Türk Ressamları

Konu 'Kültür-Sanat' bölümünde Toгgαи tarafından paylaşıldı.

  1. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.809
    Ödül Puanları:
    38

    Abidin Dino
    Ressamlar - Türk Ressamları
    Ailesi, küçük yaştayken İsviçre nin Cenevre kentine yerleşen, Birin*ci Dünya savaşı yıllarından sonra Paris'e geçen, ardından da Korfu adası yoluyla İstanbul'a dönen (1925) Abidin Dino, önce babası, sonra da annesi ölünce, küçük yaşta beliren resim sevgisinin ve yetene*ğinin de ağır basmasıyla Robert College'deki öğrenimini yarıda bıraka*rak karikatür ve resimle uğraşmaya başladı; Babıali çevresinde tanıdığı yazar ve çizerler arasında, kendi kendini yetiştirdi; basın dünyasına kısa sürede uyum sağladı. Çeşitli ga*zetelerde karikatürleri ve röportaj*ları yayımlandı (Halkın Dostu gaze*tesinde, Atatürk'ü konu alan, çizgi*lerle süslü röportajı, Atatürk'ün de beğenisini kazandı). 1933'te kurulu*şuna önayak olduğu D Grubu res*samlarının ilk sergisinde, desenleri*ni sergiledi. Cumhuriyetin onuncu kuruluş yılı nedeniyle Türkiye'ye ge*len, aralarında Sovyet sinemacısı Yutkeviç'in de bulunduğu bir Sovyet sinemacı topluluğunun bu desenleri ilgi çekici bulması üstüne, Lenin*grad'daki Len-Film stüdyolarından çağrı alan Dino 1934-1937 arasında S.S.C.B'nde belgesel film yönetmenliği konusunda araştırma*lar yaptı; öteden beri ilgi duyduğu sinemacılıkla ilgili bilgilerini geliş*tirdi; Ayzenştayn, Pudovkin, Yutkeviç, Meyerhold gibi ünlü sinemacı*larla tanıştı. 1937'de Paris'e giderek Tristan Tzara, Jean Cocteau, Gertrude Stein, Picasso gibi, dönemin ünlüleriyle ilişki kurdu.


    Ertesi yıl Türkiye'ye dönen, 1940'ta Liman Ressamları adıyla da tanınan Yeniler Grubu'na katılan Abidin Dino, İkinci Dünya savaşı sırasında siyasal nedenlerden ötürü İstanbul' dan uzaklaştırıldı: Yalın gerçek ile şiirsel yorumu birleştiren toplumsal gerçekçi türde resimler yaptığı bu dönemde, resimlerinde özellikle Gü*ney Anadolu'daki köy yaşamını, köy insanlarını işledi. 1951'de Türkiye' den ayrılarak Roma'ya gitti; 1952'de Paris'e yerleşti. Paris'te ilk sergisini 1955 yılında açarak, daha sonraki yıllarda da Paris'te ve Avrupa'nın çeşitli kentlerinde sergiler düzenle*di. 1969'da İstanbul'da kişisel bir sergi açarak Paris çalışmalarının bir bölümünü gösterdi. Daha sonra gene Paris'te çeşitli karma sergilere katıldı; kişisel sergiler düzenledi. 1977'de, biri Ankara'da, öbürü İstanbul'da, "Doksan Çiçek Dokunsan Çiçek" adıyla iki sergi açtı. Son*raki yıllarda gene Ankara ve İstan*bul'da, desen ve suluboya resimle*rinden oluşan "Kayalar... Ada*lar..." dizisi ile Yaşar Kemal'in Deniz Küstü romanından esinlene*rek çizdiği lavi resimlerini sergiledi. Daha çok çizgisel etkinlikler üstün*de gelişen Dino'nun resmi, Türk kül*türünün tarihsel kökenleriyle bağ*lantısını her zaman korumuş, sanat*çı Türkiye'den uzakta yaşamasına karşın, bu kökenlerle ilgisini her zaman canlı tutmayı başarmıştır. Fransa'daki güncel sanat gelişmele*rinin ve yeni eğilimlerin, sürekli ola*rak bir bireşim arayışına yönelttiği sanatçının resmini belirleyen başlı*ca etmen, bu noktada özgün olma içgüdüsüdür. Sanatı hep bir sürek*lilikle, kökenlerinden esinlenen bir duyarlıkla gelişmiş, yapay ve aktar*ma değerlere karşı duyduğu kuşku ve tedirginlik, onu, hep kendi ger*çekliğinden kaynaklanma çabasına yöneltmiştir.
  2. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.809
    Ödül Puanları:
    38
    Abidin Elderoğlu
    Ressamlar - Türk Ressamları
    Türk ressamı (Denizli, 1901-Ankara 1974). İlk ve orta öğrenimini Denizli'de tamamladıktan sonra, İstanbul Öğretmen Okulu'nu bitiren (1926) Abidin Elderoğlu, 1930'da resim öğrenimi için Paris'e giderek, Julian Akademisi'nde Albert Laurens'ın yanında çalıştı; Andre Lhote'tan ders aldı. 1932'de Türkiye'ye dönerek uzun yıllar İzmir'de resim öğretmenliği yaptı ve çok sayıda öğrenci yetiştirdi. 1942'de düzenle*nen yurt gezisi programı çerçeve*sinde Muş'a gönderilip, bu yöreden resimler yaptı. İzmir Ressamlar Cemiyeti'nin etkin üyesi olarak, başta devlet sergileri, çeşitli karma sergi*lere katıldı. 1932'den başlayarak yurt içinde ve yurt dışında kişisel sergiler açtı, 1945'te İzmir'de Ege Ressamları Sergisi'nde birincilik, 1963 Sao Paolo İkiyıldabir Sergi*si'nde (Brezilya) onur ödülü, 1966 Tahran İkiyıldabir Sergisi'nde özel ödül kazandı. 1964'teki 25. Devlet Resim ve Heykel Sergisi'nde Başka Dünya adlı tablosuyla ikincilik ödülü aldı.

    SANATI

    Abidin Elderoğlu'nun 1932-1942 yıl*ları arasındaki dönemi, büyük bo*yutlu simgesel nitelikli tablolar ile klasik denebilecek peyzaj ve natür*mortları içerir. Doğaya bağlı renkçi bir anlayış, bu dönemini belirleyen özelliklerin başında gelir; desenin doğru anlamda renkle bütünleşen etkinliği, ciddi bir atölye anlayışın*dan kaynaklanır. Kübist yönelişleri fazla abartmadan dozunda kullan*dığı birkaç etüdü dışında, Fransa'da eğitim gördüğü Lhote estetiğini benimsemediği söylenebilir. 1950'lerden sonra çizgiyi, kaligrafik bir kompozisyon düzeni içinde uyumlu kavisler, dolu ve boş biçim*lerle uyguladığı bir dizi çalışmasın*da eski Türk yazısından esinlenen Abidin Elderoğlu, bu yönüyle çağ*daş Türk resmindeki soyut eğilimlerin içinde bulundu.
  3. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.809
    Ödül Puanları:
    38
    Adnan Çoker
    Ressamlar - Türk Ressamları
    Türk ressamı (İstanbul, 1928). 1944-1951 yılları arasında Güzel Sanatlar Akademisi'nde öğrenim gören (Zeki Kocamemi'nin atölye*sinde çalıştı) Adnan Çoker, o yıllarda kısa bir süre "çizgi resim" çalışmaları yaptı; Akademi yarış*malarında çeşitli ödüller aldı. Aka*demi'nin Yüksek Resim Bölümü'nü bitirip, askerlik görevini yaptıktan sonra, Ankara ve İstanbul'da desinatör ve haritacı olarak çalıştı. 1953'te Ankara'da, "Sergi Öncesi" adı altında açtığı ilk kişisel sergisini, 1954'te Ankara'da, 1955'te İstanbul' da açtığı sergiler izledi. 1955'te açı*lan Avrupa yarışmasını kazanarak, Paris'e gidip, 1956-1957 yıllarında Andre Lhote'un, 1957-1960 yılların*da da Henri Goetz'in atölyelerinde çalıştı. Bu arada fırsat buldukça İs*panya, Belçika ve Hollanda müze*lerinde araştırmalar yaptı. Ayrıca İtalya ve İsviçre'de meslek eğitiminev ilişkin incelemelerde bulundu. 1960'ta Türkiye'ye dönünce, Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümü'ne asistan oldu. 1961'de resimlerini İstanbul Alman Kültür Merkezi'nde "Paris Çalışmaları" adıyla sergiledi. Aynı yıl Viyana, Münih ve Venedik'te araştırma gezi*leri yaptı. Akademide seyirci önün*de, öğrencilerle birlikte, müzik eşli*ğinde resim gösterileri düzenledi. 1961'de İstanbul Festivali Resim-Heykel Sergisi'nde ve 1962'de 23. Devlet Sergisi'nde birincilik ödülleri aldı. 1962'de guvaş resimleriyle bir sergi açtı. 1963'te dört ressam arka*daşıyla Mavi Grup'u kurdu. Bir yıl sonra Fransa'dan aldığı bir bursla yeniden Paris'e giderek Hayter atöl*yesinde gravür etütleri yaptı, Goetz Akademisi'nde resim çalıştı. 1965'te bu çalışmalarını Salzburg Yaz Aka*demisi'nde Vedova atölyesinde sür*dürdü. 1966'da Devlet Güzel Sanat*lar Akademisi Yüksek Resim Bölümü öğretim üyeliğine atandı ve aynı yıl kolajlarıyla bir sergi düzenledi. 1968'de Budapeşte'de açılan Türk Grafik Sanatı Sergisi komiseri ola*rak Macaristan'a gitti. 1970'e doğru sanatında yeni bir dö*nem başlayan Adnan Çoker, bu dönem çalışmalarını "Siyah Resim*ler" ve "Siyah Simetri" adını verdiği iki ayrı sergiyle (İstanbul) göster*di: Yağlıboya, pastel, gravür, asamblaj ve akrilik tekniklerini uy*guladığı bu resimlerin gösteriminde, elektronik müzikten yararlandı. 1973 DYO Sergisi'nde başarı, 1976' da İskenderiye İkiyıldabir Sergisi'n*de ikincilik, 1981'de Türkiye İş Bankası'nın resim dalında verdiği büyük ödülü kazandı.

    SANATI

    Adnan Çoker'in sanatı iki döneme ayrılabilir: 1970 öncesi; 1970 sonra*sı. 1970 öncesi döneminin resimleri, genellikle soyut anlatımcılığa daya*nır. 1970'e doğru bu yoldaki özgür renkçiliğin şematik biçimlere, net ve geometrik, ama hacimsel bir soyut*çuluğa dönüştüğü görülür. Gelenek*sel Türk mimarlığının iç uzam kav*ramından yola çıkarak, bu kavra*mın esinlendirdiği gizemsel anlamı, soyut bir hacim anlayışıyla bağdaş*tırmaya çalışan Adnan Çoker'in bakışımlılığı temel alan bu tür re*simlerinde, anlatısallık ve yücelik, bir denge ve huzur uyumuyla bü*tünleşmiştir. Osmanlı ve Selçuklu anıtsal mimarlığının, iç uzamı dış dünyaya açan sivri kemerli kapı ve pencere motifinden yola çıkılarak oluşturulan bu uyum, sanatçının deyimiyle bir "kalıp biçim"e daya*nır; yani geometrik ve alışılmış bi*çimcilikten ayrılır. Pembe, mor ve siyah tonların yalın uygulamasını temel alan bir arıklaşma ilkesinden hareket eder. Işık, bu resimlerde, geleneksel mimarlığın yapı özelliğin*den çıkarılmış bir öğedir; ama, soyut uzamsal bir disiplinin etkile*yici nüansını da içerir. Siyah rengin "mutlak", "tarafsız" ve "edilgen" etkisi, bir yorum vurgusunun eşli*ğinde ele alınmıştır.
  4. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.809
    Ödül Puanları:
    38
    Adnan Turani
    Ressamlar - Türk Ressamları
    1941-1944 yılları arasında İstanbul Öğretmen Okulu'nda öğrenim gördük*ten sonra girdiği Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü'nü 1948'de bitiren Adnan Turani,Öğretmen Oku*lu'nda ve liselerde beş yıl kadar resim öğretmenliği yaptı. 1953-1959 yılları arasında Münih, Stuttgart ve Ham*burg Güzel Sanatlar Akademilerinde Nagel, Baumeister ve Trökes gibi ho*caların yanında resim ve litografi tekniği üstüne çalışmalarda bulun*du. Türkiye'ye döndükten sonra, 1959'da Gazi Eğitim Enstitüsü'ne "re*sim ve sanat eserleri analizi" öğret*menliğine atandı. 1970'te bu enstitü*den ayrılarak Hacettepe Üniversitesi'ne bağlı Sanat Tarihi Bölümü'nde öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı. 1973'te Modern Plastik Sanatları Yaratan Etkenler adlı tezle doktorasını verdi. 1979'da Resimde Geometri, İşlemleri ve Sorunları adı*nı taşıyan çalışmayla doçent oldu. Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Derneği'nin (A.İ.C.A.) Türkiye Milli Komitesi üyeliğinde bulundu. 1964-1966 yılları arasında Sanat ve Sanatçılar adlı plastik sanatlar der*gisini yöneten, 1973 ve 1976'da iki kez Devlet Sergisi başarı ödülünü ka*zanan Adnan Turani, 1958 yılından başlayarak, yurt dışında Hannover, Hamburg, Berlin, Telaviv ve Bern'de, yurt içinde 1960'ta ilki İstanbul Şehir Galerisi'nde olmak üzere Ankara ve İstanbul'da kişisel sergiler düzenledi. 1961'de Ljubljana Uluslararası Gra*vür Sergisi'ne, 1962'de Hollanda'da Çağdaş Türk Sanatı Sergisi'ne, 1962' de Tokyo İkiyıldabir Sergisi'ne, 1970'ten başlayarak Delhi, İbiza, Rijeka, New York ve İskenderiye'deki uluslararası sergi ve yarışmalara ka*tıldı.

    Resim sanatı ve sanat tarihiyle ilgili çeşitli kitaplar yayımladı: Modern Re*sim Sanatının Gerçek Çehresi (1960); Resim Üzerine (1964); Sanat Terimleri Sözlüğü (1966); Güzel Sanatlar Sözlü*ğü (1968); Dünya Sanat Tarihi (1971) Çağdaş Sanat Felsefesi (1973); Batı Anlayışına Dönük Türk Resim Sanatı (1977); Resimde Geometri (1978); Sa*nat Ansiklopedisi (1980); Çağdaş Türk Resim Sanatı Tarihi (1981; N. Berk ile birlikte).

    SANATI

    Adnan Turani, Gazi Eğitim Enstitüsü'nde Refik Epikman'm da yönlendirici katkılarıyla son yıllara kadar kesinti*siz bir gelişme gösteren sanatında, so*yut anlayışın savunuculuğunu yapmış ve bu yolda içten bir disiplini uygula*maya çalışmıştır. Onun, bu disiplini Almanya'da Trökes atölyesinde kesin bir alternatif olarak geliştirdiği söy*lenebilir. Trökes, onu kendine en ya*kın yolu bulabilmekte uyarmış ve soyutçu mantık disiplinin bazı köklü anahtarlarını vermiştir. Adnan Tura*ni ilk kez 1960 başlarında Türkiye'ye döndüğünde, kendi resminin temelin*deki soyut kavramları, bazı grafik etütlerin ve birbirine bağlı desenlerin, lavi çalışmalarının sınırları içinde ve bu anahtarlar yardımıyla çözümleme ye çaba göstermiş, bu arada kültü: kökenlerimizle soyut çizgi düzenini benzer yönlerini araştırmıştır. Batı da ve özellikle Amerika'da 1950 yıllarına doğru etkisini duyurmaya başlayan şiirsel soyut akımın uzantılar ve özgün soyut kavramlara yönelim çabaları, Adnan Turani'de zaman zaman figürün eşlik ettiği bir eğilim olarak, 1970 yıllarında ağırlığını duyurmuştur. Ondaki şiirsel soyut, figürle bağlantısını dolaylı düzeylerde de tutmuş olsa, boyanın dokusal ilişkilerin yoğunlaştırmaya ve bu noktada bir "pentür lezzeti" yakalamaya yöneliktir. Onda desen boyayla birlikte, bir oluşumun ortak etkinliğini paylaşarak gelişir. Tasarlama süreci, tablodaki oluşum sürecine sıkı sıkıya bağlıdır Buna organik bir oluşumda denebilir. Adnan Turani'nin resimlerindi teknikle anlatım, bir bütünün birbirlerini tamamlayan parçaları olarak görünür. Tekniğin anlatımla çok yakın bir ilişkisi vardır. Biçimlerin yaşayan elemanlar olarak resimdeki yerlerini almaları, konuya koşullanmış ölü formlar olmaktan kurtulmaları yolun*da sürekli bir yenilenme ve araştırma, Adnan Turani'yi yakından ilgilendir*miştir. Bu yönüyle akademik soyut kö*kenli eğilimlere karşı bir tutum da onun resimleri için söz konusu olmuş*tur. Öte yandan, yazısal (kaligrafik) bir resim düzenini geliştirmiş olması*nı, bazı kültür sorunlarına bağlayabi*liriz. Ancak bu açıdan, bağnaz ölçü*lerle hareket etmez, yazısal kompozis*yonun olanaklarıyla soyutlanmış figür düzenleri arasında geçişler bulmaya çalışır.




    Adnan Turani, çağdaş Türk resminde ilk soyutçu kuşak olarak sayabile*ceğimiz Zeki Faik İzer ve Sabri Berkel'in arkasından, soyut resme yumu*şak bir şiirsellik, esnek bir dinamizm ve araştırıcı yöntemleri içeren geniş görüş açıları katması bakımından, genç kuşak sanatçılarına da yol gös*terici olmuştur.
  5. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.809
    Ödül Puanları:
    38
    Agop Arad
    Ressamlar - Türk Ressamları
    İstanbul'da bir Fransız kolejinde (Assomption) orta öğrenim gören Agop Arad, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'ne girerek önce Nazmi Ziya Güran ve ibrahim Çallı'nın, daha sonra da Leopold Levy'nin atölyelerinde çalıştı. Resim çalışma*larını Paris'te Frochot Akademisi'nde sürdürdü. 28 Mart 1940'ta İs*tanbul Gazeteciler Cemiyeti'nin Bey*oğlu Lokali'nde Liman Resim Sergisi adıyla ilk toplu sergilerini düzenle*yen "Yeniler grubu"na katıldı ve grubun sanat görüşünü paylaştı. Sonra gazetecilik mesleğine atıldı; ama resim çalışmalarını da sürdürüp, yapıtlarını çeşitli sergilerde sundu.


    İSTANBUL YAŞ***** YORUMLAYAN BİR RESSAM


    Bir ressam-gazeteci olan Agop Arad'ın sanatı, kısa süren soyut ni*telikli resimleri göz önünde tutul*mazsa, aşağı yukarı bütün akade*mik eğilimlerin dışında kalmış, gü*cünü kişisel gözlem ve deney biri*kimlerinden almıştır. Fransa'da ya*nında çalıştığı jean Metzinger, kübist eğilimi açısından Agop Arad'ı pek etkilememiş, ilk resim bilgileri*ni aldığı izlenimci atölyelerin de, sa*natına yönlendirici bir katkısı olma*mıştır. Yalnızca, 1940 kuşağı res*samlarına kişiliklerini bulma yolun*da belli bir yön çizmiş olan Leopold Levy'nin önerilerinden esinlendiği söylenebilir. Bu arada özellikle Ye*niler grubunun toplumsal kaynaklı bir resim yaratma yolundaki çaba*ları, sanatçının kişiliği üstünde olumkı etkiler yaratmış ve onu doğa-insan gerçekliğinin yansıdığı İstanbul yaşamını yorumlamaya yö*neltmiştir. Agop Arad'ın bu tür resimleri, öğrendiği bütün teknik bilgi*leri ve sanatsal eğilimleri bir yana bırakarak, içinden geldiği gibi resim yapmaya yönelen yapmacıksız res*samları (bu arada da naif ressam*ları) akla getirir. Gerçekten sanatçı*nın İstanbul'un gün****k yaşamını yansıtan çalışmaları, doğrudan doğ*ruya gözlem yeteneğine dayanır. Gördüğünü, katışıksız renklerle ve herhangi bir abartmaya yer verme*den tuvale aktarma kaygısı, Agop Arad'ın sanatına, halk resimlerine özgü bir nitelik de kazandırmıştır. İstanbul'un orta sınıf halkının, çalı*şan ve üreten kesimin çevreyle bü*tünleşen yaşamını, parklardaki pa*zar gezintilerini, bu insanların doğal davranışlarıyla kolayca özdeşleşen bir alçakgönüllülük içinde veren sa*natçı, sanatın insan ve toplum hiz*metindeki yönünü, olanca diriliği ve yöreye bağh önyargısız duyarlığı doğrultusunda yansıtır. Bu yönüyle, toplum ve yöre gerçeklerinden hare*ket eden ve büyük bölümü 1940 ku*şağı sanatçıları arasında yer alan ressamlar topluluğunun ortak eği*limlerine bağlanabilir.
  6. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.809
    Ödül Puanları:
    38
    Ahmet Hakkı Anlı
    Ressamlar - Türk Ressamları
    Güzel Sanatlar Akademisi'ni bitir*dikten (1932) sonra, D Grubu res*samlarına katılan (1934) Ahmet Hak*kı Anlı, uzun bir süre ortaokul ve li*selerde öğretmenlik yaptı. 1955'te Paris'e yerleşti. 1955-1962 yılları arasında Fransa'da, İsviçre'de, İtal*ya'da ve Almanya'da resimlerini sergiledi; ayrıca Yeni Zelanda'da (1954), İsviçre'de (1954) ve Paris'te düzenlenen uluslararası sergilere, Venedik (1956) ve Bordeaux (1958) ikiyıldabir sergilerine katıldı. Son yıllarda daha çok Fransa'da (Paris) ve İsviçre'de sergiler açtı.Türkiye ile bağlantısı uzun süre ke*silen Ahmet Hakkı Anlı, uzun bir aradan sonra 1978 Kasımında İstan*bul'da Aydın Cumalı Sanat Galeri*si'nde, 1981 yılında da İstanbul Bedri Rahmi Galerisi'nde ve Ankare Vakko'da iki ayrı sergi açmıştır.

    SANAT ANLAYIŞI

    Anlı'nın D Grubu dönemine bağlı ilk çalışmaları daha çok kübist ve konstrüktivist anlayışı yansıtır (bu dönem resimlerinde Picasso ve Metzinger'in etkileri ağır basar. Bir ara soyut resme yönelen, ama çok geçmeden bu alandan uzakla*şan Anlı'ya göre, biçim ve renkle oynama özgürlüğüne kavuşan non-figüratif ressam, doğayla ilişkisini bütünüyle kesmiş sayılmaz. Bununla birlikte sanatçı, doğada bulunan herhangi hazır bir uyumu değiştir*meden tuvaline aktaran kişi de de*ğildir. Yalnızca, doğayı kendi kültür ve sanat anlayışına, duygularına göre özümleyen kişiye sanatçı denir.

    Anlı'nın bir bölümünü Türkiye'de de sergilediği son resimleri, anlatımcı bir leke düzeni içinde figürün soyu*ta dönüştüğü ya da soyut biçimlerin figürü anımsattığı bir anlayışa dayanmaktadır. Cinsel konuların, ikili figür ilişkilerinin ya da tek figüre bağlı çıplak konusunun çok sık gö*rüldüğü bu resimlerde, yalın biçim anlayışı, tek ya da iki renge indirgenmiş bir kompozisyon düzeniyle birlikte düşünülmüştür. Anlı'nın ya*pıtları evrensel sayılabilecek bir re*sim diliyle bağlantılıdır; söz konusu dilin temelinde, çağdaş sanat paza*rına, etkin bir sanatçı yorumuyla katılabilme kaygılarının da önemli payı vardır. Değişik dönemlerde, değişik anlayış ve eğilimleri içeren çalışmaları, genellikle bu kaygının ürünü olmuştur.
  7. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.809
    Ödül Puanları:
    38
    Ahmet Ziya Akbulut
    Ressamlar - Türk Ressamları
    Kuleli Askeri Lisesi'ni ve Harbiye'yi bitirdikten sonra Genelkurmay Resimhane'sine atandı. Resim dersle*rini Kuleli'de Osman Nuri'den, Harbiye'de Üsküdarlı Hoca Ali Rıza'dan aldı. 1894'te yüzbaşı rütbesiyle Kuleli Askeri Lisesi'ne resim öğret*meni olarak geçti ve eski öğretmeni Osman Nuri'nin yardımcısı oldu. Aynı yıllarda Amel-i Menazır (Pers*pektif Çalışması) ve Usûl-i Ameliye-i Fenn-i Menazır (Perspektif Tekniği Çalışma Yöntemi) adlı kitaplarını yayınladı. Bu yapıtları resim öğret*menliği mesleğine bağlılığını göste*ren Ahmet Ziya Akbulut, özellikle perspektif kuralları konusunda say*gı duyulan bir uzmandı (öğrencileri ve yakın dostları arasında "Menazırcı Ziya" diye anılırdı); matema*tik ve gökbilim gibi bilim dallarına da özel bir ilgi duyardı: Güzel Sanatlar Akademisi'nin rıhtımına bir güneş saati yapmış, ayrıca Tak-vim-i Ziya adında bir takvim çıkar*mıştı. 1898'de, Kuleli'de resim öğ*retmenliğini bırakarak Askeri Okul*lar Matbaası Müdürlüğü'ne geçen Ahmet Ziya Akbulut, 1905'te binbaşı oldu; 1913'te Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'nin yönetim kurulu başkanlı*ğına seçildi. Ayrıca topluluğun yayın organı olan gazetede perspektif konusunda yazılar yazdı. 1914'te emekliye ayrılınca, Sanayi-i Nefise' de (Güzel Sanatlar Akademisi) ma*tematik ve perspektif öğretmenliğine atandı ve ölümüne kadar bu görevi*ni sürdürdü.

    Özellikle 1900 yıllarından sonra bazı grup sergilerine de katılmış olan Ahmet Ziya'nın eğitici yönü, uzun süre ressamlığını gölgelemiştir. 1901 yılında İstanbul'da yabancı elçilik ilgililerinin de katkısıyla kurulan "ilk Salon"daki sergilerde, onun da adı geçmektedir. Sanat tarihçisi Celal Esat Arseven'e göre Ahmet Ziya Bey "kendi ressamlığından ha*bersiz denecek kadar alçak gönüllü bir kişiydi". Belki de bu nedenle 1937'de İstanbul Resim ve Heykel Müzesi açılıncaya kadar, Ahmet Ziya Akbulut adında bir ressamın varlığından pek kimsenin haberi olmamıştır.

    DERİNLİK KAVRAMI VE TARİHSEL YAPILARIN RESMİ

    Resimde perspektif kurallarına uyulmasını isteyen Ahmet Ziya Akbulut'un, kendi kuşağının res*samları gibi natürmort ve manzara resimlerinden çok tarihsel yapıları öne çıkaran resimlere yönelmesi do*ğaldı. Çünkü derinlik kavramını, bu tür resimlerde daha belirgin çizgi*lerle yansıtabiliyordu. Bu nedenle daha çok camileri belgeci bir görüşle tuvale aktardı. İstanbul Resim ve Heykel Müzesi'nde yer alan Beyazıt Eski İmaret Binası adlı tabloda, yapının bir bölümü, bütün*lüğü bozmayacak biçimde tablonun boyutları içine ustaca yerleştirilmiş*tir. Sanatçının geçici ışık ve gölge oyunlarına kapılmadan, doğrudan doğruya eşyanın ana renk ve biçimi*ni vermiş olduğu söylenebilir. Bu eğilim, 1930 yıllarından sonra Türk sanatında yenilikçi bir akım olarak ortaya çıkacak biçimci ve hacimci yaklaşımlarla uyum gösterir. Ahmet Ziya'nın öbür yapıtları arasında İstanbul Resim ve Heykel Müzesi'ndeki Sultanahmet Camii ve Mihrimah Camii adlı tabloları sayılabilir
  8. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.809
    Ödül Puanları:
    38
    Ali Avni Çelebi
    Ressamlar - Türk Ressamları
    Türk ressamı (İstanbul, 1904). Konya'dan Rumeli'ye, oradan da İstanbul'a göçen bir ailenin çocuğu olan Ali Avni Çelebi, 1916'da Vefa Lisesi'ne girdikten iki yıl sonra Sanayi-i Nefise Mektebi'ne (Güzel Sa*natlar Akademisi) yazılarak, hazır*lık sınıfında Hikmet Onat'in öğren*cisi oldu. İbrahim Çallı'nın atölyesi*ne geçerek Zeki Kocamemi'yle yakın arkadaşlık kurdu. 1922'de Münih'e giderek Kocamemi'yle birlikte Heinemann'ın atölyesine yazıldı ve bir süre Hofmann'ın resim kurslarını izledi. Münih Güzel Sanatlar Akademisi'nin sınavını kazanarak, Profe*sör Gröber'in yanında bir yıl eğitim gördü. Bir süre Berlin Akademisi'nde çalıştıktan sonra Münih e Hof*mann'ın yanına döndü (orada gör*düğü eğitim, sanatını yönlendiren ve "inşacı" ilkelere bağlı kalmasını sağlayan önemli bir etken oldu). 1927'de İstanbul'a dönen Ali Avni Çelebi, Konya Kız öğretmen Okulu'nda kısa bir süre resim öğret*menliği yaptı.Askerliğini İstanbul'da Harp Akademisi'nde desinatör ola*rak tamamlayıp, Türkiye'de akademik-izlenimci kuşağa karşı, yenilik*çi akımları özendirmek amacıyla, 1928'de Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği'nin kuruluşuna ka*tıldı (Birlik, üye ressamların yapıtla*rıyla ilk sergisini 15 Temmuz 1929' da Ankara Etnografya Müzesi'nde, ikinci sergisini, aynı yıl İstanbul Türk ocağı salonunda düzenledi). O yıllarda Maskeli Balo, Kırda Dinle*nen Kadın, Pedikürcü, Berber gibi yapıtlarını hazırlayan Avni Çele*bi, 1930'da yeniden Münih'e gitti. Yurda dönüşünde (1932), Akademi' de akşam kurslarını Refik Epikman' in yerine yürütmekle görevlendiril*di. Aynı yıl İstanbul Saray sinema*sı girişinde ilk kişisel sergisini açtı. Bazı sürtüşmeler nedeniyle Akade*mi'deki görevinden ayrılıp, kısa bir süre İstanbul Üniversitesi Arkeoloji Bölümü kadrosunda desinatörlük yaptı. 1936'da Leopold Levy'nin Akademi'de resim bölümü şefliğine getirilmesinden sonra, Akademi'de öğretim üyeliğine dönerek, Levy'nin asistanı oldu. Yurt gezileri progra*mına katılarak Malatya ve Bilecik'e gitti. 1944'te Müstakiller üyesi sıfa*tıyla katıldığı 6. Devlet Sergisi'nde birincilik ödülü aldı. 1956.'da Aka*demi'de adını taşıyan atölyenin ba*şına getirildi.

    1962'de bir aylık inceleme gezisi için Münih'e giden, 1966'da Tahran İkiyıldabir Sergisi'nde birincilik ka*zanan, 1967'de Akademi'deki göre*vinden emekliye ayrılan A. Avni Çe*lebi, 1975'te, uzun bir aradan sonra ikinci kişisel sergisini İstanbul'da (Cumalı) açtı ve 1977 yılından başla*yarak çeşitli sergiler düzenlemeyi sürdürdü.

    SANATI

    Ali Avni Çelebi'nin sanatta aradığı değerler, Müstakiller grubunun re*sim sanatımıza getirdiği biçim, kuruluş, inşa, hacim, atmosfer ve planla ilgili değerlerdir. İbrahim Çallı ve arkadaşlarının yarı akade*mik, yarı izlenimci anlayışı, A. Avni Çelebi'nin önemli bir payı bulu*nan bu çıkışla yerini daha etkili eğilimlere bırakmıştır. Geniş ve rahat fırça vuruşlarına, kitle ve hacim et*kilerine, yeşil nüanslarının ağır bastığı temiz bir renk anlayışına da*yanan A. Avni Çelebi'nin tabloları, bir yandan kübist ve inşacı (konstrüktif) eğilimleri, bir yandan da bu eğilimlerle uyuşan anlatımcı öğele*ri akla getirir. Taşıdığı etkilere kar*şın, bu iki yönelişin özgün sayılabile*cek bireşimlerini ortaya koymayı başaran sanatçının dikkati, uzakta*ki değil, en yakındaki nesne ve olu*şumlara yöneliktir. Gözlemi ön planda tutar; desene ve biçimsel et*kilere önemli bir yer vermekle birlikte, rengi ikinci plana atmaz. Tablo*larında renk, nesneleri dıştan saran bir örtü değil, nesnelerin yapısına doğal biçimde karışan vazgeçilmez bir öğedir. Doğanın yansıtılmasın*dan çok, yorumundan yana olan bu gerçekçi anlayış, kendisinden sonra gelen sanatçı kuşaklarına yeni anla*tım olanaklarının kapısını açmıştır.
  9. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.809
    Ödül Puanları:
    38
    Aliye Berger
    Ressamlar - Türk Ressamları
    Türk Gravür sanatçısı [İstanbul, 1903-İstanbul, 1974). Babası Şakir Paşa, amcası sadra*zam Cevad Paşa.Cevat Şakir (Halikarnas Balıkçısı), Fahrünnisa Zeid, Füreya Koral, Nejat Devrim, Şirin Devrim gibi yazar ve sanatçıların yetiştiği bir ailenin üyesi olan Aliye Berger, okuma yazmaya çok küçük yaşlarda, özel bir eğitimle başladı; ilk öğrenimini tamamladıktan sonra, Notre-Dame de Sion'a girdi. Okulu Birinci Dünya savaşında kapanınca, öğrenimini bir başka özel Fransız okulunda tamamladı; resim ve piya*no dersleri aldı. Tanınmış virtüöz ve eğitimci Karl Berger'le tanışıp ev*lendi. 1935-1939 yılları arasında Pa*ris'te ablası Fahrünnisa Zeid'in ko*nuğu olarak sanat hareketlerini izledi. Londra'da üç yıl süreyle John Buckland Wright'ın atölyesinde gra*vür tekniği üstüne yoğun çalışmalar yaptı. 1951'de 140 parça gravürle Türkiye'ye dönerek, İstanbul Fran*sız Konsolosluğu'nda ilk kişisel ser*gisini açtı. Sonraki yıllarda gravürü yaymlaştırmak amacıyla, bu teknik*le yılbaşı tebrik kartları yaptı. 1954'te İstanbul'da toplanan ve aralarında Herbert Read, Paul Fierens, Lionello Venturi gibi eleş*tirmenlerin bulunduğu uluslararası bir kongre nedeniyle düzenlenen yarışmada birincilik ödülü, ertesi yıl katıldığı Tahran bölgesel ikiyıldabir sergisinde ikincilik ödülü kazandı. İstanbul, Ankara, Londra, Paris, Viyana, Ravalpindi, İslâmâbad'da kişisel sergiler açtı; yurt içinde ve yurt dışında birçok karma sergiye katıldı. İstanbul Resim ve Heykel Müzesi'nde, Viyana Albertina Müzesi'nde ve özel koleksiyonlarda re*simleri bulunan, 1972 yılında son sergisini İstanbul Taksim Galerisi'nde düzenleyen ve aynı sergiyi An*kara'ya götüren sanatçının ölümün*den sonra, 1975'te İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi salonla*rında, bütün dönemlerini kapsayan ve gravürlerini bir araya getiren geniş bir sergi düzenlendi. GRAVÜR SANATINA KATKISI Aliye Berger'in gravürleri, kendi deyimiyle yaşamda her şeyi "renkli" gören, yaşamayı en büyük coşku ve aşk olarak kabul eden bir anlayışın ürünleridir. Gravürün 1960 yılların*da sevilip yayılmasında etkili olan yapıtlarında Aliye Berger, kasap kâğıdı, zımpara kâğıdı gibi alışıl*mamış gereçler kullanmış, konula*rını, kendi çevresindeki oluşumlar*dan ve yaşamın bütünü içinden seç*miştir. Görüp yaşadığı konuların çevresinde zengin bir imgeler dün*yası oluşturan Aliye Berger'in gra*vürlerinde, özellikle seçilmiş ve üs*tünde ısrarla durulmuş konulardan çok, günübirliğine değişen, sanatçı*yı ilgilendirdiği ölçüde görsel anlam kazanan görüntüler egemen olmuş*tur. Bunları birleştiren tek özellik, sanatçının yaşama bağlılığı ve çev*resiyle birlikte düşünme tutkusudur. İlk bakışta kendilerini ele vermeyen yapıtlarında dış dünyanın görüntü*lerinden esinlenilmiş olmakla birlik*te, bu görüntüler hazır birer motif gibi kullanılmamıştır. İç dünyanın biçimlendirici karmaşası, önüne ge*çilmez bir coşkunun yaratma ve yorumlama çabasının hazırlayıcı öğesi olmuştur.Gravürde, renkli ve siyah-beyaz özgün baskıda coşkulu, verimli bir dönemin başlıca temsilcilerinden olan Aliye Berger Türkiye'de gra*vür sanatının zenginleşmesine bü*yük ölçüde katkıda bulunmuş bir sanatçıdır.
  10. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.809
    Ödül Puanları:
    38
    Anders Zorn
    Ressamlar - Türk Ressamları
    Önce heykel ve suluboya çalışmaları yapan Anders Zorn, daha sonra uzun süre (1888-1896) Paris'te kaldı ve ora*da yağlıboya portreler, nüler ve gün*lük yaşantıdan sahneler gerçekleştir*di; bu yapıtlarında canlı ışık oyunla*rına, anlık görüntülere yer verdi; ay*nı özelliklere, şiddetli karşıtlık etkile*rinin belirginleşmesine yol açan tara*ma çizgiler tekniğiyle gerçekleştirmiş olduğu gravürlerinde de başvurdu.
    Doğduğu kente döndükten sonra, ya*pıtlarında özellikle halkın yaşamından aldığı kesitlere yer verdi. Ayrıca XIX. yy. sonu doğalcılık doğrultusunda Mo*ra yöresini betimleyen manzaralar ve kırsal yaşama özgü sahneleri konu alan yapıtlar gerçekleştirdi; bu çalış*malarında, özellikle canlı renklere, belirgin rölyeflere olan merakı açık*ça görülür.

    Zorn'un gerçekleştirmiş olduğu çok sayıda gravür arasında özellikle, an*latım gücü ve uzun tarama çizgilerin*deki kesinlikle dikkati çeken sanatçı portreleri (Verlaine 'in Portresi, E. Ke*nan 'm Portresi, Rodin 'in Portresi) var*dır. Yapıtlarıyla ilgi gören bu İsveçli sanatçının Mora'daki malikânesinde bir Zorn Müzesi açılmıştır.

Sayfayı Paylaş