Türk Besteciler

Konu 'Müzik' bölümünde Toгgαи tarafından paylaşıldı.

  1. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.809
    Ödül Puanları:
    38

    Zekâi Dede Efen*di
    Besteciler - Türk Bestecileri
    İlköğrenimi sırasında sesinin güzelli*ğiyle dikkati çeken Zekâi Dede Efen*di, amcasından Kur'an öğrenerek ha*fız oldu; babasından hat dersleri, Ba*lıklı Hoca Efendi'den de medrese dersleri aldı. İlk müzik eğitimine bes*teci Eyyubi Mehmet Bey'den ders ala*rak başladı. İlahi ve şarkı türünde ilk bestelerini bu dönemde yaptı. Daha sora Hammâmizade İsmail Dede'den meşk etti (1844-1845). 1845'te Mısır valisi Said Paşa'nın yeğeni Mustafa Fazıl Bey'in çağrısıyla Mısır'a gide*rek, prensin sarayında daire müdür*lüğü ve müzik eğitmenliği görevlerin*de bulundu. Mustafa Fazıl Bey, paşa rütbesiyle İstanbul'a atanınca, onun*la birlikte İstanbul'a döndü. 1868'de Mevlevi tarikatına giren Ze*kâi Dede Efendi, Yenikapı Mevlevihanesi şeyhi Osman Selahattin Dede'ye kapılandı. 1883'te Darüşşafaka'da on dört yıl sürdüreceği müzik öğretmen*liği görevine başladı. Bir yıl sonra da, öğrencisi ve Bahariye Mevlevihanesi şeyhi Hüseyin Fahrettin Dede'nin öne*risiyle, çile çıkarmamış olmasına kar*şın, dede unvanı verilerek mevlevihanenin kudümzenbaşılığına atandı ve ölene kadar bu görevde kaldı. Klasik Türk müziği repertuvarının gü*nümüze ulaşmasında Zekâi Dede Efendi'nin önemli katkıları olmuştur. Sait Halim Paşa koleksiyonunun büyük bir bölümünü Zekâi Dede Efendi okumuş, Nikoğos Ağa da yazmıştır.


    BESTECİLİĞİ


    Çok iyi arapça ve farsça bilen, az da olsa ney çalan Zekâi Dede Efendi, ya*şamının son yıllarında Batı nota yazı*sını öğrenmesine karşın, bu notayı da, Hamparsum notasını da kullanmamış*tır.

    Zekâi Dede Efendi eğitmen olarak, aralarında Rauf Yekta Bey, Dr. Suphi Ezgi, Ahmet Rasim, Şevki Bey, vb'nin de bulunduğu birçok öğrenci yetiştirmiştir.
    Zekâi Dede Efendi'nin dinsel ve din*dışı form ve usullerde bestelediği ya*pıtlarından pek çoğu, nota kullanma*dığından unutulmuştur. Günümüze ge*lebilen besteleri, dinsel nitelikte beş mevlevi ayin-i şerifi, bir mersiye, bir tevşih, iki teşbih, dört durak, otuz se*kiz şugl (arapça güfteli ilahi) ve din*dışı nitelikte bir kâr-nâtık, iki kâr, kırk beste, sekiz nakış beste, yirmi üç ağır semai, yirmi iki yürük semai, yirmi ye*di şarkı, sekiz marştan oluşmaktadır.

    Usul, ritim ve melodi öğelerini zevkli bir üslupla bağdaştıran Zekâi Dede Efendi, lenk fahte usulünde olağanüs*tü bir ustalık göstermiştir.



    Eserleri:


    Suzinak nakış II. beste (lenk fahte): Serde hevâ-yı kâkül dilde hayâl-i ca*nan.
    Suzinak şarkı (ağır aksak): Vakf-ı râh-ı aşkın etmişken bütün cân ü teni (güf*te: Avnî)
    Hisarbuselik nakış yürük semai (yü*rük semai): Gönlüm heves-i zülf-i si-yehkâre düşürdüm.
    Hicazkâr nakış IV. beste (lenk fahte): Hicr-i lebinde yârin bir dil ki oldu na*hoş
    Hicazkâr ağır semai (ağır sengin se*mai): Gülşende hezâr nağme-i dem-sâz ile mahzûz.
    Hüzzam nakış yürük semai (yürük se*mai): Dil verdiğin ol çeşm-i siyeh mes*te işittim (güfte: Enderunî Vâsıf).
    Acemaşiran beste (muhammes): Bin cefa görsem ey sanem senden.
    Ferahnak beste (hafif): Söyletme be*ni canım efendim kederim var.
    Ferahnak nakış yürük semai (yürük semai): Sensiz cihanda âşıka işret re*va mıdır.
    Bayati beste (devr-i kebir): Ol gülün gülzâr-ı hüsnü bad-ı mihnet bulmasın.
    Neva şarkı (yürük semaî): Yine bağ*landı dil bir nevnihâle.
    Hisarbuselik harp şarkısı marşı (ağır düyek): Çekip şemşir-i safvet, eyledin düşmanların tedmir (1897 Osmanlı-Yunan savaşı için).
    Hicaz marş (aksak; Vatan Marşı): Ben bir Türküm dinim cinsim uludur (güf*te: Mehmet Emin Yurdakul).
  2. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.809
    Ödül Puanları:
    38
    Ekrem Zeki Ün
    Besteciler - Türk Bestecileri
    Türkiye'nin ilk orkestra yönetmeni ve İstiklalMarşı'nın bestecisi Osman Ze*ki Üngör'ün (1880-1958) oğlu olan Ek*rem Zeki Ün, ilk keman derslerini dört yaşındayken babasından aldı. İlk ve ortaöğrenimini İstanbul'daki Fransız okullarında tamamlayarak 1924'te Maarif Vekâleti'nin bursuyla Paris'e gitti. Ecole Normale de Musique'te altı yıl süren öğrenimi boyunca dönemin ünlü hocalarından keman, armoni, beste dersleri aldv. Öğrencilik yılların*da La flüte dejâde (1928) ve Bilitis 'in Şarkıları (1928) gibi ses ve piyano için küçük yapıtlar gerçekleştirdi. 1930'da yurda dönen Ekrem Zeki Ün babasının müdürlük yaptığı Musiki Muallim Mektebi'ne keman öğretme*ni olarak atandı. Aynı zamanda Riyaset-i Cumhur Orkestrası'na ke*mancı olarak katıldı. 1934'e kadar Ankara'da çalışan Ekrem Zeki Ün bu süre içinde keman için gerçekleştiril*miş ünlü yapıtları Türkiye'de ilk kez seslendiren konserler verdi. Bu ara*da Anadolu halk ezgilerine ilgi duy*maya ve bunlardan kaynaklanan par*çalar yazmaya başladı: 1932'de bes*telediği KeL Emin Türküsü, Yosmanın Türküsü ile 1933'te bestelediği Yu*nus'un Mezarında ve Zile Türküsü, bestecinin bu döneminin örnek göste*rilecek yapıtlarıdır. 1934'te İstanbul'a Musiki Muallim Mektebi'ne kendi isteğiyle atandı. Öğ*retmenliğin yanı sıra Ferdi Ştatzer ve piyano sanatçısı Verda Kâzım eşliğin*de pek çok resital verdi. 1934'te "Türk Dördülü" adını verdiği Birinci Yaylı Dördülü 'nü yazdı. 1938'de Ver*da Kâzım ile evlendi. Bu arada gele*neksel Türk müziğiyle de ilgilenerek Mehmet Suphi Ezgi'den yararlandı ve İkinci Yaylı Dördülü'nü makam ve usullere göre yazdı (1935). 1945'te İstanbul Belediye Konservatuvarı'nda keman öğretmenliğine baş*ladı. Aynı yıllar konservatuvar öğren*ci orkestrasını kurarak İstanbul'daki lise ve yüksekokullarla kültür merkez*lerinde konserler düzenledi. Bu ara*da İstanbul Şehir Orkestrası konserlerine de konuk yönetmen olarak ka*tıldı. 1951'de Tahir Sevenay ile birlik*te Okullarda Güzel Müzik kitabını ya*yımladı. 1952'de Yaylı Üçül'ü, 1954'te Obualı Dördül'ü yazdı. Bestecinin senfonik orkestra için ya*pıtları 1955'ten sonra ortaya çıkma*ya başladı. İlk konçerto çalışması, Korangle Konçertosu 'dur (1956). Solo korangle ile arp, yaylı ve vurma çalgı*ları kapsar; tek bölümlüdür. Bunu eşine sunduğu Piyano, Timpani ve Yaylı Çalgılar İçin Konçerto'su (1956) izle*di. 1956'da Yurdum başlıklı senfonik şiiri yazdı.


    1958'de gene Tahir Sevenay ile birlik*te Ortaokullarda Müzik adlı ikinci ki*tabı yayımladı (bu kitap Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ortaokullara ders kitabı olarak kabul edildi). 1960'ta koro için çokseslendirdiği türkülerle, ses ve piyano için yazdığı marşları bir araya getirerek Marşlar-Türküler başlığı altında yayımladı.


    Piyano İçin Küçük Parçalar (1960) ile Çocuklar İçin (1970) adlı piyano yapıt*ları, eğitsel amaç güttüğünden yalın, ezgisel ve kolay anlaşılır bir müzik dili içerir. 1961'de, sonradan ele alıp ye*niden düzenleyeceği (1982) Keman Konçertosu'nı yazmaya başladı. 1962'de piyano için Doğaç, Güzelle*me, Yiğitleme ve Köçekçe gibi parça*lar yazdı. Aynı yıl Milli Eğitim Bakan*lığı onayıyla ilkokullarda okutulmak üzere İlkokullarda Müzik kitabını ya*yımladı. 1965'te Gençlik İçin Çokses*li Türküler ile Liselerde Müzik başlıklı ders kitabı gene Milli Eğitim Bakanlığı'nın onayıyla yayımlandı. 1969'da İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü'ne atandı. 1971'de karma koro için Asya 'dan Geliş-Aydm Türküsü ve Yunus Emre'nin sözlerine dayalı **üm İçin Ağıt'ı besteledi. Aynı yıl flüt ve piyano için Sonat\ yazarak flütçü Nazım Acar'a sundu. 1972'de Ortaokul ve Liseler İçin Piyano Eşliğinde Türküler başlıklı kitabı*nı yayımladı. Aynı yıl İstanbul Bele*diye Konservatuvarı'ndan emekli ol*du. 1973'te yazdığı Eğitim Senfonisi, konservatuvar öğrencilerinden kuru*lu orkestraları eğitmek amacıyla, zor bölümler içeren bir yapıttır. 1975'te de yaş sınırı nedeniyle Atatürk Eğitim Enstitüsü'ndeki görevinden ayrıldı. 1976'da İkinci Piyano Konçertosu 'nu besteledi. Özgür çağrışımlarla, doğaç*tan çalınıyormuş izlenimini bırakan bu tek bölümlük konçerto, kornoların sunduğu bir tema ile başlar. Bu bir halk türküsüdür. Piyano ile orkestra söyleşiye başlar ve piyano bir vurma çalgı gibi horon ritmini yineler durur. Öbür vurma çalgıların sürdürdüğü ağır bir orta kısımdan sonra piyano tek başına uzun bir bitiş cümlesi su*nar ve tüm orkestra aynı cümleyi yi*neleyerek yapıtı bitirir. Bestecinin 1961'de başlayıp 1982'de yeniden düzenlediği keman konçerto*su, 1986'da İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası tarafından çalınmış ve Ergun Tekinson'un solosuyla seslendiril*miştir. İki bölümü bir kadansın birleştirdiği bu yapıt, alışılagelmiş klasik bi*çim anlayışından uzaktır. Solo klarinetin küçük bir cümlesinden sonra üf*leme çalgıların, ardından da yaylıla*rın katılmasıyla bir ön-giriş oluşur. Keman yavaş yavaş bir uyanışı duyururcasına orkestraya katılır ve hemen ön plana geçer. İkinci Piyano Konçer*tosu gibi doğaçtan yazılmış izlenimi*ni bırakan bu yapıtta keman zaman zaman duygusal ya da kararlı cümlelerle orkestra ile söyleşi içindedir. Timpaninin ortaya çıkışıyla yapıt ye*ni bir kişilik kazanır. Kemanın sergi*lediği kadanstan sonra gitgide bir oyun havası niteliğine bürünen kon*çerto, çelloların ve kemamn ele aldı*ğı bir duygusal ara fikri görkemli bir "koda" ile sona erdirir.


    SANAT ANLAYIŞI


    Ekrem Zeki Ün'ün çalışmaları üç ev*rede incelenebilir: 1924-1934 yılları arasındaki birinci döneminde Fransız izlenimciliği etkisiyle yazdığı kısa şan parçaları; 1934-1954 yıllan arasında yer yer makamsal müzikten, yer yer Anadolu türkülerinden kaynaklanan ve kendi müzik dilini arayan çalışma*ları (bu dönemde oda müziği toplulu*ğu için yazdığı yapıtlar, büyük orkes*traya doğru yönelmiştir); 1955'ten sonra, kendine özgü bir dil bulduğu, hiçbir halk motifi kullanmaksızm Do*ğu gizemciliğinin ve tasavvufun da et*kin olduğu, Piyano, Timpani ve Yaylı Çalgılar İçin Konçerto 'suyla başlayan ve günümüze dek süren olgunluk dö*nemi.


    Ekrem Zeki Ün, her yeni yazdığı ya*pıtta kendini yenilemeyi öngörmüş, yeni renkler aramıştır. Tek sesli mü*ziğin zamanını doldurduğunu, bundan böyle Osmanlı devamı olan klasik Türk müziğinin ancak korunması ge*rektiğini, bu yolda yeni beste yapıla*mayacağım savunur. Halkın da ken*dini eğitmesi, yeni yapılan çoksesli bestelere karşı ilgi göstermesi gereği üstünde durur.

    Yapıtları modal, çokritimli (poliritmik) bir doku içinde olan Ekrem Zeki Ün, Türk Beşleri ile aynı dönemi paylaş*mış olduğu halde, kendi kişiliği içinde bir bağımsız olarak düşünülebilir
  3. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.809
    Ödül Puanları:
    38
    İlhan Usmanbaş
    Besteciler - Türk Bestecileri
    Müziksever bir aile ortamında büyü*yen ve küçük yaşta kendi kendine vi*yolonsel çalışmaya başlayan İlhan Usmanbaş, Galatasaray Lisesi'ndeki öğ*renciliği boyunca Sezai Asal ile mü*zik çalışmaları yaptı. 1941'de liseyi bi*tirerek İstanbul Edebiyat Fakültesi' ne ve Belediye Konservatuvarı'na öğ*renci oldu. Konservatuvarda Cemal Reşid Rey'in armoni, Sezai Asal'ın viyolonsel derslerini izledi. 1942'de Ankara Devlet Konservatuvarı'nın Kom*pozisyon Bölümü'ne geçerek Ferit Alnar ve Ahmet Adnan Saygun ile ar*moni, David Zirkin ile viyolonsel ça*lışmaya başladı. Öğrencilik yıllarında, Faure, Ravel ve Stravinski'nin etkile*rini taşıyan ilk yapıtı piyano için Altı Prelüd'ü (1945) gerçekleştirdi. 1946'da bestelediği, yaylı çalgılar or*kestrası için Küçük Gece Müziği 'nde Mozart'ın aynı adı taşıyan yapıtına öykündü, ancak armoni kullanışı ve ezgi yapısı açısından XX. yy. renkleri taşıyan yeni-klasik (neo-klasik) bir de*neme ortaya koydu. Öğrencilik yılla*rının sonlarına doğru, 1947'de yazdı*ğı Yaylı Dördül'de Hindemith ve Bartok'un yanı sıra, Türk halk müziği öğe*lerinden de esinlendi (bu yapıt 1955'te A.B.D'nde FROMM Müzik Ödülü'nü kazanmasını sağladı). 1948'de Ankara Devlet Konservatu*varı'nın ileri dönemini bitiren İlhan Usmanbaş, aynı yıl solfej öğretmenli*ğine başladı, Birinci Senfoni'sini or*taya çıkardı. 1951'de ilk on iki ton ya*zısını içeren Çello ve Piyano İçin Mü*zik no.l 'i besteledi. Aynı yıl Kemal İlerici ile birlikte Türk müziği ve makamları üstüne çalışma*lar yaptı. Bu çalışmaların doğrultu*sunda bestelediği Çello ve Piyano İçin Müzik no. 2'yi (1951) Türk makamları üstüne yazdı.


    1952'de Unesco aracılığıyla A.B.D'ne gitti. Dört ay sonra yurda dönüp An*kara'da Helikon Derneği'nin kurucu*ları arasına katıldı. Bu dönemde yazdığı Üç Müzikli Şiir (1952), Dali'den Üç Resim (1953) ve Beş Etüd (keman ve piyano için, 1953-1955) genellikle dizisel yöntemi içeren yapıtlar oldu. 1956'da Ankara Devlet Konservatuvarı'nda müzik tarihi öğretmenliği ya*pan besteci 1957-1958 yılları arasın*da Rockefeller bursuyla A.B.D'ne git*ti. Birçok çağdaş besteciyle tanıştığı bu dönemde yazdığı yapıtlarmı dizisel ve özgür yöntemlerle gerçekleştirdi. 1958'de bestelediği Şiirli Müzik ile Kusevitski Ödülü'nü aldı. 1963'te form bilgisi öğretmenliği, 1964'te beş aylık bir süre için Anka*ra Devlet Konservatuvan müdürlüğü yaptı. 1966'da Wieniawski beste ya*rışmasında, Polonya'da birincilik ödü*lünü, Boşluğa Atlayış başlıklı keman ve dört çalgıyı içeren yapıtıyla kazan*dı.



    1966'da yazdığı Bölüm başlıklı senfo*nik yapıtı, 1960'lardan beri denediği özgür ritimli yazıya göre geleneksel notalama yöntemine bir dönüş oldu. Ayrı planlarda devinen salkım ses gruplarıyla senfonik orkestranın bü*yük bir duvar resmi, bir fresk olarak düşünüldüğü bu yapıt 1968'de Viyana’da seslendirilmiş ve aynı yıl Paris Besteciler Tribünü'nde ilk on sıra içinde yer almıştır. Bu tarihten sonra İlhan Usmanbaş ge*niş ölçüde raslantısal (raslamsal) mü*zik öğelerinden yararlanmaya başla*dı. Parçalanan Sinfonietta (1968) ay*rı gruplarda geniş kaydırmalar ve öz*gür değerler sergilerken, Raslamsallar (1968) çeşitli gruplar için ayrı açık biçimde çalınma özgürlüğü getirmek*tedir. Kaynak (1968) adlı solo piyano, sekiz çello ve dört kontrbas parçası gene açık biçim uygulamasıdır. 1969'da yazdığı, kesin bir yapısal bi*çim içinde özgür öğeleri içeren Olu*şum ile İsviçre'de Bale Müziği Yarışması'nı kazandı.

    İlhan Usmanbaş, gerek dünya edebi*yatından, gerekse Türk edebiyatından esinlenmiş, Eluard, Mallarme, Valery, İlhan Berk, Ece Ayhan, Ertuğrul Oğuz Fırat, Behçet Necatigil gibi yabancı ve Türk sanatçıların dizelerini müzikleştirmiştir. Bu çalışmalarda kimi zaman özgür prozodi, kimi zaman ayrı tempo*da geçitlerin birlikte çalınmasıyla el*de edilen bir raslantısallık (raslamsallık) göze çarpar.


    1970'te yazdığı Yaylı Dördül'de bes*teci, yapıtın kuruluşunu yorumcuya bırakan, belli bir başlangıç, belli bir sonu olmayan bir yöntem gütmüştür. Ses-tını anlayışında geleneksel sınır*ları kaldırarak, yorumculara diledik*leri sayfadan başlayabilme özgürlüğü tanınır. Böylece bu yapıt XX. yy'ın ge*tirdiği açık biçim denemesinin bir örneklemesidir.

    1971'de devlet sanatçısı olan İlhan Usmanbaş, 1974-1975 yıllarında rad*yoda "Yirminci Yüzyıl Müziği" ve "Çağlar Boyunca Müzik" başlıklı programlar yaptı. 1974'te İstanbul Devlet Konservatuvarı müdürlüğüne getirildi.1975'te yazdığı Devr-i Kebir, gelenek*sel Türk sanat müziği usulüyle bir yönden ilgilidir: Kısa-uzun değerler kaba-ince vuruşlar. Bir tını çeşitlemesi sayılabilecek bu yapıt on beş ölçülük büyük bir vurma demetini içe*rir ve on dakika boyunca bu demet on bir kez yinelenir.


    Vurma çalgılardan bazıları, tom-tom, bongo, konga, ksilofon ve vibrafondur. İlk kez 1975 İstanbul Festivali'ndeFink Vurma Çalgılar Altılısı tarafın*dan seslendirilmiştir. 1976'da İstanbul Devlet Konservatuvarı'ndaki müdürlük görevinden ayrı*larak aynı kuruluşa kompozisyon öğ*retmeni olan İlhan Usmanbaş 1979'da tamamladığı Üçüncü Senfoni'nin dör*düncü bölümünde minimal müzik kul*lanmıştır. 15 dakika ile 45 dakika ara*sında çalmabilen bu yapıt, bölüm sı*ralaması yönetmen tarafından sapta*nan, en az üç bölümü çalınan, yedi bö*lümlük bir çalışmadır. 1982'de yazdığı Yurtta Barış Cihan*da Barış başlıklı, televizyon için bale müziği yer yer tek armoni üstüne kuruludur. İki bölümlük bu yapıt Gluck, Mozart ve Beethoven kolajları içerir. İlhan Usmanbaş'ın en son çalışmala*rından biri olan Arp ve Yaylı Çalgılar İçin Konser Aryası 1983'te tamamlan*mıştır: Arp, teksesli bir çalgı gibi kul*lanılmış, vokal bir konser aryası an*layışı biçime egemen olmuştur. 1984'te profesörlüğe yükseltilen, Mimar SinanÜniversitesi Devlet Konservatuvarı Müzik Bölümü başkanlığı yapan İlhan Usmanbaş'ın mü*zik kuramıyla ilgili telif ve çeviri kitap*ları da vardır: Kısa Dünya Musikisi Tarihi (1965); Müzikte Türler ve Bi*çimler (19.71); Müzikte Biçimler (1974).



    YAZI TEKNİĞİ


    İlhan Usmanbaş'ın yapıtlarını yazı tekniği açısından dönemlere ayırır*sak, modal yapıdaki ve Türk Beşleri' nin etkisindeki ilk çalışmalarından sonra 1952'de on iki ton yazısına ve giderek dizisel yönteme yöneldiğini gö*rürüz. 1960'tan sonraki çalışmaların*da geniş ölçüde raslantısal müzik öğe*lerine ağırlık vermiş ve özgür biçim denemeleri yapmıştır. Bestecinin de*ğişik dönemlerde başkalaşım gösteren yapıtlarından Yaylı Dördül (1970) açık biçimlere yönelen bir çalışma, Şenlikname (1970) bir çeşit modal do*kunun başladığı bir çalışma, Üçüncü Senfoni (1979) minimal yöntemleri iş*lediği bir çalışma, keman için Parti*ta 'nın (1985) son bölümüyse değişik görüntüler sunan bir minimal yöntem çalışmasıdır.

    Eserleri:

    Solo için: Altı Prelüd (piyano için, 1945); **ümsüz Deniz Taşlarıydı (pi*yano için, 1965); Soruşturma (piyano için, 1965); Ki Yalnızdılar (keman için, 1966); Mavi Üçgen (obua için, 1967); Biçim/sizİer (piyano için, 1968); Dört 12-ton Parçası (piyano için, 1970); FL-75 (flüt için, 1975); Bas Klarinet x Bas Klarinet (1977); Al-Co-Sa-Gi (çembalo için, 1983); Parti*ta (keman için, 1985); Partita (viyolon*sel için, 1985).
    İkili: Keman-Piyano Sonatı (1946); Obua ve Piyano Sonatı (1949); Çello ve Piyano İçin Müzik no. 1 (1951); Çel*lo ve Piyano İçin Müzik no. 2 (1951); Üç Müzikli Şiir (ses ve piyano için, 1952); Beş Etüd (keman ve piyano için, 1953-1955); Hindemith Temala*rı Üstüne Üç Sonatin (klarinet ve pi*yano için, 1956); Klarinet ve Viyolon*sel İçin Üç Parça (1956); İki Piyano İçin Üç Bölüm (1957); Keman ve Vi*yolonsel İçin Üç Parça (1960); Viyola ve Piyano İçin Müzik (1960); Bakışsız Bir Kedi Kara (ses ve piyano, 1970); Viyolonsel ve Piyano İçin İki Müzik (1983); Saxmarim (saksofon ve ma-rimbafon için, 1982-1985). Dörtlü: Yaylı Dördül (1947); Raslam-sallar (1968); Yaylı Dördül (1970); Saksofon Dördülü (1970); Klarinet Dördülü (1980).
    Beşli: Klarinetli Beşil (1949); Repos d'ete (soprano ve dört yaylı çalgı için, 1960); Boşluğa Atlayış (keman ve dört çalgı için, 1966).
    Altılı: Devr-i Kebir (vurma çalgılar için, 1975); Şiirli Müzik (ses ve beş çalgı için, 1958).
    Sekizli: Sekizil (üfleme çalgılar, piya*no, arp ve çelesta için, 1960). Oda orkestrası için: Küçük Gece Mü*ziği (yaylı çalgılar için, 1946); Dali' den Uç Resim (yirmi iki yayh çalgı için, 1953); Parçalanan Sinfonietta (üç klarinet, üç flüt, yaylı çalgılar 9 için, 1968); Şeniikname (bas, kadın korosu, vurma çalgılar için, 1970); Kareler (solo, koro, çalgılar için, 1970).
    Solo ve orkestra için: Keman Konçer*tosu (1947); Kaynak (solo piyano, se*kiz çello, dört kontrbas için, 1968); Arp ve Yaylı Çalgdar İçin Konser Ar*yası (1983).
    Orkestra için: Birinci Senfoni (1948;1978'de ikinci bölümü yeniden ele aldı); İkinci Senfoni (yaylı çalgılar için, 1950); Dört Japon Estampı (kadın korosu ve orkestra için, 1956); Bir Zar Abşı (koro ve orkestra için, 1958); Gölgeler (1963); Bölüm (1966); Nutuk, Gençliğe Hitabe (teyp, konuşma ve orkestra için, 1973); Üçüncü Senfoni (1979).
    Eşliksiz koro için: İki Madrigal (1959); Özgürlükler (yönetmen, koro ve vur*ma çalgılar için, 1970). Sahne müziği: Oluşum (bale müziği, 1969); Kanlı Düğün (Garcia Lorca'nın oyunu için müzik, 1970); Bulutlar Ne*reye Gider? (bale müziği; vurma çal*gılar için, 1970); Yurtta Barış Cihan*da Barış (TV için bale müziği, 1982); Gılgameş (O. Asena'nın oyunu için ti*yatro müziği, 1983).
  4. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.809
    Ödül Puanları:
    38
    Ferit Tüzün
    Besteciler - Türk Bestecileri
    Küçük yaşta müziğe ilgi duyan, Anka*ra Atatürk Lisesi'nde okurken, Devlet Konservatuvarı'na giren (1941) ve Ul*vi Cemal Erkin'in piyano öğrencisi olan Ferit Tüzün, konservatuvar öğre*niminin üçüncü yılında yapılan bir sı*nav sonucu iki sınıf atlatılarak Kompozisyon Bölümü'ne geçti ve Necil Kâzım Akses'le çalışmaya başladı. 1950'de Piyano Bölümü'nü, 1952'de de Kompozisyon Bölümü'nü bitirdi. Aynı yıl An*kara Devlet Konservatuvarı'nın Bale Bölümü'ne eşlikçi olarak atandı; bir buçuk yıl bu görevde kaldı. 1954'te Milli Eğitim Bakanlığı'mn açtığı yarış*mayı kazanarak Münih'e Devlet Yük*sek Müzik Okulu'nda orkestra yöne*ticiliği öğrenimi görmeye gitti. Bura*da Fritz Lehmann, Adolf Mennerich, Cari Orff ve Gothold Lessing'in öğren*cisi oldu. Bu öğretim kurumunu bitir*dikten (1958) sonra bir yıl Münih Operası'nda şef yardımcılığı yaptı. Aynı yıllarda Avrupa'nın çeşitli kentlerin*de konuk sanatçı olarak pek çok or*kestra yönetti. 1959'da yurda döndük*ten sonra Ankara Devlet Operası'nda yardımcı şefliğe atandı. Daha sonra Devlet Opera ve Balesi genel müdü*rü oldu. 1977'de öldüğünde aynı gö*revi yürütmekteydi.


    BESTECİLİĞİ


    Ferit Tüzün'ün göze çarpan ilk beste*si 1947-1948 yıllarında yazdığı Piya*no Parçaları 'dır. Klasik ve romantik anlatımdaki bu çalışmalar öğrencilik yıllarına raslar. 1949'da ortaya çıkan Tem ve Çeşitlemeler'de herhangi bir folklorik ezgiyi aktarmamış, kendine özgü bir tema ile Türk folklorunu anımsatan ezgi ve ritimleri sergilemiştir. Altı çeşitlemeden dördüncüsü Ulvi Ce*mal Erkin etkisinde olup bu yapıt tü*müyle Ulvi Cemal Erkin adına sunul*muştur. 1954'te bir bankanın düzen*lediği yarışmaya orkestra süitiyle ka*tılan Ferit Tüzün, bu yarışmada ikin*cilik almış, bu yapıt beş bölümlük Anadolu 'yu (orkestra süiti) oluşturmuştur. Sonradan üç bölüme indirdi*ği bu çalışma ilk kez Münih Filarmo*ni Orkestrası tarafından Adolf Men*nerich yönetiminde 1958'de seslendi*rilmiştir. 1956'da yazdığı, büyük or*kestra için Türk Kapriçyosu'nu öğret*meni Adolf Mennerich'e adamıştır. Bu yapıtın 1957'de Münih Filarmoni



    Eserleri:

    Solo için: Piyano Parçalan (1948); Tem ve Çeşitlemeler (piyano için, 1950); Canzonetta ve Gavotta (piyano için, 1950).

    İkili: "Al Şu Mumu Eline" Üzerine Çe*şitlemeler (keman, piyano için, 1950). Üçlü: Üçül (keman, piyano, viyolonsel için, 1950).

    Beşli: Bir Piyes Yazalım (sahne müzi*ği, 1952).

    Orkestra için: Ninni (1950); Senfoni (1952); Atatürk Şiiri İçin Fon Müziği (Cahit Külebi'nin şiirleri üstüne, 1952); Anadolu (orkestra süiti, 1954); Türk Kapriçyosu (1956); Humoresque ya da Nasreddin Hoca (1957); Çeşmebaşı (1964); Esintiler (1965). Opera: Midas'ın Kulakları (1966-1969); Koro (dört sesli koro için çoksesli altı türkü, 1964).Orkestrası tarafından ilk seslendirilişi büyük başarı kazanmış ve genel isek üstüne bir kez daha çalınmıştır. Böylece Münih Filarmoni Orkestrası' nın Ferit Tüzün'e sipariş ettiği Humoresque'in bestelenmesine yol açmış*tır. Nasreddin Hoca adıyla da anılan Humoresçue, bestecinin genelde kişi*liğini yansıtan hiciv dolu bir ortam ta*şır. İlk kez 1958'de Münih Filarmoni Orkestrası tarafından çalınmış, son*radan Bavyera Radyosu'nca banda alınmıştır.


    Bestecinin öğrencilik yıllarındaki kü*çük piyano parçaları ve çokse***ndirdiği türküler dışında Mani (1950), Senfoni (1952) gibi orkestra için çalış*maları da dikkati çeker. Sonradan da ağırlık kazanan yapıtları senfoni or*kestrası için bestelenmiştir. Ferit Tüzün, senfonik çalışmalarında önce Stravinski ve Bartok'un etkisin*de kalmış, bu arada öğretmeni Ulvi Cemal Erkin'in de izlerini taşıyan ya*pıtlar ortaya çıkarmış, giderek kendi*ne özgü bir anlatım edinmiştir. Beste*ci kendisiyle yapılan bir söyleşide, yerli ezgileri tematik malzeme olarak kullanmadığını, temayı kendinden ya*ratmayı amaçlamış olduğunu belirt*miştir. "Müzik kendi kalıbını kendi çı*kartıyor. Yazının sonunda biçim ken*diliğinden doğuyor." diyerek özün bi*çimden önde geldiğini ileri sürer. Ay*rıca, kalıplaşmış şekillere karşı oldu*ğunu da şöyle belirtir: "Senfonide kadanstan hoşlanmıyorum. Kalıplaşmış başlangıç ve bitiş sıkıyor beni. Orkes*tra eserlerimde parça parça bölümle*ri de arzu etmiyorum. Onların birbi*rine doğal olarak bağlanmasını, bir bütün olmasını istiyorum."



    Ferit Tüzün'ün en ünlü yapıtı olan Çeşmebaşı bale süiti 1963-1964 yılla*rında tamamlanmış olup, bestecinin 1954'te yazdığı Anadolu'nun üç parça eklenerek genişletil*miş biçimidir. Bu yapıtın ilk seslendirilişi bestecisi yönetiminde Ankara Devlet Opera ve Balesi tarafından, Ninette de Valois'nın koreografisiyle, 1965'te yapılmıştır. Ferit Tüzün'ün Midas'm Kulakları başlıklı operası, Güngör Dilmen'in ay*nı adlı oyunundan kaynaklanır. 1966-1969 yılları arasında yazılmış olan bu opera iki per****ktir. T.R.T'nin bir siparişi olan opera, ilk kez 1969'da İstanbul Kültür Sarayı'nda, Devlet Opera ve Balesi tarafın*dan oynanmıştır. Ferit Tüzün'ün nük*teli anlatımı bu yapıtta da baştan so*na karşımıza çıkar.
  5. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.809
    Ödül Puanları:
    38
    Yal*çın Tura
    Besteciler - Türk Bestecileri
    Küçük yaşta kemanla başladığı müzik derslerini piyano ile sürdüren, Seyfeddin Asal, Demirhan Altuğ ve Ce*mal Reşid Rey'in öğrencisi olan Yal*çın Tura 1954'te, Galatasaray Lisesi' ni bitirerek, İstanbul Üniversitesi Ede*biyat Fakültesi'nde, felsefe, pedagoji ve arkeoloji dallarında öğrenim gör*dü. 1960'ta Felsefe Bölümü'nü bitir*di.


    İlk beste çalışmaları arasında, 1952' de ortaya çıkan Beş Kısa Piyano Par*çası görülür. Bu ilk çalışması, dizisel yazının etkisindedir. 1955'ten 1976'ya kadar yalnız beste yaparak geçimini sağlamış olan Yalçın Tura, bu süre içinde başladığı film ve sahne müziği çalışmalarında, elliden fazla sinema ve televizyon filmi için müzik, on ka*dar tiyatro yapıtı için sahne müziği yazmıştır. Bu nedenle yapıtlarında pek çok kaynaktan yararlandığı görü*lür: Gerçekten de, geleneksel makam*lardan halk müziğine, cazdan senfo*nik müziğe ve hafif müziğe, dizisel yöntemden elektronik müziğe kadar etkisinde kaldığı birçok alan vardır. Yalçın Tura, değişik zamanlarda es*ki yapıtlarını yeniden ele alıp gözden geçirerek, bunlardan, başka yapıtlar türetebilmektedir. Bu nedenle çalış*maları belli dönemler içinde incelenemez. Ancak ilk çalışmalarından günü*müze doğru elindeki olanakları daha iyi kullandığını, daha yalın ve öz bir anlatıma yöneldiğini görürüz. S.A.C.E.M. (Müzik Yazarları, Besteci*leri ve Yayımcıları Derneği) üyesi olan ve bu kuruluşun Türkiye İcra Komitesi'nde görev yapan Yalçın Tura, T.R.T'de çeşitli zamanlarda jüri üye*liği ve Danışma Kurulu üyelikleri yap*mıştır. Beş Yıllık Kalkınma Planı Ha*zırlık Komitesi'nde Türk müziği baş*kam olarak görev alan Yalçın Tura, 1976'dan bu yana İstanbul Devlet Konservatuvarı Türk Müziği Bölümü öğretim görevlisidir. Yalçın Tura uzun yıllar Türk müziği ses sistemi üstüne araştırmalar yap*mış, 1970'ten bu yana yaptığı beste*lerde bu araştırmalardan yola çıkarak yeni bir mikrotonal anlayış geliş*tirmiştir. Yalçm Tura'nın müzikbilim konusunda çeşitli çalışmaları, birçok eski yapıtı çevriyazı (transkripsiyon) yoluyla günümüzdeki dile ve notaya aktaran yayınları vardır.


    SANAT ANLAYIŞI

    Yalçın Tura, geçmişten günümüze ulaşan birikimi yeni bir bireşim için*de değerlendirmek, ulusal niteliğe sa*hip, ama zaman üstü, yeni ve kişisel bir müzik yaratmak amacında olan bir bestecidir. Buna bağlı olarak, ki*şisel bir ezgi çizgisi ve zengin, arınmış bir armoni, ele alman gerecin çeşitli yönlerinin ve boyutlarının işlendiği karmaşık bir kontrapunto (kontrpuan), canlı ritmik bir yapı, renkli or*kestralama yapıtlarının başlıca özel*likleri durumuna gelmiştir. Besteci günlük akımların değeri olmadığına, sanat yapıtının geçici modalarla de*ğil, kendine özgü kurallarla yazılabi*leceğine inanmaktadır. Türk gelenek*sel makam müziğinin bir anıt olarak korunması, doğru yorumunun sağlan*ması gerektiğini ileri sürer. Çoksesli*liği müzikte bir araç olarak kabul eden Yalçın Tura, Türk geleneksel makam müziğinin çokseslendirilmesi durumunda küçük aralıkların değeri*ni yitirme tehlikesiyle karşılaşacağı*nı ileri sürer.

    YAPITLARININ ÖZELLİKLERİ

    Yalçın Tura'nın yapıtlarının büyük bir bölümü sinema filmi, televizyon fil*mi, sahne müziği ağırlıklıdır. Belgesel ve kısa metrajlı filmlere müzik yazdı*ğı gibi birçok reklam filminin de mü*ziğini bestelemiştir. En ünlü tiyatro müziği Keşanlı Ali Destanı 'dır. Yalçın Tura, Haldun Taner'in gerçekleştirdi*ği bu oyuna baştan sona yazdığı mü*zikle ülkemizde ilk kez müzikli destan*sı (epik) oyun türünün sahnelenmesi*ne yardımcı olmuştur. Genellikle halk müziğinin temel özelliklerine bağlı kalan müzik, kantolardan oyun havala*rına uzanan bir çizgi izler. Çoğunluk*la klasik ses eğitimi geçirmemiş oyun*cuları göz önünde tutarak, kolay ve yalın bir müzik yazmış, yeniyi biçim*de değil özde aramayı denemiştir. Üf*leme ve vurma çalgıların daha çok kullanıldığı orkestrada yeni ses renk*leri arandığı dikkati çeker. Enginlerden Yücelerden (1969) başlıklı yaylı yaylı çalgılar süiti, bestecinin yur*dun değişik yörelerinden esinlendiği bir halay zinciridir. Keman ve Piyano İçin Ballad 1962'de yazılan bir film müziğinin yeniden ele alınması sonucu 1972'de bestelenmiştir. Ballad, bir tek hücreden doğarak on iki eşit aralıklı dizinin en küçük aralığı olan küçük ikili ile onu izleyen büyük ikili aralıklardan oluşur. Ritmik yapısı da benzer ilişkileri gözeten hürelerden, semai usulü ile Türk aksağı ve aksak semai usullerinden esinlenmistir.

    Besteci bazı yapıtlarında Tür müziği çalgılarını senfoni orkestram içinde kullanmıştır. Sözgelimi, Şah Murat Süiti (1978) tambur ve kanunun yer aldığı senfonik bir çalışmadır.

    Eserleri:

    Solo için: Beş Kısa Piyano Parçası (1952); Sonat (piyano için, 1959). İkili: Keman ve Piyano İçin Ballad (1972).
    Oda orkestrası için: Surname (flüt, al*to, obua, keman, viyolonsel ve vurma çalgılar için, 1959); Oda Senfonisi (1959); Oyun Havalan (yaylı sazlar or*kestrası ve keman solo için, 1959-1972); Enginlerden Yücelerden (yaylı çalgılar için, 1969); Hüseyni Saz Semaisi (1972).
    Solo ve orkestra için: Viyolonsel Kon*çertosu (1956).
    Orkestra için: Dans Süiti (1956); Or*kestra Süiti (1958); jazz Süiti [1962); Toccata (1962); Bir Hak Temi Üstüne Variyasyonlar (1963); Birinci Senfo*ni (1957-1966); Üçüncü Süit (1976); Şah Murat Süiti (1978). Koro için: Koro Parçalan (1967); Ço*cuklar ve Gençler İçin Müzik (1967 -1969); Şeyh Galip'in Şarkıları (1972-1975); Yeniden Eski Mahabbetleri Tecdid İdelüm (İ976). Yalçın Tura ayrıca birçok sinema fil*mi müziği (Zümrüt, 1959; Yılanların Öcü, 1962; Cemo, 1972; Bir Yudum Sevgi, 1984; vb.), televizyon filmi mü*ziği (Aşk-ı Memnu, 1975; Kırık Hayat*lar, 1985; vb.), tiyatro yapıtı için sah*ne müziği (Keşanlı Ali Destanı, 1964, vb.) bestelemiştir.
  6. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.809
    Ödül Puanları:
    38
    Halil Bedii Yönetken
    Besteciler - Türk Bestecileri
    Türk müzik araştırmacısı ve besteci*si Halil Bedii Yönetken (1901-1968) ta*rafından, folklordan kaynaklanarak çalışmalar yapmış olan Rus Beşleri' ne öykünerek beş Türk bestecisine (ilk kuşak Cumhuriyet bestecileri) verilen ad: Necil Kâzım Akses (doğ. 1908); Hasan Ferit Alnar (1906-1978); Ulvi Cemal Erkin (1906-1972); Cemal Reşid Rey (1904-1985); Ahmet Adnan Saygun (doğ. 1907).


    Cumhuriyetten sonra Avrupa'da eği*tim görmüş genç müzikçiler yurda dö*nerek, Atatürk'ün isteği üzerine ku*rulmuş yeni müzik kurumlarında öğ*retmenlik görevi almışlardı. O güne kadar teksesli geleneğindeki Türk mü*ziğini çağdaş tekniklerle çokseslendirme çabaları bu ilk kuşak Cumhuriyet bestecileriyie başlamıştır. Önceleri halk ezgilerini ya da makamsal müzi*ğin ezgilerini doğrudan çokseslendirme çalışmalarıyla başlayan besteler, giderek özgün yapıtların doğmasına yol açmıştır.

    Türk Beşleri olarak bilmen topluluk, aslında bir arada çalışmalar yapmış,ya da belli bir okul kurmak, bir akım yaratmak amacıyla birleşmiş besteciler değildir.Her biri ayrı ayrı çalışmış ancak folklordan kaynaklanmak gibi bir ortak özellik ve çok seslilik konusunda öncü olma nitelikleri müzik tarihimizde bir arada anılmalarına neden olmuştur.
  7. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.809
    Ödül Puanları:
    38
    Şerif Muhittin Targan
    Besteciler - Türk Bestecileri
    Evkaf nazırı (1909) ve son Mekke şe*rifi (1916) Vezir Ali Haydar Paşa'nın oğlu olan Şerif Muhittin Targan on se*kiz yaşına kadar özel eğitim gördü; fransızca, ingilizce, farşça ve arapça öğrendi 1908 de hukuk 1909 da da Edebiyat Fakültesi'ne girdi ve her iki fakülteden de diploma aldı. 1916'da babasıyla birlikte Medine'ye gitti ve daha sonra bir süre Şam'da kal*dı.


    1924'te A.B.D'ne giderek başta New York olmak üzere çeşitli kentlerde bir*çok ünlü müzikçinin ilgisini çeken ut ve viyolonsel resitalleri verdi. 1932'de İstanbul'a dönen sanatçı bu*rada da birkaç resital daha verdikten (sözgelimi, 4 Aralık 1934'te Fransız Tiyatrosu'nda) sonra 1934'te Irak hü*kümetinin çağrılısı olarak Bağdat'a gitti ve hem Doğu, hem de Batı müzi*ği öğrenimi yapacak olan Bağdat konservatuvarı'nın (Bağdat Güzel Sanatlar Akademisi) kurdu ve on iki yıl sürey*le bu kuruluşun müdürlüğünü yaptı. 1948'de yeniden İstanbul'a dönerek, Hüseyin Saadettin Arel'den boşalan İstanbul Belediye Konservatuvarı İl*mi Kurul başkanlığına atandı. 1950'de ses sanatçısı Safiye Ayla ile evlendi.

    1951'de konservatuvardaki görevin*den ayrılan Şerif Muhittin Targan 1953'te Saray Sineması'nda son kon*serini verdi.

    VİRTÜÖZLÜĞÜ VE BESTECİLİĞİUt sazını Türk müziğinin dışına çıkararak bir Batı müziği çalgısı gibi kul*lanan ve olağanüstü bir virtüözlüğe erişen Şerif Muhittin Targan bu sazın metodunu da yazmış, ancak bu metot basılmamıştır.Türkiye'de ve Arap ülkelerinde pek çok plak dolduran sanatçı genelde tekniğe dayalı yapıtlar bestelemiş, taksimlerinde de müziksellikten, yük*sek duygudan çok teknik egemen olmuştur..Saz eserleriyse ayrı bir güzelliktedir.
  8. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.809
    Ödül Puanları:
    38
    Bülent Tarcan
    Besteciler - Türk Bestecileri
    Askeri hekim olan babasının görevle*ri nedeniyle, çocukluğu Türkiye'nin değişik kentlerinde geçen Bülent Tarcan dokuz yaşında müziğe ilgi duya*rak, Urfa'da amatör bir öğretmenle keman çalışmaya başladı. 1931'de İs*tanbul Tıp Fakültesi'ne girdi. Bu arada Kari Berger'in keman öğrencisi ol*du. 1932'de İstanbul Belediye Konservatuvarı'na girerek, Cemal Reşid Rey ve Seyfeddin Asal ile çalışmalara baş*ladı.


    Bülent Tarcan ilk beste denemelerine henüz ortaokul yıllarında başladı. Konservatuvardaki öğrencilik yılarında yaptığı ilk çalışmaları, sonradan başka yapıtlarına temel oluşturduğun*dan, yapıt listesine katmadı. Sözgeli*mi, ilk yazdığı piyano konçertosu ya da keman sonatı o günlerde seslendirildiği halde, sonradan Bülent Tarcan tarafından yapıt listesinin dışında bı*rakıldı.



    1934'te Ahmet Adnan Saygun ile ta*nışan besteci onun görüşlerinden ve sanat anlayışından geniş ölçüde ya*rarlandı.
    1939'da İstanbul Üniversitesi Tıp Fa*kültesi Anatomi Enstitüsü'ne asistan, 1944'te başasistan oldu. 1948'de ay*nı dalda doçent olan Bülent Tarcan, 1950-1951 yıllarında London Hospital'a giderek cerrahi konusunda uzmanlaştı. Bir yandan da bestecilik yö*nünü kendi kendine geliştirmeye ça*lıştı. Bu süre içinde müzik çalışmala*rına ara vermek, tıp ile bestecilik ara*sında bir seçim yapmak gereksinimi duydu. Ancak piyano süiti ile girdiği bir banka yarışmasında birincilik ka*zanması, ona her iki dalı da birlikte yürütme yolunu açtı. Kadıköy Halkevi'nde 1943-1945 yıl*ları arasında orkestra yöneten Bülent Tarcan, 1960'ta tıp dalında profesör oldu, 1984'te de emekliye ayrıldı.


    YAPITLARININ ÖZELLİKLERİ


    Bülent Tarcan'ın bestecilik çalışma*ları üç döneme ayrılabilir. 1934'ten 1940'a uzanan ilk dönem Cemal Reşid Rey ile birlikte konserlere çıktığı, araştırma çabalarını sergileyen yıl*lardır. Keman ve Piyano Sonatı gibi yapıtları kendine bir yol çizme çalışmaları olarak değerlendirilebilir. 1940'tan 1952'ye dek geçen dönem, bestecinin kendine özgü bir kişilik ta*şıyan, sahnede, konserlerde çalınabilme amacıyla yazdığı yapıtları gerçek*leştirdiği dönemdir. Tıp öğreniminin yoğunlaştığı yıllar bir süre müzik çalışmalarına ara verdik*ten sonra Piyano Süiti ile başlattığı ye*ni çalışmalarıysa Bülent Tarcan'ın üçüncü dönemini oluşturur. , Dönemler arasındaki teknik farklılık*lar şöyle özetlenebilir: İlk çalışmala*rında halk ezgilerinden kaynaklana*rak, onların melodik bütünlüğünü ko*ruyarak, ritmik özelliğine bağlı kala*rak besteler yapmıştır. İkinci dönem, besteciyi bir "transformatör" olarak kabul ettiği aşamasıdır: Bir yönden gi*ren halk ezgilerinin melodi ve ritmi, bestecinin benlijinde değişikliğe uğra*yarak bir başka yönden, yeni bir şe*kilde ortaya çıkar. Üçüncü dönemindeyse, besteci, gerek geleneksel müziğimizden, gerekse halk müziğimiz*den kaynaklandığını, ancak bunların bıraktığı izlenimlere dayanarak ken*di folklorunu kendi yaptığını belirtir. Bülent Tarcan, her yapıtını dinleye*nin, "bu bir Türkün bestesidir" tep*kisini göstermesi üstünde özenle dur*makta, böylece Türk motiflerini her çalışmasında işlemektedir. 1961'de yazdığı Introduction, Passacaglia ve Fugue başlıklı çalışmasıyla çizgisel ve modal yazım üslubuna yö*nelmiştir. Keman ve viyolonsel için bir "düet" olan bu parça, konser yapıtı niteliğindedir.


    1972'de bestelediği, Bir İstanbul Şar*kısı Üstüne Çeşitlemeler tümüyle "klasik" üslupta bir denemedir. Tonal armoni ve kontrapunto (kontrpuan) ile yazılmış, ikili orkestra için düzenlen*miştir. On bir çeşitleme, bir passacaglia ve bir fügden kuruludur. **** Dumrul Bale Süiti, büyük orkes*tra, solo soprano ve koro için, üç per*de olarak bestelenmiştir. 1977'de bes*teci bu yapıttan bir de konser süiti (**** Dumrul Konser Süiti) oluştur*muştur.


    Bülent Tarcan'ın yeni çalışmaların*dan biri olan Sakarya başlıklı senfo*nik şiir, aynı zamanda bir kantat niteliği taşır. Büyük orkestra, soprano solo ve koro için 1983'te tamamlanan bu yapıt, Sakarya Savaşı'na karşı bir kutlamadır. Dört bölüm içerir: "Kâ*bus"; "Sakarya Dolaylarından Yankı*lar"; "Savaş"; "Yüceliş". Bülent Tarcan'm 1979-1980 yılların*da piyanocu kızı Hülya Tarcan için yazdığı Piyano Konçertosu üç bölüm*den oluşur: İlk bölüm, klasik sonat ka*lıbına uysa da serbest yazılmıştır. İkinci bölüm, geleneksel Türk müziği ezgilerinden esinlenmedir .Üçüncü bö*lüm 10/16'lık ölçüdedir ve "Curcuna" başlığını taşır. Aksak ritimler giderek kıvrak bir finale varır. Bülent Tarcan, günümüzde, Mimar Si*nan'ı konu alan dört bölümlü bir kan*tat üstünde çalışmaktadır. Bülent Tarcan'ı ülkemizde birinci ku*şak besteciler (Türk Beşleri gibi) ile bir sonraki kuşak arasında, bağımsız bir konumda inceleyebüiriz. Türk halk ezgi ve ritmi ile geleneksel Türk mü*ziğinden esinlenen bir içerik ve teknik olarak yeni-modal (neo-modal) bir ya*pı kullanmaktadır.
  9. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.809
    Ödül Puanları:
    38
    Cengiz Tanç
    Besteciler - Türk Bestecileri
    Eğitiminin bir bölümünü Anadolu'da tamamladıktan sonra, Ankara Ata*türk Lisesi'nde okurken keman ders*lerine başlayan Cengiz Tanç, 195 2'de Ankara Devlet Konservatuvarı'na gi*rerek Ahmet Adnan Saygun'un öğren*cisi oldu. Babasının görevi nedeniyle 1953'te İngiltere'ye gitti. Londra Guildhall Müzik Okulu'nda Sidney Compton'un yönetiminde armoni, kontra-punto (kontrpuan) ve XX. yy. müziği konularında eğitim gördü. 1956'da yurda dönerek Ankara Devlet Konservatuvarı'ndaki Kompozisyon Bölümü öğrenciliğini sürdürdü. 1960'ta bu ku*ruluşun ileri Devre Kompozisyon Bölümü'nü bitirdi. Aynı yıl, Ankara Dev*let Konservatuvan'na solfej ve teori öğretmeni olarak atandı. Bu arada Ankara Radyosu'nda tonmeister ola*rak görev aldı.


    1958'de başlayan ilk besteleme çalış*maları öğrencilik yılları ürünüdür. Bunlar çokseslendirilmiş türküler ola*rak Türk halk müziği motiflerinden esinlenen yapıtlardır. Cengiz Tanç, 1968'de Ankara Radyo*su'nda Batı Müziği Şube müdürü, ar*dından İkinci Program Şube müdürü ve Çoksesli Müzik Şube müdürü oldu. 1973'te Devlet Opera ve Balesi'nde dramaturg olarak görev aldı. Aynı yıl Çağrışımlar başlıklı senfonik bölümü besteledi. 1976'dan bu yana Mimar Sinan Üniversitesi, İstanbul Devlet Konservatuvan'nda Kompozisyon Ana Sanat Dalı öğretim üyesi ve baş*kanıdır. 1984-1985 öğretim yılında A.B.D'ne giderek Juilliard Müzik Oku*lu ve Columbia Üniversitesi'nde Vincent Per***hetti ve Milton Babbitt'in yanında ileri çağdaş müzik teknikleri konusunda araştırmalar yaptı. S.A.C.E.M. (Müzik Yazarları, Besteci*leri ve Yayımcıları Derneği) üyesi olan Cengiz Tanç'm yapıtları dünyanın çe*şitli ülkelerinde radyo ve konser prog*ramlarında seslendirilmektedir.


    SANAT ANLAYIŞI VE YAPITLARININ ÖZELLİKLERİ


    Cengiz Tanç, bir sanat yapıtında bi*çimin öz tarafından yönlendirildiği gö*rüşündedir. Ona göre çağlar boyu değerini koruyabilmiş yapıtlarda değişik gereçler kullanılarak anlatım teknik*leri denenmiş, ancak bunlar birer araç olarak kalmıştır. Önemli olan, bu gerecin ardında yatan özdür. Beste*ci, kullandığı gerecin türüne göre de*ğerlendirilemez. Öz, bestecinin içinde yaşadığı çağı, geleceğe olan sorumlu*luğunu, çevresini, koşullarını ve derin düşüncesinin yorumunu yansıtır. Cid*di bir sanat yapıtı, etkilerden kurtul*duktan sonra yeni bireşimlere varma ve çağına sorumlu olma kaygısı ve ça*bası içinde olmalıdır. Ülkemizde Cumhuriyet'ten bu yana besteciler, zümresel Divan edebiyatına dayanan Os*manlı müziği ile bugünün çağdaş Türk düşüncesinin evrensel ses mimarisi arasındaki büyük boşluğu doldurmak için uğraş vermektedirler. Cengiz Tanç, ulusal bireşimimizi ev*rensel çizgiye ulaştırma gereğinin önemine ve bunun Batı kültürü ile Do*ğu kültürü arasındaki üçüncü kültür dünyası ülkelerinin ortak sorunu oldu*ğuna inanmaktadır. Cengiz Tanç, müzik öğrenimine, dola*yısıyla bestecilikteki verimlilik çağına, öbür bestecilere göre daha geç baş*ladığından, ilk bestelerinde bir biri*kimden yola çıkmıştır. İlk çalışmaları üslup olarak halk müziğinin ezgisel ki*şiliğini duyurduğu halde, giderek ge*leneksel kavramları soyutlamıştır. İlk yapıtlarında görülen, izlenimcilerin kullandığı anlamdaki öznel renkçilik, giderek tetrakortlara dayalı, dizisel bir sistemi geliştirmiştir. Cengiz Tanç'ın hemen bütün yapıtla*rında biçim, sürekli gelişim anlayışı içinde, gerek yatay gerekse dikey ola*rak, bir düşüncenin başlayıp gelişme*si ve sonuçlanmasını çizer. Gereç ola*rak kendine özgü bir kontrapunto ya*zısı seçmiştir. Yalnız bu yazı içinde öz, majör, minör tonlara bağımlılıkta ol*duğu gibi belli modlara ya da ezgisel kuruluşlara bağımlılık yerine, içinde mod renklerinin araştırıldığı geniş bir "pan-modal" çerçeve oluşturur. Cengiz Tanç'ın "senfonik bölüm" bi*çimi içinde dört yapıtı vardır: Soyut*lama; Çağrışımlar; Sentez; Yankılar. Bunlardan Sentez 1976'da tamamlan*mıştır. Uzun seslerin egemen olduğu büyük bir pedal kavramıyla başlar. Bu giriş, bir zemin olarak sürerken, küçük çekirdek motifler uzun sesler arasında yer alır. Motifler giderek ge*nişler ve çalgı grupları arasında kar*şılıklı bir söyleşi oluşturur. Pedal bir-ses üzerinde duyulan ezgiler, halk mü*ziği motiflerinin soyutlamasıdır. Mo*tiflerin ısrarla yinelenmesi, bir "takı*nak"! yansıtır. Yapıt, doruğa ulaştık*tan sonra içe dönük bir kişilikte sona erer. Dede Korkut efsanesinin kahra*manlarından **** Dumrul'u konu alan operada librettoyu da Cengiz Tanç yazmıştır. Üç per****k operada müzik, tek bir çizgi içinde gelişir Geleneksel arya-koro-orkestra diyalogunun için*de eridiği bir bütün oluşur. Operanın tümü bir senfonik bütünlüğü andırır. Tonsuzluğa karşı bir eksen kavramı, konuyla ilgili olarak yer yer ortaya çı*kar. Müzikteki bu ezgisel betimleme, **** Dumrul'un sonradan boyun eğen kişiliğinin yansımasıdır.

    Eserleri:

    Solo için: On Küçük Parça (piyano için, İ959); İmge I (piyano için, 1962); İmge II (piyano için, 1965); Doğaçla*ma (piyano için, 1972); Üç Meditasyon (piyano için, 1975); İmge III (pi*yano için, 1982); Monofon (trombon için, 1986).

    İkili: Türk Halk Şarkıları (tenor ve pi*yano için, 1958); Altı Şarkı (soprano ve piyano için, 1961).

    Beşli: Üfleme Çalgılar Beşlisi İçin Mü*zik (1968).

    Oda orkestrası için: Süit (yayb çalgı*lar için, 1960); Halk Türküleri Süiti (yaylı çalgılar için, 1974); Doğaçlama (1979); Yükseliş (yaylı çalgılar için sinfonia, 1981); Lirik Konçerto (flüt, obua ve yaylılar için, 1983). Koro için: Sekiz Halk Türküsü (eşliksiz, 1958).

    Solo ve orkestra için: Viyola Konçer*tosu (1986).

    Orkestra için: Soyutlama (senfonik bölüm, 1961); Divertimento (1964); Çağrışımlar (senfonik bölüm, 1973); Sentez (senfonik bölüm, 1976); Yan*kılar (senfonik bölüm, 1978); Yaratı*lış (bale müziği, 1980); Yaratıhş (prelüd, 1981); Karakoyun Efsanesi (an*latıcı ve orkestra için konulu müzik, 1984); Çanakkale Şehitlerine Ağıt (Mehmet Akif Ersoy'un dizeleri üstü*ne, soprano, koro ve orkestra için ağıt, 1985).Bale müziği için uygulama (orkestra): Çoğul Balesi (Divertimento'dan uygu*lama; koreografi: Duygu Aykal, 1972); Yoz Döngü (bağlama için dü*zenlenen otantik halk türkülerinin çoksesli uygulaması; koreografi: Oytun Turfanda, 1974); Çağrışımlar (ba*le müziği uygulaması; koreografi: Şebnem Aksan, 1980); Yankılar (bale müziği uygulaması)

    Opera: **** Dumrul
  10. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.809
    Ödül Puanları:
    38
    Tanburi Ali Efendi
    Besteciler - Türk Bestecileri
    Midilli'nin tanınmış ailelerinden olan Tanburi Ali Efendi, çocukluk yılların*da sesinin güzelliği nedeniyle hafız olarak ün kazandı. Genç yaşında İs*tanbul'a gelerek medresede öğrenim gördü, Enderunlu bestecilerden Latif Ağa'dan, Sütlüceli Asım ve Kanuni Rı*za Efendilerden şarkı meşk etti. Tanburi Küçük Osman Bey'den de tanbur çalmasını öğrendi. Bu çalgıyı çok iyi çaldığından Tanburi lakabıyla anıldı. Abdülaziz'in tahta geçmesinden son*ra Mabeyn-i Hümayun'a alınan Tan*buri Ali Efendi, sesinin güzelliği ve dinsel müzikteki bilgisinden dolayı gö*revinde yükselerek "kudüs" payesiy-le padişah imamlığına atandı. Abdülhamit II döneminde, 1885'te saraydan ayrılarak İzmir'e yerleşti, birçok öğ*renci yetiştirdi, yapıtlarının çoğunu da bu kentte besteledi. Müziğin klasik gelenekleri içinde ye*tişen Tanburi Ali Efendinin bestele*ri içten bir lirizmin coşkulu ve seçkin örnekleridir. Oğlu Tanburi Aziz Bey ve Manisalı Hafız Sâlis Efendi'nin no*taya aldıkları yapıtlarından ancak yüz kadarı günümüze gelebilmiştir. Şarkı formundaki bestelerinden başka çeşitli makamlarda peşrevleri, saz semaileri, vb. vardır.



    Eserleri:

    Bestenigâr şarkı (aksak): Sevdim se*ni gayetle ben ey bî-misl ü menendim. Evcârâ şarkı (sengin semai): Bir şuha gönül âşık olup derbeder oldu. Muhayyer şarkı (sengin semai): Fer*yada ne hacet yürü bend eyle dehâ*nın.
    Isfahan şarkı (devr-i revan): Bezm-i aşkın her ne dem etsem tahattur ey civan.
    Saba şarkı (devr-i hindi): Sabâ ahvâ*lim arz et sûy-i yâre. Şehnaz şarkı (aksak): Bir tarafdan âşıkı der u gam-ı yâr ağlatır. Hicaz şarkı (ağır aksak semai): Has*ret odı yakdı ciğerim, ey ruh-ı âlim. Hicaz şarkı (curcnna): Sevdâ-yı aşk ile dâim yanarım.
    Hicazkâr şarla (aksak) Menendin yok gülüm bir mehlikâsm. Hüseyni şarkı (ağır aksak semai): Şemşîf-i nigâhınla vuruldum ciğerimden.
    Hüseyni şarkı (devr-i hindi): Sen su*nup badeyi ben nûş edeyim. Hüzzam şarkı (aksak): Sevdim yine bir âfet gibi yâr.
    Hüzzam şarkı (düyek): Bir dil düştü sana yârim âh bu dem. Karcığar şarkı (ağır aksak): Şîvene söz yok güzelsin.
    Nihavent şarkı (ağır aksak semai): Bil*mem anı ben gelmedi misli bu diyâ-re.
    Nihavent şarkı (curcuna): Ben âşık oldum bir güle.
    Suzinak şarkı (düyek): Reva mı ey pe*ri gülmek.
    Uşşak şarkı (ağır aksak): Güzeldir vechine kimler kul olmaz. Uşşak şarkı (müsemmen): Va'd-i visa*linle alt etdin beni. Uşşak şarkı (Türk aksağı): Oldu yine bîçâre gönül mübtelâ-yı aşk.

Sayfayı Paylaş