''yazıyorsan , cemil efendiyide yaz'' dedi...yazdım...(tavsiye ederim çok etkileyici)

Konu 'Alıntı Yazılar' bölümünde HaSrEt nİl tarafından paylaşıldı.

  1. HaSrEt nİl

    HaSrEt nİl Forumdan Uzaklaştırıldı

    Katılım:
    4 Ocak 2011
    Mesajlar:
    392
    Beğenileri:
    407
    Ödül Puanları:
    0

    Yazmalı insan tükendiğinde yaşamdaki yeşiller, yazmalı insan seni anlayacak tek kalp atışı bulamadığın zaman. Yazmalı insan kelimelerin gücüne inandığı her an. kalemin kağıdıyla buluştuğunda vucudun her hücresi ayrı ayrı hissetmeli sarsıntıyı. çok dik tutmamalısın kalemi, nede çok eğri.



    gördüğünü kalemiyle resmetmeli betimelemeli insan, kelimeler sulu boya....

    düşündümde hep aşktan yazmalarım, sıcak odam dan seyrederken gökyüzünü aklımdan geçenlerden ibaret işte. oysa bir ince cam, kışın ayazından sıcak odamı ayıran. hep haksıslığa uğramışısdır, hiç düşündünüzmü? herkes haksıslığa uğramışken haksıslık eden kim acaba diye?
    bir itirafta bulunayım mı? ama sır aramızda...işin bu boyutunu hiç düşünmedim,



    dedim ya hep aynı pencereden seyrettim gökyüzünü, hani bilemem ki gecenin ayazını, sabahın kör saatine kadar içimde hissetmeyi. soğuk betonlarda el açıp önümden geçenlerin ellerini ceplerine götürüyorlarmı diye umutsuzca bakmayı, hiç düşünmedim ki cemil efendinin yıllardır elinde bir bez soğuk kış günlerinde kırmızı ışıkta duran arabaların camlarını silerken çok üşüdüğünü, cemil efendinin bir umutla duran her arabaya eğilirken gurunun başını nasıl sıvazladığını bunları bilmedim, düşünmedim elbet.



    Ama gördüm, Cemil efendinin ne kadar saklasada yüzündeki yağmur sularıyla, tuzlu gözyaşının birbirine karışırken görünen o acı tabloyu. Gördüm dostlar, sol yanı insanın aşktan ıslanır sanan ben gördüm, beynim öyle bir emir yolladıki sol yanıma hissetim kışın ortasında içimde var olan o sıcaklığı.....

    saat akşam 22.00 civarı bi cafedeydik kankamla bilirsiniz işte laf lafı açar ordan burdan biraz şurdan ekler karıştırır bulamaç haline getirirsiniz, sonunda ortaya koyduğunuz bulamaç fikrinin saçmalığından dona kalır, geri adımda atamazsınız...

    " kanka ya bi çay daha içelimmi?" dersiniz ya

    işte tam o anlarda.

    dostlar maalesef birde kötü alışkanlığım var ki sormayın. "sormayın dedikten sonra sormamasını istediği şeyi hemen anlatmaya başlar ya insan, hiç anlayamadım bu durumu" ha bir de "söylemesi ayıp şunu yedim" bu cümleyide anlamam ayıpsa söyleme. konu dağıldı ha tamam kötü alışkanlığım sigara içiyorum hemde azımsanmayacak kadar. Ne yapayım yani bir gün bulursam benim için yanıp tutuşan başka bişey daha , bırakacağım sigarayı onu alışkanlık edineceğim =)

    sigara içmem sebebiyle cafenin en üst katının, 3 tarafı kapalı bir tarafı olmayan kısmına oturduk. canım kankam nede fedakardır ben kendimi zehirliyeyim diye o donar. laf laf laf, biraz hüzün, biraz aşk,biraz siyaset, derken bir asker kafilesi kesti lafı, başımı sağa doğru çevirdim kornanın etkisine-başımın tepkisi olarak. o an gördüğümdü işte cemil efendi. karşımda, elinde bezi eğilmişti bir mercedes'in camlarına...

    silerken yaptığı işi öyle önemsiyordu ki sürücünün onun aşağılaması bile onu alıkoymuyor du. el açıyor boş, 2.,3.,4.,5.,.....,32. üşenmedim saydım 32. araba bir bradway sıkıştırdı 45dk nın yevmiyesini eline. 50krş yada 1 tl için 32 araba camı sildi, arada bir de elindeki bezi sıkıp suyunu çıkartıyor, hava yağmurlu hem ne yağmur, taşıda sıkıyor aslında da çıkmıyor kolay kolay suyu. hani damlıyor 32 de 1....

    beceremem ben insan profili çizmeyi anlayın işte uzun sayılabilicek bir sakal, saçları o sakalla öyle birleşmişki, yüzünde derin derin çizikler, başında siyah bir bere, siyah bir mont yer yer beyaz, desen sanmayın sakın ha, bir kaç yeri derin bir şekilde yırtılmış içindeki astarın beyazı. vee çayım geldi sımsıcak, başımı cafenin duvarına kaldırdım tepemde bir ufo asılı sıcacık. cemil efendi bu halde nasıl anlarım ben seni....

    kankam bozdu sessizliği, "ne hayatlar var kanka" diyebildi o tabloya, ben se hiçbirşey. sustum, konuşmak gelmedi içimden, ilk defa insan gibi hissettim kendimi o büyü yü bozmak gelmedi içimden. ne zaman sonra yada kaç araba sonra bilmiyorum sessice susarak katıldı kankam da bana. " hayat bu kadar sınıf ayrımı yapmamalı" diyebildim sadece 5. kırmızı ışık yeşile dönerken.

    annem " insan yaşlandıkça daha çok üşüyor ve daha az uyuyormuş" der hep bana. düşündüm bende üşüyorum şuan, ne boğazımdan geçen scacık çay ne son ayara getirilen ufo, camdan içeri saldıran soğuklarla baş edemiyor. 3 duvarım var kalkanım, çayım bir de ufom. yırtık bir mont var kalkanı, o nasıl üşüyordur. 32 arabada bir... saymadıklarımda var elbet öncesi ve sayamayacağım yarını, sonrası.

    "gidelim kanka" diyebildim. 3 tl idi bir demli sıcacık çay, en iyi bir ihitimalle 32 arabada 1 araba 1 Tl verirse, 96 araba camı sildikten sonra bir demli çay içebilir diye düşündüm. çıkan sonuç ürpertti beni halbuki ne severim rakamlarla boğuşmayı, matematiği. ilk kez yanılmayı diledim. dur dur dedim beynime ya karnı açsa bi hesap daha buyur, gördüm ki rakamlarda karşı amcama. oyun oynuyorlar, dalgasını geçiyor rakamlar bile.

    gittik kankamla yaklaştık usulca ama engellememek adına işini, mesleğini, ekmek parasını yeşil ışığı bekledik, zaten o an gitsek konuşamazdık malum iş güç ten başını kaldıramıyordu.

    "merhaba" dedim. şaşkın bir ifade takındı yüzü, yavaş yavaş ama ani tepki vermemesi soğuktan mı bilmiyorum. "levent ben" dedim "zor bir mesleğiniz var" dedim. gülümsedi yüzündeki çizgiler derinelşti gülerken...

    "merhaba yavrum benim adımda cemil, hangi iş kolay sen onu söyle bakalım bana" dedi.

    öyle sıcaktıki konuşması anladım ki insanın içine soğuk işlemiyomuş. bu terimi mecazi cümlelerime ekleyip beynimin en kuytu köşesne doğru yola koydum bile.

    ben sordum o anlattı, o arada işten de kaytardı biraz. yol kenarındaki kaldırıma oturduk 15_20 dk sohbet ettik, o dakkalara neler sığdırmadık bir bilseniz, öyle bilgili öyle şeker ki cemil efendi. bi çok şey öğretti kankamla bana,oda genç olmuş zamanında onu anlattı, birini çok sevmiş onu anlattı, evliliğini anlattı ama sevdiğiyle evlenmemiş bir başka hanımla, çok iyi bir insanmış eşi, çok mutlu olmuşlar ama çocukları olmamış hep hasretlik çekmiş bi bebeğin ağlamasına. bir kız bir oğlanmış dileği, kız babanın_oğlan annesinin gözbebeği olmalıymış. bir gün eşi bırakmış onu, yanlış anlamayın cemil efendiyi tanıyan vazgeçebilirmi ondan vefat etmiş eşi. bir gecekonduları varmış bağcılarda eşide vefat edince satmış gecekondusunu köyüne gtmiş kardeşinin yanına. kardeşi parası bitene kadar krallar gibi bakmış amcama ama bitince atmış kapının önüne. işin bu kısmında bir de teşbih sanatı kullandıki sormayın gitsin....

    "hani çöp arabası gelmeye yakın çöpünü çıkartırsın ya kapıya direğin dibine yada ağacın işte tamda öle bıraktılar beni kapı önüne, hala bu çöp ortalıkta"

    sonra istla gelmiş, yer yok yurt yok çalışırım demiş. kimseside yok. taşı sıksa suyu yok, olsa da suyu çıkartcak gücü yok napsın amcam. yatarmış şirinevlerde bir parkta. sabah erkenden kalkarmış insanlar sokaklarda görünmeden, gündüz dolaşır dünün akşamı kazandığıyla simit, su falan alır bilindik şeyler işte. akşamda aynı yerde ışıkların orda bezini alır koyulurmuş işine. 10 tl kazanırsa eğer birde ziyafet verirmiş kendine ertesi gün. bi ziyafette bizden olsun dedik eline 20 tl lik bir banknot sıkıştırmak istedik bozuldu küstü bize cemil amcam.



    "olurmu hak etmeden kazanç olurmu, o kazancın tuzu tat verirmi aşa"

    bugünkü hatta önümüzdeki 2_3 yılın dersini almış olduk cemil hocamızdan.söz dedik geleceğiz arada bir tabi istersen...

    "daha ne öyküler bende" dedi.

    bu laftan sonra misafir kabul ettiğini anladık. kırmızı ışık yandı cemil efendi iş beklemez diyiverip aldı bezini eline, birde tatlı gülümseme fırlattı bizemi? hayatamı? cevabını hiç bir zaman bilemeyeceğim. birde el kaldırdı yavaşça soğuktanmı? yorgunluktanmı? bilemediğim bir yavaşlık. uzaklaştık......

    sıcacık odamdayım, yağmur dindi ama banklar ıslaktır üşümezmi cemil efendi şimdi, uyuyabilmişmidir anılardan bir fırsat bulup, soğuk bir aman vermişmidir. şimdi kim korur cemil efendiyi, kim örter üstünü, kim bu saatte gider o parka....

    bir öyküydü cemil efendi, dediği gibi bir zamanlar genç olmuştu cemil efendi, sevmişti cemil efendi, sevilmişti cemil efendi ve bugün eğildi cemil efendi duran her arabanın c*****, gururunun başını sıvazladı cemil efendi.

    yaz dedi kankam, yaz cemil efendiyi yaz, yazıyorsan bu öyküyü yaz dedi.

    yazmalı insan canı her sıkıldığında, yazmalı insan hiç umut kalmadığında, yazmalı insan yazdığında sarsıntılar yaratmalı kalemi, yazmalı her insan hayatı kendi gördüğü kadarıyla, inandığı kadarıyla, yazmalı insan her her içi acıdığında......












    bazen hiç bir şeyin kıymetini bilmiyoruz.
    betam bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş