yazarların edebi kişilikleri

Konu 'Edebiyat 11.Sınıf' bölümünde mua tarafından paylaşıldı.

  1. mua

    mua Üye

    Katılım:
    26 Ekim 2008
    Mesajlar:
    7
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0

    Arkadaşlar aşağıdaki yazarların edebi kişiliklerini bulabilirmisiniz?
    Mehmet Fuat Köprülü
    Yahya Kemal
    Halide Edip Adıvar
    Ziya Gökalp

    Yardımlarınız için teşekkürler.
  2. Moderatör Gül

    Moderatör Gül Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    2.216
    Beğenileri:
    973
    Ödül Puanları:
    0
    Ziya Gökalp

    Ziya Gökalp (1876-1924) öncelikle Türkiye’yi Sosyoloji ile tanıştıran kişiydi ve ateşli bir Türk Milliyetçisi olarak sosyolojiyi entellektüel bir temel oluşturmada esas aldı.

    Mahallî,resmî bir gazetede mesul müdür bir memurun oğlu olan Mehmet Ziya (daha sonra Gökalp) Diyarbakır’da doğdu, orada laik okullara devam etti ve aynı zamanda islam hukukuna vakıf olan amcasından geleneksel islam ilimlerini öğrendi. 18 yaşında intihara teşebbüs etti. Yine de, bir sonraki yıl İstanbul’a gidebildi ve Baytar Mektebine (Veterinary College) kaydını yaptırdı.

    Daha önce Jön Türklerin (Young Turks) fikirlerinden etkilenen Gökalp, 1985 yılında İstanbul’da gizli bir örgüt olan İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin (Union and Progress) üyesi oldu. 1898′de tutuklandı; bir yıllık mahpusluk devresinden sonra bütün zamanını çalışmalarına adadığı doğduğu şehre sürgün edildi. O yıllarda Paris’te sürgünde olan Jön Türkler Fransız sosyolojisinden çok yoğun olarak etkilenmişti.İçlerinde Le Play hayranı olan Prens Sabahattin, Osmanlıların sadece sosyolojik çalışmalar yoluyla sosyal değişmeyi anlayabileceklerini daha sonra bu görüş Gökalp tarafından da desteklenmişti ve imparatorluğu bir arada tutan çeşitli unsurlar arasında uzlaşma sağlama yolunu bulabileceklerini (28 Ağustos, 1099 tarihli Peyman gazetesinin ilk sayısında) beyan etmişti.

    Jön Türk devriminden sonra, 1908′de Gökalp İttihat ve Terakki Fırkası’nın Diyarbakır’daki temsilcisi oldu. Bir yıl sonra, fırkanın Selanik’teki merkez heyetine üye seçildi ve kendisine parti doktrinini anlatma ve genç insanları parti saflarına çekme görevi verildi. 1910 yılında Selanikte sosyoloji öğretimini esas alan bir göreve atandı. Türkiye’de ilk defa gerçekleşen böyle bir atamadan beş yıl sonra da İstanbul Üniversitesi’nde ilk sosyoloji profesörü oldu. O, İstanbul’u Türkiye’deki sosyoloji çalışmaları için bir merkez haline getirirken, bu faaliyeti 1919′a kadar Edebiyat Fakültesinde sürdürdü. 1. Dünya Savaşı sonrasında Malta’ya sürgüne gönderilen Gökalp, yürekli bir Atatürk taraftarı olarak 1921′de Diyarbekir’e geri döndü ve milli liderlere yol göstermek amacıyla sosyolojik makale serileri hazırladığı küçük mecmua’nın sorumlu müdürü oldu. 1922′de (Ministry of Public Deparmant of the Education) un Ankara’daki Kültürel Yayınlar Dairesine müdür olarak atandı ve orada ünlü eseri “Türkçülüğün Esasları” yayınlandı.

    Gökalp Jön Türklerin gerçekleştireceği siyasi devrimin, iktisat aile, güzel sanatlar, ahlak ve hukuk gibi alanlarda “Yeni Hayat” ortaya çıkaracak sosyal bir devrimle tamamlanmaya ihtiyaç gösterdiğine inanmıştı. Yeni bir Türk medeniyeti sadece Türkiye’nin gerçek milli değerlerinin kazanılmasıyla yaratabilirdi. 1911′e kadar Gökalp, değerlerin hiçbir şey ifade etmediğine,”fikir-kuvvet”(idees forces)’un felsefesi öneme haiz olduğuna inanmıştı. Fakat 1912′den sonra Durkheim’in değerlerle ilgili yorumunu (collective represantations) kollektif temsiller olarak kabul etti. (Gökalp, Durkheim’i en önemli sosyolog ve sosyolojinin kurucusu olarak düşünüyordu.)

    Gökalp’e göre tam olarak ifade edildiklerinde idealler olarak adlandırılan kollektif temsiller (collective reprasantations). kollektif şuurdaki gerçeklerdir. Değerlerin tek kaynağı toplumun kendisidir, ve bireylerce elde edilen kollektif duygu ve bilgi birikimi kollektif şuuru oluşturur. (1911-1923) 1959, s.62-64)

    Balkan savaşı yenilgisinden sonra, Türkiye için kritik bir dönem başladı. Reformlar üzerindeki tartışmalara İslâmcılık, Batıcılık ve Türkçülük arasındaki çatışmalar öncülük etti. 1912′de İstanbul’a gelen Gökalp, bu çatışmaların daha geniş bir bakışla ele alınarak, giderilmesi gerektiğini hissetti. Gökalp, insanın her biri kendi değer sistemine sahip olan kültür gruplarının ve evrensel kabul ve kültürel yayılma kaabiliyeti olan kural ve tekniklerin bileşimi olduğunu tartıştı. ([1911-1923] 1959, s.97-101) Türklerin aynı anda; Türk Milletine, İslâm ümmetine ve Avrupa medeniyetine ait olduğu sosyolojik bir vakaydı. (Gökalp [1911-1923] 1959, s.71-76; Heyd 1950, s. 149-15]) Gökalp, milliyetçiliğin, modern çağın en güçlü ideali, milletlerin ise, kültür grupları skalasında en üst seviyede gelişmemiş türler olduğunu, yoğunluğu gittikçe artan bir şekilde vurguladı. Millet kavramı içinde, Türk kültürünü, İslâmı ve Batı teknolojisini bir araya getirmenin mümkün olduğunu düşündü. Gökalp, daha sonra, kollektif temsilleri millî âdetlerle bir tutma gerektiği noktasına geldi ve ……” bir milletin kültürünü ait olduğu medeniyetten ayırma çalışmaları yapan disipline kültürel sosyoloji adı verildiğini” öne sürdü. ([1911-1923] 1959, s.172-173)

    Bir sosyoloğun görevinin millî kültür unsurlarını ortaya çıkarmak (keşfetmek) olduğu inancını takiben, Türk ailesinin evrimi ile (pre-islamic) İslâm-öncesi Türk dini ve devlet üzerine bir dizi çalışmaya girişti. Gökalp’ın modernleşmiş islâm düşüncesine ait teorisi ilahi kaynaklı olmasından ziyade, sosyal kaynaklı uzlaşma dayanan ve bundan dolayı seküler değişimi parelel olarak değişebilen İslamın kurallarının bir kısmına yönelikti. ([1911-1923]1959, s.193-196) Bir devletin seküler olması gerektiğine inanmıştı ve eğitim ve ekonominin millî olması gerektiğinin ısrarlı savunucusuydu. Eğitim ve ve hukuku sekülerleştirme ve kadınlar için eşit haklar teklif etme üzerindeki programları kısmen 1917 – 1918 yıllarında uygulamaya konuldu.

    Gökalp üzerindeki fikirler ikiye ayrılır. Gökalp, bizzat kendisi, çalışmalarını özgün hale getiren şeyin, Durkheim’ın sosyolojik metodu üzerindeki denemelerini Türk medeniyetine uygulamak olduğunu düşünüyordu. Destekleyicileri ise; onun kültür ve millet yapısı üzerindeki kavramsallaştırmalarının özgün olduğu ve çalışmalarının, Durkheim geleneğindeki bilimsel sosyolojiyi temsil ettiği konusunda hemfikirdiler; ayrıca, muhalifleri, Gökalp’ın baskın kollektivist fikirlerle, dogmatik tümden ve gelimci bir zihin yapısına sahip olduğunu vurgularlar. Bunların ötesinde, Gökalp, ateşli bir milliyetçiydi ve öğretilerinin Türkiye’nin modernleşmesi yolunda fikrî bir kaynak sağladığına şüphe yoktur.

    ESERLERİ

    ŞİİR:

    Ala Geyik

    Altın Destan

    Köy

    Lisan

    Medeniyet

    Vatan

    DÜZYAZI:

    Kızıl Elma (1914)

    Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak (1918)

    Yeni Hayat (1918)

    Altın Işık (1923)

    Türk Töresi (1923)

    Doğru Yol (1923)

    Türkçülüğün Esasları (1923)

    Türk Medeniyet Tarihi (1926, ölümünden sonra)

    Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler (ölümünden sonra)
    mua bunu beğendi.
  3. Moderatör Gül

    Moderatör Gül Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    2.216
    Beğenileri:
    973
    Ödül Puanları:
    0
    HALİDE EDİB ADIVAR(1884-9 1.1964)
    Romancı. İstanbul’da doğdu. Reji Nâzın Mehmed Edip Bey’in kızıdır. Üsküdar Amerikan Kız Koleji’ni bitirdi. Özel olarak Arapça, Kur’ân-ı Kerîm, Türk musikîsi, Salih Zeki’den matematik, Rıza Tevfik Bölükbaşı’dan felsefe ve edebiyat dersleri alarak özel öğrenim gördü. 1901 ‘de hocası Salih Ze*ki İle evlendi. 31 Mart olayı üzerine Mısır’a kaçtı. Oradan İn*giltere’ye geçti. Eğitimle ilgili yazıları beğenildiği için 1909′-da Dârü’l-Muallimat (Öretmen Okulu) pedagoji öğretmenli*ğine getirildi. 191.7′de ikinci evliliğini Dr. Adnan Adıvar ile yaptı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Batı edebiyatı dersleri verdi. Yunanlılar’ın İzmir’i işgal etmesini protesto için yapılan meşhur Sultanahmed Mitingi’nde heye*canlı bir konuşma yaptı. İstanbul’un işgal edilmesi üzerine kocası ile Anadolu’ya kaçarak Millî Mücâdele’ye katıldı. Sa*karya Muharebesi’nİ takip eden günlerde, savaşa fiilen ka*tılıp hastabakıcılık yaptı. Kendisine “onbaşı” ve “çavuşluk” rütbeleri verildi. Millî Mücâdele’den sonra eşiyle birlikte Av*rupa’ya gitti (1924-1939). 1939′da Edebiyat Fakültesi İngiliz*ce profesörlüğüne tayin edildi. İstanbul’da öldü.
    Halide Edip Türk kadınının iş, düşünce ve edebiyat ala*nında başarılı olan bir örneğidir. Kadın haklarının ateşli bir savunucusu olarak yıllarca mücadele vermiştir. Gördüğü eğitim sebebiyle Doğu-Batı sentezini en başarılı şekilde ya*pabilen yazarlarımızdandır. Yazı hayâtına gazete ve dergi*lerde yayınlattığı makale, sohbet ve denemelerle başlamış, bu eserlerinde kızların eğitimiyle psikolojisi üzerinde dur*muş, aşk konusunu ön plâna almıştır. İlk romanlarında aşk konusu ağır basar. Kurtuluş Savaşı onun düşünce dünyası*nı değiştirmiş, ideolojik romanlar yazmasını sağlamıştır.
    Bâzı romanları Türk gelenek ve görenekleri üzerine kurulmuş, sosyal hayatımızı çok canlı çizgilerle yansıtan töre ro*manlarıdır. Bu türden olan Sinekli Bakkal, CHP Roman Ya-rışması’nda birincilik kazanmıştır, kısa ve fiilsiz cümleleri, sade bir dili vardır. Bu bakımdan yazarı tenkit edenler ol*muştur. Bütün eserlerinde kadın kahramanların daha kuv*vetli ve canlı anlatıldığı, tanıtıldığı görülür. Halide Edip Adıvar, şa*hıs yaratmada çok başarılıdır. Cumhuriyet döneminin en çok okunan eserlerini yazmıştır. Kitaplarının bir kısmı da batı dillerine çevrilmiştir.

    Hikayeleri:

    1. Harap Mâbedier (1911), 2. Dağa Çıkan Kurt (1922), 3. Kubbede Kalan Hoş Sadâ (1974), 4. izmir’den Bursa’ya (İçindeki üç hikaye yazara ait*tir, 1963,1970).

    Romanları:

    1. Heyula (1909-İ974), 2. Râlk’ln Annesi (1909, 1924), 3. Sevlyye Tallb (1910), 4. Handan (1912), 5. Yeni Tu*ran (1912), 6. Son Eseri (1913,1909,1939), 7. Mev’ut Hüküm (1917. 1919). 8. Ateşten Gömlek (1922, 1923), 9. Kalp Ağrısı (1924), 10. Vurun *****ye (1923, 1926), 11. Zeyno’nun Oğlu (1927,1928), 12. Sinekli Bakkal (1935,1936), 13. Yolpalas Ci*nayeti (1936), 14. Tatarcık (1938, 1939), 15. Sonsuz Panayır (1946), 16. Döner Ayna (1953), 17. Âkile Hanım Sokağı (1958, 1975), 18. Kerim Usta’nın Oğlu (1958,1974), 19. Sevda Soka*ğı Komedyası (1959, 1971), 20. Çare saz (1961, 1972), 21. Hayat Parçaları (1963).

    Tiyatro eserleri: 1. Kenan Çobanları (1918), 2. Maske ve Ruh (1937).

    Hâtıraları:

    1. Mor Salkımlı Ev (1951,1955; İn*gilizce neşri “Memoirs” 1926), 2. Türk’ün Ateşte İmtihanı (Milli Mücâdele Hâtıraları, Hayat mecmuası’nda 1962; İngi*lizce neşri “The Turkish ordeal”. 1928).

    Diğer eser*leri: 1. İngiliz Edebiyatı Tarihi (3 cilt, 1940-49), 2. Türkiye’de Şark-Garp ve Amerikan Tesirleri (1954,1955; İngilizce ve Ur*duca’ya da çevrildi). 2. Gazete ve mecmualardaki diğer ince*lemeleri, fikrî yazıları ve tercümeleri.
    mua bunu beğendi.
  4. Moderatör Gül

    Moderatör Gül Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    2.216
    Beğenileri:
    973
    Ödül Puanları:
    0
    yahya kemal
    Şâir, Üsküp’te doğdu. Asıl adı Mehmed Âgâh’tır. Babası adliye memurlarından Nİşli İbrahim Naci Bey, annesi Naki-ye Hanım’dır. İlk öğrenimini Üsküp’te yaptı. Orta öğrenimi*ne Selanik’te başlayıp 1902′de geldiği İstanbul’da Vefa Li-sesi’nde tamamladı. 1903′te Fransa’ya gitti. Bir kasaba oku*lunda bir yıl Fransızca öğrendikten sonra Paris’te Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde okudu. 1912′de İstanbul’a gelerek üniversitede çeşitli dersler verdi. (1915-1923). Urfa milletve*kili otdu (1923). Varşova ve Madrit elçiliklerine tâyin edildi. Sonra Tekirdağ (1935-1942) ve İstanbul (1943-1946) milletve*killiklerinde bulundu. Büyükelçi olarak Pakistan’a gitti (1948), bir yıl sonra emekli olarak İstanbul’a döndü. İstan*bul’da öldü. Kabri Rumelihisarı Mezarlığı’ndadır.
    XX’inci asrın en büyük Türk şairlerindendir, ilk şiirlerinde Servet-i Fünun şâirlerinin etkisi vardır. Bu şiirler Irtika ve Malûmat dergilerinde yayınlanmıştır. Fransa’ya gidince Bodlaire ve Verlaine gibi şâirleri okuyarak Batı şiirini tanıdı. Albert Sorei’in tarih derslerinin etkisi ile de millî tarihe yö*neldi. Dîvan şiirini Batı şiirinin bütünlük anlayışı içinde ele alarak yeni şiirler yazdı. Yahya Kemâl, Osmanlı kültür ve medeniyetine hayrandır. İstanbul’u bu medeniyetin sembo*lü olarak görmüş, eserlerinde bu şehri semt semt anlatmış*tır. Şiirlerinde duygu, düşünce ve hayâli ustaca kaynaştır-mıştır. Aşk, tabiat, deniz, sonsuzluk, ölüm ve kahramanlık temaiarını işlemiştir. Şiirin iç ahengini ön plana almış, mû*sikîye büyük önem vermiştir. Bu yüzden şiirlerinin tamamı*nı (Ok şürı hâriç) aruz vezni İle yazmıştır. Dilde mûsikîyi de Osmanlıca’da ve yaşayan Türkçe’de en çok kullanılan, mü-zikal değeri olan kelimeleri tercih ederek sağlamıştır. Şiirle*ri ifade bakımından yeni, ruh bakımından tarihî ve millî özel*lik gösterir. Türk tarihini 1071 Malazgirt Savaşı’ndan geriye götürmez, topraklarımızı da Osmanlı sınırları dışında gör*mez. Son zamanların en iyi rubâî şâiridir. Mensur eserlerin*de onu usta bir yazar olarak aörürüz.

    Eserleri:

    1. Şiirlerini önce Yeni Mecmua’da (1918) yayım*ladı. Sonra Dergâh, Şâir, Nedim,” Büyük_Mecmua, Tavus, İn*san, Akademi, Fotomagazin, İstanbul, Âiie, Hayat, İstanbul Haftası gibi dergiier iie Akşam, Cumhuriyet ve Hürriyet ga*zetelerinde yayımlandı. Şiirler ve nesirleri, ölümünden son*ra Yahya Kemâl Enstitüsü tarafından neşredildi. Bunlar: 1 Kendi Gök Kubbemiz (1961), 2. Eski Şiirin Rüzgârıyle (1962), 3. Rubailer- Hayyam Rubailerini Türkçe Söyleyiş (1963), 4. Aziz İstanbul (Nesir, 1964), 5. Eğil Dağlar (Millî Mücâdele yazıları, 1966), 6. Siyâsî Hikâyeler (1968), 7. Siyâsî ve Edebî Portreler (1968), 8. Edebiyata Dâir (1971), 9. Çocukluğum, Gençliğim, SiyasîveEdebîHâtırâlarım(1973),10.Târİh Musa*habeleri (1975), 11. Bitmemiş Şiirler (1976), 12. Mektuplar-Makaleler (1977). Şâir hakkında elliye yakın kitap yayımlan*mıştır.
    mua bunu beğendi.
  5. Moderatör Gül

    Moderatör Gül Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    2.216
    Beğenileri:
    973
    Ödül Puanları:
    0
    Mehmet Fuad Köprülü

    Fuat Köprülü 4 Aralık 1890’da İstanbul’da doğdu. Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa’nın soyundan gelmektedir. Edebiyat ve tarih alanında ilerlemek için hukuk öğrenimini yarıda bıraktı.

    1909’da Fecr-i Ati topluluğuna katıldı. Şiirlerini 1913’e kadar Mehasin ve Servet-i Fünun dergilerinde yayımladı. Bu yıllarda “Milli Edebiyat” ve “Yeni Lisan” akımlarına karşıydı. 1910’dan sonra İstanbul’un çeşitli okullarında Türkçe ve edebiyat okuttu, liselerin edebiyat programını düzenledi. Ziya Gökalp çevresine girdikten sonra Milli Edebiyat akımını benimsedi; Türk tarihinin ilk dönemlerine kadar indi, ilk Türk topluluklarının tarih ve edebiyatlarını inceledi. 1913’te, Halit Ziya Uşaklıgil’den boşalan İstanbul Darülfünunu Türk Edebiyatı Tarihi müderrisliğine getirildi. Aynı yıl Bilgi dergisinde Türk edebiyatının hangi yöntemle incelenmesi gerektiğini tartışan “Türk Edebiyatı Tarihinde Usul” adlı yazısı çıktı.

    İlk büyük yapıtı Türk Edebiyatı’nda İlk Mutasavvıflar’ı yayımlandı. 1923’te Edebiyat Fakültesi dekanı oldu, Türkiye Tarihi adlı kitabını çıkardı. 1925’te Türkiyat Mecmuası’nı çıkarmaya başladı, ünü giderek dünyaya yayıldı, birçok uluslar arası kongreye Türkiye temsilcisi olarak katıldı. 1928’de Türk Tarih Encümeni başkanlığına seçildi. 1931’de Türk Hukuk Tarihi Mecmuası’nı çıkarmaya başladı; 1932-1934 arasında Divan Edebiyatı Antolojisi’ni çıkardı. 1933’te ordinaryüs profesör oldu, İstanbul Üniversitesi’nde birkaç kez dekanlık yaptı. 1934’te siyasete atılarak Kars milletvekili oldu. 1936-1941 arasında Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’yle Siyasal Bilgiler Okulu’nda ders verdi. 1935’te, Paris’te Türk Tetkikleri Merkezi’nde verdiği konferansların toplamı olan Les Origines de L’Empire Otoman (Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu) adlı kitabı yayımlandı ve büyük yankı uyandırdı. Heidelberg, Atina ve Sorbonne üniversitelerince onursal doktorluk sanı verilen, bilim kuruluşlarınca onur üyeliğine seçilen Köprülü 1941’den sonra İslam Ansiklopedisi’nin yayımına katıldı. V.(Ara Seçim), VI., VII. Dönem Kars, VIII., IX., X. Dönem İstanbul Milletvekilliğine, hem de İstanbul ve Ankara Üniversitelerindeki görevlerine devam etti.

    Celâl Bayar, Adnan Menderes ve Refik Koraltan ile birlikte Demokrat Parti'yi kurdu. Demokrat Parti 14 Mayıs 1950 seçimlerini kazanıp iktidara gelince, dışişleri bakanı oldu. 1956’ya kadar sürdürdüğü bu görevi sırasında Türkiye’nin NATO’ya girişinde etkin rol oynadı. 5 Temmuz 1957'de Demokrat Partiden resmen istifa ederek aynı yıl Hürriyet Partisi ne girdi. Asıl yararlı çalışmalarını Türk Edebiyatı ve Türk Halk Edebiyatı araştırmaları oluşturur. Çok verimli bir araştırmacı olan Köprülü, ardında 1500'ü aşkın kitap ve makale bırakmıştır.

    Mehmet Fuat Köprülü 28 Haziran 1966’da İstanbul’da, direğe çarparak, kaldırıldığı Baltalimanı Hastanesi’nde öldü. Çemberlitaş’taki Köprülü Türbesi’nde babasının yanına gömüldü.

    Başlıca Eserleri
    Yeni Osmanlı Tarih-i Edebiyatı (1916)
    Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar (1919-1966)
    Nasrettin Hoca (1918-1981)
    Türk Edebiyatı Tarihi (1920)
    Türkiye Tarihi (1923)
    Bugünkü Edebiyat (1924)
    Azeri Edebiyatına Ait Tetkikler (1926)
    Milli Edebiyat Cereyanının İlk Mübeşşirleri ve Divan-ı Türk-i Basit (1928)
    Türk Saz Şairleri Antolojisi (1930-1940, üç cilt)
    Türk Dili ve Edebiyatı Hakkında Araştırmalar (1934)
    Anadolu’da Türk Dili ve Edebiyatı’nın Tekamülüne Bir Bakış (1934)
    Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu (1959)
    Edebiyat Araştırmaları Külliyatı (1966)
    İslam ve Türk Hukuk Tarihi Araştırmaları ve Vakıf Müessesesi (1983, ölümünden sonra)
    mua bunu beğendi.
  6. mua

    mua Üye

    Katılım:
    26 Ekim 2008
    Mesajlar:
    7
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    yardımlarınız için çok teşekkür ederim.
  7. Moderatör Gül

    Moderatör Gül Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    3 Kasım 2009
    Mesajlar:
    2.216
    Beğenileri:
    973
    Ödül Puanları:
    0
    rica ederim (=

Sayfayı Paylaş