Ülkemin Açmayan Çiçekleri [Özet]

Konu 'Kitap Özetleri' bölümünde Moderatör Bahadır tarafından paylaşıldı.

  1. Moderatör Bahadır

    Moderatör Bahadır Süper Moderatör Yönetici Süper Moderatör

    Katılım:
    27 Şubat 2012
    Mesajlar:
    535
    Beğenileri:
    159
    Ödül Puanları:
    43
    Yer:
    Adana

    Modernizmin çelişkili dünyasından evlerde beslenen hayvanlara karşı sokaklarda bile yer bulamayan insanlar! Kendini bu, “Ülkenin Açmayan Çiçekleri” ne adayan Esra, aynı zamanda sıkıntılarıyla, sevinçleriyle ve sürprizleriyle dolu hayatıyla bir okuma seyri yaşatıyor bize.

    Güneş yine, hüzünlü bir vedanın hazırlığı içindeydi. Batı yakasında, yün öbeği gibi dağılmış esmer bulutların arasından, pas kızılı bir renkte, uçuk benizli çiçek buketlerinin eşliğinde anlamlı bir göz kırpışı var yeryüzüne… Taze taptaze, el değmedik umutlar için, yeniden doğacağını muştuluyor sanki gözlerden ayrılırken…

    Çalışma masasının başındaydı. Duygu sağanağı vardı baygın gözlerinde. Elini çenesine dayamıştı. Tülleri açık duran pencereden, Marmara’nın engin sularına kaptırmıştı gözlerini… İhtişamlı yalının bahçesine çekiyor arada gözlerini, sonra Marmara’nın sularına ve gökyüzüne…

    Koskoca yalıda tek başınaydı şu an. Sıkılmıştı… Bayatlamış, katı bir yalnızlık duygusu hakimdi gözlerinde… Bozulmayan, iniltili sessizlik, katı aşılmaz duvarlar örüyordu üzerine… Genç kız sıkılmış, bunalmıştı. Annesi ve babası Amerika’daydı . Tam bir hafta olmuştu onlar gideli… Annesinin hastalığı,onu haddinden fazla etkilemiş, yufkalaştırmıştı yüreğini… Yalnızlığa hiç ama hiç alışamamışı İlk defa tek başına kalışı, vehmini arttırıyor, aklına kötü kötü şeyler geliyordu.

    Birşeyler karalamak, vakit geçirmek için oturmuştu masasının başına. Sıkıntı düşüncesini çepeçevre sarmıştı… Ellerini ovaladı, parmaklarını sıktı kırarcasına… Ne yapsa düşüncesini toplayamamıştı.

    Derin bir nefes indirdi ciğerlerine, ruhundaki bunaltıyı dağıtmak için başka çareler aradı. Usançlı bir çehresi vardı. Batmak üzere olan güneşe çevirdi bakışlarını. Bulutların arasında tutuşan kızıl meşaleler onu etkilemiş olmalı ki tek bir noktaya perçinlemişti gözlerini… Dünyadan çekiliş seromonisi düzenleyen güneşi içli bir seyirle uğurlayan gözlerindeki buharlaşmalar, hüznün derinliklerinin en açık ifadesiydi…

    İçindeki sıkıcı havanın kasvetli pençesini duygularından çekebilmek için deruni bir gönülle dualar mırıldanmaktaydı dudakları…

    Hastalığın fazla abartılmamasını istemişti doktorlar, ama Esra annesi için haddinden fazla endişelerle doluydu. Evin tek kızıydı Esra… Şefkatin ve sevginin, en görkemli kundaklarında sarılan duygularla büyütülmüştü… Belki de bu yüzden, biraz daha hassas ve başkalarına nisbetle, biraz daha alıngandı. Kuralcıydı her şeyden önce… Babasının ve annesinin arzuları, adeta kanun hükmündeydi ona göre.

    Hayatta ne istemişse yerine getirilmişti. O halde Esra’ da, o fedakar insanların arzuları da onun için birer kanundu. Onları havaalanına kadar götürüp kendisi uğurlamıştı… Dalgın bakışlar güneşin veda tablosunun ortasına, ayrılık anlarının fotoğrafını oturttu ve iki vedayı birden kazıdı yüreğine…

    Annesi, bozuk bir moralle bakıyordu gözlerinin içine. Babası, en içten duygularla kollarını boynuna dolamış, ondan birşeyler istiyordu giderken. Sevginin, hissiyatın, en belirgin edalarını taşıyordu bakışları. Gönlünün esintileri sesinin tonuna bile yansımıştı:

    “Kendine iyi bak! ”

    “Merak etme babacığım. Sanki beceriksiz bir çocukmuşum gibi davranmaktasın hâlâ… ”

    Hafif bir azar oluştu keskin bakışlarda ve sitem doluydu seçtiği kelimeler:

    “Şirkete iyi bak demiyorum kızım. Seni beceriksiz biri gibi görsem, önce şirkete iyi bak demem gerekmez miydi? Sen her şeyden çok daha kıymetlisin. ”

    “Sağol babacığım, şaka yaptım sadece.

    “Ha, hizmetçiye ve eşine izin yok. Biz dönünceye kadar evden hiç ayrılmayacaklar… ”

    Kirpikleri naz dolu bir stille yumulup açıldı:

    “Peki! ”

    Esra, tam babasından ayrılıp annesine sarılacaktı ki babası omzundan sıkı sıkı tutmuştu:

    “Bitmedi henüz! ”

    “Unuttuğunuz başka bir şey mi vardı? ”

    “Evet. ”

    “Dinliyorum. ”

    “Üvey amcan. ”

    “Ne olmuş amcama?”

    “Biliyorsun evimize gelişleri yasak Annesinin ve amcanın. Olur ya, yokluğumuzdan faydalanıp yasağı delmek isteyebilirler… ”

    Durakladı. Önce başını hafifçe önüne yıkıp, göz kırptı:

    “Merak etme babacığım.”

    Fakat, nedenini şimdiye kadar sormamıştı. Yine öyle yaptı… Sahi, neydi bu katı kuralın esrarı? Üveydi ama ne de olsa amcaydı…

Sayfayı Paylaş