu olan her türlü kıymetli kağıt ve maden paradır. Yeni çek, senet, hisse senedi, yerine göre altın, gümüş para kavramının kapsamına girer.



    Paranın İşlevleri



    ü Para, değişim aracıdır. Mal ve hizmetleri, mal ve hizmetlerle değiştirmek yerine aracı olarak para kullanılır. Örneğin, bir öğretmen sınıfta anlattığı ders ya da okulda yaptığı çalışmalarla hizmet üretir. Bu üretimi karşılığında hizmet verdiği kesimlerden doğrudan gereksinimlerini karşılayan mal ve hizmet almak yerine maaş olarak para alır ve aldığı para ile başkalarından diğer mal ve hizmetleri satın alır.

    ü Para, değer ölçüsüdür. Mal ve hizmetlerin değeri para ile ölçülür. Tüm mal ve hizmetlerin parasal karşılığı vardır. İhtiyaçlarımızı karşılayan her mal ve hizmet için belirlenmiş miktarlarda para ödememiz gerekir.

    ü Para, tasarruf aracıdır. İnsanlar gelirlerinden tüketemedikleri kısmı mal ve hizmet olarak saklamak yerine para olarak saklamayı tercih ederler. Örneğin, 500.000.000 TL. geliri olan bir insan, bunun 300.000.000 TL’sini tasarruf yapmışsa bunu yerine göre ulusal para, yabancı para, hisse senedi, altın, elmas gibi para olarak değerlendirir.

    ü Para, değer taşıyıcısıdır. Mal ve hizmetlerin değeri paraya taşınır. Örneğin, bir mal ya da hizmetten yararlanmak isteyen bir insan, bunu alacak gücü yoksa para ile borçlanarak onu alır. Böylece mal ve hizmetin değeri paraya taşınır.



    Para ile İlgili Kavramlar



    ü Enflasyon : Mal ve hizmetlerin fiyatlarının yükselmesi sonucu paranın satın alma gücünün düşmesidir. Enflasyonun nedeni, dış satımın (ihracatın) az, dış alımın (ithalatın) çok, üretimin az, tüketimin çok olması yani bütçe açığıdır. Bir devlet ürettiğinden çok tüketiyorsa, sattığından çok alıyorsa enflasyon yaşar. Enflasyon iki biçimde ortaya çıkar :

    - Talep Enflasyonu : Bir mal ya da hizmetin arzı az, talebi çoksa malın fiyatı yükselir.

    - Maliyet Enflasyonu : Bir malın üretimi sırasındaki girdilerin fiyatların yükselmesi malın fiyatını yükseltir. Örneğin, üretim sırasında, hammadde girdilerinin, işçilik masraflarının artması satış fiyatının artmasına yol açar. Enflasyon yaşayan ülkelerde maliyet enflasyonunu ithal enflasyon da etkiler. Ulusal paranın değerinin düşmesi sonucu dışardan alınan malların fiyatlarının yükselmesi, bunun sonucu maliyet fiyatının yükselmesi ithal enflasyondur.



    Enflasyonun Sonuçları

    - Halkta ulusal paradan kaçış, mala ve yabancı paralara doğru yönelme artar.

    - Yatırımcılar, yeni iş alanlarına yatırım yapıp üretimi artırmak yerine para ile para kazanacakları ölü alanlara yönelirler.

    - Dar ve sabit gelirliler daha çok yoksullaşır.

    - Enflasyondan zarar gören geniş halk kitlelerinin rahatsızlığı yönetenleri zor durumda bırakır, siyasal istikrarsızlık doğar.

    - Devletin dışarıya olan borçları nedeni ile IMF, Dünya Bankası ve alacaklı devletlerin zorlaması ile ulusal paranın değeri yabancı paralar karşısında düşer. (Devalüasyon)



    Enflasyonun Önlenmesi



    - Enflasyonu önlemek için üretimin ve dış satımın artırılması, tüketimin ve dış alımın azaltılması gerekir. Böylece bütçe denkleştirilir.

    Uzun vadede bunlar yapılırken kısa vadede de;

    - Vergi düzenlemeleriyle devletin gelirleri artırılır; yeni vergiler konur, vergi kaçakları önlenir, vergilendirilmemiş alanlar vergilendirilir.

    - Devlet harcamalarında tasarrufa gidilir. Devlet giderlerini alt düzeyde tutarak bütçenin denkleşmesi için çaba harcar.

    - Tasarruf faizleri yükseltilerek mala ve yabancı paralara olan talep azaltılır. Faizlerin yükselmesi ile toplanan paralar yatırımcılara kredi olarak verilir. Böylece uzun vadede enflasyonu önleyerek üretken işletmelerin açılması teşvik edilir.

    - Tüketici kredileri ve taksitli satışlar sınırlandırılarak mala karşı talep azaltılır.

    - Gerekirse ulusal paranın değeri dış yabancı paralar karşısında makul oranlarda düşürülür. İhracat ve ithalat yolları açılır.

    ü Devalüasyon : Bir devletin ulusal parasının yabancı paralar ve altın karşısında değerinin düşürülmesidir. Yüksek enflasyon yaşayan devletlerin dış borçlarının artması sonucu, ulusal paranın değeri resmi olarak düşürülür. Bu değer düşürme işleminde IMF, Dünya Bankası gibi uluslar arası finans kuruluşlarının zorlamasının etkisi büyüktür.

    ü Deflasyon : Ulusal paranın değerinin yükselmesi sonucu mal ve hizmetlerin fiyatlarının düşmesidir. Deflasyon üretimin tüketimden, dış satımın dış alımdan çok olması durumunda görülür.

    UYARI : Gerek enflasyon önlenirken, gerekse deflasyon yaşanırken ekonomi, talep yetersizliği nedeni ile yatırımların ve üretimin durması, işsizliğin artması gibi stagfasyona (ekonomide durgunluk)da girebilir. Enflasyon önlenirken tasarruf faizlerinin yükselmesi, taksitli satışların ve tüketici kredilerinin sınırlandırılması sonucu talebin en alt düzeye inmesine yol açabilir. Bu durumda var olan işletmeler ürettikleri malı satamaz duruma gelir, bunun sonucu yatırımlar durur, stoklar çoğalır, işletmeler kapanır, işçiler çıkartılır. Aynı durum deflasyon sonucu da yaşanabilir. Deflasyon yaşayan ülke iç pazarı doyurduktan sonra ürettiği malları satacak dış pazar bulamazsa gene üretim ve yatırım durur, stoklar çoğalır, işsizlik baş gösterir.

    ü Revalüasyon : Bir devletin ulusal parasının yabancı paralar ve altın karşısında değer kazanmasıdır.



    Ekonomik Hayatın Ana Unsurları :
    EKONOMİK FAALİYETLER

    ÜRETİM
    BÖLÜŞÜM
    DEĞİŞİM
    TÜKETİM

    Doğal Kaynaklar
    Rant




    Emek
    Ücret




    Girişim
    Kar




    Sermaye
    Faiz




    Teknoloji
    Teknik Bilgi Ücreti (Know-how)







    Üretim : Mal ve hizmetlerin fayda sağlamak amacı ile biçiminin, yerinin ve adedinin değiştirilmesine üretim denir. Örneğin, fayda sağlamak amacı ile buğday tohumunu ekip büyüterek çok sayıda buğday elde etmek, buğdayın biçimini değiştirip un ve ekmek haline dönüştürmek, ekmeği fırından alıp satmak amacı ile pazara (bakkala, markete) taşımak birer üretim faaliyetidir.



    Bölüşüm : Üretim sonucu elde edilen gelirin üretime katılan unsurlar arasında paylaşılmasıdır. Üretimde : Doğal kaynakların mülkiyetine sahip olduğu için katılan unsur üretim sonucu rant (kira) elde eder, emeğiyle katılan ücret alır, girişim gücüyle katılan kar ya da zarar eder, sermaye ve teknoloji ile katılan unsur ise faiz alır.



    Değişim : Mal ve hizmetlerin, mal ve hizmetlerle ya da parayla değiştirilmesidir. Mal ve hizmetlerin, mal ve hizmetle değiştirilmesine ise trampa (takas) denir.



    Tüketim : Mal ve hizmetlerin ihtiyaçlarını gidermek amacıyla kullanılmasıdır. Tüketim, bireylerin gelir düzeyi ile doğru orantılı fiyatlarla ters orantılıdır. Gelir düzeyi arttıkça tüketim artar; fiyatlar arttıkça tüketim azalır. Gelirin tüketilmeyen bölümüne ise tasarruf denir.



    Doğal Kaynaklar : Ova, ırmak, orman, maden rezervleri, denizler olmadan üretim olmaz.



    Emek : Doğal kaynakları işleyen, biçimini ve yerini değiştiren, adedini çoğaltan kas gücü yani iş gücüdür.



    Girişim : Üretim faaliyetlerini planlayan, düzenleyen ve örgütleyen beyin gücüdür.



    Sermaye : Üretimin adedini ve kalitesini artıran üretim araçları ve hammaddelerdir.



    Teknoloji : Üretim araçlarının gücünü ve etkinliğini artırmak için bilimsel buluşların araç ve gereçlere uygulanmasıdır.



    İş Bölümü : Farklı işlerin farklı insanlar tarafından ya da aynı işin farklı kısımlarının farklı insanlar tarafından yapılmasına iş bölümü denir. Tarihsel gelişim sürecinde toplumlarda ağırlıklı olarak üç temel iş bölümü görülür.
    - Doğal İş Bölümü : Yaşa ve cinsiyete bağlı olarak görülen iş bölümüdür. Kadın ve erkek, çocuk, yetişkin ve genç kendi beden ve güç yapılarına göre farklı işler yaparlar. Ağırlıklı olarak ilkel toplumlarda görülür.

    - Mesleki İş Bölümü : Farklı işlerin farklı insanlar tarafından yapılmasıdır. Toplumların toprağa yerleşmesi ile görülür.

    - Teknik İş Bölümü : Aynı işin farklı kısımlarının farklı kişiler tarafından yapılmasıdır. Sanayi devrimi ile önem kazanmıştır.



    İş bölümünün Yararları
    İş Bölümünün Sakıncaları

    Yetenek, beceri ve zekasını kullanacağı bir işte sürekli çalışan insan o alanda yenilikler yapar, yaptığı işi geliştirir. İşine kendinden bir şeyler katan insan yaratıcılığını geliştirerek mutluluk duyar.
    Birey, yetenek, zeka ve becerilerini kullanamadığı bir işte sürekli çalışırsa otomatlaşır, işine, kendine ve topluma yabancılaşır, toplumsal ve psikolojik bunalımlar yaşar.

    Kısa sürede daha çok üretim yapılır.
    Özellikle teknik iş bölümüne yönelik eğitim uzun zaman alır ve masraflı olur.

    Üretim kalitesi ve verimi artar.





    Din



    Sosyoloji dinlerin ayin, ibadet ve inanç biçimlerini içeriklerinden çok, onların toplumsal yaşama etkilerini ve tarihsel gelişim sürecinde karşılaşılan farklı dinsel anlayışların biçimlenişini etkileyen faktörleri inceler.

    Tüm dinler, inanç, ayin ve ibadet kurallarının yanı sıra toplumda düzeni sağlayan kurallar sistemi olarak da işlevlere sahiptirler.

    Tarihsel gelişim sürecinde görülen başlıca din anlayışları şunlardır :

    Totemizm : Kutsal sayılan bitki ve hayvanlara tapılan din anlayışıdır. Ağırlıklı olarak ilkel toplumlarda görülür.
    Manizm : Doğaüstü ve gizli güçlerin bazı insanlarda bulunduğuna inanılan din anlayışıdır.
    Naturizm : Doğal varlıkların ve olayların kutsallaştığı din anlayışıdır. Tarımın insan yaşamında önem kazanması ile tarımsal üretimi yöneten doğal olaylar kutsallaşmıştır.
    Politeizm (Çok tanrıcılık) : Farklı dinlere inanan grupların bir arada yaşaması sonucu oluşan tüm toplumsal gruplarda site devletlerinde ağırlıklı olarak görülür.
    Monoteizm (Tek tanrıcılık) : Tek ve soyut bir tanrıya inanılan din anlayışıdır. Müslümanlık ve Hıristiyanlık gibi dinler Orta Çağ feodal toplumlarında doğup yaygınlaşmıştır.


    Din ve Sosyal Düzen



    Sosyal gruplar tarafından benimsenen din, diğer sosyal kurumlardan etkilenir ve onları etkiler. Örneğin tarımın insan yaşamında önem kazanması ile ekonomi kurumu din anlayışını etkilemiş ve naturist dinlere geçilmiştir. Aynı biçimde dinsel kurallar, aile, hukuk, ahlak gibi pek çok kurumu etkilemiş ve biçimlendirmiştir.



    Din ve Laiklik



    Toplumsal kurumların işleyiş ve düzenlemelerinin dinsel kurallara dayanmadan yapılmasına laiklik denir.

    Ülkemizde laiklik Cumhuriyet’le birlikte uygulamaya konulmuş, hilafet kaldırılmış ve devletin resmi dininin olmaması ilkesi anayasaya girmiştir.
  2. (¯`•вєуαz мєℓєк•´¯)

    (¯`•вєуαz мєℓєк•´¯) Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    5 Mart 2008
    Mesajlar:
    1.270
    Beğenileri:
    310
    Ödül Puanları:
    36
    paylaşım için teşekkürler
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.

Sayfayı Paylaş