Türkçe'nin Geleceği ..

Konu 'Türkçemiz' bölümünde Moderatör Güleda tarafından paylaşıldı.

  1. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113

    Türkçeye saldırıdaki ana hedef, insanımızda var olan düşünce ve duygu kalıplarını yıkmak, geçmişi ile hâli arasındaki mânâ köprülerini tahrip ederek milletimizi geleceğe karşı duyarsızlaştırmaktır. Bu oyun, gayet açık oynanmaktadır.

    Düşünmenin, konuşmanın, yazışmanın ve anlaşmanın aracı olan dil; aynı zamanda milletlerin varlığının ve devamlılığının olmazsa olmazlarındandır. Milletleri millet yapan ana unsurların en başında şüphesiz ki dil gelmektedir. Dil, sadece sanat ve edebiyat alanlarında değil hemen her alanda kalkınmanın, ilerlemenin de mayasıdır. Dil bir milletin en önemli varlığı, millî hazinesidir. Millî hazinenin zenginliği ve güçlü oluşu da millî varlığın, dolayısı ile devletin geleceği ile doğrudan ilişkilidir. Bundan dolayı her Türk insanının dilin bu özelliğini çok iyi bilmesi onu vatan toprağı, bayrak gibi kutsalı olarak görmesi ve gereken titizliği göstermesi gerekir.

    Ancak, günümüz Türkiye’sinde dil konusunda gereken hassasiyeti göstermek, onu sevmek, korumak ve yüceltmek bir yana açık bir şekilde Türkçemizi yok etmek isteyen menfur emellere çanak tutulmakta; vurdumduymazlığın, gafletin katmerlisi ile dilimizin gün geçtikçe fakirleşmesine hattâ yok olmasına göz yumulmaktadır.

    Dilde «özleşme hareketi» adı altında Türkçeyi dinamitleyen; genç kuşakların, daha dün diyebileceğimiz beyin ve duygu dünyamızın mimarları yazar ve şairlerin eserlerini okuyup, anlamalarını engelleyen bu çarpık düşüncenin sonu nereye varır? Soruyorum sizlere bugün dünyanın hangi ülkesinde, 50 yıl önce yazılmış bir eserin dili sadeleştirilmektedir? Bir İngiliz, 16’ncı yüzyılda yaşamış Shakspeare’ini; bir Fransız 16’ncı yüzyılda yaşamış Montaigne’ini rahatça okuyup anlarken bizim gençlerimiz maalesef Türk dilinin gelişmesine öncülük eden Ömer Seyfettin’i, Türk edebiyatının güçlü şairi Yahyâ Kemâl BEYATLI’yı, İstiklâl Marşı’mızın yazarı Mehmed Âkif ERSOY’u, Reşat Nuri GÜNTEKİN ve daha nice söz ustalarımızı sözlük yardımı ile okumak ve anlamak zorunda bırakılmışsa burada durmak düşünmek ama çok düşünmek gerekmez mi?

    Bir taraftan Türkçemizin öz suyuyla yoğrulmuş; köylüsünden kentlisine herkes tarafından anlaşılan sözcükleri sırf doğu asıllı diye dilden atar; diğer taraftan batıdan gelen her kelimeye kapılarımızı ardına kadar açarsak, dilimize ihânet etmiş olmaz mıyız?


    Eğer kısa zamanda bu yanlışlıktan ve garabetten dönülmezse korkarım Türkçe bir karnaval dili olup çıkar. İşte, felâketler de o zaman başlar. Türkçe benim namusum, Türkçe benim vatanım, Türkçe benim bayrağım diyen insanların bu gidişe bir an önce dur demeleri gerekmiyor mu?

    Bugün, bu söylediklerimiz teyit eder mahiyette gelişmeler yok değil. Türkiye’mizin hemen her şehrinin en işlek caddelerini süsleyen mağazaların ışıklı ışıksız tabelalarına bir bakınız: VCD Wolkman, Perlina, Pierre Cardin, Crispino, Loft Colins, MV Moda Vizyon, Angle, Burger King, Big Star, Benson Jeans, Big Free, Conan Jeans, Cotton Shop, Carousel, Capitol Galleria, Carrefour, Gross Market, Shopping Center, Medya Center, Shoppin Clup, Whimpy Bar, Domino’s Pizza, Galila Restaurant, Groseri Market, Little Big, Lee, LC Waikiki, Marko Deli, McDonald’s, Pizza Hut, Rodi, Tifanny, Weber Jeans … ve daha yüzlerce söylenişinde ve yazımında zorlandığımız kelimeler.

    Bu kadarla kalınsa iyi. Hani marka isimleri diyeceksiniz ya dilbilgisi kurallarını alt üst eden ve işyeri adlarının tahrifi sonucu meydana getirilen Ali’s Kırtasiye, Yataş Home, Dürüm Center, Cafe Bayram, Galaxy Alışveriş Merkezi, Rainbow Market, Vatan Computer, Aydın’s Kumpir, Büfeterya Kamil, Professional Emin Parfümeri, Pabuçland Ziyya’ya ne diyeceğiz? Dahası Leyla’dan bozulmuş Laila, Remzi’den bozulmuş Ramsey, Kadir Mahmut, Turgut isimlerinin ilk hecelerini bir araya getirerek Ko Ma Tu Alışveriş Merkezi gibi ne olduğu belli olmayan demeyeceğim ne olduğu belli olan bir zıpçıktı ve ucûbeler zinciri, yabancı taklitçiliği, bir anlamsız özenti, günlük konuşmalara kadar inen kendi dilini ve kültürünü bilerek veya bilmeyerek hor görme, aşağılama gayreti.

    Konuyu sadece dili bilememe zavallıcılığının zavallılık zinciri olarak görmek hatadır. Sokaklarımızla, caddelerimizle, gördüklerimizle, günlük konuşmalarımızla, gazetelerimizle, dergilerimizle, seyrettiklerimizle, duyduklarımızla adeta kendi kendimizi inkârı heceler gibiyiz. Türkçeye karşı başlatılan bu açık savaş ve o savaşı tribünlerden seyreden suskun; üzerlerine ölü toprağı serpilmiş milyonlar. Bu gidişin sonu nereye varır? Ne demişti Üstad Cemil MERİÇ: “Kāmusa uzanan el, namusumuza uzanmış demektir!”

    Türk demek Türkçe demektir. O hâlde bizim gönüllü olarak, biraz da güle oynaya kabullendiğimiz bu yabancılaşmanın temelinde yatan sebepler nelerdir? Yabancı hayranlığı olarak görmek ve meseleyi küçümsemek felakete davetiye çıkarmaktır.

    Dilimizin ve dolayısı ile kültür değerlerimizin böylesine saldırıya uğramasının altında neler yatıyor? Ne yapılmak isteniyor? Devlet olarak, üniversiteler olarak bu yolda doğru teşhis koymak ve çözüm üretmek zorundayız. Dil, bir milletin en değerli hazinesidir. Dil, atalarımızın bize emanet ettikleri en kutsal değerimizdir. Ama görünen o ki biz, Cemil MERİÇ’in «namus» olarak gördüğü bu kutsal değerimize -Güzel Türkçemize- yeterince sahip çıkamıyoruz. Onun katli karşısında susuyor, bir bakıma yok oluşunu kabulleniyoruz.

    Bir ülkenin kültürü ve kültür seviyesi dilini güzel, etkili ve doğru kullanması ile ölçülür. Dilini güzel, etkili ve doğru kullanamayan fertlerin oluşturdukları ülke, önce dilini sonra kültürünü daha sonra da millî benliğini kaybeder.

    Biz, dilimize -Türkçemize- yapılan bu açık saldırılar karşısındaki suskunluğumuzla, kabullenişimizle yalnız kendimizi değil geleceğimizi de tehlikeye atıyoruz. Oysa Türkçemiz son derece güçlü bir dildir. Zaten bu kadar sürekli ve güçlü saldırılara karşı hâlâ varlığını koruması da yapısındaki gücünden gelmektedir.

    Türkçeye yapılan, gün geçtikçe boyutları genişletilen ve yoğunluğu artırılan bu saldırı, Türk insanının doğrudan doğruya düşünce sistemine, organik iletişiminin büyük bilgisayarı durumunda olan beynine yapılan bir saldırıdır. İnsanımızda var olan düşünce ve duygu kalıplarını yıkmak, geçmişi ile hâli arasındaki mânâ köprülerini tahrip ederek geleceğe karşı duyarsızlaştırmak ana hedeftir. Oyun budur ve gayet açık oynanmaktadır. Bu oyunu bozmak zorundayız.

    Bugün dilimize sahip çıkamazsak yarın toprağımıza, daha sonra bağımsızlığımıza ve diğer kutsal değerlerimize sahip çıkamayacak hâle geliriz.

    (Hadi Önal)



    Özel Üye Esra, songülll ve yusufyuce bunu beğendi.
  2. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113
    songülll ve yusufyuce bunu beğendi.
  3. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113





    Kavgaları yapın, başka bir dille
    Dünyaya açıldık, sevgiyle gülle
    Yarışıyoruz biz, sanki bülbülle
    Sevgi dilidir bu, güzel Türkçemiz


    Abdal'ım, Yunus’um, Mehmet Akif’im
    Veysel’im, Nazım’ım, Necip Fazıl’ım
    Kıtaları aşmış, bestem ve sazım
    Dünya dilidir bu, güzel Türkçemiz


    Yaprak düşer yere, elveda desin
    Güneş doğar, göğe merhaba desin
    Toprak kokar yare, sevgi üflesin
    Duygu dilidir bu, güzel Türkçemiz





    yusufyuce bunu beğendi.
  4. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113



    Teknoloji ve Dil

    Teknoloji artık neredeyse hayatımızın bir parçası oldu. Cep telefonları , internet üzerinden yazışmalar , elektronik posta ve bunlar gibi bir çok şey hayatımızı son derece kolaylaştırıyor. Fakat hayatımızı kolaylaştırdığı gibi dilimizden de bir çok şeyi alıp götürüyor.

    Cep Telefonu Mesajları ve İnternet Yazışmaları
    Günümüzde insanların büyük bir kısımı ve özellikle gençler iletişimlerini cep telefonları ve bilgisayarlar ile birbirlerine gönderdikleri mesajlar ile sağlıyorlar. Çünkü bu güzel icat insanların iletişimini son derece kolaylaştırıyor. Fakat nedense insanlar bu güzel icadın yanlış kullanıldığında dillerinden bir çok şeyi alıp götürdüğünün farkında değil.

    1. Sesli Harf Kullanılmıyor !
    Herkesin başına gelen büyük bir sorun bu. Artık nedense mesajlarda sesli harf kullanılmıyor. Bize "Selam. Nasılsın?" yazması gereken arkadaşlarımız "***. Nslsn?" olarak bu işi geçiştirmiş oluyor. Bu hatayı yapan insanlar bunun büyük bir sorun olduğunu düşünmüyorlar. Çünkü onlara göre karşılarındaki ne demek istenildiğini anlıyor. Evet bu belki doğru olabilir. Karşınızdaki sizin ne demek istediğinizi anlayabilir. Fakat sürekli alışkanlık haline getirdiğiniz bu durum sizin bütün hayatınızdaki yazışmaları kökünden etkiliyor.

    2. Yabancı Kelimeler İle İletişim Sağlanıyor
    Bu kadar zengin bir içerikte olan Türkçe sanki yetmiyormuş gibi bir de işin içine yabancı kelimeler giriyor. Dil öğrenmek kesinlikle çok güzel bir şeydir fakat iki dil birbirine karıştığı zaman aslında durum çok saçma bir hal alıyor.

    Örnek Mesaj
    Yeni aldığın ayakkabılar çok cool olmuş.

    Burada Türkçede bulunan bir çok kelimeyi kullanabiliriz. Örneğin "Yeni aldığın ayakkabılar çok güzel olmuş" veya "çok hoş olmuş" diyebiliriz. Fakat nedense bu hatayı yapan insanlar işin içine yabancı dil sokunca kendilerini kültürlü gösterdiklerini zannediyorlar


    SANAL TÜRKÇE

    "Hallo" "Asl" "U" "***" "bye"
    Az kaldı.. BİTİYOR Türkçe
    "***" "kib" "ok" ve "hoi"
    Az kaldı..YİTİYOR Türkçe


    "Hacker" "Admin" "surf"ve "login"
    Nerde kaldı Türkçe bugün
    Kaynak: ForumPaylas.net [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
    Yemin olsun göze her gün
    Az kaldı..BATIYOR Türkçe


    Ne "lakap"ı "nick"in varken
    Kalkarsın akşamdan erken
    "Net" "chat" falan filan derken
    Az kaldı..YATIYOR Türkçe


    Sitelerde geze,geze
    "Ban" olursun batma göze
    Ne demeli doğru söze (!)
    Az kaldı..TUTUYOR Türkçe


    Az "connection" ol da
    Sen de yorul gel bu yolda
    "Link" atanlar sağda,solda
    Az kaldı..YUTUYOR Türkçe






    yusufyuce bunu beğendi.
  5. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113
    Türkçe'yi Korumanın Önemi

    "Milli duygu ve dil arasındaki bağ çok güçlüdür.

    Dilin milli ve zengin olması milli duygunun

    gelişmesinde başlıca etkendir."



    Atatürk yukarıdaki sözünde, dilin bir millet için ne kadar önemli olduğunu ve milli duygular üzerindeki güçlü etkisini vurgulamıştır. Gerçekten de dil bir milleti millet yapan en önemli unsurlardan biridir. Günümüzde, dünya üzerinde birçok ulus vardır. Bu uluslardan her birinin kendine ait dilleri ve dillerin ulusların geçmişinde belli bir tarihi bulunur.


    Bu tarihi süreçte dille birlikte gelişen bir diğer şey de bağımsızlıktır. Uluslar ancak özgür ve bağımsız olduklarında kendilerine ait bir dil kullanabilmişlerdir. Diyebiliriz ki, ulusal bir dilin kullanılması o devletin özgür ve bağımsız kimliğinin bir göstergesidir. Bu sonuç ise, bize dilin titizlikle korunması ve geliştirilmesi gereken bir milli değer olduğunu kanıtlar.

    Atatürk'ün, Cumhuriyet'i yeni kurduğu yıllarda yaptığı çalışmaların başında, Türk Dil Kurumu'nun kurulması gelir. Bu kurumun kuruluş amacı, Türk dilini geliştirmek ve dilin milletleri birleştirici bir unsur olduğunu Türk Milletine anlatmaktır.

    Böylece, bugün Türk dili anlaşılır ve genel geçerliliği olan tek bir yapıya kavuşmuştur. Osmanlı'ya baktığımızda dilin saray çevresinde farklı, halk arasında farklı olduğunu görürüz. Bu da sarayla yani yönetimle halkı birbirinden uzak tutan bir etkendi. Cumhuriyet yıllarıyla birlikte bu engelin aşılması halkla yönetimi birbirine yaklaştırmış ve halkın da demokrasinin temeline uygun olarak yönetimde söz sahibi olmasını kolaylaştırmıştır. Buradan, dil üzerinde yapılan çalışmaların faydası ve gerekliliği daha iyi anlaşılır.

    Türkiye'nin bugününe baktığımızda, dilimizin dünyanın süper gücü sayılan bazı ülke dillerinin etkisinde kaldığını görüyoruz. Bu etkileşimin Türk dili üzerindeki etkileri çok açıktır. Türk gençlerine düşen ise, Batı kültürünün olumlu yönlerini alırken hiçbir milli değerden ödün vermemektir.

    Türkçeyi her zaman en doğru şekilde kullanmak ve onu korumak, milli bütünlüğü sağlamak için gerçekten önemli bir davranıştır. Zira, bize kimlik kazandıran bu olguyu zayıflatmak kendi kimliğimizi silik bir hale getirmekle eşdeğerdir. Yapmamız gereken şey, güçlü Batılı devletlerin dillerini daha çok kullanmak değil, kendi dilimizi nasıl daha yaygın ve diğer uluslarca talep gören bir dil haline getirebileceğimizin yollarını aramaktır.

    Unutmamalıdır ki, dilimizin talep görmesinin yolu diğer uluslara üstünlük sağlamış, siyasi ve kültürel açıdan ileri gitmiş bir medeniyet olmaktan geçer. Kuşkusuz, Türkçe'yi dünyanın hemen her ülkesinde geçerlilik kazanmış ve dünya nüfusunun çoğunluğunun konuştuğu bir dil olarak görmek her Türk insanına gurur verir.

    Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...




    Milli kültürün her çığırda açılarak

    yükselmesini, Türkiye Cumhuriyeti'nin temel dileği olarak temin edeceğiz.


    Mustafa Kemal Atatürk, 1932



    Özel Üye Esra ve yusufyuce bunu beğendi.
  6. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113



    Türkçemize Ne Yaptık?

    Günün ‘start’ını vermekle başladı her şey. Zamanımız olmadığı için, uzun kahvaltılar yapmaya vaktimiz olmadığı için ‘fast food’ lokantalarda aldık nefesimizi. Bir de ‘full’ doldurunca bardaklarımıza ‘ice tea’ lerimizi iyiden iyiye ‘relax’ laştık ve tüm günümüz ‘cool’ geçti.

    Hayat öylesine yoruyordu ki bizi tamam demeye bile vakit bulamaz olduk. ‘Okey’ diyerek uzlaşır olduk sonsuz bir mutlulukla. Bununla da kalmadı elbette, ‘mersi’ diye dile getirdik minnet duygularımızı, 'hoşça kal' larımız boşta kaldı ve 'bay bay' doldurdu yerini. Bununla da kalmadık elbet, iş yerlerimize yabancı isim koyma modasını da yarattık. 'The ev cafe' dedik örneğin. ‘Show tv’ , ‘star’ izlemeye, ‘night and dale’, ‘best fm’ dinlemeye, ‘blue jean’ leri çekmeye başladık üstümüze.

    Zamanla zevklerinin bile farkında olmayan bir toplum haline geldik. ‘Ciks boy’lar ve ‘crazy girl’ ler tercih edilir oldu aramızda. Aradığımızı bulduğumuzda ise ‘oha falan olduk’ ve ‘kal geldi’ oracıkta.

    Derken birbirini anlayamayan bir insan topluluğu haline geldik. Öğretmenimizden, doktorumuza, öğrencimizden aydınımıza hepimiz ortak olduk bu kirliliğe. Hiçbirimiz günün 'start'ını başlatırken bir gariplik hissetmedik. Hepimiz yürüdük 'back street caddesi'nde ama hiçbirimiz buradaki cahilliği fark edemedik...

    Dil varlık demektir bir millet için. İnsanı insan kılan temel unsurdur. Düşüncelerimizin sihirli kutusudur. Bu sebeple dilimiz kadar varız.

    Yahya Kemal: 'Bu dil ağzımda anamın ak sütüdür'
    der Türkçemiz için,
    Fazıl Hüsnü Dağlarca: 'Türkçem benim ses bayrağım!’
    diye simgeler. Kuşkusuz ki Türkçemiz aşkımızın, hüznümüzün, sevincimizin, feryatlarımızın ve tüm duygularımızın bayrağıdır...


    Dil sevgidir, sevgilidir. Hem de terk eyleyen vefasız bir sevgili değil aksine sadıkların en sadığı olanlardan…

    Güzel Türkçeli nice güzel yarınlara…​









    Özel Üye Esra ve yusufyuce bunu beğendi.
  7. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113
  8. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113


    Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...


    Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...





    Tabelalara yabancı bir isim yazma eğilimi son zamanlarda iyice artarak dilimiz açısından bir tehdit unsuru haline gelmiştir.
    Artık başınızı çevirdiğiniz her yönde yeni bir örnekle karşılaşabiliyorsunuz. Hatta artık firmalar bu yabancı isim koyma konusunda birbirleriyle yaratıcılık yarışına girmeye başladılar. Bunu yarım yamalak bildikleri bir dilde değil de kendi ana dillerinde yapsalar bu yarışta daha başarılı olacakları gibi dilimizin güzelliğini ve varsıllığını da yansıtabileceklerdir.
    Bilmem hiç bu yabancı isimli iş yerlerinden bir tanesine girip sordunuz mu, “Neden Türkçe kullanmadınız?” diye? İnsanların bu konuya dikkat ettiğini göstermesi açısından alacağımız olası cevapları ve bunlara verilmesi gereken cevapları şöyle ifade edebiliriz:

    “İş yerim daha havalı görünüyor.”
    İş yerinizin havalı olmasını istiyorsanız kapıyı, pencereyi açın.
    “İnsanlara daha çekici geliyor.”
    Benden olamayan hiçbir şey bana bu zamana kadar çekici gelmedi.
    "AB’ye giriyoruz. Her şey İngilizce olacak zaten."
    AB’ye girmek demek değerlerimizden vazgeçmek demek değildir. AB üyesi ülkelerin dilleri, ana yasaları, para birimleri vb aynı değil.
    "Ne fark eder ki? Küreselleşiyoruz, gayet normal bu."
    Hayır normal değil. Küreselleşme ortak değerler benimseme ise bu değerler neden batının değerleri olsun? Küreselleşmeyi ortaya atanlar bizim kadar hevesliler mi küreselleşmeye?
    "Bilmem, bizim çocuk İngilizceyi yeni öğreniyor. O koydu bu ismi."
    Efendim o halde çocuğunuz iyice yabancı hayranı olmadan müdahale etmeli ve İngiliz olmadan İngilizce öğrenmeyi öğretmelisiniz.

    Bu alışkanlığın özentiden kaynaklandığı ve bu şekilde Türkçeye ihanet edenlerin ulusal birlik bilincinden uzak oldukları gözlenmektedir. Hiçbir gerekçe bunu haklı kılamaz. Bu durum, insanımızın kendini, batılı ülkelerden daha aşağı, bayağı, kaba saba gördüğünü belli eder. Bu gidişata bir dur demek için harekete geçilmelidir.


    Özel Üye Esra bunu beğendi.
  9. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113
    Karamanoğlu Mehmet Bey´i arıyorum
    Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?


    Bir ferman yayınlamıştı...

    "Bugünden sonra, dîvanda, dergâhta, bârgâhta, mecliste, meydanda Türkçeden başka dil konuşulmaya!"


    diye, hatırlayanınız var mı? Dolanın yurdun dört bir yanını, çarşıyı, pazarı, köyü, şehri, fermana uyanınız var mı? Nutkum tutuldu, şaşırdım merak ettim, dolandığınız yerlerdeki Türkçe olmayan isimlere, gördüklerine, duyduklarına üzüleniniz var mı?

    Tanıtımın demo, sunucunun spiker, gösteri adamının showmen, radyo sunucusunun diskjokey, hanım ağanın first lady olduğuna şaşıranınız var mı?

    Dükkânın store, bakkalın market, torbanın poşet, mağazanın süper, hiper, gross market; ucuzluğun, damping olduğuna k*****nız var mı? İlân tahtasının billboard, sayı tablosunun skorboard, bilgi alışının brifing, bildirgenin deklarasyon; merakın, uğraşın hobby olduğuna güleniniz var mı?

    Bırakın eli, özün bile seyrek uğradığı, beldelerin girişinde welcome, çıkışında good-bye okuyanınız var mı? Korumanın, muhafızın, body guard; sanat ve meslek pirlerinin duayen; itibarın, saygınlığın, prestij olduğunu bileniniz var mı? Sekinin, alanın platform; merkezin center; büyüğün mega, küçüğün mikro, sonun final, özlemin hasretin, nostalji olduğunu öğreneniniz var mı? İş hanımızı plaza, bedestenimizi galeria, sergi yerlerimizi center room, showroom, büyük şehirlerimizi, mega kent diye gezeniniz var mı?

    Yolüstü lokantamızın adı fast food, yemek çeşitlerimizin menü; hesabını, adisyon diye ödeyeniniz var mı? İki katlı evinizi dupleks, üç katlı komşu evini tripleks, köşklerimizi villa, eşiğimizi antre, bahçe çiçeklerini flora diye koklayanınız var mı?

    Sevimlinin sempatik, sevimsizin antipatik, vurguncunun spekülatör, eşkıyanın mafya, desteğe, bilemediniz koltuk çıkmağa, sponsorluk diyeniniz var mı?

    Mesireyi, kır gezisini picnic, bilgisayarı computer, hava yastığını air bag, oluru, pekâlâyı, okey diye konuşanınız var mı?

    Çarpıcı önemli haberler flash haber,

    Yaşa, varol sevinçleri, oley oley,

    Yıldızları, star diye seyredeniniz var mı?

    Vırvırık dağının tepesindeki köyde, cafe show levhasının altında, acının da acısı kahve içeniniz var mı? Toprağımızı, bayrağımızı, inancımızı çaldırmayalım derken, dilimizin çalındığını, talan edildiğini, özün el diline özendiğine içi y*****nız var mı? Masallarımızı, tekerlemelerimizi, ata sözlerimizi unuttuk, şarkılarımızı, türkülerimizi, ninnilerimizi kaybettik,

    Türkçemiz elden gidiyor, dizini döveniniz var mı?

    Karamanoğlu Mehmet Bey´i arıyorum,

    Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?

    Bir ferman yayınlamıştı...

    Hayal meyal hatırlayıp da, sahip çıkanınız var mı

    ?
    Özel Üye Esra bunu beğendi.
  10. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113
    Dilini Kaybedenin Neyi Kalır ki?
    Ömrünü, dilimizi araştırmaya ve incelemeye vakfetmiş birinin, Prof. Dr. Muharrem Ergin’in söyleyişiyle;

    "Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabii bir vasıta; kendi kanunları içinde yaşayan ve gelişen canlı bir varlık; milleti birleştiren, koruyan ve onun ortak malı olan sosyal bir müessese; seslerden örülmüş muazzam bir yapı; temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış bir gizli antlaşmalar ve sözleşmeler sistemidir."

    Bu tanımlamadan da anlaşılacağı üzere, dilin dikkat çeken en büyük özelliği, bir anlaşma vasıtası olduğudur. Başka bir deyişle dil; insanların birbirlerini anlayabilmeleri için kullandıkları araçtır. Ve şunu da hemen belirtmeliyiz ki, aynı zamanda dil, basit bir olgu değildir. Dolayısıyla bu açıdan dili, bütün birimlerinin ahenk içinde çalıştığı bir kuruma da benzetebiliriz.

    Demek ki insanoğlunun tasarrufuna sunulan en büyük imkânlardan biri de şüphesiz dildir. Yeryüzü yuvarlağında yaşamaya çalışan binlerce yaratılmıştan sadece insanoğludur ki "dil denen mucize" ile nasiplenmiştir. Toplumun fertlerine bıraktığı en değerli miras da yine dildir. "Tabiat, eşya ve insanı en ince teferruatına kadar açık ve seçik bir şekilde ifade ettiği" içindir ki, dil gerek fert, gerekse toplum hayatında önemli bir yer tutar.

    Dil bir hazinedir. İnsanoğlunun asırlar öncesinden biriktirmeye başladığı bilgi ve hikmetleri bünyesinde barındıran bir hazine. Öte yandan, dil milyarlarca insanın, hemen her saat, her saniye gerçekleri araştırmak, yoklamak, doğruyu bulup su yüzüne çıkarmak ve hayatın içine katmak için başvurduğu vazgeçilmez bir vasıtadır. O olmadan insan bir şey yapamaz. Fakat, vasıta olmak, hiçbir zaman dilin değerini düşürmez. Aksine, dilin yüceliği aracı oluşundan kaynaklanır.

    Dil, doğru düşünmenin de anahtarıdır. Konuştuğu dili iyi bilmeyen, dilinin kelimelerini yerli yerinde kullanamayan insan, sağlıklı düşünemez. August Comte'un ifadesiyle: "Güvercin, nasıl hava ile güvercin vücudunun harikulâde dengesinin ifadesi ise, dil de insanoğlunun olaylarla münasebetinin harikulâde dengeli bir ifadesidir. "

    "Bütün milletlerin evi olan" dil, edebiyatın da temelidir. Edebiyat ise, milletlerin hayat damarlarından biridir. Dil, edebiyatın malzemesidir. Edebî eserler, dil sayesinde vücut bulurlar. Dil olmasaydı, edebiyatımızdaki yüzlerce, binlerce güzel eser de olmayacaktı. Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Fuzulî, Şeyh Galib, Mehmed Akif, Necip Fazıl ve daha nice büyük sanatkârın eserlerini dil vasıtasıyla ortaya koyduklarını düşünürsek, dilin önemi kendiliğinden ortaya çıkar. Bugün büyük bir zevkle dinlediğimiz, hayran kaldığımız şarkıların, türkülerin güfteleri de; coşkun duygu ve duyarlıkların söze dökülüşü sonucunda ortaya çıkmamış mıdır? Dil olmasaydı, Cahit Sıtkı Tarancı’nın aşağıdaki duygu yüklü dizelerini de okumamız mümkün olmayacaktı şüphesiz:

    “Ne doğan güne hükmüm geçer,
    Ne halden anlayan bulunur;
    Ah aklımdan ölümüm geçer;
    Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur.

    Ve gönül Tanrısına der ki:
    -Pervam yok verdiğin elemden
    Her mihnet kabulüm, yeter ki
    Gün eksilmesin penceremden!”


    Kısacası; dil insan hayatının vazgeçilmez unsurlarından. Dilsiz bir hayatı düşünmek bile abestir. "Dil olmasa tarih, kültür, edebiyat ve medeniyet de olmazdı." diyen Mehmet Kaplan yerden göğe kadar haklıdır.

    Meşhurdur; Çinli bilge Konfüçyüs'e sormuşlar: "Bir ülkeyi idare etmeye çağrılsaydınız önce ne yapardınız?" Cevabı oldukça düşündürücüdür:
    "Önce dildeki karışıklığı düzeltirdim. Dil düzgün olmazsa, kelimeler düşünceleri iyi anlatamaz. Düşünceler iyi anlatılmazsa, ahlak ve kültür bozulur. Ahlak ve kültür bozulursa, adalet yolunu şaşırır. Adalet yanlış yola saparsa halk güçsüzlük ve şaşkınlık içine düşer, ne yapacağını bilemez. Bu sebeple, kişi söylediğini doğru söylemelidir. Hiçbir şey dil kadar mühim değildir."


    İşte, fert ve özellikle toplum/millet hayatında son derece önemli bir yere sahip olan dili sevmeli ve ona bilinçli bir saygı duymalıyız. Dilimiz, güzel Türkçe’miz, bizi biz yapan unsurların başında geldiğine göre, onun canlı kelimeleri üzerine bir ana şefkatiyle titrememiz gerekir.

    Kendi diline karşı küçümseyici bir tavır takınan, onu keyfi uygulamalarına alet eden ve milli değerini anlayamayan birçok millet, tarih içinde kaybolup gitmiştir. Bir millet, huzur ve güven içinde yaşayabilmesi için dilini de gerektiği gibi önemsemelidir. Dildeki anarşi, sokak anarşisinin filizlenmesine yol açabilir. Bundan dolayı dilde birlik, aynı vatan üzerinde yaşayan insanların kaynaşmasına vesile olur. Oysa bugün giderek dillendirilen “bölünme, parçalanma kaygılarına” bakınca, bunun, güzel Türkçe’mizi düşürdüğümüz durumdan kaynaklandığını aklıma getirmeden edemiyorum. Etrafınızdaki levhalara, insanların birbirlerine hitap tarzına, konuşurken kullandıkları kelimelere ve Türkçe’yi telaffuz edişlerine bakın; ne demek istediğimizi daha iyi anlar ya da zaten bildiğiniz bir konu üzerinde tekrar kafa yormuş olursunuz. Her insanla ve her mekânda birbirinden çok farklı kelimelerle konuştuğumuzdan, üslûb ve usülümüze dikkat etmediğimizden, sık sık “çam devirmekten” kurtulamıyoruz.

    Oysa; Peyami Safa’nın da bir yazısında dile getirdiği gibi; “Bir milletin bütün zekası, bilgisi, hassasiyeti dilinde toplanır. Dil onun varlığıdır, müdafaasıdır, başka millet üzerindeki tesirinin en güçlü silahıdır. Bir millet toprağını kaybedebilir, dilini unutmazsa o toprağa yeniden sahip olabilir. Dilini kaybeden bir millet her şeyini de kaybetmiş demektir. Giden vatanlar, dilleri diri kalan milletler tarafından kurtarıldı, fakat dili giden milletlerin ne vatanları kaldı, ne de kendileri.”
    Ayrıca, dilin yasalarına saygılı olmak, onun yapısına aykırı kullanışlara kapılmamak, içten ve dıştan gelecek yabancı etkilerden ve zorlamalardan korumak, onu kendi akışına bırakmak, herkesin milli bir görevi olmalıdır.
    Her fert, kullandığı dile kendi öz malı gibi sahip çıkmalıdır. Milli değerlerin, örf, adet, gelenek ve göreneklerin, kısacası kültürün korunması, kaybolmaması için dilin yüceltilmesi ve milli bir sembol haline getirilmesi aynı zamanda bir mecburiyettir.

    Bunun için de, her şeyden evvel Türkçe’mizi iyi konuşmayı ve iyi yazmayı öğrenmeliyiz. Bu sayede bir yabancı dili de öğrenmekte fazla güçlük çekmeyiz. Ancak, hemen belirtelim ki, yabancı dil öğrenmek gaye değil, vasıta olmalıdır; çünkü aslolan fikir zenginliğidir ve onu içinde barındıran, zihnimize unutulmaz bir şekilde yerleştiren, ruhumuza nakış nakış işleyen kendi dilimizdir. Bizim için, dün olduğu gibi, bugün ve yarın da en faydalısı, “ağzımızda anamızın sütü gibi” olan Türkçe’mizdir. Hem unutmayalım ki; "Kişinin değeri, dilinin altında ve kelimenin ucunda gizlidir" sözü çok yerinde bir tespittir.

    "Türk dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü, Türk milleti, geçirdiği nihayetsiz felaketler içinde ahlakını, ananelerini, hatıralarını, menfaatlerini, kısacası bugün kendi milliyetini yapan her şeyinin dili sayesinde muhafaza edilmiş olduğunu görüyor. Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir."
    Özel Üye Esra bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş