Türkçe ödevi

Konu 'Türkçe 7. Sınıf' bölümünde sude-naz tarafından paylaşıldı.

  1. sude-naz

    sude-naz Üye

    Katılım:
    1 Mart 2010
    Mesajlar:
    401
    Beğenileri:
    309
    Ödül Puanları:
    0

    Arkadaşlar Türklerin Buzamana Kadar kullandıkları Alfabeleri Yazabilirmisiniz Acaba ????????????????
    :shy::shy::shy::shy::330:
    --*hülya*-- bunu beğendi.
  2. serseri150

    serseri150 Üye

    Katılım:
    14 Mart 2010
    Mesajlar:
    96
    Beğenileri:
    35
    Ödül Puanları:
    0
    Türkler’in Kullandıkları Alfabeler
  3. serseri150

    serseri150 Üye

    Katılım:
    14 Mart 2010
    Mesajlar:
    96
    Beğenileri:
    35
    Ödül Puanları:
    0
    Türkiye Cumhuriyeti`nde bugün kullanılmakta olan alfabeye gelinceye kadar Türklerin alfabelerini birkaç kez değiştirdikleri bilinmekte ve bu konuda şöyle dörtlü bir dizi yapılmaktadır: Göktürk, Uygur, Arap, Latin.


    Böyle bir sıralama gerçeği tümüyle yansıtmadığı gibi adlandırmaların “Arap” ve “Latin Alfabesi” diye yapılması da bazı kavram ve değerlendirme kargaşasına yol açmaktadır. Tarih boyunca çok geniş ülkelere yayılan ve çok değişik kültürlerle ilişkiler kuran Türkler bu dört alfabenin dışında ,başka alfabeler de kullanmışlardır. Gününüzde de söz konusu dört alfabeden başka alfabeler kullanan Türkler vardır.


    Öte yandan, İslamiyet’le birlikte Türkler arasında yaygınlık kazanan alfabe, salt Arapların kullandıkları harflerden ibaret olmayıp, ona bazı eklemeler de yapılmıştır. Bu nedenle eski yazı ya da Osmanlı alfabesi diye de nitelenen alfabe, Arap alfabesinin Türkçe`ye uygunluk sağlamasına çalışılan geliştirilmiş bir biçimi idi. Bu nedenle ona Arap alfabesi değil Arap kökenli alfabe demek daha doğru bir niteleme olur.


    Bunun gibi, Türkiye Cumhuriyeti`nde kullanılan alfabe de özgün bir Latin alfabesi olmayıp Latin kaynaklı yeni Türk alfabesidir. Nitekim söz konusu alfabenin kabulünü öngören 1928 tarihli yasa “Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun” başlığını taşımaktadır.


    Türklerin tarih boyunca kullandıkları alfabeleri sırasıyla incelersek:
    (Görüntülemek istediğiniz alfabenin üzerine dokunun.)

    1. Göktürk Alfabesi
    2. Uygur Alfabesi
    3. Arap Alfabesi
    4. Latin Alfabesi
    gülcişşş bunu beğendi.
  4. serseri150

    serseri150 Üye

    Katılım:
    14 Mart 2010
    Mesajlar:
    96
    Beğenileri:
    35
    Ödül Puanları:
    0
    teşekkür için teşekkür et butonuna basman yeterlidir
  5. raso

    raso Üye

    Katılım:
    31 Mart 2010
    Mesajlar:
    2
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    HADİ AMA BABA KİTABI NIN özetini bulur musunuz

    HADİ AMA BABA KİTABI NIN özetini bulur musunuz
  6. raso

    raso Üye

    Katılım:
    31 Mart 2010
    Mesajlar:
    2
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    HADİ AMA BABA nın özetini yazabilir misiniz?

    HADİ AMA BABA nın özetini yazabilir misiniz?
  7. serseri150

    serseri150 Üye

    Katılım:
    14 Mart 2010
    Mesajlar:
    96
    Beğenileri:
    35
    Ödül Puanları:
    0
    yazarı kim
  8. serseri150

    serseri150 Üye

    Katılım:
    14 Mart 2010
    Mesajlar:
    96
    Beğenileri:
    35
    Ödül Puanları:
    0
    Viyana'da annesiyle birlikte yaşayan Feli mutlu bir gençti. Gazeteci annesiyle grafik tasarım firması sahibi babası boşanalı epey olmuştu. Feli'nin yaşamı, arkadaşları ve özellikle yakışıklı Lorenz sayesinde oldukça renkliydi. Derken bir gün, annesinin aldığı cazip bir iş teklifi nedeniyle Almanya'ya gideceklerini ve Münih'e yerleşeceklerini öğrendi. Feli, Münih'e gitmeyecekti Bunun için tek çare, babasıyla oturabilmesiydi. Oysa, babasının yaşamında Feli'ye yer yoktu...
  9. serseri150

    serseri150 Üye

    Katılım:
    14 Mart 2010
    Mesajlar:
    96
    Beğenileri:
    35
    Ödül Puanları:
    0
    yazarı ömer seyfettinmi
  10. serseri150

    serseri150 Üye

    Katılım:
    14 Mart 2010
    Mesajlar:
    96
    Beğenileri:
    35
    Ödül Puanları:
    0
    KAŞAĞI ÖMER SEYFETTİN


    KİTABIN ADI : KAŞAĞI
    KİTABIN YAZARI :ÖMER SEYFETTİN

    YAYIN EVİ VE ADRESİ: ŞAFAK YAYIN EVİ İSTANBUL

    BASIM YILI :1997


    1. KİTABIN KONUSU: Kardeşine iftira atıp, onun **ümünden sonra vicdan acabıyla yanıp tutuşan bir çocuğun dramı anlatılmaktadı r.

    2. KİTABIN ÖZETİ: Annesi, İstanbul'a gittiği için kendisinden bir yaş küçük olan kardeşi Hasan'la artık Dadaruh'un yanından hiç ayrılmaz. Bu, babasının seyisi, yaşlı bir adamdır. En sevdikleri şey atlardır. Dadaruh'la birlikte onları suya götürmek, çıplak sırtlarına binmek, onlar için çok zevklidir.Torbalara arpa koymak, yemliklere ot doldurmak, gübreleri kaldırmak eğlenceli bir oyundan daha çok hoşlarına gider. Dadaruh eline kaşağıyı alıp işe başladı mı, tıkı... tık... tıkı... tık... tıpkı bir saat gibi... yerinde duramaz, bunu gören küçük çocuk ben de yapacağım! diye tutturur.

    O vakit Dadaruh, onu Tosun'un sırtına koyar, eline kaşağıyı verir,

    - Hadi yap! Der.

    Bu demir gereci hayvanın üstüne sürter, ama o uyumlu tıkırtıyı çıkaramazdı.

    Her sabah ahıra gelir gelmez,

    - Dadaruh, tımarı ben yapacağım, der.Ama adam izin vermez ancak boyu at kadar olunca yapabileceğini söyler.Boyu atın karnına bile varmıyordu. Oysa en keyifli, en eğlenceli şey buydu. Sanki kaşağının düzenli tıkırtısı Tosun'un hoşuna gidiyor, kulaklarını kısıyor, kuyruğunu kocaman bir püskül gibi sallıyordu. Tam tımar biteceğine yakın huysuzlanır, o zaman Dadaruh, "Höyt.." diye sağrısına bir tokat indirir, sonra öteki atları tımara başlardı.Bir gün yalnız başına kalır. Hasan'la Dadaruh dere kenarına inmişlerdi. İçimde bir tımar etmek hırsı uyanır. Kaşağıyı arar, bulamaz. Annesinin bir hafta önce İstanbul'dan gönderdiği armağanlar içinden çıkan fakfon kaşağı, pırıl pırıl parlıyordu. Hemen alıp, Tosun'un yanına koşar, karnına sürtmek ister fakat rahat durmaz.

    - Sanırım acıtıyor? Diye düşünür.

    Gümüş gibi parlayan bu güzel kaşağının dişlerine bakar. Çok keskin, çok sivridir. Biraz köreltmek için duvarın taşlarına sürtmeye başlar. Dişleri bozulunca yeniden dener. Gene atların hiçbiri durmaz ve kızar. Öfkesini sanki kaşağıdan çıkarmak ister. On adım ilerdeki çeşmeye koşar. Kaşağıyı yalağın taşına koyup yerden kaldırabildiği en ağır bir taş bularak üstüne hızlı hızlı indirmeye başlar. İstanbul'dan gelen, üstelik Dadaruh'un kullanmaya kıyamadığı bu güzel kaşağıyı ezip, parçalar. Sonra yalağın içine atar. Babası çeşmeye bakarken, yalağın içinde kırılmış kaşağıyı görür; Dadaruh'a yanına çağırınca çok korkar. Dadaruh şaşırır, kırılmış kaşağı ortaya çıkınca, babası bunu kimin yaptığını sorar.Dadaruh,

    - Bilmiyorum, der.

    Babasının gözleri ona döner, daha bir şey sormadan, çocuk kaşağıyı kardeşi Hasan’ın kırdığını söyler. “Dadaruh uyurken odaya girdi. Sandıktan aldı. Sonra yalağın taşında ezdi” der.

    Babası Hasan’I çağırır.

    -Bu kaşağıyı niye kırdın?diye sorar.

    Hasan, Dadaruh'un elinde duran alete şaşkın şaşkın baktıp, sarı saçlı başını sarsarak,

    - Ben kırmadım, der.

    - Doğru söyle, darılmayacağım. Yalan çok kötüdür, der babası. Hasan inkârda direnir. Baba öfkelenir. Üzerine yürür "Utanmaz yalancı" diye yüzüne bir tokat indirir.

    - Götür bunu eve; sakın bunu bir daha buraya sokma. Hep Pervin'le otursun! diye haykırır.

    Artık ahırda hep yalnız oynar. Hasan eve hapsedilir. Annesi geldikten sonra da bağışlanmaz.Annesi onun iftira atabileceğine hiç ihtimal vermez.

    Ertesi yıl anne, yazın gene İstanbul'a gider.Hasan' a ahır hâlâ yasaktır. Bir gün birdenbire hastalandı. Doktor "Kuşpalazı" der. Babası yatağın başucundan hiç ayrılmaz.Hizmetç i kardeşinin **eceğini söyler ve çocuk ağlamaya başlar.Gece uyuyamaz, uykuya dalar dalmaz Hasan'ın hayali gözünün önüne gelir "İftiracı! İftiracı!" diye karşısında ağlar.Pervin' i uyandırır. Hasan'ın yanına gitmek istediğini ve babasına bir şey söylemek istediğini söyler.Yarın söylersin, der.Sabaha kadar gene gözlerini kapayamaz. Hava henüz ağarırken Pervin'i uyandırır.Ama zavallı suçsuz kardeşi, o gece **müştür.

    3.KİTABIN ANA FİKRİ: Yalan söylemek kötü bir alışkanlıktır.

    4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARI DEĞERLENDİRİLMESİ :

    Büyük çocuk: Hasan’ın abisidir.babası ndan çok korkar.Atları çok sever.

    Hasan :Küçük kardeştir.O da babasından çok korkar ve atları çok sever.Geçirdiğ i hastalık **ümüne sebep olur.

    Dadaruh: Evin seyisidir. Bütün zamanını atlarla geçirmekyen çok zevk alır.İki çocuğu da çok sever.

    Pervin: Evin hizmetçisidir. Çok yumuşak kalplidir ve herşeyi açıkça söyler.Bir o kadar da sulugözdür.

    Baba: Çocuklarının üzerinde büyük bir otorite sahibidir. Çocukları onu çok sever ama ondan çok korkarlar.



    5.YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ: Ömer Seyfettin, yazı ve öyküleriyle dilde sadeleşme hareketinin öncülüğünü yaparak yeni bir edebiyat akımının oluşumunu sağlayıp, Türk öykücülüğünde kısa öykü türünün dil, anlatım tekniği ile tematik yönden ilk özgün örneklerini vermiştir. Aynı zamanda ulusal edebiyat akımını başlatan yazarlardan olan Ömer Seyfettin 28 Şubat 1884'te Gönen'de doğdu. Öğrenimine, dört yaşında iken, Gönen Mahalle Mektebi'nde başladı. Ailesiyle birlikte İstanbul'a gelince (1892), ilköğrenimini özel bir okul olan Aksaray'daki Mekteb-i Osmani'da sürdürdü. Babasının isteği üzerine, Eyüp baytar Rüştiyesi'nin subay çocuklarına özgü b**ümüne yatılı olarak yazıldı (1893). Buradaki eğitiminden sonra (1896), Edirne Askeri İdadisi'ni (1900) ve İstanbul Mekteb-i Harbiye'yi bitirdi. 22 Ağustos 1903'te piyade teğmeni rütbesiyle mezun oldu. Ziya Gökalp ve arkadaşlarının çıkardıkları "Genç Kalemler" dergisinin kadrosuna katıldı. Balkan Savaşı'nın başlaması üzerine, yeniden orduya çağrıldı (14 Eylül 1914). Kısa bir süre "Türk Sözü" dergisinin başyazarlığını yaptı. lan Calibe Hanım'la evlendi (1915). Eylül 1918'de eşinden ayrıldı. 6 mart 1920'de kaldırıldığı Haydarpaşa Hastanesi'nde şeker hastalığından **dü. Kadıköy Kuşdili'ndeki Mahmut Baba Türbesi mezarlığına gömüldü. 1939'da, kemikleri Zincirlikuyu Mezarlığı'ndaki Asri Mezarlık'a taşındı.

    ESERLERİ:

    Romanları:
    Yaşadığı yıllarda yayınlanan üç romanı ( Ashab-ı Kehfimiz, Efruz Bey, Yalnız Efe, 1919) onun bu alanda yarım kalmış denemeleri olarak sayılır.
    "Fantezi roman" olarak nitelendirilen Efruz Bey; 1908'den Mütareke yıllarına kadarki süreci, aydın kişilerin eleştirisi ekseninde yansıtır. Dönemin aydın hastalıklarını, siyasi akımların yanlış yönsemelerini toplumsal eleştiri bağlamında, yeni bir roman tekniğiyle verir.
    Yarın kalan romanı Yalnız Efe, destansı bir nitelik taşır. Konusunu bir halk menkıbesinden almıştır. Dönemin toplumsal ortamında, yapılan haksızlıklara başkaldırarak silahlanıp dağa çıkan -kız kahraman- Yalnız Efe'nin kişiliğinde Türk halkanın direnme gücünü göstermeye çalışmıştır.
    YAPITLARI:
    Öykü: Harem, (u.ö.), 1918; Yüksek Ökçeler, (ö.s.), 1923; Gizli Mabet, (ö.s.), 1923; bahar ve Kelebekler, (ö.s.), 1927.
    Bütün Eserleri, temalarına göre bir araya getirilen basım: Efruz Bey, 1970; kahramanlar, 1970; bomba, 1970; Harem, 1970; Yüksek Ökçeler, 1970; Yüzakı, 1970; Yalnız Efe, 1970; Falaka, 1970; Aşk Dalgası, 1970; Beyaz Lale, 1970; Gizli Mabet, 1970.

Sayfayı Paylaş