Ulu Önder Atatürk'ün Vasiyeti ve Gün Gün Hayata Gözlerini Yumuşu

Konu 'Atatürk'ün Hayatı' bölümünde nazmiye61 tarafından paylaşıldı.

  1. nazmiye61

    nazmiye61 Üye

    Katılım:
    9 Mart 2008
    Mesajlar:
    559
    Beğenileri:
    71
    Ödül Puanları:
    16

    ATATÜRKÜN VASİYETNAMESİNİ YAZMAYA KARAR VERİŞİ

    Atatürk'ün vasiyetnamesini nasıl düzenlendiğini, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak şöyle anlatmıştı;

    "1938 senesi sonbaharı, Dolmabahçe Sarayı'ndayız Bir sabah Atatürk'ün yatak odasına girdim Büyük adam, yatağında başı biraz yüksekte arka üstü yatıyordu Salonu solgun bir güneş kaplamıştı Yüzü fildişi rengindeydi Çehresi her gün biraz daha zayıflayıp uzuyor, o gök mavisi gözleri irileşiyordu

    Ben yatağının ayak ucuna doğru, gösterdiği yere oturdum Her zaman ki suallerini tekrarladı:

    "Ne haber?"

    O günlerde Avrupa'da siyasi hava çok bozulmuştu Atatürk umumi endişelere ve bir takım tehlikeli belirtilere rağmen, Almanların henüz, İtalyanların ise hiç hazırlanmamış olduklarını ileri sürerek müsterih bulunuyor O sene harp olmayacağını, ihtilafların behemahal bir pamuk ipliğine bağlanacağını, harbi ancak 1939 senesinde veya ondan sonraki senelerde beklemek lazım geldiğini söylüyorlardı

    Son yirmi dört saat zarfında günlük meselelere dair gelen haberleri hülasa ettim Görüşünü teyid eder mahiyette olan bu haberleri alaka ile dinliyor, ara sıra bazı şeyler soruyor ve kısa cümlelerle mütalaalar beyan ediyordu Böyle olmakla beraber düşünceli ve heyecanlı olduğu belliydi

    Sözlerimi bitirince sağ kolunu bana doğru uzattı Doktorlar, kati lüzum olmadıkça kuvvet sarfetmesini yasakladıkları için hareketlerinde yardım ediyorduk Elini tuttum, doğruldu, yatağının içinde bağdaş kurdu Birkaç dakika denize ve karşı sahile baktı Belliydi ki heyecanını yenmeye çalışıyordu Gözlerini bana çevirdiği zaman, uzun kirpiklerinin ıslandığını farkettim Bütün hastalığı boyunca yanımda gösterdiği yegane zaaf (eğer bu ulvi sükunete zaaf demek uygunsa) buydu Sonra önüne baktı ve ağır ağır konuşmaya başladı

    "Bu yolda konuşmak benim içinde, senin için de, ağır bir şey ama başka çaremiz yoktur Konuşmaya mecburuz çocuk Hani seninle ara sıra bir işimizden bahsederdik Hatta bunun içinde kanun çıkarılmıştı: Şu vasiyetname meselesi Bugün yarın o işi bitirmeliyiz Nasıl olsa bir gün karnımdan su alınacaktır Ne olur ne olmaz Bağırsaklardan biri ****nebilir, başka bir arıza olabilir Herhalde ihtiyatlı olmalı"




    ATATÜRK'ÜN VASİYETİNİ NOTERE VERİŞİ


    "Atatürk, 6 Ekim 1938 'de Noter'in getirilmesini istemişti Noter İsmail Kunter Bey, Prof Neşet Ömer Bey ve ben, yatak odasının altındaki bir odada huzuruna girebilme emrini bekliyorduk Bu daveti alınca hep beraber üst kata çıktık ve yatak odalarına girdik

    Vaziyeti şöyleydi; yataktan çıkmış, ipek bir pijama ve yine kırmızı ipek bir rob döşambr giymiş, boynuna koyu vişne renginde ipek bir eşarp bağlamıştı Denize bakan pencerelerin önüne koydurduğu bir şezlongun üzerine oturmuş sigara içiyordu
    Bizi görünce hafifçe kımıldandı: "Buyrunuz" dedi

    Tam karşısına koydurduğu sandalyelerde üçümüze de yer gösterdi Hatırımda kaldığına göre Noter İsmail Kunter Bey ile, yeni çıkmış olan Noter Kanunu ve İstanbul'daki noterler üzerine görüştü Getirilen kahvelerin içilmesini bekledi Sonra önündeki sigara masasının koyduğu kapalı zarfı aldı:

    " Bu benim vasiyetnamemdir İcap ettiği zaman muamelesini yaparsınız" diyerek zarfı notere verdi




    ATATÜRK'ÜN VASİYETNAMESİ'NİN TAM METNİ


    Malik olduğum bütün nutuk ve hisse senetleriyle Çankaya'daki menkul ve gayrimenkul emvalimi Cumhuriyet Halk Partisi'ne atideki şartlara, terk ve vasiyet ediyorum:

    1 Nukut ve hisse senetleri, şimdiki gibi, İş Bankası tarafından nemalandırılacaktır

    2 Her seneki gibi nemadan, nispetleri şerefi mahfuz kaldıkça, yaşadıkları müddetçe, Makbule'ye ayda bin, Afet'e 800, Sabiha Gökçen'e 600, Ülkü'ye 200 lira ve Rukiye ile Nebile'ye şimdiki yüzer lira verilecektir

    3 Sabiha Gökçen'e bir ev de alınabilecek, ayrıca para verilecektir

    4 Makbule'nin yaşadığı müddetçe Çankaya'da oturduğu ev de emrinde kalacaktır

    5 İsmet İnönü'nün Çocuklarına yüksek tahsillerini ikmal için muhtaç olacakları yardım yapılacaktır

    6 Her sene nemedan mütebaki miktar yarı yarıya, Türk Tarih ve Dil Kurumlarına tahsis edilecektir

    KAtatürk




    İLK MUAYENE


    Atatürk 1937 yılının ilk aylarından bu yana çeşitli rahatsızlıklar duymaya başlamıştı Burnu kanıyor, vücudu kaşınıyor ve kabarıyordu Yüzü solmuş, sinir dengesi bozulmuştu Kendini iştahsız ve halsiz hissediyordu

    Hasta olan arkadaşlarına kızan, doktor muayenesini sevmeyen Atatürk, fırsat buldukça çok güvendiği Neşet Ömer Bey (İrdelp)'e kendini muayene ettirmeye ve sağlık durumu hakkında bilgi almaya başlamıştı Ancak ilk muayene sonunda, kalbinde, karaciğerinde, böbreğinde bir şey bulunamamıştı Buna rağmen Atatürk'ün renginde ve yüzündeki çizgilerde bariz değişiklikler başlamıştı




    İLK TEŞHİS


    Doktorlar Atatürk'e kaplıca tavsiye etmişlerdi Atatürk kür tedavisi için ani bir kararla Yalova'ya gitmeye karar verdi

    Prof Dr Nihat Reşat Belger anlatıyor;

    "1937 senesinde, Yalova kaplıcalarının hekimiydim O sıralarda, Atatürk de birkaç aydan beri Yalova'da istirahat buyuruyordu Bir gün beni çağırttı Bir müddetten beri kaşıntıdan şikayetçi olduğunu söyledi" Müsaade ederseniz sizi önce bir muayene edeyim"dedim ve ettim Muayenemde, bilhassa bacaklarında kaşıntıdan mütevellit tırnak izleri müşahade ettim Palpasyonda (elle muayenede) karaciğerin, kosta (kaburga kemiği) kenarını üç parmak kadar geçmiş olduğunu ve sertleştiğini tespit ettim Muayene sırasında hiç konuşmadık Kendisine muayenenin bittiğini bildirdiğim zaman, Atatürk kaşıntının sebebinin ne olduğunu sordu

    "Efendim, bu kaşıntı kanaatimce yemekle, daha doğrusu içmekle ilgilidir" dedim
    Atatürk önce inanmak istemedi Beni imtihan etmek istercesine, "Buna kati olarak emin misiniz?" dedi

    "Evet efendim karaciğeriniz normale nazaran büyük ve sert Kaşıntının sebebi budur"dedim

    Prof Dr Nihat Reşat Belger'den sonra, Atatürk'ü İstanbul'dan gelen Prof Dr Neşet Ömer'de muayene etti İki doktorun müşterek teşhisi aynı idi Atatürk, Yalova'da rejime alındı Tedaviden bir süre sonra iyileşme sezilmeye başlamıştı Fakat Atatürk Bursa'ya oradan Mudanya'ya geçti Mudanya'dan Ege Vapuru ile İstanbul'a hareket etti Atatürk Şubat ayı başında Dolmabahçe Saray'ında idi Park Oteldeki davetten geç saat saraya dönen Atatürk, ertesi gün şiddetli öksürük ve göğüs ağrısı ile uyandı Prof Dr Nihat Reşat Belger, Dolmabahçe sarayındaki muayenesinde Atatürk'e zatürre teşhisi koydu




    DOKTORLARI


    Atatürk kendisine yabancı doktor getirilmesini ısrarlı ricalardan sonra kabul etmiş, bu arada sağlığını devamlı kontrol altında tutabilmek için ülkenin tanınmış hekimlerinden iki ekip oluşturulmuştu Sürekli ve danışman doktorlar

    • Prof Dr Neşet Ömer İRDELP
    • Prof Dr Nihat Reşat BELGER
    • Opr Dr Mim Kemal ÖKE
    • Prof Dr Mustafa Hayrullah DİKER
    • Prof Dr Akil Muhtar ÖZDEN
    • Prof Dr Süreyya Hidayet SERTER
    • Dr Asım ARAR
    • Prof Dr Abravaya MARMARALI
    • Dr Mehmet Kamil BERK




    BEN HASTAYIM ÇOCUK


    Zatürre'den kurtulur kurtulmaz Atatürk, İsmet İnönü ile birlikte 27 Şubat 1938'de Ankara'ya geldi

    Celal Bayar Anlatıyor:

    "Balkan Antantının Ankara toplantısı günleri idi Yugoslav Başbakanı Dr Stoyadiniçle görüşüyordum Şükrü Kaya yaklaştı :

    "Sağlık Bakanlığı müsteşarı Dr Asım derhal görüşmek istiyor"dedi Mevzuun, Atatürk'ün sağlığı ile ilgili olduğunu hemen anladım Çünkü meslek ve şahsiyetine güvendiğim Dr Asım Arar hükümet n*****, Ata'nın müdavi tabipleriyle daima temasta idi Bana endişelerini açıkladı:

    "Burnundan kan geldiğini söylediler Bu hastalığın yeni merhalesidir Dışardan mütehassıs getirilmesi tavsiyemi tekraren arzediyorum" dedi

    Atatürk'ün gerek görmediği tavsiyeyi bu sefer ısrarla rica ve kabul ettirmek kararıyla Çankaya'ya gittim Beni beklemiyordu Arzumu sükunetle dinledikten sonra:
    "Ortada Hatay meselesi var Hastalığımın dışarıda duyulmasını istemem Neşet Ömer'le konuş Burada zaten tıp kongresi var Bizim doktorlar konsültasyon yapsınlar" cevabını verdi

    Doktorlar geldiler Muayeneden sonra alkol ve sigara almaması, mutlak dinlenmesi gibi şart, fakat bir anda hepsinin birden yerine getirilmesi güç tavsiyelerini tekrar ettiler
    Atatürk hekimlerin ortak kararını dinledikten sonra :
    "Zannederim haklıdırlar" dedi

    Ben sağlığının ülke için asıl şart olduğunu ve bu temel mevzuun yanında Hatay üzerinde menfi tesir yapma dahil, hiçbir ihtimalin düşünülmeyeceğini ısrarla tekrarladım Derin teessürümü mümkün olduğunca saklama gayretime rağmen, benliğime hakim acının elbette ki farkında idi Yavaş bir ses tonu ile:

    "ÇOCUKNE YAPACAKSAN YAP, BEN HASTAYIM" dedi
    Her şeyini, memleketi için hizmet saydığı emeklerine cömertçe feda etmiş Atatürk, ilk defa hastayım diyordu




    KUMANDAN BENİM


    Atatürk, Celal Bayar'ın ısrarı üzerine Fransız doktor Fissenger'in getirilmesini kabul etmişti ve 28 Mart 1938 günü Fissenger Ankara'ya geldi

    Fransız ProfDrFissenger, Atatürk'ü muayene etti, başta Prof Neşet Ömer ve diğer doktorlardan bilgiler aldıktan sonra Atatürk'e;

    "Ben sizi iyi edeceğim Fakat benden evvel siz kendi kendinizi iyi edeceksiniz;
    Şüphesiz ki siz, büyük bir kumandansınız Büyük zaferlerin sahibisiniz Fakat bu işin kumandanı benim Bana yardım edeceksiniz"

    Üslubu ve mantık Atatürk'ün hoşuna gitmişti

    "Peki dedi, kabul"

    Atatürk'ün olumlu yaklaşımı üzerine Prof Fissenger, Atatürk'ün günlük hayatını, bir tablo halinde çizdi Ağzına tek damla alkol almayacak, şezlonga uzanarak istirahat edecekti Yemesi içmesi, düzenlenmiş listeye göre olacaktı Prof Dr Fissenger Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğine Atatürk'ün sağlığı ile ilgili bir rapor sundu Bu raporda Atatürk'ün ciddi bir rahatsızlığı olmadığı, bir buçuk aylık bir istirahata ihtiyacı olduğu belirtiliyordu




    GÜNEY GEZİSİ


    O günlerde Hatay Sorunu had safhadaydı Kendisini iyi hissettiğini söyleyen Atatürk, Hatay meselesini istediği şekilde sonuçlandırmak için önce Mersin'e oradan Adana'ya sınıra kadar uzanmaya karar verdi Doktorları önce bu isteğe şiddetle karşı çıktıysalar da, muayeneden sonra "gidebilir" dediler

    Atatürk, Hatay konusundaki kararlılığını, Mersin'e hareketinden iki gün önce Celal Bayar'a şöyle bildirmişti:

    "Benim, kırk asırlık Türk yurdu, Hatay esir kalamaz dediğimi unutmuş olanlar olabilir Ama ben unutmadım, unutamam, sen de unutamazsın"

    20 Mayıs 1938'de Mersin'e doğru yola çıktı Mersin'den Tarsus'a oradan Adana'ya geçti Hatay konusunun en kritik döneminde, sağlığı üzerindeki olumsuz düşüncelerin neticeyi etkileyeceği düşüncesiyle, sınıra kadar otomobiliyle giderek askeri birlikleri denetledi, resmi geçitlerde sürekli ayakta bekledi Sağlıklı olduğunu hissettirmek için her şeyi denedi

    24 Mayıs 1938'de Adana'dan ayrıldı




    SAVARONA


    Atatürk yurt gezisinden geldikten sonra çok yorulmuştu karnındaki şişlikte giderek artıyordu Florya'dan Dolmabahçe'ye dönerken küçük bir de kriz atlatmıştı



    31 Mayıs 1938'de Atatürk'ün sabırsızlıkla beklediği Savarona Yatı gelmiş Dolmabahçe önünde demirlemişti 1 Haziran 1938'de Atatürk,

    Savarona'ya geçti
    İtina ile giyinmiş olan Atatürk önce her yeri gezdi, ayrıntılarla meşgul oldu bu da onu yordu

    Deniz havasının kendisine iyi geleceğini hissediyor ve orda şifa bulacağını düşünüyordu

    Ama Savarona'daki tedaviden de müspet sonuç alınamamıştı Bedeni sürekli güç kaybediyor, karnındaki şişlik giderek artıyordu Dr Fissenger tekrar davet edildi 25 Temmuz akşamı Atatürk fenalaşmıştı Atatürk yatı terkederek saraya çıkmayı düşündü Saraydaki odalarının daha serin olabileceğini ve orada daha rahat edebileceğini düşünüyordu




    KARNINDAN SU ALINMASI

    Profesör Fissenger 4 kez İstanbul'a gelmişti Fissenger saraya gelir gelmez Atatürk'ü baştan aşağıya tekrar muayene etti Atatürk artık ıstıraba dayanamıyor; karnında toplanan suyun verdiği sıkıntıdan kurtulabilmek için bir an evvel alınmasını istiyordu Hastalık artık iyice ilerlemiş son ve en tehlikeli dönemine girmişti Birinci ponksiyon 7 Eylül 1938'de Profesör Fissenger ve Profesör Neşet Ömer İrdelp nezaretinde, Operatör Mim Kemal Öke tarafından yapıldı
    Kılıç Ali Anlatıyor:

    "Ponksiyondan sonra derhal odalarına girdim Gördüğüm manzara şuydu
    Atatürk adeta birdenbire zayıflamış, çok zayıflamıştı İki kolunu başının altına alarak arka üstü yatıyorlardı Karnını büyük bir sargı ile sarmışlardı Odadan içeriye girer girmez yanlarına koştum

    " Geçmiş olsun paşam!" diyerek başının altına aldığı kollarının pazusunu öptüm Bana doktorların duyamayacağı kadar yavaş bir sesle ;

    "Çıkan suyu gördün mü? Bu kadar bir su kabı insanın karnının üstüne konsa nasıl tahammül eder ? Bak ben ne haldeyim, nasıl tahammül etmişim ?"

    "Geçmiş olsun Paşam, bunların hepsi geçecek" dedim ve gözyaşlarımı kendilerine göstermeden ve teessürümü hissettirmemek için bir fırsat bularak doktorların arkasından sıyrılıp hemen odadan dışarı çıktım"

    Atatürk'ün artık tam bir istirahate ihtiyacı vardı Fazla konuşmaması ve yanlarında konuşulup kendilerinin yorulmaması lazımdı Bu konuya doktorları büyük önem veriyorlardı



    İLK KOMA


    Profesör Fissenger'in fikrinin alınmasından sonra, doktorlar ikinci ponksiyon'un gününü tespit için toplandılar Operatör Doktor Mim Kemal Öke, 21 Eylül günü Atatürk'ün karnında biriken suyu tekrar aldı 26-27 Eylül günü Atatürk ilk kez komaya girdi Komayı atlatan Atatürk Ankara'ya gitmek istiyordu Ancak doktorlar Atatürk'ün Ankara'ya gitmesine izin vermiyorlardı Atatürk isyan edercesine "Ankara'ya gi****m Ne olacaksam orada olayım " diyor, doktorların izin vermemelerinin sebepleri açıklanınca hiddetleniyordu

    Atatürk "Beni bir an evvel Ankara'ya götürün yapılacak mühim işler var", demiş, ne yazık ki yapacakları, düşündükleri ne ise yapamamıştı

    Yapılan tüm tedavilere rağmen Atatürk günden güne kötüleşiyor, karın bölgesinde su toplanmaya devam ediyordu Viyana'dan Eppinger, Almanya'dan Bergmann adında iki profesör gelmişti Bunların koydukları teşhis ve tedavi aynı idi "siroz" Atatürk 16 Ekim 1938'de ağır bir komaya daha girdi ve 20 Ekim gününe kadar komada kaldı




    SON SAATLER


    Tüm tedavilere rağmen günden güne eriyen Atatürk, 8 Kasım 1938 günü şiddetli bir rahatsızlık daha geçirdi Saat altı buçuk gibi gelen bu rahatsızlıkta Atatürk'ün midesi bulanmış ve kusmaya çalışmıştı

    Sürekli istifra etmeye çalışan Atatürk, bu sırada Hasan Rıza Beye (Soyak) bakarak "Saat kaç?" diye birkaç kez sormuş, Hasan Rıza Bey her soruşunda "Saat 7 efendimiz" diyerek cevap vermişti

    Bu sırada kendisine haber verilen Neşet Ömer Bey de gelmişti Abravaya ile Atatürk'e gereken tedavileri yapıyorlar ve bazı önlemler alıyorlardı Neşet Ömer Bey bir ara "Dilinizi göreyim efendim" diye seslendi Atatürk dilini yarıya kadar dışarı çıkardı Neşet Ömer Bey "Biraz daha uzatınız efendim" diye seslenince, Atatürk, Neşet Ömer Bey'e bakarak ;

    - "Vealeykümüsselam" diyerek gözlerini kapattı Atatürk son kez komaya girmişti
    9-10 Kasım gecesini rahatsız geçiren Atatürk artık derin bir uykuda gibi yatıyor ve ölümü bekliyordu 10 Kasım 1938 günü saat 8 gibi bir ara gırtlağından Hı Hı Hı sesleri çıkarmıştı

    Saat dokuzu beş geçe gözlerini son kez açarak, etrafına baktı ve hemen kapattı
    Büyük Önder Atatürk ölmüştü




    HAYATINDAKİ BAZI SONLAR


    • Anlamlı son sözü, "Saat kaç" olmuştu

    • Prof Dr Neşet Ömer İrdelp'e, son söz olarak "Vealeykümüsselam " dedi

    • Koma içinde manası anlaşılamayan ve devamlı olarak tekrarladığı söz "aman dilaman dil"di

    • Son aldığı gıda, 8 Kasım 1938 Salı günü, saat 1835'de dört kaşık elma suyu oldu

    • Son yemek istediği sebze, enginardı

    • Son verilen ilaç, ölüm halinden kırk dakika önce, saat 825'de, 1/8 aubaine'di

    • Hekimler ölüm raporunu imzalarken, son olarak elini öpen ve gözlerini kapayan Prof Dr Mim Kemal Öke idi

Sayfayı Paylaş