Yahya Kemal,Atilla İlhan,Öz Şiir

Konu 'Edebiyat 12.Sınıf' bölümünde hanturk tarafından paylaşıldı.

Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.
  1. hanturk

    hanturk Üye

    Katılım:
    15 Kasım 2009
    Mesajlar:
    6
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    0

    Arkadaşlar bu sorularımın acil cevapları lazım yardım ederseniz sevinirim

    1-)Öz şiir nedir? özelikleri nelerdir

    2-)Yahya Kemal'in edebi kişiliği hakkında bilgi veriniz

    3-)Atilla İlhan'ın edebi kişiliği hakkında bilgi veriniz

    4-)Tiyatroyu açıklayınız (yani konusunu alt dalları ile birlikte)

    5-)Şiiri açıklayınız (yani konusunu alt dalları ile birlikte)

    Acil lazım :mad:
    ecmel_34 bunu beğendi.
  2. Rüzgar

    Rüzgar Moderatör Yönetici Moderatör

    Katılım:
    31 Ekim 2008
    Mesajlar:
    2.028
    Beğenileri:
    875
    Ödül Puanları:
    113
    1-)Öz şiir nedir? özelikleri nelerdir


    -Milli Edebiyat Döneminin şiir hareketleri bu dönemin oluşmasında etkili olmuştur.


    Şiir dili her şeyin üzerindedir.


    Şiir bir biçim(form) sorunudur. Ahenk söyleyiş tarzı, ritim, kafiye ile sağlanır.


    Amaç iyi ve güzel şiir yazabilmektir.


    Dilde saflaşma, sadeleşme görülür.


    Şiir, soylu bir sanat olarak kabul edilir.


    En değerli şey dizedir.


    Şairlerin kendilerine özgü bir imge düzenleri vardır.


    İçsel bir yaklaşımla insan anlatılır.


    Şiirin toplum için değil sanat için olduğunu iddia ederler ve şiirlerini sanat için yazarlar. Şiirler ideolojinin esiri olmamalıdır.


    Güzel şiir ancak çalışarak elde edilir. Şiir emek işidir.




    2-)Yahya Kemal'in edebi kişiliği hakkında bilgi veriniz


    -Yahya Kemal Beyatlının edebi kişiliği
    Yahya Kemal, yetişme tarzı, kültürü, tesirleri ve her hali Türk olan davranışlarıyla milli şahsiyetlerimizden biridir. Paris’te Siyasal Bilgiler Fakültesinde derslerini takip ettiği Albert Sorel’in kuvvetli tesiri altında kalarak Türk tarihini incelemeye başladı. Jean Moréas, Baudelaire, Verlaine gibi Fransız şairlerinin edebi mülahazalarını iyi kavradı.Paris’e gidişi bir kaçış olduğu halde orada, bilhassa Jön Türkler tarafından organize edilen siyasi faaliyetlere katılmayarak sanat çevrelerinde kendini yetiştirdi. Bu yıllarda, İstanbul’da parlayıp sönen Servet-i Fünun şiiri tesirinden kendini kurtardı.

    Klasik divan şiirini ve konularını batı şiirindeki bütünlük anlayışıyla milli bir ses ve yeni bir üslupla ele aldı. Avrupa dönüşü Yeni Mecmua’da, ’Bulunmuş Sahifeler’ başlığıyla yayınladığı gazeller ve şarkılarla tanındı. Bu neo-klasik şiirler, onun çıkış noktasının Osmanlı tarih ve şiiri olduğunu gösterdiği gibi, sonradan yeni şekiller ve sade dille yazdıklarında da şairin Osmanlı medeniyet ve kültürüne bağlı kaldığı görülür. Milli değerlerimize dayanmayan Batı taklitçiliğinin olamıyacağını bunun için de şiir ve yazılarıyla hiç gösterişe kapılmadan milli sanatı kurmaya çalıştı. Onda tarih, vatan, millet ve İstanbul sevgisi, hep bu açıdan işlenir.

    Yahya Kemal Beyatlı şiirlerini, makale ve hikayelerini sağlığında kitaplara toplamamış; eserleri dergilerde, birçok gazetelerde dağınık kalmıştı. Ölümünden sonra dostları ve talebeleri tarafından bir ’Yahya Kemal’i Sevenler Cemiyeti’ kurulduğu gibi, İstanbul Fetih Cemiyetine bağlı bir de Yahya Kemal Enstitüsü ve Müzesi açıldı (1961). Hakkında yayınlanmış kitapların sayısı on beşi geçer. Usta bir şiir yapısına ve kelime işçiliğine sahip olan Yahya Kemal, yüzyılımızın en başarılı Türk şairlerindendir.


    3-)Atilla İlhan'ın edebi kişiliği hakkında bilgi veriniz

    -Atilla İlhanın edebi kişiliği

    Senaryolarında "Ali Kaptanoğlu" takma adını kullandı.İlk şiiri olan "Balıkçı Türküsü" 1941'de Yeni Edebiyat Dergisi'nde yayınlandı. Çeşitli dergilerde deneme , şiirleri yayınlandı. Türk edebiyatının önemli isimleri arasına girdi. Garip Akımı ve İkinci Yeni şiirine karşı çıktı. Mavi ya da Maviciler adıyla tanınan toplumcu gerçekçi şiir akımını başlattı. Şiire yeni bir ses düzeni, taşkın, coşkulu bir anlatım ve kendisine özgü bir duyarlılık getirdi. Sisler Bulvarı, Yağmur Kaçağı, Ben Sana Mecburum şiir kitaplarındaki şiirleriyle genç şair kuşağını etkiledi. Yasak Sevişmek, Elde Var Hüzün kitaplarındaki şiirlerinde divan şiiri ve şarkılardan da yararlandı. İlk iki romanı Sokaktaki Adam ve Zenciler Birbirine Benzemez'den sonraki romanlarında tarihsel konulara ağırlık vermeye başladı. Bu tür romanlarında öz Türkçe akımına karşı çıktı.



    4-)Tiyatroyu açıklayınız (yani konusunu alt dalları ile birlikte)

    - TİYATRO
    Tiyatro: İnsan hayatını, sahnede seyirciler önünde canlandırma sanatına tiyatro denir. Ayrıca “sahne eseri” ve “sahne eserinin oynandığı yer” anlamlarında da kullanılır.
    Tiyatro da diğer güzel sanatlar gibi, dinî törenlerden doğmuştur. Bugünkü anlamda modern tiyatro, Yunan tanrısı Dionysos adına yapılan törenlerden çıkmıştır. Bir bahar tanrısı olan Dionysos’u Yunanlılar Bağbozumu Tanrısı olarak bilmişlerdir. Latinler bu tanrıya Bacchus adını vermişlerdir. Eski Yunan’da bu tanrı için yapılan törenlerde önceleri bir koro ilâhîler söylerdi. Sonraları bu koroya bir aktör eklenmiş ve konuşmalar başlamıştır. Zamanla aktörler çoğalmış ve bu dinî törenler “tiyatro” adını almıştır.
    Tanzimat’tan önce de edebiyatımızda “Meddah, Karagöz, Orta Oyunu” gibi çok eskilere dayanan sözlü tiyatro geleneği bulunmakla birlikte, Batılı anlamda modern tiyatro bize Tanzimat’la birlikte gelmiştir. Bu anlamda edebiyatımızdaki ilk yerli tiyatro eseri Şinasi’nin “Şair Evlenmesi” adlı oyunudur. Sahnelenen ilk tiyatro eseri ise Namık Kemal’in “Vatan yahut Silistre”sidir.
    Türk edebiyatında tiyatro türünde eser vermiş yazarların tanınmışları şunlardır: Şinasi, Namık Kemal, Direktör Âli Bey, Recaizade Mahmut Ekrem, Ahmet Mithat Efendi, Abdülhak Hâmit Tahran, Şemsettin Sami, Ebuzziya Tevfik, Samipaşazade Sezai, Muallim Naci, Mehmet Rauf, Cenap Şahabettin, Reşat Nuri Güntekin, Faruk Nafiz Çamlıbel, Musahipzade Celâl, Necip Fazıl Kısakürek, Vedat Nedim Tör, Ahmet Kutsi Tecer, Orhan Asena, Necati Cumalı, Turgut Özakman, Refik Erduran, Aziz Nesin, Haldun Taner, Turan Oflazoğlu, Recep Bilginer, Mustafa Necati Sepetçioğlu, Yahya Akengin, Adalet Ağaoğlu, Güngör Dilmen Kalyoncu vb.


    Tiyatro Terimleri

    Perde: Olayların gelişmesine göre oluşturulan bölümler. Sahne: Olayların geçtiği, oyunun oynandığı yer. Dekor: Tiyatroda sahneyi eserin konusuna göre döşeyip hazırlamada kullanılan eşyanın genel adı. Kostüm: Oyuncuların giydikleri kıyafet, giysi. Makyaj: Oyuncuların rol gereği yüzlerinde, saçlarında yaptıkları değişiklik. Aktrist: Kadın oyuncu. Aktör:Erkek oyuncu. Rejisör (Yönetmen): Oyunu sahneye koyan, hazırlayan kişi. Jest: Oyuncuların her türlü el, kol ve vücut hareketleri. Mimik: Oyuncuların kaş, göz ve yüz hareketleri. Rol: Oyuncuların sahnedeki görevleri. Suflör: Oyuncuların unuttukları sözleri seyircilere duyurmadan hatırlatan kişi. Kulis: Sahne arkası. Dramatize etmek: Bir düşünceyi, duyguyu veya olayı canlandırarak anlatmak. Epizot: Ana olayın içindeki ikinci olay. Mizansen: Oyunun sahneye konması düzeni. Diyalog: Karşılıklı konuşma. Monolog: Oyuncunun tek başına konuşması. Tirat: Sahnedeki uzun konuşmalar. Replik: Oyunda, konuşanların birbirlerine söyledikleri sözlerden her biri. Tulûat: Yazılı metne dayanmayan, önceden hazırlanmadan, sahnede akla geliveren sözlerle oynanan oyun. Opera: Sözleri müzik eşliğinde söylenen, seçkin konuların işlendiği müzikli tiyatro çeşidi. Operet: Operaya benzeyen, sözlerinin bir kısmı müzikli, halk için yazılmış tiyatro türü. Bale: Konusu, çeşitli dans ve ritmik hareketlerle anlatılan müzikli, sözsüz bir çeşit tiyatro. Pandomima: Jest ve mimiklerle sergilenen sözsüz oyun. Skeç: Genellikle bir nükteyle son bulan, az kişili ve yalın, şakacı bir içeriği olan kısa oyun. Feeri: Kahramanları doğa üstü varlıklar olan, olağanüstü olayların anlatıldığı tiyatro türü. Fars: Komedinin sanat yönü az, kaba bir türü. Kabare: Genelde güncel konuları (siyasal, toplumsal, kültürel) taşlayıcı biçimde ele alan skeçlerin oynandığı, monologların, şarkıların ve şiirlerin söylendiği küçük tiyatro. Kanto: Tanzimat döneminde, tiyatro sahnesinde azınlık aktristlerince başlatılan oyunlu ve neşeli şarkılar.
    Tiyatroda Üç Birlik Kuralı: 1- Olay birliği 2- Yer birliği 3- Zaman birliği (Tiyatroda bir ana olayın aynı yerde, bir günde geçebilecek şekilde düzenlenmesine üç birlik kuralı denir.)

    TİYATRO TÜRLERİ
    TRAJEDİ (TRAGEDYA)

    Hayatın acıklı yönlerini, kendine özgü kurallarla sahnede göstermek; ahlâk, erdem örneği vermek amacıyla yazılmış manzum tiyatro türüne denir. Trajedinin ilk örnekleri, MÖ 6. yüzyılda eski Yunan tanrılarından Dionysos için düzenlenen törenlerden doğmuştur. Trajedi, klasizmin etkisiyle (Klasizmde eski Yunan ve Latin edebiyatları örnek alınır.) 17. yüzyılda yeniden canlanmış ve 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar devam etmiştir. Eski Yunan edebiyatında Aiskhyleos, Sophokles ve Euripides; 17. yüzyıl Fransız edebiyatında Corneille ve Racine tanınmış trajedi yazarlarıdır. Bizim edebiyatımızda Orhan Asena’nın “Hürrem Sultan”, Turan Oflazoğlu’nun “Genç Osman, Kösem Sultan, IV. Murat, Deli İbrahim”, Güngör Dilmen Kalyoncu’nun “Kurban” adlı oyunları trajedi türüne örnektir.

    Trajedinin Özellikleri
    a)Konular tarihten, mitolojiden, efsanelerden ve seçkin kişilerin hayatından alınır.
    b)Kişiler tanrı, tanrıça ve soylu kişilerdir.
    c)Üslûp soyludur. Kötü, bayağı sözler ve söyleyişler yoktur.
    ç)Kişiler arasındaki dövüşme, yaralama ve öldürme gibi korkunç ve çirkin olaylar sahnede gösterilmez; haber verilir.
    d)Eserler manzum olarak yazılır.
    e)Eser beş perde (bölüm) olarak düzenlenir; bölümler arasında koronun lirik şiirleri yer alır.
    f)Üç birlik kuralına uyulur.

    KOMEDİ (KOMEDYA)

    Hayatın gülünç yönlerini, güldürmek ve düşündürmek amacıyla sahnede yansıtmak için yazılmış tiyatro eserlerine komedi denir. Komedi de trajedi gibi, eski Yunan’da Bağbozomu Tanrısı Dionysos için yapılan dinî törenlerden çıkmıştır.
    Eski Yunan edebiyatında Aristophanes ve Menandros, Latin edebiyatında Terentius ve Plautus, 17. yüzyıl Fransız edebiyatında Moliere önemli komedi yazarlarıdır. Türk edebiyatının ilk yerli tiyatro örneği olan Şinasi’nin “Şair Evlenmesi” adlı eserinin türü de komedidir.

    Komedinin Özellikleri
    a)Konular günlük hayattan ve yaşanan olaylardan seçilir.
    b)Kişiler halktan ve üst sınıflardan her çeşit insan olabilir. Kişiliklere uygun her türlü söz ve söyleyişe yer verilir.
    c)Kişilerin her çeşit davranışları (öldürme, yaralama vb) sahnede geçebilir.
    ç)Perde sayısı değişebilir. (Başlangıçta beş perdeden oluşuyordu.)
    d)Üç birlik kuralına uyulur.
    e)Komik durumlar ortaya konur. Kaba şakalara ve sözlere yer verilebilir.

    Komedi Çeşitleri

    Karakter Komedisi: İnsanların gülünç taraflarını göstermeyi amaçlayan komedi türüdür. (Moliere’in “Cimri, Tartuffe”, Shakespeare’in “Hırçın Kız” adlı oyunları)
    Töre Komedisi: Toplumların gülünç, aksak taraflarını göstermeyi amaçlayan komedi türüdür. (Moliere’in “Gülünç Kibarlar, Bilgiç Kadınlar”, Şinasi’nin “Şair Evlenmesi” adlı oyunları)
    Entrika Komedisi: Amacı yalnız güldürmek olan, türlü düzen ve olayların sahnelenmesiyle seyircinin ilgisini çeken komedi türüdür. Entrika komedisine “VODVİL” de denmektedir. (Moliere’in “Scapin’in Dolapları”, Shakespeare’in “Yanlışlıklar Komedisi” adlı oyunları)

    DRAM

    Hayatı olduğu gibi, bütün acıklı ve gülünç yönleriyle sahnede göstermeyi amaçlayan tiyatro türüdür. Dram; konu, kişiler, olaylar, dil ve anlatım, perde sayısı bakımlarından belli kurallara bağlı değildir. Genellikle gerçeğe uygunluğa önem verilir. İngiliz edebiyatında Shakespeare, Alman edebiyatında Goethe ve Schiller, Fransız edebiyatında Victor Hugo dram türünün önemli yazarlarıdır. Türk edebiyatında Namık Kemal ve Abdülhak Hâmit Tarhan bu türün ilk örneklerini vermiştir.

    Dramın Özellikleri
    a)Acıklı ve gülünç olaylar, hayatta olduğu gibi bir arada bulunur.
    b)Konular hem tarihten hem de günlük hayattan alınabilir.
    c)Kişiler, halk arasındaki her tabakadan olabilir.
    ç)Üç birlik kuralına uyma zorunluluğu yoktur.
    d)Nazım ve nesirle, her ikisinin karışımıyla yazılabilir.
    e)Perde sayısı yazarın isteğine bağlıdır.
    f)Üslûpta ağırbaşlılık aranmaz. Her çeşit konuşmaya yer verilir.

    ÇAĞDAŞ TİYATRO
    Günümüz tiyatrosu, görünüş ve amaçları birbirinden farklı “absürt tiyatro” ve “epik tiyatro” olmak üzere iki kola ayrılmıştır.

    ABSÜRT (SAÇMA, UYUMSUZ) TİYATRO

    Absürt tiyatroda, geleneksel tiyatronun kuralları ve düzenleri hiçe sayılır. Tiyatro, her şeyi anlamaktan, canlandırmaktan çok, bir ses ve hareket düzeni olmalıdır. Olaylar arasında bağ kurulması her zaman şart olmayıp oyun, birbirine ilgisiz görünen sesler, sözler, eylemler hâlinde sürüp gitmelidir. Az olay ve az sözle çok mesaj vermek gerekir. Acıklı olaylar bile alay konusu olabilir. Absürt tiyatroda perde düzenine; serim, düğüm, çözüm bölümlerine önem verilmez. Eser; bilinmeyenlerle, sembollerle ve saçma denilebilecek kurgularla doludur. Bu tiyatro anlayışında önemli olan; bir duygu ve olayın biçimini, oluşumunu göstermektir. Dünya edebiyatında Samuel Beckett, John Osborn; Türk edebiyatında Güngör Dilmen Kalyoncu (Canlı Maymun Lokantası adlı eseriyle) bu tiyatro türünün önemli temsilcileridir.

    EPİK TİYATRO

    Epik tiyatro, oyunun seyirciyi büyülemesine karşıdır. Yani temsil sırasında, seyircinin oyuna kendini kaptırmasını ve büyülenmesini önlemek ister. Bunun için sahne, dekordan ve olaylardan uzak tutulur. Seyirciye de, temsilde gördüklerinin gerçek değil, bir oyun olduğu hatırlatılır. Epik tiyatro, seyirciyi uyanık tutmak ister. Bunu sağlamak için araya şarkılar, tekerlemeler, oyunu birdenbire kesen açıklamalar konur. Entrikaların iç yüzü durup dururken açıklanır. Epik tiyatronun öncüsü Alman yazar Berthold Brecht’tir. Türk edebiyatında Haldun Taner’in “Keşanlı Ali Destanı” adlı eseri bu türün önemli örneklerindendir.

    GELENEKSEL (GELENEKLİ) TÜRK TİYATROSU

    Zamanımızdan yaklaşık dört bin yıl önce Orta Asya’da yaşayan Türk boylarının bulunduğunu biliyoruz. Türklerin “sığır, yuğ, şölen” adları verilen törenlerindeki gösteriler, geleneksel Türk tiyatrosunun ilk örnekleri sayılabilir. Bu törenlerin yönetmen ve oyuncuları, “şaman” adı verilen din adamlarıdır.
    Zamanla içeriği genişleyen dinî törenler, geleneksel törenler hâline gelir. Ergenekon Destanı’nda yer alan “demir dövme” töreni bu örneklerden birini oluşturur. Bu törene bütün boy halkı katılır, büyük bir alan sahne olarak kullanılırdı. Dede Korkut Hikâyeleri incelendiğinde, “ozan” ve “kopuz”un dram sanatının unsurları olduğu anlaşılır. Ayrıca Şamanizm ayinleri bu bakımdan dikkati çeker.
    Orta Asya’daki Türklerin; dine, destan ve efsanelere dayalı dramatik gösterileri dışında, tiyatro gelenekleriyle ilgili yeterli bilgimiz yoktur. Bilgilerimizin bir kısmı Çin kaynaklarına dayanmaktadır. İslâmiyet’ten önceki tiyatromuzla ilgili araştırmalar yapan Sırp araştırmacı Nikoliç, Türklere ait ilkel biçimde yazılmış bir tiyatro metni bulmuştur. Nikoliç’in İslâmiyet’ten önceki dönemde oynandığını sandığı bu metnin konusu şöyledir:
    “Türklerin Çinlilerle yaptıkları savaşlardan biri… Bir Türk kahramanı savaşa gider. Evinde karısını ve çocuğunu bırakır. O gittikten sonra eve bir Çinli gelir. Çinli, bu kadına göz koymuştur. Kocasının yokluğunda ona sahip olmak arzusundadır. Genç kadın kendini çok iyi savunur. Çinli, kadını ele geçiremeyeceğini anlayınca, onu yüzünden yaralar. Savaşa gitmekte olan Türk, unuttuğu hamaylısını (hamail, hamayıl: omuzdan asılan çapraz bağ, kılıç kayışı) almak için evine döner, yaşanan felâketi görür. Saldırgan Çinliyi kalbinden vurarak öldürür.”
    11. yüzyılda İslâmiyet’i tamamen kabul etmiş olan Türkler, yeni kültürün etkisiyle tiyatrodan uzak kaldılar. Buna karşılık, gölge (hayal) oyunları cansız olduğu için hoşgörüyle karşılanmıştır. Ayrıca Türkler; kültür, inanış ve yaşayışlarına uygun olarak geleneğe dayalı bir canlandırma sanatı geliştirdiler. Geleneksel (Gelenekli) Türk Tiyatrosu adı verilen bu tiyatro anlayışının kolları şunlardır:
    Köylü Tiyatrosu Geleneği (Köy Seyirlik Oyunları): Kırsal bölgelerde, köylerde görülen, konularını daha çok yöresel hayattan alan seyirlik oyunların oluşturduğu bir tiyatro geleneğidir. Kökleri geçmişe dayanır. Bolluk, sevgi, savaş, kıskançlık, yoksulluk gibi konular işlenir. Köy Seyirlik Oyunu da denilen bu oyunlar sözlü gelenek içinde yer alır. Oyunların içeriği ve yapısı, yörelere göre farklılıklar gösterebilir. Oyuncular genel olarak profesyonel kişiler değildir. Kılık değiştirme, maskeler ve müzik oyun içinde yer alabilir. Köylü tiyatrosu geleneği içinde yer alan oyunlarda, kalıplaşmış sözlerin yanı sıra doğaçlamalar da bulunur.
    Halk Tiyatrosu Geleneği: Halk tiyatrosu geleneği içindeki oyunların en yaygınları; “Meddah, Karagöz ve Orta Oyunu”dur. Bu oyunlar, köylü tiyatrosu geleneğine göre sosyal sanat anlayışına ve tiyatroya biraz daha yaklaşmış oyunlardır. Oyuncular, az çok profesyonel kimselerdir. Bu oyunlar da doğaçlama geleneğine bağlıdır. Halk tiyatrosu içinde yer alan oyunlar, şehirlerde belli bir “sahne anlayışı” içinde sergilenirdi.
    Batı Tiyatrosu Geleneği: Batılı anlamda tiyatro geleneği bizde Tanzimat Edebiyatıyla başlar. Çeviriler, uyarlamalar (adaptasyonlar) ve ilk denemelerle kendini gösteren bu gelenek günümüze kadar olgunlaşarak gelmiştir. Günümüzde de gerek devlet tiyatroları, gerekse özel tiyatrolar bu geleneği kurumlaştırarak sürdürmektedir.

    MEDDAH

    Methedici (övücü), taklitler yapıp hoş hikâyeler anlatarak halkı eğlendiren sanatçıya meddah denir. Türk halk zekâsının ve halkın, olayları karikatürüze etme gücünün büyük sanatlarından biri olan meddahlık, yüzyıllar boyu yaşamış, Türk halkı arasında büyük ilgi görmüştür. Meddahlık için “tek adamlı tiyatro” diyebiliriz. Meddah, tiyatronun bütün kişilerini varlığında birleştiren bir aktördür. Yüksekçe bir yerde oturarak bir hikâyeyi başından sonuna kadar, canlandırdığı kişileri ağız özelliklerine göre konuşturarak anlatır. Perdesi, sahnesi, dekoru, kostümü, kişileri bulunmayan bu tiyatronun her şeyi meddah denilen o tek adamın zekâsına, bilgisine, söz söylemedeki başarısına bağlıdır. Meddahların çoğu hikâyelerine klasik beyitlerle başlarlar. Meddah, anlatacağı hikâyeye geçmeden önce: “Haak dostum Haak!” diyerek çoğunlukla şu beyitle hikâyeye girer:
    “Söyledikçe sergüzeşti verir bezme letâfet,
    Dinle imdi bende-i âcizden hoş bir hikâyet”
    Meddah, kişilerin ağız özelliklerini taklit ettiği gibi hayvanların, doğanın ve cansız varlıkların seslerini de taklit eder. Meddahın iki aracı (aksesuarı) vardır: Biri boynuna doladığı mendili, öteki de elinde tuttuğu sopasıdır. Mendille çeşitli başlıklar yapar, terini siler. Sopayı da oyunu başlatmak, seyirciyi suskunluğa çağırmak, kapıyı vurmak için ya da saz, süpürge, tüfek, at yerine kullanır. Hikâyenin sonunda özür diler, oyundan çıkan sonucu (kıssadan hisse) bildirir. Bir dahaki sefere anlatacağı hikâyenin adını ve hikâyeyi nerede anlatacağını söyler. Günümüzde meddahlıkla ilgili birkaç dağınık yazma ve taş baskısı kitap dışında fazla kaynak yoktur. İstanbul Üniversitesi Kitaplığında bulunan “Mecmua-yı Fevâid” meddahlar üzerine yazılmış önemli bir kaynaktır.

    KARAGÖZ

    Karagöz bir gölge oyunudur. Bu oyun, deriden kesilen ve “tasvir” denilen birtakım şekillerin (insan, hayvan, bitki, eşya vb.) arkadan ışıklandırılmış beyaz bir perde üzerine yansıtılması temeline dayanır.
    Gölge oyununun önce Çin’de (M.Ö. 2. yüzyıl) veya Hint’te çıktığı söylentileri vardır. Evliya Çelebi ise Karagöz ile Hacivat’ın Anadolu Selçuklu Hükümdarı Alâaddin Keykubat zamanında (13. yüzyıl) yaşamış gerçek kişiler olduğunu belirtir.
    Halk arasındaki bir söylentiye göre ise Karagöz ile Hacivat, Sultan Orhan (14. yüzyıl) zamanında Bursa’da bir cami yapımında çalışmış işçilerdir. İkisi arasındaki nükteli konuşmalar, diğer işçileri oyaladığı için Sultan Orhan tarafından öldürtülmüşlerdir. Daha sonra Şeyh Küşteri, Hacivat ve Karagöz’ün deriden yapılmış tasvirlerini oynatmış ve onların şakalarını tekrarlamıştır. Bu nedenle Karagöz perdesine “Küşteri Meydanı” da denir.
    İslâm dünyasında 11. yüzyılda sözü edilmeye başlanan bu oyuna hayal-i zıll (gölge hayali) adı verilmiştir. Karagöz oyunu, bilhassa 17. yüzyıldan sonra yaygınlaşmıştır. 19. yüzyılda Karagöz, kısaca hayal oyunu diye anılmış, bu oyunu oynatan sanatçılara da hayalî (hayalci, Karagözcü) denmiştir. Karagöz oyunu, halk kültürünün ortak ürünüdür. Bu oyunlarda işlenen çeşitli konuları kimin düzenlediği belli değildir. Karagöz, tulûata (doğaçlamaya) dayandığı için oyunun sözlerini her sanatçı, oyun sırasında kendine göre düzenler. Karagöz oyunları 19. yüzyılda yazıya geçirilmeye başlanmıştır.

    Karagöz Oyununun Bölümleri

    Mukaddime (Giriş): Oyunun başlangıç bölümüdür. Perdede görüntü verilmeden önce müzik başlar. Sonra konuya uygun olarak bir görüntü verilir. Hacivat, “Of… Haay, Hak” diyerek perde gazeline başlar.
    Muhavere (Söyleşme): Karagöz ile Hacivat arasında geçer. Muhavere iki bölüme ayrılır. Bunlar, fasılla ilişkisi olan ve fasılla ilişkisi olmayan bölümlerdir. Muhaverede yalnız, Hacivat ve Karagöz bir oyun oynar. Bu oyun, olmayacak bir olayın gerçekleşmiş gibi anlatılmasıyla başlar, sonra bunun düş olduğu anlaşılır.
    Fasıl (Oyun): Oyunun kendisidir. Hacivat ve Karagöz’den başka oyun kişileri fasılda görünürler. Karagöz oyunları genellikle adlarını bu bölümün içeriğinden alır.
    Bitiş: Bu bölüm çok kısadır. Karagöz, oyunun bittiğini haber verir, kusurlar için özür diler, gelecek oyunu duyurur. Karagöz’le Hacivat arasında kısa bir söyleşme geçer. Bu söyleşmede oyundan çıkarılacak sonuç da belirtilir.
    Karagöz Oyununun Kişileri: Karagöz oyununun en önemli kişileri Karagöz ile Hacivat’tır. Karagöz, okumamış halkı, Hacivat ise aydın ya da yarı aydın kimseleri temsil eder. Oyunda konuya göre türlü meslek, yöre ve milletlerden kişiler, kendi şiveleriyle taklit edilir. Karagöz oyununun diğer önemli kişileri şunlardır: Çelebi (genç, züppe bir mirasyedi), Altı Kulaç Beberuhi (cüce ve *****), Tuzsuz Deli Bekir (sarhoş, zorba), Efe (zorba), Matiz (sarhoş), Zenne (kadın), Kastamonulu (oduncu, bekçi), Bolulu (aşçı), Kayserili (pastırmacı), Rumelili (pehlivan, arabacı), Kürt (hamal, bekçi), Lâz (kayıkçı, kalaycı), Arnavut (bahçıvan, korucu, bozacı), Acem (zengin tüccar), Ak Arap (dilenci, kahve dövücüsü), Zenci Arap (lala, köle), Yahudi (bezirgan), Ermeni (kuyumcu), Frenk ve Rum (doktor, terzi, tüccar, meyhaneci), Tiryaki (lâf ebesi).
    Karagöz Oyununun Dağarcığı: Bilinen Karagöz oyunlarının sayısı çoksa da Karagöz oyununun klasik dağarcığı yirmi sekiz oyunda birleşmiştir. Bu oyunlardan bazıları şunlardır: Leylâ ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Karagöz’ün Yalova Sefası, Bahçe Sefası, Balıkçılar, Baskın, Ağalık, Horozlu Düğün, Hain Kâhya, Sahte Esirci, Cin Çarpması, Cambazlar.

    ORTA OYUNU

    Orta Oyunu, çevresi seyircilerle çevrili bir alan içinde oynanan, yazılı metne dayanmayan, içinde müzik, raks ve şarkı bulunan doğaçlama bir oyundur. Orta Oyunu adının geçtiği ilk belge 1834 tarihlidir. Daha eski kaynaklarda bu oyun; kol oyunu, meydan oyunu, taklit oyunu, zuhurî gibi adlarla anılmıştır.
    Orta Oyunu, han ya da kahvehane gibi kapalı yerlerde de oynanmakla birlikte, genel olarak açık yerlerde ortada oynanan bir oyundur. Oyunun oynandığı yuvarlak ya da oval alana palanga denir. Oyunun dekoru; “yeni dünya” denilen bezsiz bir paravandan ve “dükkân” denilen iki katlı bir kafesten oluşur. Yeni dünya “ev” olarak, dükkân da “iş yeri” olarak kullanılır. Dükkânda bir tezgâh, birkaç hasır iskemle bulunur.
    Orta Oyununun kişileri ve fasılları Karagöz oyunuyla büyük oranda benzerlik gösterir. Oyunun en önemli iki kişisi Kavuklu ile Pişekâr’dır. Kavuklu, Karagöz oyunundaki Karagöz’ün, Pişekâr da Hacivat’ın karşılığıdır. Orta Oyununda da gülmece ögesi, Karagöz oyunundaki gibi, yanlış anlamalara, nüktelere ve güldürücü hareketlere dayanır. Oyunda çeşitli mesleklerden, yörelerden, milletlerden insanların meslekî ve yöresel özellikleri, ağızları taklit edilir. Bunlar arasında Arap, Acem, Kayserili, Kastamonulu, Kürt, Frenk, Lâz, Yahudi, Ermeni vb. sayılabilir. Orta Oyununda kadın rolünü oynayan kadın kılığına girmiş erkeğe Zenne denir. Kavuklu Hamdi ile Pişekâr Küçük İsmail Efendi, orta oyununun önemli ustaları sayılır.
    Orta Oyununun Bölümleri

    Mukaddime (Giriş): Zurnacı, Pişekâr havası çalar. Pişekâr çıkar ve seyirciyi selâmladıktan sonra zurnacıyla konuşur. Bu konuşmada, oynanacak oyunun adı bildirilir. Daha sonra zurnacı Kavuklu havasını çalar. Kavuklu ile Kavuklu arkası oyun alanına girer. Kavuklu ile Kavuklu arkası arasında kısa bir konuşma geçer. Sonra bu kişiler birden Pişekâr’ı görüp korkarlar ve korkudan birbirlerinin üstüne düşerler. Bazı oyunlarda zenne takımı ve Çelebi’nin daha önce çıkıp Pişekâr’la konuştukları bir sahne de vardır.
    Muhavere (Söyleşme): Bu bölüm Kavuklu ile Pişekâr’ın birbirleriyle tanıdık çıktıkları tanışma konuşmasıyla başlar. Kavuklu ile Pişekâr’ın birbirinin sözlerini ters anlamaları bir gülmece oluşturur ki buna arzbâr denir. Arzbârdan sonra tekerleme başlar. Tekerlemede Kavuklu, başından geçen olağan dışı bir olayı Pişekâr’a anlatır. Pişekâr da bunu gerçekmiş gibi dinler. Sonunda bunun düş olduğu anlaşılır.
    Fasıl (Oyun): Oyunun asıl bölümü, belli bir olayın canlandırıldığı fasıl bölümüdür. Orta oyunu fasılları genellikle iki paralel olay dizisinde gelişir. Dükkân dekorunda gelişen olaylarda genellikle Kavuklu bir iş arar. Pişekâr’ın ona iş bulmasıyla olaylar gelişir. Dükkâna gelip giden çeşitli müşterilerle ilgili oyunlar da vardır. İkinci olaylar dizisi yeni dünya denilen ev dekorunda geçer. Zenne takımının, Pişekâr aracılığıyla ev araması ve bir eve yerleşmesi biçiminde olaylar gelişir.
    Bitiş: Oyunun son bölümüdür. Pişekâr, seyircilerden özür dileyerek gelecek oyunun adını ve yerini bildirir. Oyunu kapatır.
    Geleneksel Türk halk tiyatrosunun önemli seyirliklerinden olan orta oyunundaki oyunların başlıcaları şunlardır: Tahir ile Zühre, Kale Oyunu, Terzi Oyunu, Yazıcı Oyunu, Fotoğrafçı, Gözlemeci, Kunduracı, Pazarcılar, Mahalle Baskını, Çeşme, Hamam, Çifte Hamamlar, Büyücü Hoca, Eskici Abdi.


    5-)Şiiri açıklayınız (yani konusunu alt dalları ile birlikte)


    -ŞİİR


    Duygu, hayal ve düşüncelerin bir düzene bağlı olarak, çekici bir dil ve ahenkli mısralar içinde aktarılmasıdır.

    Şiiri düz yazıdan ayıran ölçü, mısra, ahenk gibi unsurlar vardır.

    Nazım (şiir) biçimindeki yazılara "manzum"; Nazım parçalarına da "manzume" denir.


    ŞİİR TÜRLERİ

    *Lirik Şiir

    *Pastoral Şiir

    *Epik Şiir

    *Didaktik Şiir

    *Satirik Şiir

    *Dramatik Şiir




    ŞİİR TÜRLERİ

    LİRİK ŞİİR

    Aşk, ayrılık, hasret ve özlem gibi konuları işleyen duygusal şiirlerdir.

    *Duygu, coşku ve akıcılık söz konusudur.

    *Gazel, şarkı koşma, semai lirik şiire örnektir.

    PASTORAL ŞİİR

    Doğa güzelliklerini, kır ve doğa sevgisini, orman, yayla, dağ, köy ve çoban yaşamını, bunlara karşı duyulan özlemleri anlatan şiir türüdür. Şair doğa karşısındaki duygularını anlatıyorsa "idil", bir çobanla karşılıklı konuşuyormuş gibi anlatıyorsa "eglog" adını alır.

    EPİK ŞİİR

    Destansı özellikler gösteren şiirlerdir.

    *Kahramanlık, yiğitlik gibi konular işlenir.

    Okuyanda coşku yiğitlik duygusu, savaşma arzusu uyandırır.

    DİDAKTİK ŞİİR

    Bilgi vermek, öğretmek, öğüt vermek gibi öğretici amaç taşıyan şiirlerdir.

    *Ahlakilik hakimdir.

    *Kuru bir üslubu vardır.

    *Manzum hikayeler ve fabllar hep didaktiktir.


    SATİRİK ŞİİR

    Toplumdaki çeşitli düzensizlik ve bozuklukları yeren, taşlayan şiirlerdir.

    Halk edebiyatında "taşlama",

    Divan edebiyatında "hiciv" denir.


    DRAMATİK ŞİİR

    Tiyatronun manzum şekline denir. Dramatik manzume, karşılıklı konuşma şeklinde yazılan manzumelerdir.
    ecmel_34 bunu beğendi.
Konu Durumu:
Mesaj gönderimine kapalı.

Sayfayı Paylaş