Ülkeler Tarihi

Konu 'Tarih - İnkılap Tarihi 9. Sınıf' bölümünde Moderatör Remzi tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. Moderatör Remzi

    Moderatör Remzi Üye

    Katılım:
    19 Ekim 2011
    Mesajlar:
    507
    Beğenileri:
    487
    Ödül Puanları:
    64

    ABD'nin Kuruluşu


    Amerika´nın 1492´de keşfinden sonra İspanyollar, Portekizliler, Fransızlar ve İngilizler, bu kıtada toprak sahibi oldular. İngilizler, Amerika´daki topraklarını genişlettikten sonra İngiltere başta olmak üzere çeşitli ülkelerden göçmenler yerleştirerek koloniler kurdu. 18. yüzyıl ortalarında, bu kolonilerin sayısı 13´e yükseldi. Koloniler, ABD´nin temelini oluşturmuştur.

    İngilizlere bağlı olan koloniler, İngiliz Kralı´nın tayin ettiği bir vali tarafından yönetiliyor ve bir de meclisleri bulunuyordu. Amerika´da yaşayan bu insanların İngiltere´nin özgür vatandaşlarından farkı yoktu. 1756-1763 yılları arasında İngiltere´nin Avusturya, Fransa ve Rusya ittifakıyla yaptığı savaşlar (Yedi Yıl Savaşları), İngiltere´nin maliyesinin bozulmasına neden olmuştur.

    İngiltere´nin mali durumunu iyileştirmek amacıyla yeni vergiler koyması, Amerika´daki kolonilerin tepkisiyle karşılaştı. 1774´te toplanan 1. Filedelfiya Kongresi´nde İngiltere ile savaşa karar verildi. 2. Filedelfiya Kongresi´nde (1776) 13 sömürge, bağımsızlıklarını ilan ettiler. Bu kongrede İnsan Hakları Bildirisi kabul edilerek onaylandı.

    Fransa, İspanya ve Hollanda´dan yardım alan koloniler, İngilizleri yendiler. İngilizler, barış istemek zorunda kaldı ve Versaille (Versay) Antlaşması imzalandı (1783). Bu antlaşmaya göre:

    İngilizler, 13 sömürgenin bağımsızlığını tanıdılar.

    Antillerden bazı adaları ve Senegal´i Fransa´ya verdiler. Bağımsızlıklarını ilan eden eyaletler içişlerinde serbest olmak şartıyla bir araya gelerek Amerika Birleşik Devletleri´ni kurdular (1787).

    ABD´nin Kuruluşunun Sonuçları

    İnsan Hakları Beyannamesi ilan edilerek demokratik bir rejim kurulmuş ve Avrupa´ya örnek olmuştur.
    Avrupa´ya karşı denge unsuru olmuştur.

    Avrupa kültür ve medeniyeti yeni bir yayılma alanı bulmuştur.

    Göçler sonucunda Avrupa´da işsizlik azalmış, siyasi ve dini kavgalar önemini kaybetmiştir.
  2. Moderatör Remzi

    Moderatör Remzi Üye

    Katılım:
    19 Ekim 2011
    Mesajlar:
    507
    Beğenileri:
    487
    Ödül Puanları:
    64
    Arjantin'in Tarihi



    Amerika kıtası keşfedildikten sonra Avrupa devletleri hızla bu kıtada koloniler kurmaya başladılar. 1536?da Arjantin?e gelen İspanyollar bugün Buenos Aires olarak bilinen yerde ilk koloniyi kurdular. Fakat şehre yerleşme ancak on sekizinci yüzyılda oldu. Arjantin 1776?ya kadar İspanya?ya bağlı Peru Genel Valiliğince idare edildi. Bu seneden sonra La Plata Genel Valiliği kuruldu ve Buenos Aires genel valiliğin başkenti oldu.

    1806?da Buenos Aires?in İngilizler tarafından kısa bir müddet işgal edilmesi, Arjantin?in istiklal mücadelesi için bir başlangıç olmuştur. 1808?de Napoleon?un İspanya?ya girmesi bağımsızlık mücadelesini hızlandırdı. Ülke 1812?ye doğru istiklalini kazandıysa da, 1816 yılına kadar müstakil bir devlet olduğu resmen ilan edilmedi. İstiklal hareketinin baş lideri ve kahramanı, Şili?nin de kurtarılması için öncelikle sorumlu bir kimse olan General Jose de San Martin?dir.

    İkinci Dünya Savaşı esnasında Arjantin hükumetlerinin gizli ve kamufle edilmiş Nazi tarafdarı tutumları, Amerika Birleşik Devletleri ve batı yarım küresinin diğer ülkeleri ile münasebetlerinin gerginleşmesine ve Arjantin?in Pan-Amerikan Konseyinden çıkarılmasına sebep oldu. Resmiyette bütün harp esnasında tarafsız kalan Arjantin, 1945 ilkbaharında müttefikler tarafına girdi. Geniş ölçüde ABD?nin desteği sebepiyle o sene sonuna doğru Birleşmiş Milletler üyesi oldu ve teşkilatın mes?elelerinde önemli bir rol oynadı.

    Harpten sonra general olan Juan Domingo Peron kendine kuvvetli bir pozisyon hazırlamayı başarmış ve 1946 Şubatında Arjantin Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Eşi Eva Duvarte de Peron?un yardımıyla enerjik ve sert bir idare kurmayı başararak, zamanında, siyasi desteğini silahlı kuvvetlerden almaya çalışan sınıflara sözünü geçirmesini bilmiştir. Basını bir devlet organı haline getirmiş ve totaliter bir rejimin başkanı olarak kendisine daha büyük yetki vermesi için anayasayı değiştirmiştir.

    İşçi sınıfları arasında çok sevilmiş ve hatta kahraman olarak tanınmıştır. Fakat askeri bir darbe ile 1955?te devrilmiş, uzun seneler sürgünde yaşamış ve bilahare dönerek 1973?te devlet başkanı olmuştur. Bir yıl sonra ölmesi üzerine İsabel Peron olarak tanınan üçüncü karısı devlet başkanı oldu. Ülkenin birlik ve beraberliğini sağlıyamayınca 1976?da ordu tarafından devrildi.

    Arjantin?in eski devlet başkanlarından General Galtier İngiltere?ye ait, fakat kendilerine çok yakın olan Falkland adalarını Nisan 1982?de işgal etti. İngiltere ile olan savaşı Arjantin kaybetti ve adaları İngilizler tekrar geri aldılar. Gerek yapılan savaş ve gerekse bu durumda bazı devletlerin uyguladıkları ekonomik ambargo, Arjantin?in iktisadi durumunu çok sarstı. Bu durumda askeri idare 1983 yılı sonlarında seçime giderek idareyi sivillere teslim etti. Böylece yedi sene süren askeri idareden sonra normal idare tekrar tesis edildi.

    1930?dan bu yana Arjantin?de hiçbir sivil idare 6 seneden fazla iktidarda kalamamıştır. 1819 yılından bu yana 46 devlet başkanından sadece ikisi, askeri darbesiz seçimle görevini devir-teslim etmiştir. 1989'da Raul Ricardo Alfonsin?in yerine Carlos Menem (El Turco) seçilmiştir.
  3. Moderatör Remzi

    Moderatör Remzi Üye

    Katılım:
    19 Ekim 2011
    Mesajlar:
    507
    Beğenileri:
    487
    Ödül Puanları:
    64
    Arnavutluk Tarihi


    Arnavut halkı, M.Ö. 2000 yıllarında Balkan Yarımadasına yerleşen İlliryalıların torunlarıdır. İllirya M.Ö. 167 yılında Romalılar tarafından zaptedildi ve 500 yıl Romalılar tarafından yönetildi. Ancak bu bölgenin iç kısımlarında yaşayan İlliryalılar, Romalıların baskılarına uzun müddet karşı koydular. İşte bunlar, Roma İmparatorluğunun 395´te parçalanmasından sonra Arnavutluk ve Arnavut adlarını aldılar ve Doğu Roma İmparatorluğunun bir parçası oldular.

    1468 yılında Osmanlılar Arnavutluk´u zaptettiler ve uzun müddet burayı idareleri altında bulundurdular. Osmanlı Devletinin adil idaresinden mennun olan Arnavutlar kendi istekleri ile 17. yüzyılda İslamiyeti kabul ettiler. Dini yaymak için gayret gösterdiler. Osmanlılar burada askeri teşkilat kurdular ve süvari birlikleri teşkil ettiler. Arnavutlar zamanla kendi kültürlerini bırakarak Osmanlı kültürünü benimsediler.

    1912´de Osmanlı idaresinden ayrıldılar. Ancak tam müstakil olmayıp, büyük devletlerin kontrolü altında kaldılar. Birinci Dünya Savaşından sonra 1925´te cumhuriyet ilan edildi. Ancak cumhurbaşkanı olan Zoğu, 1928´de cumhuriyeti krallığa dönüştürdü. Bu sıralarda bir ekonomik krize girdi ve nihayet İkinci Dünya Savaşında İtalyanlar tarafından işgal edildi.

    1944 yılında, komünistler hükumeti kontrol altına alarak, komünist bir idare kurdular. 1961 yılına kadar Rusya ile sıcak münasebetlerde bulundular. 1961´de Rusya ile bağlılıklarını keserek Çin ile anlaştılar. Böylece Çin ile ittifak kuran ilk Avrupa devleti oldular. Ancak son yıllarda Çin ile de yakınlıklarını dondurdular. Daha sonra Yugoslavya ve bazı Avrupa ülkeleriyle ticari ve diplomatik münasebetler kurdular.

    1976 Aralık ayında kabul ettiği yeni anayasa ile Arnavutluk Sosyalist Halk Cumhuriyeti adını aldı. Devlet başkanlığına Arnavutluk Emek Partisi Genel Sekreteri Enver Hoca Getirilidi. 1985´te Enver Hoca´nın ölümü üzerine Emek Partisi genel sekreterliğine getirilen Ramiz Alia aynı zamanda Devlet Başkanı da oldu. 31 Mart 1990´da yapılan ilk çok partili seçimleri Emek Partisi kazanmasına rağmen ülkede iç kargaşalık başladı. Bunun üzerine çok sayıda halk ülkeden göç etti.
  4. Moderatör Remzi

    Moderatör Remzi Üye

    Katılım:
    19 Ekim 2011
    Mesajlar:
    507
    Beğenileri:
    487
    Ödül Puanları:
    64
    Azerbaycan'ın Tarihi


    Azerbaycan, tarih sahnesinde M.Ö. 6. asırdan itibaren görülmeye başlar. Jeopolitik durumu itibariyle, devamlı istilalara uğramış ve çeşitli devletlerin hakimiyeti altında kalmıştır. Bu bölgede kurulan ilk devlet, Ahameni Komutanı Sahrap Atropates´in temellerini attığı krallıktır. Atropates Krallığının ismi zamanla değişikliklere uğramış, Sasanilerce Azurbeycan, Süryanilerce Azerbaigan olarak isimlendirilmiştir. Türkler ve İranlılar ise bölgeye Azerbaycan ismi vermişlerdir.

    Atropetes Krallığından sonra bölgeye sırasıyla Selevkoslular, Ermeniler, Romalılar ve Sasaniler hakim olmuşlardır. Türklerin buraya esaslı yerleşmeleri M.S. 4. ve 5. asırlarda olmuştur. Daha sonra Sasani Hükümdarı Nuşirevan bölgeye İranlıları yerleştirme politikasını takip etmiştir. Yedinci asırdan itibaren büyümeye başlayan İslam devleti Azerbaycan´ı fethe başladı. Bu fetih hareketi, 643´te bölge tamamen Müslümanların hakimiyeti altına geçmesiyle tamamlandı.

    Daha sonra Abbasiler burayı Türk emirler vasıtasıyla idare ettiler. Abbasi Devletinin yıkılmasıyla, bu topraklarda birtakım yerli hanedanlar beylik kurdular. Yedinci asırdan itibaren Selçuklu Akıncıları Azerbaycan´a girdiler. Fakat burada kesin bir hakimiyet tesis edemediler.

    1015-1016´dan sonra buraya Oğuz boyları yerleşmeye başladı. 1043 senesinde Tuğrul Bey, amcası ve amcaoğlunu buraya fethe gönderdiyse de, Bizanslılarla uzun süren çarpışmalardan bir netice alınamadı. Azerbaycan´ın kesin Selçuklu hakimiyeti altına girmesi Sultan Alparslan devrinde olmuştur.

    Azerbaycan, 12. ve 13. asırlar arasında Atabegler ve Harezmşahların hakimiyeti altına girdi. Daha sonra Moğollar, bölgeye 1320´de girmeye başladı. Cengiz´in burada hakimiyeti kısa sürdü, Cengiz´in ölümünden sonra Azerbaycan Cuci milletinin istilasına uğradı. Onlardan sonra İranlıların hakimiyetine giren Azerbaycan, bir süre sonra da Altınordu Devletinin hakimiyetine girdi.

    On altıncı asrın ilk yarısına kadar bu istilalar devam etti. Azerbaycan´a ilk Osmanlı seferi ise 16. asırdan itibaren başladı. Yavuz Sultan Selim Han Safevilerle olan savaşları esnasında, 1514´te Tebriz´i aldıysa da, şehir tekrar Safevilerin eline geçti. 1534´te Kanuni Sultan Süleyman Han Tebriz´i aldı ve ertesi sene bütün Azerbaycan´ı fethetti. 1555´te çıkan karışıklık sonucu Azerbaycan tekrar Safevilere bağlandı. Sultan Üçüncü Murad Han devrinde tekrar Osmanlıların eline geçti.

    1539´dan sonra Azerbaycan´da muhtelif hanlıklar kuruldu. Bunlarda kargaşalık; 19. asra kadar devam etti. Bu asırda bazı kalkınma hareketleri başladıysa da, sonuçları ancak 20. asrın başlarında görüldü. Nihayet, 28 Nisan 1920´de kızılordunun istilası ile Sovyet rejimi ilan edildi. Azerbaycan bugünkü statüye gelene kadar, Gürcüler-Ermeniler ile birlikte Kafkasya federasyonu şeklinde idare edildi.

    5 Aralık 1936´da topraklarının bir kısmı Ermenilere bir kısmı da Gürcülere verildi. Böylece Kafkasya´da kalan Azerbaycan toprakları üzerinde Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan olmak üzere Rusya´ya bağlı üç cumhuriyet kuruldu.

    Komünistlerin istilası sırasında, milletin arasına bozuk fikirler yerleşmeye başladı. Bu arada İslamiyeti bozucu, reformist fikirler de gelişti. Millet, bu reformistler ile komünistler arasında şaşırdı ve komünizme karşı yapılan başkaldırmalar başladı. Ancak bunlar her defasında çok kanlı olarak kızılordu tarafından bastırıldı. Komünistlere karşı 56 şiddetli isyan olmuştur.

    1989´da Rusya´da başlayan Glasnost ve Prestroika politikası ile Kuzey Azerbaycan´da maddi ve manevi değerlere dönüş başladı. Ermenilere verilen bölgeleri geri almak için ayaklanmalar oldu. 1990´da bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan Cumhuriyetine giren Kızılordu, ülkeyi baştan başa kana buladı.

    Sovyetler Birliği, bir süre bağımsızlığını ilan etmeye çalışan cumhuriyetlerine karşı baskısını sürdürdü ise de, Ağustos 1991´de Azerbaycan, Letonya, Estonya ve Litvanya bağımsızlıklarını ilan ettiler. Bunları diğer Türk devletleri takip etti. Azerbaycan ile Ermenistan arasında Karabağ yüzünden çıkan savaş devam etmektedir. 1992 ortalarında yapılan seçimleri kazanan Halk Cephesi lideri Ebulfeyz Elçibey devlet başkanı oldu.
  5. Moderatör Remzi

    Moderatör Remzi Üye

    Katılım:
    19 Ekim 2011
    Mesajlar:
    507
    Beğenileri:
    487
    Ödül Puanları:
    64
    Belçika'nın Tarihi


    Belçika´ya ilk yerleşenler Belgealar olup, 5. asra kadar Roma İmparatorluğunun idaresi altındaydılar. Beşinci asırda ise Frankların istilasına maruz kaldılar. Daha sonra ülke Charles (Şarlken)in Batı imparatorluğuna dahil oldu. 1477´den sonra, Şarlken´in yeğeni Maximilian´ın eline geçti. Bundan sonra 300 sene kadar Belçika yabancılar tarafından idare edildi.

    1713´te Avusturya İmparatorluğunun eline geçti ve "Avusturya Hollandası" diye anıldı. Fransa 1813´te Belçika´yı işgal etti. 1815´te Napolyon yenilince, Belçika Hollandalıların idaresine girdi. 1830´da Belçikalılar birleşerek Fransa ve İngiltere´nin garantisi altında bağımsız bir devlet kurdular. 4 Haziran 1831 tarihinde bir krallık haline gelen Belçika, Afrika´da sömürgecilik hareketlerinde de bulundu.

    Sömürgelerinden en son Kongo, 3 Haziran 1960´da bağımsızlığını kazandı. Belçika, Birinci ve İkinci Dünya Savaşına iştirak etmiş olup her iki savaşta da Almanya tarafından işgal edilmiş, Almanya´nın yenik düşmesi üzerine işgalden kurtulmuştur. Birleşmiş Milletler ve NATO üyesidir.
  6. Moderatör Remzi

    Moderatör Remzi Üye

    Katılım:
    19 Ekim 2011
    Mesajlar:
    507
    Beğenileri:
    487
    Ödül Puanları:
    64
    Bosna Hersek'in Tarihi



    Bosna-Hersek´in bilinen tarihi, Hint-Avrupa menşeli İlliryalılarla başlar. Bölge Romalılar tarafından ele geçirilince, Panoonia eyaletinin İllyricum bölümüne bağlandı. Slavlar bölgeye M.S. 7. asırda gelmeye başladılar. 961´den sonra Bosna, Sırbistan´ın diğer bölümlerinden ayrıldı. Bağımsız siyasi ve coğrafi bir birim olarak kabul edildi.

    Bölgeye ilk Türk akınları 1386 senesinde başladı. Bu sırada Bosna tahtında Beşinci Tvartko bulunuyordu. Kosova Savaşında Sırpların mağlubiyeti ve ardından Üsküp´ün fethi Bosna´nın durumunda önemli değişikliklere sebep oldu. Son kral Stefan Tomeseviç Bosna´da yaşayan kalabalık Bogomil mezhebine bağlı olanlara Papanın isteği doğrultusunda adil davranmayınca, Fatih Sultan Mehmed Han bölgeyi rahatlıkla Osmanlı topraklarına dahil etti.

    Slav, Hırvat ve Avar karışımı olan Boşnaklar 10. asırda Bogomil mezhebine bağlıydılar. Teslisi ve Hazret-i İsa´nın tanrının oğlu olduğunu kabul etmeyen inançları yüzünden uzun süre çevredeki diğer Hıristiyanların baskısı altında kaldılar. İnançları yüzünden, bölge Osmanlılar tarafından fethedilince, kolayca İslamiyeti seçerek Müslüman oldular. Anadolu´dan gelen dervişler yoluyla İslamiyet bölgede hızla yayıldı.

    Bosna, Osmanlı yönetimine geçince bir sancak haline getirildi. Kanuni Sultan SüleymanHan zamanında Macaristan´da kalan kuzey toprakları da fethedilince eyalet statüsüne alındı. Bosna eyaletine atanan ilk beylerbeyi Gazi Ferhad Paşa oldu. 19. asırdaki gelişmeler ve Osmanlı İmparatorluğunun batıda aldığı yenilgiler, Bosna eyaletini önemli ölçüde etkiledi.

    1827´de ilk ıslahatı gerçekleştiren ve gönüllü Yeniçeri Ocağını kaldıran Beylerbeyi Abdurrahman Paşa, güçlü bir askeri örgüt kurdu. Eğitim ve öğretim işlerini yürütmekle vazifeli maarif müdürlüğü kuruldu. Bu aynı zamanda Osmanlı Devletinde ilk maarif müdürlüğüydü. 1976´da Hersek ayrılarak önce mutasarrıflık, daha sonra da iki sancaklı küçük vilayet oldu. 1878´de yapılan Berlin Antlaşması ile Bosna´nın Avusturya-Macaristan´ın denetimine bırakılmasıyla büyük bir bunalım patlak verdi.

    Resmen Osmanlı Devletine bağlı kalmasına rağmen, Berlin Antlaşmasına dayanarak Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna-Hersek´i işgal etti ve eyaletin yönetim hakkını ele geçirdi. İkinci Meşrutiyetin ilanından faydalanan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu bölgeyi 7 Ekim 1908 tarihli bir kararname ile kendi topraklarına ilhak etti. İlhak kararı Rusya, Sırbistan, Osmanlı İmparatorluğu ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu arasında çok yönlü bunalıma sebep oldu.

    Avusturya-Macaristan yönetiminde, yeni anayasayla seçmenler üç seçim grubuna ayrıldı. Her grupta Ortodoks, Katolik ve Müslümanlar için sabit oranda sandalye belirlendi. Bu durum Sırp milliyetçiliğinin tepkisine sebep oldu ve gerginlik 28 Haziran 1914´te Avusturya Arşidükü (veliaht) Franz Ferdinand´ın Saraybosna´da Bosnalı bir Sırp öğrenci tarafından öldürülmesine kadar vardı. Bu olay da Birinci Dünya Savaşınin başlangıcıdır.

    Bosna-Hersek 26 Ekim 1918´de Sırp, Hırvat ve Sloven krallığının bir parçası olarak Sırbistanla birleştirildi. İkinci Dünya Savaşına kadar bu krallığın parçası olan Bosna-Hersek, 1946´da Yugoslavya´yı meydana getiren altı halk cumhuriyetinden biri oldu. Nüfusun çoğunluğunu meydana getiren Müslümanlar kökenlerine rağmen Sırp ve Hırvat milliyetinden olarak anılmayı kabul etmediler. 1971´de Yugoslavya Devlet Başkanı Tito, Müslümanlara ulus statüsü tanıdı ve Bosna-Hersek´te büyük "M" ile yazılan Müslüman kelimesi sadece din değil, bir milliyetin de adı oldu.

    Yugoslavya´da 1980 senesinde Tito´nun ölümüne kadar durulmuş olan etnik ve dini çatışmalar yeniden alevlendi. Sovyetler Birliği ve doğu bloku ülkelerinde başgösteren reform süreci, Yugoslavya´da da büyük değişikliklere sebep oldu. 1991´de Anayasanın öngördüğü şekilde devlet başkanlığının, federasyon meydana getiren Hırvatistan´a geçmesi lazımken, Sırbistan, eski Yugoslavya´nın mirasçısı olarak tek başına sahip çıkması ülkede tam bir iç savaşa girmesine sebep oldu. Hırvatistan ve Slovenya´nın bağımsızlık kararı, Sırbistan yönetimi tarafından kabul edilmedi. Kanlı çarpışmalar AT ve Almanya´nın yoğun baskıları neticesinde sona erdirildi.

    Bosna-Hersek´te 1990 senesi sonlarında yapılan seçimleri kazanarak devlet başkanlığına gelen Aliya İzzet Begoviç, Mart 1992´de bir referandumla bağımsızlığını ilan etti. Bunun üzerine Bosna-Hersek Sırplı milislerin yoğun saldırısına maruz kaldı. Bölgeye insani yardım ulaştırmak için bulunan Birleşmiş Milletler askerleri birçok katliama göz yummaktadır. Bosna-Hersek Başbakanı Hakkı Turayliç, Birleşmiş Milletlere ait arabadan indirilerek Sırplar tarafından öldürülmesi, büyük tepkilere sebep oldu.
  7. Moderatör Remzi

    Moderatör Remzi Üye

    Katılım:
    19 Ekim 2011
    Mesajlar:
    507
    Beğenileri:
    487
    Ödül Puanları:
    64
    Brezilya'nın Tarihi


    21 Nisan 1500 yılında Portekizli bir gemici olan Pedro Alveras Cabrol, Hindistan´a gidiyorum zannıyla Güney Amerika´ya ayak bastı ve ülkeyi Portekiz kralı adına zaptettiğini ilan etti. 1530 yıllarında Martin Alfonso de Sousa liderliğindeki bir keşif gezisi esnasında, stratejik noktalar olan yerlere, Rio de Janerio ile bir yıl sonra da bugünkü Santos şehrinin banliyosü olan Sao Vicente şehirlerini kurdular.

    Piratiningo şehri de, 1532 yılında Sao Vicente yakınlarında yüksek bir bögede kuruldu. Portekizlerin İspanya hakimiyetine girdiği 1580´den 1640 tarihine kadar Brezilya bir İspanya sömürgesi oldu. 1640´ta Portekizliler Brezilya´yı tekrar ele geçirdiler. Hükumet merkezi 1763´te Salvador´dan Rio de Janerio´ya taşındı. Zira burası coğrafi ve stratejik bakımdan merkez olmaya daha uygundu.

    1698 yılında Sao Paulo´da bol miktarda altın bulundu. Daha sonra iç kesimlere Amazon havzasına yapılan keşif gezileri sonucu altından başka madenler de bulundu. Bölgede çeşitli feodal gruplar ortaya çıktıysa da fazla yaşamayıp yeniden birlik sağlandı.

    1572 yılında Brezilya´yı yönetim bakımından Salvador ve Rio de Janerio´dan ibaret olmak üzere ikiye ayıran sistem, 17. yüzyıl çeyreğine kadar devam etti. On altı ile on yedinci yüzyılda İspanyollar, İngilizler, Fransızlar ve Almanlar zaman zaman bu bölgeyi ele geçirmek istedilerse de muvaffak olamadılar. 1807´de Portekiz´in Napolyon Bonapart tarafından işgal edilmesi üzerine kral ailesi ve devletin bazı ileri gelenleri Brezilya´ya kaçtılar ve ertesi sene hükumet merkezini Rio de Janerio´da kurdular.

    Bu esnada Brezilya´nın nüfusu 2.500.000 olup, bunun 400.000´i beyaz 1.300.000 zenci ve 800.000´ini yerli halk teşkil ediyordu. Zenciler büyük şekerkamışı çiftliklerinde ve madenlerde çalıştırılmak üzere 1538 yılında Afrika´dan köle olarak getirilmişlerdi. 1819´da Napolyon´un Avrupa devletlerine yenilmesi üzerine Portekiz kralı, yeğeni Don Pedro´yu, Brezilya Genel Valisi bırakarak Portekiz´e geri döndü.

    1822´de Portekiz parlamentosu ilk koloni statüsüne geri dönmek isteyince, Brezilyalılar, Don Pedro Jose Boni Facia deAndrada Silvan´ın liderliğinde bağımsızlık hareketlerini başlattılar ve 7 Eylül 1822´de bağımsızlıklarını ilan edip, 1824´te liberal bir anayasa kabul ettiler. Düzensiz savaşlardan sonra Portekizliler Brezilya´nın bağımsızlığını kabul etmek zorunda kaldılar. Brezilya 1889 yılına kadar krallıkla idare edildi.

    Latin Amerika´da en uzun süre krallıkla idare edilen tek ülke Brezilya idi. 1831 yılında Don Pedro, oğlu İkinci Don Pedro´ya tahtı terk etmek zorunda bırakıldı. İkinci Don Pedro zamanında modern Brezilya´nın temelleri atıldı. 1888´de 800.000 köylüye hürriyet verildi. 1889´da kansız bir darbe ile krallık idaresi yıkılarak cumhuriyet idaresi kuruldu. 1914´te siyasi birliği temin eden Brezilya, bütün dünya ülkeleri tarafından tanındı. İstikrarsız bir ülke olup, sık sık anayasa değişiklikleri ve ihtilaller olmaktadır.
  8. Moderatör Remzi

    Moderatör Remzi Üye

    Katılım:
    19 Ekim 2011
    Mesajlar:
    507
    Beğenileri:
    487
    Ödül Puanları:
    64
    Bulgaristan'ın Tarihi


    Bugünkü Bulgaristan topraklarına, M.Ö. 30´larda Traklar denilen bir kavim, bir süre sonra da Romalılar hakim olmuştur. Altıncı yüzyılda İslavlar her tarafı yakıp yıkarak hakimiyeti ele geçirmişlerdir. M.S. 680 yıllarında Karadeniz´in kuzeyinden Bulgar Türklerinin gelmesi ile Bulgar tarihi başlamıştır.

    On-Oğuz grubundan olduğu bilinen bu Türklerin aynı zamanda Yukarı Tuna kıyıları ile birlikte Volga ve Kama vadilerini de idaresi altına alarak Büyük Bulgaristan adıyla 14. yüzyıla kadar varlığını devam ettirmiştir. Bu arada 11. yüzyıla kadar devam eden Birinci Bulgar Krallığı yıkılarak Peçenek, Guz ve Kumanlar (Kıpçak)vasıtasıyla İkinci Bulgar Krallığı kurulmuş, 1241 senesinde Moğol istilasına uğramıştı.

    Miladi 1331-1371 yıllarında Kral İvan Aleksandr zamanında Sırpların Balkanlarda üstünlük kurmasıyla zayıflamış, Osmanlı Hükümdarı Birinci Murad Han zamanında (1326-1389) Bulgaristan toprakları zaptedilmiştir. İvan Aleksandr´dan sonra Vidin ve Dobruca beylikleri ile Tırnova Krallığı Osmanlılara karşı çıkması üzerine 1393´te Tırnova, 1396´da Niğbolu Zaferlerinden sonra, Vidin ve 1400´de Dobruca zaptolunarak Bulgar Krallığı tamamen ortadan kaldırılmıştır.

    On altıncı yüzyılda Bulgaristan üzerinde Sırplar ve Macarlar üstünlük kurmak istemişlerse de güneyden gelen Osmanlı Devleti Bulgaristan´a hakim olarak düzenli bir idare getirdi. Bulgaristan´ı 500 yıl Osmanlılar idare etti. Bu dönemde idare, Sofya´da oturan Rumeli Beylerbeyi tarafından sağlanıyordu. Osmanlı İmparatorluk merkezine yakın olması ve sefer yolu üzerinde bulunması sebepiyle ticareti oldukça gelişme gösterdi. Bulgar tüccarlara geniş imtiyazlar tanındı.

    Osmanlılar, diğer tebaalarında olduğu gibi Bulgarlara da dini yönden baskı siyaseti gütmediler. Bulgarlar genellikle reaya adını taşıyan, vergiye tabi çiftçi sınıfları halinde kaldılar. Âdil idare ve imtiyazlı tüccar sınıfının bulunması ve benzeri müsbet Osmanlı siyasetine rağmen, 17. yüzyıl ortalarında Bulgaristan´da haydut denilen çeteler türeyerek isyan etmeye başladılar ve her fırsatta düşman ordularıyla Osmanlılara karşı birleşmekten geri kalmadılar.

    Devam eden bu isyanlar karşısında Osmanlı hükumeti "Çorbacı Nizamnamesi" gibi bazı kanuni tedbirler alarak, Bulgaristan´da asayişi korumaya çalıştı. Tuna vilayetinin başına bu maksatlarla getirilen ve geniş yetkilere sahip bulunan Midhat Paşa, Bulgaristan´a birçok hizmetler götürdü. Hatta Midhat Paşa, Hıristiyanlara yaranmak için ayyıldızlı Türk bayrağına bir de haç ilave etti. Bulgar ihtilal merkez komitesinin 20 Nisan 1875´te Koprivştitsa ve Panagyuviste´de başlattıkları büyük isyan da bastırıldı.

    1876 yılı Aralık ayında İstanbul´da toplanan büyük devletler, Bulgaristan´da iki muhtar bölge teşkilini teklif ettiler. Rusya bunu kabul etmedi. Midhat Paşa ısrarla Rusya´ya savaş açmamız için direndi. Neticede Rusya´ya savaş açıldı (20 Nisan 1877). Bulgarlar Rus ordusuna katıldıkları gibi, Türklere karşı tedhiş hareketlerine de giriştiler.

    Osmanlı-Rus savaşınin sonunda Ayastefanos Antlaşması imzalandı (3 Mart 1878). Muhtar bir Bulgaristan idaresi kurulması kabul edilmişse de diğer büyük devletlerin baskısı ile Balkanlar ile Tuna arasında küçük bir Bulgar Prensliğinin kurulması şeklinde değiştirildi. Diğer bölgeler Romanya ve Sırbistan devletlerine bırakıldı. Bir süre sonra Rusya´nın mevcut Bulgar Prensliğinin idari ve içişlerine doğrudan karışması, Osmanlı hükumeti ile Avusturya ve İngiltere hükumetleri, Prensliği Rusya´nın tahakkümüne bırakmak istememelerinden bu hususta büyük devletlerin nüfuz mücadeleleri başladı.

    Bir süre sonra Bulgaristan Prensliğinde Prens Aleksandr idareyi ele alarak Bulgaristan birliğinin sağlanmasını temin etti ve tamamen Rusya´ya yaklaştı. Daha sonraki gelen idarecilerde iç ve dış ilişkilerin düzene sokulması gibi gelişmelerden sonra, 1904´te Türkiye aleyhine Sırbistan´la bir antlaşma imzaladı. 1908 İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra, 3 Ekim 1908´de tam bağımsızlığını ilan etti.

    8 Eylül 1944 ihtilalinden sonra Bulgaristan Komünist rejimi kabul ederek Varşova Paktına girdi. Rusya´da olan batıya açılma hareketleri, Bulgaristan´da büyük hızla yayıldı. Bir süre sonra, 35 senedir başta bulunan Cumhurbaşkanı Jivkov 10 Kasım 1989´da istifa etmek mecburiyetinde kaldı.

    29 Aralık 1989´da ülkede bulunan Türklere yeniden kendi adlarını kullanma ve serbestçe ibadet etme hürriyeti tanındı. 10-17 Haziran 1990´da iki kademeli ve 1932´den bu yana ilk defa yapılan çok partili seçimde 1943-1990 arasında Bulgaristan´ı idare eden Komünist Partisi (yeni ismi Bulgaristan Sosyalist Partisi) iktidar oldu.
  9. Moderatör Remzi

    Moderatör Remzi Üye

    Katılım:
    19 Ekim 2011
    Mesajlar:
    507
    Beğenileri:
    487
    Ödül Puanları:
    64
    Cezayir'in Tarihi


    Cezayir çok eski tarihlerde bir yerleşim merkeziydi. Bilinen en eski halk Berberilerdir. Cezayir kıyılarına önce Fenikeliler gelmiştir. M.Ö. 814-813 yıllarında Kartacalıların eline geçen ülke, gelişerek bilhassa kıyı ticaretinin önemli bir merkezi olmuştur. Daha sonra Romalılar ve Bizanslılar tarafından işgal edilmiş olan Cezayir?de halk, bu zamanlarda Hıristiyanlığı kabul etmişlerdir.

    İslamiyeti yaymak için dünyanın her tarafına dağılan Müslümanlar 7. asırda buralara gelmişlerdir. Abdullah bin Ebu Serh tarafından burası fethedilmiştir. Cezayir halkı İslamiyeti kabul etmiş, İslam devletinin hakim olduğu zamanlarda İslamiyet´in sayesinde ilerlemiş, benimsedikleri İslam kültür, medeniyet ve adetlerini ve Arapça lisanını günümüze kadar muhafaza etmişlerdir.

    On altıncı asırda Oruç ve Hızır (Barbaros Hayreddin Paşa) reisler tarafından fethedilen Cezayir, Akdeniz?i yağma, talan ve barbarlıklarıyla kan gölü haline getiren Avrupalı korsanlara karşı mücadele eden Müslüman leventlerin üssü haline gelmiştir. Barbaros Hayreddin Paşa daha sonra burayı Osmanlı Devletinin bir beylerbeyliği haline getirmiştir. Üç asır Osmanlı idaresinde kalan Cezayir?de o devre ait eserler ve gelenekler canlılığını hala korumaktadır.

    1830 senesinde Fransızlar, çok büyük deniz ve kara kuvvetleri ile uzun savaşlardan sonra ülkeyi ele geçirdiler. Bir sömürge idaresi kuran Fransızları halk hiçbir zaman kabul etmedi, devamlı ayaklanma teşebbüsleri içerisinde bulundu. Fransa İkinci Dünya Savaşında (1942) Cezayir?i mukavemet merkezi olarak kullandı. Savaş bittikten sonra Cezayirliler gösterdikleri fedakarlığa karşılık bağımsızlık veya Fransızlarla aynı haklara sahib olmak istediler. Bu istek Fransızlar tarafından büyük bir tepki ile karşılandı ve halk katledilmeye başlandı.

    1789 Fransız İhtilali ile her türlü hürriyetlerin yayıldığı ülke olduğu yıllarca söylenen Fransa, Cezayir?deki insanlara bu hürriyeti tanımıyordu. İçindeki Haçlı ruhunu Cezayirde?de göstermiş, kitle katliamı yapmıştır. Günümüzde, o zamandan kalma toplu mezarlar çıkmaktadır. 1948?de Fransa buranın sömürge değil, Fransa toprakları olduğunu ilan etti. Dış dünyaya karşı yapılan bu ilana rağmen burayı bir sömürge olarak idare etmeye çalışmışlar ve asla Cezayir halkına Fransızlarla eşit haklar tanımamışlardır.

    1950 senesinden sonra Fransa?ya karşı mücadelede teşkilatlanmaya başlayan halk, muntazam bir ordu kurmayı başardı. 1954 senesinde bilfiil başlayan silahlı mücadele, 1956 senesinde bağımsızlığa kavuşan Fas ve Tunus?un da desteğini sağladı. Mücadele 1962?de ?Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti? adıyla bağımsızlığını ilan etmesiyle neticelendi.

    Fransa?nın itirazlarına ramen 10 devlet tarafından bağımsızlığını ilan etmesinin hemen ardından tanınan Cezayir, 1963 senesinde ilk anayasasını halk oyu ile kabul etmiştir. Bu anayasaya göre beş yıl için halk tarafından seçilen meclis yine beş yıl için Cumhurbaşkanını seçiyordu. Yürütme organı, Cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulu tarafından meydana gelmektedir. Bu ilk anayasa mucibince seçilen ilk Cumhurbaşkanı Ahmed bin Bella 16 Haziran 1965?te Albay Huari Bumedyen tarafından bir darbe ile devrildi.

    Kurulan ihtilal konseyi tarafından 1978?e kadar idare edilen ülke aynı sene kabul edilen yeni bir anayasa ile idare edilmeye başlamıştır. 7 Şubat 1979?da Şadli bin Cedid devlet başkanı oldu. 1989?da Sosyalizme ilişkin bütün ifadelerden temizlenen, siyasal çoğunluk ilkesini kabul eden ve grev hakkı tanıyan yeni anayasa halk oylamasıyla kabul edildi. 26 Aralık 1991?de yapılan seçimlerin ilk turunda oyların %85?ini alan İslami Selamet Cephesi 288 milletvekili kazandı. Bunun üzerine seçimler iptal edildi.

    16 Ocak 1992?de sürgünden dönen Budiyaf, Yüksek Devlet Konseyi Başkanı ve Devlet Başkanı oldu. 9 Şubat 1992?de 12 ay süreli sıkıyönetim ilan edildi. 4 Mart 1992?de İslami Selamet Cephesi yasa dışı ilan edildi. Siyasi faaliyetleri yasaklayan ve birçok kişiyi idam ettiren Budiyaf 29 Haziran 1992?de bir suikast neticesinde öldürüldü.
  10. Moderatör Remzi

    Moderatör Remzi Üye

    Katılım:
    19 Ekim 2011
    Mesajlar:
    507
    Beğenileri:
    487
    Ödül Puanları:
    64
    Danimarka'nın Tarihi

    Bilinen en eski tarihi M.S. 800 yıllarında Vikingler zamanıdır. Fakat günümüzde Avrupa müzelerinde bulunan en eski tarihi eşyalar burada yapılan kazılarda elde edilmiştir. 9-11. asırlarda burada bulunan Vikingler ilk Danimarka Krallığını kurmuşlardır. Danimarka tarihinde İngiltere´yle yapılan sürekli savaşlar önemli yer tutar. Danimarka Krallığı İngiltere´ye yaptığı devamlı akınlar neticesinde 1013 senesinde İngiltere´yi ele geçirdi.

    İngiltere ile birlikte Norveç´i de Danimarka´yla birleştirerek büyük bir krallık kurdu. 1042 senesinde çıkan karışıklıklarda İngiltere bağımsızlığını kazandı. 1397´de iç karışıklıklarda Norveç´le birlikte İsveç de Danimarka´ya bağlandı. Yapılan savaşlar sonunda 1645´te Danimarka bugünkü durumunu aldı.

    1848´de yapılan değişiklikle meşruti bir idare kabul edildi. Birinci Dünya Savaşında tarafsız kalan ülke, İkinci Dünya Savaşında de tarafsızlığını ilan etmesine rağmen, 9 Nisan 1940´da Alman orduları tarafından daha önce aralarında yapmış oldukları saldırmazlık paktı hiçe sayılarak işgale uğradı. Bu işgale karşı hiçbir mukavemette bulunmayan Danimarka ordusunu kaldırıp, donanmasını kendisi batırdı. Herhangi bir savaşın olmadığı bu işgal 1945 senesinde Almanların yenilmesiyle sona erdi. Birleşmiş milletlerin kurucu üyeleri arasında bulunan Danimarka, 1949´da NATO´ya katıldı.

    Avrupa Konseyinin de kurucu üyelerinden olup, Grönland´ın savunması içinAmerika BirleşikDevletleri ile bir anlaşma yapmış, ayrıca 1951´de İskandinav ülkeleri arasında bir konsey kurarak işbirliğini arttırmıştır. 1960´da AET´ye dahil oldu.
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.

Sayfayı Paylaş