türkçe ödevim komik skeç

Konu 'Türkçe 8. Sınıf' bölümünde kırsehırlı tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. kırsehırlı

    kırsehırlı Üye

    Katılım:
    5 Ekim 2008
    Mesajlar:
    190
    Beğenileri:
    250
    Ödül Puanları:
    0

    :(:(arkadaşlar türkçe ödevim komik skeç yardım edin lütfen ödevim yarına lütfen arkadaşlar internetten istemedi hoca:(:(
  2. `☆мiśśiśєℓℓά☆`

    `☆мiśśiśєℓℓά☆` Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    12 Eylül 2008
    Mesajlar:
    826
    Beğenileri:
    489
    Ödül Puanları:
    16
    Herhangi Bir Konu Verdimi ??
  3. Sevqi. .

    Sevqi. . Forumdan Uzaklaştırıldı

    Katılım:
    23 Şubat 2010
    Mesajlar:
    1.130
    Beğenileri:
    1.863
    Ödül Puanları:
    0
    (SKEÇ-Komedi)

    (SKEÇ-Komedi)

    Üniversiteyi hedefleyen bir gençle bu yolun başında, koşmadan yorulan bir gencin karşılaşması ve kıyaslanması üzerine...

    Mustafa: Nerde kaldı bu kız da ya! İşte geliyor. Şimdi bununla tanışmak farz oldu. (Ellerini kaldırır.) Hey büyük Allah’ım! (kızı göstererek) Böyle güzellikleri yaratıyorsun ve bana haber vermiyorsun. Oluyor mu yani? (Kıza bakarak) Allah Allah, bu bir insan olamaz yahu. Bu, başka türlü bir yaratık olmalı. Hayır hayır, bu kesinlikle bir insan olamaz. Ya benim şimdiye kadar gördüklerim insan değildi ya da bu, insan değil. Ortada bir terslik var. Ulan yoksa ben mi insan değilim? (telefon çalar) Hayret bir şey! (Telefonu açar.) Alo! Ha aslanım, şu anda iz üstündeyim. Birisiyle tanışmak üzereyiz. Daha tanışmadık. Kız tanışmak için can atıyor da ben soğuk davranıyorum. O şimdi karşımda. Tren bekliyor. Buradan tren geçmiyor mu? Ben de biliyorum. Zaten ben dolmuş bekliyorum. Daha tanışamadık da evlenince balayına Kanarya Adaları’na gitmeyi düşünüyoruz. Tabi, o da kabul ederse. Herhalde üniversite sınavına hazırlanıyor, görünüşü öyle. Duyuşum, fazlaca inekmiş, ama ben onu evcilleştiririm. Sen dolmuşçuya söyle, geç gelsin. Yok yok, hatta bir yerde kaza falan yapsın, hiç gelmesin. Görüşürüz...

    Mustafa: Siz de mi dolmuş bekliyorsunuz?

    Kız: Evet.

    Mustafa: Aman Allah’ım, bu konuşabiliyor. Konuşuyor, konuşuyor!

    Kız: Efendim, anlamadım.

    Mustafa: Ben de dolmuş bekliyorum. Ne güzel, ikimiz de bir dolmuşu bekliyoruz. Dolmuştaki şansa bak. İnşallah bu dolmuş iyice dolmuştur da bizi almaz.

    Kız: Dolmuş çok gecikir mi? Dershaneye geç kalacağım da.

    Mustafa: Yok, birazdan gelir. Bizim dolmuşun şoförü kör de dolmuşu yandaki adam kullanıyor. Onun için biraz geç geliyor.

    Kız: İlginç, o nasıl oluyor öyle?

    Mustafa: Valla, ben de bilmiyorum, öyle duydum. Siz de mi Eminönü’ne gidiyorsunuz?

    Kız: Hayır, ben oraya gitmiyorum.

    Mustafa: Öyle mi, ne tesadüf. Ben de oraya gitmiyorum. Nereye gidiyorsunuz?

    Kız: Niçin sordunuz?

    Mustafa: İzninizle ben de oraya gideceğim de.

    Kız: Ben dershaneye gidiyorum.

    Mustafa: Dershaneye mi ne güzel! Dershaneyi bitirince ne olacaksınız?

    Kız: O ne demek?

    Mustafa: Bizim arkadaşlar dershanenin birine yıllardır gidiyorlar ve üstelik hala aynı sınıftalar.

    Kız: Dershane bizim için bir basamak. Amacım, iyi bir üniversiteye girerek geleceğe güvenle bakmak.

    Mustafa: Üniversiteyi bitirenler hep boş geziyorlar ama. Boş gezmek için üniversite bitirmeye gerek yok. Bak, ben üniversite bitirmediğim halde gayet boş gezebiliyorum.

    Kız: İyi bir üniversiteyi veya iyi bir bölümü bitirenler boş gezmiyorlar. Siz nerde okuyorsunuz?

    Mustafa: Ben liseyi bitirdim.

    Kız: Üniversite sınavına girdiniz mi?

    Mustafa: Evet girdim. Üstelik kazandım bile.

    Kız: Nereyi kazandınız?

    Mustafa: Açıköğretim Fakültesini kazandım. Ama babam uzak diye göndermedi.

    Kız: Benimle dalga geçmeye çalışıyorsunuz herhalde!

    Mustafa: Hayır, dalga geçtim bile.

    Kız: Öyle mi? Senin adın Zeki mi?

    Mustafa: Evet ama o göbek adım. İsterseniz tanışalım. Çünkü adını bilmediğim bir insanla evlenmemi kimse benden bekleyemez, değil mi? Ayrıca, benim adım “Musti”, ama siz kısaca “Mustafa” diyebilirsiniz.

    Kız: (Biraz bekler, şaşırmıştır.) Bir dakika sayın “kısaca Mustafa Bey”, evlilikle ilgili söylediklerinizi tam anlayamadım da.

    Mustafa: Tabi, kusura bakmayın. Evlilik ağzımdan kaçtı. Eeee, balayı diyecektim evlilik dedim. Balayına Kanarya Adaları’na gideriz, olmaz mı? Ben gittim, pek beğenmedim ama senin için bir daha giderim.

    Kız: Siz ne evliliğinden bahsediyorsunuz? Kiminle balayına gidiyorsunuz?

    Mustafa: Seninle. Ama gitmek istemiyorsan ben de gitmem.

    Kız: Bakın “kısaca Mustafa Bey”, ne demek istiyorsun anlamıyorum, ama iki dakika önce görüştük, tanışmıyoruz bile. Sen evlilikten bahsediyorsun.

    Mustafa: Niye, ne var ki? Zaman bunu gerektiriyor. Siz gazete okumuyorsunuz herhalde. Bakın millet akşam tanışıp evleniyor, sabah boşanıyor. Üstelik bunlara sanatçı deniyor. Bizim onlardan ne eksiğimiz var? Üstelik fazlamız var. Mesela ben lise mezunuyum.

    Kız: Haklısınız da ben kendime onları örnek almıyorum. Benim ideallerim var. Onları gerçekleştirmekten başka bir şey düşünmüyorum.

    Mustafa: İdealleriniz var demek? Çok iyi, sizin idealiniz ne acaba?

    Kız: Benim idealim fizikçi olmak.

    Mustafa: Çok güzel. Bu fizikle ancak fizikçi olunur zaten.

    Kız: Sizin işiniz gücünüz yok mu Allah aşkına?

    Mustafa: Şu anda aslında çalışıyorum ben.

    Kız: İşiniz ne?

    Mustafa: Babamın parasını yemek.

    Kız: Aaa! Siz de geleceğe boş gözlerle bakanlardansınız herhalde. Bir amacınız, idealiniz yok.

    Mustafa: Olur mu ya! İdealim var.

    Kız: Neymiş o?

    Mustafa: Babamın ölmesini bekliyorum. O ölünce mirasa konacağım. Sonra da gel keyfim gel!

    Kız: Çok boş birisiniz.

    Mustafa: Evet çok boşum. Zaten birisini arıyorum. Ha, adınızı söylemediniz.

    Kız: Etiketler önemli değildir.

    Mustafa: Olur mu canım? İsminizi bilmezsem cep telefonunuzu ne adıyla kaydedeceğim? “Sapık” diye kaydedemem herhalde. Konuşmayız, sürekli mesajlaşırız. O daha ucuza gelir.

    Kız: Benim cep telefonum yok. İhtiyacım da yok.

    Mustafa: Yapma ya, ne kadar üzücü bir durum.

    Kız: Bu dolmuş da nerde kaldı?

    Mustafa: Dolmuşu ne yapacaksınız ki? Gelmese de olur. Ne güzel konuşuyoruz.

    Kız: Hayır, siz ***** ***** konuşuyorsunuz, ben de dolmuş gelinceye kadar dinliyorum.

    Mustafa: Şu anda tanışmış olmamız gerekiyor, ama hala olmadı.

    Kız: Niye tanışmış olmamız gerekiyormuş ki?

    Mustafa: Bütün Türk filmlerinde öyle oluyor da onun için. Ama bir eksik var. Siz hızlı hızlı gelirken çarpışacağız. Sonra elinizdeki kitaplar yere düşecek, onları birlikte toplayacağız. Bu şekilde tanışmış olacağız. Bu kısım eksik, istersen çarpışalım.

    Kız: Allah’ım çattık belaya ya! Nerde kaldı bu dolmuş?

    Mustafa: Dolmuş kaldı bir yerde zor gelir artık. İstersen bir şiirimi okuyayım sana. Şiir benim ha, kendi ellerimle yazdım.

    “Ellerinde kitaplarla dolmuş beklersin,

    Dertlerime yenilerini eklersin.

    Babam ölsün de gör.

    Seni hemen alıp kaçarım.”

    Sonu pek uymadı, ama neyse, her güzelin bir kusuru vardır.

    Kız: Allah’ım kafayı yemeden şu dolmuş gelseydi.

    Mustafa: Sıkıldın herhalde. Sana bir şiir daha okuyayım.

    Kız: Allah aşkına artık tamam!

    Mustafa: Ama bu şiir benim değil, büyük bir İngiliz şairin.

    Kız: (Şaşırır) Öyle mi? Oku bakalım.

    Mustafa: “Good evening

    Welcome to BBC news

    And now today’s”

    Nasıl güzel, değil mi?

    Kız: Şiir bu mu?

    Mustafa: Evet.

    Kız: Bu, İngilizce: “İyi akşamlar, BBC haber bültenine hoş geldiniz. Şimdi bugünün haberleri.” demek.

    Mustafa: Yok ya! Demek yanlış şiiri ezberledik. Bu şiiri komşunun radyosundan duymuştum.

    Kız: Allah’ım bana sabır ver! Nerde kaldı bu dolmuş?

    Mustafa: Sıkıldınız herhalde. Neyse zamanla alışırız birbirimize.

    Kız: Ne alışması ya? Sizinle bu dünyada bir daha karşılaşmamak için öbür dünyaya, hatta cehenneme gitmeye bile razıyım.

    Mustafa: Valla, oraya da gelirim.

    Kız: Allah aşkına yeter! Nerde kaldı bu dolmuş ya?

    Mustafa: Sonuç olarak benim hakkımda edindiğiniz izlenim nedir?

    Kız: Bak kardeşim, sizi tanımıyorum, tanımak da istemiyorum, ama sizin hakkınızda edindiğim izlenim şu: Eğer siz dünyaya daha önce gelmiş olsaydınız “*****” kelimesi sözlüklerde olmazdı.

    Mustafa: O niye?

    Kız: Çünkü “*****” kelimesi hiçbir insana senin kadar yakışmaz.

    Mustafa: Sen bana ***** demeye çalışıyorsun, ama yazık, üzüldüm yani.

    Kız: Allah Allah, bu dolmuş nerde kaldı?

    Mustafa: Ne yapacaksın dolmuşu? Ne güzel muhabbet ediyoruz. Ha, senin baban ne iş yapıyor?

    Kız: Ne yapacaksın?

    Mustafa: Benim babam senin babanı döver de onun için sordum.

    Kız: Benim babam komiser.

    Mustafa: Yok ya! Gerçekten mi? Zaten benim babam da cumhurbaşkanıdır kendisi.

    Kız: İstersen araştır bak.

    Mustafa: Hadi ya! Desene sert kayaya çarptık. Başımızı belaya sokmayalım bari. Allah Allah, nerde kaldı bu dolmuş ya!

    -SON-
    Sevqi. . bunu beğendi.
  4. özcanpolat

    özcanpolat Üye

    Katılım:
    3 Mayıs 2010
    Mesajlar:
    24
    Beğenileri:
    19
    Ödül Puanları:
    0
    Arkadaşım toplam altı kişilik yaptım ve isimlerini filan değiştirirsin 4 kız 2 erkek yaparsın ve buda benim skecim...

    ÖĞRETMEN :Çocuklaar! Piknik sona erdi Hava kararmak üzere… Toparlanın okula yetişmeniz lazım
    ALİ :Biz hazırız öğretmenim
    ÖĞRETMEN :Haydi bakalım, geldiğimiz yoldan geriye dönüyoruz…
    VELİ :Öğretmenim şuraya bakın! Ne kadar güzel bir köşk burası…
    ÖĞRETMEN :Aaa! Gerçekteeen! Harika bir ev bu! Kimin acaba çocuklar?
    CAN :Bilmem… Ama keşke bu evin sahibinin oğlu olsaydım…
    ÖĞRETMEN :Niye?
    CAN :Niye mi? Baksanıza, boğaz manzaralı, yem yeşil bahçesi olan olağanüstü bir ev bu
    Kimbilir içinde neler neler vardır
    ÖĞRETMEN :Eğer sen bu evin sahibinin oğlu olsaydın neler yapardın?
    CAN : Sizleri evime davet ederdim
    ALİ : Öğretmenim ne olur şu evin bahçesine bir girelim
    ÖĞRETMEN :Niye, ama geç kalıyoruz çocuklar
    VELİ :Ne olur öğretmenim! Hemen geri çıkarız
    ÖĞRETMEN : İzinsiz olmaz Bir bakalım kim var içeride?
    ALİ : Öğretmenim bakın orada bir kadın var
    ÖĞRETMEN :Evet gördüm Heey! Bakar mısınız?
    BAKICI :Buyrun, ne istemiştiniz?
    ÖĞRETMEN :Şeey! Ben öğretmenim Bunlarda Gümüş İlköğretim Okulu öğrencileri Sınıfça buraya
    pikniğe gelmiştik Dönerken bu köşkü gördük Kime ait olduğunu merak ettik Bu köşk
    kimin acaba?
    BAKICI :Bu köşk ülkemizin en zengin insanına ait
    CAN : Öğretmenim orada bir çocuk var Tekerlekli sandalyede oturuyor
    BAKICI :Bir dakika onu buraya getireyim
    ALİ : Aa! Çocuk hasta galiba
    BAKICI :Bu çocuk da bu köşkün sahibinin oğlu Gördüğünüz gibi tekerlekli sandalyeye mahkum
    Bende onun bakıcısıyım
    ÖĞRETMEN :Yaa! Demek bu çocuk bu köşkün sahibinin oğlu ha Çocuklar! Az önce “Keşke bu
    köşkün sahibinin oğlu olsaydım” diyen kimdi?
    CAN :Şey bendim öğretmenim…
    ÖĞRETMEN :Şimdi ne düşünüyorsun?
    CAN :Şeey, ne diyeceğimi bilemiyorum…
    ÖĞRETMEN :Bakın çocuklar zenginlik sandığınız gibi mal ve varlık yönünden herşeye sahip olmak
    değildir Gerçek zenginlik gönülle olur Eğer gönlünüz huzur doluysa siz dünyanın en
    zengin insanısınız demektir
    ALİ :Nasıl yani öğretmenim
    VELİ : Gönlün huzur dolu olması ne demek öğretmenim
    CAN : Gerçek zenginlik nedir öğretmenim?
    ÖĞRETMEN : Çocuklar, sizler hepiniz aslında milyardersiniz Örneğin sen çocuğum, sana 100 milyar
    verseler gözlerini satarmısın?
    ALİ -Hayır, kesinlikle satmam Gözlerim olmadıktan sonra parayı ne yapayım?
    ÖĞRETMEN :Ya kalbini 100 milyara satar mısın?
    ALİ :Olur mu öğretmenim? Kalbim olmazsa ben nasıl yaşarım?
    ÖĞRETMEN :peki sana 500 milyar verseler bir ayağını satar mıydm?
    VELİ :Hayır…
    ÖĞRETMEN :peki 500 milyara bir kolunu satar mısın?
    YELİ :Hayır…
    ÖĞRETMEN : Gördüğünüz gibi hiç biriniz milyarlarca paraya rağmen bir organınızı bile satmıyorsunuz Demek ki bu organlarınızın değeri çok çok fazla Örneğin çok çok zengin olan bir insan ölmek üzereyken, birazcık daha yaşamak için, bütün servetini vermeye razı olur Yani anlıyacağınız önemli olan sağlıktır Sağlık ve huzur! Nice insanlar vardır ki, servet içinde yüzüyorlar, ama mutsuzlar!
    CAN :Teşekkür ediyorum öğretmenim Bana gerçek zenginliğin ne olduğunu gösterdiniz
    Demek ki ben çok çok zengin bir insanmışım
    kırsehırlı bunu beğendi.
  5. ~//ColourFul\\~

    ~//ColourFul\\~ Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    28 Nisan 2010
    Mesajlar:
    614
    Beğenileri:
    218
    Ödül Puanları:
    0
    : GÜLSÜM'ÜN KISMETİ
    BABA : Biliyor musun Hanım, Gülsüm’e ne çıktı?
    ANNE : Piyango mu çıktı yoksa bey?
    BABA : Onun gibi bir şey, bil bakalım.
    ANNE : Kısbet mi çıktı?
    BABA : Pehlivan mı bu? Ne kısbeti? Kısmet demek istedin herhalde.
    ANNE : He ya, tam onu diyecektim.
    BABA : Aferin sana, evet ondan çıktı.
    ANNE : Peki kim?
    BABA : Kim kim?
    ANNE : Herif, kısmet kim?
    BABA : Kısmet de kim?
    ANNE : Ayol, Gülsüm´e çıkan kısmet kim?
    BABA : Düşünüyorum, sen de düşün.
    ANNE__ : Olur.
    GÜLSÜM : Ana, baba, ne oluyor burada?
    ANNE : Ne bağırıyorsun kız! Otur sen de düşün.
    GÜLSÜM : Oluur.
    BABA : Yahu Hanım, ne düşünüyoruz biz?
    ANNE : Gülsüm´e çıkan kısmetin adını...
    GÜLSÜM : Nee! Bana kısmet mi çıktı?
    BABA : He ya...
    GÜLSÜM : Ne duruyorsunuz öyleyse, verin gitsin.
    BABA : Kime vereceğiz kız?
    GÜLSÜM : İsteyen adama...
    BABA : O kim? îşte onu düşünüyoruz.
    GÜLSÜM : Baba, beni kim istedi?
    BABA : Karşı köyden biri.
    ANNE : Herif, madem biliyordun neden söylemedin?
    BABA : Ne düşünüyorduk demin biz?
    ANNE : Gülsüm´ün kısmetini düşünüyorduk!
    BABA : Hay Allah ben de ne düşünüyoruz diye düşünüyordum.
    GÜLSÜM : Peki kim bu adam baba?
    BABA : Çiftçi. Seni de şehzade istemez ya...
    GÜLSÜM : Nerede görmüş beni?
    BABA : Görmemiş ki...
    ANNE : Bey, bu nasıl iş? Kızı görmeden mi alacak bu adam?
    BABA : Görmeden olur mu kadın? Görecek tabi.
    ANNE : Ne zaman?
    BABA : Nerdeyse gelir.
    GÜLSÜM : Amanın! Ana kız, hemen ortalığı toparlayalım.
    BABA : Kapı çalınıyor, kim o?
    DÜNÜR : Benim, haber yollamıştım. Aldınız mıydı?
    BABA : Haber bu, kaybolur mu? Aldık tabi.
    ANNE : Gülsüm! Gel kız buraya!
    GÜLSÜM : Süsleniyorum ayol, herif gelip beni böyle mi görsün?
    BABA : Şeey, bizim kızımız biraz şeydir...
    ANNE : Akılsız...
    DÜNÜR : Aman efendim, akıllı kadın daha tehlikeli olur.
    BABA : Zaten ben hiç akıllı kadın görmedim.
    GÜLSÜM : İşte geldim. Deminden beri ne bağırıp duruyorsunuz yahu? Bu da kim?
    BABA : İşte, bu kısmetin...
    DÜNÜR : Adım İsmet.
    ANNE : Kızım hele bi sor. Kısmet efendi ne içmek ister?
    GÜLSÜM : Ne içecek! Şıra tabii.
    DÜNÜR : Neden?
    GÜLSÜM : Bizim şıramız iyi de ondan. ***** değilsen şıra içersin.
    BABA : Kusura bakma oğul bizim kız kıt akıllıdır.
    DÜNÜR : Aman aman, böylesi daha iyi.
    GÜLSÜM : Anaaaa, anaaaaa, üüüüüüüüü,üüüüü...
    ANNE : Ne oldu kız? Niye ağlıyorsun?
    GÜLSÜM : Ağlarım tabi.
    ANNE : Kız, kocaya gidiyorum diye ağlanır mı?
    GÜLSÜM : Ona ağlamıyorum. Şu baltaya ağlıyorum.
    ANNE : Baltanın nesine ağlıyorsun?
    GÜLSÜM : Ben evlenince çocuğum olmayacak mı?
    ANNE_ : Olacaak!
    GÜLSÜM : Çocuk buraya şıra olmaya gelmiyecek mi?
    ANNE_ :Geleceek!
    GÜLSÜM : O balta yavrumun kafasına düşerse ya...
    ANNE : Essahtan kuz. Vah benim torunum. Vay talihsiz yavrum!
    BABA : Nooluyor orada be!
    ANNE : Beey, bey yetiş!
    BABA . :Noldu?
    ANNE : Bu balta ilerde torunumuzun kafasına düşerse nolur halimizİ bir düşünsene...
    BABA : Amanın, bunu ben hiç düşünmemiştim yahu. Vay torunum/
    DÜNÜR : Yahu sabahtan beri sizi dinliyorum oradan. Çok safsınız ha...
    BABA : Vay yavrum, oy torunum, ooy!
    DÜNÜR : Yahu kesin şu ağlamayı. Bakın baltayı aldım oradan. Artık çocuğunuza bir şey olmaz.
    BABA : Vaay, ne kadar akıllıymış bu kısmet yav! Allah razı olsun evladım.
    DÜNÜR : Bakın, ben Gülsüm´ü akıllı değil diye alacaktım ama, dünyanın en ***** kızıyla da evlenemem.
    GÜLSÜM : Ana, ana, almayacak bu adam beni!
    DÜNÜR : Belki en ***** değildir. Bunu öğreneceğim.
    BABA : Nereden öğreneceksin?
    DÜNÜR : Şimdi yola düşeceğim. Eğer kızınızdan daha ***** birini görürsem gelir kızınızla
    evlenirim. Beni beklesin.
    BABA : Zaten kim alır ki onu? Mecbur bekleyecek.
    GÜLSÜM : Benden ***** insan yoktur dünyada. Bulamaz. Evlenemiyeceğim.
    DÜNÜR : Sözüm söz. Hadi hoşça kalın
    BABA : Merak etme kızım, buralar ***** doludur. Döner alır seni.
    - sahnenin önünde
    DÜNÜR : Kolay gelsin hemşerim!
    ÇOBAN : Kolaysa başına gelsin. Anamdan emdiğim süt burnumdan geldi.
    DÜNÜR : Ne yapmaya çalışıyorsun?
    ÇOBAN : Eşeği yukarı, ağaca çıkaracağım.
    DÜNÜR : Zor bir iş ama, eşek ağaçta ne yapacak?
    ÇOBAN : Görmüyor musun, hayvanın karnı aç. Hadi aslanım, çık yukarı.
    DÜNÜR : İyi de eşek ağaçta ne yapacak?
    ÇOBAN : Manzara seyredecek! Tövbe yarabbi! Karnını doyuracak karnını!
    DÜNÜR : Yani ağaca karnını doyurmak için mi çıkacak?
    ÇOBAN : Len git işine! Sorgu meleği misin sen?
    DÜNÜR : Kızma, sahiden merak ettim.
    ÇOBAN : Ağaçta ne var?
    DÜNÜR : Yapraak...
    ÇOBAN : Haa, demek kör değilsin. Ya kör olmalıydın ya *****. Demek ki kör değilsin.
    DÜNÜR : Eşek ağaçta ne yapacak?
    ÇOBAN : Len hemşerim, "hayvan aç" diyorum.
    DÜNÜR : Haa, anladım. Çıkarıp onları yedireceksin.
    ÇOBAN : Afferin sana.
    DÜNÜR : Ama şöyle yapsan, dalı tutup aşağı çeksen öyle yedirsen daha kolay olmaz mı?
    ÇOBAN : Vaay canına!...
    DÜNÜR :Yaa!...
    ÇOBAN : Yahu sen sandığım gibi ***** değilmişsin be.
    DÜNÜR : Sana bu kadarı yeter. Hadi eyvallah.
    ÇOBAN : Uğurlar ola!
    sahnede --------------
    GÜLSÜM : Hoş geldiniz. Bak geçen gün şıranı içmemiştin. Sakladım. îç.
    DÜNÜR : Yani sen üç gündür elinde bardakla beni mi bekledin?
    GÜLSÜM : Ne var bunda? Başka işim mi var ki?...
    DÜNÜR : Ya hiç gelmeseydim?
    GÜLSÜM : Babam "mutlaka geri döner" dedi. Benden daha ***** insan çokmuş. Söyle bakalım beni alacak mısın?
    DÜNÜR : Alacağım Gülsüm
    GÜLSÜM : Yaşasın, demek benden *****lar da var şu dünyada. Ne gördün, anlatsana. DÜNÜR : Bir adam gördüm. Aç olan eşeği zorla ağaca çıkarmaya çalışıyordu. Eşek ağaca çıkınca oradaki dalları yiyecekmiş. Zavallı hayvanı itip duruyordu.
    GÜLSÜM : Hah hah hah ha! ***** adam. Eşek öyle itmeyle ağaca çıkar mı? Önce kendi ağaca çıkıp, sonra iple eşeği yukarı çekseydi ya!.
  6. TaM[1]MaNYaCk

    TaM[1]MaNYaCk Üye

    Katılım:
    6 Mart 2010
    Mesajlar:
    44
    Beğenileri:
    47
    Ödül Puanları:
    0
    (1.OYUNCU,BABA,ANNE,ÇOCUK)
    1.OYUNCU:-Bir yanlış örnek daha! Sevgili çocukları ile yine çoook yakından ilgilenen bir ana-baba.
    BABA:-Neriman... Neriman.
    ANNE:Yine ne var?
    BABA:-Gel buraya sorumsuz kadın.
    ANNE:Anlanmadım?
    BABA:-Ben sana bu çocuğu sokağa bırakma, terbiyesiz olur,ahlakı bozulur demedim mi?Yine sokaktaydı!
    ANNE:- Dedinse dedin.Ne yapayım?Bütün gün deli güllabiciliği yapamam ki.O kadar kıymetliyse,koy cebine,işe götür.
    BABA:-Çocuğun yanında benim böyle konuşma... Ağzını ********.
    ANNE:-cart, kaba kağıt.
    BABA:-Bir daha söyle.
    ANNE: Aman sen de,açma öyle gözlerini yabani kurbağa gibi.
    BABA:Yabani ve zebani kurbağa senin anandır.
    ANNE:-Rezil herif.
    BABA:Tüüü,densiz kadın
    ANNE:-Ahlaksız.
    BABA:Ulan sen anaysan,ben de Napolyon Bonapartım.
    ANA:Sen ana nedir bilir misin ayol?
    BABA:Benim anam,anaydı ana.
    ANA:-tuzla da kokmasın.
    BABA:-Ölmüş anama dil uzatma,ben senin .....
    ANA:-Asıl ben senin....
    BABA:Yuh sana.
    ANA:.Asıl sana yuh.
    BABA:******.
    ANA:-Sefil.
    BABA:Utanmaz.
    ANA:-Arlanmaz,
    BABA:-Kaknem.
    ANAümbelek.
    BABA:Cadı.
    ANA:Hortlak.
    ÇOCUK:-Yeter be.
    ANA:-Neeee?
    ÇOCUK :-Yeter be.



    BABA:-“Be” dedi.
    ANA:-Dedi.
    BABA:-Anladın mı şimdi?Neriman niye çıldırıyorum bu çocuğu sokağa bırakma diye?Ahlakı bozuluyor karıcığım.Bugün”Be” diyen,yarın Allah korusun,çok affedersin”ulan”der.Neriman ne yaparız o zaman.
    ANA:Hiii....sahi ne yaparız o zaman?
    BABA: Yaaaaaaa?


    Bir Teşekkür Yeter ;)
    gizemm44 bunu beğendi.
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.

Sayfayı Paylaş