Türkiye nüfusunun yapısal özellikleri

Konu 'Coğrafya 10. Sınıf' bölümünde damla tarafından paylaşıldı.

  1. damla

    damla Üye

    Katılım:
    12 Kasım 2007
    Mesajlar:
    4
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    1

    akşama kadar Lazım.. dönem ödevim.. yardımcı olursanız sevinirim:confused:
  2. фуля

    фуля Forumdan Uzaklaştırıldı

    Katılım:
    2 Kasım 2007
    Mesajlar:
    804
    Beğenileri:
    474
    Ödül Puanları:
    0
    Türkiye Nüfusunun Yapısal Özellikleri

    5.1. Nüfusumuzun Yapısı

    Bir ülkenin nüfusundaki kadın-erkek sayısı ve yaş dilimlerine göre nüfus miktar ve

    oranları analiz edilmesi gereken ve sosyo-ekonomik özelliklere sahip değişkenlerdir.

    5.1.1. Cinsiyet Yapısı

    Bilindiği gibi dünya üzerindeki bütün toplumlarda doğumda erkek çocuk sayısı kız

    çocuğu sayısından fazladır ve 100 kız doğumuna karşılık 102-109 erkek çocuk doğmaktadır.

    Yani erkek çocuk doğumu kabaca %5 fazladır. Bunun bilimsel açıklaması

    henüz kesinleşmiş değildir. Buna karşılık her yaş grubunda erkeklerde ölüm oranları

    daha fazla olduğundan doğumdaki bu erkek fazlalığı yaşlar ilerledikçe azalmakta,

    20-39 yaşlar arasında dengelenmekte ve daha ileriki yaşlarda ise kadınların

    çoğunluğu artmaktadır.

    Ülkemizde 1940 yılına kadar kadın nüfusun erkek nüfusa oranla fazla olduğu görülmektedir.

    Nitekim 1927'de 100 kadına 92.6 erkek düşerken, denge 1940'da kurulmuş

    ve bu değer 99.7'ye kadar yükselmiştir. Bundan sonraki sayım yıllarında 100

    kadına düşen erkek sayısı giderek kadınlar aleyhine değişmiştir.

    Tablo 6.8: Türkiye'de Yıllara Göre Genel Cinsiyet Oranları

    Erkek nüfus Kadın nüfus 100 kadına düşen erkek

    Yıllar oranı (%) oranı (%) sayısı (Genel Cinsiyet Oranı)

    1927 48.1 51.9 92.6

    1940 49.9 50.1 99.7

    1950 50.5 49.5 101.9

    1960 51.0 49.0 104.2

    1970 50.6 49.4 102.3

    1980 50.7 49.3 102.8

    1990 50.7 49.3 102.8

    70 T Ü R K İ Y E ' N İ N N Ü F U S U

    A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ

    Bir ülkenin nüfusunun cins bileşimi demografik nedenlerden çok toplumsal bazı

    olaylarla ilgilidir. Bunlardan en önemlisi savaşlar ve göçlerdir. Gerçekten tarihin en

    eski dönemlerinden beri savaşlara istisnalar dışında hep erkek nüfus katılır ve yine

    bu nüfus kütlesi yitirilir. Örneğin; bugün Almanya, İngiltere ve Japonya gibi ülkelerin

    nüfuslarında çok belirgin bir erkek nüfusu azlığı vardır. Türkiye'de ise 1940'lara

    kadar önce kadın nüfus fazla olduğu halde, daha sonraki yıllarda erkek nüfus

    toplam kadın nüfusumuza üstünlük sağlamıştır. Şüphesiz bu durumun ortaya çıkmasında

    I. Dünya savaşında ve Milli Mücadele yıllarında kaybettiğimiz erkek nüfus

    miktarının fazlalığı en önemli etkendir.

    Nüfusumuzun cinsiyet yapısında ortaya çıkan bu genel tablo ancak global bilgi vermekte

    ve diğer ülkelerle karşılaştırmak bakımından faydalı olmaktadır. Oysa konu,

    bölgeler, iller ve hatta köyler bakımından incelendiğinde genel nüfus planlamalarına

    ışık tutabilecek anlam taşır. Nitekim göç veren illerimizin hemen hemen yarısında

    kadın nüfus oranı yüksektir. Geri kalan yarısında ise Genel Cinsiyet Oranı 100'ün

    üzerinde olmasına rağmen çoğunun önemli miktarda asker nüfusunu barındırmasını

    dikkat çekicidir. Göç alan illerin tümünde istisnasız erkek nüfus miktarı daha

    fazladır. Hatta Tekirdağ ve Bilecik gibi hem göç alan, hem de sınırları içinde büyük

    askeri birliklerin bulunduğu illerde cinsiyet oranı daha da artmaktadır (Tekirdağ

    115.0, Bilecik 107.6). Genel Cinsiyet oranının en düşük olduğu illerimiz ise 100 kadına

    düşen 90.6 erkek ile Sinop ve 91.7 erkek ile Gümüşhane'dir. Diğer taraftan yine ülke

    içi göç ile ilgili olarak kırsal alanlarda kadın, şehirsel yerleşmelerde ise erkek nüfusunun

    fazla olduğu görülmektedir.

    5.1.2. Yaş Yapısı

    Özellikle sosyo-ekonomik amaçlı planlamalarda, nüfus miktarı kadar önem taşıyan

    bir başka kriter de ülkenin "Nüfus Yaş Yapısı"dır. Bu terim bir nüfus kitlesinin belirlenmiş

    yaş gruplarına göre bileşim durumunu tanımlar. Nüfusun yaş gruplarına

    bölünüp analiz edilmesi başta çalışabilir ve çalışmayan nüfusun ortaya çıkartılmasında

    son derece önemlidir.

    Birleşmiş Milletler ölçütlerine göre 0-14 yaş arasındakiler çocuk, 15-64 gruplarındakiler

    yetişkin veya çalışabilir nüfus ya da faal nüfus, 65 yaş ve üzeri ise yaşlı nüfus

    olarak sınıflandırılır. Ülkemizde de başta Devlet Planlama Teşkilatı ve Devlet İstatistik

    Enstitüsü olmak üzere işgücü değerlendirmelerine yönelik çalışmalarda bu sınıflandırma

    kullanılmaktadır. Yine sıkça kullandığımız bir başka sınıflandırma ise

    yaş grupları 0-4, 5-9, 10-14, 15-19, .....80-94, 85+ şeklinde olup daha dar aralıklıdır.

    Her iki gruplandırma da en iyi şekilde "yaş piramidi" aracılığı ile gösterilir.

    T Ü R K İ Y E ' N İ N N Ü F U S U 71

    G.C.O.

    (Genel Cinsiyet Oranı) = Pm (erkek nüfus)

    Pf (kadın nüfus)

    x 100

    A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ

    1950 yılına ait yaş piramidi

    Yukarıdaki yaş piramitlerini incelediğimizde üstteki 1950 yılına ait piramitte çocuk

    yaşındaki nüfusun fazla, dolayısıyla doğum oranının yüksek olduğu görülmektedir.

    Alttaki 1990 piramidine göre ise 0-4 yaş grubunun azaldığı ve buna bağlı olarak

    nüfus artış hızımızın da azalma eğilimine girdiği görülmektedir. Bir ülke nüfusunun

    yaş gruplarına göre dağılımı bize aynı zamanda o ülkenin gelişmişlik düzeyi

    hakkında da bilgi verir. Gelişmiş ülkelerde nüfusun %30'dan azını çocuklar, %15 kadarını

    da yaşlılar oluşturur. Az gelişmiş ülkelerde çocukların payı %40-55 arasında

    değişirken yaşlı nüfusun payı %4-8 arasındadır. Bu ölçüt esas alındığında Türkiye

    az gelişmiş ülkelerle gelişmiş ülkeler arasında ve gelişmekte olan ülkeler sınıfındadır.

    72 T Ü R K İ Y E ' N İ N N Ü F U S U

    Şekil 6.1: Türkiye Nüfusunun 1950 ve 1990 Yıllarına Göre Yaş Piramitleri

    A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ

    5.1.3. Yaş Bağımlılık Oranı

    Toplumdaki üretim faaliyetlerine katılmadıkları varsayılan 0-14 yaş grubu ile 65 ve

    daha yukarı yaşlardaki nüfusa "Bağımlı Nüfus" adı verilir ve bir nüfus kitlesinde bağımlılık

    oranı şöyle hesaplanır:

    Yaş bağımlılık oranı, aktif nüfus olan 15-64 yaş grubundaki her 100 kişinin teorik

    olarak bakmak zorunda olduğu çocuk ve yaşlı nüfusu belirtmesi bakımından anlamlıdır.

    Türkiye'de bu oran 1990 verilerine göre 64, 68'dir ve 1970'den itibaren düşme

    eğilimindedir. Kuşkusuz bu trend olumludur. Çünkü bir ülkede bağımlılık oranının

    yüksek olması kalkınmanın gerçekleşmesine olumsuz etki eder. Nitekim gelişmiş

    ülkelerin bağımlılık oranlarına baktığımızda kabaca %50'lerde olduğunu görürüz.

    Oysa bu oran komşularımızdan Suriye'de %100'e yakın, Irak ve İran'da ise

    %80 civarındadır.

    5.1.4. Medyan Yaş

    Ülkelerin nüfusunun genç mi yoksa yaşlı mı olduğu veya yaşlanma sürecinde mi olduğu

    sorularına cevap verebilmek için ise o ülkenin tüm nüfusunu kapsayacak şekildebir

    ortalama yaş hesabına başvurulur ki, buna "Medyan Yaş" diyoruz. Medyan

    yaş, bir ülkenin bütün fertleri, yaşlarına göre, yani yeni doğan çocuktan en yaşlı ihtiyara

    göre sıralandıkları takdirde tam ortaya isabet eden kişinin yaşıdır. Bu nedenle

    toplam nüfusun yarısı medyan yaşın altında diğer yarısı ise üstünde bulunur. Şüphesiz

    medyan yaş düştükçe nüfusun gençleştiği yükseldikçe yaşlandığı anlaşılır.

    Ayrıca gelişmiş ülkelerde medyan yaş yüksek, az gelişmiş ülkelerde düşüktür. Örneğin

    gelişmiş Batı avrupa ülkelerinde medyan yaş 30'un üstünde, az gelişmiş ülkelerde

    20'nin altındadır. Türkiye'de ise 1990 yılına ait medyan yaş değeri 22.21'dir.

    Ayrıca 1970 yılından bu yana sürekli bir artış içerisindedir (1970 yılında 18.95 idi).

    5.1.5. Eğitim Durumu

    Bir ülkeyi diğer ülkelerle karşılaştırırken ekonomik göstergelerin yanında sosyal

    göstergeler de kullanılmaktadır. Eğitim sektörü, sosyal göstergeler içinde, ekonominin

    ihtiyaç duyduğu kaliteli nüfusu yetiştiren temel kaynaktır. Nitekim Japonya

    ve İsrail örneğinde olduğu gibi eğitim düzeyi yüksek, kaliteli bir nüfus, en olumsuz

    şartlarda bile kalkınmayı gerçekleştirebilmektedir. Türkiye de eğitim konusunda

    gerçekten önemli hamleler yapmış bir ülkedir. Ancak varılan nokta, olması gerekenden

    geridir. Nitekim 1927 yılında 6 yaş ve üstü nüfus dikkate alındığında genel

    nüfusumuzun sadece %10.6 'sı okur yazarken, 1990'da 80.46'ya çıkmıştır. Ancak

    okuryazar olmayan nüfusun %71 'i maalesef kadın nüfustur. Ayrıca Türkiye'de

    T Ü R K İ Y E ' N İ N N Ü F U S U 73

    Yaş Bağımlılık Oranı = (0-14 yaş) + 65 yaş ve üstü

    15-64 yaş

    x 100

    A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ

    1990 yılında okuma-yazma bilenlerin %77.1 'inin herhangi bir okuldan mezun olmayanlar

    ile ilkokul mezunu olanlardan meydana gelmesi üzücüdür. Okur-yazar

    olan nüfus içinde orta ve dengi okullardan mezun olanların oranı %9.4, lise ve dengi

    okul mezunlarının oranı %9.6, yüksekokul ve fakülte mezunu olanların oranı ise sadece

    3.9'dur.

    5.1.6. Doğum ve Ölümler

    Nüfus kitlelerinin başlıca değişkenlerinden biri de doğumlar ve ölümlerdir. Ülke

    nüfusunda 15-49 yaşları arasındaki 1000 kadın başına düşen yıllık doğum sayısına

    "genel doğum oranı" denir. Buna karşılık, herhangi bir yaş dilimi olmaksızın 1000

    nüfus başına düşen yıllık ölüm sayısına "genel ölüm oranı" denmektedir.

    Ülke nüfusunda doğum ve ölüm oranları arasındaki fark o ülkenin doğal nüfus artış

    hızını verir ve göçlerden arındırılmış bulunduğundan daha anlamlıdır. Türkiye'de

    gerek doğum ve gerekse ölüm oranları 1950'li yıllardan itibaren giderek düşmektedir.

    Nitekim 1950-55 yılları arasını kapsayan beş yıllık dönem için doğum oranı %46,

    ölüm oranı ise %25 iken, 1985-90 devresinde bu değerler doğum oranında %28'e,

    ölüm oranında %6'ya kadar düşmüştür. Ölüm oranlarının düşmesi sosyal ve ekonomik

    yaşantıdaki iyileşmelerin açık bir göstergesidir. Doğum oranlarının düşüşü ise

    daha ziyade sanayileşme ve şehirleşme olguları ile ilgilidir. Çünkü sanayileşme ve

    şehirleşme (bir anlamda gelişme) sürecindeki ülkelerde ailelerin yapmayı düşündüğü

    ve ihtiyaç duyduğu çocuk sayısı yıldan yıla azalmaktadır. Zaten gelişmekte

    olan ülkelerde sosyo-ekonomik kalkınma ile ters orantılı olarak doğal nüfus artış hızının,

    başka kelimelerle doğum ile ölüm oranları arasındaki farkın düşmesi adeta

    demografik bir kural gibidir. Bu nedenle Türkiye nüfus artış hızının yüksek olması

    sebebiyle paniğe kapılmak bizce yersizdir. Çünkü bugünün gelişmiş toplumları da

    aynı süreci geçmişte yaşamışlar ve günümüzde artık nüfus artış hızını yükseltici politikalar

    üretmeye başlamışlardır.

    5.1.7. Aile Nüfus Sayısı Büyüklüğü

    Aile büyüklüğümüz bakımından çeşitli araştırmalarda 5 sayısı esas alınmaktadır.

    Ancak bu rakam ülke geneli için bir fikir vermekle birlikte, ilden ile, kırdan-şehire

    çok büyük farklılıklar arzeder. Gerçekten Doğanay'ın 1980'li yılların başında Erzurum

    il merkezi içinde yaptığı bir araştırmada bu değerin 7,3 dolayında olduğu belirlenmişti.

    Hatta gecekondu semtlerinde 9-17 kişiye ulaşan geniş aile yapılarına sıkça

    74 T Ü R K İ Y E ' N İ N N Ü F U S U

    Genel

    Doğum

    Oranı

    = Yıllık doğum toplamı

    15-49 yaş arası kadın

    nüfus (yıl ortası)

    x 1000

    Genel

    Ölüm

    Oranı

    = Yıllık ölümler toplamı

    Toplam nüfus

    (yıl ortası)

    x 1000

    A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ

    rastlanmıştı. Tahmin edilebileceği gibi bu değerler gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında

    oldukça yüksektir.

    1990 nüfus sayımı verilerine bakılırsa, Türkiye'de aile sayısının 11.2 milyona yaklaştığı

    anlaşılmaktadır. Bunların kabaca %66'sı 1-5 kişilik, %28'i 6-10 kişilik, %6'sı ise 10

    ve daha fazla nüfusu barındıran ailelerdir.

    Ülkemizde aile nüfus sayısının yüksek olmasında ekonomik nedenlerin yanında

    geleneklerimiz de rol oynar. Özellikle kırsal kesimde evlenen oğullar babanın yönetim

    ve denetiminde kalmaya devam etmekte onunla aynı evde yaşamakta, böylece

    "birleşik aile" yapısı halen önemini korumaktadır.

    6. Kırsal ve Şehirsel Nüfus

    Bir ülkede veya bir bölgede nüfusun şehir veya kırlarda yoğunluk kazanması o ülke

    veya bölgenin sosyo-ekonomik durumunu da yansıtır. Sanayileşmiş ileri ülkelerde

    nüfus şehirlerde yoğunlaşmıştır. Ekonomisi tarıma dayalı ülkelerde ise nüfusun

    önemli bir bölümü kırsal alandadır. Sosyal yapı bakımından da şehir ve kır toplumu

    arasında büyük farklar bulunmaktadır. Şehirlerde yaşayan insanlarda geleneksel

    kültür ve davranışlar önemli ölçüde erozyona uğramaktadır. Kır nüfusunda ise geleneksel

    davranışlar hakimdir. Bu nedenle hem ekonomik hem de sosyo-kültürel

    değer ifade eden kırsal ve şehirsel nüfus konusu ile özellikle beşeri coğrafyacılar yakından

    ilgilidirler.

    1800'lü yılların başlarında dünya nüfusunun kabaca %3'ü şehirlerde yaşıyordu.

    Günümüzde bu oran %50 civarındadır. Fakat kıtalar arasında önemli farklar vardır.

    Örneğin; Avrupa'da nüfusun %65'i, Kuzey Amerika'da %80'i şehirlerde yaşar. Bu

    oran Afrika ve Asya'da %25-30 arasındadır. Kırsal ve şehirsel nüfusu birbirinden

    ayıran ana kriter nüfus miktarıdır. Sınır değer 10.000 kişilik nüfus kitlesidir. Nüfusu

    10.000'den az olan yerleşme birimlerinin nüfusu kırsal, 10.000 ve daha fazla kişi barındıran

    yerleşmelerin nüfusu ise şehir nüfusu kapsamına alınmaktadır.

    Ülkemizde nüfusu 10.000'in altında bulunan yerleşmelerde yaşayan nüfusa kırsal

    nüfus adını veriyoruz. Bu nüfus kitlesinin geçim kaynağı önemli ölçüde tarla tarımı

    ve hayvancılığa dayanmaktadır. Bu ayrım nüfus miktarı kriteri olup, idari ayırımında

    on binden az nüfuslu ilçe merkezleri de şehir kapsamına alınmaktadır.

    Türkiye'de Cumhuriyetin ilk yıllarında kırsal nüfus, toplam nüfusumuzun büyük

    bir yüzdesini meydana getiriyordu. 1927'de 10.000 kriterine göre, ülkemiz nüfusunun

    %83.8'i kırsal, %16.2'si şehirsel yerleşmelerde yaşıyordu. Kırsal nüfusun bu hakimiyeti

    etkisini giderek kaybetmesine rağmen, 1970'li yılların sonlarına kadar devam

    etmiş ve ilk olarak 1980 nüfus sayımında şehir nüfusu, kır nüfusundan daha

    fazla sayıya ulaşmıştır.

    Kır-şehir ayrımında nüfus

    miktarını kriter olarak almak

    pratik ve karşılaştırma

    olanağı vermesi bakımından

    tercih edilmektedir.
  3. фуля

    фуля Forumdan Uzaklaştırıldı

    Katılım:
    2 Kasım 2007
    Mesajlar:
    804
    Beğenileri:
    474
    Ödül Puanları:
    0
  4. damla

    damla Üye

    Katılım:
    12 Kasım 2007
    Mesajlar:
    4
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    1


    cookk cookkk tSk edrmm :):)
  • фуля

    фуля Forumdan Uzaklaştırıldı

    Katılım:
    2 Kasım 2007
    Mesajlar:
    804
    Beğenileri:
    474
    Ödül Puanları:
    0
    önemli değil ama kısaltma kullanmayalım
  • damla

    damla Üye

    Katılım:
    12 Kasım 2007
    Mesajlar:
    4
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    1
    olmaz bir daha :)
  • Sayfayı Paylaş