yeniçeri ocağı

Konu 'Tarih - İnkılap Tarihi 10. Sınıf' bölümünde melancholic tarafından paylaşıldı.

  1. melancholic

    melancholic Üye

    Katılım:
    11 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    1

    arkadaşlar baktım ama bulamadım yeniçeri ocağı konu anlatımında yardımcı olurmusunuz?:( çok lazım...
  2. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.809
    Ödül Puanları:
    38
    YENİÇERİ OCAĞI’NIN KURULUŞU

    Yeniçeri Ocağı’nın kuruluşu Çandarlı Kara Halil’in teşebbüsü ile savaşlarda esir alınan hıristiyan gençlerden "Yeni-Çeri" (Yeni-Asker) adı ile bir askeri ocak vücuda getirildi. Bu teşkilatın kuruluş tarihi henüz kati olarak tesbit edilmemiş olmakla beraber, devrin ulamasından Kara Rüstem, kadıasker Çandarlı Kara Halil ile bir sohbetinde, Hıristiyan esirlerden istifade edilmesi fikrini ortaya atmıştır. Bu düşünceyi padişaha arz eden kadıasker, ondan olumlu cevap almıştır. Bu sırada, seferde bulunan Gazi Evrenos seferden bir hayli esirle döndü. Çandarlı Kara Halil, bunların önce türkçe öğrenmelerinin luzumuna işaret ederek, Türk ailelerinin yanına verilmesinin uygun olacağını tavsiye etti. Bu usulun kabül olunması üzerine Hıristiyan çocukların mikdarı, lüzüm ve ehemmiyetine göre, yeniçeri ağası tarafından tespit olunarak 3 veya 4 sene Türk ailelerinin yanında kaldılar. İttihaz edilen bu usüle göre, Türçe’yi ve Türk adetlerini öğrenmiş bulunan esirler, Ocağa ihtisap edip akbörük giydiler. Bu süretle, I.Murad (1362-1389) zamanı Hıristiyan çocuklarından mürekkep Yeniçeri Ocağı kurulmuş oldu.

    İlk devirlerde Yeniçeri Ocağı için ayrılan esirlerin yaşlarına dikkat edilmezken, sonraları 8 ile 18 yaş arasındaki çocukların Yeniçeri Ocağı’na alınması kanun olmuştur. 3 veya 5 senede bir, gürbüz ve sıhhatli olan çocuklar devşirilirdi. Devşirme, yine ihtiyaca göre mıntıka mıntıka yapılırdı. Devşirme kanununa göre, Hıristiyan çocuklarından asil olanlar ile papaz oğulları alınırdı. Tek oğlu olan bir ailenin çocuğu alınmazdı. Çok çocuklu ailelerin çocukları içinde sıhhatli, yakışıklı ve orta boylu olanı terci edilirdi. Anası babası ölmüş çocuk, noksan terbiyeli ve aç gözlü olacağı mülahazası ile alınmazdı. Köy kethüdasının oğlu yüzü gözü açılmış olduğu için devşirmeye ayrılmazdı. Sığırtmaç ve çoban oğulları ile kel, serkeş, köse ve doğuştan sünnetli olanların alınmamaları da kanundu. Yeniçerilerin maaşı da kanunla tesbit edilmişti. Kapıya yeni çıkanların yevmiyeleri bir akça olup en kıdemlileri beş akça alırdı. Bu miktar askeri hizmet seneleriyle gösterilen kahramanlık eserleri nisbetinde artardı.

    Devşirme, Rumeli’de yapımış ise, bunlar Anadolu’ya ve Anadolu’da yapımış ise, Rumeli’ye yollanırlardı. Buna da sebep, arada deniz olduğundan, memleketlerine kaçmalarının önüne geçmekti. Devşirilen Hıristiyan çocuklar, 100-200 kişilik kafileler halinde İstanbul'a sevkedilirdi. İstanbul'a getirilen devşirmelerin bazıları saray için de ayrılabilrdi. Ayrılan devşirmeler, saraylara verilerek yetiştirilirlerdi. İçlerinden kabiliyetli ve istidatlı olanlar Topkapı Sarayı'na alınırdı. Sarayda bunlara „iç oğlanı“ derler, hükümet idaresini ele alan bir çok vezir, beylerbeyi v.s. devlet adamı yetişmiş ve içlerinde bir haylısı da vezir’i azam olmuştur.

    Yeniçerilerin mevcudu devamlı değişiklik arzetmiştir. Kuruluş yıllarında 1.000 kişi civarında olan Ocak, müteakip yıllarda ihtiyaca göre artış göstermiştir. Mesela, II.Mehmet’in saltanatında Yeniçeriler’in miktarı 1200’e, Süleyman’ın saltanatında 20.000’e, IV.Mehmed’in saltanatında 40.000’e yükselmiş ve yeniçeri ağasına ”kırk bin kul ağası” denilmeğe başlanmıştır.

    Yeniçeri Ocağı, kuruluştan XVI. asır ortalarına kadar hakim olan disiplin ve itaat, bu teşkilatı devrin en mükemmel haline getirmiştir. Bu disiplin ve itaat çeşitli sebeplerle tedricen ihmale uğramağa başlayınca ocak, işe yaramaz ve hatta zararlı bir teşkilat haline geldi ve İstanbul’da zaman zaman vukua gelen isyan hareketlerinde başlıca kuvvet unsuru olarak yer aldı. Diğer taraftan, yeniçerilerin savaşlarda gösterdikleri korkaklık, gevşeklik ve bilhassa itaatsizlik Ocağın ortadan kalkmasına kadar devam etmiştir.

    Başta II.Mahmud olamak üzere bütün devlet erkenı, durumun vehametini anlamış ve ciddi tedbirlerin alınmasında ittifak etmişlerdi. M.8 mayıs 1826 (H. 1 şevval 1241) günü şeyhülislam konağında, II.Mahmud, Şeyhülislam Tahir Efendi, Rumeli kazaskeri Arif Efendi, İstanbul kadısı Sadık Efendi ve yeniçeri ağası Mehmed Celaleddin Ağa’nın iştiraki ile bir toplantı yapıldı. Bu toplantıda başta sadrazam olmak üzere Yeniçeri Ocağı’nın kapatılmasıyla ilgili fikirlerini beyan ettiler. Hazırlanmış bulunan ferman okunup tasdik edildiği gibi, Şeyhülislam Tahir Efendi de fetvasını okudu.

    Osmanlı tarihinde ”vaka-i Hayriyye” denilen bu hadise neticesinde M.14 haziran 1826 (H. 9 zilkade 1241) günü II.Mahmud, bir ferman ile Yeniçeri Ocağı’na son verdiğini ilan etmişti. II.Mahmud’un emriyle, Avrupai tarzda talim yapacak olan Asakir-i Mansüre-i Muhammediye adlı yeni bir askeri teşkilat kuruldu. Seraskerliğine de yeniçeriliğin kaldırılmasında büyük hizmetleri geçen Ağa Hüseyin Paşa getirildi. Kaynak: İslam ansiklopedisi, Leyden tabı, ma.Yeniçeruiler ve ma.Devşirme M.E.B.Y.

    Yeniçeri Ocağı’nın kuruluşu hakkında Hammer şöyle der: Bir gün Orhan Gazi (1281-1362), mahiyyetinde birkaç kişi bulunduğu halde, Karaöyüke kariyerinde ikamet eden Hace Bektaş’ın nezdine giderek, yeni asker için dua etmesini ve bir sancak ile birde isim verilmesini talep etti. Hace Bektaş, abasının kolunu ucu askerin sırtına kadar sarktı; daha sonra şoyle dua etti: Bu tesis ettiğiniz askerin adı Yeni-Çeri olacak, yüzü ak ve parlak, bazusu müdhiş, kılıcı keskin, otu tiz olacak, hep savaşlarda galib gelecek, daima muzafferiyetle avdet eyleyecektir, diye yazar. Kaynak: Büyük Osmanlı Tarihi, c.1, sa.99, tercüme İ.O.Y.

    Burada şunu da ifade etmek gerekir ki, Hammer’in bu rivayetin, kanaatin de tamamiyle uydurma olduğunu söylemek lazımdır. Çünkü yukarıdan beri verilen izahattan anlaşılmıştır ki, Hace Bektaş Veli’nin Orhanla görüşmesine maddeten imkan yoktur. Ancak, yeniçerilerin Bektaşi tarikatı’na bağlılıkları sebebiyle Bektaşi tekkelerin de kapatıldığı bilinmektedir.

    Hace Bektaş Veli dergahındaki Dedebaba olan Hamdullah Efendi (1767-1836) Bektaşi tekkelerinin kapatılması sonucu II.Mahmud tarafından M.10 Ocak 1828 (H. 23 Cemaziülahir 1243) tarihli fermanla Amasya’ya sürgün edilmiştir. Hace Bektaş Veli dergahına Naksibendi şeyhi Mehmet Sait Efendi atandi. İleri gelen Bektaşi Babaları asılmış, bir kısmı şeriat alimlerinin çok bulunduğu diyarlara sürgün edilmiş, sonradan yapılmış olan tekkeler yıktırılmiş, tarihi yapılar olan eski tekkelerede Nakşibendi şeyhleri tayin edilmiştir.
  3. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.809
    Ödül Puanları:
    38
  4. melancholic

    melancholic Üye

    Katılım:
    11 Kasım 2007
    Mesajlar:
    21
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    1
    çok teşekkür ederim gzmm:) çok işime yaradı:)
  5. Toгgαи

    Toгgαи Özel Üye Özel Üye

    Katılım:
    25 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.730
    Beğenileri:
    1.809
    Ödül Puanları:
    38
    Rica ederim.

Sayfayı Paylaş