Türkçe Dersi Niye Var Ve Önemi Nedir?

Konu 'Türkçe 8. Sınıf' bölümünde ayceNuR tarafından paylaşıldı.

  1. ayceNuR

    ayceNuR Üye

    Katılım:
    21 Ekim 2010
    Mesajlar:
    701
    Beğenileri:
    867
    Ödül Puanları:
    0

    Türkçe Dersi Niye Var Ve Önemi Nedir?


    Kim konuşabiliyorsa insandır. Çünkü konuşma bilgelik, bilgelik konuşmadır.” Luther

    MÖ 551-479 yılları arasında yaşamış olan Çin düşünürü Konfüçyüs;
    “Bir ülkeyi yönetmeye çağrılsaydınız yapacağınız ilk iş ne olurdu?” sorusuna şöyle cevap vererek dilin önemini çok güzel ifade eder:
    “ Hiç kuşkusuz, dili gözden geçirmekle işe başlardım. Dil kusurlu olursa, sözcükler düşünceyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılamazsa, yapılması gereken şeyler doğru yapılamaz. Ödevler gereği gibi yapılamazsa, töre ve kültür bozulur. Töre ve kültür bozulursa, adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını, işin nereye varacağını bilemez. İşte bunun içindir ki hiçbir şey dil kadar önemli değildir.”

    Ayrıca, Konfüçyüs; “Dildeki anarşi sokaktaki anarşiden daha tehlikelidir.” diyerek bekli de günümüz toplumunda, günlük konuşma ve yazmadaki bozulmaları, istilâları belirtmek istemiştir. Görüyoruz ki dil, çağlar boyunca her zaman önemini korumuştur.

    Türkçe, ana dili edinimi ve gelişimi dersi olduğu için öğrencilerin sağlıklı bir kişisel gelişim gösterip topluma uyum sağlayabilmesinde en önemli derstir. Türkçe, aynı zamanda öğrencinin Türkçe ve Türkiye Cumhuriyeti’ne olan bağlılığının sağlamlaştırıldığı, bu iki Cumhuriyetin ayrılmaz unsurları olan milli kültür, milli kimlik ve milli bilinç duygularının sağlam temeller üzerinde inşasının yapıldığı bir mihver derstir.

    Türkçe, sadece bilgi ya da beceri dersi değil, hem bilgi hem de beceri dersidir. Sadece Türkçe ve edebiyat derslerinde değil, diğer tüm derslerde de Türkçenin üzerinde önemle durulması gerekir. Çünkü Türkçe, bir kimlik dersidir. Bu nedenle üzerinde düşünmemiz gereken nokta, bizler bu kimliği çocuklarımıza nasıl ve hangi bilinç düzeyinde verebiliyoruz, aşılayabiliyoruz sorusudur.

    Bir dili “biliyorum” diyebilmek ve “öğretebilmek” için öncelikle o dilin dört temel beceri alanına hâkim olmak gerekir. Bunlar; okuma, yazma, dinleme ve konuşmadır.

    Okuma ve dinleme sayesinde anlar; yazma ve konuşma sayesinde de anlatırız. Anlatabilme becerimiz anlayabilme becerimizle doğru orantılıdır. Bu dört unsurun yanına beşinci olarak da dil bilgisi kurallarına hâkimiyeti ve kullanabilmeyi koyarız.

    Anlayabilirsek anlatabiliriz. Anlatabildiğimiz şeyleri de anlamışız demektir. Okuma ve yazma olmadan da bu karşılıklı etkileşime girmemiz mümkün değildir. Toplum olarak tamama yakın okur ve yazarız. Ancak hangi anlamda okuruz ve yazarız? Dolayısıyla da okumayan ve yazmayan bir toplum ne kadar anlayabilir veya yazabilir? Cevabının araştırılması gereken bir diğer nokta da budur.

    Öğrencilerin “yarış atı” olarak görüldüğü, “eleştirel düşünme”den uzak, ezberci bir anlayışla dilin dört temel becerisine hâkim olması beklenebilir mi? Dil kullanımı bozuk radyo ve televizyon programlarını seyreden çocuklar ne kadar diline hâkim olur, onu sever ve saygı duyar? Kitap, gazete, dergi okumayan anne babaların çocukları, dilin toplum hayatındaki yeri ve önemi ile bağımsızlık arasındaki ilişkiyi ne kadar anlayabilir? Bu anne ve babalar, çocuklarını, geleceğin bekçisi, geçmişin öğreticisi ve geleceğin kurucusu nasıl yapar?

    Burada bizlere düşen en önemli görev, bilinçli olma mecburiyetidir. Bilinçli toplum bilinçli bireylerden oluşur. Toplumu oluşturan bireyler önce ailede daha sonra okulda sistemli olarak eğitim ve öğretim faaliyetlerine tâbi tutulurlar. Bu bağlamda geçen süre kültür temellerin atıldığı dönem olarak çok önemlidir. Ancak unutmamak gerekir ki en önemli dönem aile ile birlikte geçen süredir.

    Bu dönemde çocuğun karşılaştığı her türlü ürün, faaliyet, davranış çocukta geleceğe yönelik olarak izler bırakır. Bu izler zamanla onun kişiliğini oluşturarak toplum içindeki yerini ve davranışlarını belirler.

    Televizyon programlarının içeriğine baktığımız zaman “eğiticilik” niteliğinin hemen hemen hiç düşünülmediği, niceliksel değerlerin ön planda tutulduğu görülür. Bunun neticesinde de toplumda başkalarını özenen, kişisel gelişimini tamamlayamamış, kaba kuvveti kullanabilmeyi güçlü olmak olarak tanımlayan gençler yetişmektedir. Tüm bu görünenler ışığında Türkçe dersinin yeri nedir?

    Türkçe dersi başta “seçici” olmayı öğretmelidir. Türk ve dünya edebiyatının seçkin örnekleriyle öğrencinin tanışmasını sağlayarak klasik eserlerden zevk almayı öğretmelidir. Okumayı alışkanlık haline getirmelidir. Dilde kaliteyi yaşatarak bu kaliteyi hayatımızın her alanına katabilmeyi öğretmelidir. Peki, bu nasıl olur? Başka bir önemli soru da budur. İlk önce nitelikli eğitimle nitelikli öğretmenler yetiştirilmelidir. Şöyle bir benzetme yapılabilir: Öğretmen, yönetmen; öğrenci ise oyuncudur. Kaliteli yönetmen olmadan kaliteli oyun ve oyuncu olmaz.

    Bir diğer sorun da hangi kimlik sorusudur. Türklük mü Türkiyelilik mi? Alt kimlik mi üst kimlik mi? Türkiye’de gerçek anlamda kimlik sorunu olduğunu düşünmüyorum. Atatürk, “Türk Milleti” derken “ırk” olarak Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranları belirtmemiştir. İşte burada Türkçe dersi öğrenciye birey olarak Türk milletinin bölünmez bir parçası olduğunu, tek bir kimliğinin olduğunu aşılayan derstir.

    Türkçe, bizi biz yapan değerlerin dersidir. Türkçe, Atatürkçülüğün dersidir. Türkçe, varlığımızın adı, geleceğimizin teminatıdır. Unutmamak gerekir ki Türkçe olmadan ne Türk yurdu olur ne de Türk adı kalır.

    “ Biz insanları kelimelerle yönetiriz.” Disraeli
    kuru bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş