türkçe temel bilgiler

Konu 'Türk Edebiyatı Ders Notları' bölümünde (¯`•вєуαz мєℓєк•´¯) tarafından paylaşıldı.

  1. (¯`•вєуαz мєℓєк•´¯)

    (¯`•вєуαz мєℓєк•´¯) Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    5 Mart 2008
    Mesajlar:
    1.270
    Beğenileri:
    310
    Ödül Puanları:
    36

    TÜRKÇE TEMEL BİLGİLER
    HALK EDEBİYATI

    Kaynağını geleneklerden, halkın kültüründen alan bir edebiyattır. Halk Edebiyatı üç bölümde incelenir: a) Aşık Edebiyatı b) Tekke Edebiyatı (Tasavvuf Edebiyatı) c) Anonim Halk Edebiyatı
    Aşık Edebiyatı : Aşık edebiyatının kaynağı, İslamiyet’in kabulünden önceki Sözlü Edebiyat’tır. O günden bu güne devam etmektedir. Önemli özellikleri şunlardır:
    1) Nesirden çok şiirin görüldüğü sözlü bir edebiyattır. (Nesir : Düz yazı)
    2) Aşık veya ozan denilen kişilerin, saz eşliğinde söyledikleri şiirlerden oluşur.
    3) Genelde sözlü olmasına rağmen şairler, şiirlerini “cönk” dedikleri yassı defterlerde toplamışlardır.
    4) Şairler, sazlarını omuzlarına alarak köy köy, kasaba kasaba, şehir şehir dolaşmışlardır.
    5) Şiirlerde anlatım içten, canlı ve yalındır.
    6) Şairler, halkın içinden çıktığından halk dilini kullanmışlardır. Bu sade dil 18. ve 19. yüzyıllarda bazı şairler tarafından Divan Edebiyatı’nın etkisinde kalmasıyla eski arılığını kaybetmiştir.
    7) Nazım birimi dörtlüktür.
    Koşma, semai, varsağı gibi nazım şekilleri kullanılmıştır.
    9) Hece ölçüsünün 7’li, 8’li ve 11’li kalıplarına ağırlık verilmiştir.
    10) Aşk, tabiat, gurbet, ayrılık, ölüm, özlem, kıskançlık, yiğitlik, toplumun sorunları, insan davranışları, bunlarla ilgili eleştiriler konu olarak işlenmiştir.
    11) Şiirlerin son dörtlüğünde şairin adı veya mahlası geçer.
    12) Göz kafiyesi anlayışı yerine, kulak kafiyesine ağırlık verilmiştir. Yani kafiye için aynı sesin kullanılmasına gerek yoktur. Buna göre p/b , ç/ş, t/d, l/ n gibi seslerle de kafiye yapılmıştır.
    13) Genellikle yarım ve cinaslı kafiye kullanılmıştır.
    14) Benzetme (teşbih) ve kişileştirme (teşhis) dışında edebi sanatlara fazla yer verilmemiştir.
    15) Bazı ürünlerde yöresel özellikler görülür.
    16) Şiirler genellikle hazırlık olmaksızın irticalen yani içe doğduğu gibi söylenir.
    17) Divan Edebiyatı’nda görülün kalışlaşmış benzetmeler (mazmun) Halk Edebiyatı’nda da vardır. Buna göre sevgili anlatılırken yeşil başlı ördek, inci diş, elma yanak, badem göz, kiraz dudak, keman kaş, sırma saç, selvi boy gibi benzetmeler kullanılmıştır.
    1 Divan Edebiyatı daha çok düşünceye önem verdiği için soyut bir edebiyattır. Halk Edebiyatı’nda ise şair gördüğünü, yaşadığını anlatır. Bu nedenle Aşık Edebiyatı, somut bir edebiyattır. Ayrıca Divan Edebiyatı’nda sevgilinin tipi çizilir, adı söylenmez. Halk Edebiyatı’nda ise sevgilinin adı (Elif, Ayşe...) vardır.
    19) Şiirler, işlenen konulara göre “koçaklama, güzelleme, taşlama, ağıt” gibi adlar alır.
    20) Aşık Edebiyatı hayali olaylardan çok, gerçekçiliğin ön plana çıktığı bir edebiyattır.
    21) Aşık Edebiyatı’nın yüzyıllara göre en önemli temsilcileri şunlardır:
    16. yüzyıl: Köroğlu, Kul Mehmet, Aşık Garip, Aşık Kerem
    17.yüzyıl: Karacaoğlan, Kayıkçı Kul Mustafa, Aşık Ömer, Kuloğlu, Ercişli Emrah
    18.yüzyıl: G evheri
    19.yüzyıl: Dertli, Dadaloğlu, Erzurumlu Emrah, Bayburtlu Zihni, Seyrani, Ruhsati
    20.yüzyıl: Aşık Veysel, Aşık Ali İzzet, Aşık Murat Çobanoğlu, Aşık Reyhani, Aşık Şeref Taşlıova.
    NOT : 19. yüzyıl halk şairlerinden Dadaloğlu, Divan şiirinden etkilenmemiş, böylece aynı yüzyıldaki Halk şairlerinden ayrı yol izlemiştir.

    Tekke (Tasavvuf) Edebiyatı : Dini konuların öne çıktığı bir edebiyattır. En belirgin özellikleri şunlardır:
    1) Kurucusu 12. yüzyılda Doğu Türkistan’da yetişen Hoca Ahmet Yesevi’dir.
    2) Tekke Edb., Anadolu’da 13. y.y.’dan itibaren gelişmiştir.
    3) Bu edebiyat şairleri tarikat merkezi olan tekkelerde yetişmiştir.
    4) Nazım birimi genellikle dörtlüktür.
    5) Allah, insan, felsefe, doğruluk, ibadet gibi konular işlenmiştir.
    6) İlahi, nefes, nutuk, devriye, şathiye, deme gibi nazım şekilleri kullanılmıştır.
    7) Dili Aşık Edebiyatı’na göre ağır, Divan Edb.’na göre sadedir.
    Yüzyıllara göre bu edebiyatın en önemli temsilcileri şunlardır:
    12.yy.: Hoca Ahmet Yesevi
    13.yy.:Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli
    14.yy. aygusuz Abdal
    15.yy.: Hacı Bayram-ı Veli, Eşrefoğlu Rumi
    16.yy.: Pir Sultan Abdal
    17.yy.: Niyaz-ı Mısrî, Sinân-ı Ümmî, Hüdâi
    18.yy.: Sezai
    19.yy.: Kuddusi, Turâbi

    Anonim Halk Edebiyatı : Söyleyeni belli olmayan, ağızdan ağıza, kulaktan kulağa yayılan, halkın ortak malı olan ürünlerin oluşturduğu edebiyattır. Özellikleri şunlardır:
    1) Belli bir sahibi yoktur. Halkın ortak malı olan ürünlerden oluşur.
    2) Dili sade, akıcı bir halk Türkçesidir.
    3) Şiirlerde hece ölçüsünün 7’li, 8’li, 11’li kalıpları ağırlıklı olarak kullanılır.
    4) Somut ve gerçeklerle iç içe bir edebiyattır.
    5) Şiirlerinin nazım birimi dörtlüktür.
    6) En çok yarım kafiye kullanılmıştır.. Bazı manilerde cinaslı kafiye görülür.
    7) Mecazlara ve edebi sanatlara fazla yer verilmez.
    Ölüm, aşk, tabiat sevgisi, ayrılık acısı, özlem, yiğitlik, toplumsal aksaklıklar gibi konular işlenir.

    ŞİİR
    İçinde bulundurduğu ses, anlam, ritm ve gizemle insanın gönül dünyasına hitap eden eserlere şiir denir.
    Şiir, çoğu kez onunla aynı sanılan nazım kavramından değişik anlamlar içerir. Nazım, ölçülü ve kafiyeli sözlere verilen addır. Nazım ile oluşturulmuş şiirler olabileceği gibi, her nazmın da şiir olmadığını bilmek gerekir.
    Şiirde hayal, duygu ve düşünce unsurları önemli yer tutar. Bunlardan mahrum bir şiir düşünülemez.
    Şiir, manzum, yani ölçülü ve kafiyeli olabileceği gibi, ölçüsüz de yazılıp söylenebilir. Ölçüsüz yazılmış şiirlere serbest nazım (serbest şiir) adı verilir.
    Şiirler işledikleri konular bakımından altıya ayrılır:
    1- Epik Şiir: Konusu savaş, kahramanlık, yiğitlik ve yurt sevgisi olan ya da tarihsel bir olayı coşkulu bir anlatımla işleyen uzuncu şiirlere denir. Aynı anlamda destanî şiir, hamâsî şiir, kahramanlık şiiri terimleri de kullanılır.
    (Mohaç Türküsü – Y.Kemal Beyatlı, Mehmetçik – Fazıl Hüsnü Dağlarca – Üç Şehitler Destanı’ndan)
    2- Lirik Şiir : İçten gelen heyecanları coşkulu bir dille anlatan duygusal şiir türüdür. ( Divan ed. Da özellikle gazeller, murabbalar, şarkılar; halk ed. Da koşmalar, semailer lirik şiir türüne örnektir. ) (Lir: Bir çeşit saz. Rebâbî de denmiş. )
    3- Pastoral Şiir : Doğa güzelliklerini, orman, dağ, yayla, köy ve çoban yaşamını ve bunlara karşı duyulan özlemleri anlatan şiir türüdür. Pastoral sözcüğü “çobanlara ilişkin” demektir. Türkçe’de bu anlamda râiyâne, rüstâî terimleri de kullanılmıştır. Batı ed. Da doğrudan doğruya doğa manzaralarını canlı bir biçimde anlatan şiirlere idil, konuşma biçiminde yazılan pastoral şiirlere de eglog denir.
    (Bingöl Çobanları – Kemalettin Kamu)
    4- Didaktik Şiir : Belli bir düşünceyi aşılamak ya da belli bir konuda öğüt, bilgi vermek, ahlaki bir ders çıkarmak amacıyla öğretici nitelikte yazılan, duygu yönü zayıf şiir türüdür. Türk Ed.da ta’limî terimi de kullanılmıştır. Manzum hikayeler ve fabllar bu bölüme girer. (Seyfi Baba – M.Akif Ersoy, Karga ile Tilki – Orhan Veli)
    5- Dramatik Şiir : Manzum olarak yazılmış tiyatro eserleri bu bölüme girer. Dramatik manzume, karşılıklı konuşma şeklinde yazılan manzumedir. Bu şiirler genellikle acıklı ya da korkunç olayları anlatırlar. Anlattıkları konuyu okuyucunun gözünde canlandırırlar. Dramatik manzumeler anlattıkları konulara göre şu çeşitlere ayrılır: Trajedi, komedi, dram. (Faruk Nafiz Çamlıbel ve Necip Fazıl Kısakürek’in bu türde eserleri vardır.)
    6-Satirik Şiir : Toplumsal düzensizlikleri, kişilerdeki dalkavukluk, düzenbazlık, kendini beğenmişlik, mevki düşkünlüğü gibi huylar; devlet yönetimindeki umarsızlık, çıkarcılık ve beceriksizlikleri anlatan bunları yeren şiirlere denir. Divan ed.da hicviyeler, halk ed.da taşlamalar bu şiir türünün en güzel örnekleridir. Şeyhi, Bağdatlı Ruhi, Nef’i, Ziya Paşa güzel örnekler vermişlerdir.


    ŞİİRİN UNSURLARI
    1- Şekil Unsurları
    a) Nazım birimi
    b) Nazım şekli
    c) Ölçü (Vezin)
    d) Kafiye – redif
    2- Muhteva Unsurları
    a) Konu ve tema
    b) Dil ve anlatım
    ŞİİRİN ŞEKİL UNSURLARI

    Nazım Birimi : Şiiri oluşturan mısra gruplarına denir. Nazım birimi şiiri oluşturan yapı taşlarından biridir. Şiirdeki her bir satıra mısra denir. Tek mısralık dizelere mısra-ı âzâde denir.
    Neler çeker bu gönül söylesem şikayet olur. (Ş.Yahya)
    Şiir içindeki mısraların kümelenmesinden meydana gelen nazım birimi; kümede bulunan mısraların sayısına göre ad alır. İki mısralık öbeklere beyit; dört mısradan oluşanlara kıta veya dörtlük; üç, beş, ve daha fazla mısralı öbeklere bent denir.
    Nazım Şekli : Kafiye örgüsüne ve mısra sayılarına göre manzumelerin aldığı biçime, sundukları görünüme nazım şekli denir.
    KLASİK EDEB NAZIM ŞEKİLLERİ: Gazel, murabba, mesnevi, terkib-i bent, terc-i bent, rübai, kaside, tuyuğ, müstezat... (Lise yıllarında genişçe işlenecek.)
    TANZ.SONRASI TÜRK EDB. NAZIM ŞEKİLLLERİ: Sone, terza-rima, serbest nazım, çarpraz kafiye, sarma kafiye, düz kafiye... (Lise yıllarında genişçe işlenecek)
    HALK EDB.NAZIM ŞEKİLLLERİ: Koşma, semai, varsağı, türkü, mani, ilahi, nutuk, şathiye, ağıt, kalenderi...

    HALK EDEBİYATI NAZIM ŞEKİLLERİ :
    1) Aşık Edebiyatı Nazım Şekilleri :
    A) Koşma : Aşık Edebiyatı’nın en sevilen ve en yaygın olarak kullanılan şiir biçimidir. Dörder mısralık bölümlerden oluşur. Dörtlük sayısı genelde üç ile beş arasında değişir. Altı dörtlükten oluşan koşmalar da vardır. 11’li hece ölçüsüyle oluşturulur. Sözlü Türk Edebiyatın’daki koşuk nazım şeklinin devamı niteliğindedir. Koşmalarda değişik kafiye örgüleri kullanılır. En yaygın kafiye örgüsü: abab cccb dddb cccb ... veya; aaab cccb dddb cccb ... veya; xaxa bbbc ccca ddda... şeklindedir. Son dörtlükte şairin adı veya mahlası geçer. Koşmalar konu yönünden Divan Edebiyatı’ndaki Gazel ve şarkı’ya benzer. Türk Edebiyatı’nın tanınmış koşma şairleri Karacoğlan, Bayburtlu Zihni, Aşık Ömer ve Erzurumlu Emrah’tır. Koşmalar konularına göre dört çeşittir:
    1) Güzelleme: İnsan, hayvan ve tabiat güzelliklerinin anlatıldığı koşmalara denir.
    2) Koçaklama: Yiğitçe bir anlatımla söylenen, kahramanlık ve savaş konulu koşmalardır.
    3) Taşlama: Toplumun ve insanların eksik yönlerinin ele alınarak, bunların eleştirildiği koşmalardır. Aynı konunun işlendiği şiirler Divan Edebiyatı’nda hiciv olarak adlandırılır.
    4) Ağıt: Ölüm ve doğal afetler üzerine özel bir ezgiyle söylenen koşmalardır. Ölüm konulu şiirlere Sözlü Türk Edebiyatı’nda Sagu, Divan Edebiyatı’nda Mersiye adı verilir.

    B) Semai: Genellikle aşk ve doğa konusun işlenir. Kafiye düzeni ve dörtlük sayısı bakımından Koşmaya benzer; fakat semailerde 8’li hece ölçüsü kullanılır. Ayrıca semailerin kendine özgü bir de ezgisi vardır. Karacoğlan’ın semaileri ünlüdür.
    C) Varsağı: Biçim bakımından Semai’ye benzer. 8’li hece ölçüsü kullanılır. Toroslar’da yaşayan Varsak boyuna özgü olduğu ndan veya çıkış yeri burası olduğu için bu adı almıştır. Yiğitlik, meydan okuma, vuruşma gibi konular işlenir. Ayrıca varsağının söylenişi, semaiye göre daha yiğitçedir. “Hey, Bre” gibi seslenmeler görülür.

    2) Tekke Edebiyatı Nazım Şekilleri

    A) İlâhi: Allah aşkının anlatıldığı, belli bir tarikata bağlı olmayan şiir türüdür. Değişik tarikatlara göre “deme, nefes, âyin” gibi adlar alır. Özel bir ezgiyle okunur. Şekil olarak Koşma biçimindedir. Yani dörtlüklerden oluşur. Son dörtlükte şairin adı veya mahlası geçer. Genelde 7’li hece ölçüsü kullanılır. Bazı ilahilerde aruz vezni kullanılmıştır. Aruz vezninin kullanıldığı ilahiler gazel şeklindedir.
    B) Nutuk: Tekke Edebiyatı’nda tarikata yeni giren müridleri bilgilendirmek amacıyla söylenen didaktik şiirlerdir.
    C) Devriye: Evrenin ve insanın Allah’tan geldiğini ve yeniden Allah’a döneceğini anlatan şiirlerdir.
    D) Şathiye: İnançlar üzerine şakalı bir biçimde yazılan şiirlerdir. Bu türün en tanınmış şairi Kaygusuz Abdal’dır.

    3) Anonim Halk Edebiyatı Nazım Şekilleri

    A) Mani : Anonim Halk Edebiyatı7nın en yaygın şiir biçimidir. Genelde tek dörtlükten oluşur. 7’li hece ölçüsüyle söylenir. Bazı manilerde farklı ölçüler kullanılmıştır. Kafiye düzeni aaba (aaxa) şeklindedir. İlk iki mısra doldurma niteliğindedir. Asıl anlatılmak istenen son iki mısrada söylenir. Başka bir deyişle ilk iki mısranın,son iki mısrayla konu yönünden değil, ölçü ve kafiye yönünden benzerliği vardır. Genelde doğa, aşk, kıskançlık, yalnızlık, güzellik konuları işlenir. Bazı maniler, eş sesli kelimelerle kafiyelenebilir. Böyle manilere cinaslı veya ayaklı mani denir. Bazı manilerde ise asıl dörtlüğe, iki mısra eklendiği görülür. Bu tür manilere artık mani veya yedekli mani denir.
    B) Türkü: Belirli bir biçimi yoktur. Çağdan çağa, yöreden yöreye, ezgisinde ve dizilişinde değişiklikler görülür. Her zaman bir ezgiyle söylenir. Ezgisine göre hoyrat, bozlak gibi adlar alır. Ana dizelerle bunlara eklenen ve devamlı yinelenen bölümlerden oluşur. Asıl bölüm olan ana dizeler, dize sayısına göre üçleme, dörtleme, beşleme gibi adlar alır. Yinelenen bölümlere kavuştak veya nakarat denir. Çoğunlukla 8’li ve 11’li hece ölçüsü kullanılır. Doğa sevgisi ve toplumu ilgilendiren genel konular işlenir. Toplumu etkileyen bir olay neticesinde türkü meydana getirmeye türkü yakmak denir.
    C) Ninni: Annelerin, çocuklarını uyutmak için bir ezgiyle söyledikleri nazım şeklidir. Genellikle dörtlüklerden oluşur. 8’li ve 11’li hece ölçüsü kullanılmıştır. Bazı ninnilerde hece ölçüsüne dikkat edilmediği görülür. Dörtlük sayısı sınırlı değildir. Bazen aaaa, bbba... bazen aaab, cccb... şeklinde kafiye düzeni görülür. Annenin çocuğuna olan sevgisini, çocuğun geleceğiyle ilgili düşünceleri, yürümesi, konuşması, okuması, meslek sahibi olması, yalnızlıktan çekilen sıkıntı, gurbetteki kocaya duyulan özlem dile getirilir.
    D) Ağıt: Ölenlerin arkasından duyulan üzüntünün dile getirildiği şiirlerdir. Dörtlüklerden oluşur. 11’li hece ölçüsüyle söylenir. Genellikle uzun hava ve kırık hava denilen ezgilerle terennüm edilir. Ölenin ailede ve toplumda bıraktığı boşluk, birlikte geçen günlerin hatıraları, dostluk, yiğitlik konuları ele alınır. Koşmanın bir çeşidi olan ağıtla karıştırılmamalıdır. Aşık Edebiyatı’ndaki ağıtın söyleyeni bellidir.

    Anonim Halk Edebiyatının Diğer Ürünleri :

    1) HALK MASALLARI: Toplumun beğenisini, düşünüş tarzını, geleneklerini, dünya görüşünü kuşaktan kuşağa sözlü olarak aktaran ürünlerdir. Çoğunluğu olağanüstü olaylarla doludur. Kaf dağı gibi olağanüstü coğrafi unsurlar; dev, yedi başlı canavar, ev büyüklüğünde kuş gibi olağanüstü yaratıklar vardır. Masallarda yer ve zaman kavramı belli değildir. Masalların anlatımında genellikle –miş’li geçmiş zaman kipi kullanılır. Söyleyeni bilinmeyen bu ürünler, kulaktan kulağa günümüze kadar gelmiştir. Masallarda iyilik, doğruluk, yardımlaşma öğütlenir. Bu nedenle masalla, didaktik eserlerdir. Masalların özellikle başında, bazen de ortasında ve sonunda tekerleme denilen kafiyeli sözle kullanılır. Türk masallarının sonunda, genellikle iyiler ödüllendirilir. Kırk gün, kırk gece düğün yapılır. Kötüler ise ya kırk katır ya da kırk satır cezasına çarptırılır.
    Türk masalları ile ilgili ilk çalışmayı İgnoş Kınoş adlı Macar Türkolog yapmıştır. Sözlü gelenekte gelişen masallar, sonradan kitap haline getirilmiştir. Türk Edebiyatı’nda masal derleme konusunda en ciddi çalışmayı yapan Eflatun Cem Güney’dir. Masallardan etkilenerek günümüzde çocuk hikayeleri doğmuştur.

    2) TEKERLEMELER: Ses ve kelime benzerliğinden yararlanılarak oluşturulan yarı anlamlı, yarı anlamsız, hoş söyleyişli sözlerdir. Tekerlemelerde vezin,kafiye, seci ve aliterasyonlardan yararlanılır. Duygu, düşünce ve hayaller, tezata, abartmaya, güldürmeye, tuhaflığa ve şaşırtmaya dayalı olarak ustalıkla anlatılır. Az gitmiş, uz gitmiş. Dere, tepe düz gitmiş. Altı ay, bir güz gitmiş...

    3) EFSANELER: Tarihi olaylar örülmüş, içlerinden olağanüstü durumla ve kişiler bulunan eserlerdir. Efsanelerde halkın hayal gücü, tarihi olayları akıcılık ve olağanüstülüklerle süslemiştir. Narlıgöl Efsanesi, Ağlayan Kaya Efsanesi...

    4) HALK HİKAYELERİ: Destanların, zaman içerisinde biçim ve öz değişikliğine uğramasıyla oluşan ürünlerdir. Halk hikayelerinde olağanüstü unsurlar azalmış, kişiler ve olaylar doğal boyutlarına gelmiştir. Tek olay çevresinde gelişen halk hikayeleri olduğu gibi, kişi ve olay sayısı çok halk hikayeleri de vardır. Bu hikayeler âşıklar ve yaşlılar tarafından anlatılır. Halk hikayelerinde nazım nesir karışıktır. Halk hikayeleri konularına göre dört çeşittir.
    a) Aşk Hikayeleri: Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin, Yusuf ile Züleyha, Ercişli Emrah ve Selvi, Tahir ile Zühre, Âşık Garip Hikayesi, Aşık Kerem Hikayesi, Elif ile Mahmut...
    b) Dini-Tarihi Halk Hikayeleri: Hayber Kalesi, Kan Kalesi, Battal Gazi, Danişmend Gazi, Hz. Ali ile ilgili diğer hikayeler...
    c) Kahramanlık Hikayeleri: Köroğlu Hikayesi
    d) Destani Halk Hikayeleri: Dede Korkut Hikayeleri

    NOT : Halk hikayeleri, destan ile roman arasındaki aşamanın ürünüdür.
    NOT: Destan geleneğinden Halk hikayeciliğine geçişin ilk ürünü Dede Korkut Hikayeleri’dir. Bu nedenle Dede Korkut Hikayeleri özel bir önem taşır. Dede Korkut Hikayelerinin en önemli özellikleri şunlardır:
    1) Asıl adı “Kitab-ı Dede Korkut Alâ Lisan-ı Taife-i Oğuzan” şeklindedir.
    2) 12, 13 ve 14.yy.da Doğu Anadolu’da ve Azerbeycan’da yaşayan müslüman Oğuz boylarının geleneklerini, göreneklerini, iç mücadelelerini, doğa üstü güçlerle, yaratıklarla savaşmalarını ele alır.
    3) 14. ve 15. yy.da yazıya geçirilmiştir. Bu konudaki yaygın kanaat hikayelerin 14.yy.’da yazıya geçirildiği şeklindedir. Hikayelerin kimin tarafından yazıya geçirildiği bilinmemektedir.
    4) Toplam on iki hikayeden oluşur.
    5) Şiir ve düzyazı (nazım-nesir) karışık oluşturulmuştur.
    6) Hikayelerde az da olsa masal ve destan unsurları görülür.
    7) Çok temiz, güzel ve zengin bir kullanılmıştır.
    Anlatım açık, yalın ve durudur. Kesinlik ifade eder.
    9) Hikayelerde en önemli meziyet kahramanlıktır.
    10) Aileye, çoğalmaya, kadına, çocuğa ve çocuk terbiyesine büyük önem verilir. Kadınların ailenin en önemli unsuru olduğu vurgulanır. Önsözünde dört ayrı tadın tipi çizilir.
    11) Bütün hikayelerde dini unsurlar (namaz kılma, dua etme, arı sudan abdest alma) görülür.
    12) Kahramanlar dövüşlerini, Allah ve peygamber sevgisi için yapar.
    13) Türk milletinin karakteristik özellikleri; doğruluk, adelet, güzellik yüceltilir.
    14) Misafirperverlik ve cömertlik insanların ortak özelliğidir.
    15) At, ağaç, su , yeşillik kısaca tabiat çok sevilir.
    16) Kahramanların en büyük yardımcısı atlardır.
    17) Kadınlar, eşlerine karşı aşırı saygılı ve itaatkârdır. Eşler de kadınlarına önem verir, iyi davranır.
    1 Hikayelerde, birçok öğüt vardır. Bu nedenle bu hikayeler didaktiktir.
    19) Hikayelerde yaşanan olayların tarihi bilgilerle ilgisi vardır.
    20) Hikayelerde geçen ve hikayeler adını veren Dede Korkut; yaşlı, herkesin saygı gösterdiği, hakanların bile akıl danıştığı, çocuklara isim koyan, eğlencelerde kopuz çalıp şiirler söyleyen, kırgınlıkları gidermede aracılık eden kişidir.

    NOT: Dede Korkut Hikayeleri’nin bir nüshası Almanya’da Dresden Kütüphanesi’nde; bir nüshası Vatikan Papalık Kütüphanesi’ndedir. Dede Korkut Hikayeleri ile olarak Türk Edebiyatı’nda ilk çalışmayı yapan Kilisli Muallim Rıfat’tır.

    5)FIKRALAR : Batı Edebiyatı’ndan gelen gazete ve dergi yazısı fıkradan önce, bizim edebiyatımızda bir tabiat ve topluluk gerçeğini , toplumdaki aksaklıkları, hatalı davranan kişileri güldürücü ve düşündürücü bir şekilde anlatan küçük hikayeler vardır. Bunlara da fıkra denir. Fıkralarda güldürmenin yanında yol göstericilik de söz konusudur. Halk fıkralarının en tanınmışları şunlardır: Nasrettin Hoca fıkraları, Karadeniz (Laz, Temel) fıkraları, İncili Çavuş fıkraları, Bektaşi fıkraları...

    6) KARAGÖZ : Geleneksel Türk Tiyatrosu ürünlerindendir. Manda ve deve derisinden yapılan resimlerin, bir ışık yardımıyla sahnedeki perdeye yansıtılmasıyla oluşur. Bir gölge oyunudur. Bu nedenle bazı kaynaklarda “Hayal-i Zıl” şeklinde de adlandırılır. Ortaya çıkışıyla ilgili çeşitli rivayetler vardır. Kahramanları Karagöz, Hacivat, eşraftan kimseler, Beberuhi, Tuzsuz Deli Bekir, satıcılardır. Karagöz; okumamış, hazır cevap, söylenenleri ters anlayan ve buna göre cevaplar veren kaba bir adamdır. Hacivat ise aydın ve yarı aydın kişileri temsil eder. Karagöz oyununda bütün konuşmalar perdenin arkasındaki tek kişi tarafından yapılır. Bu nedenle Karagöz oynatmak zor bir iştir. Karagöz oyununun oynatıldığı perdeye “hayal perdesi” denir. Cumhuriyet döneminin son büyük Karagöz ustası Hayali Küçük Ali’dir.
    Karagöz oyunu dört bölümden oluşur:
    1) Öndeyiş ve giriş: Sahneye göstermelik denen bir resim konulur.
    2) Muhavere: Karagöz ve Hacivat’ın karşılıklı konuşmaları
    3) Fasıl (Asıl oyun)
    4) Bitiş: Oyunun sonunda hatalar için özür dilenen ve bir sonraki oyunun yerinin belirtildiği bölümdür.

    7) ORTAOYUNU: Meydanda, Kavuklu ve Pişekâr adı verilen kahramanların oynadığı oyundur. Yazılı bir metin yoktur yani tuluata dayanır. Halkın ortak malıdır. Oyunların güldürme unsurları karşılıklı konuşmalardaki söz oyunları, hazır cevaplılık, yanlış anlamalar ve yöresel konuşmaların taklitleridir. Oyunda Karagöz ile Kavuklu’nun; Pişekar ile Hacivat’ın bütün özellikleri aynıdır. Karagöz ile Ortaoyunun farkı ise, Karagöz’ün perdede, Orta Oyun’un meydanda oynanmasıdır. Yani Orta Oyunu canlı kişilerle oynanırken Karagöz’de tasvirlerin gölgesi oynatılır.

    BİLMECELER: Herhangi bir şeyin, bazı niteliklerini belirterek, ip ucu vererek adını gizli tutmak ve ne olduğunun bilinmesini istemektir. Çoğu ölçülü, kafiyeli, aliterasyonlu ve cinaslı olan bilmeceler birer söz oyunu niteliğindedir. Bilmecelere Divan Edebiyatı’nda Muamma adı verilmiştir. Manisa’dan, Tire’den, şimdi geçti buradan. (Rüzgar). / Burdan vurdum kılıcı, Halep’ten çıktı ucu. (Şimşek)

    9) ATA SÖZLERİ : Atalarımızın çeşitli olaylardan edindikleri tecrübeler ve aldıkları derslerle söyledikleri öğüt verici, yol gösterici özlü sözlerdir. Ata sözlerinde genellikle geniş zaman kipi kullanılır. Didaktik özellikler taşıyan ata sözleri hem gerçek, hem de mecaz anlam taşır. Bol zamanda dar harcanan, dar zamanda bol harcanır.

    10) DEYİMLER: En az iki kelimeden meydana gelen, genellikle mecaz anlamlı söz gruplarına denir. Deyimlerde soyut kavramlar, somut varlıklarla anlatılır. Açıkgöz, boşboğaz, kafa patlatmak, burun kıvırmak...

    **********************

    ÖLÇÜ (VEZİN) : Nazımda âhenk meydana getirmek amacıyla mısralardaki hece sayılarının ya da ses değerlerinin birbirine eşitlenmesine ölçü denir. Üçe ayrılır:

    1-Hece Ölçüsü: Mısralardaki hece sayılarının birbirine eşit olmasına dayanan bir sistemdir. İlk mısrada kaç hece varsa, diğer mısralarda da ancak o sayıda hece bulunmalıdır. Hece ölçüsüyle yazılan şiirlerde bir mısrada, vurgu gayesiyle bir ya da iki kez durulur. Bu yerlere durak denir. Mesela 11’li hece vezninde duraklar 4+4+3=11 veya 6+5= 11 olabilir. Duraklar oluşturulurken sözcük bölünmez. Halk ed. Ürünlerinin tamamına yakını hece ölçüsüyle yazılmıştır. Türk Ed. da 5’li hece ölçüsünden 20’li hece ölçüsüne kadar her ölçü kullanılmıştır. Yaygın olanı 7’li, 8’li ve 11’lidir. Türk dilinin doğal ölçüsü hece ölçüsüdür. Eskiden, hece ölçüsüne vezn-i benan (parmak hesabı) denmiştir. Bunun sebebi bazı Divan şairleri, hece ölçüsünü, “parmak hesabı” diyerek küçümsemişlerdir.
    Hece ölçüsü genellikle İslamiyet’ten önceki Türk Edb.’da ve Halk Edb.’da kullanılmıştır. Fakat 18. yy. Divan şairi Nedim’in hece ölçüsüyle yazılmış bir koşması vardır.
    Hece Ölçüsünde Kalıpların Kullanılışı:
    1. İkili, üçlü, dörtlü, beşli kalıplar genellikle atasözleri, deyimler, tekerlemeler, bilmeceler ve türkülerin kavuştak bölümlerinde kullanılır. Bazı ilahilerde de bu kalıp kullanılmıştır.
    2. Altılı kalıp ilahi ve nefes türlerinde görülebilir.
    3. Yedili kalıp genellikle manilerde kullanılmıştır.
    4. Sekizli kalıp daha çok semai ve varsağılarda kullanılmıştır.
    5. Dokuzlu kalıp atasözleri ve deyimlerde görülür.
    6. Onlu kalıp da atasözleri ve deyimlerde görülür. Az da olsa türkülerde kullanılmıştır.
    7. Onbirli kalıp en çok kullanılan kalıplardandır. Daha çok koşma ve destanlarda örülür. Cumhuriyet döneminde de kullanılmıştır.

    2- Aruz Ölçüsü: Mısralardaki ses değerlerinin birbirine eşit olmasına dayanan bir ölçüdür. Ses değerlerini eşitleme işleminde, kısa (açık) ve uzun (kapalı) heceler hareket noktası olarak kabul edilir. Mısralardaki hecelerin ses değerleri simetrik olarak birbirine eşitlenir. Divan ed.da tüm nazım ürünleri bu ölçüyle yazılmıştır. Arap Ed.dan gelme bir ölçüdür. (Geniş bilgi için kaynaklara bk.)

    3- Serbest Ölçü: Mısraların sıralanmasında hiç bir ölçüyü kullanmayan şekildir. Hiçbir kurala bağlı değildir. Serbest vezin Cumhuriyet sonrası şiirimizde; özellikle de Garip hareketleriyle birlikte çok kullanılır olmuştur.

    Kafiye ve redif:Mısra sonlarında, farklı kelimelerdeki ses (harf) benzerliğine kafiye denir. Kafiyenin oluşabilmesi için mısra sonundaki kelimelerde şu özellikleri aramak gerekir:
    a) Ses benzerliği olan kelimelerin farklı kelimeler olması gerekir.
    b) Ses benzerliği olan kelimelerin yazımının aynı olması gerekir.
    Altın da bir pula olur mu kabil
    Ehli ile konuş olasın ehil
    Cahille konuşma olursun cahil
    Kişi ayarından düşer mi düşer
    Yukarıdaki şiirde "il" seslerinde kafiye vardır. Ses benzerliğindeki seslerde, ses sayısının artmasına göre kafiye çeşitli kısımlara ayrılır:
    a) Yarım Kafiye: Mısra sonlarında tek ses benzeşmesine dayanan kafiye türüdür. Aslında, bu benzeşmenin sessiz harflerde olması gerekir. Halk edebiyatında yarım kafiye çok kullanılmıştır.
    Mehmed'im sevinin başlar yüksekte!
    Ölsek de sevinin eve dönsek de
    b) Tam Kafiye: Mısra sonlarında iki sesin benzeşmesine dayanan kafiye türüdür.
    Nasihatim sana: Herzeyle iştigali bırak
    Adamlığın yolu nerdense bul da girmeye bak
    c) Zengin Kafiye: Mısra sonlarında üç ve daha fazla sesin benzeşmesiyle meydana gelen kafiye çeşididir.
    Her şey akarsu, tarih, yıldız, insan ve fikir
    Oluklar çift, birinden nur akar birinden kir
    Not (1): Kafiye olan sesli harflerin üzerinde uzatma işareti "^" varsa, bu sesliler tek ses değil iki ses olarak kabul edilir ve buna göre de kafiye türü değişir.
    Mesela İstiklâl Marşı'nın yedinci kıtasındaki

    Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ
    Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şühedâ
    Cânı cananı bütün varımı alsın da Hüdâ
    Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ
    "da" seslerinde tam değil, zengin kafiye vardır.
    Not (2): Tunç kafiye olarak adlandırılan kafiye türünü bazı edebiyatçılar kabul ederken, bazıları da kabul etmez. Bu sebeple Tunç kafiye kimi kitaplarda anlatılırken kimi kitaplarda hiç değinilmez. Fakat çoğu edebiyatçı bunu farklı bir kafiye türü olarak kabul etmez ve Zengin kafiyeye dahil eder.Farklı bir kafiye türü olmadığını kabul etmemekle birlikte bu kafiyenin de tanımını bilmekte yarar var:

    Tunç Kafiye: En az üç sesten oluşan bir ya da daha çok kelimenin diğer mısraların içinde geçmesiyle oluşan kafiye türü olarak tanımlanır.
    Mesela:
    İnsan bu, su misali kıvrım kıvrım akar ya
    Bir yanda akan benim öbür yanda Sakarya
    mısralarında bu özellik görülebilmekte ama zengin kafiyeden bir farkı olmadığı açık..

    d) Cinaslı Kafiye: Okunuşları ve yazılışları aynı ancak anlamları farklı olan kelimelerle yapılan kafiye çeşididir. Tunç kafiye sesteş kelimelerle yapılır.
    Niçin kondun a bülbül
    Dalımdaki asmaya
    Ben yârimden vazgeçmem
    Götürseler asmaya
    Yukarıdaki şiirde, ikinci mısrada asma kelimesi "üzüm veren bir bitki"; dördüncü mısrada ise "öldürmek" anlamında kullanılmıştır.

    REDİF

    Redifin tanımını yapmadan önce şunları bilmek gerekir:
    * Redifler daima mısranın en sonunda bulunur, yani kafiyeden sonra gelir.
    * Redifin olduğu her yerde mutlaka kafiye de vardır. Bu sebeple redifin bulunduğunu gördüğünüz her yerde kafiyeyi de bulmaya çalışınız. Redif: Mısra sonlarında, görevleri aynı olan eklerin, ya da anlamları aynı olan kelimelerin tekrarlanmasına redif denir. Tanımdan da anlaşılacağı üzere iki tür redif vardır:
    a) Ek Halindeki Redifler
    b) Kelime Halindeki Redifler

    a) Ek Halindeki Redifler: Eş görevli eklerin tekrarlanmasıyla oluşan rediflerdir. Türkçe'deki yapım ve çekim eklerini kavramadan, ek halindeki redifleri kavramanız mümkün olamayacaktır. Eğer bu konularda bir eksiğiniz varsa, önce bunları tamamlamanız ve ondan sonra ek halindeki redifleri kavramak için çaba sarf etmeniz gerekir.Fakat, ek halindeki rediflerin çoğu, kelimeye bağlanan ekler olduğundan bu konudaki genel kaide: "Kelimenin köklerinde kafiye, eklerinde ise redif vardır." şeklindedir. Bu kural bilinerek mısraya bakılırsa ek halindeki rediflerin yüzde doksanı mısrada tahmin edilebilir. Ancak bu kaide her zaman geçerli olmadığından yine de "ekler" konusunda bilgi sahibi olunması konunun kavranması açısından gereklidir.
    Susuz değirmenlerin ne ile döner çarkı
    Kerem etmeyen beyin fakirden nedir farkı
    Yukarıdaki beyitte, "ı" sesleri, ismin -i hali olduğundan yani, her ikisinin de görevi aynı olduğundan rediftir. Kelimenin köklerinde ise "ark" sesleri benzeştiğinden bunlar da zengin kafiyeyi oluşturur.Bu beyite pratik yoldan yaklaşırsak: Beyitin birinci mısrasında, kafiyeye söz konusu olan kelimenin kökü "çark", ikinci mısrada ise kelimenin kökü "fark"tır. Dolayısıyla, "ı" seslerinin ek olduğu için redif olduğunu pratik yönden söyleyebiliriz. Kelimenin köklerinde kafiye bulunduğundan "ark" seslerinde de zengin kafiye vardır. Fakat, bu pratik yol her zaman işlemeyebilir:
    Kokuyor burnuma Sivr'alan köyü
    Serindir dağları soğuktur suyu
    Yâr mektup göndermiş yadigâr deyi
    Gözünün yaşını sil deyi yazmış

    Yukarıdaki dörtlükte, kelimelerin kökleri "köy", "su", "de" dir. Görüldüğü gibi kelimelerin köklerindeki sesler aynı değildir. Acaba burada "y" sesi kafiye olarak mı yoksa redif olarak mı alınacaktır? Oysa, çözüm çok basittir."y" sesi birinci mısrada kelimenin köküne dahil olurken, ikinci ve üçüncü mısralarda yardımcı ses (kaynaştırma ünsüzü)'tir. Yani "y" seslerinin görevi farklıdır. Bu durum da kafiye tanımına uygun olduğundan kafiye olarak kabul edilecektir. Aynı durum İstiklal Marşı'nın üçüncü kıtasında görülmektedir:
    Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım,
    Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
    Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım.
    Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
    Yukarıdaki dörtlükte ise, kelimelerin kökleri:
    "yaş", "şaş", "aş" ve "taş" kelimeleridir. Burada da kelimelerin köklerinden sonra
    gelen "a" sesleri kafiye olarak mı yoksa, redif olarak mı alınmalı sorusu akla takılmaktadır. O halde, bu köklere eklenen "a" sesinin görevinin ne olduğunu incelemek gerekir:
    İlk mısrada: yaş - a - r - ı - m
    kök yapım eki geniş zaman yardımcı ses I. tekil
    şahıs eki
    İkinci mısrada: şaş - a - r - ı - m
    kök yardımcı ses geniş zaman yardımcı ses I. tekil
    şahıs eki
    Üçüncü mısrada: aş - a - r - ı - m
    kök yardımcı ses geniş zaman yardımcı ses I. tekil
    şahıs eki
    Dördüncü mısrada: taş - a - r - ı - m
    kök yardımcı ses geniş zaman yardımcı ses I. tekil şh.

    Yukarıda da görüldüğü gibi ilk mısradaki "a" sesi ile diğer "a" seslerinin görevleri farklıdır. Bu özellik sebebiyle, "a" seslerinin kafiye olarak alınması gerekir.
    b) Kelime Halindeki Redifler: Aynı anlamdaki kelimelerin tekrarlanmasıyla meydana gelen rediflerdir. Bu tür redifleri mısralarda görebilmek oldukça kolaydır:
    Doğru söylerim halk razı değil
    Eğri söylerim Hak razı değil.
    Yukarıdaki beyitte "razı değil" kelimeleri redif, ondan önceki "k" sesleri ise yarım kafiyedir.
    Bir başka örnek:
    Zannetme ki şöyle böyle bir söz
    Gel sen dahi söyle böyle bir söz
    Yukarıdaki beyitte "böyle bir söz" kelimeleri redif, ondan önceki "öyle" sesleri ise zengin kafiyedir. Bir başka örnek:
    Kimsesiz hiç kimse yok, var herkesin bir kimsesi
    Kimsesiz kaldım meded, ey kimsesizler kimsesi
    Yukarıdaki beyitte "kimsesi" kelimeleri redif, ondan önceki "r" sesleri ise zengin kafiyedir..
    Son olarak şuna da dikkati çekmek gerekiyor:
    Kelime halinde bulunan rediflerden hemen önce, ek halinde redif de bulunabilir. Böylece, ek halindeki redifle kelime halindeki redif arka arkaya gelebilir:
    Elimi beş yerinden, dağladı beş parmağın,
    Bağrımda yanmadık bir yer bırakmadan git
    Bir yarın göçtüğünü, çöktüğünü bir dağın
    Görmemek istiyorsan, ardına bakmadan git!
    İkinci ve dördüncü mısralarda hem ek halinde redif, hem de kelime halinde redif bulunmaktadır. Yukarıdaki mısralarda "madan" ekleri "zarf-fiil"dir.

    Kafiye Örgüsü (Düzeni)

    Bir mısranın hangi mısra ile kafiyeli olduğunun gösterilmesine kafiye örgüsü denir. Kafiye düzeninde her mısra bir çizgiyle, kafiyeler de harflerle gösterilir. Çeşitleri şunlardır:
    1)Düz Kafiye : aabb biçiminde gösterilir. Birinci mısra ile ikinci mısranın , üçüncü mısra ile dördüncü mısranın birbiriyle kafiyeli olmasına denir. Aaab veya aaaa şeklinde de olur. Diğer adı mesnevi tarzı kafiyedir.
    2)Çapraz Kafiye: Mısraların abab şeklinde kafiyeli olmasına denir. (abab, cdcd, efef, ghgh..) Genelde halk şiirinde görülür.
    3)Sarmal Kafiye : Mısraların abba, cddc... şeklinde kafiyeli olmasına denir. İtalyan Edebiyatından gelen sonelerde görülür.
    4)Mani Tarzı Kafiye : Dörtlükte birinci, ikinci ve dördüncü mısralar kafiyeli, üçüncü mısra serbesttir. Aaxa veya aaba
    5)Koşma Tarzı Kafiye: Dörtlüklerin ilk üç dizeleri kendi içinde, dördüncü dizeleri de şiirin tümünde kafiyelidir. Bazen ilk dörtlükte çapraz kafiye kullanıldığı görülür.
    Aaab, cccb, dddb, eeeb, fffb
    Abab, cccb, dddb, eeeb, fffb...
    Xaxa, bbba, ccca, ddda, eeea..
    6)Örüşük Kafiye : İtalyan Edebiyatı’ndan gelen terzarimalarda görülür. Önceki üçlüğün ortasındaki dize ile, bir sonraki üçlüğün kenarındaki dizeler kafiyelidir.
    Aba, bcb, cdc, ded...

    MUHTEVA UNSURLARI
    Konu ve Tema : Şiirin anlattığı duygu, durum ya da olaya konu denir. Her duygu ve durum şiirin konusu olabilir. Bir deniz manzarası, sokakta simit satan adam, insanın iç dünyası, savaş vb. her durum şiirde anlatılabilen konulardır.
    Şairin konuyu ele alış biçimine, o konu çerçevesinde okuyucuya vermek istediği düşünceye ya da şiirinde savunduğu teze tema adı verilir. Aynı konuda yazılmış şiirleri birbirinden ayıran unsur temadır.
    Dil ve Anlatım : Şiirdeki kelime, kelime grubu, cümle, cümlecik gibi anlamlı ses topluluklarının tümüne dil denir. Bilinen gramer parçalarından oluşan dil, üslup ile orjinal hale gelir. Şairin anlatım yaparken seçtiği kelime vb unsurlar onun üslubunu meydana getirir. Her şairin üslubu birbirinden farklıdır. Şiirde orjinal söyleyişler ve ifadeler vardır. İyi bir şair özgün üslubu sayesinde çok alışılmış, yıpranmış konuyu bile çekici bir ifadeyle anlatabilir. Şiirde vurgu ve tonlama önemlidir. Bu iki unsurun iyi kullanılmadığı şiirler ahenk yönünden eksik şiirlerdir. Kısacası dil ve anlatım konusunda; dilin anlaşılır, sade, ağır, üslubu güzel, halk dili kullanmış, orjinal ifadeler vardır, vurgu ve tonlamalar yerindedir gibi özellikleri dikkate alınır.

    DÜZYAZI TÜRLERİ

    Düzyazılar işlenen konu ve konunun işlenme tekniğine göre iki ana grupta incelenir:
    A. Öyküleme yazıları
    B. Düşünce yazıları

    ÖYKÜLEME YAZILARI

    1. ROMAN : Yaşanmış veya yaşanması muhtemel, gerçek veya gerçeğe yakın olayların belli bir düzen içerisinde anlatıldığı, yer, zaman ve şahısların belli olduğu uzun yazılardır. Konularına göre şöyle adlandırılır:
    Psikolojik roman, töre romanı, macera romanı, tezli roman, köy romanı, tarihi roman, egzotik roman, mektuplu roman, bilim-kurgu romanı, biyografik roman...
    Ayrıca romanlar, etkilendikleri edebi akımlara göre “klasik roman, romantik roman, realist roman, naturalist roman” gibi adlar alırlar.
    2. Hikaye (Öykü) : Yaşanmış ya da yaşanması muhtemel, gerçek veya gerçeğe yakın olayların, belli bir düzen içerisinde anlatıldığı orta uzunluktaki yazılardır. Dünya Edebiyatı’nda hikaye türünün ilk örneği İtalyan yazar Boccacio’nun Decameron (Dekameron) adlı eseridir. Hikaye türü, Türk Edebiyatı’nda Tanzimat Dönemi’nde ortaya çıkmıştır.
    Dünya Edebiyatı’nda realizm (gerçekçilik) akımının etkisinde hikayeler ikiye ayrılır:
    a) Olay Hikayesi: Fransız yazar Guy de Maupassant tarafından geliştirilmiştir. Bu nedenle Maupassant tarzı hikaye olarak da adlandırılır. Hikaye, belli bir olayın etrafında gelişir. Türk Edb.’da olay hikayeciliğinin en önemli temsilcisi Ömer Seyfettin’dir.
    b) Durum (Kesit) Hikayesi: Sovyet yazar Antony Çehov tarafından geliştirilmiştir. Bu nedenle Çehov tarzı hikaye olarak da adlandırılır. Bu tür hikayelerde belirli bir olay yoktur. Hayattan bir kesit sunulur. Durum hikayeciliğinin Türk Edb.’daki en önemli temsilcisi Sait Faik Abasıyanık ve Memduh Şevket Esendal’dır.

    Hikaye ile Roman Arasındaki Benzerlikler
    a) Her ikisinin de yazarı bellidir.
    b) Her ikisinde de giriş, gelişme ve sonuç bölümleri vardır.
    c) Her ikisinde de gerçek veya gerçeğe yakın olaylar anlatılır.
    d) Her ikisinde de olağanüstü özelliklere sahip olmayan, normal yapıda kahramanlar (kişiler) vardır.
    e) Her ikisinde de olayların geçtiği zaman ve mekan bellidir.

    Hikaye ile Roman Arasındaki Farklar
    a) Hikaye kısa ve orta uzunlukta bir yazı türüdür. Roman ise uzundur.
    b) Hikayede kişi sayısı romana göre daha azdır.
    c) Hikayede genellikle bir tek olay anlatılırken, romanda birbirine bağlı olaylar anlatılır.
    d) Hikayede olaylar kısa bir zamanı kapsar, romanda ise genellikle uzun bir zaman söz konusudur.
    e) Romanlarda olayın geçtiği dönemin siyasi, sosyal, tarih durumu hakkında bilgi edinilir. Bu durum hikayelerde pek yoktur.
    f) Hikayelerde sınırlı bir mekan söz konusudur. Romanlarda ise olaylar daha geniş bir coğrafyada meydana gelir.

    3. Tiyatro: Hayatın değişik durumlarının sahnede canlandırılması amacıyla yazılan eserlerdir. Asıl adı dramadır. Ayrıca oyun, piyes, temsil olarak da adlandırılır. Tiyatronun kaynağı Eski Yunan’dır. Roma imparatorluğu döneminde gelişen ve çöken tiyatro, Avrupa’da Rönesans’la yeniden canlanmıştır. Tiyatro eserleri konularına göre üç çeşittir:
    A) Trajedi: İzleyicide korku ve acıma gibi duygular uyandıran, ruhu tutkulardan arındırmak amacını güden tiyatro çeşididir. Klasik ve Modern Trajedi olmak üzere ikiye ayrılır.
    Klasik Trajedinin Özellikleri:
    1) Erdem ve ahlak ön plandadır.
    2) Güldürücü unsuru yoktur.
    3) Konular mitolojiden yani efsanelerden ve tarihten alınmıştır.
    4) Kişiler soylu ve olağanüstüdür.
    5) Diyalog ve koro bölümlerinden oluşur. Koro esere lirizm katar.
    6) Üç birlik kuralına uyulur. Yani zaman birliği, yer birliği, olay birliği vardır. Buna göre, olay yirmi dört saatte geçer, baştan sona aynı yerde yaşanır ve tek olay canlandırılır.
    7) Vurma, yaralama, öldürme gibi dehşet uyandırıcı, acı verici olaylar seyircinin gözü önünde geçmez.
    Şiir biçiminde oluşturulur.
    9) Ağırbaşlı, seçkin bir dil ve anlatım görülür.

    Çağdaş Trajedideki Değişiklikler
    1) Üç birlik kuralı kaldırılmıştır.
    2) Soylu kişilerin yerini sıradan kişiler almıştır.
    3) Koro yoktur.
    4) Konular günlük hayattan seçilir.
    5) Anlatım şiir şeklinde değildir.
    6) Seçkin bir ve anlatım aranmaz.
    B) Komedi: İnsanların ve olayların; gülünç ve çarpık yanlarını sergileyen tiyatro çeşididir. Üç grupta incelenir:
    1)Klasik Komedi: Klasik trajediye tepki olarak Eski Yunan Edb.’da doğmuştur. En önemli temsilcisi Aristophanes’tir M.Ö. 405 yılına kadar sürmüştür.
    2)Orta Komedi: M.Ö.330’a kadar sürmüştür. Çağdaş komediye geçiş niteliğindedir. Aristophanes’in son iki eseri “Kadınlar Meclisi” ve “Plütos” bu dönemin ürünleridir.
    3)Çağdaş Komedi: Klasik ve Orta komediye ait kuralların çoğunun değiştiği dönemdir. Klasik komedide konu dışında klasik trajedinin özellikleri görülür. Çağdaş komedi’de konular günlük hayattan alınmış; kişiler halktan seçilmiştir. Çağdaş Komedi’de koro, üç birlik kuralı yoktur. Soylulara özgü bir dil kullanma kaygısı güdülmez.
    Konularına Göre Komedi Çeşitleri:
    a) Karakter Komedisi: Kişilerin gülünç yönleri sergilenir. Moliere’nin komedileri bu türdendir.
    b) Töre Komedisi: Törelerin aksak yönleri güldürücü bir biçimde sunulur. Aristophanes’in “Eşek Arıları”, Moliere’nin “Gülünç Kibarlar” ve Şinasi’nin “Şair Evlenmesi” bu türe örnektir.
    c) Entrika Komedisi: Olayların şaşırtıcı şekilde geliştiği, bol bol entrikaların yaşandığı komedilerdir. Moliere’nin “Zoraki Tabip” adlı eseri bu türe örnektir. Komedilerde entrika kendiliğinden değil, yapay ve zorlama yollarla karmaşık nitelik kazanırsa, böyle komedilere vodvil denir.

    C) DRAM : Tiyatronun tarihi gelişimi içinde trajediyle komedi arasında dram türü doğmuştur. Hayatın acıları ve mutlulukları iç içedir. Klasik tiyatro kurallarının uygulanmadığı bu tür hem şiir hem düzyazıyla yazılabilmektedir.

    Tiyatro ile İlgili Bazı Terimler:

    Perde: Tiyatro eserlerinde konunun ana bölümlerinden her birine denir.
    Dekor: Tiyatroda olayın geçtiği yer ile eşyaların tümü.
    Suflör: Oyunculara, rollerinde unuttukları sözleri sahne gerisinden, seyircilere hissettirmeden hatırlatan kimse.
    Diyalog: Kişilerin karşılıklı konuşmaları.
    Monolog: Tiyatro eserinde biri kişinin tek başına konuşması.
    Tirad: Tiyatro oyununda kişilerin birbirlerine karşı söyledikleri coşkulu uzun sözler.
    Fars: Basit olay ve yergilerle dolu halk komedisidir.
    Vodvil: Hareketli ve eğlenceli bir konuya dayanan alaycı, taşlamalı komedi.
    Komedi Santimental: Güldürürken düşündüren, insanı duygulandıran içli komedi.
    Piyes: Gerçeklere uygun, ciddi konulu dram.
    Melodram: Seyirciyi heyecanlandıran, hareketli ve duygusal oyun türü.
    Feeri: Masal öğelerinden yararlanılarak yazılmış tiyatro eseri.
    Opera: Tüm sözleri bestelenmiş trajedi veya dram.
    Operet: Sözlerinin bir kısmı müzikli, bir kısmı müziksiz olan tiyatro eseri.
    Bale: Konusunu müziğe bağlı hareketlerle gösteren, konuşmanın yer almadığı tiyatro türü.
    Kostüm: Oyuncuların oyun esnasındaki kıyafetleri
    Rol: Oyuncuların konuşma ve hareketlerinin tümü.

    4. GEZİ YAZISI : Gezilen yerlerin doğal güzelliklerinin, tarihi özelliklerinin, gelenek ve göreneklerinin, yaşam biçiminin, halkın dünya görüşlerinin anlatıldığı yazılardır. Gezi yazılarında, özellikle Osmanlılar döneminde abartılı bir anlatım kullanılmıştır. Gezi yazılarına eskiden “Seyahatname” denmiştir. Türk Edb.’nın en tanınmış gezi yazılar şunlardır: Miratü-l Memâlik – Seydi Ali Reis / Cihannümâ – Katip Çelebi. / Seyahatname – Evliya Çelebi. / Hac Yolunda – Cenab Şehabettin. / Frankfurt Seyahatnamesi – Ahmet Haşim / Times Kıyıları – Falih Rıfkı Atay / Anadolu Notları – Reşat Nuri Güntekin

    5. RÖPORTAJ : Bir gerçeği araştırma, inceleme, gezip görme yoluyla anlatan yazılardır. Gezi yazısından ayrılan tarafı, fotoğraflarla desteklenmesidir. Ayrıca gezi yazısında gezilip görülen yerlerin özellikleri anlatılırken, röportajda inceleme ön plandadır. Dar anlamda karşılıklı konuşma olan röportaj ile gezi yazısının değişik bir şekli olan röportaj karıştırılmamalıdır.

    6. HATIRA (ANI) : Bir insanın başından geçen olayları, geçmişte yaşadıklarını anlattığı yazılardır. Edebiyatımızda hatıra türünün ilk örneği Babürşah’ın Babürname adlı eseridir.

    7.BİYOGRAFİ (HAYAT HİKAYESİ) : Tanınmış kişilerin; sanatçıların, sporcuların, devlet adamlarının hayatlarının tamamını veya belli bir bölümünü anlatan yazılardır. Divan Edb.’daki tezkireler, biyografiye benzer. Tanınmış kişiler, hayat hikayelerini kendileri anlatırsa, bu tür yazılara otobiyografi denir.

    8. GÜNLÜK (GÜNCE) : Yaşanan olayların ve bu olayların kişide bıraktığı izlerin günü gününe yazılmasıyla oluşan yazı türüdür. Günlükler, olayları yaşayan kişi tarafından tutulur. Osmanlı döneminde, saraylarda olayları günü gününe yazan vakanüvislerin eserleri günlüğe benzer.

    9.FABL : Genellikle manzum yani şiir şeklindedir. Fakat düzyazı biçiminde olanları da vardır. Öyküleme yazıları bölümüne giren, bu düzyazı şeklindeki fabllardır. Genel olarak insan dışındaki varlıkların kişileştirilmesi ve konuşturulması esasına dayanır. Didaktik (öğretici) bir yazı türüdür.

    DÜŞÜNCE YAZILARI

    1. MAKALE: Bir fikri, bir bilgiyi, bir maksadı herkese ulaştırmak amacıyla yazılan gazete ve dergi yazılarıdır. Makalelerde öğreticilik (didaktiklik) ön plandadır. Genelde “biz”li anlatım görülür. İleri sürülen düşünceler, çeşitli örnekle ispatlanmaya çalışılır. Bilgi vermek amacıyla her konuda yazılabilir.

    2. FIKRA: Bir yazarın daha çok güncel yani aktüel olaylarla ilgili kişisel görüş ve düşüncelerini anlattığı gazete ve dergi yazılarına denir. Bilgi vermek amacı ön planda değildir. Ata sözleri ve nüktelerden yararlanılır. İleri sürülen düşüncelerin ispatlanma mecburiyeti yoktur.

    3. DENEME: Herhangi bir konuda, kişisel görüşlerin, hiçbir kurala bağlı olmadan yazıldığı yazılardır. Kesin sonuç aranmaz. Genellikle devrik cümleler kullanılır. Yazar, kendi kendisiyle konuşur gibi yazar, ileri sürülen görüşlerin ispatlanması zorunlu değildir. Orta uzunlukta bir yazı türüdür. “Ben”li anlatım ön plandadır.
    Deneme türünün Dünya Edb.’daki kurucusu Fransız yazar Montaigne’dir. Türk Edb.’da ise en tanınmış deneme yazarları şunlardır: Nurullah Ataç, Suut Kemal Yetkin, Vedat Günyol, Oktay Akbal, Salah Birsel, Cemil Meriç, Selim İleri.

    4. SÖYLEŞİ (SOHBET): Bir yazarın, herhangi bir konudaki görüşlerini, okuyucuyla karşılıklı sohbet ediyormuş gibi bir havada yazdığı yazılardır.

    5. ELEŞTİRİ (TENKİT) : Bir sanatçının eserinin gerçek değerini belirlemek amacıyla incelenmesi sonucu yazılan yazılara denir. Eleştiri bir eserin başarılı ve başarısız yönlerini ortaya koymaktadır.

    6. MEKTUP : Haberleşme aracıdır. Çeşitleri şunlardır:
    a) Özel Mektup: Hısım, akraba, eş-dost ve tanıdıklar arasında yazılır. En önemli özelliği gizliliğidir.
    b) Resmi Mektup: Devlet daireleri arasındaki resmi yazılardır.
    c) İş Mektubu: Devlet daireleri ile vatandaşların veya özel kuruluşların birbirlerine yazdıkları mektuplardır. Dilekçe ve sipariş mektupları bu türe örnektir.
    d) Edebi Mektuplar: Şair ve yazarların birbirlerine yazdıkları, edebiyatla ilgili düşüncelerini, anılarını anlattıkları mektuplardır.

Sayfayı Paylaş