Uzaydan Gelen Canavar 2

Konu 'Kitap Özetleri' bölümünde Moderatör Güleda tarafından paylaşıldı.

  1. Moderatör Güleda

    Moderatör Güleda Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    10 Ocak 2009
    Mesajlar:
    7.623
    Beğenileri:
    4.563
    Ödül Puanları:
    113

    Uzaydan Gelen Canavar 2
    "Bir dakika durun!" diye gençlerden birisi atıldı: "İsterseniz önce onlarla anlaşmaya çalışalım. Mümkün olursa tabii. Olur ya, bakarsınız iyi ahlâk sahibi yaratıklardır. Koca evrende her türlü yaratığa rastlanabileceği düşüncesi oldukça mantıklı görünüyor. Denemiş olmakla birşey yitirmeyiz...�

    Kordovir yaratıkların hemen yok edilmelerinden yanaydı. Ancak konuyu akşama aralarında doya doya tartışmaya karar verdiler.



    Bu ara da Hum, tam kendisinden beklenecek uygar cesaretle ileri atılıp, aşağıya inmiş olan yaratıkla konuşmağa girişmişti.

    "Hoşgeldiniz," dedi Hum.

    Yaratık anlaşılmaz birtakım sesler çıkararak yanıt verdi. "Ne dediğini anlamıyorum," dedi Hum ve gerisin geri sürünmeye başladı.

    Yaratık eklemli vantuzlarını sallayarak -- eğer bunlara vantuz adını vermek yerindeyse tabii -- güneşlerden birisini gösterdi ve bir takım sesler daha çıkardı.

    "Evet, hava çok sıcak, değil mi?" diye yanıtladı Hum, büyük bir sevinçle.

    Yaratık yeri gösterdi ve birşeyler daha söyledi.

    "Bu yıl ürünler pek iyi değil," diye söyleşiyi sürdürdü Hum.

    Yaratık kendisine işaret ederek sözlerine birşey ekledi.

    "Haklısın," dedi Hum, "Günahlarım kadar çirkinsin!"

    Çok geçmeden köylülerin karınları acıktı. Hep birlikte sürünerek köye dönmeye başladılar. Hum geride kalarak yaratıkların çıkardığı seslere kulak kabartmaya devam etti. Kordovir az ötede duraklayarak, içinde tedirgin bir duyguyla genç adamı beklemeye koyuldu.

    Hum, Kordovir`in yanına geldiğinde, "Biliyor musun, bana öyle geliyor ki, dilimizi öğrenmek istiyorlar. Ya da belki onların dilini öğreneceğimizi umuyorlar," dedi.

    "Buna izin vermemelisin," dedi Kordovir. Bu işin sonunun kötüye varacağını düşündüğü her halinden belliydi.

    "Bir denerim belki," diye mırıldandı Hum. Birlikte yavaş yavaş kayalıkları tırmanarak köye döndüler.



    Kordovir öğleden sonra fazlalık kadınlar kümesine uğrayarak, kadınlardan birine yirmi-beş gün süreyle eşi ve evinin sultanı olmasını resmen teklif etti. Genç kadın aldığı evlenme teklifini büyük bir sevinç ve mutlulukla karşıladı.

    Eve dönerken yolda Hum`a rastladı.

    "Az önce karımı öldürdüm de," diye gereksiz yere gevezelik etti ****kanlı. Kordovir kaşlarını çattı. Sanki insan fazlalık kadınlar kümesine başka niye giderdi ki...

    "Yaratıkları görmeye yine gidecek misin yarın?" diye sordu.

    "Herhalde giderim," diye yanıtladı Hum. "Başka bir yenilik sökün etmezse..."

    "Öğrenmemiz gereken şey, bu yaratıkların ahlâk ve davranış düzeyleridir," dedi Kordovir.

    "Evet, doğru," diye onayladı Hum ve sürünerek yoluna devam etti.



    O akşam yemekten sonra toplanıldığında, köylülerin hemen hepsi yaratıkların insan sayılamayacağı konusunda görüş birliği içindeydi. Kordovir heyecanlı bir sesle araçtakilerin insan değerleriyle uzaktan yakından ilgileri olamayacağını savunuyordu. Bu denli iğrenç görünümlü varlıkların ahlâk ölçülerine, yanlış-doğru bilincine, herşey bir yana gerçekleri arayıp öğrenme merakına sahip olacakları düşünülemezdi.

    Gençler ise soruna biraz daha farklı gözle bakıyorlardı. Belki de son zamanlarda bu çevrede ilginç yeni şeylere pek rastlanılmamış olması yüzünden... Savunduklan nokta şuydu: İçinde geldikleri araç bunların zeki yaratıklar olduğunu gösteriyordu. Zekâ ise, haliyle bir bilinç sorunuydu. Demek ki, iyiyi kötüden ayırdetme gücüne de sahip oldukları düşünülebilirdi...

    Böylece başlayan heyecanlı bir tartışma geç saatlere değin sürdü. Olgolel, görüşlerine karşı çıktığı Arastas tarafından öldürüldü. Sakinliğiyle tanınan Mavrut kapıldığı öfke nöbetinde kalın kuyruğunun tek darbesiyle üç Holian kardeşi birden cansız yere serdi. Az sonra kendisi de bu akşam biraz alınganlığı üzerinde Hum tarafından öldürüldü.

    Köyün bir yakasındaki yakasındaki fazlalık kadınlar da kümeslerinde konuyu kendi aralarında bağıra çağıra tartışıyor, olmadık gürültü çıkarıyorlardı.

    Yorgun ama mutlu, köylüler evlerine dağıldılar. Herkes yatıp uyudu.



    Bunu izleyen haftalarda tartışmaların ardı arkası gelmedi. Herşeye karşın, günlük yaşam da herzamanki akışıyla geçip gidiyordu. Kadınlar sabahları evden çıkıyor, yiyecek topluyor, yemek hazırlıyor, yumurtluyorlardı. Yumurtalar kuluçka dönemini fazlalık kadınlar kümesinde geçiriyordu. Çatlayıp kırıldıklarında, her zaman olduğu gibi, erkek bebek başına sekiz kız bebek dünyaya geliyordu. Evliliğin yirmi-beşinci günü, ya da birkaç gün önce, erkekler karılarını öldürüyor; hemen yeni bir evlilik yapıyorlardı.

    Erkek takımı arada bir aracın yanına inip, Hum`un dil öğrenmesini izliyorlardı. Başka zamanlarda, çevredeki tepelik ve koruluklarda geziniyor, herzamanki gibi yenilik arıyorlardı.

    Yaratıklar ise geminin yanından pek ayrılmıyor, ancak Hum geldiğinde dışarı çıkıyorlardı.

    Gelişlerinin yirmi-dördüncü günü, Hum artık onlarla az çok anlaşabildiğini köylülere duyurdu.

    O akşamki Toplantı`da şunları anlattı: "Çok uzaktan geldiklerini, bizim gibi iki eşeyli ve yine bizim gibi insan olduklarını söylüyorlar. Farklı anatomik yapılarının nedeni varmış, ama ben pek anlayamadım."

    "İnsan olduklarını varsayacak olursak, o zaman söyledikleri şeylerin de doğru olduğunu kabul etmemiz gerekir," yolunda bir gözlemde bulundu Mishill.

    Öteki köylüler de bu görüşe katıldıklarını bildirdiler.

    "Bizim yaşantımıza karışmak istemediklerini, ancak mümkün olursa köye gelip çevreyi gezmek ve yaşantımızı yakından görmek isteyebileceklerini söylüyorlar."

    "Bu isteğin reddedilmesi için neden göremiyorum," dedi gençlerden birisi.

    "Sakın ha!" diye bağırdı Kordovir: "Bu şer kuvvetlerini köyümüze sokmaktan sakının. Bunların içten pazarlıklı yaratıklar olduğuna, işlerine gelince gerçek dışı sözler bile uyduracaklarına eminim!..."

    Yaşlılardan kimisi Kordovir`in görüşlerine katılıyordu. Ama kendisinden bu ciddi suçlamaları için kanıt istendiğinde, söyleyecek sözü olmadığı görüldü.

    "Aslına bakılırsa," diye Sil söze karıştı, "Yalnızca görünüşleriyle canavara benziyor olmaları, kafa yapılarının da canavarca olmasını gerektirmez doğal olarak..."

    Kordovir, "Görüşümde ısrar ediyorum," diye direttiyse de, çoğunluğun karşı görüşte birleştiği anlaşıldı.

    Hum sözlerini sürdürdü: "Bana -- yani bize -- çeşitli şeyler armağan etmek istediler. Şuna buna yararmış sözde bunlar..."Onlardaki bu görgüsüzlüğü farketmemiş gibi davrandım. Ne de olsa böyle ilkel yaratıklardan bu denli görgüsüzlük beklenir."

    Kordovir onun bu tutumunu beğeniyle karşıladığını kafasını sallayarak belli etti. ****kanlı doğrusu büyümeye başlamıştı. Davranış kurallarını sonunda öğrenmekte olduğuna ilişkin belirtiler açıkça ortadaydı.

    "Yarın köye gelmek istiyorlar..."

    "Sakın ha!" diye tekrar bağırdı Kordovir. Fakat çoğunluk konukların kabul edilmesinden yanaydı.

    "Aklıma şimdi geldi," dedi Hum, toplantı dağılmaya yüz tutarken, "Aralarında kadınlar da var. Bunların kadınlarını,"ağızlarının daha kırmızı olmasından anlayabilirsiniz. Bakalım erkekler karılarını nasıl öldürüyor-- bunu çok merak
    ediyorum. Biliyorsunuz, yarın gelişlerinin yirmi beşinci günü dolacak."



    Ertesi gün, kayalıkları yavaş yavaş ve zorlukla tırmanan yaratıklar köye geldiler. Böylece köylüler, yaratıkların ne denli narin yapılı, hareketlerinin ne derece dengesiz olduğunu daha yakından görmek fırsatını buldular.

    "Çirkinlik numunesi bunlar..." diye mırıldandı Kordovir, "Üstelik hepsi de birbirine benziyor!"

    Yaratıklar köyün içindeki davranışlarıyla görgüsüzlüklerini bir kez daha kanıtladılar. Kulübelere girip çıkıyor, fazlalık kadınlar kümesinin önünde sözü uzattıkça uzatıyor, buradaki yumurtaları o tuhaf vantuzlarında evirip çeviriyorlardı. Kimisi de kapkara parıltılı metalden birtakım aletlerini gözlerine götürüp köylüleri tepeden tırnağa süzüyorlardı.

    İkindiye doğru, yaşlılardan Rantan karısını öldürme zamanının geldiğini hatırladı. Kulübedeki konuk iki yaratığı kenara çekerek, kalın kuyruğunun tek darbesiyle karısını cansız yere serdi.

    Yaratıklar dışarı fırlayıp aralarında heyecanlı sesler çıkarmaya başladılar.

    Aralarından birisinin kadın olduğu, ağzının kırmızılığından hemen anlaşılıyordu.

    "Herhalde karısını öldürme zamanının geldiğini hatırlamış olacak," dedi Hum.



    Köylüler bir süre sabırla beklediler. Fakat yaratık kendisinden bekleneni yapmakta geciktikçe gecikiyordu.

    "Belki de," dedi Rantan, "Bu işi başkasının yapmasını bekliyordur. Gelenekleri böyle olabilir."

    Bunu söylemez kalın kuyruğunun tek darbesiyle kadını cansız yere serdi.

    Öteki yaratık görülmemiş bir saygısızlıkla avazı çıktığı kadar bağırarak, vantuzunda tuttuğu metal çubuğu Rantan`a çevirdi. Rantan olduğu yere yığıldı. **müştü.

    "Tuhaf," dedi Mishill. "Acaba Rantan`ın bu davranışını onaylamadığını mı söylemek istiyor?"



Sayfayı Paylaş