Yabancı Yazarlar

Konu 'Yazarlar' bölümünde S. Moderatör Uğur tarafından paylaşıldı.

  1. S. Moderatör Uğur

    S. Moderatör Uğur Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Şubat 2008
    Mesajlar:
    8.241
    Beğenileri:
    6.155
    Ödül Puanları:
    36

    William Shakespeare

    23 Nisan 1564’te Stratford-Upon-Avon’da doğan Shakespeare’in yaşamı hakkında bildiklerimiz kilise, mahkeme ve tapu kayıtları gibi resmi belgelerle çağdaşlarının onun kişiliği ve eserleri hakkında yazdıklarına dayanır. Hali vakti yerinde bir esnaf olan, aynı zamanda yerel yönetimde sulh hakimliği ve belediye başkanlığı gibi önemli görevler üstlenen John Shakespeare’in üçüncü çocuğu ve en büyük oğludur. Babasının maddi durumu daha sonraki yıllarda bozulsa da Shakespeare’in diğer eşraf çocukları gibi ilkokuldan sonra eğitim dili Latince olan King’s New School adlı ortaöğretim okuluna devam ettiğine ve burada Roma edebiyatının klasikleriyle tanıştığına kesin gözle bakabiliriz. Üniversiteye gitmeyen Shakespeare’in Latincesinin düzeyini tam olarak bilemediğimizden kaynak olarak kullandığı bazı eserleri asıllarından mı, yoksa çevirilerinden mi okuduğu hakkında bir şey söyleyemiyoruz.

    1582’de on sekiz yaşındayken kendisinden sekiz yaş büyük Anne Hathaway ile evlenen Shakespeare’in bu evlilikten beş çocuğu olmuş bu 5 cocuktan ıkızlerde var arada kızın adı judıth erkek hammlet. ancak oğlu Hammlet’i 1596’da kaybetmiştir. 1585 yılı ile 1590’ların başı arasındaki yaşamı hakkında elimizde güvenilir bilgi yok. Ancak Shakespeare’in bu yıllar içinde Londra’ya gelip aktör ve oyun yazarı olarak tiyatroculuk mesleğine başladığını ve kısa zamanda ün kazandığını biliyoruz. Londra’da yaşadığı yıllarda Stratford ve ailesiyle ilişkisini düzenli olarak sürdüren Shakespeare’in profesyonel yaşamı çok yoğun geçmiş. Soneleri (“Sonnets”), konularını klasik mitolojiden alan iki uzun öyküsel şiiri (“Venus and Adonis” ve “The Rape of Lucrece”) ve oyunlarıyla tanınan Shakespeare yazarlık ve aktörlüğün yanı sıra çalıştığı tiyatro kumpanyasının altı ortağından biriydi. Eline geçen paranın önemli bir kısmıyla emlak satın almış ve bu yatırımlar sayesinde 1610’da Stratford’a oldukça varlıklı bir kişi olarak dönmüştür.

    İşleriyle ilgili olarak ara sıra Londra’ya gitse de yaşamının son dönemini Stratford’da geçiren Shakespeare 23 Nisan 1616’da ölmüştür.

    William Shakespeare'in yaşamı Önder Paker tarafından 'Şu Bizim Will' adıyla oyunlaştırıldı. 2007 Mayısında Beykent Üniversitesi Oyunculuk Bölümü öğrencilerinin oynadığı Şu Bizim Will, Shakespeare'in yaş***** ilginç bir bakış açısıyla yaklaşmaktadır. 1590'larda tiyatrosunu yaşatmak için uğraşan, borç batağında kıvranan, büyük veba salgınıyla herşeyini kaybeden ünlü İngiliz yazar Shakespeare'in, Kraliçe I.Elisabeth'in sarayına davet edilmesiyle yaşamının gidişatı değişir.Sarayda oyunlarını oynama imkanı bulan Shakespeare, neden İngiliz kültürünün simgesi olarak kabul edilmeye başlanır? Klasik oyunlar ile yazarların yaşamlarını oyunlaştırmada usta bir yazar ve yönetmen olarak kabul edilen Önder Paker tarafından yazılan ve sahnelenen Şu Bizim Will (William Shakespeare'in Yaşamı)adlı oyun, şairin oyunlarına da ilginç bir dramaturjiyle yaklaşmaktadır.

    Eserleri;

    Komedi;

    Bir Yaz Gecesi Rüyası
    Onikinci Gece
    Venedik Taciri

    Trajedileri :

    Romeo ve Juliet
    Hamlet
    Kral Lear
    Antonius ve Kleopatra
    Othello
    Titus Andronicus ,
  2. S. Moderatör Uğur

    S. Moderatör Uğur Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Şubat 2008
    Mesajlar:
    8.241
    Beğenileri:
    6.155
    Ödül Puanları:
    36
    Fyodor Mihayloviç Dostoyevski (Rusça: Фёдор Миха́йлович Достое́вский, Dinle (Yardım·bilgi)) ( d. Moskova 30 Ekim 1821, ö. Moskova - 9 Şubat 1881, Staraya, Rusya ) Rus yazar.19. yüzyıl Rus yazarlarının arasında Tolstoy ile birlikte en önde gelen iki isimden biridir. İnsanın en gizli kalmış yönlerini erişilmez bir saydamlıkla ortaya çıkaran evrensel dahi. Kimi okur ve eleştirmenlere göre tüm zamanların en büyük romancısıdır

    Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
    Fyodor Mihayloviç Dostoyevski

    Vasiliy Perov tarafından 1872'de çizilen portresi
    Doğumu: 11 Kasım 1821(1821-11-11)
    Moskova, Rusya İmparatorluğu
    **ümü: 9 Şubat 1881 (59 yaşında)
    Saint Petersburg, Rusya İmparatorluğu
    Mesleği: Yazar
    Milliyeti: Rus
    Tür: Roman
    Akım: Gerçekçilik
    İlk eseri: İnsancıklar
    Etkilendikleri: Miguel de Cervantes, Charles Dickens, Edgar Allan Poe, Friedrich Schiller, Balzac, Gogol, Victor Hugo, E.T.A. Hoffmann, Mihail Lermontov, Puşkin, Mihail Bakunin, Vissarion Belinsky, Çernişevski, Hegel, Aleksandr Herzen, Konstantin Leontyev, Adam Mickiewicz, Sergei Nechaev, Mikhail Petrashevsky, Vladimir Solovyov, Tikhon of Zadonsk
    Etkiledikleri: Knut Hamsun, Richard Brautigan, Charles Bukowski, Albert Camus, Witold Gombrowicz, Franz Kafka, Jack Kerouac, Czesław Miłosz, Yukio Mişima, Alberto Moravia, Iris Murdoch, Friedrich Nietzsche, Marcel Proust, Ayn Rand, Jean-Paul Sartre, Aleksandr Solzhenitsyn, Wisława Szymborska, Irvine **lsh, Sigmund Freud, Ludwig Wittgenstein, Cormac McCarthy


    İmzası:

    [​IMG]


    .


    Yaşamı
    Tam ismi Fyodor Mihayloviç Dostoyevski'dir. Babası bir ordu cerrahı, annesi bir tüccarın kızıydı. Annesinin yardımıyla evde başladığı eğitimini özel bir okulda sürdürdü. Babası sert ve acımasızdı. Annesinin koruyucu tavırlarına sığınıyordu. Annesini 15 yaşında kaybetti. 1837'de girdiği Petersburg Askeri Mühendis Okulu’nu bitirdi. Öğrencilik yıllarını Rus ve Avrupa edebiyatının önde gelen yazarlarının eserlerini okuyarak geçirdi. Kısa bir süre askerlik yaptıktan sonra.. ayrılıp edebiyatla uğraşmaya başladı. Topraklarında çalışan köylüler tarafından öldürülen babasından az bir miras kalmıştı. 1846'da İnsancıklar adlı ilk kitabını yazdı. 1854'te basılan bu roman ilk Rus toplumsal romanı sayılır. Bu eserin basılmasından sonra ünlendi. 1846'da yazdığı ikinci romanı "Öteki" yeterli ilgiyi görmedi. Ünü giderek kayboldu. 1851 tarihli Ev Sahibesi, 1848'de yazdığı Beyaz Geceler ile Yufka Yürekli romanları da ilgi görmedi. 1849'da yazdığı Netoçka Nezvanova romanı da beklenen başarıyı getirmedi.

    Politikayla ilgilenmeye başladı genç liberallere katıldı. Çar 1. Aleksandr'ın güvenlik güçleri tarafından, "devleti yıkmaya çalıştığı" suçlamasıyla arkadaşlarıyla birlikte tutuklandı. İdama mahkum edildiler. Kendisinin kurşuna dizilmesi hazırlıklarını izlemek onda derin etkiler bıraktı. Kendinden önce sıraya dizilen beş kişi kurşuna dizildi ancak kendisiyle beraber diğer dört kişi idamdan son anda kurtuldu. Sibirya’da 4 yıl ağır hapse ve 4 yıl askerlik yapmaya mahkûm edildi. Sibirya'daki cezaevi günlerinde birlikte yaşadığı ilişkileri, aşkları, mahkûmları gözlemleyerek Rus halkını daha yakından tanıma fırsatı buldu. Ancak zor koşullar nedeniyle sara nöbetleri geçirmeye başladı. Bu rahatsızlığın etkileri de birçok eserine yansıdı. 1854'te cezaevinden çıkıp askerliğe başladı. Subaylığa kadar yükseldi. 1857'de dul bir kadınla evlendi. Bu evlilik maddi sorunlarını artırdı. Tekrar yazmaya karar verdi. Askerlik cezasının da bitmesi üzerine Petesburg'a döndü. Yeni Çar II. Aleksandr'ı destekledi. Kardeşi Mihail ile birlikte "Vremya" adlı bir dergi çıkardı. Bu dergi ve dergide yayınlanan romanları yeniden tanınmasını ve eski ününü kazanmasını sağladı. 1862'de Fransa, İngiltere ve İtalya'yı kapsayan bir yurtdışı gezisi yaptı. Aynı yıl dergi kapatıldı. Dostoyevski, Almanya'nın Wiesbaden kentine gitti. Burada kumara başladı.

    Rusya'ya dönüşünde "Epoha" isminde yeni bir dergi çıkardı. 1864'te eşini ve kardeşi Mihail'i kaybetti. Borca battı. Kurtulmak için Avrupa'ya kaçtı. Wiesbaden'de kumarda bütün parasını kaybetti. Yayıncısından borç alıp 1865'te Rusya'ya döndü. 1867'de steno ile romanlarının yazımında kendisine yardım eden Anna Snitkina ile evlendi. Bir kere daha borca boğulduğu için yeni eşiyle yine yurt dışına çıktı. Yoksulluk ve para peşinde ülke ülke dolaştı. Ama romanlarını yazmayı da sürdürdü. Bir kere daha yayıncısının desteğiyle St.Petersburg'a döndü. Tutucu bir haftalık dergi olan Grajdaninin başına geçti. Bir yıl sonra bıraktı.

    Bu dönemde eski itibarını ve ününü tekrar kazandı. 1872 yılında yayımladığı Ecinniler adlı romanı birçokları tarafından tüm zamanların en iyi siyasi romanı olarak kabul edilir. Kitap nihilizm, ateizm ve Batı düşüncesinin Rusya üzerindeki etkilerini ele alır. En büyük romanı Karamazov Kardeşleri yazmaya 1879'da başladı. 1880'de şair Aleksander Puşkin'in ölüm yıldönümü töreninde konuşmayı o yaptı. Petersburg Bilim ve Sanat Akademisi'nin edebiyat bölümüne seçildi. Yaşamının son döneminde Petersburg yakınlarında küçük bir kasaba olan Staraya Russa'da yaşadı. 9 Şubat 1881'de burada yaşamını yitirdi. Günümüzde de en çok okunan yazarlar arasında yer alır.


    Eserlerinin içeriği ve etkisi


    Eserlerinde iki dünya savaşı arasında yaşayan bir kuşağı rahatsız eden ahlaksal, dinsel, siyasal konuları etkileyici bir dil ve ustalıkla dile getirmiştir. Roman kahramanları genellikle kötü yaşam koşullarında yaşayan insanlardır. Bu roman kişileri birbirinden farklı uç düşüncelerle zamanın Rusya'sını politik , sosyal ve ruhsal analizler yoluyla incelerler. Gözlemlerinin keskinliği, ayrıntılara verdiği önem, karmakarışık yaşamından çıkardığı sağlam karakterleri ve roman kurgulamadaki ustalığıyla Avrupa'da ve ülkesinde kendisinden sonra gelen hemen tüm yazarlar üzerinde etkili oldu. Bunlar arasında Alman Edebiyatının önde gelen yazarlarından Hermann Hesse, Franz Kafka, Alman filozof Friedrich Nietzsche, Fransız yazar Marcel Proust ve Amerikalı yazar Ernest Hemingway yer alır. 20. yy yazarları arasında Dostoyevski kadar etkileri çok genis alanlara yayılmıs baska bir yazar yoktur ( çok az Dostoyevski karşıtı vardır : Vladimir Na***ov, Henry James, Joseph Conrad ve D.H Lawrence bunlar arasındadır). Batılı ülkelerin edebiyat ve düşünce yaşamında önemli bir rol oynamıştır. Birçok aydın kendisini Varoluşçuluk akımının temel kaynaklarından biri sayar.






    Eserleri
    Roman
    İnsancıklar (1846)
    Öteki (1846, 1978)
    Ev Sahibesi (1951, 1970)
    Beyaz Geceler (1934, 1983)
    Bir Yufka Yürekli (1957, 1985)
    Netoçka Neznanova (1937, 1964)
    Stepançikovo Köyü (1948, 1973)
    **üler Evinden Anılar (1946, 1969)
    Ezilenler (Ezilmiş ve Aşağılanmışlar) (1957, 1982)
    Yeraltından Notlar (1973, 1985)
    Suç ve Ceza (1945, 1984..Tam çıkış Tarihi 1966)
    Kumarbaz (1941, 1986)
    Budala (1941, 1985)
    Ebedi Koca (1955, 1984)
    Ecinniler (1960, 1984)
    ****kanlı (1946, 1985)
    Karamazov Kardeşler (1880)
    Küçük Kahraman
    Tatsız Bir Olay
    Çocuklar Arasında
    Natoçka İle Katya

    Öykü
    Amcamın Rüyası (1868, 1973)
    Başkasının Karısı
    Timsah(1865)
    Yaz İzlenimlerinin Kış Notları (1863)
    Bo*** (1873)
    Uysal Bir Ruh (1876)
    Gülünç Bir Adamın Düşü (1877)

    Günlük
    Bir Yazarın Günlüğü (günlük 1975)

    Konuşma
    Batı Çıkmazı: Puşkin Üzerine Konuşma (1975)
  3. S. Moderatör Uğur

    S. Moderatör Uğur Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Şubat 2008
    Mesajlar:
    8.241
    Beğenileri:
    6.155
    Ödül Puanları:
    36
    Vıladimir İliç Uliyanof Lenin 1870 tarihinde doğdu. Rusya'da büyük Bolşevik ihtilalini yapanlardan biri olan Lenin, bugünkü Sovyet idaresini kurarak, o rejimin diktatörlüğünü ve hükümet başkanlığını yaptı. Asıl adı Viladimir İliç Ulyanof'dur. Cihan harbi sırasında yazdığı "Halk Dostları Kimlerdir ve Sosyal Demokratlar Nasıl Çarpışırlar" adlı kitabını Lenin diye imzalamıştır. Lenin, 1918'de fabrika işçilerine konferans verip çıkarken dört kurşunla yaralandı. 1922'de sağ tarafına bir felç geldi ve dili tutuldu. 1924 yılında Gorki'de öldü.

    HAKKINDA YAZILANLAR

    1.Her Yönüyle Lenin 1. Cilt
    David Shub
    Ceylan Yayıncılık

    David Shub 1887'de Rusya'da doğdu. 1903'te Lenin'in başında bulunduğu Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisine girdi. 1905 Devrimine katıldı. 1906'da Sibirya'ya sürgün edidi. 1908'de kaçmayı başardı ve Birleşik Amerika'ya yerleşti. David Shub, Lenin, Troçki, Buharin vb. Birçok Bolşevik Lideri yakından tanıdı. Her yönüyle Lenin adlı bu kitap, Lenin üstüne bugüne kadar yazılan yapıtların en yetkini olarak tanınmaktadır. Bu elinizdeki kitap, 1887-1914 dönemini kapsamaktadır. Büyük Devrim'e hazırlanan, büyüğünden küçüğüne, bütün yurtsever insanların ibret dersleriyle dolu yaşamını, iç kavgalarını, düşünce serüvenlerini okuyacaksınız bu kitapta.

    2.İşte Lenin!
    Nadejda Krupskaya
    İnter Yayınları

    Bu kitap Dietz-Verlag tarafından "Das Ist LENİN" adıyla yayınlanan 2.baskısından Türkçe'ye çevrilmiştir.
  4. Jettmen

    Jettmen Üye

    Katılım:
    15 Ağustos 2009
    Mesajlar:
    561
    Beğenileri:
    224
    Ödül Puanları:
    0
    Yazarların adlarını biraz daha büyük yapar mısın rica etsem...
  5. S. Moderatör Uğur

    S. Moderatör Uğur Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Şubat 2008
    Mesajlar:
    8.241
    Beğenileri:
    6.155
    Ödül Puanları:
    36
    Bankerlik ve gazete danışmanlığı da yapan Fleming, 2. Dünya Savaşı yıllarında Britanya deniz haber alma ajansında çalıştı. Bu yıllardan sonra Fleming, ilk James Bond romanı olan Casino Royale’i 1953 yılında yazdı.


    (1908-1964)
    Fleming, 1908 yılında zengin bir İskoç ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Reuters için muhabirlik yıllarında Sovyetler Birliği’nden haberler yaptı. Bankerlik ve gazete danışmanlığı da yapan Fleming, 2. Dünya Savaşı yıllarında Britanya deniz haber alma ajansında çalıştı. Bu yıllardan sonra Fleming, ilk James Bond romanı olan Casino Royale’i 1953 yılında yazdı. Fleming, 1964 yılında kalp krizi nedeni ile 56 yaşında hayatını kaybetti.Yaşadığı tüm deneyimleri romanlarında birer birer kullanan Fleming’in hayatını anlatan film yapılıyor.

    İan Fleming’in ölümünden sonra James Bond’u tekrar diriltmeye çalışan İngilizler ünlü yazar ROBERT MARKHAM’a yenisini yazdırmayı başarmışlar. James Bond serisi yeni kitabın adı;
    İki Ayaklı Ejder (Albay Sun).

    Dedektifi : 007-James Bond
    Belki romanlardan değil, ama filmlerinden hepimiz onu tanırız ve tanışmalarda “Ben Bond, James Bond.” deyişini hatırlarız. İngilizlerin milli kahramanı haline gelen James Bond, aslında bir gizli servis ajanı olarak dünyada, okyanusun dibinde ve hatta uzayda Kraliçenin düşmanlarına karşı savaşırken akıl almaz maceralar yaşar. Onun için özel olarak icat edilen teknoloji harikaları ve silahların yardımıyla dünya yüzünde İngiliz imajını yükseklerde tutmaya çalışır.

    IAN FLEMING’İN ÜLKEMİZDE YAYINLANAN ROMANLARI :

    Dokuz Canlı Adam (Live and Let Die) - 1965

    Son Koz (Moonraker) - 1965

    Kurt Kanı (On Her Majesty’s Secret Service) - 1965

    Sonsuz Kabus (Diamonds Are Forever) - 1965

    Zorlu Düşman (You Only Live Twice) - 1965

    Doktor No (Doctor No)

    Yıldırım Harekatı (Thunderball)

    Ani Tehlike (Casino Royale) - 1966

    Rusyadan Sevgilerle (From Russia With Love)

    Altın Tabancalı Adam (THE Man With The Golden Gun)

    Çok Gizli (For Your Eyes Only)

    İnsan iki kere yaşar

    Zümrüt Küre

    Ben, 007-(İan Flemming ve Vivienne Michell birlikte yazdı)
  6. S. Moderatör Uğur

    S. Moderatör Uğur Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Şubat 2008
    Mesajlar:
    8.241
    Beğenileri:
    6.155
    Ödül Puanları:
    36
    Jules Gabriel Verne, Nantes yakınlarında Feydeau adasında (1828) doğar. Burası içine kapalı bir muhittir, sağından solundan, önünden arkasısından Loire nehri akar. Ama Jules küçük dünyasını genişletmesini bilir, kocaman kocaman hayaller kurar.

    Babası Mösyö Pierre hukukçu bir sülaleden gelen itibarlı bir avukattır, mesleği ile yatıp, mesleği ile kalkar. Annesi Sophie Allotte ise süzme bir İskoç’tur, soğuk ve ihtiyatlıdır, lügatında heyecan gibi bir kelime bulunmaz. Bunlar ciddi ve kurallı insanlardır, maceradan hoşlanmaz, mevcudu korumaya çalışırlar.
    Eğer bir adada yaşıyorsanız kenarından köşesinden teknelerin dilinden anlarsınız, Jules ayrıca mavnalara, kalyonlara da merak salar, el kadar tıfılken (11 yaşında) evden kaçar, Karayip Adalarına giden bir yelkenlide miçoluk yapar. Ancak uğradıkları ilk limanda yakalanır, polisler kulağından tuttukları gibi babasının önüne bırakırlar.

    Bizimki uslanır mı? Nerdeee? Aksine serüvene olan sevdası artar.

    Mektep kaçağı

    Burasını anladık di mi? Tamam. Şimdi gelelim Jules’in ediplik tarafına. Doğrusunu isterseniz ne annesinin, ne de babasının edebiyata dönük bir çalışması bulunmaz, hatta meraklı bile sayılmazlar. Babası bir zamanlar şarkı sözü filan karalar ama bunlar berbat şeylerdir, adam yazdığına yazacağına pişman olur, dile getirilmesinden hoşlanmaz. Jules’in ilk hatırladığı yazı babasına yazdığı bir “kompliman”dır. Mektepte alkışlanan ödev, evde beklediği ilgiyi uyandırmaz. Yüzüne boş boş bakılınca felaket kızar, defterini yırtar, kalemini kenara atar.

    Baba Pierre, Jules’in iyi bir hukuk eğitimi alıp, dişli bir avukat olmasını arzular. Bu çevreyi, bu itibarı oğluna devredip emekli olacağı günlerin hayaliyle yaşar. Nitekim Jules’i tahsil için Paris’e yollar. Ancak bizimki mektebe uğramaz, çekilir köşesine basit şiirler, kısa hikâyeler karalar. Sonra operalar, librettolar filan...
    Bunlar aman aman şeyler değildir, nitekim çoğu elinde kalır, sıradan dergilerde dahi yer bulamaz. Lâkin kolay kolay yılmaz, yazar da yazar, bıkıp usanmadan yazar... Nihayet umduğuna kavuşur, bir piyesi sahnelenmeye başlar. Jules buna çok sevinir ama sırf bu yüzden babası ile “papaz” olurlar. Mösyö Pierre “senin gibi evlad düşman başına” der, maddi desteğini çekip, dertleriyle baş başa koyar. İşte şimdi oturur mu şapa! Geçinmek için yapacağı tek şey vardır: “Yazmak!”

    Ünlü edip Alexandre Dumas “yıkılmayacaksın” der, bir şekilde elinden tutar. İşe bakın tam da o günlerde kafayı balonculukla bozan arkadaşı (Felix Nadar) ona sanatının inceliklerini anlatır ve bu birikimin kitaplaşmasını arzular. Felix fotoğraf işini iyi bilir ama eli kalem tutmaz. Jules’i balona bindirir ve küçük bir gezi yaparlar. Bizimki aklına takılan en küçük detayları bile sorar, işin mantığını kavrar. Bunları derler toparlar ve Stendhal ve Balzac gibi şöhretlerin kitaplarını basan bir yayınevinin kapısını çalar. Mösyö Hetzel notlara asık suratla göz atar, kaşının biri iner, biri kalkar. Adam işini iyi bilir ve lâfı uzatmaz, “buna hikâye katmadıkça beş para etmez” der ve noktayı koyar.

    Makale mi hikâye mi?

    Jules hiç bozulmaz, aksine ilmî bir makaleye, hikâye katma fikri onu da sarar. Oturur Afrika (özellikle Nil’in beslendiği havza hakkında) bilgi toplar ve çok geçmeden ilk romanı “Balonla Beş Hafta”yı masaya koyar. Hetzel çalışmayı beğenmesine rağmen müsveddeleri karalar. Kimi yerlere ünlemler, kimi yerlere soru işaretleri koyar. Jules’den bazı yerleri abartmasını, bazı yerleri de atmasını ister, nihayet “şimdi oldu” der ve romanı yayınlar. (Ocak 1863)
    “Un voyage dans les airs” (Havada Bir Gezi) adıyla basılan eser büyük sükse yapar ve Jules Verne “Coğrafya Edebiyatı” gibi bir tarzın kapısını aralar.

    Bu kitap tutunca yayıncı 20 yıllığına bir sözleşme imzalar ve Jules bu dönemde tam 65 eser yazar. Bazı yıllar üç, bazı yıllar beş kitap çıkarır, çalakalem yazdığı için karakterler oturmaz, tenakuzlar gözden kaçmaz. Jules kitabın birini bitirmeden, öbürüne başlar, hatalarını umursamaz. Okuyucuyu habire gezdirir, geçit vermez dağlardan balta girmez ormanlara koşar, okyanus diplerinden uzak yıldızlara yelken açar.
    ?
    Yazar-gezer

    Vizyona o gün giren filmi internetten indirip, bilgisayar oyunlarıyla oyalanan günümüz kopilleri böyle bir üslupla ne kadar ilgilenirler bilinmez ama sinemanın bile olmadığı yıllarda bu romanlar heyecanla okunur, sadece küçükleri değil büyükleri de yakalar.

    Hikâyecimiz ünlü olduğu yıllarda Honorine Deviane adlı iki çocuklu bir dul ile yuvasını kurar. Gider eşinin memleketine (Amiens’e) yerleşir ve hanım köylü olmaktan şeref duyar. Zaten oğlu Michel de orada doğar.

    Jules Verne cebinde banknotları bulunca hayallerini gerçekleştirmeye bakar, önce annesinin ülkesini (İskoçya’yı) dolanır, derken bir tekne (Saint-Michel III ) satın alır, İskandinavya, Almanya, Hollanda, İspanya derken, Akdeniz ve Kuzey Afrika’yı turlar.
    Hatta kardeşiyle Amerika’ya kadar uzanır, New York’u, Niagara Şelalesini dolaşırlar. Hani “çok yaşayan değil çok dolaşan bilir” derler ya, bu geziler fevkalade işine yarar. Ancak o diğer coğrafyacıların yapmadıklarını yapar, sıkıcı bilgileri bile sürükleyici hikâyelerin arasında sunar.
  7. S. Moderatör Uğur

    S. Moderatör Uğur Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Şubat 2008
    Mesajlar:
    8.241
    Beğenileri:
    6.155
    Ödül Puanları:
    36
    Agatha Christie, Mary Clarissa Miller, aynı zamanda Mary **stmacott takma adıyla yazan, kitapları 113 dile çevrilen, yüzü aşkın eserin sahibi Christie, tüm zamanların en çok satan İngiliz roman yazarıdır. Belçikalı Dedetktif Hercule Poirot ve Miss Jane Marple karakterlerinin yaratıcısı Christie, romantizm serileri ve çoçuk kitapları da yazmıştır.


    15 Eylül 1890 tarihinde, Torquay, Devon'da, Frederick Alvah Miller and Clarissa Miller'ın kızları olarak dünyaya gelen Christie, evde eğitim gördü. Çok küçük yaşta annesi tarafından yazmak için cesaretlendirilen Christie, on altı yaşındayken, Paris'e, şan ve piyano dersleri alacağı bir okula gönderildi.
    1914'de, bir Flying Royal Corps çalışanı olan Archibald Christie ile evlendi. 1919'da kızları Rosalind, dünyaya geldi.

    Christie'nin ilk dedektif romanı, The Mysterious Affair at Styles (Styles'daki Esrarengiz Olay), daha kırkı aşkın romanda karşımıza çıkacak, ünlü Belçikalı dedektif karakteri, Hercule Poirot'u ilk kez kullandığı kitabıydı. Kitap, çeşitli yayınevinlerince geri çevrildikten sonra, 1920'de, Bodley Head Yayınevi tarafından kabul edildi.

    Christie’nin, diğer ünlü dedektifi, sevimli bir yaşlı kız olan, amatör dedektif, Miss Jane Marple, tipik bir İngiliz karakateridir. Poirot, esrarengiz olayları, mantığını ve akılcı methodlarını ve “küçük gri hücreler”ini kullanarak çözerken, Marple, kadınlık içgüdülerine ve empati yeteneğine güvenirdi. Marple’ın adı, içlerinde ilk olarak, Christie’nin 1930'da yazdığı, Murder At The Vicarage (**üm Çığlığı) ve son olarak da, 1977’de yazdığı, Sleeping Murder (Uyuyan **üm)’ın bulunduğu, on yedi eserde geçmekteydi. Poirot ve Miss Marple karakterlerinin ikisi de sinema ve televizyona uyarlandı.

    56 yılda 66 detektif romanının altına imzasını atan Christie’nin en iyi kitaplarından bazıları, 1934'de yazdığı, The Murder of Roger Ackroyd (Roger Ackroyd Cinayeti) ve Murder On The Orient Express (Doğu Ekspresinde Cinayet), 1937’de yazdığı Death On The Nile (Nil’de **üm) ve 1939’da yazdığı Ten Little Niggers (On Küçük Zenci)’dır. 1977’de otobiyografisini yazan Christie, The Mousetrap (Fare Kapanı) gibi, Londra’da, 30 yılı aşkın süre devamlı olarak sahnelerde oynanan, birçok oyununun da yazarıdır.

    Archie Christie’nin, Nancy Neele adında, daha genç bir kadına aşık olduğunu açıklaması üzerine, 1926’da, Christie’nin evliliği noktalandı. Aynı sene Christie, annesini kaybetti.

    1978’de, Michael Apted’in yönetmenliğini yaptığı ve Christie’yi, Vanessa Redgrave’in canlandırdığı, Christie’nin gerçek hayat öyküsünü konu alan, Agatha filmi, 1926’da, Christie’nin boşanmasından sonra bir süreliğine ortadan kaybolup, Harrowgate Oteli’nde, Mrs. Neele adı altında yaşamasını konu alır.

    1928’de sonuçlanan boşanma sürecinin iki yıl sonrasında, Christie, 1927’de, Ortadoğu’ya yaptığı ziyaretler sırasında tanıştığı, arkeolog Max Mallowan’a, Suriye ve Irak’daki kazı alanlarına yaptığı yolculuklarda eşlik etti. Daha sonra Mallowan ile evlenen Christie, 1936’da Murder in Mesopotaima (Mezapotamya Cinayeti) ve 1937’de, Death on the Nile (Nil’de **üm), romanlarını yazdı.1946’da yazdığı, Come, Tell Me How You Live kitabında, Christie, kendi arkeolojik maceralarını anlatmıştır.

    En verimli dönemi 1920’lerin sonu olan Chiristie’nin, 1930’larda, farklı esrarengiz olayları konu alan dört, Dedektif Hercule Poirot’un hikayelerini yazdığı on dört, Miss Marple ve Müfettiş Battle’ın hikayelerini yazdığı dört kitabı basıldı. Aynı sene, Harley Quin ve Mr. Marker Pyne hikayelerinin anlatıldığı, iki kitap daha yazan Christie, iki tane de sahne oyunu yazdı.

    1936’da, Mary **stmacott takma adı altında yazdığı, ilk altı psikolojik romantizm romanı basılan Chiristie, 1937’de Howard Carter’la tanıştığı, Luxor ziyaretinden sonra, 1973 yılına kadar basılmayan, Akhanaton adlı sahne oyununu yazdı. Bu oyun 1979’da New York’da takip eden sene de Londra’da, Akhanaton and Nefertiti adıyla sahnelendi.

    İkinci dünya savaşı sırasında, Londra’da Univesity College Hospital dispanserinde görev yapan Christie, savaş sonrasında, roman çalışmalarına devam etmesinin yanı sıra, sahnede ve sinemada da başarı kazandı. Witness for the Prosecution (Beklenmeyen Şahit), New York Drama Critics Circle tarafından, 1954-55 sezonunun en iyi yabancı sahne oyunu seçildi.

    1967’de Christie, İngiliz Araştırma Klübü’nün başkanı oldu. 1971 yılında İngiltere’nin en yüksek onur ünvanı olan "Britanya İmparatorluğu Kadın Komutanı" nişanını alan Christie, 12 Ocak 1976’da, Wallingford, İngiltere’ de öldü.
  8. S. Moderatör Uğur

    S. Moderatör Uğur Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Şubat 2008
    Mesajlar:
    8.241
    Beğenileri:
    6.155
    Ödül Puanları:
    36
    Fransız roman ve oyun yazarı. 19.yüzyıl Avrupa edebiyatında "realizm"in yaratıcısı ve klasik roman tekniğinin kurucusu olarak kabul edilmektedir. Oldukça üretken bir yazar olan Balzac, yaşamı boyunca yüzün üzerinde roman, kısa hikaye ve oyun kaleme almış; tüm eserleri, Dante'nin "The Divine Comedy"sinden esinlenilerek, "La Comedie Humanine" (İnsanlık Komedisi) adı altında dünyaca ünlü bir kitapta toplanmıştır. Küçük ve orta dereceli Fransız burjuvazisini ve toplum geleneklerini ince bir ironiyle hicvettiği birçok eseri "dünya klasikleri" arasına girmiş; bir roman üstadı olarak, dünya edebiyatına damgasını vurmuştur. Böylesine büyük edebi yeteneğine ve üretkenliğine rağmen, yaşamı boyunca borç içinde yaşamış; öldükten sonra üne kavuşmuştur.


    Honore de Balzac, 20 Mayıs 1799 tarihinde, Fransa'nın Tours şehrinde, memur bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Orta sınıf bir burjuvazi ailesinden gelen babası Bernard François Balssa, 1797 yılında, Parisli seçkin bir aileye mensup ve kendisinden 31 yaş küçük olan Anne Charlotte Laure Sallambier ile hayatını birleştirdi. Eyalet savcısı olarak imparatorluk bünyesinde görev yapıyor; aynı zamanda, Paris'teki Kral Konseyi'nin sekreterliğini yürütüyordu. Fransız İhtilali boyunca, liberal düşünceler taşıyan Bernard François, Komün birliği içinde yer almasına rağmen, 1795 yılında, kralcı protestoculara yardım ettiği gerekçesiyle Tours'a gönderildi. Rabelais'teki evinde düşüp sakatlanınca, şehir hastanesinde uzun süren bir tedavi sürecine başladı. Aile, bu sağlık problemlerinin daha iyi koşullarda halledilebilmesi için, 1814'de Paris'e geri döndü.
    Balzac dört yaşına kadar, Saint Cyr adındaki bir köyde bulunan bir yetimhanede büyüdü. O dönemin Fransa'sında pek de sık rastlanılmayan bir durumdu bu. Dört yaşında ailesinin himayesine geri verildi ve ilköğrenimine başladı. Babasının eğitim konusundaki titizliği nedeniyle, oldukça donanımlı bir öğrenim hayatı geçirdi. İlk olarak College de Vendome'a gitti. Honore de Charlemagne lisesinin ardından Sorbonne Üniversitesi'nde hukuk okudu. Bu mesleği, sadece babasının isteği üzerine seçen Balzac, mezun olduktan sonra bir süre, hukuk bürolarında staj yaptı.

    Asıl merakı, edebiyat ve yazarlık olan Balzac, başkentte bulunduğu süre içerisinde sanat ve edebiyatla tanışmış; bu alandaki yeteneğinin farkına varma fırsatını yakalamıştı. Nitekim, 1819 yılında ailesi, finansal sorunlar nedeniyle küçük bir kasaba olan Villeparisis'ye taşınma kararı aldığında, yazar olmak isteğini ilk defa açıkça dile getirdi. Elbette ailesiyle, geleceği konusunda fikir ayrılığına düşmesinin tek nedeni, meslek seçimi değildi. Balzac, ihtilal dönemi Fransa'sında esen Saint-Simon Akımı'nın etkisine kapılmıştı ve siyasi düşüncesi de buna bağlı olarak sol ideolojilere meyilliydi. Bu durum yazarın, koyu bir liberal olan babasıyla ters düşmesine ve ailesinden gittikçe uzaklaşmasına yol açtı. Böylece sefalet ve yalnızlıkla geçecek bir hayata merhaba diyerek ailesinden ayrılıp hayallerinin peşine düşen Balzac, Paris'e geri döndü ve Arsenal Kütüphanesi yakınlarında, pejmürde bir oda kiraladı. Birkaç yıl sonra, E.T.A. Hoffmann'dan esinlenerek kaleme alacağı, "La Peau De Chargin" (1831) adlı kitabında, bu odayı ve orada geçirdiği günleri, fantastik bir öykü halinde anlatacaktı.

    Yazarın ilk çalışması, 1820 yılında kaleme aldığı "Crom**ll" adlı trajik bir tiyatro oyunuydu ve kendi ailevi sorunlarının onun üzerinde bıraktığı etkilerin izlerini taşıyordu. Çünkü ileri görüşlü ve ihtilalci bir baba ile, kocasından 19 yaş küçük ve içine kapanık bir annenin mutsuz evliliği, yazarın karamsar bir aile ortamında yetişmesine neden olmuştu. Bu yapıtın başarısızlığının ardından Balzac roman türüne yönelerek, 1822'ye kadar, farklı takma isimlerle, romantizme karşı hicivsel bir tavır içeren birkaç eser kaleme almış olsa da, edebiyat çevrelerine kendini bir yazar olarak kabul ettirebilme fırsatını yakalayamadı. Bu yoksul yaş***** üzülen ailesinin, özellikle de babasının baskılarına rağmen, edebi kariyerini sürdürme niyetinde olan Balzac, ancak yazarak kişisel bir başarıya ulaşabileceğini düşünüyordu. Bunun yanı sıra, asgari ihtiyaçlarını da karşılamak zorunda olduğu için, bir yandan da ticarete soyundu ve bir yayımevi açtı. Çok fazla iş alamayan bir de matbaa satın aldıysa da, bu ticari faaliyetlerinde başarı sağlayamadı ve ağır bir borç yükü altına girdi. Malesef, yazarlıkta gösterdiği beceriyi iş yaşamında sergileyemeyerek hayatı boyunca bu tür borçlarla uğraşmak zorunda kaldı.

    1825 yılında, kötü giden evliliğinin ardından terk edilen ve depresyona giren kızkardeşi Laurance'i kaybeden Balzac, her ne kadar aşka olan inancını tamamen yitirse de, ona hayatın anlamını yeniden geri kazandıracak kişi olan Madame Laure de Benry'le tanıştı ve ona aşık oldu. Karamsarlığı, içe kapanıklığı ve toplum yaş***** karşı tepkisel duruşuyla a-sosyal bir kişi haline gelmiş olan yazarın yaşamında, bir kadının üstlenebileceği ne kadar anlam varsa hepsinin yerini tutacak olan bu kadın, Balzac'ın manevi açlığını doyurmasının yanı sıra, maddi anlamda da tek destekçisi haline geldi. Onu toplumla barıştırmaya çalıştı. Kendisinden yaşça çok büyük olan kontes, "Vadideki Zambak"taki Madame de Mortsauf ve "Sönmüş Hayaller"deki Madame de Bargeton gibi pekçok kadın kahramanın ilham kaynağı olacaktı. Ancak özel hayatı ile başarısız ticari deneyimleri arasında bir denge kuramayan yazar için kişisel yargılamaya dayalı bir dönem başlayacak ve bu duygularını ileride kaleme alacağı romanlarındaki karakterlere yansıtacaktı.

    Artık 29 yaşına gelmiş olan Balzac, kariyeriyle ilgili çalışmalarında halen bir ilerleme kaydememişti. Bu dönemde, kendisini misafir etmek isteyen General de Pommereul'un davetine icap etti ve yeni romanı için araştırma yapmak amacıyla, generalin Brittany'de bulunan Fougeres'deki evinde, kısa bir süre kaldı. 1829 yılında, Sir Walter Scott'un yaşam tarzıyla ilgili tarihsel bir çalışma olan "La Dernier Chouan"ı (Köylü İsyanı ya da Şuanlar olarak bilinir) yayımladı (sonradan "Les Chouans" olarak anılmaya başlandı). İlk defa kendi ismini kullanan Balzac, bu kitapla birlikte yavaş yavaş edebi çevrelerinin dikkatini çekmeye başladı. 1830 ile 1832 yılları arasında, altı adet kısa hikaye kaleme aldı ve bunları "Scenes De La Vie Privee" (Özel Yaşamdan Sahneler) adlı bir kitap altında biraraya getirdi. Evlilik kurumunu sorguladığı ve bilhassa bayan okurların dikkatini çeken bu çalışma, ilk olarak La Presse'de yayımlandı. Ardından, Le Voleur adlı gazetede, "Paris Mektupları" adını verdiği köşesinde, siyasi temalı fıkralar kaleme almaya başladı ve böylece dönemin popüler mesleklerinden sayılan gazeteciliğe de adım atmış oldu.

    Gizem öğeleri içeren yazılarla ilgilenen Madam Balzac'ın, oldukça ağır bir hastalığa yakalanmasından sonra, bu gizem merakı, Balzac'ı da etkisi altına aldı. Jacob Boehme ve S**denborg'ün çalışmalarını incelemeye başlayan ünlü yazar, Sorbonne'da, Anton Mesmer'in "hayvan manyetizması" derslerini de takip etti. Bu dönem tüm bu yaşadığı olayların, öğrendiği ve okuduğu derslerin etkileri "La Peau De Chargin" adlı eserinde açıkça hissedilmekteydi; çünkü kitabın baş kahramanı, başarıya ulaşmak için sihirli güçler kullanıyordu. Felsefi öğeler de içeren roman, yazarına alışkın olmadığı maddi bir kazanç getirdi ve Balzac, o zaman için hatırı sayılır bir meblağ olan 5000 Franklık gelir elde etti. 30'lu yaşlarını süren Balzac'ın kariyer grafiği artık çıkışa geçmişti. Edebi çevrelerce tanınır hale gelmiş ve entellektüel ortamlarda boy gösterir olmuştu. Elde ettiği bu başarıyı ve çok sevdiği bohem hayatının avantajlarını kaybetmek istemeyen yazar, olağanüstü bir çabayla kendini yazmaya adadı. Bedeninin kaldırabileceğinin çok üstünde bir performans sergiledi ve 1832 yazında aklını kaybetmenin eşiğine geldi. Bu dönemde kaleme aldığı, "Louis Lambert" adlı otobiyografi niteliğindeki romanında, sözkonusu depresyonun etkileri hissedilmekteydi.

    1833'de Balzac, yazdığı tüm romanları biraraya getirmeye karar verdi. Böylece, birbirinin tamamlayıcısı haline gelecek olan bu romanlar, üzerinde durduğu toplumsal konuları tam anlamıyla ifade edebilecekti. Doksan kadar roman ve kısa hikayeyle birlikte, ikibin kadar karakterden oluşacak seri sayesinde, yazarın, Fransız burjuvazisinin alışkanlıkları, atmosferi, gelenekleri ve yaşam tarzı ile ilgili çizdiği tablo net bir şekilde görülebilecek ve idrak edilebilecekti. Bu büyük planı için büyük bir enerji ve hırsla çalışmaya koyulan Balzac, yine ağır bir borç yükünün altına girdi ve kurtuluş için yeniden, finansal kaynak getirmesini umduğu birtakım ticari faaliyetlerde bulundu. Bir defasında, Sevres'de bulunan Ville d'Avray'daki evinde ananas yetiştirip satmaya çalıştı. Ancak hiçbir çabası onu başarıya götüremedi ve iki yıl sonra, alacaklılarından kaçmak zorunda kalarak, hizmetlisi Madame de Brugnolle'nin adı altında kimliğini gizledi.

    1835 yılında, "La Chronique de Paris" adlı bir gazeteyi satın alan Balzac, yeniden hırsla yazmaya koyuldu ve bir dünya klasiği olan "Vadideki Zambak", bu dönemin bir ürünü olarak ortaya çıktı. Yoğun çalışma temposuyla kendini çok fazla yıpratan yazar, kitabın yayımlanmasının ardından bir kalp krizi geçirdi. Sonrasında ise, hayatının önemli bir bölümüne damgasını vurmuş olan Madame de Berny'yi kaybederek büyük bir sarsıntı yaşadı. Tüm bu olumsuz gelişmelerin yanı sıra, finansal sorunlar yüzünden gazetesi de iflas edince, yayıncısı Bulloz ile arası bozuldu ve böylece ertesi yıla kadar gazeteciliğe ara verdi.

    1834'den 1837 yılına kadar süren çabaları sonucunda, 12 ciltlik 3 bölümden oluşan, eski ve yeni eserlerini biraraya getirdiği kitabını tamamladı. İlk bölümde, toplumsal hayatın farklı yönlerini, insan hayatı üzerinde belirleyici rol oynayan örfler, adetler ve gelenekler çerçevesinde ele aldı. İkinci bölümde, bu konuya felsefi bir bakış açısıyla yaklaşıyor ve farklı açılımlarda bulunuyordu. Üçüncü ve son bölümde ise, insan doğası ve kitlesel davranış biçimleri hakkında çözümleyici, analitik sonuçlara varıyordu. "Yaşlı Kız" adını verdiği bu ilk derleme çalışması, 1936 yılında, La Presse'de yayımlanmaya başladı. 1840 yılında, derlemeyi yeniden düzenledi ve Dante'nin "The Divine Comedy" adlı eserinden ilham alarak, hepsi için ortak, birleştirici bir isim koydu: "La Comedia Humanine" (İnsanlık Komedisi).

    1842'de kaleme aldığı "The Human Society"de, Geoffroy Saint - Hilaire'nin hayvan krallığı ve beşeri topluma özgü teorilerinin etkisinde kalarak, karşılaştırmalı bir bakış açısı ortaya koydu. Ona göre, insanoğlunun yaşam tarzı ve buna hükmeden gelenekleri çok çeşitli özelliklere sahipti ve yöreden yöreye, toplumdan topluma değişiklik gösteriyordu. Bunun yanı sıra, hayvanlarda nadiren rastlanılan bir durum olmasına karşın, insanoğlunun sevgisi, dramatik çatışmalarla doluydu. Ona göre, Fransız Devrimi savunduğu adaletli ve eşitlikçi düşünceleri hayata geçirememiş; toplumsal sınıflar arasındaki ayrımı yok edememiş ve vaadettiklerinin aksine, insanları yaşadıkları çevreye yabancılaştırmıştı. Liberalizm, insanların bireyci ve bencil düşüncelerini körükleyerek ahlaki çöküşe neden olmuştu.

    Balzac'ın yeniden revize ettiği ve 1842 ile 1848 yılları arasında 17 cilt halinde yayımladığı "İnsanlık Komedi"sinin baş yapıtları arasında, "Le Pere Goriot" (Goriot Baba), "Les Illusions Perdues", "Les Paysans", "La Femme De Trente Ans" ve "Eugenie Grandet" yer alıyordu. Bu kitaplarda yazar, Paris'ten taşra kentlerine uzanan geniş bir perspektif içinde, farklı yaşam biçimlerini manzara ediyordu. Eski ve köklü aristoratik yapısıyla, orta-sınıf ticaretiyle, yeni refah politikalarıyla, profesörleriyle, memurlarıyla, genç entellektüeleriyle, suçlularıyla ve daha pekçok özelliğiyle kendini gösteren Fransız toplumunu, Paris odağında analiz ediyor ve birçok noktada eleştiriyordu. Balzac'ın romanlarında dikkati çeken önemli bir özellik, pekçok önemli karakterine, farklı romanlarında yeniden yer vermesiydi. Yirmibeş ayrı romanında görünen Henry de Massay ile Eugene Rastignac gibi öne çıkan karakterlerle neredeyse bir gönül bağı kurmuş olan ünlü yazarın, bu karakterlerini gerçek hayattan kurgulayarak romanlarına işlediği yönünde değerlendirmeler yapılmaktaydı.

    "Le Pere Goriot" (Goriot Baba) adlı ünlü romanı, ilk defa 1934 yılında, Revue de Paris'de yayınlandı ve ertesi yıl da kitap haline getirilerek basıldı. Fransız İhtilali'nden sonraki burjuva sınıfının karamsar bir tablosunu çizen bu eser, Shakespeare'in "Kral Lear" adlı oyununun roman türüne çevrilmiş farklı bir uyarlamasıydı. Hırslı fakat yoksul bir genç adam olan Eugene de Rastignac, egoist ve acımasız kızkardeşleri ile çocukları için herşeyini feda etmekten çekinmeyecek bir baba olan yaşlı Goriot'nun birbiriyle ilintili hikayesini anlatıyordu.

    Eserlerinin pekçoğunu, büyük bir sevgiyle bağlı olduğu Paris'te kaleme alan Balzac, Tours yakınlarındaki Sache'de de bir süre ikamet etti ve çalışmalarına burada devam etti. 1828 ile 1836 yılları arasında, şehir merkezine yakın, Rasathane civarındaki Cassini'de yaşadı ve bohem hayatı sürdü. 1847'de Rue Fortunee'ye taşınan Balzac, bu en verimli döneminde, günde ortalama 15 saat çalışıyor ve özel olarak harmanlanmış Paris kahvesinden içiyordu. Akşam yemeğinden sonra kısa bir süre uyuyor; ardından gece yarısı uyanarak sabaha kadar yazmaya devam ediyordu. Kendini neredeyse tamamiyle yazmaya adamış olsa da, hayatın tadını çıkaracak faaliyetlere de katılıyordu.

    1846 yılında yayımladığı "La Cousin Bette" (Bette Abla), yazarın hiç gün yüzüne çıkmamış aşk ilişkilerinden kesitler taşıyordu. Bu hikayede, Cousin Bette adlı baş kahraman, ailesi ve bir hayat kadını olan Valerie Marneffe'den, yaşadığı tüm hayalkırıklıkları için intikam almaya çabası içine giriyordu.

    Yazar, Madame de Berny'nin ölümüyle büyük bir sarsıntı yaşadıysa da, hayatına hükmeden tek aşkı o olmamıştı. 1832 yılındaki tanışmalarından itibaren Balzac, Polonyalı bir kontes olan Eveline Hanska ile 15 yıl boyunca mektuplaşmıştı. Hanska, yazarın, Bette Abla'daki Madame Hulot karakterinin de aralarında bulunduğu birkaç eserindeki bayan kahramanlar için esin kaynağı oldu. 1837 yılının sonbaharında, hem sağlığına yeniden kavuşmak, hem de Eveline'nin, Bartolini tarafından yapılan büstünü görmek için İtalya'ya gitti. Bartolini'den, aynı büstten kendisine de yapmasını rica etti.

    1841'de, kontesin eşinin vefat etmesinin ardından, sevgilisiyle uzun zaman birlikte yaşama hayalleri kuran Balzac, sağlığının iyice kötüye gitmesine rağmen, 1847'de, Polonya'ya giderek, sevgilisinin şatosunda yaşamaya başladı. 1850 yılının Mart ayında ise, Madame Hanska ile evlendi. Çift Paris'e geri döndü; ancak mutlu evlilik sadece iki yıl sürdü. 18 Ağustos 1850 tarihinde, bronşit ve kalp yetmezliğinden hayata veda eden Honore de Balzac, ardında 50'ye yakın tamamlanmamış eser bıraktı. Bunlardan en önemlisi, dünya edebiyat tarihinde oldukça değerli ve saygın bir yere sahip olan İnsanlık Komedisi'nin, 1845 yılında başladığı son revizesiydi. Yarım kalan bu çalışma, 1869 - 1876 tarihleri arasında tamamlandı ve 24 cilt halinde yeniden basıldı.

    Kahramanlarının kişisel özelliklerinin ve kişisel deneyimlerinin de yaşadıkları olaylardaki duruşlarını etkilediğinin altını çizerek, olaylardan ve davranışlardan ziyade, nedenler ile geçmiş üzerinde durmuş; dolayısıyla romanın Shakespeare'ı olarak kabul edilmiştir. Eleştirel düşüncelerinin ve savunduğu ideolojilerin etkisiyle, yaşama realist bir pencereden bakan yazar, romanlarında gerçekçi, tutarlı ve doğal bir üslup kullanmıştır. Kahramanları aracılığıyla, diğer insanlara karşı empati kurmuş; gözlem yeteneğinden oldukça fazla yararlanmıştır. Bu nedenle, roman türünde, realizm ve doğalcılık anlayışını edebi bir akım haline getirmiştir.
    TÜRKÇEYE ÇEVRİLEN ESERLERİ:

    ****** kurba (2006)

    Köylü İsyanı (1974)

    Tours Papazı (1949)

    Eugenie Grandet (1983)

    Goriot Baba (1984)

    Bette Abla (1977)

    Otuz Yaşındaki Kadın (1963)

    Vandetta (1943)

    Tılsımlı Deri (1943, 1968)

    Tefeci Gobseck (1947-1961)

    Kırmızı Han (1946)

    Terör Devrinde (1979)

    Köy Hekimi (1942-1979)

    Bilinmeyen Şaheser (1945)

    Lois Lambert (1946)

    Albay Chabert (1944-1974)

    Bir Havva Kızı (1970)

    Onüçlerin Romanı (1945)

    Mutlak Peşinde (1945-1965)

    Altın Gözlü Kız (1943)

    Kibar ******lerin İhtişam ve Sefaleti (1946)

    Kibar ******ler (1972)

    Kötü Kadınların Parlayış, Düşüşü (1981)

    Vadideki Zambak (1941-1985)

    Sönmüş Hayaller (1949)

    Nucingen Bankası (1950)

    Köy Papazı (1952)

    Cesar Birotteau (1945-1964)

    Ursula Mirouet (1949)

    Karanlık Bir İş (1947)

    Esrarlı Bir Vaka (1949-1964)

    İki Gelinin Hatıraları (1940 - 1983)

    Modeste Mignon (1947)

    Köylüler (1845, 1976-1985)
  9. S. Moderatör Uğur

    S. Moderatör Uğur Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Şubat 2008
    Mesajlar:
    8.241
    Beğenileri:
    6.155
    Ödül Puanları:
    36
    Asıl adı Julien VİAUD olan Pierre Loti, 1850 yılında Fransa'nın Rochefort şehrinde doğmuştur. Denizcilik okulunu bitirerek 1873'te deniz subayı olur. Bu mesleğini 1910 yılına kadar devam ettirip emekliye ayrılır.

    Julien VİAUD, Fransız edebiyatında 1881 yılından itibaren yazar Pierre Loti olarak tanınmaya başlar. Denizcilik mesleğinin yanında yazarlık onun tutkusu olur, hatta yazdıkları eserler beğeni toplar ve en çok okunan yazarlar arasına girer. 1891 yılında Academie Française seçilir. 1910 yılında Legion d'Honneur nişanı alır.

    Julien Viaud 1868 yılından itibaren denizlerde sık sık seyahate başlar. 1876 yılında görevli olarak Akdeniz'e açılır. Bu yolculuğu esnasında ilk defa hayatında İstanbul'a gelir. 1876 yılında deniz subayı olarak gelen Loti 7,5 ay süreyle İstanbul'da kalır. Pierre Loti, bu şehrin kendisini büyülediğini ve aradığı gerçek huzurun bu şehirde olduğunu söyler. Loti İstanbul'a ve bu topraklarda yaşayan bir Osmanlı kızına aşık olur.

    1876 yılında bir gönül aşkı ile başlayan sevgi İstanbul şehrinde kişileşip 1913 yılına kadar devamlı ziyaretlerle tazeliğini korur. Tam yedi defa İstanbul'a gelen bu Fransız yazar 1913 yılından sonra hayatının son günleri olan 1923'e kadar Türkiye'den ayrı kalır.

    Pierre Loti'nin eserlerinde Türkiye denilince aslında her şey İstanbul’dur. Loti Türkiye'de İstanbul'dan başka sırasıyla İzmir, Bursa ve Edirne'yi de tanımıştır. Bursa Yeşil Türbesiyle ve Muradiye Külliyesiyle onu doğu mistisizmine götürdüğünden, kalbinde İstanbul'dan sonra özel bir yer tutmuştur. İstanbul, Pierre Loti için Türkiye'nin sembolünden ziyade tüm doğunun sembolü olmuştur.

    Loti daha 1876 daki İstanbul'a ilk gelişinden itibaren kendisini bir Türk Dostu olarak hissetmiştir. Loti, Türklerin her zaman sevilen bir dostu olmuştur ve Türkler onun hep bu dostluk yönünü tanımışlar, bilmişlerdir. Fakat Loti'nin yazarlık yönü, özellikle eserlerinde Türkiye konusu pek işlenmemiş, araştırılmamıştır. Halbuki Pierre Loti'nin edebi hayatı ve kariyeri önce bir Türk romanı olan AZİYADE ile başlamış ve Supremes Visions d'Orient "Doğunun son görüntüleri" romanıyla sona ermiştir.

    Aziyade romanı Pierre Loti'nin ilk eseridir. 1876 yılında İstanbul'a gelen Loti, burada tanıdığı bir Çerkez kızına aşık olur. Roman, Loti'nin bu kıza olan aşkını konu eder. Bir genç, güzel bir kıza nasıl aşık olabiliyorsa, Loti'de İstanbul'a öyle bağlanmıştır. Çünkü Aziyade romanı değişmeye hazırlanan, yeni bir devrin başlangıcı olan Türkiye'yi ve Türk toplumunu anlatmaktadır.

    Loti Türkiye'ye 7 defa gelmiştir. Görevle veya özel olarak gelen Loti her gelişinde "yazarlık" yönünü kullandığından seyahatleri hiç bir zaman basit bir gezi şeklinde olmamıştır. Her gelişinde Loti'yi bu ülkeye çeken unsurlar, özellikler vardır. Tüm eserlerinde Loti bu çekiciliği çok güzel ve gerçekçi tasvirlerle kanıtlamıştır.

    İstanbul'un güzelliği, aşık olduğu bir kadın onu bu rüyalar alemine çeken sadece iki özellik değildi; bunların yanında onun ruhunu fetheden İslam Dini ve Türk halkının yaşam şekli idi. Bu son iki unsur yazarın zihnini tüm yaşamı boyunca meşgul etmiştir. Loti, Türkiye ile ilgili tüm eserlerinde tarihlere, mekanlara özel bir önem vermiş yerleri, isimleri, hep Türkçe kullanmıştır. Sadece Aziyade romanında 100 tane Türkçe kelime vardır.

    Pierre Loti, önce Hasköy'de bir ev kiralamış, daha sonra Divanyolu'nda oturmuştur. Evin sokağına ve Eyüp Mezarlığı çevresinde ki bir kafeye onun adı verilmiştir.
  10. S. Moderatör Uğur

    S. Moderatör Uğur Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    4 Şubat 2008
    Mesajlar:
    8.241
    Beğenileri:
    6.155
    Ödül Puanları:
    36
    Mark Twain,(asıl adı Samuel Langhorne Clemens) 1835'te ABD'nin Missouri eyaletine bağlı çok küçük bir köy olan Florida'da doğdu. Dört yaşındayken Clemens ailesi başka bir küçük köye, Mississippi ırmağı kıyısındaki Hannibal'e yerleşti. Esnaflık ve avukatlık yaparken politikaya atılan babası on bir yaşındayken ölünce Samuel okuldan ayrılıp bir matbaada çırak olarak çalışmak zorunda kaldı. Ardından ağabeyinin çıkardığı Hannibal Journal adlı yerel gazetede dizgiciliğe başladı. Aynı gazeteye ve Boston'da çıkan mizah dergisi The Carpet-Bag'e mizah yazıları yazdı. Dizgicilikten sıkılınca dört yıl boyunca Mississippi nehrinde çalışan buharlı gemilerden birinde kaptanlık yaptı. Kuzey-Güney savaşı nedeniyle ayrılmak zorunda kaldığı bu meslek en sevdiği iş oldu. Abisiyle batıya gitti; gazete muhabiri olarak çalışmaya başladı. Mark Twain adını ilk kez 1863'te mizahi bir gezi yazısında kullandı. "Mark Twain" (İngilizcede "ikiyi işaretle") geminin dibe oturmaması için gerekli su derinliğini ölçen bir gemici terimiydi. 1867'de ilk kitabı The Celebrated Jumping Frog of Calaveras County (Calaveras İlçesinin Ünlü Sıçrayan Kurbağası) yayımlandı. Güneybatıya özgü mizah anlayışını taşıyan bu öyküyle adını ülke çapında duyurdu. 1870'te kısa ve özlü bir biçimde yaptığı konuşmalarıyla ününü tazeledi. Aynı yıl evlenerek Connecticut'ta Hartford'a yerleşti, üç kızı oldu. Çocuklar ve gençlere yönelik en iyi romanlardan biri sayılan Tom Sawyer'ın Maceraları'nın ardından başyapıtı Huckleberry Finn'in Maceraları'nı yazdı. 1880'lerde bir dizgi makinesine yatırım yaptı ama iflas etti. Kitaplarının geliri ve birçok ülkede yaptığı konuşmalarla borçlarını ödeyebildi. 1906'da başladığı otobiyografisini bitiremeden öldü.

    ESERLERİ:
    Tom Sawyer'ın Maceraları (1876); Huckleberry Finn'in Maceraları (1884); Adem ile Havva'nın Cennet Günlüğü (1905); Çalınan Taç (1881), Yurtdışında Bir Serseri (1880) , Mississippi'de Yaşam (1883).
    manyac_rocker bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş