Yılmaz Erdoğan

Konu 'Alıntı Şiirler' bölümünde by_firar tarafından paylaşıldı.

  1. by_firar

    by_firar Üye

    Katılım:
    22 Kasım 2008
    Mesajlar:
    224
    Beğenileri:
    11
    Ödül Puanları:
    19

    ACI

    Yaşamak uğruna
    ölmek bu olsa gerek
    Sevmek uğruna
    acı çekmek bu olsa gerek
    Hayat uğruna
    savaşmak bu olsa gerek
    Peki ya senin uğruna
    Üzülmek niye?
  2. by_firar

    by_firar Üye

    Katılım:
    22 Kasım 2008
    Mesajlar:
    224
    Beğenileri:
    11
    Ödül Puanları:
    19
    ADIN BAHARDI

    Kente yalnızlık gelirdi sen uyuyunca
    Yüzümde mevsim değişirdi uyandığında
    Bilmezdin gizliden seni sevdiğimi
    Aşkın içimde solardı adın bahardı

    Eteğini koştururdun sokağımızda
    Sokak sus pus olur sana bakardı
    Bilmezdin gizliden izlediğimi
    Gözlerim gözlerinden korkardı
    Hatırlıyorum adın Bahar’dı

    Sokakta bir bayramdı durakta bekleyişin
    Sanki sonsuz bir ayrılıktı okula gidişin
    Bilmezdin her sabah seni yolcu ettiğimi
    Yüreğim yol boyu ardından ağlardı
    Hatırlıyorum adın Bahar’dı.
  3. by_firar

    by_firar Üye

    Katılım:
    22 Kasım 2008
    Mesajlar:
    224
    Beğenileri:
    11
    Ödül Puanları:
    19
    ALKOL İKİNDİSİ

    Biz ne zaman içsek,
    Köfte geç gelir
    Ve oturur muhabbetin terkisine
    Çıplak bir efkar sözcüğü

    Biz ne zaman içsek,
    Sabah akar meycinin cebine
    Günde kaç kez öpüşür ki akrep ile yelkovan
    Biz ne zaman içsek,
    İç değilizdir aslında.
    Dışımızda bronz bir akşam sözcüğü,
    Çırıl bir efkar sözcüğü
    Delikanlı kıvamında sevda değilse de
    Tabansız sevişmelerdeki el değmemiş pişmanlık
    Biz ne zaman içsek,
    iç değilizdir aslında.

    Bu alkol ikindisi şiirle
    Şimdi burda açılsaydın
    Adımın baş harfi gibi
    Belki ağustos kokardı ağustos
    Sen,
    Fikrini ipotek etmiş kiralık sevdalara
    Senine boyuna sevilmiş sen
    Yalanı sevdasından büyük sen
    Bir bil-sen.

    Biz ne zaman içsek seni düşünüyoruz
    Genzimizde göl gözyaşları
    Biz ne zaman içsek,
    İç değilizdir aslında.

    Dışımızda bronz bir İzmir akşamı...
  4. by_firar

    by_firar Üye

    Katılım:
    22 Kasım 2008
    Mesajlar:
    224
    Beğenileri:
    11
    Ödül Puanları:
    19
    AMAN ORMANCI

    nasıl hecelersen hecele
    hep aynı biçimde yazılıyor
    ayrılık

    çok yol bilenler geçti
    ayağını yord***** göre uzatan
    kurdun kuşun bileceği hal değilmiş ya öylesi işte
    eski sözlere yeni kafiye bulmak gerekmez
    suyu sefası kendine yeten
    stabilize bir eğlenmektir hayat
    her sevdalıya aşık atmak gerekmez

    sen, o hep önden giden
    çatallanan bahçesindeyken sevişmenin
    ki çıplak ve bensizliği ele almışken
    ne anlattığını bilmek istemeyen
    şiirler getiririm arkandan
    bir devrik cümlem kalır acınası
    iki çekingen benzetmem belki
    ve derisi soyulmuş bir nakaratım kalır
    yoluna ağladığım o türküden
    artık ehemmiyeti kalmaz
    köprünün
    ve hoş gül içimlik suların
    ya da
    -içkiden olsa gerek-
    masayı yıkan ormancının
    nasıl kıydın diye sormanın da manası yoktur
    suç delilleri ortadadır
    ve zaten
    kim olsa katılır akışına gerisinin

    aman ormancı
    canım ormancı
    köyümüze bıraktın
    yoktan bir acı

    acı köyde ya o yüzden türkü,
    yoksa roman olacak
    kentimizde geçse öyküsü

    bir de gülüşün kalır
    dişlerinin etrafından
    ve bilişin kalır
    her şeyi ama her şeyi
    eski haliyle
  5. by_firar

    by_firar Üye

    Katılım:
    22 Kasım 2008
    Mesajlar:
    224
    Beğenileri:
    11
    Ödül Puanları:
    19
    ANLADIM..

    Anladım,
    sabahları açılır.
    Esnaf çarşıları yeminle
    “Bedreddin'im bir ağaca asılır”.

    Anladım,
    En büyük yalan yemindir.
    Edilir sabahları,
    Gecesini hatırlamayan esnafların

    Tüm merasimleri gömdüm.
    Ömrümün reklam amaçlı takvimlerine.
    Anladım,
    Kimse üzgün değildi.
    Bayraklar yarıya indiğinde.

    Bir tek el isteyen,
    Yordam ve özür dileyen,

    Anladım.
    Herkese kötü şeyler hatırlatan yüzüm,
    Evet yüzümdü.
    Her görüşmeye taşıdığım,
    Kandırılmaya gönüllü bir gönülle,
    Az sütlü neskafelere sigaralar iliştirdim.
    Göz gördüm başka açılara ayarlı.
    Uzun bir yüz gördüm.
    Meğer filmin sonu diye ayarsız
    Fin yazardı end zamanında
    Bir zamanlar,
    Fransızlar hep Fransız kalacaklar,
    Sabah sinemasında pazarları...

    Aklımı alıp doğduğum evin,
    Müze olma isteğine saklayacaklar.

    Ama kavaklar büyüyecek.
    Herkesten gizli boyatmak,
    Bir kavağın becereceği iştir ancak.

    Anladım ki ağaçlar,
    Toprağa acı verdikçe büyüyorlar.

    Her pazartesi and içip,
    Cumaları marşa basan,
    Camiler dolusu yemin edip,
    Taburlarca yalan söyleyen,
    Bu toprakta bu ağaç
    Kuruyacaktır elbet.

    Anladım.
    Kimseye acı vermeden,
    Büyünmüyor.
    Namusum ve şerefim ve
    Çocukluğumun üzerine beton dökerim ki
    Tüfek filan değil,
    Çimento icat edildi de
    Bozuldu mertliğin mimarisi,
    Esrarlı bir ülkeye göçtü sabrın taş ustaları.

    Anladım.
    Altı dükkan olsun istiyor evinin.
    Ve ağlamaklı bulmuyor apartımanları
    Benim taş ustamın karısı.
    Ve her yerde
    Şube açmak istiyor.
    İskender kebabını icat eden,
    Büyük İskender’in çocukları
    Ki gölge filan etmez.
    Yoğurtlu bir ziyafet çekerdi.
    Diyojen’le karşılaşsaydı.

    Anladım.
    Bursalı İskender’in,
    Romalı arkadaşından daha çoktur
    Uygarlığa katkısı.

    Oysa;
    Bu satırlarla üstünü örten ben,
    Kelimelerle sargı bezi ve
    Merhem yapan,
    Ozanlığı en çok kendini üzen ben,
    Anladım.
    Sadece öğlenleri açarım yaramı.
    Ve hiçbir yerde şubesi olmaz,
    Bu kanamalı hastanın.

    Anladım.
  6. by_firar

    by_firar Üye

    Katılım:
    22 Kasım 2008
    Mesajlar:
    224
    Beğenileri:
    11
    Ödül Puanları:
    19
    AŞK HAYATI

    Sevmek gibi geliyordu her şey,
    sevmek gibi gidiyordu kadın
    adının anlattığı, canın tenini yakmasıydı
    bir bulut evet ama aslolan
    bulutun suyu yağmasıydı...

    "Bir insanı sevmekle başlıyordu her şey"
    ve boşanmak için
    en az iki şahit gerekiyordu
  7. by_firar

    by_firar Üye

    Katılım:
    22 Kasım 2008
    Mesajlar:
    224
    Beğenileri:
    11
    Ödül Puanları:
    19
    AŞKIMIZ

    Aşkımız iki gözlüklünün öpüşme çabasıydı;
    gözlükleri çıkarmak hiç aklımıza gelmedi.

    Hiç düşündün mü belkiyi
    Belki, eline en yakışan takı benim elim.
    Belki de en belli olacak yalan, benim söylediğim...
    Belki sen ve belki ben...

    Yoksulluk, kirden rengi tanınmayan
    bir beyaz tutsaklık...
    İnsan kendine iltica edebilir mi?

    Ölü olarak ele geçiriliyor en sıcak insan sözleri..
    Ve hüznüm bir kamu morgunda işe başladı.
  8. by_firar

    by_firar Üye

    Katılım:
    22 Kasım 2008
    Mesajlar:
    224
    Beğenileri:
    11
    Ödül Puanları:
    19
    BAŞKALAŞAN AŞK

    Adını anmak güzeldi,
    dost ağızlarda sana dair cümlelerin
    ıslatılması...
    Adını anmak...
    Yüksek sesle, kimsesiz gecelerin düşsel
    avuntularına sırt çevirip senden söz açmak...
    Biraz gülünç, biraz sitemkar...
    güzeldi...
    Adının Türkçedeki yankısı özeldi...

    Seninle yoğurt yemek, kendi Kanlıcanlı,
    Sülalesi Kandilli yoğurtçunun mekanında...
    Denize amors durup, yüzüne
    cepheden bakmak güneşli bir mavilikte....
    güzeldi..

    İpe sapa konuşlanmaz bahanelerle elini tutmak,
    yüzünde
    Yüzyıllık bir hasreti gidermek güzeldi...

    Güzeldi'li geçmiş zamanları düşünüyorum
    şimdi...
    Cümlelerimiz öznesiz...Umursayan yok,
    Kanlıca'daki yoğurdu...

    ve eşikteki öpücük, tarih bilinci olmayan bir
    aşkın mührüdür artık...
  9. by_firar

    by_firar Üye

    Katılım:
    22 Kasım 2008
    Mesajlar:
    224
    Beğenileri:
    11
    Ödül Puanları:
    19
    BENDE SANA YETECEK KADAR BEN KALMADI

    Sus pus olmuş, puslu bir İstanbul'muydu yüzün, yoksa
    çok bildik hüzünler mi taşınmıştı yüzüne
    Dolmabahçe da çay tadında....
    Divit ucuyla yazılmış bir aşkın sureti vardı avuçlarında,
    tarih bir başka iklimin kıvamını gösteriyordu.
    Ben rehnedilmiş yelkovan gibi... hani akrep'i seven ama
    yüreği takvim yokuşlarında...

    Sinemada elinin elimde terleyişinin bir anlamı olmalı,
    sesinin sesimde yankılanmasının... sanki perdedekine
    üzülmüş ya da sevinmişsin de tesadüfen akmış yüzün
    içime... Yalan! Sen perdeye bakıyorsun, fikrin benim
    seyir defterimde.. ve ben amerikanca bir filmi kürtçe
    seyrediyorum...

    Kadın Beyoğlu'nun bir kış akşamında,
    üstündeki deri montun sahibine küs, soğukluğundan
    muzdarip yürüyordu... Adam da... Yürümek hiçbir şeyi
    çözmüyordu, bazı Aralık akşamlarında... Parmağında
    yaralı bir öyküyü taşıyordu adam... Kadının yüzünde
    bir hüzün... Hüzünlü aralık akşamında bir yüzük...
    Yüzüğün yüzünde dünya güzeli bir kadının kehaneti...
    ... Soğuğun ve karanlığın vehameti!

    Hayatı, bir başkasının pantolonu gibi, küçültülmüş,
    daraltılmış... İlk sahibinin o pantalonla yaşadığı şeyler,
    yani pantalonu pantalon yapan anılar, bazı ilkbahar
    bereleri yüzünden yapılan yamalar, ter tüketen
    yazlar... Hepsi daraltılmış... Yaşananlara bir beden
    büyük geliyor artık hayat!

    Bir aşkı paylaşmak için çok geç, bir paylaşıma aşık
    olmak içinse erken... Beni sevda yerimden vurdu yine
    zaman... Şimdi sana söylenecek tek cümle:

    Bende sana yetecek kadar ben kalmadı...
  10. by_firar

    by_firar Üye

    Katılım:
    22 Kasım 2008
    Mesajlar:
    224
    Beğenileri:
    11
    Ödül Puanları:
    19
    BİR MEVSİMİN ACI GERÇEKLERİ

    ""Bir tek dileğim var mutlu ol yeter” sözünün
    bir kamyon yükü
    anlam taşıdığı günlerdi

    Kaldırımlar toz ve kağıt topakları
    Ankara’nın
    Ankara’nın sonbahar yaprakları
    ayvalar sarı
    hüzünler olgun
    yaz yorgunu gövdeler serili betonlarda

    Ben yanımda çok acıklı
    epey yol üstü sözler getirmiştim.
    “Sanki terk edilmiş bir viraneyim
    her yanım dağılmış yıkılmışım ben”

    Okul önlük mevsimi
    ve kaplanması kitapların
    cumhuriyet gazetesiyle
    bir ön beslenme çantası kompleksi
    malum şu otlu peynir meselesi

    Saçlarını süt mısırı örgü yapmış
    bir al yüz koca göz görüyorum.
    Sanki o tehlikeli yolun başındayım
    Aşk’a geliyorum!
    ama yanıma hep
    köy zılgıtlı sözler almışım
    arabesk kalıyorum
    her kent soylu aşkın karşısında
    “Bir kulunu çok sevdim” diyorum
    “O beni hiç sevmiyor” diyorum
    “Kalbimi ona verdim
    artık geri vermiyor” diyorum.

Sayfayı Paylaş