TÜRK YÖNETİM TARİHİ

Konu 'Tarih - İnkılap Tarihi (Soru-Cevap-Konu Anlatım)' bölümünde karamelek tarafından paylaşıldı.

  1. karamelek

    karamelek Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    26 Ekim 2007
    Mesajlar:
    2.692
    Beğenileri:
    458
    Ödül Puanları:
    36

    Osmanlı Devleti’nde yönetim anlayışının kaynakları:
    • Eski Türk devlet geleneği
    • İslam
    • Bizans

    Orta Asya’ nın (eski Türkler), araştırılmasının 1927-1933 yılında yoğunlaştığı görülmektedir. Bunun nedeni; o tarihlerde ulus devlette ulus bilincini yaratmak ve geliştirmektir. Her uluslaşma sürecine giren toplumda olan “tarih, soy, coğrafya mitleri”nin kullanıldığı görülmektedir. Oysa Osmanlı Dönemi’nde Türk tarihi, İslam tarihi ile ele alınırdı ve başlatılırdı. Yani çok geriye gidemeyen ve ihtiyaca cevap veremeyen nitelikteydi. Cumhuriyet Dönemi’nde ise İslamiyet öncesi Türk tarihine önem verilmiştir.

    Tarihi, kaydın yani yazının ilk bulunduğu tarihten başlatıldığı göz önünde bulundurulursa Türk kayıtlarına ilk kez Orhun Kitabeleri’nde rastlanılmaktadır. Yalnız, burada Türk alfabesinin ve gelişkin bir dilin kullanıldığı görülmektedir. Bir alfabenin ve gelişkin dilin oluşumunun ise yüz yıllar aldığı ve Göktürklerin MÖ.200’lere giden bir tarihi olduğu bilinmektedir. Bundan dolayı Türk tarihinin daha eski olduğu çok rahat söylenebilir. Bu dönemlerde İç Asya’da bazı örgütlenme yapılarının olduğu görülmektedir. Yalnız, bunlara daha devlet denilememektedir. Çünkü; devlet olma özelliklerine sahip değildir. Bu yapı; klanların bir araya gelerek kabileyi, kabilelerin bir araya gelerek boyu, sık rastlanmasa da boyların birleşerek budunu oluşturduğu gözlenmektedir. Bu yapılara devlet denilemese de, devletin kökeni olarak görülmektedir ve stepokrasi denilmektedir. Budun sisteminin ömürleri genellikle kısa olmaktadır. Çünkü; güçlü boy beyi öldüğü vakit dağılabiliyorlar ya da başka birlikler kurabiliyorlar. Bu arada bir döneme kadar iç evliliğin (endogami) yaygın olduğu, ortak atalardan gelmeden anlaşılmaktadır. Bir dönem sonra ise bunun yasaklanarak kabileler arası, yani dış evliliğe (egzogami) yöneldiği görülmektedir. Bir örnek olarak Hun sistemi ele alınacaktır.


    Hun Örneği

    Tabi Boylar Tabi Boylar



    Köle Boylar Köle Boylar
    Asil Boylar






    Sağ Bilge Sol Bilge





    Tanhu Boyu: Yöneticilerin yetiştiği boydur. Beyler bu boydan yetişir.

    Asil Boylar: Yönetim konusunda hana bu boylar yardım eder. Danışma görevi görürler. Türklerde demokrasinin temellerinin görülmesi bu yapıya dayanarak iddia edilmektedir. Bu yapıda, güneşin doğduğu doğu tarafındaki boylar kutsal sayılmaktaydı. Sağ ve sol bilgeler de bu boylar içindedir.

    Tabi Kılınmış Boylar: Bu boyların yarı özgür olduğu görülmektedir. İçişlerinde serbestlerken, dışişlerinde birliğe bağlılardır. Bunlardan bir kısmı esir alınarak elde edilirken bir kısmı da birliğe gönüllü olarak katılırlar.

    Köle Boylar: Aslında bu boylar tam olarak köle değillerdir. Savaş ve siyasi hareketlere katılmazlar. Beylerin çocuklarının bakımı, temizliği vb. işlerini hallederler.

    İktidar kavgalarının yoğun olarak yaşandığı görülür. Bu kavga Tanhu Boyu içinde olacağı gibi sağ ve sol bilge arasında da olabilir. Kaybeden bilgelerin ayrı birlikler kurulduğu görülmektedir.

    Göçebelik nedeniyle toprak üzerinde mülkiyete rastlanmamaktadır. At çok önemlidir ve atlarla beraber, özel eşyalar üzerinde mülkiyet vardır. İlk zamanlarda, yağma sonucu elde edilen payların ortak olarak bölüşüldüğü görülmektedir. Yalnız, bir süre sonra asil boyların fazla pay almaya başladıkları görülmektedir.

    23 Eylül 2004

    Prof. Dr. Tayfur ÖZŞEN’in, Türkiye yönetim tarihi deyimi yerine, Türk yönetim tarihini kullanma nedeni şöyledir: İslamiyet öncesi Türk tarihine değinmeyerek, sadece Osmanlı Dönemi’ne değinmemiz eksiklik olacaktır. Çünkü; bu durumda, yönetim ve kurumsal geleneklerimizin kökenini tam anlamıyla öğrenemeyebiliriz. Örneğin;

    1. İslami yönetim geleneğinde şeri hukuk kuralları geçerlidir. Osmanlı Dönemi’nde bile, bu hukukun yanında gündelik hayatı düzenleyen kurallar vardır. Bu özelliğin kökeni Orta Asya Türk devletlerinden gelmektedir. Çünkü; Eski Türklerde güncel olayları düzenleyen kurallar vardır.
    2. Devlet babadır. Sosyal olarak yaptığı şeyler, bir ailede babanın yaptığı işleri andırmaktadır. Bu anlayış da Orta Asya’dan gelen bir yapıdır. Orda da kağanlar babalık görevi üstlenir. İnsanların ihtiyaçlarını karşılar ki bu ihtiyacı karşıladığı ölçüde de vergi toplama, askere almaya hak kazandığı düşünülür.
    3. Benzer şekilde, Orta Asya’da kullanılan Han vb. terimlerin Osmanlı’da da kullanıldığı görülmektedir.
    4. Bugün bile hala Şamanizm’den kalma etkiler olduğu görülmektedir. Bunun toplumsal genetik bir yapıda olduğu gözlenilmektedir.

    Bu nedenlerinden dolayıdır ki, Türkiye yönetim tarihi yerine bu derse Türk yönetim tarihi denilmesinde bilimsel bir gerçeklik vardır.

    Eski Türklerde kağan, büyük oğlunu kutsal sayılan doğu boylarının başına yönetici olarak gönderir ve yönetim tecrübesi kazanmasını sağlardı. Küçük oğlunu da aynı şekilde batı boylarının başına yollardı.

    Eski Türklerin yönetim tarzına ilişkin bazı tartışmalar yapılmaktadır. Bunlara bakacak olursak:

    1. Kimi düşünürlere göre; Eski Türklerde feodal yapının egemen olduğu düşünülmektedir. Oysa görülmektedir ki, feodalite yerleşik bir hayat ve mülkiyetin kişiselliğini gerektirir. Eski Türklerde ise göçebe bir düzen olduğu gibi, arazi üzerinde mülkiyet hakana aittir, kişisel değildir.
    2. Kimi düşünürlere göre; bazı kaynaklara dayanarak Eski Türklerde askerlerin imtiyazlı sınıf olduğu iddia edilir. Oysa Eski Türklerde herkes askerdir. Sadece, kendini gösteren, güçlü, yetenekli, zeki kişilerin yükseldiği, daha iyi yerlere geldiği gözlenmektedir. Bunu ise liyakat ile açıklamak olanaklıdır. Hatta bazen, Kurultay’ın beğenmeyerek kağanı indirerek yerine aynı budundan olan; ama, yönetici boydan olmayan kişileri getirdiği bilinmektedir.
    3. Kimi düşünürlere göre; doğu-batı olmak üzere çifte krallık Eski Türklerde vardır. Oysa Eski Türklerde tek bir stepokrasi vardır. Ancak; kağan, büyük olan araziyi daha iyi yönetebilmek ve ileride kağan olacak oğullarının yönetimi öğrenebilmeleri için onları görevlendirir.
    4. Yine kimi düşünürlere göre; Eski Türklerde militarist-despot bir yapı vardır. Oysa ki devlette ordu etkin bir yere sahip olsa da yönetimde militarist bir yapının olmadığı gözlenir. Göçebe kültürün ve şartların ordunun konumunu etkilediği bilinir.

    Stepokraside 4 ana kurumun olduğu gözlenmektedir. Bunlar:

    1. Hükümdar (kağan, han, hakan, yabgu vb. isimler de kullanılmaktadır.)
    2. Kurultay (Toy)
    3. Hükümet (Ayukı)
    4. Töre (Kanun)

    30 Eylül 2004

    ROMA

    Roma Tarihinin Önemi: MÖ. 753’lerde küçük bir kent devleti olarak kurulan Roma, 1453’te yıkılmıştır. Uygar toplumlar açısından insanlık tarihinin yaklaşık 5000 yıllık olduğu göz önüne alındığında, yaklaşık 2500 yıllık Roma’nın önemi daha iyi anlaşılmaktadır. Tüm Akdeniz dünyasına tek ve ilk hükmeden bir devlettir. Hatta, Roma’dan sonra da birçok devlet adamı bu sınırlara ulaşmak istemiştir. Batılı anlamda devletin kökeni olması, insanları hukuki olarak vatandaşlık bağıyla tutması insanlık tarihine bıraktığı en önemli katkılardandır. Doğu’da gelişen kent kültürü Roma ile Batı’ya taşınmıştır. Bu da bir senteze neden olmuştur. Roma Hukuku, hala devlet ve hukukun temelidir.

    Roma’nın Yayılması: MÖ. 753’te Romauslar tarafından kurulmuştur. Efsanelere göre bunlar, Küçük Asya’dan gelenlerdir. Yalnız, arkeolojik kazılar MÖ. 1000’lerde bu topraklarda oturum olduğunu göstermiştir. MÖ. 500’lere kadar krallık olan Roma, daha sonra aristokratların eline geçerek yayılmacı bir politika izlemiştir ve konfederasyon yapısına dönüşmüştür. MÖ. 200’lerde büyük ve güçlü bir deniz imparatorluğu olan Kartaca ile Akdeniz’de karşılaşmışlar. Sürekli savaşlardan galibiyetle çıkarak deniz ötesi bir yapıya sahip olmuştur. Bu da eyalet sistemini getirmiştir. Helenistik devletleri de yıkarak Doğu’ya doğru ilerlemiştir. Ancak; Fırat’a kadar ilerleyebilmiştir. Ötesine 3 yıl gibi kısa bir süre sahip olmuştur. MÖ. 30’larda Mısır’ı da alarak Akdeniz’i Roma gölü yapmışlardır.
    Roma’nın Devlet Yapısı: 4 türlü yönetim biçimi görülmüştür:

    1. Krallık (MÖ. 750- MÖ.510)
    2. Cumhuriyet ( MÖ.510- MÖ.27)
    3. Prıncıpatus (MÖ.27- MS. 284)
    4. Dominatus (284-565)

    1. Krallık Devri:

    Rex (Kral)


    Senatus Comitia Centruiata Pontigexler


    Ordu Plebler
    Clientler
    Köleler

    Doğu krallıkları gibi, kralların dinsel kutsallığı yoktur, memur gibidir. Kral, Comitia Centruiata’dan (Halk Meclisi) İmperium yetkisini alır. Kralı Senatus önerir. Senatus, 300 gens temsilcisinden oluşur. Bu 300 kişi particilerin yaşlı olanlarından seçilir. Danışma meclisi niteliğindedir. Yasa teklifleri de Senatus tarafından önerilir. Halk Meclisin’den de bazı kararlar çıkar. Herkes halk sayılmadığı için bu meclise güçlüler egemendir. Kralın monark gibi hareket etmesi soyluların tepkisine yol açar. Pentigexler, rahip kurullarıdır.

    3 Tribus


    30 Curia


    300 Gens

    Halk Meclisi, bütün vatandaşlardan oluşur. Ancak; oylama sisteminde her Curia’nın 1 oy hakkı vardır. Yani, toplam 30 oy kullanılır.

    Roma’nın, Helenlerden farklı ve önemli bir özelliği: bireysel oy yerine, Curia örneğinde olduğu gibi topluca oy kullanılmasıdır.

    Kral baş rahip, baş yargıç ve başkomutandır. Din kurumları üzerinde yetkisi vardır. Rahip Kurullarına savaş gibi konularda danışır.

    Halk Meclisi’nin aldığı kararlar, Senatus’tan geçerek kralın onayına gelir.

    2. Cumhuriyet Devri: Son kralın sıkı denetimi, Senatus ve Meclis’i dikkate almaması devrilmesine neden olmuştur. Bu dönemde, daha gelişmiş bir devlet ortaya çıkıyor.



    Magistratuslar

    Dictator
    Consul
    Senatus Praetor
    Censor
    Tribunus
    Aedilis
    Quaestor


    Comita Curiata Comitia Tributa Comitia Centruiata



    Magistratuslar, seçimle işbaşına gelirler. Görev süresi sonunda hesap verirler. Eski kralın yetkilerini almışlardır. Dictator, Consul ve Praetorlarda İmperium yetkisi varken, diğerlerinin ise sadece görev alanlarında emir, ceza verme yetkileri vardır. Kesinlikle devletten maaş almazlar. Yani kendileri harcamalarını yaptıkları için zengin olmaları gerekiyor. Hatta, ilerleyen dönemde Patricia Aristokrasisi, memur aristokrasisine dönüşmektedir. Burada memuriyet açısından ilginç bir özellik daha görülmektedir. Şöyle ki; her bir üst makamda 2 yönetici bulunmaktadır. Diğer yöneticinin uygun bulmadığı kararlar hakkında veto yetkisi vardır. Roma, yayılmacı politika izlemesine rağmen, her elde ettiği toprağı direk olarak sınırına katmazdı. Uygun gördükleri, özellikle tehlike görmediklerini serbest bırakıp kardeş devlet sayıp, kent devleti şeklinde iç işlerinde serbest, dışişleri ve ordu gibi konularda merkeze bağlı sayardı.

    Dictator’u Consul seçer. Consulleri Praetorlar, Praetorları Censorlar, Censorları da Comitia Centruiata seçer. Tribunus, Aedilis ve Quaestorları Comitia Tributa seçer.

    Dictator, 6 ay için seçilmektedir. Olağanüstü olarak görülen durumlarda anayasa bir kenara bırakılarak, hiçbir sorumluluğu olmayan Dictator seçilmektedir ve tüm yetkileri kullanma hakkına sahip olur. Krallık anayasasının korunarak gelen bir özelliği gibidir. Cencorlar, vatandaş kayıtlarını ve mülk işlerini takip eder. Consul’ün icra yetkileri vardır. Preatorlar, yargı görevini yerine getirmektedir. Tribunuslar, halkı memurlara karşı koruyan bir yapıdadır. Aedilisler, günümüz belediyeciliğini andıran, alt yapı işleriyle ilgilenmektedirler. Questorlar ise maliye işlerini üstlenmişlerdir.

    Senatus’a aristokratlar egemendir. İlk başta sayıları 300 iken, daha sonraları 600-1000 arasında değiştiği görülmüştür.

    Comita Curiata’da soylular egemendir. Yalnız, yetkileri oldukça kısılmıştır. Siyasi görevlerin yerini, dini danışma görevleri almıştır.

    Comitia Tributa, yerleşim yerleri dikkate alınarak oluşturulmuştur. Günümüz seçim bölgesi anlamında düşünülebilir. 35 Tribus vardır.

    Comitia Centruiata’da pleblerin yer aldığı gözlenmektedir. Yalnız, bunun olmasını soylular sağlamıştır. Zengin olmak şartıyla 198 tane Centruiata seçilir. Zenginlik, 5 ana sınıfa ayrılmıştır. Timokratik bir yapı olduğu görülmektedir.

    Bu dönemde, Roma’da asker-sivil ayrımı fazla görülmemektedir. Askeri işlerden sivil yönetime katılım olabilmektedir.

    3. Principatus: Birinci adamın yönetimi anlamındadır. Cumhuriyetten monarşiye geçişte yaklaşık 250 yıllık bir süreçtir. Kent devleti anayasası ile büyük bir devlet yönetiminin güçlükler doğurduğu gözlenmiştir. Kişiler, askeri gücü ellerine geçirdikleri zaman devlet içinde çatışmalar da artıyor. Sezar, bu arada öldürülüyor. Sezar’ın yeğeni Octavius, tüm yetkilerin Senato’ya verildiğini söylüyor. Ancak; Senato ise barış ortamını sağladığından dolayı yönetim yetkisini ona veriyor. Octavius, egemenliğini sağlıyor ve Princeps oluyor. Dayısı Sezar olayından dolayı daha dikkatli davranıyor. Gücü eline alınca Senato’da değişikliğe gidiyor ve tehlikeli gördüğü insanları değiştiriyor. Yeni oluşturduğu Senato’daki kişilerin zengin olmasına dikkat ediyor.

    Princeps, İmperium ve Potestas yetkilerini elinde bulunduruyor. İlk başlarda seçimle başa geldiği gözlenirken, daha sonra babadan oğla geçen bir sistem halini alıyor. Hatta bir ara, ordunun başındakilerin Princeps olduğu gözlenmektedir.

    Senato 600 kişiden oluşuyor.

    Meclisler bu dönemde de duruyor; ama, yetkilerini kaybetmiş durumdalar.

    Yüksek memurların da varlığını koruduğu gözlenmektedir. Ama; eski yetkilerinin hepsini Princeps’e devrettikleri için maaşlı, terfi sistemi olan bir memur basamağı haline geliyorlar. Bu dönemin önemli özelliklerinden biri de, günümüz modern memuriyet sistemine yaklaşıldığı görülmesidir. Consullük ve Praetorluk önemli kademeler oluyor. Önemli olan yerlerin valileri Consullük yapan kişilerin arasından seçiliyor. Daha az önemli yerlerin valileri ise Praterluk yapmış kişilerin içinde seçiliyor. Valilerin yanında, su, kanal ve kutsal yerlerle ilgilenen yardımcıları bulunuyor.

    Büyük memuriyetlere hazırlık olması amacıyla eğitim amacı taşıyan küçük memuriyetlerin olduğu görülüyor. Bunlar, ilk kademe memurluğudur; rahiplik, darphane ve cezaevi çalışanı gibi görevlerdir. Memuriyette yaş sınırı getiriliyor. 18 yaş memuriyete giriş için aranırken ilerleyen kademelerde, farklı mevkilere farklı yaşlar arandığı gözlenmektedir. İlk kademe memurluklar 1 yıldır ve bitince, askeri görev vardır. 2 yıl askerlik yaptıktan sonra devlet hizmetlerine devam ederler. Askeri olarak Lejyonlar vardır. Binbaşı rütbesinde oldukları görülür. Daha sonra memuriyete devam edilir. İsteyen memurlar askerlik yapmayabiliyorlar. Ama; bu kişiler için ileride sorun olmaktadır. Principatus’a yakın görevlerde yer alamazlar.

    3. kademe olarak Questorluk vardır. Asıl memuriyet kademesidir. Mali işleri vardır. Önemli memurlara yardımcı olma görevleri de vardır. Hazine memurluğu görevi de bunlara aittir. Querstorlar, eyalette, valinin yanında mali işlerle de ilgilenirler. Yalnız, bu dönemde giderek önemlerini kaybetmişlerdir.

    Pretorluk, memuriyeti 4. basamağıdır. Hukuki işleri yürütmektedirler. Sayıları 16’dır. Bunlardan biri, Roma içinde yerli vatandaşların birbirleriyle olan sorunlarını çözmekle, diğeri de yerliler ile yabancılar arasındaki hukuki işleri çözerlerdi. Geriye kalan 14 Pretor ise gezici olarak tüm ülkeyi dolaşırlardı. Pretorluk önemli bir aşamadır. 20 kişiyle başlar; ama, 4 kişi elenir. Burada elemede; hükümdara yakınlık, başarı, sınıfsal köken, torpil önemli olmaktadır.


    Bundan sonraki memuriyetlerde askerlik yapmak gerekliliği aranıyor. Vali yardımcılığı, eyaletin yol ve bazı hukuki işleri, başkentin hububat tertibi işleri vardır. Ayrıca; Pretorlukla Consullük arasında hazine müdürleri vardır. Bunlar, devlet ve askeri hazineye baktıkları gibi, Princeps’in özel hazinesiyle de ilgileniyorlar. Bu dönemde Mısır’ın, Princeps’in üzerinde istediği tasarrufu yapabileceği bir yer olduğu gözleniyor.

    Sonraki memuriyet basamağı Consullüktür. Kadrosu 8 kişidir. Üçer ay olmak üzere ikişer kişi görev yapıyor. Fazlaca bir işlevi yoktur. Ama; daha sonraki kadrolara görevli için kadronun geniş tutulmasını sağlıyor.

    Ayrıca, önemli görülen Tiber Nehri yatağı işleri, kutsal işlerle ilgili ve kamu binalarının yapımıyla ilgilenen memurlar vardır.

    20 Questor’la başlayan işin en tepesine 1 kişi çıkmaktadır. Roma valiliği çok önemli oluyor. Bu Questorlardan biri oluyor genellikle ve ölene kadar görev yapıyor. Consullük yapanlara verilen eyaletler önemliydi. Asya, Afrika Pro-Consullüğü (valilik) bu kişilere verilirdi.

    İktidarın Senato ve Princeps arasında paylaşıldığı iddia edilmektedir. Çünkü; eyaletler güvenlikli (önemsiz), güvenliksiz (önemli) olarak ikiye ayrılırdı. Devlet için tehlikesi olmayan eyaletlerin valileri Senato içinden seçilmektedir.

    Eyaletler



    İmparator Senatus


    Cosullük Praetorluk Cosullük Praetorluk
    Yapanlar Yapanlar Yapanlar Yapanlar

    Roma toprağı olan yerlerde, kentler kendi işlerini kendileri yapabiliyorlardı. Yalnız, Roma’ya vergi vermek zorunda kalıyorlardı. Eyaletlerin bazılarına ve kentlere Roma sistemi uygulanıyordu. Hayırsever imparatorlar, Asya, Afrika gibi yerlere sürekli yardım etmişlerdir.

    Bu dönemde de asker-sivil arasında fazla bir ayrımın olmadığı gözlenmektedir. Consuller, Lejyon olabiliyor ve isterse başka memuriyetlerde de bulunabiliyor.

    Bu dönemde İtalya’da uluslaşmaya benzer bir yapı ve ortak kültür oluştuğu görülmektedir. İtalya’nın özel bir konumu var. Çekirdek ülke görünümünde olan İtalya, eyalet statüsünde değildi ve vergi vermiyordu.

    Principatus için 2 birleştirici unsur vardır. Bunlar:

    1. İmparator Kültü: İmparatora, dini içerikli olmasa da tapınma anlamındadır. Birleştirici özelliğinin etkisi Hıristiyanlık’ın doğuşuna kadar sürdü. Hıristiyanlık’ın doğuşuyla dinin etkisi giderek arttı.
    2. Roma Vatandaşlığı: Yerellerde olan elit kişilere verilen haktır. 212 yılına kadar sadece bu elit kesime vatandaşlık tanınması birleştirici unsurken, bu yıldan sonra herkese vatandaşlık verilmesi, bu durumun özelliğini ortadan kaldırmıştır.
    Bu birleştirici unsurlar çökünce ve ekonomik sorun (sınırların sürekli genişlemesinin ardından yeterli miktarda kölenin bulunamaması, doğu-batıda süren savaşlara sürekli kaynak aktarılması ki, 25 Lejyon’a düşen 250 bin kişilik ordu yerine, 75 Lejyon’a çıkan sayı da 750 bin kişilik orduyu doğuruyor.) artınca krizler sürekli hal alıyor.


    14 Ekim 2004



    4. Dominatus: Dominatus efendi anlamında kullanılan bir sözcüktür. 256’lara gelindiğinde asker-sivil ayrımının pek olmaması sorunlara neden oluyor. Çünkü; savaşlarla askerlerin de önemi artıyor ve gittikçe güçleniyorlar. Sürekli Lejyonların iktidarı ele geçirdikleri gözlenmektedir. 280’lerde ilk kez ordu-sivil ayrımı yapılıyor. İmparator, bu devirde efendi oluyor. Bununla birlikte İmparator ve Senato eyaletleri ayrımı kaldırılıyor. İmparator, doğulu anlamıyla hakim oluyor. Bu dönemde vergi toplama sistemlerinin geliştiği gözleniyor. İnsanlar zorla meslek gruplarına ayrılıyor. Loncaların oluştuğu ve bununla mesleğin babadan oğla geçen bir yapıya dönüştüğü gözleniyor. Çiftçilerin topraklarını terk etmesi yasaklanıyor. Bunlarla krizlerin derinleşmesinin engellenmeye çalışılması amaçlanmaktadır. Bu dönemde şu şekilde bir idari yapılanma gözleniyor:

    Prefuctura (İdari Bölümler)

    İmparatorluk


    Büyük Eyaletler (4 tane-Başlarında Prafector bulunur.)


    Diocesisler (12 tane-Başlarında Vicarius bulunur.)


    Provincialar (120 tane-Başlarında Proconsuller bulunur.)


    Roma bu dönemde merkez olma önemini kaybediyor. Hatta, İmparator İzmit’te, yardımcısı Milano’da bulunuyor. Yönetimde 4’lü bir yapı görünüyor. 2 Augustus ve 2 Caesar yönetimi var. Augustus’un biri İmparator, o gidince yerine 2. Augustus geliyor. 2 Caesar yardımcı konumundadır. Bu 4’lü yapıya rağmen, egemenliğin 4’e bölünmediği görülmektedir. Valiler, Proconsul unvanını taşımaya devam ediyor. Bunun yanında Praesides, Corrector gibi kavramlarda kullanılıyor. Bu yapının bir başka özelliği ise hiyerarşinin farklı olmasıdır. İmparator Prafectorları, Prafectorlar Vicariusları ve Vicariuslar da Proconsulleri atamaktadır.

    Bu süreç, Roma’dan Bizans’a, İlk Çağ’dan Orta Çağ’a geçiştir.

    4’lü yönetim sistemini, 324’te egemenliği ele geçiren Constantinus’un kaldırdığı ve tek egemenin kendisi olduğu yapıyı kurduğu görülür. İşte bu döneme Bizans’ın temeli olarak bakılmaktadır. Diocletianus ve Constantinus dönemlerinde, bürokraside fazlaca bir değişiklik olmaması, bu dönemin Bizans’ın temeli sayılmasına neden olmaktadır. Hatta bu İmparatorlar, Bizans’ın kurucusu sayılabilir.
    313’lere kadar yayılan Hıristiyanlık, baskı altında tutuluyor. Yalnız, güçlerini artırmalarının sonucunda, 313’te Milano Fermanı ile Hıristiyanlara özgürlük veriliyor ve Constantinus bu dini seçiyor. Buradan da anlaşılacağı gibi Bizans, bir sentez kültürden oluşmuştur.

    Erken Bizans (Geç Roma) Dönemi: 565’li yıllara kadar Bizans’ın tam anlamıyla ortaya çıkmadığını görüyoruz. Diocletianus ve Constantinus’un yaptığı reformlar Erken Bizans ya da Geç Roma oluşmuştur. Bu dönemin en önemli özelliklerinden biri, bakanlık benzeri örgütlerin oluştuğunun görülmesidir.


    İmparator

    Saray

    Praepositus Sacri Cubiculi

    Quaestor Magister Officiorum Comes Sacrum Comes Rerum
    Sacri Palati Largitiorum Privotorum





    Praepositus Sacri Cubiculi, kutsal yatak odası başkanı anlamına gelmektedir. Yani, Osmanlı’daki harem benzeri bir yapıdır.

    Quaestor Sacri Palati, Adalet Bakanı’nın yaptığı işleri yürütmektedir. Genellikle deneyimli hukukçulardan oluşmaktadır.

    Magister Officiorum, dışişleri, içişleri ve iç güvenlikten, posta işleri, istihbarat teşkilatı, saray muhafız birlikleri, bazı kalem dairelerinin (yazışma vb.) bağlı olduğu birimdir. Günümüz anlamında başbakanlığı andırır yapısı vardır.

    Comes Sacrum Largitiorum, Hazine ya da Maliye Bakanlığı görünümündedir. Ülkedeki vergi, ticaret, devlet fabrikaları işleri buraya bağlıdır.

    Comes Rerum Privotorum, İmparator’un özel mülklerinin yöneticisidir.

    Bu bakanlığı andıran yapıların altında, eyaletlere dağılmış, hiyerarşik olarak yöneticisine bağlı çalışanlar vardır. Bunların yanında bakanlardan oluşan bir kurul var. Günümüz bakanlar kurulunu andıran ve Kutsal Danışma Kurulu (Sacrum Consistorium) adını alan bir yapı vardır.

    Valilerin temel görevi; düzen ve adaleti sağlamak, vergi toplamak gibi işlerdir. Yalnız, valilerin askeri görevleri yoktur. Bu dönemde eyaletler çoğalıyor; ama, Prefectura yapısı bozulmuyor. Senato, İmparatorluk yıkılana kadar varlığını sürdürüyor. Bu dönemde Senato’da yüksek memurlarla birlikte, hekimler ve hukukçular da var. Senato, güçlü İmparatorlar döneminde silik, zayıf İmparatorlar döneminde ise güçlülerdir. Eski İmparator, yerine yenisini belirlemişse yeni İmparatoru Senatörler seçer ya da İmparator ölmeden önce kimin yerine geçeceğini söyler. Bu İmparator adayına “Küçük İmparator” da denir.
    Justianus döneminde (527-565) Roma’nın tekrar canlandırılmaya çalışıldığı gözlenmektedir. Bizans’ın en parlak dönemi olarak geçer. Justianus, bu dönem içinde Roma’da oluşan kanunları bir araya getirip kanun kitabı hazırlıyor. Roma Hukuku’nun temeli buna dayanır. Memurların yetkisi ve maaşları artıyor, bununla birlikte sayısı azalıyor. Memurlar göreve başlarken ant içiyorlar. Bu dönemle büyük toprak sahiplerinin egemenliği gittikçe kırılıyor.

    Asıl, Roma’dan Bizans’a geçiş Heraklius Hanedanı döneminde (610-717) olmaktadır. Eyalet sistemi, baştan aşağı değişerek Thema Sistemine geçilmiştir. Askeri ve sivil yetkiler bu sistemle birleşik hal alıyor. Ülke dışında tehlike ve tehdit fazla olduğu için Bizans kuvvetli bir orduya ihtiyaç duyuyor.

    Thema, kolordu anlamındadır. Strategoslar (askeri ve sivil yetkileri olan valilerdir) sürekli artış gösteriyor. İlk Themalar, Küçük Asya’da kuruluyor. Çünkü; burada savaş riski daha fazlaydı. Bu sistemde, askerlere toprak veriliyor. Verilen bu toprak asker tarafından işlenerek orduya para ayırmadan beslenmesi sağlanıyor; ayrıca, toprakların işlenmesi sağlanıyor. Osmanlı’daki Tımar Sistemi’nin ilk örneğidir. Memuriyet isimleri Latince’den Yunanca’ya çevriliyor. Yunan dili halk içinde de zaten egemendi. İktidarlar, zorla Latince’yi resmi dil olarak kullanmaktaydı. Ama; buna bir son veriliyor ve 610 yılında Yunanca benimseniyor. Bu dönemin en belirgin özelliği Yunan ve Hıristiyan kültürünün sentezi oluşudur.

Sayfayı Paylaş